Demirtaş’ın ‘Ortak Devletimiz’ Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yakın zamanda yaptığı “Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir” açıklaması ne anlama geliyor?

Demirtaş’ın açıklamasını değerlendiren gazeteci Murat Sabuncu’ya göre, Demirtaş “Ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir” çıkışı ile, “Sevr Sendromu yaşayanlara: 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması’nın (bölünme) endişesini yaşayanlara, taşıyanlara mesaj: “Farklı bir arayışımız yok” – Kürt siyasetinin bir bölümüne: Farklı bir arayışı olanlara… Muhalefete: Demokratik siyaset içinde konuşulabilir bir lider-siyaset aktörüyüm” diyerek mesaj verdi.

Murat Sabuncu’nun T24’te yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

Selahattin Demirtaş’ın bu çıkışı önümüzdeki günlerde, özellikle seçim sürecinde çok konuşulacak

Selahattin Demirtaş T24’te yayınlanan son yazısında çok kritik-önemli bir cümle kullandı. Dedi ki:

“Büyük değişime hazır olun. Kimseyi dışlamayın. Herkesin el ele, yan yana durması için uğraşın. Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir”

Cümlenin başını-sonunu da kattım ama altını çizmek istediğim nokta “ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyet Devleti’dir” kısmı.

Bu kısmın önemli ve tartışılması gerekli olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı kaleme alıyorum. Önce yaptığı araştırmalarla Kürtlerin nabzını en iyi tutan kuruluşlardan Rawest’in, Kürt gençleri arasında yaptığı araştırmaya göre Demirtaş’ı nasıl tarif ettiklerini buraya kaydedeyim:

Kürt siyasetinde uzun zaman sonra öne çıkan önemli bir aktör olarak Demirtaş açık ara en beğenilen siyasi lider. Diğer partilere oy veren Kürt gençlerinin de başka bir siyasi partiye mensup siyasetçiler içinde en yüksek oy verdiği isim.

Araştırma gençler üzerine ama Demirtaş’a Kürtler arasında her yaştan grubun destek olduğu da biliniyor. Bu araştırmaya vurgumun başka önemli bir yanı daha var. Türkiye’de siyasetin ve barış çabalarının en önemli isimlerinden Ahmet Türk’ün yaklaşık on yıl önce yaptığı bir tespit. Şöyle demişti:

“Eğer bizim kuşakta giderse genç kuşakla oturup diyalog kuramazsınız. Biz diyalog kurulacak son kuşağız.”

Ahmet Türk’ün o dönemin koşullarında söylediği uyarı gerçekçi ve önemliydi. Ama Rawest’in Kürt gençleri araştırmasına göre farklı bir durum var. Aynen aktarıyorum:

– 2015-16 yılına kadar özellikle Rojava’da YPG’nin güçlenmesinin etkisiyle yükselen radikalleşme eğilimi hem geçtiğimiz on yıl içerisinde Kürt gençliğinin yaşadığı ekonomik ve sosyal dönüşüm hem de 2015 ve sonrasındaki büyük şiddet dalgasının ortaya çıkardığı yıkım sonrasında büyük ölçüde azalma eğiliminde görünüyor. Bu esnada özellikle Demirtaş’ın yükselen popülaritesi ve Demirtaş üzerinden sivil siyaset alanının genişlemesi de bu eğilimi besleyen faktörlerden biri. Politik Kürt gençlerinde daha önce var olan karizmatik lider anlayışının silahlı figürlerden ziyade şu an legal Kürt siyaset aktörlerinin üzerinde yoğunlaşması da bu miti bugün için yanlışlayan bir anlam taşıyor.

– Öte yandan radikalleşmenin azalmasının genç kuşağın çözüm süreci gibi süreçleri görmesi ve HDP’nin barajı aşma başarısı göstermesi gibi sebepler haricinde bugün Türkiye’de silahlı mücadelenin alanının daralması ve PKK eylemlerinin görünürlüğünün önceki yıllara oranla azalmasına da bağlanabilir.

– Buradaki radikalleşmenin daha çok legal olmayan/silahlı mücadele biçimleri olarak algılandığını, şiddetin bir araç olarak kullanılıp kullanılmayacağı çerçevesinde ele alındığını belirtmekte fayda var. Zira bahsedildiği üzere politik taleplerde düşüş pek görülmüyor. Politik taleplerin yükselmesi ve belirginleşmesi ile şiddet arasında doğrudan bir bağ kurulmadığı görülüyor.

Tekrar Demirtaş’ın ‘ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir’ cümlesine döneyim. Bu cümleyle bana göre birkaç yere mesaj verdi:

– Sevr Sendromu yaşayanlara: 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması’nın (bölünme) endişesini yaşayanlara, taşıyanlara mesaj: “Farklı bir arayışımız yok”

– Kürt siyasetinin bir bölümüne: Farklı bir arayışı olanlara…

– Muhalefete: Demokratik siyaset içinde konuşulabilir bir lider-siyaset aktörüyüm.

Pek muhtemel ‘devletin’ bir kesimine… Selahattin Demirtaş’ın bu çıkışı önümüzdeki günlerde, özellikle seçim sürecinde çok konuşulacak.

Yazının bütününde madde madde önerilerini sayarken her seferinde seçime işaret ediyor, aday konusu yerine somut-güçlü bir program ile uygulayacak ekibin öneminin altını çiziyor.

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar’dan ‘Sığınmacı’ Çıkışı

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Sığınmacılar meselesini çözebilmek için önce yüzleşmek, sebepleri görmek gerekir diyoruz. Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dahil olmaması, çetelere destek vermemesi konusunda net uyarılar yaptık.” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasının devamında, “Vekalet savaşının muhtemel sonuçlarını ortaya koyduğumuz argümanlar bugün doğruluğu açıkça kanıtlanmış birer veri… Savaştan kaçmak zorunda kalan insanları hedefe koyarak telafi edeceklerini düşünüyorlar. Böyle bir anlayışı kabul etmiyoruz. Nefret, düşmanlık ve hedef gösterme üzerinden yürütülen her politikaya karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Engelliler Haftası’na değinerek, konuşmasına başlayan Sancar, “Engellilerin sesine kulak vermek, onların yaşadıkları sorunları, eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri konuşmamız ve birlikte çözüm aramamız gerekiyor. Altına imza attığımız BM Engellilerin Hakları Sözleşmesinin gereklerini 12 yıldır yerine getirmeyen Türkiye’deki iktidarın tüm engelli grupların temel hak ve özgürlüklerini büyük risk altına soktuğunu buradan hatırlatalım, vurgulayalım” dedi.

‘Engellilerin sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır’

Sancar, engellilerin derin yoksulluğu ve işsizliği, kamu hizmetlerine erişmemesi, temel yurttaşlık haklarından yoksun bırakılması ve daha birçok ayrımcı uygulama acil çözümler üretilmesi gereken temel sorunları olduğunu söyledi.

Sancar, “Biliyoruz yaşanan ekonomik çöküş toplumun bütün kesimlerini ağır bir şekilde etkiliyor ama bazı kesimler bundan çok daha büyük pay alıyor. Bu toplumsal grupların başında engelliler geliyor. Yıllardır devam eden bu ekonomik çöküş ve sıklığı artan döviz şokları öncelikle engellileri ve ailelerini mağdur ediyor. Türkiye’de kaç milyon engellinin yaşadığını bile resmi olarak bilmiyoruz. Tamamen siyasi bir mesele olan engelliliği, sadece tıbbi bir çerçevede ele alan muhtaçlık ve hastalık ölçüsüyle gören eksiklik veya sakatlık yaklaşımını yeniden üreten mevcut politikalar, engellilerin sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır” diye belirtti.

‘Adalet burada da temel hedefimizdir’

Engellilik meselesinin ana gündemleri olduğunu kaydeden Sancar, “Engelliliği bir kimlik mücadelesi, bir farklılık alanı olarak değerlendiriyoruz ve asla sadece tıbbi bir mesele olarak görmüyoruz. Egemen engellilik ideolojisi ret üzerine kuruludur. Bizler HDP olarak tüm farklılıklarıyla engellilerin kabulü ve tanınması üzerine sosyo-politik bir mesele olarak ele alacağımız bu mücadele alanı için bütün engellilerle birlikte hareket ediyor ve hep birlikte adalet istiyoruz. Hiçbir toplum kesiminin adına değil her zaman onlarla birlikte yürüyoruz. Şimdi de aynı adalet mücadelesini engellilerle birlikte yürütüyoruz ve bunda da sonuç almak için her türlü imkanımızı seferber ediyoruz. Adalet burada da temel hedefimizdir” ifadelerini kullandı.

‘Sorunların kaynağı ile yüzleşmeyen, yüzleşmeye cesaret edemeyen yaklaşımların çözüm üretmesi de mümkün değildir’

Ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlere çözüm üretemeyen bir iktidar olduğunu aktaran Sancar, mültecilere yönelik nefret söylemlerine dair şunları söyledi: “Bu iktidarın ana çabası temel gayreti kriz algısını yönetmek ve sürekli kriz odağını değiştirmektedir. Türkiye ekonomisi tarihinin en yüksek enflasyon oranlarından biriyle toplum tarihinin en büyük yoksulluk ve sefalet ile karşı karşıya iken iktidar yarattığı krizlerin üzerini yeni krizler üreterek kapatma telaşındadır.

Şimdi gündemde sığınmacılar göçmenler meselesi var ve herkes bu meseleyi araçsallaştırarak kullanmaya çalışıyor. Tabii ki bu kesimlerin başında iktidar geliyor. İktidar da sığınmacılar göçmenler meselesini araçsallaştırıyor istismar ediyor. Milyonlarca sığınmacı ve insani kriz Suriye iç savaşını tahrik eden hatta savaşın tarafı olan yayılmacı politikalarının sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Sorunların kaynağına inmeyen her türlü sorunları ağırlaştırmaktan başka bir sonuç yaratamaz. Sorunların kaynağı ile yüzleşmeyen, yüzleşmeye cesaret edemeyen yaklaşımların çözüm üretmesi de mümkün değildir.

