İskoçya’nın İkinci Bağımsızlık Referandumuna İzin Çıkmadı

İngiltere, Birleşik Krallık’a bağlı İskoçya’nın ikinci bir bağımsızlık referandumu düzenlemesine izin verilmesi yönündeki talebini reddetti. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İskoçya Bölgesel Hükümeti Başbakanı Nicola Sturgeon’a yazdığı mektupta şu ifadeleri kullandı:

“Bir başka bağımsızlık referandumu düzenlemek için İngiliz Parlamentosundan, İskoç Parlamentosuna yetki devri için ortaya koyduğunuz argümanları dikkatle inceledim. Ülkemiz yurt içi ve yurt dışında eşi görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olduğu için 2014’te İskoç halkı tarafından açıkça yanıtlanan bir soruya geri dönme zamanının geldiği konusunda hemfikir değilim.”

Johnson mektubunda, İngiliz ve İskoç hükümetinin birçok konuda yaptığı iş birliğinin önemi dikkati çekti.

“İskoçya demokrasisi başka bir başbakanın tutsağı olmayacak”

İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon, Twitter’dan Johnson’ın kendisine gönderdiği mektubu paylaşarak, bunun, Johnson’ın “başbakan olarak yaptığı son eylemlerden biri” olduğu yorumunda bulundu.

Sturgeon, “Açıkça söylemek gerekirse, İskoçya bağımsızlığı seçme fırsatına sahip olacak. Umarım 19 Ekim 2023’te yapılacak bir referandumda ama değilse de genel seçimle. İskoç demokrasisi ne bu ne de başka bir başbakanın tutsağı olacak.” ifadelerine yer verdi.

İskoçya, 19 Ekim 2023’te bağımsızlık referandumu düzenlemek istiyor

İskoç Ulusal Partisi (SNP) lideri Sturgeon, 28 Haziran’da yaptığı açıklamada, 19 Ekim 2023’te bağımsızlık referandumu düzenlemek istediklerini, bu planın yasallığının belirlenmesi için Yüksek Mahkemeye başvuracaklarını ve merkezi hükümetle de görüşmeye “hazır ve istekli” olduklarını söylemişti.

İstişare amaçlı referandum yapacaklarını ve buna ilişkin tasarının da parlamentoya sunulduğunu belirten Sturgeon, oylamada halka “İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mı?” diye sorulacağını bildirmişti.

Referandumun “yasal” olması gerektiğini ve bunun müzakere edilemez olduğunu kaydeden Sturgeon, merkezi hükümetin onayı olmadan yapılabilecek bir referandumun yasallığının belirlenmesi için Yüksek Mahkemeye başvurulacağını açıklamıştı.

Sturgeon, mahkemenin, İskoç Parlamentosunun referandum düzenleme yetkisine sahip olmadığına karar vermesi durumunda, bir sonraki genel seçimin, “fiili bir referandum” olacağını aktarmıştı.

İskoçya Başbakanı, mahkemenin lehte karar vermesi durumunda ise ilgili tasarıyı yasalaştıracaklarını bildirmişti.

2014’te reddedildi

SNP, 2014’te yapılan referandumda İskoçya yüzde 55’le bağımsızlığı reddetmiş olsalar da Brexit’in durumu değiştirdiğini ve yeni bir referanduma ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Brexit referandumunda İngiltere’nin aksine yüzde 62 karşı oy kullanan İskoçya, istemedikleri halde AB’den çıkarıldıklarını belirtiyor.

Referandum için onay gerekiyor

Yeni bir bağımsızlık referandumu düzenlemek için İngiltere Parlamentosundan izin almak gerekiyor. Johnson liderliğindeki Muhafazakar Partinin çoğunluğu elinde bulundurduğu 650 üyeli parlamentodan böyle bir iznin çıkması imkansız görülüyor.

Bu nedenle, bağımsızlık yanlılarının alternatif yollar deneyebileceği değerlendiriliyor. Bu seçeneklerden birini, İngiltere Parlamentosundan izin alınmasını zorunlu kılan yasaya karşı mahkemeye gitmek oluşturuyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

G7’den ‘Çin’in İpek Yolu’na Alternatif Proje

ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7’nin liderleri, gelişmekte olan ülkelerde altyapının finansmanı için 600 milyar dolar fon sağlama kararı aldı.

G7’nin planı, “Çin’in İpek Yolu” olarak nitelendirilen “Kuşak ve Yol” Projesi’ne alternatif bir girişim. Çin’in trilyonlarca dolarlık altyapı inisiyatifi, ülkeleri çok fazla borçlandırdığı gerekçesiyle eleştiriliyordu.

