İklim Hedefleri “Kilometrelerce” Uzakta

Dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşması için, Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan 200 ülkenin 2030 yılına kadar yüzde 43’lük bir azalma hedefine ulaşması gerekiyor.

Haber Merkezi / Ancak küresel ısınmayla mücadele etmekle görevli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) yakın tarihli bir raporuna göre, Dünya şu anda karbon emisyonlarında yalnızca yüzde 2,6’lık bir azalmaya ulaşma yolunda.

UNFCCC, 2015 anlaşmasına dahil olan yaklaşık 200 ülke tarafından sunulan karbon kesme planlarını analiz etti. Karbon azaltma planlarını önemli ölçüde hızlandırmazlarsa, Dünya’nın toplam ısınmasını sanayi öncesi seviyelerden 1,5º C daha sıcak tutmak imkansız olacak.

UNFCCC Yürütme Sekreteri Simon Stiell BBC’ye, “Raporun bulguları çarpıcı ama şaşırtıcı değil” dedi ve ekledi: “Mevcut iklim planları, küresel ısınmanın her ekonomiyi felç etmesini ve her ülkede milyarlarca hayatı ve geçim kaynağını mahvetmesini durdurmak için gerekenin çok gerisinde kalıyor.”

Bazı bilim insanları küresel ısınmayı sanayi öncesi eşiğin altında tutma olasılığını çoktan gözden çıkardı. Nature Climate Change dergisinde ağustos ayında yayınlanan bir araştırmanın yazarları, sanayi öncesi seviyelerin 1,6º C üzerinde bir sıcaklığın insanlığın bu noktada gerçekçi bir şekilde elde edebileceği en iyi sıcaklık olduğunu belirledi.

Yazarlar, karbon nötr enerji teknolojilerine nihai geçişe atıfta bulunarak, “Hızlandırılmış enerji talebi dönüşümü, 2º C’nin altında kalma maliyetlerini azaltabilir, ancak ısınmayı 1,6° C ile sınırlama olasılığını daha da artırmada yalnızca sınırlı bir etkiye sahip olabilir” diye yazdı.

Carnegie Bilim Enstitüsü Küresel Ekoloji Bölümü’nde atmosfer bilimcisi olan Dr. Ken Caldeira, “1,5 C’nin üzerinde bir yıl insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum” demiş ve eklemişti: “Yine de, her karbondioksit emisyonunun küresel ısınmada bir artışa neden olduğunu hatırlamak önemlidir.”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change / UNFCCC), Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir.

Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir

Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.

Sözleşme (kısaca İDÇS), 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen “Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda imzaya açılmış ve ülkelerin onaylamasıyla 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Konferansta ayrıca “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” ve “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” kabul edilmiştir.

Paylaşın

Dünya Meteoroloji Örgütü’nden “Sıcaklık Artışı Hızlanacak” Uyarısı

WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun bir kez daha rekor seviyeleri ulaştığını hatırlatarak, “Bu, karar vericiler arasında alarm zillerinin çalmasına neden olmalı” dedi ve ekledi:

“Küresel ısınmayı 2 santigrat derecenin çok altında sınırlama ve sıcaklık artışını sanayi öncesi dönem ortalamasının 1,5 santigrat derece sınırlama yönündeki Paris Anlaşması hedefine ulaşmaktan açıkça uzaklaşıyoruz. Bunlar sadece istatistiklerden ibaret değil.”

Dünya küresel ısınmanın etkilerini yaşarken bir kötü haber de Birleşmiş Milletler’e (BM) Dünya Meteoroloji Örgütü’nden (WMO) geldi.

WMO tarafından hazırlanan raporda, dünya genelinde sera gazının rekor seviyeye ulaştığı belirtilirken gelecek yıllarda sıcaklıkların daha da artacağı vurgusu yapıldı. Uzmanlar ‘alarm zillerinin’ çalması gerektiğini söylerken, insanlar için endişe verici gelişmeler olduğunu belirtti.

Sputnik’in aktardığı raporda, karbondioksit oranının, hiç olmadığı kadar hızlı şekilde atmosferde biriktiği kaydedilen raporda, “Karbondioksit konsantrasyonları sadece 20 yılda yüzde 11,4 arttı” ifadesi kullanıldı.

Raporda, 2023’te atmosferdeki karbondioksit artışının 2022’dekinden daha yüksek olduğu da vurgulandı. Karbondioksit emisyonlarının önemli kısmının atmosferde kaldığı belirtilen raporda, bunun dörtte birinden fazlasının okyanus ve yaklaşık yüzde 30’unun ise kara ekosistemleri tarafından emildiği ancak bu oranların doğa olaylarına bağlı olarak her yıl değiştiği kaydedildi.

WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun bir kez daha rekor seviyeleri ulaştığını hatırlatarak, “Bu, karar vericiler arasında alarm zillerinin çalmasına neden olmalı. Küresel ısınmayı 2 santigrat derecenin çok altında sınırlama ve sıcaklık artışını sanayi öncesi dönem ortalamasının 1,5 santigrat derece sınırlama yönündeki Paris Anlaşması hedefine ulaşmaktan açıkça uzaklaşıyoruz. Bunlar sadece istatistiklerden ibaret değil.” ifadelerini kullandı.

Saulo, her bir derecelik sıcaklık artışının insan hayatı ve gezegene olumsuz etkisi olduğunun altını çizdi.

WMO Genel Sekreter Yardımcısı Ko Barrett ise rapordaki verilerin, potansiyel bir kısır döngüyle karşı karşıya olunduğu konusunda uyarıda bulunduğunu kaydederek şunları söyledi:

“Doğal iklim değişkenliği karbon döngüsünde büyük rol oynuyor. Ancak yakın gelecekte iklim değişikliğinin kendisi, ekosistemlerin daha büyük sera gazı kaynakları haline gelmesine neden olabilir. Orman yangınları atmosfere daha fazla karbon emisyonu salabilirken, daha sıcak okyanus daha az karbondioksit emebilir. Bu nedenle atmosferde küresel ısınmayı hızlandıracak daha fazla karbondioksit kalabilir. Bu iklim geri bildirimleri, insanlar için kritik endişelerden biri.”

Paylaşın

Kuzey Kutbu’nda “Cıva Bombası” Tehdidi

Kuzey Kutbu’nda binlerce yıldır donmuş toprakta hapsolmuş cıva, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çözülen toprağı aşındıran nehirler tarafından serbest bırakılıyor. 

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

Yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir” diyor.

Alaska boyunca Bering Denizi’ne akan Yukon Nehri, kıyıları boyunca donmuş toprağı aşındırıyor ve aşağıya tortu taşıyor. Dünya ısındıkça, permafrost, yan, toprağın sürekli donmuş halde olduğu zemin katmanı daha hızlı aşınıyor. Permafrost çözülmeye başladığında ise içerdiği cıva gibi zehirli maddeler serbest kalıyor.

Eriyen permafrosttan salınan cıva bugün toksik bir tehdit oluşturmasa da, etkisinin zamanla artacağı düşünülüyor. İnsanlar tarafından tüketilen balıklar ve vahşi hayvanlarla birlikte besin zincirinde yavaş yavaş biriken civanın gelecekte tehdit oluşturması son derece muhtemel.

Güney Kaliforniya Üniversitesi Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilim Fakültesi’ndeki (USC) araştırmacılar tarafından yayınlanan yeni bir çalışma, Kuzey Kutbu’ndaki cıva sorununun kapsamını ölçmenin daha doğru yollarını araştırıyor.

Kuzey Kutbu’nda neden cıva var?

Doğal atmosferik sirkülasyon, kirli maddelerin daha yüksek enlemlere doğru hareket etme eğiliminde olduğu anlamına geliyor.

Bu da cıvanın Kuzey Kutbu’nda birikmesine ve burada bitkiler tarafından emilerek ölmesine ve toprağın bir parçası haline gelmesine yol açıyor. Civa, toprağın tüm yıl boyunca donmuş halde kaldığı permafrostta donarken, binlerce yıl boyunca toprakta cıva konsantrasyonları birikmiş oluyor. Bu haliyle özellikle tehlikeli değil ancak toksik metal, toprak çözüldüğünde açığa çıkıyor, bu da iklim değişikliğinin giderek daha yaygın hale getirdiği bir durum.

Kuzey Kutbu küresel ortalamadan dört kat daha hızlı ısınıyor. Daha önce permafrost tarafından binlerce yıl boyunca tortu halinde tutulan bu cıva şimdi toprakla karışık buz katmanının giderek çözülmesi ile çevreye salınıyor.

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

USC Dornsife’da yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü olan çalışmanın eş yazarı Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir,” diyor.

İçme suyu yoluyla cıva tüketme riski asgari düzeyde ve çoğu insan beslenmesinde bir miktar cıvaya maruz kalıyor. Aşınmış tortular da genellikle nehrin daha aşağılarına doğru yeniden yayılıyor. Bu hareketin dinamiklerini anlamak, Arktik topluluklara yönelik tehdidin boyutunu anlamak açısından hayati önem taşıyor.

