HDP’li Sancar: Türkiye’yi İki Kutba Mahkum Bırakmayacağız

Halkarın Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi, Ankara Balgat’taki genel merkez ek binasında “kongre gündemiyle” toplandı. Parti Meclisi normal şartlarda Şubat’ta yapılması gereken ancak ertelenen 5. Olağan Kongrenin tarihinin belirlenmesi için bir araya geldi.

Toplantının başlangıcında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar iktidarı eleştirdi. HDP’ye açılan kapatma davasına değinen Sancar, “Devlet demokratik siyaseti tasfiye etme çabasında başarısızlığa uğramıştır” dedi.

Sancar, “Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar eden, demokratik siyaseti tasfiye edebileceğini sanan bütün geçmiş iktidarların uğradığı akıbet, bugün aynı anlayışı sürdürmekte olan bu iktidarı beklemektedir. Bu iktidar aynı anlayışta ısrar ettiği için bundan öncekilerle aynı akıbete uğrayacaktır, tarihin çöplüğüne gidecektir” diye konuştu.

Sancar daha sonra konuyu 5’inci olağan kongreye getirerek şunları söyledi: “Parti meclisinin gündeminde önemli bir konu var. Covid-19 salgınından dolayı il ve ilçe kongrelerini zamanında yapma imkanı bulamadığımız için 5’inci olağan kongremizi zamanında yapamadık.

Normal şartlarda Şubat’ta yapmamız gerekiyordu ama bizim dışımızdaki nedenlerle olağan kongremizi toplayamamıştık. Hazırlıklarımız büyük ölçüde tamamlandı. Örgütlenme Komisyonumuz, Parti Meclisimiz ve diğer kurullarımız çalışmalarını büyük bir özveri ile yürüttüler ve şimdi büyük kongremizi toplamak için hazırlıklarımızı olgunlaştırdık.

Önümüzde önemli bir kongre var, tarihi bir kongre var. Kongre ile ilgili ayrıntılar bu PM toplantısının önemli bir gündemidir. Birlikte takvimi tartışacağız, ayrıntıları birlikte somutlaştıracağız. Önümüzdeki kongre HDP’nin en büyük şölenlerinden biri olacaktır. En güçlü irade gösterisi olacaktır.

Binler, on binler toplanacak ve HDP’ye karşı yürütülen bu siyasi geleneğe karşı yürütülen saldırıların nasıl boşa çıkarıldığını orda hep birlikte ortaya koyacaktır. “Önümüzdeki kongreye büyük önem atfediyoruz. Herkese o kongreden kararlılık mesajını, mücadelede ısrar, demokratik siyasette inat ve çözüm isteğimizin sonsuz olduğu mesajını hep birlikte vereceğiz.

“Türkiye’yi iki kutba mahkum bırakmayacağız”

Halklarla toplumun farklı kesimleri ile ama özellikle ezilenlerle, mağdurlarla, ötekileştirilenler, yok edilmek istenenlerle birlikte karşılıklı diyalog ve eleştiri mekanizmasını da işleterek yolumuza devam edeceğiz. Bütün demokrasi güçlerine Türkiye’de barış ve demokrasi isteyen, zulmün, zorbalığın ve talanın bitmesini isteyen herkes gelsin bu yolda birlikte yürüyelim, sözümüz varsa birbirimize yürürken söyleyelim ama esas hedefi gözden kaçırmayalım.

Hedefe yürürken birbirine destek olmak, dayanışmayı ortak mücadeleyi en ileri noktaya taşımak temel şiarımız olmalıdır. Eleştirilerimizi ve uyarılarımızı birbirimize mücadele içinde yürürken, hedefe doğru kararlılıkla ilerlerken dile getireceğiz, bizim anlayışımız, fikriyatımız bunu gerektiriyor, bunu başaracağız Türkiye’yi birbirine benzer iki kutba mahkum bırakmayacağız. 3’üncü yol var. Bu yolu taşıyacak HDP var, HDP’nin büyütmekte olduğu Demokrasi İttifakı var.”

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan ‘Üçüncü Yol’ Açıklaması: Çözümün En Güçlü Adresi

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, ‘Üçüncü Yol’a ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir. Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi ( HDP) Kadın Meclisi, siyasal gelişmeleri değerlendirmek ve yeni dönem çalışmalarını planlamak için parti genel merkezinde bir araya geldi. Toplantıya katılarak konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Nisan ayı itibariyle bir Kadın Meclisi toplantımızı daha büyük bir güç ve moralle toplamış bulunmaktayız. Konuşmama başlarken başta cezaevlerindeki kadın arkadaşlarımız, yoldaşlarımız olmak üzere her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum. Bu yola birlikte çıktık, birlikte mücadele ettik ve mücadelemizi bugünkü güçlü konuma birlikte taşıdık. Bundan sonraki süreçte de bu onurlu mücadelemizi aynı kararlılıkla zafere ulaştırmak için birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Eşit, adil, demokratik bir yaşamı kadın mücadelemizle hep birlikte inşa etmek için bu zaferi yakalamak zorundayız.

“Derinleşen yoksulluk sefalet boyutuna ulaştı”

Toplantımızı, tekçi erkek iktidarın ürettiği krizin ve çöküşün giderek derinleştiği bir süreç ve ortamda gerçekleştiriyoruz. Derinleşen yoksulluk artık sefalet gerçekliğine dönüşmüştür. Bunu iktidarın pratiklerinden ve uygulamalarından görüyoruz. Yangının büyüdüğü mutfaklar; işsizliğin ağır yükü altında ezilen gençler, kadınlar, milyonlar; geliri giderini karşılamayan çalışanlar, emekliler bu sefalet ortamını en yakıcı haliyle yaşamaktadır. Bu halk gerçekliğine karşın Saray yönetimi utanmadan, sıkılmadan ekonominin ne kadar büyüdüğü ve büyüyeceği yalanını her gün Türkiye halklarına söylemeye ve bunu sürdürmeye devam etmektedir.

Sadece 3 ay içerisinde ikiye katlanan cari açıkla, freni patlamış enflasyonla, zam üstüne zamlarla, vergi üstüne vergilerle, dünyanın en değersiz para birimine dönüşmüş lirasıyla bu ekonomi dibe doğru son hızla çakılmaya devam ediyor. Market raflarındaki ve pazar tezgahlarındaki fiyatlar, doldurulamayan fileler, ödenemeyen borçlar, boş kalan tarlalar, fiyatı uçup giden temel ihtiyaçlar, üretemeyen tezgahlar Saray’ın tam tersini gözler önüne sermektedir. “Fakirleştik, yoksullaştık, aç kalıyoruz, tüketemiyoruz, üretemiyoruz” sesleri Türkiye toplumunun her yanından yankılanmaktadır. Derin yoksulluk en çok da kadınlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son derece bilinçli bir politika ile kadınlar mutlak yoksulluğa mahkum edilmektedir.

“Beşli çetenin, bankaların, yandaşların, Saray’ın ekonomisi büyüyor”

Ancak ekonomisi büyüyenler de var. Halkın kesesinden bedelsiz kredi verilen ultra zenginlerin ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Hazinenin peşkeş çekildiği bankaların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Beşli çetelerin, yandaş vurguncuların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Fakat onların ekonomisi büyüdükçe halkın lokmasının her gün küçüldüğünü de biliyoruz. Halka “porsiyonları küçültün, kuru ekmekle yetinin” diye buyuranlar, kadınların ve halkın ekmeğinden çalıp kendi saltanatlarını finanse etmektedir. Bunun da farkındayız. Tarlada, evde, fabrikalarda, atölyelerde, eğitimde, sağlıkta üretenlerin, kadınların emeğinden çalınmakta ve yandaşın cebine aktarılmaktadır. İşte iktidarın büyüdüğünü söylediği bu kadar ceberut, bu kadar vicdansız ve karanlık ekonomi budur.

“Bu talancı ekonomiyi kabul etmiyoruz, bu düzene alışmayacağız”

Biz kadınlar tekçi erkek iktidarın her türlü yalanına karşın bu vahşi ekonomik sistemin, bu soygun düzeninin elbette ki farkındayız. Ve bu talancı erkek ekonomisini, büyüyen soyguncu erkek ekonomiyi asla kabul etmiyoruz, asla kabul etmeyeceğiz. Bu düzene alışmıyoruz, asla alışmayacağız. Kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizim olan ve bizden çaldıkları ne varsa hepsini bir bir almaya devam edeceğiz. Her toplumsal alanda olduğu gibi ekonomide de sömürüsüz, eşit, adil, şeffaf bir modeli mutlaka hayata geçireceğiz. Herkesin doyduğu, emeğinin hakkını aldığı bir ekonomik sistemi mutlaka hayata geçireceğiz.

“Kürt sorunu çözülseydi, cinsiyet eşitliği sağlansaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı”

Bu ülkede demokratik bir sistem inşa edilmiş, Kürt sorunu çözülmüş, farklı kimliklerin hakları teslim edilmiş olsaydı, geçmişle gerçek bir yüzleşme sağlanabilseydi, onurlu bir barış gerçekleşmiş olsaydı, cinsiyet eşitliği ve evrensel eşitlik ilkeleri hayata geçirilebilseydi bu yıkımların, biraz önce ifade ettiklerimin hiçbirisi yaşanmayacaktı. Bizler kadınlar olarak, HDP olarak bu ülkeye nasıl kaybettirdiklerini ve kazancın güçlü demokraside, tam eşitlikte, gerçek bir adalet sisteminde, yüzyıllık sorunların çözümünde, kalıcı bir barışta olduğunu elbette çok iyi biliyoruz. Bu bilinç ve ilkelerimizle bir yola çıktık, bir yol açtık ve o yolda güçlü adımlarla yürümeye devam ediyoruz. Şunu da söylemeden geçmeyeceğim; geçmişin yüzyıllık hatalarına teslim olmaya niyetlenenler, bu ülkeye tekrar eden yıkımlardan başka bir şey sunamazlar.

“Üçüncü Yol siyaseti çözümün en güçlü adresidir”

Bunu anlamak için Macaristan’da olanlara ya da hiçbir dünya örneğine bakmaya ihtiyacımız yoktur. Kendi tarihimize ve sonuçlarına bakmamız, kendi gerçekliğimizi iyi anlamamız gerekir. Buradan gerekli dersleri almamız gerekiyor, doğru tutumu takınmamız için bu yeterlidir. Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir.

Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda. Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak gelişen kadına yönelik şiddet her gün tırmanmaktadır. Günde en az 4 kadının erkek şiddetiyle katledildiği ülkemizde, Istanbul Sözleşmesinden çıkıldığı günden bugüne 278 kadın katledilmiş, 235 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Bu tablo ne bir kaza ne bir salgın hastalığı istatistiği ne de toplu savaş katliamıdır. Bu tablo AKP-MHP erkek blokunun kadınlar için ortaya koyduğu felaket tablosudur.

“İktidar kadınların gücünden ve dayanışmasından korkuyor”

Bunun yanı sıra bu karanlık tabloyu hakim kılmak adına biz kadınlara karşı topyekün bir saldırı içerisindedirler. Binlerce kadın arkadaşımız, kadın mücadelesi nedeniyle tutuklanmakta ve her gün yargılanmaktadır. Bakınız son üç ay içerisinde sadece Diyarbakır’da 200 kadın soruşturma ve kovuşturma geçirdi. Şimdi de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna kapatma davası açtılar. Bu davalar kadın mücadelesine saldırıdır, bütün kadınları hedef alma operasyonlarıdır. Buradan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna dayanışma duygularımızı gönderiyorum.

Tekçi erkek iktidar tarafından nerede ve hangi kadına yönelik olursa olsun kadın mücadelesine karşı geliştirilen saldırılara karşı asla sessiz kalmayacağız, onların yanında olacağız. Hep birlikte karşı tavrımızı güçlü bir biçimde ortaya koymaya devam edeceğiz. Bu vesileyle de buradan bütün kadınlara, kadın birlikteliğinin ve ortak mücadelesinin vazgeçilmez öneminin farkında olarak hareket etmemiz gerektiğinin elzem olduğunu tekrardan ifade etmek isterim. Bizden bu kadar korkan bir iktidar, ortak gücümüz ve mücadelemiz ile kaybedeceğini çok iyi biliyor. Bizlere yönelik saldırılarının en büyük nedeni de işte budur, kaybetme korkusudur.