‘Saat başı karar değiştiren bir iktidar var’

Ekonomik çöküşü, enflasyonu durduramayınca topluma göçmenler ve sığınmacıların geri gönderilmesi üzerinden hikayeler sunulmaya çalışıldı. İktidar önce bu hikayenin başını çekti. Yürüttükleri politikanın samimi olmadığı ortada çünkü bu sorunun kaynağının kendileri olduğunu, kendi politikaları olduğunu kabul etmeye yanaşmadıkları gibi sürekli aynı anlayışı sürdürmekte ısrar ettiler. Önce ‘göndereceğiz’ dediler sonra ‘sahip çıkacağız’ diye ağız değiştirdiler.

En son AKP Genel Başkanı dünkü konuşmasında gönüllü dönüşler için gerekli imkanların sağlanacağını söyledi. Neredeyse saat başı karar değiştiren bir iktidarla karşı karşıyayız. Karşımızdaki bu sorun yaşadığımız bütün sorunlar gibi son derece ağır insani toplumsal siyasi boyutları olan bir meseledir. Öyle saat başı karar değiştirerek, ağız değiştirerek araçsal ve çıkarcı yöntemlerle, yönetilecek bir mesele değildir.

‘Çark etmek onların artık en iyi bildiği iştir’

Suriyeli sığınmacıların geri gönderileceğine dair yandaş medyada her gün yeni bir haber servis edilirken birdenbire AKP Genel Başkanı başka bir dil kullanıyor. Yandaş medyanın da işi zor. Onlar da hangisine sarılacakların kestiremiyorlar. Bir gün önce sert yorumlarla servis ettikleri haberlere karşı AKP Genel Başkanı başka bir söz söyleyince afallıyorlar ama çark etmek onların artık en iyi bildiği iştir.

Dönüyorlar, tekrar dönüyorlar. Döne döne başları da artık iyice sersemlemiş durumda. Çünkü hakikati anlatan, anlatmak için her türlü mücadeleyi yürüten ve her türlü bedeli göze alan HDP var. Çünkü bu ülkede insan onurunu esas alan demokratik, barışçıl bir geleceği inşa etmeyi hedefleyen güçler var. İşte HDP, onların başında geliyor. Bizim başımızı çektiğimiz bu çizgi onların başını döndürecek elbette. Bu baş dönmesinin sonucu iktidardan düşmek olacaktır.

‘Göstermeye devam edeceğiz’

Bu büyük insani ve siyasi meseleyi öteki düşmanlığını körükleyen bir biçimde günlük siyaset için araçsallaştıran sadece iktidar değildir. Maalesef diğer muhalefet partileri de veya kendilerine muhalefet partisi diyen çevreler de aynı oyunun bir parçası durumundadırlar. Nefret, kin, gerilim ve düşmanlık politikalarından başka bir yol tanımayan anlayışlar şimdi de bu politikaları sığınmacılar göçmenler üzerinden hayata geçirmeye çalışıyorlar. Evet nefret, kin, düşmanlık ve günah keçileri yaratmak politikası bu ülkede geniş bir kesime yayılabiliyor maalesef. Kökleri derinlerde olan bir anlayış.

Ama bu toplumda sağduyuyu, insan onurunu, adalet fikrini esas alan büyük bir çoğunluğun olduğuna da inanıyoruz. Bu çoğunluk güçlü bir ses, kararlı bir öncülük bekliyor. O güçlü ses işte buradadır. Bizdedir, kararlı öncülüğü de bizler mutlaka üstleneceğiz bunu gereklerini mutlaka yerine getireceğiz. Bu ülkenin çözümsüz olmadığını nefret politikalarına teslim edilemeyeceğini bu toplumun düşmanlaştırma, yarıştırma anlayışına mahkum edilmeyeceğini işte bu öncelik rolümüzle herkese gösteriyoruz. Göstermeye devam edeceğiz. Sığınmacılar, göçmenler meselesini çözebilmek için önce yüzleşmek gerekir, dedim. Önce sebepleri kaynakları görmek gerekir. Bunu her mesele için de söyleriz.

‘İnsan onuruna yaraşır bir çözüm’

Biz en başından beri Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dahil olmaması, çetelere destek vermemesi konusunda net uyarılar yaptık. Vekalet savaşlarının ve askeri müdahalelerin muhtemel sonuçlarını ortaya koyduğumuz argümanlar bugün doğruluğu açıkça kanıtlanmış birer veri olarak önümüzde duruyor. Savaştan kaçmak zorunda kalan, evini yurdunu, geçmişini anılarını, yakınlarını yitirmiş olan insanları hedefe koyarak telafi edeceklerini düşünüyorlar. Böyle bir anlayışı kabul etmiyoruz.

Nefret, kin, düşmanlık ve hedef gösterme üzerinden yürütülen her türlü politikaya açıkça karşı çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz. Bizim politikalarımızın temelli sığınmacı ve göçmen meselesinde de aynıdır. İnsan onurunu esas alıyoruz, hak temelli yaklaşımı benimsiyoruz ve çözümün sebepleri ortadan kaldırmaktan geçtiğini söylüyoruz. Eğer gerçekten insan onuruna yaraşır bir çözüm, hak temelli bir yaklaşım ortaya koyamazsınız bu toplumu sürekli bir gerilim çatışma nefret ve öfke ortamında tutarsınız.

Bugün göçmenlere sığınmacılara yöneltilen bu öfke kin nefret yarın toplumun başka bir kesimine yöneltilecektir. Geçmişte bunun sayısız örneklerini gördük. Düşmansız nefret objesi üretmeden siyaset yapamayan anlayışın bu ülkeyi bugün içende bulunduğu karanlığa mahkum eden sürükleyen anlayıştır. Biz bu anlayışı değiştireceğiz. Bir tek biz kalsak bile bunu savunan ısrar edeceğiz. Ama tek değiliz.

Ayrıca çözüm nedir diye sorduklarında çözümün de bu kadar uzak ve zor olmadığını rahatlıkla anlatabiliriz. Geçmişten bugüne kadar ürettiğimiz raporlar yaptığımız çalışmalar var bugün içinde çözümü ortak akıl ve mücadele ile bulacağız. Bunun için çalışmalarımızı yürütüyoruz, ilgili bütün toplum kesimleriyle bütün STÖ’ler ile demokratik çevrelerle ortak çözüm programı üretmek için çalışmalar yürütüyoruz.

Ama bu çalışmalarda vazgeçmeyeceğimiz temel ilkeler var bunun üzerine somut programımızı da inşa edeceğiz. O da bölgesel barıştır. Bölgesel barışı hedeflemeyen, savaş politikalarında ısrar eden savaş politikalarına örtülü veya açık destek veren anlayışların ne göçmen, sığınmacı sorununu çözmesi mümkündür ne de bu topluma barışı, huzuru refahı ve demokrasiyi getirmesi mümkündür.

HDP çözümün adresidir

‘Göçmenleri, sığınmacıları göndermeyeceğiz, gönüllüğü esas alacağız’ diyen iktidar bir yandan bu sorunun kaynağı olan savaş politikalarını derinleştiriyor. Güney’de operasyonlarla, Suriye’de askeri militarist politikalarla krizi derinleştiriyor. Sebep savaştır, mülteci, göçmen sığınmacı meselesi bunun sonucudur. Tarih hep böyle göstermiştir. Bugün de yanı hakikat gözlerimizin önünde durmaktadır. Buna karşı da ülkesinde demokrasiyi, eşit yurttaşlığı, onurlu yaşamı savunmayan hiçbir anlayışın bu sorunları çözmesi mümkün değildir. İşte HDP tam da bu çizgiyi savunduğu için çözümün adresidir ve bu krizlerden çıkışın meşalesidir.”

Gezi Davası

Sancar, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu iktidar sorunları çözemeyince krizlerin içinde debelenince, çareyi baskıyı artırmakta zulmü yükseltmekte buluyor. Kumpas davalarıyla muhalifleri susturmaya çalışıyor. Çeşitli provokasyonlarla topluma korku yaymaya çalışıyor. Mesela Gezi davası gözlerimizin önünde. Tarihte rastlayabileceğiniz en rezil kurmaca yargılamalardan biriyle karşı karşıyayız. Herkesin gözü önünde bir kumpas sergilendi, gözlere soka soka kurmaca yalan bir yargılama yürütüldü. Ve ağır cezalar verildi yargılananlara da.

Başta Osman Kavala olmak üzere diğer arkadaşlarımıza da ağır cezalar verildi. Amaç beli amaç toplumu sindirmek, itiraz iradesini yok etmek korkuyu derinleştirmek. Ama kimsenin korkacağı yok. Asıl korku bu politikalardan medet umanlarda, korktukları için daha fazla baskı ve zulüm uygulamaktadırlar. Bakın Gezi yargılaması ile ilgili dünya tarihinde en kara sayfalarda yer alan yargılamalara bakın. Onlardan bile daha kirli bir kurgu var. Gezi yargılaması dünya hukuk ve yargı tarihinde kirli kumpas kurgu yargılamaları listesinin en başında yer alacaktır. Bu utanç bu tezgahı kuranların alnından ebediyen silinmeyecektir.

Kobane Davası

Aynı şey Kobanê davası içinde geçerli. Her gün yeniden yeniden rezillikleri ortaya seriyoruz. Sanık sandalyesinde oturtulan hakikati her gün arkadaşlarımız yüzlerine haykırıyor. Kendi buldukları tanıklar bile isteklerinin değil aksinin ifadesini veriyorlar. Kobanê Kumpas davası da dünya yargı tarihine aynı kara listenin başında geçecek şekilde yer alacaktır. Orada güya yargılananlar tarihin en parlak ve aydınlık sayfalarında onurlu duruşlarıyla anılacaklar ve bu kumpasları tezgahlayanlar en kirli ve kara sayfalarda yerlerini alacaktır. Bu dava elbette çökecektir. Gezideki haksız adaletsiz yargılamanın sonucu verilen hükümler elbette geçersiz kalacaktır.