G7’nin Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı geçen yıl İngiltere’de yapılan G7 görüşmelerinde gündeme gelen bir progam.

ABD Başkanı Joe Biden, planın herkes için kazançlı olacağını söyledi. Biden, G7’nin planı için “Net olmak istiyorum. Bu yardım ya da hayır girişimi değil. Herkese kazanç sağlayacak bir yatırım. Ülkelerin demokrasilerle ortaklık yapmanın somut yararlarını görmesine yardımcı olacak” dedi.

Plan kapsamında ABD; hibeler, federal fonlar ve özel yatırımlardan 200 milyar dolarlık bir bütçe vadetti. Avrupa Birliği de 300 milyar euroluk kaynak sözü verdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, projenin amacının “kalkınmakta olan ülkelerdeki ortaklarımıza bir seçenekleri olduğunu göstermek için olumlu bir yatırım duygusu sunmak” olduğunu söyledi.

Altyapı programı ilk olarak 2021’de İngiltere’de yapılan G7 toplantısında gündeme gelmişti. O dönem “Daha iyi bir dünya inşa et” adını taşıyan ABD öncülüğündeki planda gelişme kaydedilememesi üzerine adı Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı olarak değiştirilmiş ve 2022 G7 zirvesinin gündemine alınmıştı.

G7 ülkeleri yeni planlarıyla iklim değişikliğiyle mücadeleyi, küresel sağlığı iyileştirmeyi, cinsiyet eşitliğini ve dijital bir altyapı geliştirmeyi hedefliyor. Büyük projeleri arasında, Angola’da güneş enerjisiyle çalışan bir tesis, Senegal’de bir aşı fabrikası ve Mısır ve Afrika Boynuzu üzerinden Singapur’u Fransa ile bağlayacak 1609 kilometre uzunluğunda bir su altı telekomünikasyon kablosu da sayılıyor.

G7’nin planı, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı gündeme gelmişti.

Çin, lideri Şi Cinping’in 2013’te duyurduğu proje ile gelişmekte olan ülkelere liman, yol ve köprü gibi altyapı projelerinde finansman sağlıyor.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ticari ilişkileri geliştiriyor. Ancak inisiyatif, aynı zamanda zaten borç yükü altında ezilen ülkelere yüksek faizli krediler sağladığı ve bu ülkeler borçlarını ödeyemedikleri takdirde önemli varlıklarına el koyma aracı olarak kullanıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Pasifik’te Çin’e Karşı ABD Öncülüğünde Yeni Beşli Grup

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve İngiltere, Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri güçlendirmek amacıyla gayri resmi bir grup kurdu.

Euonews Türkçe’den Mustafa Bag’in haberine göre, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Başkan Joe Biden yönetiminin, Hint-Pasifik bölgesine daha fazla kaynak aktarma sözü verdiği bildirildi.

5’li grubun kurulması, Çin’in, yabancı yatırıma ihtiyaç duyan Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik, askeri ve polisiye alanlarda ilişkilerini güçlendirmeye çalıştığı bir sürece denk geliyor.

PBP (Partners in the Blue Pacific) olarak adlandırılan grup, Pasifik bölgeselciliğini kuvvetlendirmeye ve Pasifik’te yer alan adalarla dünyanın geri kalanı arasındaki ekonomik bağları güçlendirmeye odaklanacak.

“Pasifik toplumlarının yararına olan bu bölgeyi destekleme konusundaki ortak kararlılıkta birleşiyoruz” ifadesine yer verilen Beyaz Saray’ın açıklamasında, “Ayrıca bu vizyonu Pasifik bölgeselciliği, egemenlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve en önemlisi Pasifik Adaları tarafından yönetilen ve idare edilen ilkelere göre nasıl gerçekleştireceğimiz konusunda da bir araya geliyoruz” denildi.

Beyaz Saray Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell yaptığı açıklamada, Washington’ın, stratejik öneme sahip bölgede Çin’e karşı koymak için angajmanını artırdığı bir ortamda daha fazla üst düzey ABD’li yetkilinin Pasifik ada ülkelerini ziyaret etmesini beklediğini söyledi.

PBP, Hint-Pasifik bölgesinde ‘Çin’i dengelemeye’ yönelik bir ittifak olarak değerlendirilen ve ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’nın katılımıyla kurulan Quad İttifakı’ndan farklı olarak daha ziyade (yine Pekin’e karşı) bölge ada ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor.