Yeni araştırma, nehir tarafından permafrosttan salınan cıva miktarını ölçmek ve salınmayı bekleyen toplam cıvayı tahmin etmek için daha doğru bir yöntemi inceliyor.

Bu zehirli metalin seviyelerini tahmin etmek için kullanılan önceki yöntemler, toprak örnekleme derinliği gibi sınırlamalarla karşı karşıya ve bu da sonuçların büyük ölçüde değiştiği anlamına geliyor. Karot örnekleri permafrostun sadece en üstteki üç metresinden alınmıştı.

Çalışma bunun yerine daha derin toprak katmanlarına ulaşarak nehir kıyılarındaki ve kum setlerindeki tortularda cıvayı analiz etti. Zehirli metal seviyelerinin önceki çalışmalardan elde edilen daha yüksek tahminlerle tutarlı olduğunu tespit eden araştırmacılar, yöntemlerinin muhtemelen doğru olduğunu söylüyor.

Ekip ayrıca, Yukon Nehri’nin akışının önümüzdeki yıllarda nasıl değişebileceğini ve bunun cıva yüklü nehir kıyılarının erozyonunu nasıl etkileyebileceğini görmek için uyduları kullandı. Bu yöntemin, civanın hareketini tahmin etmeye yardımcı olacağını umuyorlar.

Araştırmacılar ayrıca, daha ince taneli tortunun iri taneli tortuya göre daha fazla cıva içerdiğini tespit etti. Bu da farklı toprak türlerinin farklı riskler oluşturabileceğini gösteriyor.

USC Dornsife’da doktora adayı ve çalışmanın sorumlu yazarı Isabel Smith, “Tüm bu faktörleri hesaba katmak, önümüzdeki birkaç yıl içinde permafrost erimeye devam ettikçe salınabilecek toplam cıva hakkında bize daha doğru bir tahmin verecektir,” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Milyonlarca Çocuk “Sıcaklığa Bağlı” Risklerle Karşı Karşıya

UNICEF’in hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre; aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor” dedi.

Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir” diyor.

Dünyada sıcaklıklar artıyor. Küresel çapta yarım milyara yakın çocuk, büyükanne ve büyükbabalarının gördüğünden en az iki kat daha fazla aşırı sıcakların hissedildiği bölgelerde yaşıyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre durum böyle. Bulgular, aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF, 1960’lı yıllardaki verileri 2020-2024 yılları arasındaki ortalama sıcaklıklarla karşılaştırdı. Bu süreçte “35 santigrat dereceyi aşan günler” olarak tanımlanan aşırı sıcak günlerin sayısında dramatik bir artış olduğunu keşfettiler.

Bu durumun başta çocuklar olmak üzere, bu tür sıcaklıklarla başa çıkmak için gerekli altyapıdan yoksun bölgede yaşayan diğer insanlar dahil birçok kişi üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünülüyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor.” dedi.

UNICEF’in raporunda incelemeye aldığı 16 ülkede yaşayan çocukların, 60 yıl öncesine kıyasla bir aydan daha fazla aşırı sıcak günlere maruz kaldığı söyleniyor. Örneğin Güney Sudan’da 1960’lı yıllarda 110 olan ortalama aşırı sıcak gün sayısı, bugünlerde 165 olarak ölçüldü. Paraguay’daki sayı ise 36’dan 71’e çıkarak neredeyse ikiye katlandı.

Bu tehlikeli sıcaklara en fazla maruz kalanlar, Batı ve Orta Afrika’daki çocuklar. Analize göre sadece bu bölgede yaklaşık 123 milyon çocuğun yaşadığı, her yıl üçte birinden fazlasının aşırı sıcaklara maruz kaldığı ve bu sayının her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Senegal, Nijer, Mali ve Sudan gibi ülkelerde çocuklar yılda ortalama en az aşırı sıcak diye nitelenen 35 derecenin üzerinde 195 gün görüyor. Latin Amerika ve Karayipler’de yaşayan 48 milyon çocuk da tıpkı Paraguay’daki çocuklar gibi 1960’lı yıllara kıyasla artık iki kat daha fazla aşırı sıcaklarda yaşıyor.

Aşırı sıcakların özellikle çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde etkili olacağı, benzersiz sağlık risklerine yol açacağı düşünülmektedir. Aşırı sıcakların görüldüğü bölgelerde gerekli müdahalelerin yapılmadığı takdirde, yetersiz beslenme de hesaba katıldığında sıtma, dang humması gibi hastalıklara karşı bağışıklık sistemlerinin zayıf kalacağı vurgulanıyor.