Boyun eğmeyen bir HDP var

Bunun için ortak demokratik mücadeleyi büyütmeye, bu iktidarı hep birlikte değiştirmeye ve bu düzeni yine birlikte değiştirmeye ihtiyacımız var. Düzeni de değiştireceğiz, iktidarı da göndereceğiz. Buna gücümüz var yeter ki ortak demokratik mücadelede kararlılığımızdan bir an bile vazgeçmeyelim, inancımızda en ufak şekilde şüphe duymayalım. Gücümüz var, inancımız var mutlaka da sonuç alacağız. Bakın provokasyonlarına devam ediyorlar. Evet ortalığı bulandırarak, kaosu ve korku havası yayarak, sonuç alabileceklerini düşünüyorlar.

Toplumun rızasını kaybettikçe, toplumu korkuyla, kaos tehdidiyle, rehin alma yöntemlerini devreye sokuyorlar. Başaramayacaklar çünkü bizler de bu oyunların farkındayız, o günden bu güne onlar aynı oyunu bozuk ve kötü şekilde tekrar tekrar sahneye koydukça; bizler bu oyunu bozacak tecrübeyi, kararlılığı halk desteğini ve inancı büyüttük. İşte o nedenle diyoruz, biz kez daha denediklerinde altında kalacaklar. Kesin olarak altında kalacaklar. Çünkü karşılarında boyun eğmeyen demokratik siyasette ısrar eden halkla bütünleşme hedefinden asla sapmayan ortak demokratik mücadele hedefinde kararlılığını sürekli ortaya koyan bir HDP var.

Oyunlara alet olmaktan vazgeçsinler

İşte Genel Merkezi’mizin önüne yine provokasyon amaçlı bir tezgah koydular. Kadın Meclisi Sözcümüz, milletvekili arkadaşımız sevgili Ayşe Acar Başaran, kolluk görevlileri tarafından dünyanın gözü önünde tehdit edildi. Bu tehditler bizim için yeni değil ama herkes görsün ki bu seviye, bu ülkeyi karanlığa getiren, bu sefalet ve kanlı döngünün sebebi olan zihniyettir. Orada polis sıfatıyla arkadaşımıza o tehdidi yöneltenlerin hangi amaçlara hizmete ettiğini biliyoruz.

Adalet arayışımız ve hedefimiz bu oyunlara alet olanlara da bir uyarı olmalıdır. Bu oyunları tezgahlayanları, kuranları başlarındakileri, çetecileri, suç örgütleriyle ilişkileri ayan beyan ortada olanları biz bu iktidarı değiştirdiğimizde elbette gerçek bağımsız yargının adaletine göndereceğiz ama onlara alet olanlar da yarın öbür gün kendi başlarına bırakılacaklarını bilsinler. Bu oyunlara alet olmaktan vazgeçsinler.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş: AK Parti Mültecileri Pazarlık Konusu Yaptı

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren HDP’li Beştaş, “Bugün mültecilerin Türkiye’de bu kadar yüksek olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır, savaşa can suyu verenlerdir. AKP’nin bunu sürekli pazarlık konusu yaptığını biliyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Beştaş, 5 Mayıs’ta parti genel merkezi önünde de yaşananlara dair, “İlk açıklamamızda milletvekilimize ‘seni çivilerim’ diyen zatın görevi nedir, kim görevlendirmiştir diye sormuştuk. Aradan geçen 5 günde hiçbir açıklama yapılmadı. Ne İçişleri Bakanlığı ne Adalet Bakanlığı ne Emniyet’ten bize yanıt verildi.

Suç duyurusunda bulunuyorum, vekilimiz ve o gün bu tehdide maruz kalan bütün arkadaşlarımız zaten suç duyurusu yaptılar, yapmadılarsa da bugün ya da yarın yapacaklar. Ankara’da ilgili savcıyı bir an önce soruşturma açmaya ve gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Gezi Davası kararlarına ilişkin de konuşan Beştaş, “Biz milyonlarız, milyonlarca insanı bu şekilde yok edemezsiniz. Bu şekilde saldırılar başka muhalefet partilerine de yöneldi. Bu sistematik olarak bütün muhalefete yönelik politikanın araçlarından biridir. Bu saldırılara muhatap olan bütün muhalefet güçlerine susmayın diyorum. Susmayalım. Bugün konuşma zamanıdır, susma zamanı değildir.

Gezi Davasında hukukla, adaletle, ahlakla, insanlıkla hiçbir değerle bağdaşmayan kararın toplum vicdanında nasıl büyük bir tepkiyle karşılandığını hatırlatmak istiyorum. Doğrudan Saray’a bağlı yargı kuvveti tarafından bu ağır cezalar verildi. “Bu Gezi’nin meşruluğunu ve haklılığını asla gölgelemeyecek. Tek adam rejimine olan itiraz daha da büyüyor. Düzmece deliller ve senaryolarla cezaevinde tutulan tüm arkadaşlarımıza ve Gezi tutuklularına binlerce selam olsun” dedi.

Gazetecilerin, “Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz ziyareti sonrasında eleştirilere ilişkin açıklamaları çok tartışılıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?” sorusunu da şöyle yanıtladı: Hiçbir siyasetçinin toplumun herhangi bir kesimine bu şekilde, bu içerikte sözler kullanmasını doğru bulmayız. Eleştiri haktır. Toplum siyasetçileri eleştirir. Bizler toplumun gözü önündeyiz. Haklı da olsak haksız da olsak eleştirileri dinleriz. Bu eleştirilere karşı hakarete varan sözler kullanılmasını tasvip etmemiz mümkün değildir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Beştaş’ın açıklamaları şöyle;

“5 Mayıs’ta doğrudan partimize yönelik bir saldırı gerçekleşti. Buna ilişkin çok sayıda açıklamamız oldu. Buradan bir kez daha söyleyelim. Bu saldırı ailelerin protestosu kılıfına sokulmaya çalışıldı. Ancak ortada eylemci ailelerden ziyade bir tertip olduğunu ifade etmek isterim. Bu tertipte İçişleri Bakanlığı, kolluk güçleri ve tabii ki Ankara Emniyeti vardı. Totalde iktidar aklı ve pratiği vardı. İlk açıklamamızda milletvekilimize “seni çivilerim” diyen zatın görevi nedir, kim görevlendirmiştir diye sormuştuk. Aradan geçen 5 günde hiçbir açıklama yapılmadı. Ne İçişleri Bakanlığı ne Adalet Bakanlığı ne Emniyet’ten bize yanıt verilmedi. Ortada ciddi bir saldırı ve provokasyon oluşturma çabası vardı. Vekilimiz şahsında bütün partimize ve kadınlara yönelik bir ölüm tehdidi vardı. Bu da öyle geçiştirilecek ve sineye çekilecek bir söz değildi.

“Üç saldırgan polis görevden alınıp tutuklanmalıdır”

Aslında tüm suç işlerinde olduğu gibi burada da başrolü yine Süleyman Soylu kimseye bırakmadı. Boşuna ona Suç İşleri Bakanı denilmiyor. Yardımcı rollerde de kimler vardı, onları açıklayacağız. Normalde biz isimleri açıklamayız, teşhir etmeyiz ama burada gizlenecek, onlara zarar verecek bir durum yok. Açıklayacağım isimler Emniyetin resmi görevlileri ve sorumlu makamlarda bulunan kişilerdir. Şimdiye kadar çoktan görevden alınmış olmaları ve tutuklanmaları gerekiyordu. Biz bu soruyu sorduktan sonra binlerce Ankaralı bize bu güvenlik şube müdürünün ve diğer yetkililerin isimlerini söylediler. Basında da yazıldı. Kimdi bu üç emniyet görevlisi? Bir tanesi Ankara Güvenlik Şubesinden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen, diğeri Güvenlik Şube Müdürü Serkan Çakmak ve vekilimizi ölümle tehdit eden Başkomiser Murat Güler. Bunları savcılara açıklıyorum, onlara yardım ediyorum. Her vatandaşın görevi, suçu soruşturmakla görevli olan savcıların işini kolaylaştırmaktır. Suç duyurusunda bulunuyorum, vekilimiz ve o gün bu tehdide maruz kalan bütün arkadaşlarımız zaten suç duyurusu yaptılar, yapmadılarsa da bugün ya da yarın yapacaklar.

“Bu suçu işleyenlerden Soylu sorumludur”

Ailelerin arkasına saklanarak vekilimizi ölümle tehdit eden, parti binamıza doğrudan saldıran ve akşam 8’e kadar bir çelengi koruyan polisler olduğunu ifade etmek istiyorum. Ankara’da ilgili savcıyı, görevli savcıyı bir an önce soruşturma açmaya ve gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum. Soylu, konuya ilişkin hiçbir söz sarf etmedi. Bir polis müdürü halkın iradesini temsil eden bir milletvekiline ölüm tehdidinde bulunamaz. “Bu, bizim emniyetimizde görev yapamaz” demedi. Böyle bir açıklama duydunuz mu? Öksürse haber oluyor. Başta kendisi olmak üzere bütün teşkilatında bu suçu işleyenlerin sorumlu olduğunu ifade etmek isterim.

“Bu tertibe katılan herkes başımıza gelecek en ufak olaydan sorumludur”

Aynı ekip geçenlerde başka bir manzarada boy gösterdi. İçişleri Bakanlığına yürümek isteyen Ümit Özdağ’ın önünde el pençe divan duruyorlardı. Bizim partimize saldıran, ölümle tehdit eden bu müdürler ve komiserler kişiye göre davranıyormuş. O tartışmanın detaylarını ne düşünmek ne hatırlamak mümkünse bu kadar düzeysiz bir tartışmayı hafızamdan silmek istiyorum. Türkiye kamuoyuna da bunu öneriyorum. Bu ülkede geldiğimiz noktanın vahim bir örneğidir. Bu tertibe katılan herkes başımıza gelecek en ufak olaydan sorumludur. Bunu biz canımızla ödedik. Deniz Poyraz arkadaşımızı katlettiler. Böyle bir tertiple katlettiler. Ankara’nın merkezinde bunu yinelemek istiyorlar.