Paylaşın

İngiltere’den ‘Savaş’ Sinyali: Hazırlanmalıyız

İngiltere’nin yeni genelkurmay başkanı General Sir Patrick Sanders, tüm ordu mensuplarına gönderdiği bir mesaj ile cephede Rusya ile yüzleşmeye hazır olmaları gerektiğini söyledi.

Geçen hafta göreve başlayan Sir Patrick, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin, İngiliz ordusunun ülkeyi korumaya ve kara savaşlarına hazır olması gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Sir Patrick, ordunun Rusya’yı yenecek bir kapasiteye sahip olması gerektiğini belirtti.

Bir savunma kaynağı ise, Savunma Bakanlığı’nın iç ağında yayınlanan mesajın tonunun şaşırtıcı olmadığını; tüm orduların savaşmak için eğitim almasına rağmen son dönemde koşulların açıkça değiştiğini söyledi.

‘Kara savaşları ihtimali’

General Sir Patrick, 1941’den bu yana Avrupa’da kıtanın büyük güçlerinden birine karşı kara savaşı yürütme ihtimali varken göreve başlayan ilk genelkurmay başkanı olduğuna dikkat çekti ve ekledi:

“Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, ana varlık nedenimizi tekrar vurguluyor: İngiltere’yi savunmak, karada savaşmaya ve kazanmaya hazır olmak, gücümüzle Rus saldırganlığını caydırmak.

Dünya 24 Şubat’tan bu yana değişti ve şimdi müttefiklerimizle birlikte savaşarak Rusya’yı yenilgiye uğratabilecek bir orduya sahip olma ihtiyacı yüksek.

Hedefim ordunun mobilizasyonu ve modernizasyonunu hızlandırmak, NATO’yı güçlendirmek ve Rusya’nın Avrupa’nın daha fazlasını işgal etmesinin önüne geçmek.

Bizim neslimiz, orduyu Avrupa’da bir savaşa daha hazırlaması gereken nesil.”

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, önümüzdeki yıllarda kesintilere maruz kalacak orduya bakış açısını değiştirdi.

İngiltere’de savunma harcamaları 2016-17’den bu yana reel olarak her yıl 3 milyar sterlin arttı.

2010-17 arasında ise reel rakamlarla 6,6 milyar sterlinlik bir kesinti yapılmıştı.

ISS Global Military Balan 2020 raporuna göre Rusya gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 4,14’ünü ordusuna ayırırken İngiltere’de bu oran yüzde 2,33.

Rusya’nın işgali öncesinde, Kasım ayında yaptığı bir konuşmada Başbakan Boris Johnson “Avrupa’da tankların ilerlediği dönemlerin geride kaldığına inandığını” aktarmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmaya hazırlandığı o günlerde savunma bütçesi hakkındaki görüşleri sorulan Johnson, şunları söylemişti:

“Avrupa kıtasında büyük tank savaşları yapmak gibi eski konseptlerin miadını doldurduğunu kabul ediyoruz. Yatırım yapmamız gereken daha iyi şeyler var.

Gelecekte savaşlar gelişmiş hava sistemleri ve siber stratejilerle yürütülecek ve bizim de orada olmamız lazım.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türk Gazeteciler Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor

İngiltere‘de Oxford Üniversitesi bünyesindeki Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, dünya nüfusunun yarısını kapsayan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 46 ülkedeki dijital haber tüketimi ile ilgili 2022 Dijital Haber Raporu’nu yayınladı.

Yaklaşık 93 bin dijital haber tüketicisi ile yapılan anketin sonuçlarına dayanan raporda, küresel çapta tüketicilerin haberlere ilgisinin azaldığı ve gazetecilik ile toplum arasındaki bağın yıprandığı belirtiliyor.

Rapor, hâlâ gazete, dergi vb. dijital olmayan haber kaynakları kullanımının en fazla Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaygın olduğunu ve ABD’yi bu alanda Japonya, İngiltere ve Fransa’nın izlediğini ortaya koyuyor.

Genel anlamda haberlerden kaçınanların sayısının da arttığı belirtilirken söz konusu 46 ülkede tüketicilerin yüzde 43‘ü, haberlerden uzak durmalarının en önemli sebebi olarak çok fazla siyasi ve Covid-19 haberine maruz kalmayı gösteriyor. Yüzde 36’lık bir kesim haberlerin kendini olumsuz etkilediği için uzak durmayı tercih ettiğini dile getirirken yüzde 29’luk bir grup haberlerin güvenilmez ya da taraflı olduğunu düşünüyor.

