İklim Krizi: Üç Van Gölü Büyüklüğünde Sulak Alan İşlevini Yitirdi

Dünya genelinde sulak alanların durumunu takip etmekle görevli Ramsar Sekreteryası’nın 2018 yılında yayımladığı bir rapora göre yapılaşma, kirlilik, kurutma, aşırı kullanım gibi çeşitli sorunlar nedeniyle son 300 yılda, dünyadaki sulak alanların yüzde 87’si, 1970’ten bu yana ise yüzde 35’i yok oldu. 

Bugün 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü. Sulak alanlar, yeryüzünde küçük bir alan kaplamalarına rağmen yağmur ormanlarından sonra en üretken ekosistemler. Bu ekosistemlerin, iklim dengesi, biyoçeşitlilik ve pek çok kültürün sürmesinde önemli bir rolü bulunuyor.

Bu yıl 2 Şubat’ın teması “İnsan ve Doğa için Sulak Alanlar Hareketi”. Tüm dünyada yeryüzünün en zengin ve üretken ekosistemlerini oluşturan sulak alanları yok olmaktan kurtarmak ve bozulan sulak alanları eski hâline getirmek için harekete geçme çağrısı yapılıyor. Çünkü yaşamlarımızın bağlı olduğu, canlılık kaynağımız sulak alanları ve bu alanlarda yaşayan türleri hızla kaybediyoruz.

Örneğin, 2021’de Türkiye’de Tuz Gölü’nün sularının çekilmesi ile yaşanan flamingo yavrularının toplu ölümü hâla hafızalardayken, su miktarının son 50 yılda yüzde 46 azaldığı Burdur Gölü’nde artık tehlike altındaki türlerden dikkuyruk ördeğine rastlanmıyor.

Dünya genelinde sulak alanların durumunu takip etmekle görevli Ramsar Sekreteryası’nın 2018 yılında yayımladığı bir rapora göre yapılaşma, kirlilik, kurutma, aşırı kullanım gibi çeşitli sorunlar nedeniyle son 300 yılda, dünyadaki sulak alanların yüzde 87’si, 1970’ten bu yana ise yüzde 35’i yok oldu.

Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 6’sını kaplayan sulak alanlar dünyadaki karbonun yüzde 14,5’ini tutarken sulak alanların tarım alanlarına dönüştürülmesi büyük miktarda karbondioksitin açığa çıkmasına neden oluyor.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ve Doğa Derneği, 2 Şubat dolayısıyla yaptıkları açıklamalarda sulak alanlardaki kayba; bunun neden ve sonuçlarına dikkat çekiyor:

WWF Türkiye: yapılaşma, kirlilik, kurutma…

2 Şubat vesilesiyle ülkemizdeki sulak alan kaybına vurgu yapan tarımsal sulamanın bunda önemli bir payı olduğuna dikkat çekti. Vakıf, tarım sektöründe modern sulama yöntemlerine geçmenin önemini vurguladı.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli: “WWF’in Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970-2016 yılları arasında dünya genelinde omurgalı canlı popülasyonlarında yaşanan büyük azalma yaşadığımız ekolojik krizin en önemli göstergelerinden biri. Ne yazık ki yapılaşma, kirlilik, kurutma, aşırı kullanım gibi faaliyetler nedeniyle en büyük kayıp yüzde 84 ile sulak alanlarda yaşandı. Ülkemizde de ne yazık ki en çok sulak alanlar zarar görüyor.

Bu süreci tersine çevirmek mümkün. Bunun için kamu yönetimi, tarım sektörü ve ilgili STK’ların birlikte harekete geçmesi gerekiyor. Sadece tarımda damla sulamaya geçerek bile, ülkemizde her yıl toplam 16 milyar metreküp su tasarrufu yapmak, sulak alanlarımız üzerindeki baskıyı azaltmak mümkün. Bu miktar 80 milyona yakın nüfusa sahip Türkiye’de, yaklaşık 3 yıllık evsel su ihtiyacına denk düşüyor.”

WWF-Türkiye Tatlı Su ve Sulak Alan Programı Müdürü Eren Atak: “Modern sulamaya geçiş, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve iklim değişiminin yol açtığı kuraklığa karşı en etkili yöntem olmanın yanı sıra, sulak alanlarımızın korunması için de ivedilikle ele almamız gereken hususlardan biri. Modern sulama yöntemlerini yaygınlaştırmada kamu idaresine, yerel yönetimlere, tarım sektörüne ve STK’lara önemli görevler düşüyor.