“Kapatma ve kumpas davalarıyla Kürtleri, ezilenleri ve kadınları hedef alıyorlar”

4 Kasım darbesi, kayyım darbesi, bugün yürütülen Kobanî Kumpas Davası ve HDP’ye karşı açılan kapatma davası da tekçi erkek iktidarın gerçek muhalefete özellikle de kadınların demokratik muhalefetine karşı duyduğu korku refleksidir. Bütün bu saldırılarla Kürtler kadar, ezilmişler kadar etkisizleştirmek istedikleri güç aynı zamanda kadınlardır, yani bizleriz; kadınların etkin siyasetidir, değişim gücüdür. Fakat o kadar haksızlar ki ve o kadar altı boş hukuksuz dayanaklarla bu süreci işletmeye çalışıyorlar ki olmayan delilleri, gizli tanıkları, düzmece dosyaları ellerinde patladı.

Olması gerektiği gibi duruşma salonlarında kadınlar ve tüm arkadaşlarımız bu düzmece kumpası, bu hukuk garabetini yargılıyor, yargılamaya da devam edecek. Hal böyle olunca partimize yönelik yeni bir gözaltı dalgası başlatıp yine hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızı Kobanî Kumpas Davası’nın ikinci dalgası olarak lanse ettikleri bir operasyonla gözaltına aldılar. Peki, neye dayanarak? 6415 sayılı kanuna dayanarak. Peki, bu kanunu bu hükümet daha önce hangi amaçla kullanmış? Bakıyoruz ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir durumla karşılaşıyoruz. Bu kanunla AKP hükümeti IŞİD’lilerin dondurulan malvarlığını geri sahiplerine iade etmiş.

“Aynı kanunla IŞİD’e yardım ediyorlar, Kobanî’ye yapılan insani yardımları suçlama konusu yapıyorlar”

Kanun aynı kanun. Ama Kürtler, kadınlar, demokratik siyasetin bileşenleri söz konusu olunca bu kanun hükümetin elinde bir kılıca dönüşmektedir. Dünyaca kabul edilmiş gelmiş geçmiş en vahşi yapılanma olan IŞİD söz konusu olunca mevcut kanunla onu ihya ediyorlar. IŞİD’e halen arka çıkarken, aynı kanunla Kobanî’ye yapılan insani yardımı suçmuş gibi gösterip yargılamaya kalkıyorlar. Bunların asıl hedefi insanlıktır. İnsani yardımı hedef alanların insanlık değerleriyle sorunları çok büyüktür.

“Cizre sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır”

Yine geçen hafta Cizre ilçe binamıza yapılan baskında ilçe binamızı adeta yıktılar. Cizre asla sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır. Bu hakikate duydukları öfkeyle saldırıp yıkıyorlar. Cizre’de işledikleri insanlık suçlarının üzerine yeni suçlarla örtmeye çalışıyorlar. Fakat biz bu talanlara seyirci kalacak bir halk değiliz. Geceler boyu Cizre’nin cesur kadınları ilçe binamız önünde oturdu, nöbet tuttu, mücadele stranları söyledi. “Zulmünüze karşı biz de buradayız, korkmuyoruz, size meydan okuyoruz,” dediler. Ben buradan Cizre’nin, Botan’ın cesur ve emektar halkına ve kadınlarına en derin sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum. Selam olsun güzel sesinize, stranlarınıza, kararlı demokratik mücadelenize…

“Cezaevleri işkence ve ölüm evlerine dönüştürüldü, cenazelere işkence ediliyor”

Önemle değinmek istediğim bir başka konu ise işkencehaneye çevirdikleri cezaevleridir. İnsanlık dışı tecrit uygulaması yetmiyor, hak ihlalleri yetmiyor, sahte ATK raporları ile ağır hasta mahpuslara eziyet etmek ve ölümlerine sebebiyet vermek yetmiyor, infaz yakmalar yetmiyor şimdi de mahpuslara ağır fiziki işkenceler yapıyorlar. Nasıl her gün kadınlar katlediliyorsa aynı şekilde neredeyse her gün cezaevinden bir cenaze çıkıyor.

Bu ölümler şüpheli olarak tanımlansa da cenazeler üzerindeki ağır işkence izleri şüpheyi ortadan kaldırıyor. En son Ferhat Yılmaz’ın cenazesi üzerindeki izler aslında her şeyi bizlere çok açık ve net olarak gösteriyor. Üstelik bununla da yetinmiyorlar. Cenazeye de işkence ettiklerini görüyoruz ve buna tanıklık ediyoruz. Cenaze aracı bile vermeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Cenazelerin dini vecibelerinin yerine getirilmesine engel olan bir zihniyetle karşı karşıyayız, cenaze törenine izin verilmiyor.

“Aysel Tuğluk ve hasta mahpuslara yaptıkları bilinçli düşmanlıktır”

Hafızasını günbegün yitiren Aysel ve diğer ağır hasta mahpuslar için dünyanın dört bir yanından yapılan çağrılara bu kadar sağır kalınması bilinçli bir düşmanlık politikasıdır, kadın düşmanlığı ve Kürt düşmanlığıdır. Bunun farkındayız. Fakat biz düşmanlık siyaseti yürütmüyoruz. Biz, hakikat ve adalet mücadelesi yürütüyoruz. Bizlere, halkımıza, kadınlara ve tutuklulara yönelik yürütülen bu düşmanca politika elbette gerçek adalet karşısında ve insanlık vicdanında hesap verecektir.

Bu politikanın sahipleri, karar alıcıları, uygulayıcıları yaptıkları hukuksuzluklarla, insanlık suçlarıyla mutlaka yüzleşecektir. Kadın Meclisi toplantımızdan tekrar ifade ediyorum; bütün yoldaşlarımızı her yerde ve her zaman en güçlü ve en sıkı şekilde sahiplenmeye devam edeceğiz. Her bir yoldaşımız bizim bir parçamızdır, değerimizdir, onurumuzdur. Cezaevlerine buradan güçlü bir selam gönderiyorum.

“Biz kadınlar sizden korkmuyoruz”

Baskılarıyla, zulümleriyle bizlere teslimiyeti dayatanlar bilsinler ki, geçmişte olduğu gibi bugün de bedeli ne olursa olsun her zaman cesur ve kararlı olmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar sizden korkmuyoruz. Buradan söylüyorum kendilerine: Bizler korkacak olsaydık kırımdan geçirildikten sonraki zamanlarda korkardık. Bize sürekli reva görülen hapishane duvarlarından, işkence tezgahlarından korkardık. Canımıza, malımıza kast edilirken korkardık.

Bize yaşattığınız Newala Qesaba zulmünden sonra korkardık. Ama korkmadık. Tarih şahittir, ne korktuk ne bir tek adım geri attık. Hiçbir şekilde korkmayacağımızı da buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Fakat siz korkuyorsunuz. Bugün Newala Qesaba’yı da o korkuyla betona gömmek istiyorsunuz. Ama kadınlar her yalana ve inkara karşı hafızayı daima diri tutar. Bundan sonra da tutacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Asla unutmadık ve asla unutmayacağız. Kadınların hafızası bu ülkede gerçek bir yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı mutlaka sağlayacaktır.

“Ben ve yakınlarını kaybeden binlerce kadın Emine Şenyaşar ile aynı ateşte yandık”

Geçen hafta arkadaşlarımla beraber Emine Şenyaşar annemizi adalet nöbetinde ziyaret ettik. İftar sofrasını, acısını, isyanını paylaştık. Emine annenin eşini ve evlatlarını kopardılar ondan.

Başından beri bu zalim uygulamanın ve adaletsizliğin tanığı ve takipçisiyiz. Fakat bunun yanı sıra aynı zulme uğrayıp eşini yitirmiş bir kadın olarak, Emine annenin nasıl tarifsiz bir acı yaşadığını, gelmeyen adaletin insanın ruhunu nasıl kemirdiğini elbette ki iyi bilirim. Ben, Emine anne ve yakınlarını yitiren sayısız kadın aynı ateşten yandık. Aynı zalimlerin adaletsizliğine isyan ettik. Ben Galatasaray Meydanında oturdum, şimdi Emine anne Urfa Adliyesi önünde oturuyor. Aynı ortak acı ve aynı ortak taleple… Bir yudum sudan, bir lokma ekmekten çok daha fazlasıdır insanın adalete duyduğu ihtiyaç. Şu Ramazan ayında şükür duasıyla değil, adalet duasıyla orucunu açıyor Emine Şenyaşar ve hem oğlu hem yoldaşı olan Ferit Şenyaşar ile birlikte.

“Bu ülkeye adaleti kadınlar getirecek”

Buradan tekrar dile getirmek isterim. Ortak acımız, ortak derdimiz ortak mücadelemizdir bizim. Pınar Gültekin’in duruşmasına giderek Pınar’ın annesi ile mücadele ortaklığı kuran Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz’ın mücadelesi, Gülistan Doku’nun bulunması için, İpek Er’in katilinin cezalandırılması için, Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için, Emine Şenyaşar’ın adalete kavuşması için ortak çığlıkta buluşan kadınlar bu ülkeye, bu topraklara adaleti mutlaka getirecektir. Bu coğrafyanın çölleştirilen topraklarına biz kadınlar can vereceğiz, yaşam vereceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

“AKP-MHP bloku partimize saldırarak seçime hazırlanıyor”

Önümüzde, yakın zamanda gerçekleşecek olan bir seçim var. Demokratik ülkelerde siyasi partiler seçim kampanyaları ve örgütsel çalışmaları ile seçimlere hazırlanırlar ama AKP-MHP ortaklığı HDP’ye saldırarak, HDP’yi engelleme kumpaslarıyla seçime hazırlanıyor. Çünkü biliyorlar ki, önlerindeki en büyük engel HDP’nin, kadınların güçlü duruşudur ve iradesidir. Biz de bu farkındalıkla ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar her kadına ulaşarak, mücadelemizi daha fazla örgütlemek zorundayız.

Sizlerin, Kadın Meclisimizin emektarlarının çok büyük emekleri ve gayreti var. Özellikle 8 Mart ve Newroz başta olmak üzere gittiğimiz her yerde büyük bir coşkuyla karşılanmamız, meydanlarda milyonlarla buluşmamız, hınca hınç dolu salonlarda gerçekleştirdiğimiz kongrelerimiz sizin emeğinizle örülmüş bir halk birlikteliğidir. Bu nedenle emekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Fakat bildiğiniz üzere bu daha bir başlangıç. Şimdi hiç durmadan, yorulmadan siyasetimizi daha fazla büyütme zamanıdır.

“1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim”

Sizlerin emeğiyle, kadınların her yeni gün üst üste koyduğu mücadele birikimi ve emeğiyle HDP ağacı ülkenin dört bir yanına köklerini salıyor, dalları serip serpiliyor, çiçeğe duruyor. Tarihin karanlığında bırakılmaya çalışılan kadınlar HDP ile birlikte artık tarihin öncüleri olacaktır. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Evet, 1 Mayıs’a az bir süre kaldı. Dünyanın en büyük emektarları olan kadınlar olarak; 1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla, ruhuyla, büyük bir katılımla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim ve buna biz kadınlar öncülük edelim. Bu duygularla ve 1 Mayıs alanlarında yeniden görüşmek üzere hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.”

Paylaşın

Demirtaş: Duruşumuzdan Asla Vazgeçmeyeceğiz

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, burada birlikte kaldığı eski Diyarbakır Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı’yı yazdı.

Doktor olan Mızraklı’nın halen çaya dokuz şeker attığını söyleyen Demirtaş, kendisiyle nasıl tanıştıklarını da anlattı.