Türkiye’de gazetecilik ekonomik baskı altında

2022 Dijital Haber Raporu’nun Türkiye başlığı altında kaleme alınan en dikkat çekici noktalardan biri, Türkiye’de “yüksek enflasyon, zorlu siyasi koşullar ve ticari baskılar” nedeniyle bağımsız gazetecilerin mali güvenliklerinin “giderek daha fazla endişe verici” boyutlara ulaştığı yönündeki ifade.

Raporda, Türk lirasının geçen yıl ABD doları karşısında yüzde 50 oranında değer kaybettiği ve düşen gelirlerle artan kağıt maliyetleri sebebiyle çok sayıda gazetenin ayakta kalma mücadelesi verdiği vurgulanıyor.

Hükümet karşıtı ve alternatif medyanın, ekonomik krize karşı hükümet yanlısı medyaya göre daha savunmasız olduğu da yer alırken, buna neden olarak devlet kurumlarının neredeyse yalnızca hükümete yakın yayın organlarına reklam vermesi ve Fox TV Haber, Tele 1 ve Halk TV gibi AKP hükümetini eleştiren yayın kuruluşlarının RTÜK tarafından defalarca para cezasına çarptırılması gösteriliyor.

Dijital Haber Raporu’nda, yakın tarihte yayınlanan bir başka rapora atıfla 2021 yılında RTÜK tarafından bağımsız medya kuruluşlarına, toplamda yaklaşık 2 milyon dolar ceza kesildiği ve bunun, söz konusu kuruluşları daha da zor durumda bıraktığı ifade ediliyor.

Raporun devamında Türkiye’deki medyanın durumu hakkında şu yorum yapılıyor:

“Siyasi sansür, bağımsız medya üzerinde ek baskılar oluşturuyor. Çevrimiçi haber kaynakları zaman zaman engellenirken bazen de uygunsuz veya saldırgan olduğu düşünülen içerikleri kaldırmaları istenmeye devam ediyor. Örneğin hükümet ihalelerindeki usulsüzlüklere ilişkin haberler, hızlı mahkeme kararlarıyla ya engelleniyor ya da kaldırılıyor.”

Türkiye’de bağımsız yayın organlarının düzenli olarak enflasyonun etkisini haberleştirdiği, hükümet yanlısı yayınların ise, emekli maaşlarındaki artış gibi daha olumlu haberlere odaklandığının altı çizilirken; önde gelen bağımsız gazetecilerin, hükümet tarafından onaylanmayan konularda haber yaptıkları için sürekli olarak gözaltına alındığı veya davalarla karşı karşıya kaldığı da söz konusu raporda yer alan ifadelerden bir diğeri.

Uluslararası kuruluşlardan lisans istenmesi

2022 Dijital Haber Raporu, Türkiye’ye yayın yapan Deutsche Welle, Euronews ve Voice of America’nın Türkçe servislerinden RTÜK’ün yayın lisansı talep etmesine de değiniyor. Euronews bu süreçte lisans ihtiyacını önlemek için bazı videoları internet sayfasından çıkarmış; Deutsche Welle ve Voice of America ise RTÜK’ün lisans talebini kabul etmeyerek konuyu temyize taşımıştı. Burada mahkemenin vereceği karar bekleniyor.

Türkiye’de raporun hazırlanması için yapılan ankete katılanların sadece yüzde 23’ünün, medyanın siyasetin etkisinden bağımsız olduğunu düşündüğünü dile getirmesi de, raporda “şaşırtıcı değil” yorumu ile değerlendiriliyor.

FOX TV birinci, A Haber sonuncu

Dijital Haber Raporu’na göre Türkiye’de en fazla izlenen, takip edilen ya da okunan medya kuruluşlarının başında, yüzde 58’lik bir kesimin haftada en az bir kez izlediği FOX TV geliyor. Sözcü gazetesi bu kategoride yüzde 33 ile ikinci, CNN Türk ise yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Söz konusu sıralamanın son sırasında ise yüzde 18’lik oranla A Haber kanalı bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İskoçya’da İngiltere’den Ayrılmak İçin 2. Referandum Kampanyası

İskoçya Bölgesel Hükümeti Başbakanı Nicola Sturgeon, İskoçya’nın İngiltere’den bağımsızlığını kazanması için ikinci bir bağımsızlık referandumu kampanyası başlattıklarını duyurdu.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Sturgeon, İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da ikinci bağımsızlık referandumuna ilişkin düzenlediği basın toplantısında, hükümetin bağımsızlık savunmasını içeren “Daha Zengin, Daha Mutlu, Daha Adil: Neden İskoçya Değil?” başlıklı belgeyi yayınladı.