Ayrıca çocukların nörogelişimlerini, ruh sağlıklarını ve genel sağlıklarını kötü anlamda etkileyeceği, uzun vadeli sonuçlara yol açacağı belirtiliyor. Altyapı sistemlerinde görülen hasar, gıda ve suya olan erişimin kıtlığı ve şiddet olayları nedeniyle yerinden edilme hadiseleri düşünüldüğünde, sıcaklığın çocuklar üzerinde yol açtığı etkilerin daha da artacağı söyleniyor.

Aşırı sıcaklara karşı ne yapılabilir?

UNICEF, dünya liderlerine, hükümetlere, özel sektör aktörlerine, aşırı sıcakların bir nedeni olan iklim değişikliğini süratle ele almaları çağrısında bulunuyor. Paris Anlaşması’na taraf olan tüm üye devletler önümüzdeki birkaç ay içinde “Ulusal Olarak Tanımlanmış Katkı Payı” (NDC 3.0) adı verilen yeni ulusal iklim planlarını sunmakla yükümlü.

Bu iklim planlarının Paris Anlaşması’nın şartlarına uygun olarak gelecek stratejilerini içermesi bekleniyor. UNICEF her çocuğun temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye sahip olma hakkı olduğunu söylüyor.

Kurum, bu hedefe ulaşılmasında emisyonların acilen azaltılması, iklim planlarının belirlenmesi gibi tavsiyeler sunuyor. Ayrıca çocukları henüz küçükken eğitmeyi ve böylece yaşam boyu çevre savunucusu olmalarını sağlamayı amaçlıyorlar.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir.” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İklim Kaygısının En Hızlı Arttığı Ülke “Türkiye”

Küresel ısınmaya karşı en savunmasız bölgelerden olan Akdeniz’de yer alan, artan kuraklık ve orman yangını riskiyle karşı karşıya olan Türkiye’de nüfusun yüzde 77’si iklim kaygısının güçlendiğini ifade ediyor.

İklim kaygısı en çok Okyanusya’da bulunan küçük ada ülkesi Fiji’de artarken, İklim korkusunun en az arttığı ülkeler yüzde 25 ile Suudi Arabistan ve yüzde 34 ile Rusya oldu.

Dünya çapında her 5 kişiden 4’ü ülkelerinin iklim değişikliği ile mücadelede daha sıkı önlemler almasını istiyor. İklim krizinin etkileri gözle görülür hale geldikçe bu konuda kaygılar da artıyor. Türkiye iklim endişesinin en hızlı arttığı ülkelerden biri.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Oxford Üniversitesi ve araştırma şirketi GeoPoll ortaklığında; dünya nüfusunun yüzde 87’sine karşılık gelen 77 ülkede, 75 bin kişi ile telefonla görüşülerek anket yapıldı.

Katılımcıların yüzde 80’i, yani her 5 kişiden dördü hükümetlerinin küresel ısınmayla mücadelede daha fazlasını yapmasını desteklediğini ifade etti. İklim değişikliğinin etkilerine daha açık yoksul ülkelerde bu talep yüzde 89 ile daha yüksek oldu, ancak zengin G20 ülkelerinde de yüzde 76 gibi yüksek bir destek seviyesi ölçüldü.

En büyük iki kirleticiden biri olan Çin’de daha fazla iklim önlemine destek yüzde 73 oldu. Bir diğer kirletici ABD’de ise yüzde 66 ile halkın çoğunluğu iklim önlemlerinden yana görüş bildirdi.

BM Kalkınma Programı Küresel İklim Direktörü Cassie Flynn, sonuçların “dünya genelinde güçlü iklim eylemlerine desteğin tartışmasız kanıtı” olduğunu söyledi.

Ankete göre dünya çapında fosil yakıtlardan uzaklaşmak için hızlı önlemler alınmasına destek verenlerin oranı yüzde 62. Çin’de nüfusun yüzde 80’i, ABD’de ise yüzde 54’ü fosil yakıtları terk etmekten yana. En büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden Rusya’da ise benzer görüş bildirenlerin oranı yüzde 16’da kaldı.

Ankete göre son bir yılda giderek daha fazla kişi iklim değişikliğinden endişe etmeye başladı. Katılımcıların yüzde 53’ü bir önceki seneye göre iklim konusunda daha kaygılı olduklarını söyledi. Daha az endişe ettiklerini ifade edenlerin oranı ise yüzde 15 oldu.