Söke Pamuğu Su Koruyuculuğu Yürütme Kurulu ve diğer paydaşlarımızla birlikte bölgede yürütmekte olduğumuz Pamuk Üretiminde Basınçlı (Modern) Sulama Sistemine Geçiş Pilot Projesi bu yönde örnek bir çalışmadır. Burada sürdürülebilir, modern sulamanın yaygınlaşması önündeki engelleri kaldırmaya yönelik bir iş modeli ortaya koyuyoruz.”

Doğa Derneği: İlk değişim tarımda olmalı

Anadolu’nun sulak alanlarının onlarca yıldır yanlış su ve tarım politikalarıyla yok edildiğine dikkat çeken Doğa Derneği, pek çok sulan alanın eski politikalar sonucunda kurutulduğunu ve kalanların kurumasına da göz yumulduğunu söyledi.

Dernek, sulak alanlar açısından 2021’in de kısa bir özetini çıkardı ve şunları sıraladı:

Yaz aylarında Tuz Gölü’ne akması gereken kanallar engellendi ve gölün tamamen kuruması sonucunda binlerce flamingo yavrusu susuz ve besinsiz kalarak öldü.

Marmara Gölü’ne ulaşması gereken su kaynakları, DSİ tarafından inşa edilen Gördes Barajı’nda tutuldu ve gölü besleyen kanallardan su verilmesi durduruldu. Sonuçta Marmara Gölü tamamen kurudu.

Balıkesir’deki Akçay Sulak Alanı bir yılı aşkın süre hafriyat alanı olarak kullanıldı ve pek çok dava açılarak yasadışı projelerle hala mücadele ediliyor.

Flamingoların dünya nüfusunun yüzde 10’una ev sahipliği yapan Gediz Deltası’na ulaşan su kaynakları kirli akmaya devam ediyor ve deltanın tatlı su ekosistemlerine su verilmiyor.

Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç: “Suyun döngüsünün ve sulak alan ekosistemlerinin yaşaması için ilk değişim tarım politikalarıyla başlamalı. Sulak alanların var olması ve suyun döngüsünün korunması, Türkiye’nin iklim krizi sürecinde hem ekolojik hem de ekonomik olarak tarımsal üretimini sürdürmesinin temel şartıdır. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde sulak alanların yaşam hakkını savunuyor, yanlış su ve tarım politikalarımızın ivedilikle değişmesini talep ediyoruz.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Dünya, Yüzyılın Sonunda 4 Derece Daha Isınabilir

Birleşik Krallık’taki Exeter Üniversitesi ve Met Office’ten araştırmacılar dünya çapındaki politikaları analiz etti ve Paris Anlaşması’nın, “mevcut yörüngeyle”, küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlama amacının ulaşılmaz olduğunu ortaya koydu.

Araştırmayı yöneten Profesör Richard Betts, Glasgow’daki 26. BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) yapılan anlaşmaların, ısınmanın 4 dereceye ulaşma “ihtimalini azalttığını” ancak bunun bir olasılık olarak değerlendirilmesini tavsiye etti:

Şu anda dünya çapında uygulanan politikalarla tutarlı projeksiyonlar, sera gazı emisyonlarının oranına ve iklim sisteminin bu emisyonlara tepkisine bağlı olarak bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 2 ile 5 derece arasında bir ısınma anlamına geliyor. Bu, hava düzenlerinde ve aşırı uçlarda değişimler yaratırken, insanlar ve biyolojik çeşitlilik için riskleri daha da arttıracak ve daha yüksek ısınma daha büyük risklere yol açacaktır.

Küresel emisyonlar hızla net sıfıra veya net negatife düşürülürse, ısınmayı daha düşük seviyelerde sınırlamak hâlâ mümkün olabilir. Ancak küresel ısınma başarılı bir şekilde 1,5 ile 2 derece arasında sınırlandırılsa bile, hava durumu modelleri son on yıllardakilerden farklı olacak ve deniz seviyeleri bir dereceye kadar yükselmeye devam edecek.