Sturgeon, konuşmasında, İskoçya’nın büyük avantajları ve muazzam potansiyeli olduğunu, bağımsızlık davasının, İskoçya’nın zorluklarla başa çıkmak ve potansiyelini gerçekleştirmek için kendisini nasıl donattığıyla ilgili olduğunu söyledi.

“Brexit, İskoçya’yı AB’den ve Tek Pazardan kendi isteğimiz dışında söküp attı”

İskoç halkının, artan yaşam maliyeti ve eşitsizliğin yanı sıra Brexit’in birçok etkisinden muzdarip olduğuna işaret eden Sturgeon, “Brexit, ticarete, yaşam standartlarına ve kamu hizmetlerine büyük zarar vererek, bizi Avrupa Birliği’nden (AB) ve Tek Pazardan kendi isteğimiz dışında söküp attı.” değerlendirmesinde bulundu.

İskoçya’nın bugün “bağımsızlığa daha da hazır” olduğunu söyleyen Sturgeon, “Bizi AB dışında daha iyi olmayan hatta daha da kötüleşme olasılığı olan nispeten zayıf ekonomik ve sosyal sonuçlara götüren bir İngiliz ekonomi modeline bağlı mı kalacağız, yoksa bunun yerine gözlerimizi umut ve iyimserlikle kaldırıp ilham mı alacağız?” dedi.

İkinci bir bağımsızlık referandumunun yasal şekilde yapılması gerekliliğine dikkati çeken Sturgeon, İngiliz hükümetinin izni olmadan bunun nasıl yapılabileceğine ilişkin stratejisini çok yakında parlamentoya sunacağını kaydetti.

Sturgeon, 13 Eylül 2021’de lideri olduğu İskoç Ulusal Partisinin (SNP) sonbahar konferansının kapanış konuşmasında, 2023 sonunda bağımsızlık referandumuna gitmeyi planladıklarını söylemişti.

2014 referandumunda bağımsızlık reddedilmişti

İskoç Ulusal Partisi, 18 Eylül 2014’te yapılan referandumda İskoçlar yüzde 55’le bağımsızlığı reddetmiş olsalar da Brexit’in durumu değiştirdiğini ve yeni bir referanduma ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Brexit referandumunda İngilizlerin aksine yüzde 62 ile karşı oy kullanan İskoçlar, istemedikleri halde AB’den çıkarıldıklarını belirtiyor.

Ancak, yeni bir bağımsızlık referandumu düzenlemek için İngiliz Parlamentosundan izin almak gerekiyor. Johnson liderliğindeki Muhafazakar Partinin çoğunluğu elinde bulundurduğu 650 üyeli parlamentodan böyle bir iznin çıkması imkansız görülüyor.

Bu nedenle bağımsızlık yanlılarının alternatif yollar deneyebileceği değerlendiriliyor. Bu seçeneklerden birini, İngiliz Parlamentosundan izin alınmasını zorunlu kılan yasaya karşı mahkemeye gitmek oluşturuyor.

Diğer bir yol ise merkezi hükümete rağmen referanduma gitmek ve olumlu sonuç çıkması halinde tek taraflı bağımsızlık ilan etmek.

Ancak bunun, Katalonya’da olduğu gibi gerginliğe ve merkezi hükûmetin sert tepkisine yol açabileceği belirtiliyor. Aynı zamanda bu durumun, Katalanlar gibi İskoçların da AB’nin desteğini kaybetmesine neden olabileceği ifade ediliyor.

İskoçya ve Kuzey İrlanda halkları Brexit’e karşı oy kullanmıştı

İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya’dan oluşan Birleşik Krallık’ta, Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda yüzde 48’e karşı yüzde 52 ile Brexit kararı alınmıştı. Referandumda İngiltere ve Galler “evet”, İskoçya ve Kuzey İrlanda ise “hayır” oyu vermişti.

İngiltere’nin AB ile vardığı Brexit anlaşmasıyla Kuzey İrlanda’ya ayrıcalıklı bir konum verilerek, fiili AB üyesi olarak kalmasına yol açan düzenleme yapılmış fakat İskoçya, İngiltere ile aynı koşullarda 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrılmıştı..

Paylaşın

1700 Yıllık Oyma Taştan Penis Resmi Ve Küfür Çıktı

Ünlü Hadrian Duvarı’nın yakınında taşa oyulmuş antik Roma grafitilerini deşifre eden tarihçiler gördükleri karşısında şaşkınlığa uğradı. 1700 yıl önce oyulan bir taşta penis resmi ve bir Roma askerini hedef alan aşağılayıcı sözler tespit edildi.