“Böyle tehditlere pabuç bırakmayacağız”

Bu tertibi yapanlara, bizi bununla yıldıracağını sananlara şunu söylemek istiyorum. Bir cezaevlerine bakın; Kandıra’ya, Sincan’a, Diyarbakır’a, Tekirdağ’a, Edirne’ye bakın. Tek tek arkadaşlarımızın duruşuna bakın. Siz kimi korkutacağınızı sanıyorsunuz? Şu anda Ankara Sincan’da Kobanî Kumpas Davasında arkadaşlarımız bu iktidarı yargılamaya devam ediyor. Biz bu tip saldırılarla geri adım atacak bir parti değiliz. Yine arşivlerinize bakın, en son Deniz Poyraz’a bakın. Biz can verdik, demokrasi ve barış mücadelesinde arkadaşlarımız hayatlarından oldu. O faili meçhulleri, 90’ların karanlık iklimini hatırlatmaya gerekli görmüyorum. Böyle tehditlere pabuç bırakmayacağız. Bu arada demokratik kitle örgütlerinden siyasi partilere, dört bir yandan dayanışmaya gelen, arayan soran, destek veren herkese partimiz adına teşekkür ediyoruz.

“Susmayın, susmayalım; bugün konuşma zamanıdır”

Biz milyonlarız, milyonlarca insanı bu şekilde yok edemezsiniz. Bu şekilde saldırılar başka muhalefet partilerine de yöneldi. Bu sistematik olarak bütün muhalefete yönelik politikanın araçlarından biridir. Bu saldırılara muhatap olan bütün muhalefet güçlerine susmayın diyorum. Susmayalım. Bugün konuşma zamanıdır, susma zamanı değildir. Gezi Davasında hukukla, adaletle, ahlakla, insanlıkla hiçbir değerle bağdaşmayan kararın toplum vicdanında nasıl büyük bir tepkiyle karşılandığını hatırlatmak istiyorum. Doğrudan Saray’a bağlı yargı kuvveti tarafından bu ağır cezalar verildi. Bu Gezi’nin meşruluğunu ve haklılığını asla gölgelemeyecek. Tek adam rejimine olan itiraz daha da büyüyor. Düzmece deliller ve senaryolarla cezaevinde tutulan tüm arkadaşlarımıza ve Gezi tutuklularına binlerce selam olsun.

“Bütün bu saldırılar ekonominin durumu konuşulmasın diye”

Asıl gündeme, Türkiye’nin temel gündemine gelelim. Bütün bunlar konuşulmasın diye sınır ötesi operasyonlar, partimize saldırılar, kadın cinayetleri, göstermelik yasalar var. Gölgelemeye çalıştıkları temel gündem ekonomi tabii. Çünkü halk aç, halk yoksul. Esas mesele enflasyonun hızla ilerliyor oluşu, hızla yükseliyor. 3 haneli rakamlara doğru enflasyon koşuyor ve asla iktidarın enflasyonla mücadele etme gibi bir derdi yok. Tek derdi döviz kurunu sabit tutmak. Aslında enflasyonu düşüremeyeceğini kabul etmiş, çünkü üretimi artıramıyor. Üretim olmadığı için de enflasyon düşmez. TÜİK’e gönderilen zarftan yüzde 70 enflasyon çıktı. TÜİK’e emirle “şu kadar açıklayacaksın” diyorlar. TÜİK altına da üstüne de çıkamıyor. Onlar yüzde 70 dedi, ENAG yüzde 156 dedi. Halkın enflasyonu yüzde 200’ün üzerinde.

“Asgari ücret derhal yeniden düzenlenmelidir”

Öyle bir hale geldik ki üretim yok yapılamıyor, üretim yapacak çiftçiler bunun giderlerini hesaplayıp hiçbir kar elde edemeyeceğini görüp üretimden vazgeçiyor. Bir torba gübre 500 lira civarında, elektrik zamları almış başını gidiyor. Çiftçi sadece zararını düşünüyor, zararını kesme derdinde. Kar elde etmenin hayal olduğu bir üretim tablosunda yaşıyoruz. Geçen hafta çiftçileri ziyaret ettim, traktörler örümcek bağlamış. Neyle çalışacak, mazot koyamıyor. Traktör çalışamayınca tarlasını nasıl sürecek mazot yok. Diğer taraftan gübre yok. Bankalar öyle bir hal aldı ki çiftçi borçları karşılığında traktör ve tarlaları tek tek haczediyor. Yakında bankalar traktörleri ihale ile satacak. Hala AKP iktidarı meseleyi bu aymazlıkla, bu bilinçsizlikle çözeceğini iddia ediyor. Her ay bu ülkenin emeklileri, işçileri, memurları, asgari ücretlileri AKP iktidarının ceplerinde açtığı delikle soyulmaya devam ediyorlar. Bu yöntemle enflasyon çalma, soyma ve gasptır. Asgari ücret derhal yeniden düzenlenmelidir. Emekli maaşları, yaşlılık aylıkları düzenlenmelidir. Her gün daha da yoksullaştıran bu ucube ve garabet düzende yalan siyaseti temeli oluşturuyor.

“Neyden vazgeçtiler? Saray’ın gelirlerini mi kıstılar, uçaklarını mı sattılar?”

Şimdi övündükleri bir mesele var, TL’den 6 sıfır attık diyorlar. Bununla övünüyorlar. Hiç utanmaları da kalmadı. Utanma duygusu başka bir şey gerektirir.1 Ocak 2003’teki 100 liranın değeri bugün 10 tl, bu hesaplanmış. Bugünün 1000 TL’si ne anlama geliyor. Bir kira ödemeye yetmiyor. Bir depo benzin doldurmaya yetmiyor. 1000 TL ile vatandaş memleketine gidip dönemiyor çünkü para eridi. Bunun karşılığında Erdoğan ne diyor? Geçenlerde basına yansıdı. “Çalışanlarımıza destek olmak için kendi gelirimizden vazgeçtik. Bir şükürsüzlük ve tatminsizlik hali var.” dedi. Bunu dinlerken insan şunu düşünüyor. Neyden vazgeçtiler? Sarayın gelirlerini mi kıstılar, uçak paralarını mı kıstılar, uçaklarını mı sattılar? Ortada hiçbir şey yok. Bir de şükredin diyor. Bir de topluma gerçeği söylüyor, beterin beteri var daha da kötü olabilirsiniz diyor. Buna şükredin bizim politikalarımız sizi daha da yoksullaştıracak, açlıkla baş başa bırakacak diyor. Mesajı aldık. Vatandaşın da almasını istiyoruz, bunları açıklıyoruz.

“Marketlerdeki ürünlere alarm koyacağınıza Merkez Bankasının kasasına koyun”

Sabır telkin edilen bir dönemde ve bunun karşılık bulacağı bir dönemde değiliz. Neden biliyor musunuz, marketlere de güvenlikçi politika geldi artık. Artık marketlerde bazı ürünlere alarm takılmış. Hani bir mağazadan elbise aldığınızda alarm oluyordu ya çıkınca ötüyor. Güvenlikçi politika şimdi markette ve vatandaş “açlıktan çalabilir” duygusu topluma yansıtılıyor. Bebek bezlerine, mamalara, diğer ürünlere alarm koyacağınıza Merkez Bankası’nın ve Hazinenin kasasına alarm koyun. Oradan çalıp çarptığınızda alarm çalsın ki bütün toplum uyansın ve Örtülü Ödeneğin nasıl alarm verdiğini bütün dünya görsün. Türkiye sıralaması her konuda geriliyor. AKP beceriksizliği yüzünden bugün Suriye’nin, Libya’nın, Sudan’ın gerisinde bir Türkiye var. Bu gerçeği herkesin görmesi gerekiyor. Türkiye’nin savaş politikaları bugün enflasyonda açıkça karşımıza çıkıyor.

Bir hazine ve maliye bakanımız var dostlar başına. Nasrettin hoca fıkralarında fırlamış gibi sürekli tekerleme okuyor. Sanki tekerleme söylesin diye seçildi. Sanki bunun için atandı. Ocak’ta enflasyon soruluyor Mart diyor, Mart’ta soruluyor Mayıs diyor, Mayıs’ta soruluyor Temmuz diyor. Sürekli kendi kendini yalanlayan bir bakan var. Allah bizim sonumuzu hayretsin. Ekonomide önerilerimizin dikkate alınmasını öneriyoruz.

“İçeriye huzur vermeyen bir iktidar dışarıya nasıl huzur götürecek”

Şu anda sınır ötesi bir operasyon var. 17 Nisan’dan bu yana Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimine yönelik aralıksız operasyon devam ediyor. İçişleri Bakanı bir ara ne dedi, “Irak’a huzur götüreceğiz”. ABD de Irak’ı işgal ettiğinde huzur ve barış götüreceğini söylemişti de sonrasında arkasında büyük bir enkaz bırakmıştı. Irak ve Suriye’ye huzur gitmediğini tartışmayalım, çünkü huzursuzluk gittiğini, orada ölümün, kanın ve gözyaşının her geçen arttığını görüyoruz. Bunu başka bir şeye yormaya gerek yok. Türkiye huzursuzluk ihraç ediyor, savaş ihraç ediyor başka ülkelere. Şu anda Irak, İran, Suriye huzursuz. Ortadoğu huzursuz. İçeriye huzur vermeyen bir iktidar dışarıya nasıl huzur götürecek? Savaş politikası bittiğinde ancak huzur gelecek. Bu savaşa hayır dediğimizde, barış politikasını öne geçirdiğimizde o zaman huzura kavuşabiliriz.

“Erdoğan Salman’dan randevu alamayınca hacca gitti”

Şu anda Suriye’de, Ukrayna’da ağır savaş yetmiyormuş gibi Irak’ta da kaosun kapısı aralanmış bulunuyor. İranlı yetkililer Türkiye’nin üslerini vurduğunda bu kaosun ne kadar ağır olduğunu hepimize gösterdi. Türkiye’nin Irak’ta aynı zamanda derinleştirmeye çalışılan Şii-Sünni çatışmasına ortak edilmeye çalışıldığını görmek mümkün. Kürt sorununu derinleştirdiği gibi başka derin ve tarihsel sorunlar da ithal eden AKP’nin bu savaşını çok tehlikeli bulduğumuzu söyleyelim. Bu savaşı Ortadoğu ve dünyada meşrulaştırmak isteyen iktidar Cemal Kaşıkçı davasını failin eline tutuşturmaktan sakınca görmedi. Davada fail belli, bu dosya faile uzatılıyor. Sonra bütün bakanlarla arınmak için sözüm ona hacca gidiyorlar. Buraya özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Erdoğan Salman’dan randevu alamayınca hacca gitti ve bu nedenle görüşmek zorunda kaldılar. Bütün Arap basını Erdoğan’ın davet edilmediğini yazsa da iktidar bunu gizlemek için çaba gösterdi ama nafile herkes biliyor. Bu davaların nasıl olduğunu biliyoruz. Bizler hakkında, kadın cinayetleri davasında ve pek çok davada AKP eliyle yargı tamamıyla faillerin eline tutuşturulmuştur.