Demirtaş’ın Artı Gerçek’te yayınlanan ‘Keko’ başlıklı yazısı şöyle:

“2000 yılının başlarıydı, bir yıllık genç bir avukat olarak rahatsızlığım nedeniyle Diyarbakır Devlet Hastanesine gitmiştim. Tabip Odası yönetiminde olan bir arkadaşımın tavsiyesiyle muayene olmak için gittiğim doktorun ameliyatta olduğunu söylediler. Hastane koridorunda beklemeye başladım. Biraz sonra kıpır kıpır bir adam koşturarak yanıma geldi. Kendimi tanıtıp ayaküstü, hemencecik rahatsızlığımı anlatmaya koyuldum. Ben daha lafımı bitirmeden koluma girip ‘Hele gel bi çay içelim keko, senin işin kolay’ dedi.

Doktorlar hastalarına genelde çay ısmarlamazlar. Doğrusu, biraz şaşırmıştım. Samimiydi. Doğallığı, ilgisi ve sıcaklığı yüreğimi ısıtmıştı. Karşılıklı çay içerken beni şaşırtan başka bir şey daha oldu. Koca genel cerrah, çayını tam dokuz şekerli içiyordu.

Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’

Sonraki yıllarda hayatımız çok kesişti bu doktorla. Sağlık konferansları düzenledi. Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yaptı, yardım derneklerinde canla başla koşturdu, fakir fukaranın sevdiği tanınan, bilinen bir doktor oldu. Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerinden binlerce insan her anlamda ‘hastası’ oldu bu doktorun.

‘Yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı’

Sadece beden sağlığıyla değil; demokrasi, barış ve özgürlük talepleriyle de ilgili bir hekim olarak politik mücadelenin önemli kişiliklerinden biri olarak öne çıktı. Diyarbakır halkı onu 2018 yılında milletvekili seçti. Bir yıl geçmeden aynı halk onu Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı yaptı. Ve görevinde dördüncü ayını bile doldurmadan görevden alındı, yerine kayyum atandı. Kısa bir süre sonra da yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı.

Ona iftira atan yalancı tanık Kayseri Bünyan Cezaevinden tahliye edilirken kendisi Diyarbakır’dan getirilip Kayseri Bünyan Cezaevine, o iftiracının yerine konuldu.

Sanırım bu doktorun kim olduğunu anladınız. Kendisiyle üç ay önce tekrar karşılaştık. Odama girdiğinde gözleri her zamanki gibi ışıl ışıl gülümsüyordu. Sıkıca sarıldık. ‘Hoş geldin Hocam’ dedim, ‘Hoş bulduk keko’ dedi. Biraz hoşbeşten sonra çayını doldurdum, derin bir sohbete daldık.

Buradayız şimdilik. Halkımıza yapılan zulümlere ve haksızlıklara karşı beraber direniyoruz. Dışarıda milyonlar, içeride on binler boyun eğmiyoruz, teslim olmuyoruz. Bu gidişatın, bu düzenin değişeceğine yürekten inanıyoruz. Kararlıyız, umutluyuz.

‘Duruşumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz’

Zorluklar, engeller, bizi susturmaya çalışanlar, duruşumuzdan rahatsız olanlar yok mu? Çok var. Tahmin ettiğinizden de çok hem de. Ama bizim yüzümüz sadece ve sadece halka dönük. Halk ne istiyorsa ne diyorsa öyle olacak. Biz halkımıza, yeri geldiğinde hizmetkarlık yeri geldiğinde öncülük yapmaktan hiç geri durmadık, bu duruşumuzdan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Bu zulüm artık bitsin istiyoruz. Ülkeye demokrasi ve barış gelsin diye uğraşıyoruz. Ayak oyunlarına, küçük hesaplara, ucuz komplolara teslim olmayacağız. Bizi yok sayanlara da yok etmek isteyenlere de boyun eğmedik, kimseden merhamet dilenmedik. Bugünlere hep direnerek geldik, bundan sonra da böyle devam edeceğiz. Ve emin olun kazanacağız, mutlaka kazanacağız.

Bu arada, bizim Dr. Selçuk Mızraklı çayını halen dokuz şekerli içiyor, değişen pek bir şey yok yani. Hoca halen ‘çok tatlı’.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatılma İhtimali Var Mı? Sancar Açıkladı

Partisine açılan kapatma davasına değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.” dedi.

Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın Liderler Özel serisine konuk oldu, siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti ve MHP tarafından değiştirilen seçim yasasına değinen Sancar,  “Cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olarak meydanlarda dolaşacak. Tüm bunları düşündüğünüzde iktidarın seçimle gönderilebilmesi için sizin güçlü bir çoğunluk yakalamanız gerekiyor. Yani yüzde 51-49 olmaz. Öyle bir hedef koymalısınız ki bu yüzde 60’lara yakın olmalıdır” ifadesini kullandı.

Sancar devamında oy hedeflerine, seçim ittifaklarına ve Demirtaş’ın adaylığına da değindi.

‘Bizim kendi ittifaklarımız var’

Sancar, “Parlamento seçimleri için herhangi bir ittifaka girme arayışımız yok dedik. Bu tutumumuz devam ediyor. Çünkü bizim kendi ittifaklarımız var. Bu ittifaklarımızı büyütme isteğimiz var” dedi.

Toktaş’ın “Şu an oluşturduğunuz yapıyla kaç milletvekili hedefliyorsunuz?” sorusu üzerine Sancar, şunları söyledi:

“Hedefimiz şu parlamentoda öyle geniş bir demokrasi gücü ortaya çıksın ki hiç bir iktidar o güç hesaba katılmadan, herhangi bir şey yapamaz halde olsun. Yani şunu demek istiyoruz, 600 milletvekili varsa çoğunluk ancak demokrasi ittifakıyla sağlansın. Oy oranı olarak hedefimiz de yüzde 15’in üstüdür. Biz yüzde 15’i kendimize baraj ve çıta olarak belirledik.”

Güvenlikleri anket şirketlerinden sonuçları aldıklarını belirten Sancar, “Kamuoyuyla anket paylaşan şirketler HDP’yi yüzde 11 ile 13 arasında sonuç gösteriyorlar. Güvendiğimiz anket şirketleri HDP’nin yüzde 15’in üzerine tırmandığını söylüyorlar” dedi.

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘ben hala adayım’ sözlerini de bir soru üzerine değerlendiren Mithat Sancar, “Daha önce bu kadar açık ve net ifade ettiğini duymamıştım. Ama böyle bir isteği de dile getirmesini yadırganacak bir şey olarak görmüyorum” dedi.

HDP’nin kapatılma ihtimali var mı?

HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.

Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” dedi.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar IŞİD’e Biz Kobani’ye Yardım Ettik

Hafta içi partililerine yönelik “Kobani soruşturması” adı altında yapılan gözaltılara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İkinci dalga operasyon adı altında yeni bir saldırı başlattı bu iktidar. Bu saldırıda Kobanê’ye yapılan insani yardımlar suçlama konusu yapılıyor. Bir kez daha altını çizerek belirtelim, bu iktidar IŞİD’e, biz ise IŞİD karşısında direnen Kobanê halkına yardım ettik. IŞİD yenildi, Kobanê halkının direnişi zafere ulaştı” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Kobanê Kumpas Davası, gayrimeşrudur. 11’inci duruşması görülen bu davada kumpasın ayan beyan ortaya çıkması daha ne gerekiyor. Düşünün mahkemenin uzun süre başkanlığını yürüten Bahtiyar Çolak çete üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınmıştı daha sonra da ev hapsinde tutuluyor ve kendi hakkında yürütülen bir çete üyeliği davası soruşturması var. Çetelerin, mafyanın ve yeni paralel yapıların partimize ve halkımıza karşı saldırı ve kumpas davalarının ana aktörleri olduğunu bu örnek açıkça ortaya koymaktadır. İşte iki gün önce başlatılan yeni saldırı dalgası da iktidarın bu hukuk dışı yapılar eliyle partimize karşı sürdürdüğü düşmanlığın ve uyguladığı düşman hukukunun açık göstergeleridir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile bileşen partilerinin eş genel başkanları HDP Genel Merkezi’nde ortak basın toplantısı düzenledi.

Açılış konuşmasını yapan HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Sultan Özcan, ileriki dönem yol haritası belirlemek üzere bir toplantı yaptıklarını duyurdu ve HDP’nin bileşen siyasi partilerinin eş genel başkanları kürsüye davet etti.

Ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Yeni dönem hazırlıklarımız kapsamında bir süredir yetkili kurullarımızla toplantılar gerçekleştiriyoruz. Bugün bileşen partilerimizin eş genel başkanları ve sözcülerimizle hafta sonu da PM ile toplantıları serimizi gerçekleştiriyoruz. Gündemlerimiz yoğun, Türkiye’nin sıcak gündemleri var. En başta ekonomik kriz başta olmak üzere siyasal gelişmeleri bütün boyutlarıyla tartışıp çözüm üretmeye ve bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Güçlü bir siyasi hareketiz ve çok önemli bir halk desteğine sahibiz. Bunun bize yüklediği sorumlulukların farkındayız. Bu bilinç ve kararlılıkla çözüm odaklı çalışmalarımız bundan sonra da yoğunlaşarak devam edecektir” dedi.

Hafta içi partililerine yönelik “Kobani Soruşturması” adı altında yapılan gözaltılara değinen Sancar, “İktidarın da partimize, halkımıza, bizler şahsında Türkiye’nin demokrasi güçlerine karşı saldırıları artarak devam ediyor. Partimize karşı açılan kapatma davası, önceki dönem eş genel başkanlarımız ve MYK üyelerimizin rehin tutulduğu Kobanê Kumpas Davası devam ediyor. Bu dava devam ederken iki gün önce de Kobanê de ikinci dalga operasyon adı altında yeni bir saldırı başlattı bu iktidar. Bu saldırıda Kobanê’ye yapılan insani yardımlar suçlama konusu yapılıyor. Bir kez daha altını çizerek belirtelim, bu iktidar IŞİD’e, biz ise IŞİD karşısında direnen Kobanê halkına yardım ettik. IŞİD yenildi, Kobanê halkının direnişi zafere ulaştı” diye belirtti.

“İntikam arayışı”

Sancar, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Dünyanın dört bir tarafından hem yardım hem de destek ulaştı. IŞİD’e ise esas destek bu iktidardan geldi. İşte bu iktidar için kapanmaya bir hesaplaşma söz konusu. Bu davalar ve operasyonlar iktidarın o dönem anlattığım döneme ilişkin bitmeyen öfkesinin ve dinmeyen intikam arayışının sonucudur. Buradan herhangi bir sonuç elde etmeleri söz konusu olamaz. Çünkü tarihin geri çevrilmesi diye bir durum söz konusu olamaz. Bu iktidarın böyle bir şansı da yoktur. Ayrıca biz bütün bu saldırıların siyasi amaçlarının da gayet iyi farkındayız. İktidar bizimle siyasetten baş edemiyor ve HDP’yi iktidarını mutlaklaştırmanın, faşizmi kurumsallaştırmanın önünde tek gerçek ve en önemli engel olarak görüyor.

Haklılar da çünkü biz var olduğumuz sürece bu ülke faşizmin kurumsallaşmasına, despotluğa, tek adam rejimine ve kutuplaştırma düşmanlaştırma oyunlarına teslim olmayacak. Bizler buna izin vermeyeceğiz. Bütün bunları engelleyecek gücümüz olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Biz olduğumuz sürece umut olmaya, çözüm olmaya devam edeceğiz. Bütün bunlar yaratılmak istenen rejimin de korkulu rüyasıdır.”