İklim kaygısı en çok Okyanusya’da bulunan küçük ada ülkesi Fiji’de arttı. Su seviyesindeki yükselişin tehdit ettiği adada, nüfusun yüzde 80’i bir yıl öncesine göre daha endişeli olduklarını söyledi. Aynı anda seller ve kuraklıkla mücadele eden Afganistan’da halkın yüzde 78’i iklimden artık daha fazla endişe ettiğini belirtti.

Küresel ısınmaya karşı en savunmasız bölgelerden olan Akdeniz’de yer alan, artan kuraklık ve orman yangını riskiyle karşı karşıya olan Türkiye’de ise nüfusun yüzde 77’si iklim kaygısının güçlendiğini ifade etti.

İklim korkusunun en az arttığı ülkeler yüzde 25 ile Suudi Arabistan ve yüzde 34 ile Rusya oldu. Her iki ülke de önemli fosil yakıt üreticileri.

Sonuçlara dair değerlendirmede bulunan BM Kalkınma Programı Başkanı Achim Steiner, bu endişelerin seçimlere veya tüketim kararlarına aynı oranda yansımayabileceğine dikkat çekti. “Ben daha fazlasını yapardım. Ama diğerleri yapmayacak. Bu yüzden ben de bir şey yapmayacağım” şeklindeki yaklaşımın yaygınlığına işaret eden Steiner, bu durumun kaygılar ve eylemler arasında bir farka yol açtığını söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Her Gün 2 Bin Çocuk ‘Hava Kirliliği’ Nedeniyle Ölüyor

2021 yılında 700 binden fazla çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi.

Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor. Son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğu dile getirildi.

ABD merkezli Sağlık Etkileri Enstitüsü (HEI) ve UNICEF ortaklığında hazırlanan bir rapor, hava kirliliğinin, tansiyon hastalıklarından sonra dünya genelinde en fazla erken ölüme neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre her gün ortalama 2 bin çocuk, hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklardan dolayı yaşamını yitiriyor.

HEI ve UNICEF’in ortak raporuna göre 2021 yılında, dünya çapında 8,1 milyon insan hava kirliliğine bağlı sebeplerden dolayı hayatını kaybetti. Bu da, tüm ölümlerin yüzde 12’sine tekabül ediyor. Söz konusu veriler, hava kirliliğinin, tütün kullanımı ve yetersiz beslenmeyi geçerek en fazla ölüme yol açan sebepler içinde ikinci sıraya yükseldiğini gösteriyor.

Özellikle küçük çocukların hava kirliliğine karşı savunmasız olduğu vurgulanan raporda, 2021’de 700 binden fazla küçük çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi. Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor.

HEI’nın küresel sağlık programı başkanı Pallavi Pant son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğunu dile getirdi. Nitekim daha temiz alternatiflerin yaygınlaşmasıyla 2000 yılından bu yana yemek pişirme sırasında açığa çıkan zehirli partikülleri solumaktan kaynaklanan çocuk ölümleri dünya genelinde yüzde 50 azaldı.

Ancak hâlâ dünya çapında 2 milyardan fazla insanın iç mekanda kurdukları basit ocaklarda, açık ateş kullanarak yemek pişirdiği belirtiliyor. Mayıs ayında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), hükümetler ve şirketlerin daha güvenli pişirme metotlarını yaygınlaştırmak için 2.2 milyar dolarlık kaynak taahhüt ettiğini açıklamıştı.

Rapora göre dünyanın neresinde olursa olsun neredeyse herkes sağlıksız hava soluyor. Çapı 2,5 mikrondan daha küçük olan partikül maddeyi tanımlayan PM2.5 değerinin sağlıklı aralığın üzerine çıkması akciğer kanseri, kalp hastalıkları, felç ve diabet riskini artırırken; raporda bu hastalıklarla hava kirliliği seviyesi arasındaki bağlantıya işaret ediliyor.

Ancak ortaya konan güçlü verilere rağmen raporun hâlâ hava kirliliğinin etkilerini tam olarak yansıtmıyor olabileceğini ifade eden Pant, hava kirliliğinin beyin sağlığı ve nörolojik etkilerinin hesaba katılmadığını belirtti.

200 ülke ve bölgeden toplanan veriler ışığında hazırlanan rapor ayrıca, insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olarak daha da kötüleşmesi beklenen ozon kirliliğinin, 500 bin ölüm vakası ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Pallavi Pant, “Giderek artan şekilde dünyanın bazı bölgelerinde çok kısa ama yoğun kirlilik görülmeye başlandı” diyerek, yangınlar, kum fırtınaları ve aşırı sıcakların bu kirliliği tetiklediğini aktardı.