“Çözüm savaşta değil barışta ısrar etmektir”

Bu savaş halkların tercihi ve kararı değildir. Türk ve Kürt gençleri bu savaş politikaları yüzünden her gün toprağa düşmeye devam ediyor. Biz HDP olarak her zaman barış politikasını savunduk. Türkiye’de, dünyada ve Ortadoğu’da barışın tesisi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Bu arada elimde bir haber var. TSK’nin 2007’de dost ve müttefik ülkelere yaptığı yardım varmış. Dışarıda barışı desteklemek ve koruma amacıyla 2,8 milyar TL’lik harcama yapmış. Yani dışarıya barış yapmaları için para veriyorlar, kendi iç meselelerini ve dışarıyla meselelerini savaş siyasetiyle çözmeye çalışıyorlar. İşte bu ikiyüzlü bir siyasettir. Sadece Türkiye değil dünya siyaseti de ikiyüzlüleşti. Küresel barış siyaseti maalesef terk ediliyor. Bu savaşa karşı durmayanların, tezkerelere ellerini kaldıranların bu suça ortak olduğunu söylemekten çekinmeyelim. Savaşı durdurun, çözüm savaşta değil barışta ve çözümde ısrar etmektir. Siz kaybedeceksiniz barış siyaseti kazanacak.

İmralı’da hiçbir avukat görüşmesi yokken 6 ay daha avukat görüşünü yasaklamak savaş siyasetinin bir sonucudur. Artık kendi hukuklarına zerre kadar değer vermeyen bir iktidarın bu ülkeye vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Biz tecridin kaldırılmamasını, savaş siyaseti uğruna kaybedilen canları Türkiye yurttaşlarına şikayet ediyoruz. Bizim çocuklarımız bu savaş severler yüzünden yaşamlarından oluyorlar. Bu savaşa hep birlikte karşı çıkalım.

“Türkiye’de mültecilerin olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır”

Mülteciler meselesi önemli bir gündem olarak yerini tutuyor. Mültecilerin yasalardaki hakları bile maalesef uygulanamıyor. Bugün mültecilerin Türkiye’de bu kadar yüksek olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır, savaşa can suyu verenlerdir. İnsani kriz, çok çok büyümüştür. Sorunun sebebinin savaş olduğunu idrak etmek zor değil. Suriye savaşını kışkırtan iktidar da çoğu kez bunu destekleyen muhalefet de bu insani krizden sorumludur. Şöyle bir tablo var; 150 bin velisiz çocuk olduğu tahmin ediliyor. Çocuk hakları uygulanmıyor. Göçmen kadınlara taciz ve tecavüzler kriminal suç olarak bile kayıtlara geçmiyor. Göçmenlere yönelik baskılar, onların güvenli olarak yurtlarına dönmesi için değil onların gözden uzak köleler olarak kalması için yapılıyor. Geri gönderme ise susmaları ve görünmemeleri için savrulan bir tehdit. Suçlu olan, ölmemek için ülkelerini terk edenler değil onları buna zorlayan iktidarlardır ve savaşa kalkan ellerdir.

“İktidar göçmenleri kendi politikaları için araçsallaştırıyor”

AKP’nin bunu sürekli pazarlık konusu yaptığını biliyoruz. Ucuz iş gücü olarak çalıştırıldıklarını en son İçişleri Bakanı itiraf etti. İktidarın politikasına karşı muhalefet de maalesef şovenizmi ve ırkçılığı körükleyen bir dil kullanmaktan geri durmuyor. Bu çok tehlikeli bir dildir. İktidar göçmenleri kendi politikaları için araçsallaştırıyor. HDP olarak bu araçsallaştırma siyasetini doğru bulmuyoruz. Siyasi iklimin yaydığı ayrımcı ve ırkçı söylemler mültecilere şiddet olarak dönüyor. Bu şiddet dalgası bütün toplumu etkisi altına alabilecek bir potansiyele sahip.

“HDP olarak onurlu dönüşe zemin hazırlayacak barış mücadelemizi yükselteceğiz”

Türkiye halkları mültecilere yönelik ırkçılığa bugüne kadar çok da prim vermedi ve vermemelidir. HDP olarak görüşümüz şudur. Her yurttaşın öncelikle kendi toprağında ve güven içinde yaşamasını savunuyoruz. Ancak bütün dünya her yurttaş için güvenli bir yer olmalıdır, dünya hepimizin evidir. Hangi ülke olursa olsun, dileyen herkes dilediği yerde yaşayabilmelidir. Bu yaşam hukuka dayalı, adil ve demokratik politikalar doğrultusunda olmalıdır. Devletler hem bu politikaların hukuka uygun ve yürürlükte olmasını sağlamalıdır hem de mülteci yaşamların güvencesi olmakla sorumludur. Onurlu bir dönüşün temel koşulu barıştır. Bu onurlu dönüşe zemin hazırlayacak barış mücadelemizi yükselteceğiz. Bu konuda tüm toplumu dayanışmaya ve desteğe davet edeceğiz. Tezkerelere hayır demeyenler de duysunlar; biz bugüne kadar bütün savaş tezkerelerine hayır diyen bir parti olarak gönül rahatlığıyla söylüyoruz. Çözüm önerimiz şudur; uluslararası hukuka uygun bir göç kanunu kabul edilmelidir. Göçmenlerle, polis jandarma vb. kurumlar değil bu konuda kitle örgütleriyle birlikte çalışan sosyal hizmetler birimi ilgilenmelidir. Bir diğeri de Suriye’de savaşın sona erdirilmesi ve göçmenlerin gönüllülük temelinde yurtlarına dönüş koşullarının barışçıl temellerde oluşturulmasıdır. Güvencesiz, kölece koşullara göz yumulmamasıdır.

“Bu ülkenin cumhurbaşkanı ve bakanları kadına yönelik şiddeti körüklüyor”

Meclis’e kadına ve çocuğa yönelik şiddeti önleme iddiasıyla bir teklif getiriliyor. Hakikaten nasıl bir riyakarlıktır, göz boyama iradesidir anlamak mümkün değil! İstanbul Sözleşmesinden bir gece vakti çekilen iktidar, kadına en geniş korumayı sağlayan uluslararası sözleşmeden çekilerek karşı her türlü sözü kuran iktidar, şimdi de dostlar alışverişte görsün misali kadına yönelik şiddeti dert edinmiş gibi yaparak -mış gibi bir kanun teklifi ile karşımıza çıkıyor. Kanunu inceledik, buna ilişkin sözlerimizi Genel Kurul’da ifade edeceğiz. Mevcut yasaları uygulamayan yargı yeni getirdiğiniz yasayı niye uygulasın? Yargı getirdiğiniz yasa teklifine değil sizin sözlerinize bakıyor. Sizin ne hissettiğinize, nasıl yorum yaptığınıza bakıyor. Kravatlı indirimi herkes tartışıyor ya kravat çıkarılmış. Bir yargıç kravat taktı diye indirim yapıyorsa yarın öbür gün gözlerini kaçırdı diye indirim yapar. İlla kravat takmasına ya da takım elbise giymesine gerek yok. Eğer bu konuda bir çözüm istiyorsanız Meclis’teki kravatlı cinsiyetçilerden başlamanız gerekiyor. Bu ülkenin cumhurbaşkanı, bakanları kadına yönelik şiddeti körüklüyor. Konuşmalarıyla sözleriyle bunu destekliyor. Getirdiğiniz yasanın bir önemi yok. Önce Meclis’teki kravatlılardan başlayalım. Son olarak şunu söylüyorum. Erkek failler pişmanlık gösterince indirim yapılacakmış. Cinsiyetçi bir yargı, cinsiyetçi bir iktidar, tecavüzcünün, katilin failin teki çıkıp “ben pişmanım” diyecek önünü de ilikleyecek indirim alacak. Bu ödül ya! Pişmanım demek zor değil ki rahat söyler. Bu yasa kesinlikle kamuoyunu aldatmaya yönelik bir yasadır.”

SORU: Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz ziyareti sonrasında eleştirilere ilişkin açıklamaları çok tartışılıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Hiçbir siyasetçinin toplumun herhangi bir kesimine bu şekilde, bu içerikte sözler kullanmasını doğru bulmayız. Eleştiri haktır. Toplum siyasetçileri eleştirir. Bizler toplumun gözü önündeyiz. Haklı da olsak haksız da olsak eleştirileri dinleriz. Bu eleştirilere karşı hakarete varan sözler kullanılmasını tasvip etmemiz mümkün değildir.

Paylaşın

Demirtaş: Ortak Paydamız Demokratik Cumhuriyet

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, siyasetin gündeminde yer alan konulara dair değerlendirmelerde bulundu.