“Kapatma davasını boşa çıkaracağız”

Partimize karşı yürütülen saldırılar apaçık hukuk dışıdır, anti demokratiktir ve hiçbir meşruiyete sahip değildir. Kapatma davasının iddianamesi nasıl ve nerede hazırlandı bunu defalarca anlattık. Bu iddianame MHP Genel Merkezinde hazırlanmış ve Saray’da son şeklini almış Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle AYM’ye ulaştırılmıştır. AYM bu iddianamenin bütünüyle dayanaktan yoksun hukuki nitelikten uzak bir kumpas belgesini olduğunu neredeyse apaçık dile getirerek iddianameyi geri çevirmişti. Ama dava devam ediyor. Burada bir dayatma söz konusu olduğunun herkes farkında. AYM baskı altına alınıyor. AYM tarihi bir sınavla karşı karşıya olduğunu vurgulayalım. Bizler AYM’de hukuka ve vicdana göre karar verme eğiliminde olan üyelerin olduğuna dair inancımızı hep dile getirdik. Bunu bir kez daha dile getirelim. AYM bu baskılara rağmen evrensel ilkelere ve vicdana karar vermek isteyenler olabilir ama bu iktidarın her türlü baskı ve şantajı kullanmasının söz konusu olacağını herkes bilir. Burada da çok yönlü ve güçlü bir siyasi hesaplaşma söz konusu bu davanın AYM salonlarında değil, siyaset sahnesinde karara bağlanacağını biliyoruz. Bütün gücümüzle sımsıkı kenetlenerek mücadelemizi büyüteceğiz, bu davayı da boşa çıkaracağız.

“Düşman hukuku”

Kobanê Kumpas Davası, gayrimeşrudur. 11’inci duruşması görülen bu davada kumpasın ayan beyan ortaya çıkması daha ne gerekiyor. Düşünün mahkemenin uzun süre başkanlığını yürüten Bahtiyar Çolak çete üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınmıştı daha sonra da ev hapsinde tutuluyor ve kendi hakkında yürütülen bir çete üyeliği davası soruşturması var. Çetelerin, mafyanın ve yeni paralel yapıların partimize ve halkımıza karşı saldırı ve kumpas davalarının ana aktörleri olduğunu bu örnek açıkça ortaya koymaktadır. İşte iki gün önce başlatılan yeni saldırı dalgası da iktidarın bu hukuk dışı yapılar eliyle partimize karşı sürdürdüğü düşmanlığın ve uyguladığı düşman hukukunun açık göstergeleridir.

“HDP fikriyatı yenilmez”

Biz her fırsatta partimizi, siyasetimizi ve halkımızı savunmaya devam edeceğiz. Buna gücümüz yeter. Milyonlar HDP’yi savunuyor, kimin hangi karanlık ortamlarda ne karar verdiğinin bir önemi yok. Bizim için önemli olan halkın bize verdiği destek ve halkın bizim hakkımızda verdiği karardır. En son Newroz’da milyonlar HDP’yi iradesi olarak sahiplendi, HDP etrafında kenetlendi. HDP şahsında hedef aldıkları işte halkın bu iradesidir, düşmanlıkları da halka karşıdır. Biz bu milyonların iradesini en doğru şekilde ve bedeli ne olursa olsun temsil etmeye, savunmaya ve güçlendirmeye devam etmekte kararlıyız. Biz aynı zamanda ittifak partiyiz, bileşenlerimizle ittifak güçlerimizle kenetlenerek yolumuza devam ediyoruz. Siyasetimizi eşit paydada ve ortak iradeyle yürütüyoruz. HDP demokratik, halkçı, sol ve sosyalist değerlerin aynı potada buluştuğu çok değerli bir fikriyattır. Saldırılar ne kadar büyük olursa olsun bu fikriyatın yenilmesi mümkün değildir. Bu fikriyatın yenilmez olduğu partimizin kuruluşundan bu yana her saldırı ve kumpas karşısında ortaya koyduk. İktidarın ve ortağı olan gayri meşru derin yapıların partimizi ve HDP fikriyatını tasfiye etme girişimleri nafiledir ve hevesleri bir kez daha kursaklarında kalacaktır.

Üçüncü Yol

Demokrasi İttifakı, konferans ve kongre kararımızdır. Demokrasi İttifakını en geniş kesimleri temsil edecek şekilde inşa etme kararlılığımız devam etmektedir. Türkiye’de çoklu krizlerden çıkmanın tek yol budur, demokrasi ittifakıdır. 3’üncü yol seçeneği ve mücadele ortaklığıdır. Seçimlerde bu görüşmelerimizin ve tartışmalarımızın bir parçasıdır. Önceliğimiz mücadele ortaklığını en geniş çerçeveye yerleştirmektedir. Şimdiye kadar bu çalışmalardan aldığımız sonuçların önemli olduğunu belirtmeliyim. Bu yol ilerleyecektir Türkiye halklarına bu karanlık girdaptan çıkma yolunu bu çalışmalar sunacaktır.

1 Mayıs’a hazırlık

Değerli arkadaşlar birlikte hareket ettiğimiz partilerin ve siyasi inisiyatiflerin de aynı hassasiyetle hareket etmesi umudumuzu büyütmektedir. Bu vesileyle biz 1 Mayıs’a ortak hazırlanıyoruz. 8 Mart’ın ve Newroz’un coşkusu 1 Mayıs alanlarında daha da güçlenerek yankılanacak. Halkımız kendisine reva görülen bu yoksulluğa, açlığa, geleceksizliğe mahkum değildirler ve bunu da 1 Mayıs meydanlarından bütün dünyaya ilan edeceklerdir. Bu sene 1 Mayıs diğer dönemlerden bazı farklı özellikler taşımaktadır. Bizler 8 Mart’ı, Newroz’u ve 1 Mayıs’ı aynı ruhuyla buluşturacak bir hedefle hazırlanmaktayız 1 Mayıs’a. Bu buluşma sadece bu yıl ve önümüzdeki seçimler için değil Türkiye’nin geleceğini inşa etmek için de en temel seçenek ve dayanak olacaktır. Türkiye’nin yeni bir başlangıç yapabilmesi demokratik ve sosyal cumhuriyete giden yolda daha güçlü adımlarla ilerlemesi için 1 Mayıs önemli bir dönemeç olacaktır.

“Yolumuza devam edeceğiz”

Partimize ve partimiz üzerinden demokratik güçlere yönelik gerçekleştirilen saldırıları 1 Mayıs’ta bu ruhla boşa çıkarmakla sınırlı kalmayacağı geleceğin hangi değerler üzerinden inşa edileceğini de bütün ülkeye ve dünya kamuoyuna da hep birlikte göstereceğiz. Tekrar ifade edelim milyonların alanlarda sahiplendiği ve büyük bedellerle ayakta tuttuğu HDP fikriyatı yenilmezdir. Bu iktidar ve birlikte hareket ettiği karanlık çevrelerin bizleri yenmeye gücü yetmeyecektir. Partimize yönelik gerçekleştirdiğiniz her gayri meşru ve hukuk dışı saldırı çaresizliğinizin aczinizin ve korkusunun göstergesi olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Biz büyüyerek güçlenerek bileşenlerimizle, demokrasi güçleriyle ve halkımızla birlikte yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi mutlaka bu karanlık girdaptan kurtaracağız. Barışımızı da demokrasimizi de özgür eşit yurttaşlık temelinde ortak geleceğimizi de bu mücadele ile bizler yaratacağız. Herkes buna inansın halklarımız ezilenler emekçiler kadınlar gençler bütün mazlumlar buna inansın, gücümüz var bu gücü hayata geçirecek irademiz ve kararlılığımız var.”

Demokrasi İttifakı

Açıklama ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sancar, “İttifak çalışmalarınız ne durumda” sorusuna, “Biz zaten bileşenler olarak HDP’nin asli unsurlarıyız. HDP budur, bu HDP’dir. Bunun dışında Demokrasi İttifakı çalışmaları çerçevesinde biraz önce de söyledim. Çeşitli alanlarda çalışma yürütüyoruz. En somut adımı 6 sol, sosyalist ve devrimci parti ve inisiyatifle yürütmekte olduğumuz çalışmalardır. Bu çalışmalar umut verici bir şekilde ilerlemektedir. Bunun temelini de ortak mücadele oluşturuyor. Değişik toplum kesimleriyle ve farklı partilerle ittifak çerçevesinde çalışmalarımız yürüyor. Olgunlaştıkça bu konuda kamuoyuna bilgi vereceğiz” yanıtını verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

HDP’li Pervin Buldan: 2023’te Yeni Bir Dönem Başlayacak

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Bakan Nebati’nin enflasyonla ilgili açıklamalarına tepki göstererek, “İktidarın durumunu çok iyi özetleyen bir Maliye Bakanı var. 2021 Aralık ayında ‘Enflasyon şubatta düşecek’ dedi. Şubat geldi dayandı, bu kez mart ve nisanda düşecek dedi, bırakın düşmeyi daha da artan bir enflasyonla karşı karşıya kaldığımızı söylemek isterim. Sanki kendisi aralık ayına kadar kalacakmış gibi konuşan bu Maliye Bakanı’na şunu ifade etmek isteriz, siz gidicisiniz, 2023’ü bile göremeyeceksiniz” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, iktidarın ‘planlı bir soygun peşinde olduğunu belirterek, “‘Siyasi iktidarı kaybetsek de ekonomik iktidarımız devam etsin’ anlayışıyla, Türkiye’nin gelecek on yıllarına ipotek koyuyorlar” ifadelerini kullandı.

Bugün gerçekleştirilen yeni Kobani operasyonları hakkında konuşan Buldan, “IŞİD katliamlarına arka çıkıp, tüm dünyanın sahiplendiği insani yardımı ise suç haline getirmeye çalışan karanlık zihniyeti bütün dünya iyi görmeli ve tanımalıdır” dedi. Pervin Buldan, HDP’nin siyasette gücünü arttırdığını ifade ederek HDP’nin umudu büyüttüğünü söyledi. HDP’nin yol haritasını belirlediğini söyleyen Buldan, HDP’nin değişim için demokratik alternatif olduğunu vurguladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın konuşması şöyle;

“Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Grup toplantımıza hoş geldiniz! 8 Nisan’da kadın il eşbaşkanlarımızla, 9 Nisan’da  tüm il eşbaşkanlarımızla toplantılar gerçekleştirdik. Pazar günü de Sevgili Eş Genel Başkanım Mithat Sancar’ın katılımıyla Ankara İl Kongremizi gerçekleştik. Ankara İl Eşbaşkanlarımıza ve yönetimimize başarılar diliyorum, yeni görevlerinde başarılar diliyorum.

Dün de Urfa’daydım. Adalet nöbetindeki Şenyaşar ailesiyle birlikte iftarımızı açtık. Adalet nöbetine, adalet haykırışına eşlik ettik. Adalet sağlanana kadar bu mücadelemiz ve birlikteliğimiz devam edecek. Emine Şenyaşar annemizin yaşadığı zulmün tüm Türkiye kamuoyu tarafından yakından takip edilmesini ve mücadelesinin verilmesini bekliyoruz. Şenyaşar ailesi ile birlikteyiz ve birlikte olmaya da devam edeceğiz.

“HDP umutları büyütmeye devam ediyor”

Evet, HDP yoğun bir çalışma takvimiyle gerek siyasetteki etkisini ve gücünü günden güne artırmaya, gerekse de toplumsal umutları her gün daha fazla büyütmeye devam etmektedir. İl eşbaşkanlarımızla yaptığımız toplantılarda, 8 Mart’tan Newroz’a partimizin sahadaki tüm çalışmalarını, yerellerde halkımızın yaşadığı temel sorunları ve mücadelemizi daha fazla büyütme noktasındaki hedef ve planlarımızı geniş bir biçimde ele aldık, tartıştık ve bunu müzakere etme fırsatı bulduk.

Yol haritamızı belirlemeye çalıştık. Önümüzdeki hafta da hem Kadın Meclisimizi hem de Parti Meclisimizi toplayarak detaylı bir şekilde bu gelişmeleri tartışmaya devam edeceğiz. “HDP, her yerde büyüyen umut ve değişim için demokratik alternatif olmaya devam edecektir” tespitini bu toplantılarda yaptık. HDP, toplumu içinde bulunduğu çöküşten kurtaracak en önemli çıkış yolu olma gücünü her geçen gün daha fazla büyütmektedir ve değişimin mümkün olduğu inancını her tarafa, yaşamın her alanına yaymaya devam edecektir.