Birleşik Krallık değerlendirmesi

Hükümetin, Birleşik Krallık İklim Değişikliği Risk Değerlendirmesi üçüncü raporunda, iklim değişikliğinin, halihazırda İngiltere’nin doğal çevresi, altyapısı, insan sağlığı, toplulukları ve işletmeleri için önemli riskler taşıdığı sonuçları yer alıyor. İngiltere ayrıca güvenlik, göç ve tedarik zincirleriyle ilgili endişelerle yüzleşiyor.

İklim Haber’de yer alan rapora göre, ısınma 2 dereceye ulaşırsa, hatta bu artış 4 derece olursa, mevcut risklerin de tümü artacak.

Birleşik Krallık’ta ısınmaya bağlı ölümlerin sayısının, şu anda, yılda 2 bin vakadan 2050’lerde 7 bin 200’e ve 2080’lerde 12 bin 800’e çıkması bekleniyor. Rapor, İngiltere’yi bu etkilere hazırlanmak için daha fazla önlem almaya çağırıyor. Prof. Betts şunları söylüyor:

“COP26, amaçlarının gerisinde kaldı ve küresel ısınmayı düşük seviyelerle sınırlayabilmemiz daha az mümkün hale geliyor. Paris Anlaşması’nın 1.5 derece hedefi ulaşılamaz duruma geliyor. Zaten neden olduğumuz iklim değişikliklerine daha iyi hazırlanmamız gerekiyor.”

Analizler birbirini doğruluyor

COP26’nın temel amacı küresel sıcaklık artışını bizi iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden korumak için 1,5 derece ile sınırlamaktı.

İklim Faaliyet Takibi (CAT), 10 Kasım’da yayımladığı bir analizde, COP26’da verilen taahhütlere karşın, dünyanın küresel sıcaklık artışını kısıtlama hedefine yaklaşılamadığını açıkladı.

Analizde, dünyanın küresel sıcaklıklarda hedeflenen 1.5 derecelik artışın çok ötesinde, 2.4 derecelik artışa doğru gitti hesaplandı.

COP26’nın hemen öncesinde, 27 Ekim’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Küresel Emisyon Raporu ise gezegenin 2,7 derece ısınmaya doğru gittiğini, Uluslararası Enerji Ajansı da (IEA) dünya 1.5 derece sınırında kalacaksa, tüm yeni fosil yakıt geliştirmelerinin bu yıldan itibaren durdurulması gerektiğini söylemişti.

IEA, daha sonra COP26’da verilen vaatlerdeki rakamları karşılaştırdı ve tüm taahhütler yerine getirilirse dünyanın küresel sıcaklıklarda 1,8 derecelik bir artışa devam edeceğini hesapladı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

2022’nin En Önemli Küresel Riski ‘İklim Krizi’

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2022 Küresel Risk Raporu’na göre pandeminin yarattığı sorunların yanında en büyük riskler arasında iklim krizi, artan toplumsal bölünmeler ve eşit olmayan küresel toparlanma süreci yer alıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF), Marsh & McLennan Şirketleri, SK Group ve Zurich Sigorta Grubu ile Oxford Martin Okulu’nun (Oxford Üniversitesi), Singapur Ulusal Üniversitesi’nin stratejik ortakları ve Wharton Risk Yönetimi ve Karar Süreçleri Merkezi’nin (Pennsylvania Üniversitesi) akademik danışmanlarıyla hazırladığı Küresel Riskler Raporu 2022* yayımlandı.

Raporda, en önemli ve uzun vadeli riskler iklim riskleri ile ilgiliyken; en önemli kısa vadeli küresel endişeler arasında toplumsal bölünmeler, geçim krizleri ve zihinsel sağlık durumlarında bozulmalar yer alıyor.

Borçla ilgili konular orta vadeli tehlikeler arasında gösterilirken uzmanlar küresel toparlanmanın dengesiz ve ülkeler arasında farklılık gösterebileceğini düşünüyor.

6 kişiden sadece 1’i iyimser

Raporda öne çıkan araştırmalardan biri hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve yatırımcılardan oluşan uzmanlarla yapılan küresel bir anket. Bunun sonuçlarına göre, her 6 kişiden yalnızca 1’i iyimser ve hatta her 10 kişiden yalnızca 1’i küresel toparlanma sürecinin hızlanacağına inanıyor.