Uzmanlara göre hem iklim değişikliği hem hava kirliliği için alınacak önlem aynı: Sera gazı emisyonlarını azaltmak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Küresel Isınma: Her Ay Sıcaklık Rekoru Kırılıyor

Atmosferdeki sera gazlarının birikimi sonucu dünya yüzeyindeki ortalama sıcaklıkların artması olarak tanımlayabileceğimiz küresel ısınma sonucu dünyada her ay sıcaklık rekorları kırılıyor.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

Jennifer Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

İklim bilimciler sıcaklık artışının şaşırtıcı olmadığını, ısınma eğilimlerinin, artan fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit birikiminden kaynaklandığını söylüyor.

Avrupa Birliği’nin iklim gözlem ajansı Copernicus, geçtiğimiz ay kayıtlara geçen en sıcak mayıs ayının yaşandığını ve bunun son bir yılın aylık rekoru olduğunu açıkladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü de, 2024-2028 yılları arasındaki ortalama küresel sıcaklıkların, Paris görüşmelerinde kabul edilen sanayi öncesi dönemden bu yana 1,5 santigrat derece olan ısınma sınırını aşma ihtimalinin neredeyse ikide bir olduğunu tahmin etti.

“Earth System Science Data” dergisinde yayınlanan bir raporda ise, 57 bilim insanından oluşan bir grup, 2023’te Dünya’nın 2022’ye kıyasla biraz daha hızlı ısındığını tespit etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) göre, 2023’te atmosferdeki ısı tutucu gazların seviyesi tarihi zirvelere ulaştı. NOAA, özellikle insan faaliyetleriyle üretilen sera gazlarının en bol ve en önemlisi olan karbondioksitin, 2023’te 65 yıllık kayıtlardaki üçüncü en yüksek miktarda arttığını bildirdi.

Aşırı sıcaklıklar ve ani hava değişiklikleri, öngörülemez fırtınalara neden oluyor. Bu bahar Asya’da etkili olan sıcak hava dalgası Filipinler’de okulların kapanmasına neden oldu, Tayland’da insanların ölümüne yol açtı.

Geçtiğimiz ay Hindistan’ın bazı bölgelerinde haftalarca süren sıcak hava dalgaları da okulların kapatmasına ve insanların ölümüne neden olmuştu.

BM’nin daha önceki çalışmaları, Dünya’nın ekosisteminde büyük değişikliklerin 1,5 ila 2 santigrat derece ısınma arasında başlama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor; buna gezegenin mercan resiflerinin, Kuzey Kutbu deniz buzunun, bazı bitki ve hayvan türlerinin nihai kaybı ve insanları öldüren ve altyapıya zarar veren daha da kötü aşırı hava olayları da dahil.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

İklim bilimciler, iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını engellemek için fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılması ve yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanılması gerektiğini düşünüyor. Küresel ısınmaya en olumsuz etkiyi, fosil yakıtlar (petrol, gaz ve kömür) yapıyor.

Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

BM’den kömür, petrol ve doğal gaz reklamlarına yasak çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, dünyayı iklim krizinin yıkıcı etkilerinden kurtarmak için fosil yakıt şirketlerinin reklamlarının yasaklanması gerektiğini söyledi.

Guterres, Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı konuşmasında kömür, petrol ve gaz şirketlerini iklim değişikliği konusunda onlarca yıldır gerçeği çarpıtan ve halkı yanıltan “iklim kaosunun mafya babaları” olarak nitelendirdi.

Tütün reklamlarının halk sağlığına etkisi nedeniyle yasaklanmasına benzer şekilde, fosil yakıtlar için de bir yasağın uygulanması gerektiğini belirten Guterres tüm ülkeleri, medya ve teknoloji kurumlarını fosil yakıtların reklamlarından acilen uzaklaşmaya çağırdı.

BM Genel Sekreteri konuşmasında küresel ısınmanın önemli bir bölümünden sorumlu olan fosil yakıt endüstrisine bugüne kadar yaptığı en sert eleştiriyi yöneltti.

Guterres’in sözleri gezegenimizin rekor düzeyde ısındığını gösteren yeni çalışmaların ardından geldi. AB’nin iklim hizmetlerinden elde edilen veriler, son 12 ayın her birinin, yılın o dönemi için yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırdığını doğruluyor.