Bundan sonraki çalışmalarımız da aynı kararlılıkla ve cesaretle devam edecektir. Durmadık, durmayacağız! Yorulmadık, yorulmayacağız! Yılmadık, yılmayacağız! Buradan tüm il eşbaşkanlarımıza, yöneticilerimize emeklerinden dolayı şükranlarımı sunuyor, her birini ayrı ayrı selamlıyorum. Çalışmalarında üstün başarılar diliyorum.

“AKP-MHP iktidarda kaldığı sürece ekonomik felaket kalıcıdır”

Ekonomi adeta yangın yerine dönüşmüş durumdadır. Halkımızın sofrasındaki yangın her geçen gün daha da büyüyor. Yaşam mücadelesinin geçim mücadelesinin önüne geçtiği bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Ekonomide yaşanan felaket öyle iktidarın iddia ettiği gibi geçici bir durum değildir. AKP-MHP kriz ittifakı, iktidarda kaldığı sürece çöküş de ne yazık ki kalıcıdır. Yaptıkları siyasetle halkı çöküşe, hayat pahalılığına, yüksek zamlara, çürük sisteme, çürük domatese, ezik bibere, bayat ekmek kuyruklarına alıştırmaya çalışıyorlar.

“Ocak ayından bu yana her şeye %100 zam yapıldı”

AKP Genel Başkanının “Hayat pahalılığının farkındayız. Milleti enflasyona ezdirmeyeceğiz.” dediği Ocak ayından bu yana her şeye %100 zam yapıldı. Altında ezdirmeyeceğiz dedikleri enflasyon TÜİK’in hesap oyunlarına rağmen yüzde 62’ye dayandı ve her ay tırmanmaya da devam etmektedir. Kontrolü kaybeden, ne dedilerse tersini yaşatan bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu bu toplumun, bu ülkede yaşayanların bilmesi gerekiyor.

“Enflasyonun sebebi bizzat kendileridir”

Bunların enflasyonla bir mücadelesi yok, olmaz da. Bunun sebebinin kendileri olduğunu her zaman ifade ettik. Kendileriyle mücadele etmeyeceklerine göre söyledikleri tüm laflar boştur. Bunların mücadelesi hak arayanlara karşıdır, yani bize karşıdır. Bir maliye bakanları var. İktidarın durumunu çok iyi özetlemektedir. 2021 Aralık ayında “Enflasyon Şubat’ta düşecek” dedi. Şubat geldi dayandı, bu kez “Mart-Nisan’da düşecek” dedi. Nisan geldi, düşmedi, bırakın düşmeyi daha artan bir enflasyon yaşanıyor.

Baktı olmuyor, şimdi de Aralık ayını telaffuz etmeye başladı. Sanki kendisi Aralık ayına kadar kalacakmış gibi konuşan bu maliye bakanına, 2022 yılından bir şey beklemeyin diyenlere şunu ifade etmek isterim; siz gidicisiniz kalıcı değilsiniz, 2023’ü bile göremeyeceksiniz. Bu halk yaşadığı kriz karşısında sizleri erken seçime zorlayacak ve yeni bir yönetimi de belirleyecek.

“Yalanlarla algıyı yönetmeye çalışıyorlar”

Halk, Saray’ın enflasyon zulmünü iliklerine kadar yaşarken, yeni Tarım Bakanına göre ise aç ve açıkta kimse yok.  Sokağa değil, kendi etrafına bakınca tabii aç insanları değil, tok olanları görür ve yapacağı açıklama da ancak bu olur. Başka bir AKP yöneticisi çıkıyor, “19 yıldır hazırlık yapıyoruz.” diyor. Peki, neyin hazırlığıdır bu? 19 yıldır bu ülkeyi batırmaktan başka bir iş yapmadınız.

Bu halklara zulümden başka bir şey vermediniz, acıdan ve krizden başka bu ülkeye hiçbir katkınız olmadı. Daha fazla batırmak için mi hazırlık yapıyorsunuz diye sormak bizim görevimizdir.  Genel Başkanları çıktı çözüm üretmek yerine, “Sabırla koruk helva olur. Sabredeceğiz.” diyerek halka yine acı reçeteyi gösterdi. Her kafadan bir sesin çıktığı bu ekonomi yönetimi, ekonomiyi değil yalanlarla algıyı yönetmeye çalışmaktadır.

“Yalanlarındaki enflasyon da düzenli artıyor”

Görülüyor ki enflasyon sadece tüketici fiyatlarında yükselmiyor, aynı zamanda iktidarın yalanlarındaki enflasyon da her ay düzenli olarak artıyor. Halka sabır önerenlere bakıyoruz, kendileri deveyi hamuduyla yutmaya devam ediyorlar. Halka sabır tavsiye edenlerin bir gün çıkıp da “5’li çeteye garanti ödemelerini durduruyoruz” dediğini hiç görmedik. Hatta tam tersine her gün 5’li çetenin çıkarlarını savunmaya, onların avukatlığını yapmaya devam ediyorlar. Halka sabredin diyen zihniyetin, eş dost ve akrabalara adrese teslim ihale dağıtmayı durdurduğuna dair hiçbir şey görmedik.

Her gün gazete haberlerinde bir yandaşa verdikleri akçeli ihaleyi öğreniyoruz. Sabredin diyen zihniyetin yönettiği ve zarar ettiğini söyledikleri Et ve Süt Kurumundaki yöneticilerin çifter maaş aldığı da ortaya çıktı. Vatandaşın sofrasında bir gram etin olmadığını bilmiyorlar mı, elbette biliyorlar. Et alacak parası olmadığını bilmiyorlar, bunu da biliyorlar. 80 yaşındaki emekliler ekmek parası için çalışırken, bu beyefendiler çöreklendikleri kurumun etinden de sütünden de çifter maaşlarla bol bol faydalanmaya devam ediyorlar.

“Durmak yok israfa devam diyorlar”

Peki, onlar yiyecek halk da sabredecek değil mi? Buna buradan itiraz ediyoruz; hem halk adına itiraz ediyoruz hem de HDP olarak bunu yüksek sesle dile getiriyoruz. Halka sabredin diyenlere bakıyoruz, millet bahçeleri adı altında TOKİ aracılığıyla yandaş müteahhitlerine rant aktarmaya devam ediyorlar.

Halk bayat ekmeğe muhtaç edilirken, son 6 ay içinde millet bahçeleri için yandaşa tam 1.4 milyar lira ödedikleri ortaya çıktı. Halka sabredin diyen aynı zihniyetin, Saray’daki israfı bir gün kıstığına tanık olmadık. Durmak yok israfa devam diyorlar! Geçenlerde yine çalgılı, şenlikli, şatafatlı sahurları kamuoyuna yansıdı. Sonra bir telaşla üzerini kapatmaya çalıştılar. İnsanların çöpten sebze meyve artıkları topladığı bir ülkede yaşanan bu tabloyu kınıyoruz.

Son bir yılda 4,5 milyon elektrik ve doğalgaz abonesi faturasını ödeyemedi bu ülkede. Elektrik ve gazların kesildiği bir ülke hale geldik. Sebep; Saray’ın ışıklarının kesintisiz yanıyor olmasıdır, israfın kesintisiz sürüyor olmasıdır. Bunlarda utanma yok, bunlarda sıkılma hiç yok, çünkü bunlarda kızaracak yüz yok! Helvayı kendileri yiyor, koruğu ise halka tavsiye ediyorlar. Biz bu durumu her yerde teşhir etmeye devam edeceğiz. İşte bu denge bozulmadan Türkiye kesinlikle düze çıkmaz. Bunu herkes biliyor ve bunun farkında.

“Planlı bir soygun peşindeler”

Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz diyen bir iktidar, çıkar bunun adımlarını atar, Meclis’i bunun için çalıştırır, asgari ücreti yeniden belirler. Bunlar ne yapıyor? Torba yasalarla rant alanını büyütmeye her gün devam ediyorlar. İktidarlarını kaybedeceklerini bildikleri için, giderayak kasalarını daha fazla doldurmanın telaşı içerisindeler, planlı bir soygun peşindeler. Siyasi iktidarı kaybetsek de ekonomik iktidarımız devam etsin anlayışıyla, Türkiye’nin gelecek on yıllarına ipotek koyuyorlar. Biz bunun farkındayız. Enflasyonla mücadelenin yolu bellidir. Üretim maliyetlerini düşürmek, üretimi arttırmaktır. Defalarca bu kürsüden çağrı yaptık, bir kez daha ifade etmek isterim.

-Esnafa elektriği en az yüzde 70 indirimle verelim. Yandaş şirketler değil esnaflar kazansın ki fiyat artışları düşsün dedik, demeye devam ediyoruz.

-Çiftçiye gübreyi, mazotu, elektriği en az yüzde 70 indirimle verelim. Bu ülkenin bereketli topraklarıyla halkların sofrası birbirine yar olsun dedik. Bu çağrımızı yineliyoruz.

-Gıda nakliyesi başta olmak üzere taşımacılık sektöründe çalışanların kullandıkları akaryakıttan bir kuruş vergi alınmasın dedik.

-Öğrencilerin Kredi Yurtlar Kurumu borçlarını silelim, gençler en azından bir soluk alsın dedik.

-En düşük emekli maaşı asgari ücret düzeyinde olsun dedik. Asgari ücret 3 ayda bir yenilensin dedik. Emekliler için bayram ikramiyelerini en az 5.000 TL yapalım dedik.

-Akaryakıt ve ulaşımdaki ÖTV kaldırılsın dedik.

Bu çağrımızı buradan yeniliyoruz. Bunun dikkate alınması Türkiye’nin yarınları açısından elzemdir, önemlidir. Buradan yeniden çağrı yapıyorum. Halkı enflasyona ezdirmek istemiyorsanız buyurun bu adımları biran önce atalım. Buna yanaşmıyorsanız o zaman çıkıp da enflasyona ezdirmeyeceğiz, sorunları biz çözeceğiz yalanlarını her gün söylemeyin.

“Halk sizin yalanlarınızdan bıktı”

Çünkü halk sizden de yalanlarınızdan da bıktı artık. Halkın kâbusu oldunuz. Halkı canından bezdirdiniz. Esnafı, işçiyi, emekçiyi, kadını, genci canından bezdirdiniz. İnsanlarda yaşama sevinci ve umudu bırakmadınız. Hal böyleyken AKP Genel Başkanı çıkmış “2023’te yeni bir dönem başlayacak.” diyor. Vallahi buna Allah söyletiyor ki gideceklerini kendileri de biliyor.

“Talan düzenin sona ereceği düzen 2023’te başlayacak”

Ben de buradan aynen tekrar ediyorum: Evet 2023’te yeni bir dönem kesinlikle başlayacaktır. Hatta şimdiden başlamıştır da. AKP-MHP iktidarının talan düzeninin sona ereceği, halkın huzura ereceği yeni bir dönem, demokrasi ve adalet dönemi mutlaka başlayacaktır. Bu iktidarın tüm hukuksuzluklarıyla hesaplaşma dönemi kesinlikle başlayacaktır. Parayı pul edenlerin pul olacağı, verimli toprakları çölleştirenlerin siyasi çöle döneceği, halkın alınterini sömürenlerin söneceği yeni bir dönem kesinlikle başlayacaktır.

“Yeni dönemi HDP’yle başlatacağız”

İşçisiyle, emekçisiyle, üreticisiyle, çiftçisiyle, emeklisiyle, kadını ve genciyle ezilen bütün kesimlerle yeni bir dönemi birlikte başlatacağız. Toplumun tüm kesimleriyle birlikte hareket eden, ekmek ve demokrasi mücadelesini birlikte yürüten, umudu büyüten HDP’yle bu yeni dönemi hep birlikte başlatacağız. Ve seçimler geldiğinde asıl koruğu iktidarınız sandıkta tadacaktır! Bunu da şimdiden bilin.