Roma Duvarı diye de bilinen Hadrian Duvarı, İngiltere’yi doğu-batı doğrultusunda ikiye ayıran, Roma İmparatorluğu zamanında taştan yapılmış bir set.

Söz konusu oyma taş İngiltere’nin kuzeyindeki Northumberland bölgesinde biyokimyager Dylan Herbert tarafından keşfedildi. 40 cm genişliğinde ve 15 cm yüksekliğindeki taşa çizilen penis resmi ilk bakışta göze çarpıyor.

Uzmanlar Roma döneminde bu sembolün genellikle iyi şans veya doğurganlığın sembolü olarak kullanıldığını ifade ediyor. Hadrian Duvarı’nda penis resimlerine daha önce de rastlanmıştı. Arkeolojik alanda şimdiye dek bu türden 13 sembol gün yüzüne çıkarılmıştı.

Öte yandan yeni keşfedilen taştaki çizimin hemen yanında Secundinus adlı bir askere yönelik hakaret içerikli bir yazı yer alıyor. Tarihçiler yazıyı, “g*t Secundinus” diye deşifre etti.

Araştırmacılara göre bu durum, taşı oyan kişinin penis sembolünü “kendi amaçları doğrultusunda” kullandığını gösteriyor.

19 Mayıs’ta başlayan kazılara gönüllü katılan Herbert , “Bütün hafta boyunca çok fazla moloz kaldırıyordum ve doğrusu bu taş hep yoluma çıkıyordu” diye konuştu.

“Taşın arka yüzü, tıpkı diğerleri gibi görünüyordu. Çok sıradan bir taş sandım. Ama ters çevirdiğimde bazı harfler görünce irkildim” diyen Herbert, sözlerine şöyle devam etti: Çamurları temizledikten sonra, ortaya çıkardığım şeyin değerini anladım ve kesinlikle çok memnun oldum.

Saha çalışmasını yürüten Vindolanda Trust’ın kazı müdürü ve CEO’su Dr. Andrew Birley de, “Yazarın Secundinus’la büyük bir sorunu olduğu açıktı ve düşüncelerini bir taş üzerinde herkese açıklayacak kadar kendinden emindi” yorumunda bulundu: Hiç şüphem yok, 1700 yıl önce Secundinus bölgede dolaşırken bunu görünce bu kadar eğlenmemiştir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’nın Beş Büyük Futbol Liginde Şampiyonlar Belli Oldu

Trabzonspor, Süper Lig’in bitimine 3 hafta kala kupayı kaldırmaya hak kazanırken, Avrupa’nın beş büyük futbol ligi olan İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da da ligin en büyüğü belli oldu.

İspanya’da La Liga’da şampiyonluk, sezonun bitimine 4 maç kala 35. defa Real Madrid’in oldu. Şampiyonluğunu ilan etmek için sadece beraberliğe ihtiyacı olan Real, Espanyol Barcelona’yı 4 golle geçerek müzesine götürdüğü kupa sayısında rekor kırdı. Ezeli rakibi Barcelona’nın ise 15 puan önünde ipi göğüslemeyi başardı.

Bundesliga’da şampiyonluğu art arda 10. defa kazanmayı başaran takım Bayern Munih oldu. Bavyera kulübü bu başarıyı ligin bitimine 3 hafta kala 23 Nisan’daki Borussia Dortmund maçındaki 3-1’lik galibiyetinin ardından ilan etti. İkinci sıradaki ezeli rakibini 12 puan fark atan Bayern, tarihinde 32. defa lig kupasını kaldırma başarısını gösterdi.

Bayern ayrıca Dortmund’u arka arkaya 8 karşılaşmada devirmiş oldu. 2019’dan beri Bavyera takımı Dortmund’a karşı kaybetmedi.

Manchester City’ye kupayı getiren isim İlkay Gündoğan

İngiltere’de ise bu yıl gülen takım son maçta belli oldu. Son beş yılda dört defa lig kupasını müzesine götürmeyi başaran Manchester City, böylece kulüp tarihinde 8. defa şampiyonluk tattı. Premier Lig’in son haftasında 2-0 geriye düştüğü maçta Aston Villa’yı 3-2 yenen Manchester City, Liverpool’un sadece 1 puan önünde şampiyonluğa ulaştı.

Bu başarıda oyuna 68. dakikada giren Türk asıllı Alman milli futbolcu İlkay Gündoğan baş rolü oynadı. İlkay ile 76. dakikada umutlanan Manchester City, 2 dakika sonra Rodri’nin kaydettiği golle skoru eşitledi, ardından yeniden sahneye çıkan İlkay, Manchester City’nin sahadan 3-2 galip ve lig şampiyonu olarak ayrılmasını sağladı.