Paylaşın

Küresel Isınma: Mart Ayında Sıcaklık Rekoru Kırıldı

Geçtiğimiz mart ayı, tüm dünyada kaydedilen en sıcak mart ayı oldu. Mart ayı ile geride kalan son 12 ayın, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem olduğu belirtildi.

İklim bilimci Friederike Otto, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” dedi. Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söyledi.

Rusya’nın son yılların en kötü sel felaketiyle sarsılması ve Avustralya, Brezilya ile Fransa’nın bazı bölgelerinin olağanüstü yağışlı bir mart ayı geçirmesinde bu durumun rol oynadığı düşünülüyor.

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre, geçtiğimiz Mart, tüm dünyada kaydedilen en sıcak mart ayı oldu. İklim servisi tarafından yayınlanan aylık bültende, geçen ayın ortalama yüzey hava sıcaklığının 14,14 derece olduğu belirtildi.

İklim Değişikliği Servisi ayrıca, Mart ile geride kalan son 12 ayın, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem olduğunu belirtti. Nisan 2023’ten Mart 2024’e kadar küresel ortalama sıcaklık, 1850-1900 yıllarındaki sanayi öncesi dönemdeki ortalamanın 1,58 derece üzerinde kaydedildi.

C3S direktör yardımcısı Samantha Burgess AFP’ye verdiği demeçte, denizlerdeki durumun karadan daha “az şok edici” olmadığını belirterek şubat ayının ardından mart ayında da küresel okyanus yüzey sıcaklığı rekorunun kırıldığını ifade etti.

Bu rekorun “inanılmaz derecede sıra dışı” olduğunu da sözlerine ekleyen Burgess, ısınan okyanusların atmosfere daha fazla nem salmasından dolayı şiddetli rüzgarlar ve kuvvetli yağmurlar gibi giderek düzensizleşen hava koşullarının artışını sürdürmesinin “kuvvetle muhtemel” olduğunu vurguladı.

2023 ise, 1850’den beri tutulan küresel sıcaklık kayıtlarında dünyanın en sıcak yılı oldu. Yüksek sıcaklıklar bu yıl başında Venezuela’da çok sayıda orman yangınına, Güney Afrika’da ise kuraklığa ve milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya kalmasına neden oldu.

C3S, aşırı sıcaklığın birincil nedeninin insan kaynaklı sera gazı emisyonları olduğunu açıklarken, sıcaklıkları yükselten diğer faktörler arasında Büyük Okyanus’ta yüzey sularını ısıtan hava dalgası El Nino’nun da yer aldığını belirtti. C3S, El Nino’nun Mart ayında hafiflediğini ancak buna rağmen, dünyanın ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının rekor seviyeye ulaştığını bildirdi.

Londra’daki Imperial College Grantham Enstitüsü’nden iklim bilimci Friederike Otto, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” dedi. Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söyledi.

Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, “Ancak denizdeki yapay sıcak dalgalarla birleşimi bu rekorları çok nefes kesici hale getirdi” dedi. Francis, El Nino’nun zayıflamasıyla birlikte, her ay küresel ortalama sıcaklıkların aşıldığı marjların düşeceğini söyledi.

Francis, “Atmosferdeki sera gazı birikintileri yükselmeyi durdurana kadar gidişat değişmeyecek” dedi ve ekledi: Bu da fosil yakıtları yakmayı bırakmamız, ormansızlaşmayı durdurmamız ve gıdalarımızı mümkün olan en kısa sürede daha sürdürülebilir bir şekilde yetiştirmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Paylaşın

İklim Krizi: Su Savaşları Çıkabilir

Avrupa Komisyonu’nun sızdırdığı iklim raporunda, “Üye ülkelerin kendi sınırlarında olmayan su kaynakları nedeniyle çatışmaya girme riski oluşabilir. Farklı sektörlerde su kaynaklarına erişimle ilgili rekabet artabilir” ifadelerine yer verildi.

Raporda, ayrıca iklim kriziyle birlikte Avrupa ülkelerinin, Batı Nil virüsü gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalacağı fakat devletlerin buna hazırlıklı olmadığı bildirildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) yürütme organı Avrupa Komisyonu’ndan sızdırılan rapor taslağında, gelecekte su kıtlığı nedeniyle üye ülkeler arasında savaşlar çıkabileceği bildirildi.

ABD’nin önde gelen gazetecilik kuruluşlarından Politico’nun çarşamba günkü haberine göre metinde, AB ülkelerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı hazırlıksız olduğuna işaret edilirken, su kıtlığının sağlıktan enerjiye kadar birçok sektörü vuracağı belirtiliyor.