“Ekonomik çöküş demokrasinin çökertilmesi ile başladı”

Bugün konuştuğumuz çöküş ve yıkım sadece bugünün meselesi değildir. Ekonomik ve toplumsal çöküş, ülkedeki hukuk ve adalet sisteminin ve demokrasinin çökertilmesiyle başladı. Çöküşe giden sürecin adımları birkaç gün sonra 5’inci yılını geride bırakacağımız 16 Nisan 2017 referandumuyla atıldı. Çözüm Sürecinin bitirilerek, yerine savaş konseptinin devreye konulmasıyla asıl yıkım başladı. Bu sistemle önce yargıyı ele geçirdiler ve iktidarın tahakkümü altına soktular. Denge denetleme sistemini ortadan kaldırdılar.

Parlamentonun iradesini ve denetim yetkisini gasp ettiler. Gensoru mekanizması ortadan kaldırılmamış olsaydı, bugüne değin onlarca bakan gensoruyla Meclis’e hesap verecekti, güvensizlik oyuyla düşürülecekti. Hileleriyle oyunlarıyla bunun da önünü kestiler. Halk gerçekleri öğrenmesin diye medyayı ele geçirdiler, muhalif medyayı susturdular. Halkın sandığa yansıyan iradesini kayyım darbesiyle gasp ettiler. Demokratik siyasete operasyonlarla, kumpaslarla darbe sistemini sürekli hale getirdiler.

“Kurdukları düzen, darbe ve yolsuzluk sistemidir”  

Kurdukları tekçi sistemi ayakta tutmak için içeride ve dışarıda düşmana ihtiyaçları vardı. Sürekli düşman yaratarak beka yalanlarıyla savaş ve çatışmalı sürecin önünü açtılar. Kürt sorununu terörize eden bir anlayışla karşı karşıyız. Bu anlayışın Türkiye’yi ne hale getirdiğini bildiğimiz için Kürt sorunu başta olmak toplumsal sorunlarla çözmek iktidarın sorunudur.

Ancak bunlar diğer sorunlara yaklaştıkları gibi Kürt sorununa yaklaştılar. Tutuklamalarla, yasaklamalarla, gasplarla Kürt sorununun çözülmeyeceğini herkes gördü. Tüm bu adımları, bugünkü yolsuzluk, talan, rant ve yağma düzeninin rahat işlemesi için attıklarını biliyoruz. Kurdukları düzen özünde bir darbe sistemidir, aynı zamanda bir kumpas sistemidir. Yolsuzluk sistemidir, 5’li çete sistemidir.

Demokratik siyasetin önünü kesme, farklılıkları ve katılımcı demokrasiyi tasfiye etme sistemidir. Tüm yurttaşlarımız iyi bilmelidir ki bugün her alanda yaşanan çöküşün nedeni bu savaş ve talan sistemidir, hukuksuzluk sistemidir. Çöküşün nedeni herkese yetecek ülke kaynaklarını, sanki babalarından miras kalmış gibi kullanan iktidar hoyratlığıdır.

“Demokrasiyi sıfırladığınızda enflasyon üç hanelere çıkar” 

Hukukun, insan haklarının, demokratik standartların diplerde olduğu bir ülkede ekonomik ve siyasi istikrar olmaz. Hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi sıfırladığınızda enflasyon 3 hanelere çıkar, ekonomi batar, sefalet endeksinde Türkiye 156 ülke içinde 21’inci sırada yer alır. Hukuk neden önemlidir? Bir sistemden hukuku çıkartırsanız geriye sadece çete düzeni kalır, hukuksuzluk düzeni kalır.

İşte Kobanî Kumpas Davası bunun en somut örneğidir. Türkiye’nin durumunu, iktidarın ne yapmak istediğini anlamak istiyorsanız Kobanî Davası bir turnusol kâğıdıdır ve bu davaya bakmak gerekir. Kamuoyuna da yansıdı, önceki mahkeme başkanının ismi “Atadedeler” adlı bir çeteyle anılmaktadır. Hatta gözaltına da alındı, daha sonra ev hapishane alındı. Bu tablo, Türkiye’de hukukun, yargının kimlere teslim edildiğinin en somut örneklerinden sadece biridir. Ciğeri kediye teslim eden bir sistemden söz ediyoruz.

“Amaç demokratik muhalefete kumpasları sürdürmektir” 

Biraz daha geriye gidelim. İki gün sonra 14 Nisan 2009 KCK operasyonlarının 13’üncü yıl dönümüdür. O dönem yine benzer kumpaslarla binlerce siyasetçi ve seçilmiş tutuklanmıştı. O dönem bu operasyonun planlayıcıları kimlerdi peki? Yine AKP ve can ciğer oldukları Cemaat yargısıydı. Peki, bugünkü durum nedir? Cemaatten boşalan yeri başka yapılarla, çetelerle doldurdular. Amaç, demokratik siyaset ve toplumsal muhalefete karşı aynı kumpasları sürdürmektir.

Kumpasları cemaatten kopyaladılar, Kobanî dosyasında aynen yapıştırdılar. Ortada herhangi bir delil yok, belge yok. Buldukları tanıkların çoğu geri çekildi. Siyasetçiler yargılanan değil yargılayan durumdalar, bu ülkenin bütün hukuksuzluklarını Kobanî Kumpas Davası üzerinden ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Hatta bir emniyet müdürleri, “Biz o süreçte olayların durdurulması için HDP’yle görüşmeler yürüttük.” diye ifade verdi. Uydurdukları iki tane gizli tanık ifadesiyle Kobanî Kumpas Davasını sürdürmeye çalışıyorlar.

“Bugünkü operasyon Kobanî’ye yönelik insani yardımları hedef almaktadır”

İşte bu sabah yeni bir gözaltı dalgası yaşandı. Aralarında eski belediye eşbaşkanlarımız, meclis üyelerimiz ve parti yöneticilerimizin de bulunduğu 91 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 46 kişinin gözaltına alındığı kamuoyuna yansıdı. Bu kumpası da basına “Kobanî’de 2. dalga operasyonu” diye servis etmeye başladılar. Bugünkü operasyon, Kobanî’ye yönelik o süreçte insani yardımda bulunanları hedef almaktadır.

“Operasyon kararını verenler suçüstü yakalanmıştır” 

Çökmekte olan Kobanî Kumpas Davasına yeni algı operasyonlarıyla, yeni kumpas operasyonlarıyla itibar kazandırmaya çalıştıklarını görüyoruz. Operasyon kararını verenler bugün bir kez daha suçüstü yakalanmıştır. Bir çeteciyi mahkeme başkanı yapan zihniyetin, bu son operasyonu IŞİD adına yaptığı su götürmez bir gerçektir. IŞİD katliamlarına arka çıkıp tüm dünyanın sahiplendiği insani yardımı ise suç haline getirmeye çalışan karanlık zihniyeti, tüm Türkiye kamuoyu ve bütün dünya iyi görmeli ve tanımalıdır. Amaçlarını iyi biliyoruz. Kobanî düşmediği için IŞİD’le yaptıkları ticaret sekteye uğradı. Rant muslukları kapandı. Sıkıntılarının büyük olduğunu biliyoruz.

Bir başka neden ise 7 Haziran’dır. AKP, 7 Haziran’da kaybetmeseydi, bugünkü 5’li çeteleriyle kurdukları rant sistemini ta o tarihte hayata geçireceklerdi. Yani bu talan düzenlerinin kuruluş süreci 7 Haziran nedeniyle 3 yıl gecikti. Bunun intikamını alıyorlar. Hukuku ve yargıyı, intikamlarının aracı haline getirdiler.

“Suçüstü olacaklarından korkuyorlar”

Bakın mahkeme heyeti geçen gün, Sevgili Demirtaş’a ilişkin gerekçesinde şöyle bir yorumda bulunmuş: “Serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi mevcuttur.” Bu yorum, kurdukları kumpasın çok net bir özetidir, bir itirafıdır. Yani serbest bırakırsak, bizim sahte delil ve gizli tanık ifadeleriyle kurduğumuz kumpası ortaya çıkartırlar, bu çürük davanın temelsizliğini kanıtlarlar, foyamızı ortaya çıkarırlar diyorlar. İşte korktukları gerçek budur. Yani kendilerinden korkuyorlar. Suçüstü olacaklarından korkuyorlar.

“Bu davanın altında kalacaklar”

Ama nafile, siz kesinlikle bu davanın baş mimarısınız. Bu davanın kimler tarafından ve nasıl yazıldığını biliyoruz. Sonuna kadar bunun takipçisi olacağız. Korksunlar! Hakikatler karşısında yalanlar yenilmeye ve çökmeye mahkûmdur. Kobanî kumpasında sadece dava çökmeyecek, aynı zamanda bu davanın asıl mahkeme heyeti olan AKP ve MHP’nin kumpas siyaseti de çökecektir. Ne yaparlarsa yapsınlar, amaçlarına ulaşamayacaklar. Bu davanın altında kalacaklar ve demokratik siyaseti bu kumpas ve komplolarla engelleyemeyecekler.

Dün sabah da biliyorsunuz partimizin Cizre ilçe binasına aynı kin ve düşmanlık hırsıyla baskın yaptılar. 8 arkadaşımızı gözaltına aldılar. Türkiye’nin 3’üncü büyük ilçe binasını darmadağın ettiler, kapısını kırdılar. Orada ortaya çıkan resim Ukrayna’dan farksızdır.

Yerlere atılan resimler, kitaplar; belediye eşbaşkanlarımızın, siyasetçilerimizin, Selahattin Demirtaş’ın fotoğraflarının yerlere atılması, kapıların kırılması görüntüleri Ukrayna’da yaşananlardan farksızdır. Hatta soba borusundaki isi bile elleriyle alıp duvarlara sürdüler. Çünkü bunların elleri de yüzleri de siyasetleri de kirlidir, karanlıktır. Bunların besin kaynağının karanlık olduğunu herkesin bilmesini gerekiyor. Bunu yapanları buradan şiddetle kınıyorum.

“Cizre sizin karanlığınıza teslim olmayacaktır”

Bu kinin, nefretin ve düşmanlığın sebebinin Kürt düşmanlığı olduğunu çok iyi biliyoruz. Cizre Newrozundaki tarihi kitlesellik halk düşmanlarını, barış düşmanlarını çok rahatsız etti. Evet, Newroz’un ortaya çıkardığı halk iradesinden, çözümden ve barıştan rahatsız olan odakların, çetelerin varlığından da haberdarız. İktidarın her gün güç kaybetmesi, bu odakları korkutmaktadır.

Bunun farkındayız. Korkmaya devam edin. Bu iktidar gittiğinde adalet önünde hesap vereceğiniz günlerin yakın olduğunu da bilin. Onlara diyorum ki; ne yaparsanız yapın bu halka diz çöktüremeyeceksiniz, bu halka boyun eğdiremezsiniz, bu halkı biat ettiremeyeceksiniz. Halkımızın onurlu direnişini ve mücadelesini durduramayacaksınız. Cizre sizin karanlığınıza teslim olmayacaktır.

“Kayyımlar yolsuzluk çetelerinin üssü haline geldi”

Baştan aşağı kokuşmuş, çürümüş bir sistemle karşı karşıyayız. Atadıkları mahkeme başkanı çete üyesi çıkan iktidarın, belediyelerimize atadığı kayyımlar da bir başka yolsuzluk çetesinin üssü haline geldi. Bakın kayyım atadıkları 48 belediyeden 20’sinin kayyımı yolsuzluk veya Cemaat üyesi oldukları nedeniyle ya görevden alındılar ya da görev yerleri değiştirildi. Bazı ilçelerde ise 6 ay içerisinde 3 defa kayyım değiştirmek zorunda kaldılar. En son Mardin Büyükşehir Belediyesi kayyımı merkeze çekildi. Yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında onlarca kişi bu kapsamda gözaltına alınıp tutuklandı. İşte bu çürümüş sistemi ayakta tutmak için her türlü hukuksuzluğu yapmaya devam ediyorlar.