Fransa Birinci Lig’de şampiyonun ismi sezonun bitimine haftalar kala belli oldu. Başkent takımı Paris St. Germain (PSG) kupayı 10. defa kaldırmayı başardı. İkinci sıra için ise Monaco ve Marsilya arasındaki kıyasıya mücadele son maça kadar devam etti. Strasbourg’a karşı sezonun son maçını 4-0 gibi bir farkla kazanan Marsilya Monaco’dan gelecek habere kulak kesti.

Son haftaya ikini sırada giren prenslik ise Lens deplasmanından 2-2’lik eşitlikle bir puan ile dönünce Marsilya’nın gerisinde kalmaktan kurtulamadı. Bu sayede PSG ve Marsilya ön eleme maçları oynamadan Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı.

İtalya futbol ligi de şampiyonluk heyecanı son maça kadar devam edenlerden oldu. Milano’nun iki takımının kıyasıya mücadelesinde son gülen AC Milan olurken Inter Milan ise averajla ikinci sırada kaldı. Şampiyonluk için beraberliğin yetmesine rağmen Milan, Sassuolo deplasmanında ilk yarıda 3 gol bularak Inter Milan’ın umutlarını yıktı.

Bu zaferde Fransız golcü Olivier Giroud attığı iki golle önemli rol oynadı ve 2011’den beri yaşanan hasrete son vererek İtalya Lig Kupası Scudetto’nun Milan tarafından 19. defa kaldırılmasını sağladı.

Aynı anda Sampdoria ile karşılaşan Inter Milan, 90 dakikayı 3-0’lık bir galibiyetle kapatsa da aradaki iki puanın kapanmasını engelleyemedi. Gelecek sene Şampiyonlar Ligi’ne iki Milan takımının yanı sıra Napoli ve Juventus da gitmeye hak kazandı.

Paylaşın

Asla Girilmemesi Gereken 5 Nehir!

Nehirler, doğanın en iyi armağanlarından biridir. Ancak dünyada bilinmeyen tehditlere sahip, tehlikeli kabul edilen birkaç nehir var. Bu nehirler, vahşi hayvanlar, bilinmeyen derinlikler ve öngörülemeyen akıntılardan kaynaklanan tehditler barındırmakta.

Haber Merkezi / Burada, asla girilmemesi gereken dünyanın en tehlikeli nehirlerini sizler için derledik…

Kongo Nehri (Afrika)

Bilmeyenler için Kongo nehri dünyanın en derin nehridir. O kadar derindir ki ışık bile derinliğine nüfuz edemez. Nehrin üst kısmı oldukça tehlikelidir ve akarsularla doludur, alt kısmı ise birçok boğaz ve şelaleye sahiptir.

Shanay-Timpishka (Kaynayan Nehir) (Peru)

Kaynayan nehir, Amazon nehrinin bir koludur. Kaynayan nehrin dünyada kaynayan tek nehir olduğunu öğrenince şaşıracaksınız! Aynı zamanda La Bomba olarak da bilinen nehir, 6,4 km uzunluğuna sahiptir. 45 dereceden yaklaşık 100 dereceye kadar değişen su sıcaklıklarıyla bilinir.

Mississippi Nehri (ABD)

Kuzey Amerika’daki en uzun nehirdir. Bu nehrinde yüzme tavsiye edilmez. Nehir yırtıcı bir kaç türe ev sahipliği yaparken, aynı zamanda, çoğunlukla öngörülemeyen ve bir yüzücüyü derinliklere çekebilen alt akıntılara sahiptir.

Nil (Mısır)

Dünyanın en uzun nehri olan Nil, çok sayıda yırtıcı hayvana ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca ölümcül hastalıklar taşıyan sivrisinekler için bir çekim merkezidir. Nehir, her yıl ortalama 200 kişiyi öldüren timsahlarıyla ünlüdür.

River Wharfe (İngiltere)

Bu pitoresk nehrin büyüsüne kapılmayın çünkü, insanları içine çekebilecek sayısız gizli tünele ev sahipliği yapmaktadır! Yorkshire’da yer alan nehir, sularına giren herkesin hayatını almakla ünlüdür. Korkunç, değil mi?