Siber güvenliğin yerini iklim aldı

Raporda dikkat çeken diğer sorunlar arasında pandemi kaynaklı ekonomik ve sosyal sorunlar, aşı eşitsizliği ve ülkelerin farklı ekonomik toparlanma oranlarının yaratacağı sosyal çatlaklar ve jeopolitik gerginlikler öne çıkıyor.

İklim değişikliği önlemlerinin başarısız olması ve olağanüstü hava koşullarının oluşması önümüzdeki 5-10 yıl için başı çeken endişeler olarak öne çıkıyor.

Yapılan çalışmalar, pandeminin önümüzdeki 10 yıl için hangi risklerin gerçekleşmesinin daha olası olduğuna dair algıyı da değiştirmesine neden olduğunu ve aynı zamanda önceleri siber ve veri güvenliği ile ilgili endişelerin yerini iklim ve toplumsal endişelere bıraktığını gösteriyor.

10 yılda 10 risk

Dünyayı 10 yılda bekleyen 10 risk şöyle sıralanıyor:

  • İklim için eyleme geçme başarısızlığı
  • Aşırı hava koşulları
  • Biyoçeşitliliğin kaybolması
  • Sosyal uyumun aşınması
  • Yaşam için gerekli koşulları elde etmeye yönelik krizler
  • Bulaşıcı hastalıklar
  • İnsanın çevreye verdiği zarar
  • Doğal kaynak krizleri
  • Borç krizleri
  • Jeo-ekonomik zorluklar
  • Koordinasyon gerekliliği vurgusu

Bu yıl 17.’si yayımlanan rapor, tüm liderleri üç aylık raporlama döngüsünün dışında düşünmeye, riskleri yöneten ve gelecek yıllar için gündemi şekillendiren politikalar oluşturmaya teşvik ediyor.

Raporda yükselen riskler 4 alan özelinde inceliyor ve her bir riskin başarılı yönetimi için küresel koordinasyon gerekliliği vurgulanıyor. 4 alan şöyle:

  • Siber güvenlik
  • Uzay rekabeti
  • İklim geçişlerindeki istikrarsızlık
  • Göç baskıları

Rapor, Covid-19 pandemisinin ikinci yılına ilişkin çıkarımlarla sona eriyor ve ulusal düzeyde dayanıklılık hakkında yeni bilgiler sunuyor. Bu bölüm aynı zamanda, kuruluşlar için dayanıklılığın uygulanmasına yönelik pratik tavsiyeler sunmak için Dünya Ekonomik Forumu’nun risk uzmanları topluluklarından da (the Chief Risk Officers Community and Global Future Council on Frontier Risks) yararlanıyor.

Rapor değerlendirmeleri

Dünya Ekonomik Forumu Genel Müdürü Saadia Zahidi:

“Sağlık sorunları ve ekonomik istikrarsızlıklar toplumsal bölünmeleri artırıyor. Bu durum ise, toplumlar arasında ve uluslararası topluluklar arasında iş birliğinin daha eşit ve hızlı bir küresel iyileşme sağlaması için temel olacağı bir zamanda gerilim yaratıyor. Küresel liderler bir araya gelmeli ve amansız küresel zorluklarla mücadele etmek ve bir sonraki krizden önce direnç oluşturabilmek için koordineli ve çok paydaşlı bir yaklaşım benimsemeli.”

Zurich Sigorta Grubu Riskten Sorumlu Başkanı Peter Giger:

“İklim krizi, insanlığın karşı karşıya olduğu uzun vadeli en büyük tehdit olmaya devam ediyor. İklim değişikliği konusunda harekete geçilmemesi, küresel GSYH’i altıda bir oranında küçültebilir ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda alınan taahhütler, 1.5 derece hedefine ulaşmak için hâlâ yeterli değil. Hükümetlerin ve şirketlerin karşılaştıkları risklere göre hareket etmeleri, ekonomileri ve insanları koruyan yenilikçi, kararlı ve kapsayıcı bir geçişi teşvik etmeleri için çok geç değil.”

2021’in raporunda ne vardı?

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2021 Küresel Riskler Raporu’nda kısa vadeli (iki yıl) en büyük riskler, Covid-19 gibi “salgın hastalıklar” ve salgının ekonomik etkisiyle “geçim krizi” olmuştu. Kısa vadeli risklerin üçüncüsü ise “ekstrem hava olayları” idi.