“Aysel’in ve diğer arkadaşlarımızın tek suçu barış için siyaset yürütmektir”

Bu ceberut sistemin kendisini en fazla gösterdiği yerlerden biri de son dönemlerde gündem olan ve içimizde kanayan bir yara olan cezaevleridir. Dışarısını yoksulluk cehennemine çevirenler, cezaevlerini de eş zamanlı olarak tecridin, işkencenin ve ölümlerin kol gezdiği bir yer haline dönüştürdüler.

Cezaevlerinden her hafta birden fazla ölüm haberi gelmektedir. En son Manisa Akhisar Cezaevi’nde tutulan 63 yaşındaki tansiyon hastası Mehmet Sevinç hayatını kaybetti. Bu ölümler ne ilktir ne de sondur. Çünkü hasta tutsaklara karşı açıkça düşmanlık hukuku uygulandığını biliyoruz. En son arkadaşlarımız ziyaretine gitti. Aysel Tuğluk arkadaşımızın sağlık durumu kötüye gidiyor. Buna rağmen tahliyesi engelleniyor.

Aysel’in ve diğer arkadaşlarımızın tek suçu barış için siyaset yürütmektir. Onları içeride tutanlar barış düşmanlarıdır. Barış gelirse, rant biter korkusunu yaşayanlardır onları tahliye ettirmeyenler. Hukuku ve insan haklarını ayaklar altına alan bu iktidara sesleniyorum: Kaybettikçe, çöktükçe zulme ve kötülüğe sarıldığınızı çok iyi görüyor ve biliyoruz. Ama unutmayın; zulümle kimse abad olmadı, siz de olmayacaksınız!

“Siyasi ömrünüzü uzatamayacaksınız”

Soygun, işkence ve ölüm düzeniniz ile ülkeyi ve cezaevlerini toplama kampına çeviren iktidarınızın siyasi ömrünü asla uzatamayacaksınız. Hukuksuzluk ve adaletsizlik düzeninizin altında kalacaksınız. İnsanlık onuru zulmünüz karşısında asla boyun eğmeyecek ve bu onurlu mücadeleyi kazanacağız. Başta hasta tutuklular olmak üzere cezaevindeki bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı ve şükranlarımızı gönderiyoruz.

“Newroz’un coşkusu nasıl bir gelecek hayal ettiğimizin göstergesidir”

En başta da vurguladığım gibi, ülkenin içinden geçtiği bu zor dönemde tüm sorunların ve sıkıntıların üstesinden gelebileceğimize olan büyük inanç ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Newroz meydanlarının coşkusu ve renkliliği nasıl bir ülke, nasıl bir gelecek hayal ettiğimizin göstergesidir. 8 Mart’ın ve Newroz’un ruhu, 1 Mayıs’ın direniş ruhuyla mutlaka birleşecek, halklarımızın ortak yoluna mutlaka dönüşecektir.

Bu yolda daha fazla çoğalarak, daha fazla büyüyerek zafere doğru ilerleyeceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Emek ve demokrasi ittifakımızı, barış ve adalet ittifakımızı, halklar ittifakımızı daha da büyüteceğiz ve Türkiye’nin Üçüncü Yol mücadelesine dönüştüreceğiz.

Her gün baskıyla, şiddetle, inkârla, işkenceyle, açlıkla, yoksullukla, sömürüyle halklarımıza dayattığınız iradesiz ve onursuz yaşamı, kirli siyasetinizi kabul etmeyen ve boyun eğmeyen milyonlar, ortak mücadeleyle kendi özgür ve eşit geleceğini, onurlu yaşamını mutlaka kuracaktır. Size rağmen kuracaktır. Ne Ukrayna savaşı üzerinden sahte barış havariliğiyle fırsat ve meşruiyet oluşturma çabalarınız, ne de Macaristan hayalleriniz Türkiye gerçekliğinde size iktidar sunmayacaktır.

“Türkiye halklarının gelecek hayali, sizin rüyanızdan daha büyüktür”

Bu iktidar biliyorsunuz, içeriden umudu kesince şimdi hayali dışarıdan kurmaya başladı. Ama nafile, çünkü gerçekler Türkiye’dedir. Türkiye halklarının gelecek hayali, sizin rüyanızdan daha büyüktür. Bu ülkenin gelecekte nasıl yönetileceğini ise demokratik ilkeler, ortak gelecek, barış, adalet ve emeğin hakkında sözleşenler, ortak mücadeleyi büyük toplumsal sözleşmeye dönüştürenler, 8 Mart, Newroz ve 1 Mayıs alanlarını dolduranlar, yani halklar belirleyecektir.

“Birlikte yürümenin adresi HDP olsun”

Değişim isteyenlerin, gerçek alternatifi görmek isteyenlerin başka fotoğraflara bakmasına gerek yoktur. Meydanlardan yükselen seslere ve halkların birleşen iradesine bakmaları yeterlidir. Kurtuluş buradadır. Kurtuluş Martların, Mayısların, Haziranların halkçı ruhundadır ve bu ruh yeniden dirilmiştir.

O yüzden diyoruz ki; herkesin yüzü HDP’ye dönük olsun, birlikte yürümenin adresi HDP olsun, mücadelelerin ortaklaşacağı zemin HDP olsun! HDP’nin Üçüncü Yol mücadelesi ayrımsız herkesin bu ceberut düzenden kurtuluşu için en önemli yoldur. Bu yolda birleşelim, birlikte büyüyelim,  birlikte mesafe alalım ve demokrasi limanına hep birlikte varalım. Yolunuz ve yolumuz açık olsun. Hızır yardımcımız olsun! Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

HDP’li Oluç: TÜİK İle İŞ-KUR’un Verileri Neden Çelişiyor?

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan HDP’li Saruhan Oluç, “TÜİK Şubat ayı işgücü verilerini açıkladı. İşsiz sayısı bir önceki aya göre 178 bin azaldı. Peki, bu TÜİK devlet kurumu da İŞ-KUR neyin kurumu? Neden TÜİK’in verileri ile İŞ-KUR’un verileri çelişiyor? TÜİK’in verileri ile İŞ-KUR verileri arasında yaklaşık 1 milyon işsiz farkı var, neden böyle?” diye sordu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Öncelikli olarak ekonomik krizle ilgili konuşan Oluç, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi eleştirdikten sonra “Sorun Hazine ve Maliye Bakanında değil. Sorun AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’da, yani büyük ekonomistte” diye devam etti:

“Büyük ekonomist Hazine ve Maliye Bakanının bu yanlışlarını ve öngörüsüzlüğünü göremediği için onu bakan yaptı, şimdi bu durumdayız. Bu kadar beceriksiz ve aciz bir Hazine ve Maliye Bakanıyla fiyat istikrarı sağlanacak, ekonomi düze çıkacak; işçi, emekçi, emekli, engelli, köylü, esnaf, çiftçi, genç, kadın biraz rahatlayacak, nefes alacak diye bekleniyor.

Olacak iş değil enflasyon ile ilgili tutumu. Bütün söyledikleri birer birer yanlış çıkan birinden bahsediyoruz. Aralık’tan sonra düşecek dedi ya enflasyon, peki Aralık’a kadar kaça çıkacak, onu söylemedi. Aralık’tan sonra niye düşürmeye başlayacaksınız, çünkü seçimlere yaklaşıyorsunuz değil mi?

“Enflasyon TÜİK’e göre bile yüzde 61’in üzerinde”

Enflasyon TÜİK’in hormonlu verilerine göre çıkmış yüzde 61’in üzerine. Gerçek enflasyon çok daha yüksek, görüyoruz demiş. Bravo. Böyle bir tutumla ekonominin düzeltilmesi, toplumun ve halkın rahatlayacağı adımlar atılması, yoksulluğun azaltılması, açlık ve işsizliğin giderilmesi mümkün değil.

Et ve Süt Kurumu ete yüzde 48 artış yaptıktan sonra şimdi market ortalamasının yüzde 15-20 altında satacaklarını söylüyorlar. E, bir yılda et fiyatları ne kadar artmış, yüzde 76. Bu şaka yapmak, alay etmek gibi bir şey, bunu görmüyor musunuz? Üstelik TÜİK verileriyle yüzde 76 artmış et fiyatları.

AKP Grup Başkanvekilleri Cahit Özkan ve Muhammet Akbaşoğlu asgari ücreti Temmuz’da değerlendireceklerini söyledi. Sonra Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan bunu yalanladı. İki gün önce Hamza Dağ hem vekil hem de AKP yöneticisi, “Asgari ücretle ilgili gelen verilerde enflasyonun altında kaldığını görürsek gerekirse müdahale etmekten çekinmeyiz” dedi.

Siz asgari ücreti artırmışsınız, o asgari ücret erimiş bitmiş enflasyonun altında kalmış, hatta 2021 asgari ücretinden yemeye başlamış. Hala gerekirse değerlendiririz diyorsunuz. Daha ne kadar bekleyeceksiniz!

TÜİK Şubat ayı işgücü verilerini açıkladı. İşsiz sayısı bir önceki aya göre 178 bin azaldı. İşsiz sayısının azalması tabii ki önemli ama gerçek bu mu? Madem işsizlik azaldı, Van’da 107 kişilik iş alımı ilanına 44 bin 800 kişi başvuruyor. Adıyaman’da 9 kişilik iş ilanına 5 bin 217 kişi başvurdu. Gaziantep’te 66 kişilik işçi alımı ilanına 15 bin kişi başvurdu. Neden bahsediyorsun sen TÜİK?

Peki, bu TÜİK devlet kurumu da İŞ-KUR neyin kurumu? Neden TÜİK’in verileri ile İŞ-KUR’un verileri çelişiyor? TÜİK’in verileri ile İŞ-KUR verileri arasında yaklaşık 1 milyon işsiz farkı var, neden böyle?

İŞ-KUR’un verilerine göre Şubat 2021 ile Şubat 2022 arasında kayıtlı işsiz sayısı 325 bin artmış. TÜİK’e göre aynı dönemde işsiz sayısı 623 bin azalmış. Ne oluyor? 948 bin kişilik bir fark var, nereye gitti bu 948 bin kişi belli mi, belli değil.”

“Bu hukuksuzluk, bu barbarlık nedir?”

Oluç konuşmasında, bu sabah HDP Cizre İlçe Örgütüne yapılan polis baskının da bahsetti: “Kapıları kırmışlar, 4 katlı ilçe binamızı yıkmışlar, her şeyi yerlere saçmışlar. İlçe binasını basacaksınız, yüzde 90 oy aldığımız bir ilçede ilçe binasını bu hale getireceksiniz. 8 kişi gözaltına alınacak, yerle bir edeceksiniz ilçe binasını. Namazlıklar dahil botlarınızla basacaksınız, kapı pencereleri kıracaksınız, soba bacasındaki isi alacaksınız ellerinizle duvarlara, kapılara, posterlere, eşyalara süreceksiniz.

Vandallıktan bu kadar çok nasibini almış bir kolluk gücünden bahsediyorum. Nedir bu nefret, bu şiddet? Bu hukuksuzluk, bu barbarlık nedir? Neyin intikamını alıyorsunuz? Kürt halkından, Cizre’den neyin intikamını alıyorsunuz? Size söyleyeyim Cizre’deki Newroz görüntüsünün intikamını alıyorsunuz, bunun için yapıyorsunuz değil mi? Durum bu, Newroz’un görüntüsünün intikamını alıyorsunuz.”