Paylaşın

Dünyanın En Eski Soy Ağacı Ortaya Çıkarıldı

İngiltere’de bilim insanları 5 bin 700 yıllık bir anıt mezardaki insan kemiklerini inceleyerek dünyanın en eski soy ağacını keşfetti. Cotswolds şehrindeki anıt mezarda bulunan kalıntıların DNA analizi, gömülen insanların aynı aileden beş farklı kuşağa ait olduğunu ortaya koydu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Cilalı Taş Devri’ne ait anıt mezardaki insanların çoğu, aynı adamdan çocukları olan dört farklı kadının soyundan geliyor. Bu insanlar, bağlı oldukları anaerkil birinci kuşağa göre, mezarın farklı kısımlarına gömülmüş.

Araştırmacılara göre bu buluş, birinci kuşak kadınların bu topluluğun gözünde önemli bir sosyal konuma sahip olduğunu ortaya koydu.

Gloucestershire’da tarihi Hazleton North bölgesinde yer alan anıt mezar, bir ucu kuzeye bir ucu da güneye bakan L şeklinde iki kısımdan oluşuyor. İki kadın ve çocuklarının yanı sıra, o çocukların beşinci kuşağa kadar uzanan kendi çocukları da, mezarın güney kısmına gömülmüş.

ABD’deki Harvard Tıp Okulu’ndan Prof. David Reich, “Diğer iki kadın ve onların çocukları kuzeye bakan kısıma gömülmüş ancak bazılarının kalıntıları daha sonraki zamanlarda güney kısma alınmış gibi görünüyor. Bunun nedeni, kuzeydeki kısmın bir süre sonra çökmesi ve başka bir aile bireyini gömmenin artık imkansız hâle gelmiş olması olabilir” şeklinde açıklıyor.

DNA araştırmasına liderlik eden ekipteki Newcastle Üniversitesi’nden Dr. Chris Fowler’a göre, bu buluşun önemi büyük. Fowler, Cilalı Taş Devri’nden kalan diğer mezarlardaki mimari yapıyı da inceleyerek aile bireylerinin bu mezarlara ne şekillerde gömüldüğü ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olabileceklerini söylüyor.

Anıt mezarın ait olduğu tarihsel dönem de önemli. Mezarın yapıldığı çağda İngilizler, binlerce yıl önce ataları Anadolu ve Ege’den Avrupa’ya göç etmiş olan topluluklar sayesinde çiftçilikle tanışmıştı.

Araştırmacılar, anıt mezarlardaki kalıntıları inceleyerek, Taş Devri’nde yaşamış olan bu insanların aile dinamiklerini ve kültürlerini daha yakından tanımayı da başarabilir.

Aile mezarını inceleyen araştırmacılar, “üvey oğul” kavramının da bu aile yapılarına girdiğine dair işaretler olduğunu söylüyor. Bazı erkeklerin anneleri mezarda olsa da, biyolojik babalarının mezarda olmadığı dikkat çekti.

Kayıp kadınlar

Kazılar sırasında araştırmacılar erken yaşta ölmüş iki kız çocuğun kalıntılarını buldular ancak bazı kadınların aynı mezara gömülmediğini fark ettiler.

“Bazı kadınların kayıp olduğuna” dikkat çeken Prof. Reich, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erkekler ve kadınların doğum oranları aynıydı, dolayısıyla bu kadınların nerede olduğu bir sır. Bir sonraki anıt mezarda da değiller ve bütün bu insan topluluğu arasında da kayıplar. Yoksa ölen insanlar yakılıyor muydu? Ölülerin bazı topluluklarda yakıldığını biliyoruz. Yoksa sadece belli bir sosyal statüsü olan insanları mı bulabildik?”

Anıt mezarlar, çokeşliliğin erkeklerle sınırlı olmadığı bir aile düzenine işaret ediyor. Erkeklerin birden fazla kadından çocuk sahibi olduğu gibi, kadınların da birden fazla erkekten çocuk sahibi olduğu anlaşılıyor.

Aynı erkekten çocuk sahibi olan farklı kadınların genel olarak birbiri ile akraba olmadığı görülüyor. Ancak kadınların, birbiri ile yakın akraba olan birden fazla erkekten çocuk sahibi olduğu örnekler de var.

Araştırma raporunun yazarları arasındaki , İspanya’daki Bask Bölgesi Üniversitesi’nden genetik uzmanı Iñigo Olalde, son teknolojilerin ve anıt mezardaki DNA’nın iyi korunmuş olmasının da yardımıyla, hem dünyanın en eski soy ağacını keşfedebildiklerini, hem de eski toplulukların sosyal yapıları hakkında daha fazla bilgi sahibi olma şansı yakaladıklarını ifade etti.

Paylaşın