Üç ile beş yıl arasında gerçekleşmesi beklenen ve etkisi en büyük risk olarak ise “varlık fiyatlarındaki balon” tanımlanmıştı.

Uzun dönemde etkisi yüksek temel riskler ise “kitle imha silahları”, “devletlerin çöküşü”, “biyolojik çeşitlilik kaybı”, “doğal kaynak krizleri”, “sosyal güvenlikte çöküş”, “çok taraflılığın çöküşü”, “sanayide çöküş”, “iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık” ve “bilime karşı duruş” olarak sıralanmıştı.

Dünya Ekonomik Forumu hakkında

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan uluslararası bir vakıf.

Dünyanın en tanınmış iş insanlarını ve politikacılarını bir araya getiren, dünyanın en önemli sorunlarının tartışıldığı konferansları ile tanınıyor. Forum ayrıca her yıl Çin’de Yeni Şampiyonlar Konferansı adı verilen bir konferans ve dünyanın çeşitli bölgelerinde bölgesel konferans serileri düzenliyor.

WEF 2008’de Dubai’de dünyanın 68 değişik sorununun ele alındığı ve dünya çapında 700 kadar uzmanı bir araya getiren Küresel Gündem Zirvesi’ni başlattı. Forum düzenlediği konferansların yanı sıra çeşitli araştırma raporları yayınlıyor ve üyelerinin çeşitli sektörlerdeki çalışmalarını destekliyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

BM: 2050’de 5 Milyar Kişi Suya Erişimde Zorlanabilir

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yayınlanan yeni bir rapor, 2050’de beş milyardan fazla insanın suya erişmekte zorluk çekebileceği uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Yayınlanan rapora göre, 2018 yılında 3,6 milyar insanın yılda en az bir ay boyunca suya erişimi yetersizdi. Raporun, 31 Ekim – 12 Kasım tarihleri ​​arasında Glasgow’daki BM İklim Değişikliği Konferansı olan COP26’dan önce açıklanması dikkat çekti.

Raporda, Dünya’da var olan su kaynaklarının yalnızca yüzde 0,5’inin kullanılabilir ve erişilebilir tatlı su kaynağı olduğu için su güvenliğinin önemli olduğu belirtildi.

Su kaynaklı felaketler son 20 yılda daha yaygın hale gelirken, 2000 yılından bu yana, su kaynaklı afetler önceki yirmi yıla göre yüzde 134 arttı. 2000 yılından bu yana kuraklık seviyelerinde de yüzde 30’luk bir artış yaşandı ve kuraklıktan en fazla etkilenen kıta ise Afrika oldu.

“Uyanmamız gerekiyor”

WCO Başkanı Peter Taalas, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, “Yaklaşan su krizi nedeniyle uyanmamız gerekiyor” uyarısında bulundu.

WCO Başkanı Taalas, “Artan sıcaklıklar, küresel ve bölgesel yağış değişiklikleriyle sonuçlanıyor. Bu durum da yağış biçimlerinde ve tarım mevsimlerinde kaymalara yol açarak gıda güvenliği, insan sağlığı ve refahı üzerinde büyük bir etki oluşturuyor” dedi.

Taalas, dünyadaki su kaynaklarının yönetimi ve iklim politikalarının geliştirilmesi için acil eylem planına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

“Milyonlarca insan yerinden edildi ve yüzlerce kişi öldü”

Geçen yıl su kaynaklı felaketlerin devam ettiğini anımsatan Peter Taalas, “Asya genelinde aşırı yağışlar, Japonya, Çin, Endonezya, Nepal, Pakistan ve Hindistan’da büyük sellere neden oldu. Milyonlarca insan yerinden edildi ve yüzlerce kişi öldü” dedi.
WCO Başkanı Taalas, sel felaketlerinin sadece gelişmekte olan ülkelerde görülmediğine dikkati çekerek “Avrupa’daki feci sel yüzlerce ölüme ve yaygın hasara yol açtı” şeklinde konuştu.
Peter Taalas, nüfus artışı ve azalan su kaynakları nedeniyle dünya genelinde su sıkıntısı çeken insan sayısının artmasının beklendiği uyarısı yaptı.
Paylaşın