Demirtaş, T24 için ‘ortam bulanık ama aklınız bulanmasın’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa ederken kullandığı “At izi, it izine karıştı” ifadesinden alıntı yapan Demirtaş, “Daha doğrusu karışmış gibi görünsün istiyorlar. Kim istiyor? Elbette AKP-MHP iktidarı. Küçük de olsa bazı muhalif görünümlü çevreler de ortamın bulanıklaşmasına katkı veriyor. Olup biten hiçbir şeyde, yaşanan bunca krizde Erdoğan ve iktidarın rolü yokmuş gibi puslu bir ortam yaratılmak isteniyor. O nedenle, bazı noktaları asla unutmamak için tane tane vurgulamakta yarar var” dedi. Ardından şunları sıraladı:

“Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın”

Suriye’de iç savaşın büyümesine yol açan en önemli faktörlerden biri AKP hükümetinin politikalarıdır. Asıl hedefleri Suriye’de Kürtlerin hak elde etmelerini önlemekti. Bunun için radikal grupları eğitip silahlandırarak Suriye’ye saldılar. İç savaş büyüdü, hesap tutmadı. Beş milyon Suriyeli Türkiye’ye sığındı. Bunun sorumlusu Suriyeliler değil, Erdoğan ve AKP’dir. Bu nedenle, yabancı düşmanlığı ve sığınmacı karşıtlığı yapmanın anlamı yok. İktidarı değiştirirseniz sığınmacı krizi en insani koşullarda çözülür. Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“İktidarı değiştirin. Başka yolu yok”

Yoksulluğun, işsizliğin, sefaletin, ekonomik krizin temel nedeni pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı değildir. Temel neden tek adam sistemidir, Erdoğan’dır. Türkiye yoksul bir ülke değildir. Ekonomi kısa sürede toparlanır, merak etmeyin. Seçime hazırlanın, meydanları şimdiden doldurun, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın”

Kürt sorununun barış içinde, birlik ve beraberlik güçlendirilerek çözülmesi mümkündür, kolaydır. Silahı ve şiddeti nihai olarak bitirecek adımları atmak, barışı sağlamak tahminlerden çok daha kolaydır. Çözüm, barış ve huzur halen sağlanmamışsa bunun sorumlusu Erdoğan’dır, AKP-MHP’dir. Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın. Susmayın, savaş politikalarının kuyruğuna takılmayın. Seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Asla korkmayın, geri adım atmayın”

HDP kapatılabilir, binlerce kişiye siyaset yasağı getirilebilir, binlerce kişi tutuklanabilir. Gezi davası kararından sonra çok daha kapsamlı Gezi operasyonları yapılabilir, yeni davalar açılabilir. Basına ve sosyal medyaya yeni kısıtlamalar getirilebilir. Aklınıza gelmeyecek her türlü baskı ve korku yayma uygulamalarıyla karşılaşabilirsiniz. Hepsinin tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Asla korkmayın, geri adım atmayın, canla başla direnin, seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek”

Ekonomik göstergelerde, enflasyon oranında manipülasyon artırılabilir. Seçimlere giderken sağdan soldan toplanacak borç paralar piyasaya sürülüp geçici bir bahar havası yaratılabilir. İşçi, memur, emekli maaşlarına ve asgari ücrete yüzde 50’den fazla zam yapılabilir. Erdoğan seçimleri kazanırsa zamlarla, vergilerle tüm o zamları üç ayda geri alır. Tıpkı şu günlerde olduğu gibi. Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek. Hepsi koltuk içindir, tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Yalanlara asla kanmayın, gece gündüz seçime hazırlanın. Kendinize güvenin, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun”

Büyük değişime hazır olun. Kimseyi dışlamayın. Herkesin el ele, yan yana durması için uğraşın. Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bütün bunları en çok tahrip eden, toplumu paramparça edip kutuplaştıran Erdoğan ile AKP-MHP iktidarıdır. Bunların tek derdi koltuktur, makamdır, mevkidir, şatafatlı lüks hayattır. Birlik olun, demokrasi ilkeleri etrafında buluşun. Aday kim olacak tartışmasını bırakın. O bir kişiyi değil, ülkeyi düze çıkaracak o güçlü program ile o dev kadroyu oluşturun ve şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun, “hemen seçim, derhal seçim” diye haykırın. Coşkuyla, moralle, cesaretle harıl harıl seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin.

Ortam bulanık ama aklınız bulanık olmasın. Başka yolu yok.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Ne Pahasına Olursa Olsun Direneceğiz

Partisinin Bursa İl Örgütü Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, polisin milletvekili Ayşe Acar Başaran’a yönelik tehdit içeren sözlerine tepki göstererek, “Ne pahasına olursa olsun direneceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve oraya geldiğini çok iyi biliyoruz ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekili, yönetici her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmek boyun eğemez ve size biat etmez. Bu söz 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. O zamandan bu zamana çok şey değişti. O zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölümüne direnen bir halk var karşınızda” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında ‘Anneler Günü’nü de kutlayan Buldan,  “Selam olsun Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine, Emine Şenyaşar annemize, Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşı dökmemesi, evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Hepimizin yolu açık olsun, an serkeftin an serkeftin” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Bursa İl Örgütü 4’üncü İl Kongresine katıldı. Buldan, şunları söyledi:

“STK ve siyasi partilerin değerli temsilcileri, kadın arkadaşlarım, genç arkadaşlarım; hepiniz Bursa İl Örgütümüzün 4. Olağan Kongresine hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel tablonun ortaya çıkmasında büyük emekler veren il örgütümüze bir kez daha teşekkür ediyorum. Bursa’dan bütün cezaevlerindeki arkadaşlarıma; haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Selçuk Mızraklı ve Leyla Güven’e ve ismini sayamadığım bütün arkadaşlarıma sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. En kısa zamanda aramızda olmalarını temenni ediyorum.

“HDP, iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücüdür”

Kongrelerimiz vesilesiyle Türkiye’nin her yerinde, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her yerde haklarımızla bu güzel coşkulu kongrelerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Tıpkı bugün Bursa’da olduğu gibi, her yerde coşkuyla, kararlılıkla ve büyük bir moralle kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Tüm baskı ve engellemelere rağmen Halkların Demokratik Partisi iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücü olmaya devam ediyor. Bütün engelleme ve baskılara rağmen her yerde halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz geleceğin Türkiyesi’nde, yarınlarında HDP’nin söz ve karar sahibi olacağını şimdiden görüyoruz. Çünkü HDP bu ülkede Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençlerin; tüm inanç ve kimliklerin ortak sesidir, sözüdür, evidir. HDP aynı zamanda barışın köprüsüdür, aynı zamanda kardeşliğin kilididir. Bizim mücadelemiz eşit yaşamı ve sosyal adaleti ve aynı zamanda gerçek bir adaleti sağlayana kadar mücadeledir, direniştir.

“Kadınlar ve gençler söz ve karar sahibi olana kadar mücadele edeceğiz”

Biz bu ülkede kadınların ve gençlerin söz ve karar sahibi olması için mücadele yürüten bir partiyiz. Bu mücadelemizi de sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Hiç kimsenin sefalet çekmediği, ülke kaynaklarının eşitçe dağıtıldığı ve geleceğimize bizim kendimizin yani halklarımızın karar vereceği bir Türkiye’yi yaratmak elbette ki bizlerin elindedir. Biz bunu gerçekleştirirken elini tutamadığımız, yüreğine dokunmadığımız ve kapısını çalmadığımız hiç kimse bırakmayacağız. Bu ülke sefa çekenlerin değil cefa çekenlerin ülkesi. Bu ülke değişip dönüşen ve geleceğin yeniden yaratıldığı bir ülke haline gelene kadar da bu mücadelemiz devam edecek.

“HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur”

Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, talan eden bir zihniyete sahip bir iktidar var karşımızda. Sadece bu ülkenin kaynaklarını talan etmediler, bu ülkenin geleceğini de yok ettiler. Bu ülkenin halklarının geleceğini yarınsız, ümitsiz bıraktılar. Biz bu ülkede söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Biz bu ülkede halkların geleceğini belirlemek istiyoruz, kadınlar ve gençler de konuşsun istiyoruz, Saray’ın keyfi kararları değil halkın kararları bu ülkede hayata geçsin istiyoruz. İşte bizim mücadelemiz, HDP’nin mücadelesi böyle bir mücadeledir. Güç, iktidarda değil bizzat halkın kendisinde olsun istiyoruz. Buna göre de çözüm programımızı, mücadele ve direniş hattımızı ve ittifak politikamızı ayarlıyoruz. Oldukça önemli bir mücadelenin altına imzamızı koyduk, bu noktaya ilerliyoruz. HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur. İktidarın, özellikle AKP-MHP’nin duyduğu korkunun asıl nedeni budur. HDP’nin korkusuz olmasıdır, cesaretli olmasıdır, umut dağıtıyor olmasıdır. AKP-MHP iktidarının asıl korkusunun bu olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar”

Demokratik siyasetten, HDP’den, kadınların sesinden, gelecekten korkuyorlar çünkü geleceklerini kaybedeceklerini biliyorlar. Toplumsal değerleri bir bir tüketen bir iktidar var. Hiçbir siyasi ahlak ve etik kuralı, hukuku tanımayan bir iktidar var. Topluma diz çöktürme politikalarını uygulamaya çalışan bir iktidar var karşımızda. HDP’yi ve mücadelesini en büyük engel olarak gören bir iktidar var karşımızda. Karşımızdakiler bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar. Ama korkmaya devam etsinler, biz onların korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz. Bizden korktukları için karşımıza siyasetle çıkmıyorlar; karşımıza siyasi davalarla, kumpas davalarıyla çıkıyorlar. Gezi Davası onlar için korkulu bir rüyaydı ve son duruşmada verdikleri kararları gördük. Önlerinde 3 ayrı dava daha var. Biri devam eden Kobanî Kumpas Davası, biri HDP’yi kapatma davası, bir diğeri de tüm siyasi davalar.

“AKP ve MHP insani olan her şeyle çatışma halinde, çünkü siyasetleri bitti”

Arkadaşlarımızın yargılandıkları ama aslında AKP’yi yargılayan bir duruş sergileyen milletvekillerimizin, belediye eşbaşkanlarımızın, siyasetçilerimizin olduğu duruşmalar var. Bizim karşımıza siyaseten çıkmadıklarını biliyoruz, karşımıza kumpas davaları ile çıkıyorlar. Bunların haklara karşı, Türkiye haklarına karşı açtıkları davaların farkındayız. Bu davalara sıkı sıkıya sarıldıklarını da çok iyi biliyoruz. Bunları tek tek anlatmaya kalksak Bursa’dan Ankara’ya duble yol olur. Türkiye halkları ve demokrasi güçleri bu davaların, kumpasların farkında. Bize karşı, HDP’ye karşı örülmek istenen oyunların farkında. Bunlar tüm Türkiye toplumuyla, Kürtlerle, Alevilerle, farklı kimliklerle, kadın ve gençlerle davalı ve çatışmalı bir haldeler. Hukukla bile bunlar davalı bir haldeler. Bu ülkenin toprakları, ormanları, ağaçları ve dereleriyle bile davalı bir duruma düşen AKP ve MHP iktidarı var karşımızda. İnsani olan her şeyle çatışma halindeler çünkü siyasetleri ve gelecekleri bittiği için bu davalarla bizleri oyalamaya çalışıyorlar.