Paylaşın

Yargıtay Verileri Güncelledi: AK Parti’nin Üye Sayısı Düştü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre, AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, faaliyette bulunan siyasi partilerin üye sayısı verilerini güncelledi. Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, Yargıtay’ın 7 Nisan itibariyle açıkladığı verilerine göre AK Parti’nin üye sayısında 5 binin üzerinde azalma meydana geldi. MHP ise üye sayısını artırdı.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ mutabakat metnini liderler düzeyinde imzalayan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin üye sayıları artarken Demokrat Parti’nin üye sayısı azaldı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla partide uzun süredir ‘yeni üye’ kampanyası yürütülüyor. 15 milyon üye hedefinde olan AK Parti, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre bu hedefinden oldukça uzak durumda. AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Cumhur İttifakı ortağı MHP’de ise AK Parti’nin tersine üye sayısında artış kayıtlara geçti. MHP 476 bin 823 olan üye sayısını 3 bin 62 artırarak 479 bin 885 üyeye ulaştı.

Sandık güvenliği çerçevesinde üye örgütlenmesi çalışmalarına devam eden CHP’de bir süredir gözlenen üye artış trendi Yargıtay’ın son verilerine göre de devam etti. Bir ay önce 1 milyon 315 bin 22 üyeye sahip olan parti, 15 bin 589 yeni üye ile toplam 1 milyon 330 bin 611 sayısına ulaştı.

En çok üye artıran parti İYİ Parti oldu

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in esnaf ziyaretlerini sürdürdüğü dönemde, İYİ Parti’nin üye sayısında artış yaşandı. İYİ Parti 539 bin 929 olan üye sayısını 18 bin 18 artırarak 557 bin 947 üyeye ulaştı. Yargıtay’ın verilerine göre üye sayısını son bir ayda en çok artıran siyasi parti İYİ Parti oldu.

Gültekin Uysal’ın liderliğini üstlendiği ve Millet İttifakı içerisinde yer alan Demokrat Parti’nin üye sayısı ise bu dönemde düştü. Demokrat Parti’nin 402 bin 194 olan üye sayısı 2 bin 525 azalışla 399 bin 669’a geriledi.

AK Parti’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kurdukları siyasi partilerin üye sayısındaki artış eğilimi son verilerde de sürdü. Babacan’ın liderliğindeki DEVA Partisi 127 bin 889 olan üye sayısını 14 bin 14 artırarak 141 bin 903 üyeye ulaştı. Davutoğlu’nun liderliğini üstlendiği Gelecek Partisi ise 52 bin 241 olan üye sayısını 3 bin 373 artırarak 55 bin 614 üyeye ulaştı.

Millet İttifakı üyesi, Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet Partisi de son bir ayda üye sayısını artıran partiler arasında yer aldı. SAADET 271 bin 210 olan üye sayısını 2 bin 78 artışla 273 bin 288’e çıkardı.

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın genel başkanlığını üstlendiği Yeniden Refah Partisi 200 bin üye barajını son verilere göre aştı. Parti 187 bin 873 olan üye sayısını 14 bin 716 artışla 202 bin 589’a çıkardı.

HDP’nin üye sayısı arttı

Kapatılması talep edilerek hakkında dava açılan ve bir yandan da ‘Demokrasi İttifakı’ çalışmalarını sürdüren HDP, son bir ayda üye sayısını arttıran siyasi partiler arasında yer aldı. Yargıtay’ın verilerine göre 42 bin 648 üyesi olan HDP, 371 artışla 43 bin 19 üyeye ulaştı.

Üçüncü İttifak kapsamında çalışmalar yürüten Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti ve Emek Partisi’nin üye sayıları da Yargıtay tarafından güncellendi. Türkiye Komünist Partisi 4 bin 786 olan üye sayısını 92 artışla 4 bin 878’e, Sol Parti 5 bin 45 olan üye sayısını 105 artışla 5 bin 556’ya çıkardı.

Emek Partisi’nin ise 5 bin 259 olan üye sayısı 3 azalarak 5 bin 256’a geriledi. Meclis’te 4 Milletvekiliyle temsil edilen Türkiye İşçi Partisi, ise 7 bin 624 olan üye sayısı ise son bir ayda bin 152 artarak toplam üyeye 7 bin 776’a ulaştı.

CHP’den ayrılarak Memleket Partisi’ni kuran Muharrem İnce’nin partisi de son bir ayda üye sayısını artırdı. Memleket Partisi 20 bin 636 olan üye sayısını bin 704 artırarak toplam 22 bin 340 üyeye ulaştı.

Cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş’ı göstererek dikkatleri üzerine çeken Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ’ın partisi de bu dönemde üye sayısını artırdı. Zafer Partisi 2 bin 381 üyeden bin 622 artışla toplam 4 bin 3 üyeye ulaştı. Sosyal medyada gösterdiği tepkilerle ve açıklamalarıyla gündem olan Mustafa Sarıgül’ün partisi Türkiye Değişim Partisi’nin üye sayısı 8 bin 188 olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Demirtaş: Ben Halen Aday Adayıyım, İddiamı Koruyorum

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı adaylığı gündemine dair yaptığı açıklamada, “Ben halen aday adayıyım, iddiamı koruyorum” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Candaş Tolga Işık, kişisel sosyal medya hesabı üzerinden Selahattin Demirtaş’a “Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir mi?” sorusunu avukatları aracılığıyla sorduğunu duyurdu, Demirtaş’ın cevabını yazdı.

Demirtaş’ın cevabı şu şekilde;

“HDP’nin Eylül 2021’de açıkladığı tutum belgesini kabul eden o ilkeleri uygulama kapasitesi, niyeti, samimiyeti olan ve kazanabilecek bir adayı destekleyebiliriz. Biz cumhurbaşkanı adaylığında isimden çok ilkelere bağlı olup olmayacağına bakarız. Ayrıca gelişmelere göre partimiz karar alırsa beni de aday gösterebilir ancak ben o tarihe kadar hala siyasi yasaklı ve hapisteysem bir aday lehine çekilme de gündeme gelebilir.

Bunların hepsi ihtimaldir, günü geldiğinde değerlendirilir, tartışılır. Elbetteki Millet İttifakı kendi adayını kendi belirleyecektir, isim noktasında bizim kendilerine bir dayatmada bulunmamız söz konusu olamaz.

“Ben halen aday adayıyım”

Ancak eğer ki aday geniş kesimlerin de ortak adayına dönüşecekse bu durumda adayı belirlerken bu kriterleri göz önüne alacaklardır diye düşünüyorum, isim noktasında bugün herhangi bir fikir beyan etmem doğru olmaz. Ancak ben şahsen Ekrem beyi de takip etmeye çalışıyorum, tüm baskılara rağmen elinden geldiğince hizmet etmeye, başarılı olmaya gayret ediyor. Olabildiğince kucaklayıcı olmaya gayret ediyor, Anadolu’da toplumsal karşılığı da olduğunu görebiliyorum.

Özel olarak bu isimleri sorduğunuz için bunu belirtiyorum yoksa adaylık konusunda Millet İttifakı kendi kararını kendisi verecek. Bekleyip göreceğiz ancak ben halen aday adayıyım, iddiamı koruyorum.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Macaristan Seçimleri’ Yorumu

Edirne F Tip Cezaevi’nde 5 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Macaristan’daki genel seçimde, 6 muhalefet partisinin oluşturduğu seçim ittifakının iktidarda bulunan Viktor Orban’ı yenememesi üzerinde Türkiye’deki muhalefet ve iktidar dinamiklerinin yorumlanmasıyla ilgili olarak yorum yaptı.

Haber Merkezi / Avukatları aracılığıyla kullandığı sosyal medya hesabından paylaşım yapan Selahattin Demirtaş, “Birçok kişi Macaristan seçimlerini yorumladı, tamamı da eksik yorumladı. Herkesin atladığı ya da görmek istemediği şu ki, Macaristan’da HDP yok” dedi.

Macaristan’daki genel seçimi Viktor Orban kazandı

Macaristan’da dün yapılan genel seçimlerinde 12 yıldır kesintisiz iktidarda bulunan Viktor Orban liderliğindeki Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonu kazandı.

Fidesz – Hristiyan Demokrat ittifakı 199 sandalyeli parlamentoda 135 milletvekili kazanarak, şimdiye kadar sahip olduğu üçte ikilik parlamento çoğunluğunu korumayı da başardı. Altı muhalefet partisinin oluşturduğu muhalefet ittifakı ise seçmenden beklenen desteği göremedi.

Demokratik Koalisyonu (DK), Jobbik, Momentum, Macaristan Sosyalist Partisi (MSZP), Macaristan Yeşiller Partisi (LMP) ve Macaristan için Diyalog Partisi’nin (PM) oluşturduğu çatı oluşumu “Macaristan için Birlik” oyların yüzde 35’ini, aşırı sağcı Bizim Ülkemiz (Mi Hazank) ise oyların yüzde 6’sını alarak mecliste temsil hakkı kazanıyor.

Beklentilerin üzerinde oy alan aşırı sağcı Bizim Ülkemiz (Mi Hazank) de oyların yüzde 6’sını alarak yüzde 5’lik seçim barajını geçip ilk kez parlamentoya girdi. Seçime katılanların oranı ise yüzde 68’in üzerine çıkarak 2018’de yapılan bir önceki genel seçimdeki rekor katılıma yaklaştı.

Kamuoyu araştırma şirketlerinin seçim araştırmaları, seçim öncesi gerçekleştirilen son yoklamalarda iktidar partisinin birkaç puan avantaja sahip olduğuna işaret ediyordu, ancak Viktor Orban’ın seçimleri bu kadar büyük bir farkla kazanabileceği beklenmiyordu.

Halk, referandum için de oy kullandı

Seçmenler ayrıca, muhalefet tarafından “homofobik yasa”, hükümet tarafından ise “çocukları koruma yasası” olarak nitelendirilen ve birçok Avrupa Birliği (AB) ülkesinin sert tepki gösterdiği, 18 yaşından küçükleri eş cinselliğe ve cinsiyet değişikliğine “teşvik etmeyi” yasaklayan yasal düzenlemeye ilişkin referandumda oy kullandı.

Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, muhalefetin çağrısı üzerine halk oylamasında birçok kişinin geçersiz oy kullanacağı ve bu yüzden oylamanın yüzde 50’nin altında kalarak referandumun geçersiz olacağı öngörülüyor.

“Ay’dan bile görülebilecek büyüklükte bir zafer kazandık”

Viktor Orban kesinleşen seçim zaferinin ardından başkent Budapeşte’de verdiği ilk demecinde, “Öyle büyük bir zafer kazandık ki Ay’dan bile bakıldığında görülebilir. Ve tabii ki Brüksel’den de” ifadelerini kullandı.

Mutluluğunu saklamayan başbakan, “Sanırım bu akşamki kadar güçlü hiç olmamıştık. 2010, 2014 ve 2018’de kazandık. Ve bu yıl muhalefet bize karşı birlik oldu. Aslında zaferimiz şu demek: Muhalefetin tüm çabalarına rağmen Macar halkı her zaman kalbi ile oy kullanacak” cümleleri ile zafer konuşmasını gerçekleştirdi.

Uluslararası kişi ve kurumları da eleştiren başbakan, Macaristan karşıtı gördüğü bu organların kendilerini yenmek için harcadığı her kuruşun “pencereden atıldığını” söyledi. “Bize karşı olan tüm bu güçlerle savaşmalıyız” diyen Orban bu güçleri, Brüksel, medya organları ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy olarak sıraladı.

“Eşit şartlarda yarışmadık”

Muhalefetin ortak başbakan adayı Peter Marki-Zay ise yenilgiyi kabul ederek “Üzüntümü ve hayal kırıklığımı saklamayacağım” ifadesini kullandı.

Orban’ı “nefret ve yalanlarla” dolu bir seçim kampanyası yürütmekle suçlayan muhafazakâr siyasetçi, muhalefetin “elinden geleni yaptığını” ancak “eşit olmayan” şartlarda mücadele ettiklerini, iktidar karşıtı politikacıların devlete ait medya organlarına çıkarılmadığını belirtti.

Macaristan’da, muhalefet partileri ilk kez böyle bir ittifakla seçime gitti. Orban’ı yenme ihtimallerini artırmak için aynı çatı altında seçime giden partiler arasında sol, yeşil, liberal ve sağ muhafazakâr partiler bulunuyordu.

Paylaşın