Bu durumun AB ülkeleri arasındaki gerginliği artırabileceğine dikkat çekilen metinde şu ifadelere yer veriliyor:

Söz konusu riskler çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Üye ülkelerin kendi sınırlarında olmayan su kaynakları nedeniyle çatışmaya girme riski oluşabilir. Farklı sektörlerde su kaynaklarına erişimle ilgili rekabet artabilir.

Komisyon raporunda, AB’nin gelecekte iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini daha fazla hissedeceği belirtilerek “kuraklık, sel, orman yangınları, hastalıklar, mahsul kıtlığı, sıcak kaynaklı ölümler ve altyapı hasarları gibi felaketlerle” karşı hazırlıklı olunması gerektiği vurgulanıyor.

İklim krizinin ekonomiye zararlarına da dikkat çekilen metinde, 2100’e kadar AB ekonomisinde yüzde 7 gelir kaybı yaşanabileceği öngörülüyor. Kıyı alanlarında yaşanacak sel felaketlerininse yıllık 1,6 trilyon euroluk zarara neden olabileceği tahmini ediliyor.

Çalışmada, 1980’den beri AB’de yaşanan kuraklık olaylarının toplamda yıllık 9 milyar euro, sel felaketlerininse 170 milyar euro zarara yol açtığı bilgisi de paylaşıldı.

Ayrıca iklim kriziyle birlikte Avrupa ülkelerinin, Batı Nil virüsü gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalacağı fakat devletlerin buna hazırlıklı olmadığı bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Küresel Sıcaklıklar Ocak Ayında Da Rekor Kırdı

İklim Değişikliği Servisi Copernicus, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğunu açıkladı.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Birliği’ne bağlı İklim Değişikliği Servisi Copernicus (C3S) tarafından yapılan ölçüm, “Ocak 2024″ün küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak ocak ayı olduğunu ortaya koydu.

Copernicus’un uydu izleme sistemiyle yaptığı küresel yüzey hava ve deniz sıcaklıkları ve deniz buzu örtüsü ile hidrolojik değişkenlerde gözlemlenen değişikliklere ilişkin aylık iklim güncellemesi yayımlandı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Ocak 2024’te ortalama yüzey hava sıcaklığı 13,14 derece olarak ölçüldü.

Söz konusu ölçümün ocak için 1991-2020 ortalamasının 0,70 derece, 2020’de kaydedilen bir önceki en sıcak ocak ayının da 0,12 derece üzerinde olduğu kaydedildi.

Açıklamada son 8 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu belirtilerek, son 12 aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın 1991-2020 ortalamasının 0,64 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü belirtildi.

Copernicus’un açıklamasında, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğu dile getirildi.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezinin (ECMWF) “ERA5” diye isimlendirilen küresel saatlik değerlendirme verileri, dünya genelindeki uydular, gemiler, uçaklar ve meteoroloji istasyonlarından alınan milyarlarca ölçüm kullanılarak yapılıyor.

Kuruluş son on iki aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın, 1991-2020 ortalamasının 0,64C ve 1850-1900 sanayi öncesi ortalamasının 1,52C üzerinde, kayıtlardaki en yüksek sıcaklık olduğunu bildirdi.

C3S Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, “2024 rekor kıran başka bir ayla başlıyor, sadece kayıtlardaki en sıcak ocak ayı değil, aynı zamanda sanayi öncesi döneminin 1,5C’nin üzerinde 12 aylık bir dönem yaşadık” diyor ve ekliyor: Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması küresel sıcaklık artışını durdurmanın tek yolu.

Öte yandan Avrupa’da geçen aya (Ocak 2024) ait sıcaklıklar, kuzey ve güney bölgelerde farklılık gösterdi. Örneğin İskandinav ülkelerinde 1991-2020 ortalamasının çok altında olan sıcaklıklar, güney ülkelerde bu ortalamanın çok üstünde seyretti.

Avrupa dışında, sıcaklıklar Kanada’nın doğusu, Afrika’nın kuzeybatısı, Orta Doğu ve Merkezi Asya’da ortalamanın oldukça üzerinde, Kanada’nın batısı, ABD’nin orta bölgeleri ile Sibirya’nın doğusunda ortalamanın altında kaldı.

El Nino hava olayı, ekvatoral Pasifik’te zayıflamaya başlasa da deniz hava sıcaklıkları genel olarak alışılmadık derecede yüksek bir seviyede kaldı.

Paylaşın