“‘Seni duvara çivilerim’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür”

Yatıyorlar, kalkıyorlar bizimle uğraşıyorlar. Bu davalar yetmediği için de provokatörleri parti binalarımızın önüne göndermekten geri durmuyorlar. Son örneğini 3 gün önce Genel Merkezimiz önünde gördük. Bir provokasyonun planlı bir şekilde yapıldığına tanık olduk. Bir polisin seçilmiş bir halk iradesine, milyonların temsilcisine ‘‘Seni duvarı çivilerim’’ demesi, yenilip yutulacak bir laf değildir. Kadın Meclisi Sözcümüze, halkın iradesine bu sözün tek başına söylenmediğini çok iyi biliyoruz. Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve kimin talimatıyla oraya geldiğini de çok iyi biliyoruz. Ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekilleri, yöneticileri, HDP’ye oy veren her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmez, size biat etmez. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ sözü 90’larda asit kuyularında insanların yakılmasının emrini verenlerin zihniyeti ile aynıdır, faili meçhullerin emirlerini veren zihniyet ile aynıdır. Ancak o zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölüme direnen bir halk var karşınızda.

“Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez”

Türkiye toplumuna gözdağı vermeyi düşündüklerini biliyoruz ama yanılıyorlar; Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez. Ne pahasına olursa olsun ölümüne direneceğiz, mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.

Cezaevleri tecrit ortamına dönüştü. Hasta tutuklular ölümle pençeleşirken, cezaevlerinde insan hakları ihlalleri her gün yaşanırken bu ülkenin geleceğe vaat edeceği hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Tecrit içinde tecridin yaşandığı, insanların cezaevlerinde hak ihlalleri ile karşılaştığı, tabutların çıktığı bir süreci yaşıyoruz. Bugün İmralı Cezaevinde görüş olmadığı halde dün avukatlara tekrardan 6 aylık Sayın Öcalan ile görüşme yasağı getirildi. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Zaten bir görüşme yok. Ne aile ne de avukat görüşü var ama bir kez daha görüş yasağı verildiğini öğrendik. Kendi yasalarını bile uygulamayan bir ülke haline geldi Türkiye. Cezaevlerindeki hak ihlallerinden bu ülkenin yönetenleri birebir sorumludur. Bu ülke AKP ve MHP’ye mecbur ve mahkum değildir. İlk seçimlerde tüm demokrasi güçleriyle oluşturacağımız ittifaklar ve güç birlikleriyle bu iktidarı tarihin çöp sepetine gönderene kadar mücadeleye devam edeceğiz.

“Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler”

Onlar, meydanları bütün engellemelere rağmen boş bırakmayan halk gerçekliğinin farkındalar; HDP’yi korkutamadıklarının farkındalar; Türkiye halklarını susturamadıklarının farkındalar; gençleri, emekçileri, kadınları durduramadıklarının farkındalar. Bunu 8 Mart’ta, Newroz’da, 1 Mayıs’ta milyonların alanları doldurmasından gördüler. Biz meydanları doldurmaya devam edeceğiz. Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bursa’dan bir kez daha söz veriyoruz: Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler, barış ve demokrasiyi engelleyemeyeceklerini bilecekler.

“İktidar ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktu”

Her fırsatta çatışma ve savaş politikalarına sarılan bu iktidarın ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktuğunu biliyoruz. Yarattıkları bu olumsuz tabloların ve her gün enflasyonun yükselmesinin görmezden gelinmesini sağlamak için yeni alanlar oluşturmaya çalıştılar. Savaş ve çatışma politikalarını ömürlerini uzatmak için devreye koyduklarını biliyoruz. En önemlisi de Kürtler hiçbir yerde kazanmasın, söz ve karar sahibi olmasın diye savaşa sarılan bir AKP gerçekliği var. Biz HDP olarak savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın olması için, tüm halkların barış içinde yaşayacağı bir geleceğe sahip olması için bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede yoksulluk ve enflasyon var, insanlar açlıktan ve sefaletten iş yerlerini açamaz duruma geldi. Bu manzaranın tek nedeni AKP-MHP iktidarıdır. Yarınlarımızı çalmak isteyenlere karşı birlik ve beraberliğimizi korumak durumundayız. Nerede bir ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan varsa HDP oradadır, orada olmaya devam edecektir.

“AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi”

Bugün aynı zamanda Mayıs ayının ilk pazarı, yani Anneler Günü. Ben de acılı bir anne olarak bu ülkede evlatlarını kaybeden, evlatlarına kavuşmak isteyen, yüreği evladına kavuşmak için tutuşan bütün annelerimizin hiçbir ayrım yapmadan Anneler Gününü yürekten kutluyorum. Selam olsun Cumartesi Annelerine, selam olsun Barış Annelerine, selam olsun Emine Şenyaşar annemize, selam olsun Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede  yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize! Bu ülkede çok acı çeken, göz yaşı döken annelerimiz var. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşının dökülmemesi, tek bir evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Bu da ilk seçimde gerçekleşecek, ilk seçimler için bizim hedefimiz olacaktır.

Bir kez daha, özellikle 2 yıldır bu kentte yöneticilik yapan, başta il eşbaşkanlarımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza binlerce kez teşekkür ediyorum. Hepsinin emeğine, yüreğine sağlık. Bugünkü kongrede yeni seçilecek olan bütün arkadaşlarıma, il eşbaşkanlarıma bu zorlu ama onurlu süreçte üstün başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun. An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

HDP Genel Merkezi Önünde Çelenk Gerginliği: Gözaltılar Var

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’nde çelenk gerginliği meydana geldi. Çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını iddia eden aileleri temsilen Diyarbakır’dan Ankara’ya gelen üç aile, HDP Genel Merkezi’nin önüne, üzerinde “Evlatlarımızı HDP’den istiyoruz” ifadelerinin yer aldığı siyah bir çelenk bırakmak istedi.

Partinin önüne konulmak istenen çelenge engel olmak isteyen ve aralarında HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın da olduğu HDP’liler ile aileler arasında gerginlik çıktı. Gerginliğe polis de müdahale etti. Yaşanan gerginlikten sonra HDP’liler Genel Merkez binasına döndü.

HDP’nin Twitter hesabından konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi: Polisin yönlendirmesiyle ve koruması altında partimizin önünde büyük bir provokasyona kalkışanlara asla müsaade etmeyeceğiz. HDP’nin mücadelesi dün olduğu gibi bugün de hiç bir provokasyon ve engel tanımadan sürüyor, sürecektir.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, genel merkez binası önünde yaşananlarla ilgili bir video paylaştı. Beştaş, HDP Milletvekili Başaran’ın olay anında tehdit edildiğini belirterek şunları kaydetti: Milletvekilimize ‘kes sesini, çivilerim seni valla…’ diyen zat kimdir? Bu zatı görevlendiren ve genel merkezimizin önüne gönderen kimdir?

HDP: Hiçbiri ‘hak arıyoruz’ demesin

HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP yöneticileri ve milletvekillerinin katıldığı basın açıklamasında yaşananları değerlendirdi.

Partinin genel merkezinde konuşan Günay, “Bugün tekrar partimize yönelik bir provokasyonla karşı karşıyayız. Hepiniz bu süreci sabah takip ettiniz, aslında uzun süredir partimize yönelik provokasyon girişimleri oluyor. Bunu daha önce Diyarbakır’da Van’da denediler, hiç bir yerde başarıya ulaşamadılar. Artık provokasyonunu bir üst aşamaya çıkararak genel merkezimiz önüne gelerek suç işleri bakanlığının emrindeki, kontrolündeki polisler bir provokasyon girişiminde bulundular. Daha önce böyle bir provokasyonla Deniz Poyraz yoldaşımızın katledildiği süreci ördüler” ifadelerini kullandı.

Bu sabah partinin önüne gelenlere tepki gösteren Günay, “Hiçbiri ‘hak arıyoruz’, ‘aileyiz’ demesin. Hepsi tamamıyla suç işleri bakanlığının, AKP iktidarının, partimizin siyasi faaliyetlerini engellemeye yönelik provokasyon girişimleridir” dedi.

HDP İzmir İl Binası’nda katledilen Deniz Poyraz’ı hatırlatan Günay, “Deniz Poyraz katledildiği gün onu korumayan, parti binamızı korumayan polis, bugün 3 provokatörü koruyarak partimize yönelik saldırıda bulundu. Çalışanlarımızı darp etmiş, arkadaşlarımızı yaralamışlardır” diye konuştu.

Günay, sözlerine şöyle devam etti: Katil tipli polisler, suç işleri bakanlığının emrindeki polisler, Ankara’nın göbeğinde parti genel merkezimizin önünde kadın meclisi sözcümüz ve Batman Milletvekilimizi [Ayşe Acar Başaran] utanmadan sıkılmadan mafya liderlerinden aldıkları güçle tehdit etmiştir. Bu aslında iktidarın kadına olan tahammülsüzlüğü, partimize yönelik olan tahammülsüzlüğüdür. Buradan soruyoruz, kendisini polis olarak tanıtan bu katil zanlısı kimdir? Bir an önce görevden alınmalı ve derhal tutuklanmalıdır.

Buradan ‘seni çivileyeceğiz’ diyerek bir milletvekilini tehdit etme hakkını ve haddini nereden buluyor? Biz bunu nereden bulduğunu biliyoruz. Çünkü balık baştan kokar. Bu suç işleri bakanı, mafyalarla, katillerle, suçlularla fotoğraf verirken emrinin altındakiler her türlü suç işleme hakkını ve haddini veriyor.

Meclis Başkanı Mustafa Sentop’a seslenen Günay, “Buradan Şentop’a çağrımızdır, Ankara’nın göbeğinde milletvekilini ölümle tehdit eden polisten hesap sorun. Ankara’nın göbeğinde, milletvekilini tehdit eden ve kendisine polis diyen katili bir an önce tutuklayın. Bu aslında TBMM’nin bağımsızlığını ve gücünü gösterecektir” ifadelerini kullandı.

6 gözaltı

HDP önünde yapılan basın açıklamasının ardından parti önünde ikinci kez gerginlik yaşandı. Polis, “HDP halktır, halk burada” sloganı atan partilere müdahale etti. Çıkan arbedede 6 HDP’li gözaltına alınırken polis, HDP binasının bulunduğu Büklüm Caddesi boyunca yolu kapattı. Gözaltına alınanlar arasında HDP MYK üyesi Veli Saçılık’ın da olduğu öğrenildi.

Paylaşın

Demirtaş’ın Avukatından ‘Adaylık’ Açıklaması: Hukuken…

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını hukukçular değerlendirdi. Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman müvekkilinin siyasi yasaklı olduğunu belirterek, “Hukuken böyle bir şansı yok” dedi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer ve avukat Turgut Kazan da Demirtaş’ın mahkumiyet kararı nedeniyle cumhurbaşkanı adayı olamayacağını söyledi.

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde “üç adaylı senaryolar” üzerinde değerlendirmeler yapılırken, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’nın göstereceği adayların yanında bir de HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın isminin sayılması siyasi kulislerde dikkatleri hukuki sürece çevirdi.

Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer, avukatlar Turgut Kazan ve Mahsuni Karaman, serbestiyet.com’dan Hilal Köylü‘nün sorularını yanıtladı.

Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu olan Demirtaş’ın “siyasi yasaklı” halinin sürdüğünü söyledi. Karaman, bu yasaklı halin dayanağının da, hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan açılan dava sonucunda Demirtaş’a 2018’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezası olduğunu hatırlattı.

Mahsuni Karaman, Demirtaş’ın hakkındaki hapis cezası kararının Nisan 2021’de Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleştiğini söyledi. Karaman, Demirtaş’la ilgili tutukluluk ve mahkûmiyet kararlarını “hak ihlali” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptalini istediklerini ancak mahkemenin henüz bu başvuruyu incelemeye almadığını söyleyerek şunları belirtti:

“Aslında infazın bittiğini görüyoruz. İnfaz edildi ama infaz edilmesi yetmiyor. Siyasi yasaklı olması sürüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için önümüzde bir yıl gibi bir süre var. Anayasa Mahkemesi, bizim itiraz başvurumuzu incelemeye alır, hak ihlali kararı verirse durum değişebilir. Mahkemenin ne yapacağını göreceğiz. Ama Demirtaş’ın şimdilik hukuken cumhurbaşkanı adayı olma şansı yok.”

‘Hukuken engel’

Avukat Turgut Kazan, Demirtaş’ın da zaman zaman hapishaneden kamuoyuna hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyet kararını hatırlattığını belirterek “Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına hukuken engeldir. Avukatlarının söylediği en doğrusudur ki, Mahsuni Karaman da hukuki durumu açıkça dile getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kazan, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde adaylar hakkında “hukuki temelden yoksun” değerlendirmeler yapılmamasının kamuoyunun yanıltılmaması açısından önemli olduğunu söyledi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer de, “Bir kişi hapis cezasıyla mahkûm olduğu zaman cumhurbaşkanlığı gibi bir göreve atanamaz, seçilemez. Kamuda bir görev yapamaz” dedi.

Paylaşın

İçişleri Bakanlığı’nın Sorularına En Az Yanıt Verdiği Parti HDP

İçişleri Bakanlığı, TBMM’nin 27. yasama dönemi içinde kendisine yöneltilen 5 bin 714 soru önergesinden 2 bin 813’üne hiç yanıt vermedi. İçişleri’nin sorularına en az yanıt verdiği partiyse HDP oldu.

HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, parti gruplarına göre İçişleri Bakanlığı’nın soru önergelerine yanıt verme oranlarını TBMM gündemine taşıdı. Bakanlık, CHP’nin verdiği 2 bin 716 soru önergesinin 716’sını yanıtlamadı. HDP’nin 2 bin 61 önergesinin sadece 195’ine yanıt verdi. AKP sadece iki soru sordu, birisi yanıtsız kaldı.

Buna göre; 2018’den günümüzü kapsayan 27. yasama dönemde İçişleri Bakanlığı’na yöneltilen soru önergesi sayısı ve parti gruplarına göre yanıtlanma oranları şöyle:

AKP Grubu toplamda iki soru önergesi verdi; biri yanıtlandı, biri yanıtlanmadı. CHP, 2018 yılında 318 soru önergesi verdi, bunların 28’i yanıtlanmadı. 2019’da 689 soru önergesi verdi, bunların 72’sine yanıt gelmedi. 2020’de 628 soru önergesi verdi, bunların 34’ü yanıtlanmadı. 2021’de bin 418 soru önergesi verdi, bunların 443’ü yanıtlanmadı. 2022 başından itibaren de 215 soru önergesi verdi, bunların 139’una yanıt gelmedi.

HDP’nin soru önergeleri yanıtsız kaldı

HDP, İçişleri Bakanlığı’ndan en az yanıt alabilen parti grubu oldu. HDP, 2018’de 318 soru önergesi verdi, bunların 124’üne yanıt alamadı. 2019’da 357 soru önergesi verdi, bunların 356’sı yanıtlanmadı. 2020’de 678 soru önergesi verdi, bunların hiçbirine yanıt alamadı. 2021’de 566 soru önergesi verdi, yine hiçbiri yanıtlanmadı. 2022 başından itibaren de 142 soru önergesi verdi, henüz hiçbirine yanıt gelmedi.

MHP ise oran olarak İçişleri Bakanlığı’ndan en çok yanıt alan parti grubu oldu. MHP, 2018’de 11 soru önergesi verdi, 2’sine yanıt gelmedi. 2019’da 16 soru önergesi verdi, 3’ü yanıtlanmadı. 2020’de 27 soru önergesi verdi, 3’ü yanıtlanmadı. 2021’de 24 soru önergesi verdi, ikisi yanıtlanmadı. 2022 başından itibaren de 6 soru önergesi verdi, 4’üne henüz yanıt gelmedi.

İYİ Parti ise 2018’de 68 soru önergesi verdi, 9’una yanıt gelmedi. 2019’da 79 soru önergesi verdi, 13’üne yanıt alamadı. 2020’de 87 soru önergesi verdi, 8’i yanıtsız kaldı. 2021’de 90 soru önergesi verdi, 22’si yanıtlanmadı. Son olarak 2022 başından itibaren 20 soru önergesi verdi 12’sine henüz yanıt gelmedi.

TBMM İç Tüzüğü’nün 99. maddesine göre, soru önergelerinin ilgili makam tarafından 15 gün içinde yanıtlanması gerekiyor. Bu süre zarfında yanıtlanmayan soru önergeleri hakkında Meclis Başkanı’nın ilgili bakanları uyarma yetkisi bulunuyor. Yanıt gelmezse söz konusu soru önergeleri, gelen kağıtlar listesinde “yanıtlanmadı” ibaresiyle yayınlanıyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Muhalefet Partilerinin Bayram Gündemi: Ekonomik Kriz

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Lideri Akşener, HDP Eş Genel Başkanları Sancar ve Buldan’ın da aralarında olduğu muhalefet parti liderlerinin sosyal medya hesaplarından yayınladıkları bayram mesajlarında ekonomik kriz ve “toplumsal kutuplaşma” gündemleri öne çıktı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bayram mesajında “Ailemizin iki yeni üyesiyle iyi bayramlar dileriz,” diyerek ailesiyle olan fotoğrafını paylaştı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın ortak açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Bugün pek çok aile bayramı kutlayacak koşullardan mahrum. Hep birlikte hakkımız olanı alacağımıza, bu düzeni değiştireceğimize, eşit ve özgür yarınlarda gerçek bayramları kutlayacağımıza inanıyoruz. Bu duygularla bütün halklarımızın Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ın bayram mesajında ise ekonomik kriz vurgusu dikkat çekti.

Babacan, video mesajında “Gönül isterdi ki bu bayrama bolluk içerisinde girebilelim. Gönül isterdi ki bu bayrama emeklilerimiz, işçilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız daha mutlu girebilirsin,” ifadelerine yer verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bayram mesajı şöyle: Memleketimizde kutuplaşmanın ve ayrışmanın son bulduğu, birliğimizin ve beraberliğimizin güçlendiği bayramlara kavuşmak dileğiyle.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, kendi hesabından bayram mesajı paylaşmadı; ancak dolaşıma giren bir videoda “Gençlerin umutla dolduğu gerçek bayramlara ulaşmak dileğiyle,” dedi.

HDP’nin 5 yılı aşkın süredir Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bayram mesajını Türkçe ve Kürtçe olarak paylaştı.

Demirtaş, “Her günümüzün bayram tadında olacağı huzur ve barış dolu günler de gelecek elbet. Hepinize iyi bayramlar. Bi hêviya ku her rojeke me wek rojên cejnê bi aram û bi aştî be, cejna we hemûyan pîroz dikim. Rojê sey roşanan aramî aştî reyde paweyê ma yê. Roşanê şima bimbarek bo” dedi.

Paylaşın

14 Vekile Ait Dokunulmazlık Fezlekeleri Meclis’te: 1 CHP 13 HDP

Aralarında TBMM Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş ve CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın da bulunduğu 14 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyaları Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunuldu.

Haber Merkezi /Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis Başkanlığına gönderilen fezlekeler, Anayasa Adalet Karma Komisyonuna sevk edildi. Vekiller ve fezlekeler şöyle:

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk, HDP Van Milletvekili Sezai Temelli, HDP Van Milletvekili Tayip Temel, HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun, HDP Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki, HDP Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü, HDP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz, HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca.

Gelen fezlekeler arasında Semra Güzel’in 2, Berdan Öztürk’ün 3, Tayip Temel’in 2, Remziye Tosun’un 2 dosyası bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın