Demirtaş’tan Erdoğan’ın ‘Kürtlükle Alakası Yok’ Sözlerine Çarpıcı Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” sözlerine yanıt veren Selahattin Demirtaş, “Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendi karar veriyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

Sosyal medya üzerinden Erdoğan’ın Diyarbakır’daki açılışta kullandığı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” ifadelerini alıntılayan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendisi karar veriyor! Sen onu bunu boş ver de Diyarbakır’a bir daha gidersen “Kim hırsız” diye bir sor. Yalnız, mitinge gidecek kardeşlerim yanlarına kıymetli eşya almasınlar. Ne olur ne olmaz.”

Erdoğan ne demiti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da halka hitap ettiği konuşmada özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Nerede bu Batı’nın insan hakları savunucuları? Nerede bunlar? Bir kere gelip de Diyarbakır Anneleri’ni gelip ziyaret ettiler mi? Gördüler mi? Onlar sadece sahne artisti. Diyarbakır’daki kardeşlerim bunlara yüz vermediler. Peyderpey evlatları da dönüp geldi. Milletimizle aramızda nifak sokmak için her yolu deneyenlerin kirli yüzlerini tek tek ortaya çıkardık.

“Yine bir eş başkanları var…”

Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak.

Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.

Diyarbakır Cezaevi Kültür Bakanlığına devredildi

Son ziyaretimde Diyarbakır Cezaevi’ni boşaltma ve kültür merkezi yapma sözünü vermiştim. Sözümüzü tuttuk. Bugün itibariyle Diyarbakır Cezaevi, Adalet Bakanlığımızdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Geçmişte nice acılara, zulümlere konu olan

Diyarbakır Cezaevi binası artık hem hafıza, hem de farklı alanlarda faaliyet yürütme imkanı sağlayan bir eser olarak hizmet verecektir. Şimdiden Diyarbakırımıza hayırlı olmasını diliyorum. Diyarbakır Cezaevi müze oluyor. Kütüphanesiyle, sanat, gösteri alanlarıyla artık bu cezaevi ortadan kalkıyor.

Elbette ki Diyarbakır’ın bu güzel tablosundan rahatsız olanlar da var. Adeta kahroluyorlar. Rahatsızlıklarının bir sebebi de bunların gerçek yüzlerini sizlerle paylaşıyor olmam.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı hedef aldı

İşte şimdi son tartışmaları görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimi bir avuç sapkının oyuncağı haline getirmek isteyenlerin, sizin iradenizi nasıl istismar ettiğini görüyorsunuz. HDP denen parti görünümlü emperyalist operasyon aygıtı, sadece 50 bin vatandaşımızın canına mal olan terör örgütünün payandası değildir.

Bu fitne yuvası, tüm sapkınların aktörü durumundadır. Biliyorsunuz CHP, kurduğu altılı masaya çantada keklik olarak gördüğü bunları almaya tenezzül dahi etmemiş, masanın altında onları tutma yoluna gitmiştir. Bunlar da masa altında kalmış olmanın mahcubiyetiyle gidip, İstanbul’da adı sanı duyulmayan bir grup marjinal partiyle güya ittifak kurmuşlar.

İttifak kurdukları parti tabelalı örgütlerin söylemlerinin ne sizlerle ne de bu ülkenin vatanına, milletine, değerlerine bağlı herhangi bir vatandaşıyla en ufak bir ilgisi yoktur.”

 

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan ‘Altılı Masa’ Açıklaması: Dört Partiyle Bazen Görüşüyoruz

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’yla görüşülüp görüşülmediği sorusuna Altılı Masa’da yer alan dört partiyle heyetlerinin bazen buluştuğunu söyledi ve ekledi:

“Ama bu temaslar bizim geleceğe dönük politikalar için öngördüğümüz yöntemi karşılamıyor. Bu olağan bir temas yöntemidir”

Artı TV’de Kemal Avcı ve İsmet Demirdöven’in Ankara Gündemi programına katılan Sancar, HDP’nin altılı masa ile diyalog halinde olup olmadığına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

Bu masada yer alan dört partiyle heyetlerimiz bazen buluşuyor. Zaten heyetlerimiz var, siyasi partiler ve STK’lerden sorumlu eş genel başkan yardımcıları ve eş sözcülerimiz var. Arada görüştükleri de oluyor ama bu temaslar bizim geleceğe dönük politikalar için öngördüğümüz yöntemi karşılamıyor. Bu olağan bir temas yöntemidir.

“En önemli seçenek kendi adayımızla cumhurbaşkanlığı seçimine katılmaktır”

Sancar’ın konuşmasından diğer satır başları şöyle:

“Bizim belirlediğimiz bir stratejimiz var; 27 Eylül 2021’de bir deklarasyonla bunu açıkladık. Cumhurbaşkanlığı seçimi için bir yöntem de önerdik. Ortak aday için neler bekliyoruz, istiyoruz diye. Neler istiyoruz söyledik; açık müzakere, doğrudan diyalog ve belli başlıklarda mutabakat arayışı. Bu başlıkları da deklarasyonda sıraladık.

Bu konuda bir anlaşma, mutabakat oluşursa ortak aday da olur ama bu deklarasyonu açıkladıktan sonra sanki biz 6’lı masaya çağrı yapmışız da oturmuş bekliyormuşuz gibi bir algı yaratıldı. Öyle değil; bizim seçimle ilgili, seçimlerle ilgili senaryoları tek tek ayrı ayrı defalarca çalıştığımızı da belirttik. Yani şunu söylüyoruz; 6’lı masa bu yönteme yanaşmazsa ‘Ne yapacaksınız?’ sorusuna defalarca şu yanıtı verdik; En önemli seçenek kendi adayımızla cumhurbaşkanlığı seçimine katılmaktır. Kendi adayımız, şu anda oluşturduğumuz ittifaklar. Bu genişleyecektir, genişlemesini hedefliyoruz. Genişlemiş haliyle ittifak ortaklarımızla tartışacağız ve birlikte karar vereceğiz.

Bu ittifakta doğrudan ve şeklen yer almayan bütün demokrasi güçleriyle istişarelerde bulunacağız. Kararımızı bu süreçlerden geçirerek vereceğiz diyoruz. Burada da asıl meselemiz şu; Türkiye’de gerçekten ağırlığı olan ve geleceği inşa etmeye toplumun önemli kesimlerini ikna edecek bir güç oluşturmak.”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Nüfus Mühendisliğinin Temelinde Irkçılık Yatıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Çocuk önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” sözlerini eleştiren HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “O sözler anlık bir ifade, boş bulunmanın sonucu dile gelmiş birkaç cümleden ibaret görülemez. Bu, devletin inkarcı, asimilasyoncu politikalarının temelinde yatan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayış en teknik ve hafif tabirle nüfus mühendisliği olarak adlandırılabilir. Nüfus mühendisliği ülkede asimilasyoncu politikaları inkarı ve imhayı yerleştirmenin bir aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu politikaların temelinde yatan da ırkçılıktır.” dedi ve ekledi:

“Buduncuları hatırlayın. Kürtleri nüfus olarak, kitle olarak, toplum olarak nasıl ırkçı bir anlayışla hedef aldılarsa, bugün AK Parti Genel Başkanı’nın ağzından dökülen cümleler de aynı anlama gelmektedir. Bizim mücadelemizin çok boyutlu olduğunu bu anlayışı tüm Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte gözler önüne serip aşmayı sorumluluğuyla karşı karşıya olduğumuzu iyi bilmemiz gerekiyor.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin il eşbaşkanları toplantısının açılışında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Partilileri Kürtçe selamladıktan sonra konuşmasına başlayan Sancar, daha önce 2022 yılının final yılı olacağını söylediklerini hatırlatarak, bu dönemin bir yol ayrımı olduğunu vurguladı. “Özgürlüğe, demokrasiye, barışa giden yolu mu inşa edeceğiz? Yoksa otoriter, despotik yönetimin daha da güçlenmesinin zeminimi güçlenecek?” diyen Sancar, bunu belirleyecek olanın toplumsal ve siyasi mücadele olduğunu söyledi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, seçim gündemine de değinen Sancar, “Seçimler gündemde ve önemli. Hayati nitelikte ve kritik önemde. Seçim sadece oy kullanmaktan ibaret değildir. Seçimler aynı zamanda toplumsal ve siyasal mücadelelerin önemli bir mecrasıdır. Bizler seçimi toplumsal mücadelenin bir zemini ve mecrası olarak görüyoruz ama aynı zamanda halkla buluşmanın, örgütlülüğümüzü güçlendirmenin önemli bir imkanı olarak değerlendiriyoruz” dedi.

AK Parti’nin tekçi, yasakçı, sömürücü bir iktidar düzeni olduğunu kaydeden Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu düzenin inşa etmekte olduğu bir rejim gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bu rejimi istersiniz otoriteliği yerleştirme hedefiyle hareket eden bir rejim olarak tanımlayın, isterseniz faşizmi yerleştirme planının hedefi olarak tanımlayın, fark etmiyor sonuçta rejimi Türkiye’nin bütün halklarına baskı, zulüm, talan, sömürü dışında vadettiği hiçbir şey yoktur. Bu düzenin ve rejimin tepesindeki iktidarı ayakta tutan en önemli sütun hep vurguladığımız gibi çatışma ve savaş politikalarıdır. Sömürüyü de baskıyı ve zulmü de bu politikalar üzerine kurmaktadır. Savaş politikalarına karşı çıkmak önümüzde demokrasiyi, barışı, emeği ve özgürlüğü savunmanın temel şartıdır.

“Savaş politikaları bir kara delik gibidir”

Savaş politikalarının bu ülkede başta Kürt sorunu olmak üzere bütün toplumsal alanlarda nasıl büyük yaralar açtığına on yıllardır tanıklık ediyoruz. Bu yaralar savaş politikaları derinleştikçe büyüyor, acılar yaygınlaşıyor, yoksulluk ülkenin her tarafını sarıyor. Savaşla sömürü, savaşla acı, savaşla yara arasında doğrudan bağlantıyı göremezsek bu bütünlüğü esas alan bir mücadele hattı kuramazsak, bu iktidarı değiştirmek de kolay olmayacak, bu rejimden kurtulmak da kolay olmayacaktır. Savaş politikaları bir kara delik gibidir.

Kara delik insan canını, insanların enerjisini ülkenin kaynaklarını ve geleceğini yutan büyük bir tuzaktır. Aynı zamanda ülkenin devlet eliyle çeteleşmelere teslim edilmesinin zeminini güçlendiren bir alandır. Bu yüzden savaşa politikalarına karşı çıkmayı demokrasi ve barış, emek ve demokrasi mücadelesinin temeli olarak görüyoruz. Savaş politikaları yaygınlaştıkça her türlü kötülüğün yaygınlaştığını dünya tarihi bize sayısız örnekle göstermektedir. Savaş politikaları aynı zamanda ırkçılığı aynı zamanda suçları da beraberinde getirir. Ayrışmayı, kutuplaşmayı, sömürüyü derinleştirir. Son zamanlarda yaşadığımız birkaç olay bunu açıkça gözler önüne sermektir.

AK Parti Genel Başkanı’nın geçen gün çocuk sayısıyla ilgili söylediği sözler bunun çarpıcı bir örneğidir. O sözler anlık bir ifade, boş bulunmanın sonucu dile gelmiş birkaç cümleden ibaret görülemez. Bu, devletin inkarcı, asimilasyoncu politikalarının temelinde yatan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayış en teknik ve hafif tabirle nüfus mühendisliği olarak adlandırılabilir.

Nüfus mühendisliği ülkede asimilasyoncu politikaları inkarı ve imhayı yerleştirmenin bir aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu politikaların temelinde yatan da ırkçılıktır. Buduncuları hatırlayın. Kürtleri nüfus olarak, kitle olarak, toplum olarak nasıl ırkçı bir anlayışla hedef aldılarsa, bugün AK Parti Genel Başkanı’nın ağzından dökülen cümleler de aynı anlama gelmektedir. Bizim mücadelemizin çok boyutlu olduğunu bu anlayışı tüm Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte gözler önüne serip aşmayı sorumluluğuyla karşı karşıya olduğumuzu iyi bilmemiz gerekiyor.

Aynı zamanda savaş politikalarıyla oluşan kara deliğin yarattığı vahim sonuçlar başka bir tartışmada da gündem geliyor. Bu da kimyasal silah kullanımı iddialarıdır. Ortada haberler ve önemli iddialar var. Bu iddialar yüzeysel açıklamalarla, tehditlerle geçiştirilemez. Bunların mutlaka bağımsız heyetlerce incelenmesi ve bu konudaki hakikatin ortaya çıkarılması gerekir.

Eğer bunların da üstü örtülür, geçiştirilirse bu ülkede savaş politikaları daha da derinleşecek, toplumsal yaralar daha da büyüyecek, sömürü düzeni daha da kökleşecektir. Bu düzenin değiştirmenin en önemli mücadele araçlarından biri hakikatin peşinde koşmaktır. Bütün bunlar için Türkiye halklarını bu belalardan kurtarmak için ısrarla Kürt sorununda demokratik çözümü savunuyoruz. Demokratik çözümün yolu da müzakere ve diyalogdan geçer.

“İktidar, İmralı üzerinden çeşitli manipülasyonlar yapmak istiyor”

Diyalog ve müzakere siyaset zemininden işleyecek en doğru çözüm yöntemidir. Bunu başarabilirsek ülkeyi bu beladan kurtarmayı başaracağız. HDP olarak üzerimize düşen sorumluluğu her alanda yerine getirmeye hazır olduğumuzu defalarca söyledik. Mücadelemizi de, politikalarımızı da bu hedefe göre belirliyoruz.

Yakın zamanda Eşbaşkanım Pervin Buldan’la beraber İmralı’ya açık ziyaret ve görüşme talebinde bulunduk. Talebimiz açık arkadaşlar, bizler barışın ve çözümün yolunu açacak böyle bir görüşmenin savaş politikalarını durdurmak bakımından büyük önem taşıdığını düşünüyoruz, buna inanıyoruz. Bu talebimizin bir sebebi daha var. İktidar İmralı üzerinden çeşitli manipülasyonlar yapmak istiyor.  Bu manipülasyonların çeşitli çevrelerde spekülasyon döngüsü yarattığını da görüyoruz.

HDP şeffaf politika yürütmeyi esas almış bir partidir. Bizler diyoruz ki bütün bu manipülasyonların ve spekülasyonların önünü almanın temel yolu tecridin sona ermesidir. Ayrıca bu hem evrensel hem iç hukukun bir gereğidir. Bizler çözüm için, barışın yolunu açmak için bu dönemde her türlü manipülasyon ve spekülasyonun önüne geçmek için bu görüşme talebinde bulunduk. Şimdi Adalet Bakanlığı’ndan cevap bekliyoruz.

Hatırlayacaksınız, bundan birkaç hafta önce bütün muhalefet partilerine heyetler oluşturarak İmralı’da görüşme yapma talebinde bulunmalarının en doğru yol olduğunu belirtmiştik. Şimdi bizler bu talebi kendi kurullarımızda tartışarak bir başvuruya dönüştürdük. Savaş politikalarına karşı barışın ve çözümün yolunu açmak HDP’nin varoluş sebebidir.

“Bu ittifakı genişletmemiz ve büyütmemiz gerekiyor”

Seçimler yaklaşıyor ve seçimlerin hangi çerçevede önem taşıdığını da belirttim. Bizler parlamento seçimlerine ‘ittifaklarımızla gireceğiz’ dedik. En geniş demokrasi ittifakını kurmak bizim kongre kararımızdır, partimizin en yüksek karar organının bize verdiği bir talimattır. Biz bu talimatın gereğini yerine getirmek için çalışmaları 2020’den beri sürdürüyoruz. Şimdi bunu Emek ve Özgürlük İttifakı’yla somutlaştırdık. Bu ittifak demokrasi ittifakımızın önemli bir adımı ve çok değerli bir sonucudur. Bununla yetinemeyiz. Bu ittifakı genişletmemiz ve büyütmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin çözüm gücü haline getirmemiz gerekiyor. Bu ittifakı diğer bütün ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların, mazlum ve mağdur edilenlerin birlikteliğine dönüşmek gibi bir yükümlülük ve sorumlulukla karşı karşıyayız. Bunu yapabilmemiz için de mahallelerden başlayarak her alanda bütün demokrasi güçleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek ve bu ilişkileri geliştirecek yeni yöntemler yaratmak gibi bir görevimiz de var. Bu görev en çok sizlere düşüyor. İttifakları demokrasi mücadele ortaklığını ancak yerelde titiz ve yoğun bir çalışmayla etkili bir güç haline getirebiliriz. Bunu başarabilirsek geleceği, önümüzdeki dönemi yani geleceği, demokrasi ve barış emek ve özgürlük üzerine inşa edecek en önemli güç merkezini en etkili aktörü de yaratmış olacağız.

“Her alanda mücadeleyi en geniş birlikteliklerle yürütmek en önemli görevdir”

HDP bu hedefin başlıca aktörü olma görevinin sorumluluğunun bilincindedir. Kürt sorununda demokratik çözüm, Türkiye’nin bütününde demokrasi, emek, özgürlük ve barış mücadelesi bizlerin hiçbir şart altında taviz vermeyeceği asla savsaklamayacağı bir hedeftir. Baskılar devam ediyor. Devam edecek. Bu iktidar zayıfladıkça güç kaybettikçe, baskı ve zulüm yöntemlerini yoğunlaştıracaktır. Tarihteki bütün örnekler bize bunu anlatıyor. Hangi iktidar halk desteğini yitirmeye başlamışsa, baskıyı ve zulmü arttırır. Baskıyı ve zorbalığı yükseltmek güçlülüğün değil, zayıflığın göstergesidir. Ama iktidar zayıflıyor diye oturup bekleyecek kendi kendine kaybetmesini bir şekilde varsayacak naifliğe de hiç sahip değiliz. Güçlü bir tecrübemiz, büyük bir birikimimiz mücadeleden acılardan bedellerden yoğrulmuş bir emelimiz var. O nedenle her alanda mücadeleyi en geniş birlikteliklerle yürütmek en önemli görevdir diyoruz. Bugün bu başlıkların hepsini sizlerle tartışacağız.

Altını çizmek istediğim bir husus daha var. Parti mekanizmalarımız işliyor. Eksiklerimiz olabilir ama bu parti kendi hukukunu iç işleyişini titizlikle gözeten, bu hukuku çoğulculuk, katılımcılık üzerine kurmuş bir partidir. Farklı bileşenler ve bireylerden oluşan dünyada örneği az görülecek bir partiyiz. Görüş farklılıklarımız olabilir, farklı fikirler taşıyabiliriz belirli konularda ama tartışmalarla bunu bir mutabakata dönüştürmeyi becerecek birikime ve tecrübeye sahibiz. Bu kadar farklı kesimi, bileşeni, fikri bir araya getiren bir parti, bu kadar büyük saldırılara rağmen ayakta durmakla kalmayıp güçleniyor ise bu yöntemler sayesindedir.

Yani her türlü tartışmayı yürütürüz kendi içimizde ve bu tartışmalardan bir mutabakat ortaya çıkarırız. Bu mutabakata sadakat partimizi bir arada tutan, büyüten ve şimdi çözüm adresi haline getiren en önemli erdemimiz ve özelliğimizdir. Mutabakata bağlılık kadar, mekanizmaların işleyişini gözetmek mekanizmaları, partinin seçilmiş organlarını ve temsili iradesini her şart altında sahiplenmek partimizin en önemli özelliğidir. Bu konularda sizlerin yerel de yapacağı çalışmalar bu özelliklerimizi bu avantajlı ve erdemli yanımızı daha da görünür kılacak ve güçlendirecektir. Birliğimiz en büyük servetimizdir. Farklılıklarımız ise zenginliğimizdir. Bu ikisini bir arada yürüttüğümüz taktirde gelecek dönemi inşa edecek temel güç haline gelmemiz önünde hiçbir engel yoktur.

“Cegerxwîn emek ve özgürlük şairidir”

Konuşmamın sonunda Kürt dilinin büyük emekçisi, emek ve özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden enternasyonalizmi şiar edinmiş büyük bir ismi anacağım. Cegerxwîn’in bugün 38’inci ölüm yıldönümü. Pek çok şiiri var bunlar şarkı da yapıldı. Bana sorarsanız mesela onun divanları ve onun şiirlerinden yapılan şarkılar anadilim Arapça’nın yanı sıra Kürtçe’yi çocukken öğrenmeme çok büyük katkı sağlamıştır. Ama Cegerxwîn aynı zamanda emek ve özgürlük şairidir. Kısaca kimlik ve haysiyet, emek ve özgürlük barış ve birlik mücadelesinin büyük sembolü çok değerli bir ozandır. Ondan sadece bir dize aktaracağım.

Bi çepik û lûlandin

Bi devken û xweditî

Hemû bijên bi hev re

Bijî bijî yekitî.

Alkış ve sevinç sesleriyle hep beraber haykırın deyin yaşasın birlik. Bu olursa olsun mutlaka kazanacağız. Kazanacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bu inancı bütün yerellere yaymak ve yerleştirmek en başta siz emekçi kardeşlerimizin görevidir.”

Paylaşın

Demirtaş’tan “Yalnızlaştırıldı Mı?” Sorusuna Çarpıcı Yanıt

“Yalnızlaştırıldı mı?” sorusuna yanıt veren eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum. Ancak burada bir tek gün dahi hapis yatmadım. En az dışarıdaki kadar çalışıyorum, en az o kadar yoğunum” dedi ve ekledi:

“Bunun nedeni, çok kalabalık bir kitleyle beraber siyasi mücadele yürütüyor olmamdır. Beni yalnızlaştırmak isteyenlerin girişimlerine, halkımızla birlikte yanıt verdik hep. Dolayısıyla tüm kalbimle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki yalnız değilim.”

Yaklaşık 6 yıldır Edirne F tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, FOX TV’de yayınlanan Orta Sayfa programında kendisine yöneltilen sorulara yanıt verdi.

Nevşin Mengü, Çiğdem Toker, Doğan Şentürk, Deniz Zeyrek ve Murat Yetkin tarafından “Demirtaş yalnızlaştırıldı mı?” sorusuna yanıt veren Demirtaş, “Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum” dedi.

Demirtaş şunları ifade etti:

“Ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Bilakis burada hep kalabalıklar içinde oldum, olmaya da devam ediyorum. Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum. Ancak burada bir tek gün dahi hapis yatmadım. En az dışarıdaki kadar çalışıyorum, en az o kadar yoğunum.

Bunun nedeni, çok kalabalık bir kitleyle beraber siyasi mücadele yürütüyor olmamdır. Beni yalnızlaştırmak isteyenlerin girişimlerine, halkımızla birlikte yanıt verdik hep. Dolayısıyla tüm kalbimle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki yalnız değilim.”

Paylaşın

“HDP, Demirtaş’ın Öcalan İle Görüşme Talebini Reddetti” İddiası

6 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Abdullah Öcalan ile SEGBİS aracılığıyla görüşme talebinde bulunmak için HDP Genel Merkezi’nden izin istediği öğrenildi. Ancak HDP yönetiminin, buna olumlu yanıt vermediği iddia edildi. 

HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar’ın İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan’la görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı’na başvurmasının ardından yeni bir iddia ortaya atıldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın ulaştığı bilgiye göre Selahattin Demirtaş, 7 Ekim’de Adalet Bakanlığı’na Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunmak amacıyla HDP Genel Merkezi’nden izin istedi. Demirtaş’ın bu görüşmeyi SEGBİS üzerinde avukat veya ziyaretçi sıfatıyla yapmayı istediği öğrenildi. Ayrıca Demirtaş’ın HDP’ye ilettiği mesajda, bu kapsamda bakanlıktan Abdullah Öcalan üzerindeki “tecridin kaldırılması” ve ailesiyle de görüşmesine izin verilmesini de isteyeceğini bildirdiği ifade edildi.

Ancak edinilen bilgilere göre, HDP yönetimi bu talebe olumlu karşılık vermedi. Bir süre sonra da Sancar ve Buldan’ın Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurması adımı geldi. HDP yetkilileri ise Demirtaş’tan kendilerine böyle bir talep gelmediğini söyledi. Ancak kaynaklar, bu talebin gittiğini ifade ediyor.

Demirtaş ile HDP arasındaki gerginlik

Demirtaş’ın Öcalan ile ne görüşeceği ise şimdilik bilinmiyor. Ancak iddia edilen görüşme talebinin zamanlaması dikkat çekici. HDP ile Demirtaş arasında bir süredir soğukluk ve gerginlik olduğu kamuoyuna yansımıştı. Bu gerginlik, 3 Temmuz’daki HDP Olağan Genel Kurulu’ndan sonra başlamıştı.

Demirtaş, 5 Temmuz günü T24’te yayımlanan “İğneyi kendimize” başlıklı yazısında HDP’ye yönelik üstü kapalı mesajlar vermiş ve partiyi değişim için cesaretli olmamakla eleştirmişti. Demirtaş’ın yine yakın çevresine yargılandığı davada partisinin kendisini yalnız bıraktığını söylediği de belirtiliyor.

Bu gelişmenin ardından 13 Ekim’de HDP’li siyasetçiler Ahmet Türk, Sırrı Süreyya Önder ve Sırrı Sakık, Demirtaş ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurmuştu. Alınan bilgiye göre, bakanlık kapalı görüş için izin verdi. Ancak HDP’liler, görüşmenin “açık görüş” şeklinde yapılmasını istediklerini belirterek bu yönde izin talebini güncelledi. Üç HDP’linin ziyaretinde, Demirtaş ile HDP arasındaki gerginliğin nedenlerinin ele alınması bekleniyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise bugün Gazete Duvar’a yaptığı açıklamada “Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum” açıklamasını yaptı.

Mersin saldırısından sonra 

Diğer yandan ziyaret talebinin Mersin’de 26 Eylül’de PKK’nın üslendiği ve bir polisin hayatını kaybettiği terör saldırısından sonra gelmesi de dikkat çekti. Demirtaş bu saldırıyı kınarken PKK’dan ise Demirtaş’a sert tepki gelmişti.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ocak 2022’de partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek. Zannediliyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar” demişti.

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Dikkat Çeken ‘Selahattin Demirtaş’ Açıklaması

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  “Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir” dedi ve ekledi:

Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘ya konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmayı da hedeflediklerini belirterek “Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır” dedi. Sancar şunları söyledi:

“Açık söyleyelim bizim en büyük hedefimiz Türkiye’de demokratik dönüşümün önünü açacak bir güç merkezi yaratmak. Biz her alanda anahtar parti konumumuzu güçlendirmek istiyoruz. Anahtar parti konumu, kilitlenmiş sorunların kapısını açacak güce erişme hedefidir. Bu Kürt sorunundan demokrasi sorununa, emek sorunundan kadın sorununa dek akla gelebilecek bütün alanları kapsıyor. Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmak istiyoruz. Bunun için kendimize baraj olarak yüzde 15’i belirlediğimizi söyleyebilirim. Bu bizim için alt sınırdır. Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır. Meclis’e de sayısal olarak güçlü, siyasal olarak etkili bir şekilde girmek istiyoruz. Türkiye’nin çoğulculuğunu yansıtacak bir Meclis grubu, Türkiye’nin temel sorunlarına dair gerçekten yeni bir başlangıç yapmak için çözümler üretecek bir güç olmaktır.”

“Bizi ‘Altılı Masa’yla kıyaslamak doğru olmaz”

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu altılı masaya ilişkin de değerlendirmede bulunan Sancar, şunları ifade etti:

“Partimizin 2020-2022 kongrelerinde stratejik hedef olarak “demokrasi ittifakı” oluşturulması kararı aldık. Sömürülen, dışlanan, ötekileştirilen, mağdur, mazlum, ezilen bütün kesimleri bir araya getirmeyi hedefleyen bu ittifakın temelini de “mücadele birliği, mücadele ortaklığı” olarak tarif ettik. Bu kararların ve çabaların somut sonucu olarak ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurduk. Bu ittifak, son derece önem verdiğimiz bir birlikteliktir. Temel hedefimiz, bu birlikteliği daha da büyütmek ve genişletmektir. Hareket noktamız mücadele ortaklığı olsa da seçimler yaklaştıkça nasıl bir formül geliştireceğimizi de elbette tartışacağız. Ancak şu anda ittifakın temel gündemini seçimle ilgili meseleler oluşturmuyor. Bizi bu açıdan Altılı Masa ile kıyaslamak doğru olmaz.

Bizim çalışmamızın temeli öncelikle seçim değil, mücadele ortaklığıdır; bunu tekrar ifade etmeliyim. Ancak seçim de bir hakikat ve önümüzdeki seçimler tarihi önemde. Seçimi gündemimizin dışına görüyor değiliz ama seçime girmenin formülleri, bu aşamada temel tartışma konularımızdan değil. Öncelikle ittifakı güçlü bir mücadele ortaklığı zemininde geliştirmeyi ve büyütmeyi hedefliyoruz. Her gün yeni saldırılarla, yasaklarla, baskılarla karşılaşıyoruz. Seçime yaklaşırken iktidarın “sansür yasası” gibi daha birçok hamlesinin olacağını tahmin etmek zor değil. Bizim temel gündemimizi de bütün bunlara karşı nasıl etkili mücadele etmek gerektiği sorusu oluşturuyor. Bu mücadeleyi yerleştirmek, büyütmek ve güçlendirmek, aynı zamanda iktidarın seçim ortamını ve şartlarını kendi lehine biçimlendirmesini engellemeyi de sağlayacaktır. Bunlar olmadan, seçime girme formüllerini merkeze alan tartışmalara sıkışmayı doğru ve faydalı bulmuyoruz.”

“Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir ancak…”

Sancar, Demirtaş’la görüş ayrılığı yaşandığı iddiasına ilişkin olarak şöyle konuştu:

“Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir. Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Siyasette ‘PKK’nın 5-10-15 Tane Çocuğu Var’ Tartışması

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” sözleri yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine CHP, Gelecek Partisi ve HDP’ninde aralarında bulunduğu  muhalefet partilerinden tepki geldi.

CHP’li Özel’den tepki

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de Genel Kurul’da Erdoğan’ın sözlerini eleştirdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Burunlarını bile çıkaramıyorlar” ifadelerine atıfta bulunan Özel, Erdoğan’a, “Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim?” diye sordu.

“Sayın Erdoğan, Süleyman Soylu, diyor ki ‘Türkiye’de PKK’lı kalmadı, burunlarını bile çıkaramıyorlar, sayısı şuna düştü, tepelerindeyiz’ Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim? Süleyman Soylu, 5, 10 çocuklu PKK’lılar neredeymiş bir söylesin de sen başka bir şey ima ediyor olmayasın. Bu cümle derhal düzeltilmeye muhtaç bir cümle.

Bunu sadece o teyp kayıtlarını sildirerek ajansın dökümünden çıkararak kurtulamazsınız. Sen kime diyorsun 5, 10 tane çocuğu var PKK’lıların diye. Siz de yapın. PKK ile mücadele yöntemi olarak. Herkes anladı ben söylemeye utanıyorum. Olmaz. Bir cumhurbaşkanı kariyer yapan akademisyene ‘senin kariyerin çocuk yapmak olsun’ diyemez. Sonra da dönüp bu cümleyi de kuramaz. Kabul edilebilecek bir iş değildir. Ayıp, utanç verici bir iştir”

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da Erdoğan’ı eleştirdi. CHP’li vekil şunları kaydetti:

“CB Erdoğan; AKP’ye katılan MV Çelebi’den çok çocuk yapmasını isterken şunları söyledi: ‘Sayıları artırmak lazım. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var.’ Ne diyor CB Erdoğan; kim bu PKK’lılar, kimler 5,10,15 çocuk yapıyor? Tüm Kürtleri PKK’lı görüyor, yazık!”

Davutoğlu’ndan “Irkçılık” nitelemesi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Erdoğan’ın sözlerini “ırkçılık” olarak niteledi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Davutoğlu şunları yazdı:

“Bu ülkenin çocukları Kandil’de doğmadığına göre, kastınız apaçık ortada Sn. Erdoğan! İfadeleriniz insan haklarına ve kadın haklarına saygısızlıktır. Bu ülkede doğan her çocuk onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Çocuklar arasında ayrım yapmak ırkçılıktır!”

“Yazık, utanç verici”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Erdoğan’ın sözlerine “Yazık, utanç verici” ifadeleriyle tepki gösterdi. Babacan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Gördüğü her kadına kaç çocuk doğurması gerektiğini söylüyor. Dağda 5-10 çocuk doğurmadıklarını biliyor ama milyonlarca Kürt vatandaşımızı teröristlikle itham ediyor. Yazık, utanç verici.”

HDP’li Beştaş: Bu ırkçı bir kafadır

Meclis Genel Kurulu’nda konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor. Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt söylemi bir kafadır” dedi. Beştaş, özetle şu ifadeleri kullandı.

“Erdoğan, örgüt mensuplarının çocuklarının olmadığını çok iyi biliyor. Kürt nüfusunu kastederek nasyonel bir söz kuruyor aslında. Bunu Kürtler anladı ve partisine dahil ettiği devlet katındaki ortakları olan ulusalcılara da tabii ki selam çakıyor. Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor.

Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt düşmanı bir kafadır. Bu bir nefret dilidir, kınıyoruz. Kürt halkı da bu düşmanlığı çok iyi anlıyor ve yorumluyor. Mesajlarını aldık, cevabımız daha çok direnmektir. Çözüm konusunda demokratik siyasette ısrar etmektir. Gerçek bir eşitlik ve kardeşlik için mücadele etmektir. Bizim karşı cevabımız budur.”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisine yeni katılan Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye parti rozetini takarken, birden fazla çocuk yapmasını önerdi ve bunu söylerken de, “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” dedi.

Paylaşın

Buldan’dan Amasra Tepkisi: Kader Planı Değil, Kar Ve Sömürü Planıdır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti” dedi ve ekledi:

“AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.”

Buldan, konuşmasının devamında, “Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü Amasra’da yaşanan maden faciasına ayıran Buldan şunları söyledi:

“Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti.

AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.

Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık. Soma için hukuk mücadelesi veren Sevgili Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay tutukludur. Buradan kendilerine selamlarımızı ve saygılarımızı gönderiyorum. İşte tam da bu cezasızlık politikasıdır, maden şirketlerini asıl cesaretlendiren.

Kamuoyunda da yansıdı. Sayıştay denetimlerinde tespit ettiği risklerle ilgili olarak Türkiye Taş Kömürü İşletmesine ciddi uyarılarda bulunulmuş. Ama dinleyen kim? Kimse dinlemiyor. Bu uyarıların gereği yapılmadı. İşçinin canı azalabilir ama kâr asla azalmasın! İşte bu iktidarın zihniyeti tam da budur. Aileler gözyaşı dökerken, AKP Genel Başkanı hafızalardan silinmeyecek bir söz sarf etti. ‘Hamdolsun 24 saati geçmeden 41 şehidimize ulaştık’ dedi. Evet, 24 saat geçmeden gerçek zihniyetlerini göstermeyi bir kez daha başardılar! Konuştukça batıyorlar! Battıkça yerin dibine giriyorlar.

Allah’tan korkun, 41 can yaşamını yitirmiş, sizin hesabınız onlara ulaşım saati. Bari konuşmayın, bari susun, bari bu kadar canın yitirilmesine saygı duyun. Ama nafile. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı yaptıklarıyla övünüyor. Türkiye sanki çağ atlamış. Bu 41 can hikayeleri olan, aileleri olan, kuzuları olan bugün toprağın altında olan canlardır. Sizin göreniniz onların can güvenliğini sağlamaktır.

Onların hayatlarını kaybettikten sonra cenazelere ulaşmadaki saat süresi olamaz. Bir kez daha bu ülkede canlara verilen, işçilere emekçilere verilen, kıymeti bir kez daha gözler önüne serdiler. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Giden canlar bunların umurunda değildir. Giden canlar bunların umurunda değil. Onlar için önemli olan; varsa yoksa iktidarlarının itibarıdır, algıdır. İnsan yaşamını öncelikli görmeyen bu zihniyeti herkes iyi görmeli ve tanımalıdır. Asıl mücadele edilmesi gereken işte bu anlayıştır, bu zihniyettir.

“Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız”

Bizler HDP olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız ve kapatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yaşamını yitiren bir madencinin eşi ‘üzerini örtmeyin bu bir cinayettir’ diye haykırdı. Biz de buradan söz veriyoruz. Evet, Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğiz. Parti olarak elbette ki heyetimiz ilk günden Bartın’a gitti, gerekli incelemelerde bulundu, işçilerle, sendikayla görüşmeler gerçekleştirdi. Raporumuzu da en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacağız.

Buradan şu çağrıyı bir kez daha yapmak istiyorum: İnsan yaşamını hiçe sayan bu vahşi sömürü çarkına karşı emeğin birliğini bu ülkede mutlaka yaratmak zorundayız. Sermaye daha fazla kazansın diye verecek, kaybedecek tek bir canımız yoktur, olmamalıdır. Bir kişi daha eksilmemek için çoğalmak, dayanışmak ve örgütlülüğümüzü büyütmek zorundayız. Bu tarihi bir görevdir. Bu aynı zamanda tarihi bir sorumluluktur. İktidarın kurduğu sömürü karteline karşı emeğin ülkesini, emekçilerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratmak zorundayız.

8 arkadaşıyla fotoğrafını paylaşıp ‘Bir ben kaldım’ diyen değerli maden işçisi kardeşime de diyorum ki; sizler asla yalnız değilsiniz. Milyonlar sizinledir. HDP sizinledir. Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinledir. Hakikat ve adalet sizlerle birlikte olmaya devam edecektir.”

Buldan’ın gündeminde AKP-MHP’nin yarattığı yoksulluk ve rant rejimine yönelik eleştiriler de vardı. “Ülke olarak yaşadığımız yoksulluğun, sefaletin, ölümlerin ve adaletsizliklerin nedeni AKP-MHP iktidarının oluşturduğu büyük rant ve talan düzenidir” diyen Buldun, konuşmasına şöyle devam etti: “Rant düzenleri her yerinden patlamaktadır. Kirlilik, artık halının altına sığmayacak boyutlara varmıştır. Sayıştay raporları, çürümenin boyutlarını çok net ortaya koymaktadır. Bartın’da iş sağlığı ve güvenliğine gelince kaynak yok, ama başka yerlere gelince kaynak çok.

Merkez Bankası bürokratları için hukuka aykırı bir biçimde yapılan 45 milyon liralık özel sağlık sigortası harcamasına bolca para var. TMSF bürokratlarının 18 milyon liralık özel sağlık giderine para var. Ama işçinin can güvenliği için bu ülkede kaynak ne yazık ki yok! Bartın’da ve diğer maden işletmelerinde iş güvenliği için gerekli ekipman ve teçhizata kaynak yok, ama günlük mal ve hizmet giderine 5 milyon TL harcayan Saray için sınırsız kaynak var.

Çürümenin hangi birini anlatalım. Gerçekten bu çürümeyi burada anlatmaya saatlerin yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Yandaş enerji dağıtım şirketleri, ARGE faaliyeti adı altında yaptıkları 117 milyon 484 bin liralık harcamayı usulsüz bir biçimde halkın elektrik faturasına yansıtmışlar. Yemişler, içmişler, faturayı da halka ödettiriyorlar. Bütün halkımızın bundan artık haberdar olması gerekiyor. Yurttaşlarımız bu gerçeği iyi bilmelidir. Yine 2010 yılından bu yana orman sınırları dışına çıkartılan alan toplam 6 milyon 194 bin hektardır. Yani iki büyük ölçekte şehir kadar orman arazisini rant düzenine kurban etmiş durumda olduklarını artık halkımızın bilmesi gerekiyor. Boşuna yutan Saray demiyoruz! Bu saray yutan saraydır, yutan saray.

Halkın geçim kaynaklarını halkın geleceğini yutan bir Sarayla karşı karşıyayız. Daha sayısız örnekler var. Arkadaşlarımız bütçe görüşmelerinde bu bulguları tek tek ortaya koyacak ve iktidardan hesabını soracak. İşte tüm bu örneklerden yola çıkarak çürüme var diyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını, arazilerini, vadilerini, ormanlarını haraç mezat satan, rant alanına çeviren bir iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye’nin en büyük işletmesi de AKP’dir, Saray’dır. Türkiye’yi resmen işletiyorlar! Çok açık ve net ifade ediyoruz. Resmen Türkiye’yi işletiyorlar bu kadar açık ve basit.

2023 bütçesinde halk yok

Dün 2023 yılı bütçe teklifini açıkladılar. Savunma adı altında savaş politikalarına ayrılan pay 468,7 milyar TL’dir. 2022 bütçesinin tam iki katıdır. Yine bütçede, faiz giderlerine ayrılan kaynak 565,6 milyar liradır. Faize karşı olduğunu söyleyen iktidar, faiz lobisine dönüşmüş durumdadır. Bu rakamlardan bunu da anlıyoruz tabii ki. Bütçelerinde faiz lobisi var, savaş lobisi var. Ama halk yok. Emekçi yok! İşçi, kadınlar, gençler, yoksullar, emekliler yok! Bunun adı yokluk bütçesidir! Ama bir adı daha var. Yolcu Abbas’ın gidiş bütçesidir! Bu böyle sürmeyecek, gidecekler. Göndereceğiz, bunların gidişinden başka çaremiz yok. Türkiye halkları karar verdi AKP-MHP ortaklığını gönderecek. Veda bütçeleridir! Bu böyle sürmeyecek! Bunları göndereceğiz!”

Yürürlüğe giren Sansür Yasası’na yönelik de konuşan Buldan, iktidarın bu tür politikalardan sonuç alamayacağını ifade etti. Yolsuzluklar ve halkın yaşadığı sefalet konuşulmasın diye sansür yasasının çıktığını belirten Buldan, şöyle devam etti: “Sansür yasası AKP-MHP’yi koruma ve yaşatma yasasıdır. Dezenformasyon yasası kesinlikle değildir. Türkiye’de dezenformasyonun tek bir kaynağı ve merkezi var, o da AKP-MHP iktidarıdır, yani Saray’dır. Halen Kabataş yalanını savunan bir zihniyet yalan haberden şikâyet ediyorsa, önce bir aynaya bakılsın!

“Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar”

Güya yalan haber nedeniyle kamuoyu endişe ve paniğe sürükleniyormuş! Bu da yalan! Yasa metninin kendisini de zaten yalanlarla dolu bir metindir. Asıl korku, panik ve endişeye kapılan iktidarın kendisidir. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar. Kaybedeceklerini biliyorlar.

Bu kaybetme bilgisi ve korkusu onları bu yasaları çıkarmaya itiyor. Seçimler öncesi, iktidarlarının yolsuzluk ve rüşvet ifşaatları çarşaf çarşaf ortaya serilmesin diye kendilerince önlem alıyorlar. Hangi yasayı çıkartırlarsa çıkartsınlar, kendi çöküşlerini durduramayacaklar. Rüşvet ve yolsuzluk çarkının ortaya çıkmasını engelleyemeyecekler. Bizleri, demokratik kamuoyunu, özgür basını ve halkı susturmaya güçleri asla yetmeyecek. Konuşan, itiraz eden, sorgulayan ve hesap soran bir toplumu, demokratik siyaseti karşılarında görmeye devam edecekler. HDP’yi karşılarında görmeye devam edecekler. Bu kadar basit.

İktidara diyorum ki, siz, Gobbels’in yolundan gitmeye devam edin! Hakikatler ve sosyal medyanın gücü karşısında kesinlikle yenileneceksiniz! 7/24 yürüttüğünüz büyük yalan propagandanız Twitter’ın 280 karakteri karşısında tuz buz olmaya devam edecektir. Bunların haksızlıklarını, hukuksuzluklarını her yerde anlatmaya devam edeceğiz.”

Buldan, HDP İzmir il binasında Deniz Poyraz’ın katledilmesine dair devam eden davanın Şakran Cezaevi’nde görülmesine karar verilmesine tepki gösterdi. Katilin ve arkasındaki güçlerin korunmasının amaçlandığını söyleyen Buldun, şunları söyledi: “Bir başka örnek daha vermek isterim. Geçen hafta Deniz Poyraz duruşmasında yaşananlar bu ülke gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.

İzmir’de adaletin giremediği duruşma salonuna biber gazı girdi. Kolluk güçleri arbede çıkardı, avukatlara, aileye, katılımcılara gaz sıktı. Deniz Poyraz’ın kardeşine kolluk güçlerince şiddet uygulandı. Sonra da sahiplenilmesini engellemek için davayı Şakran’a kaçırdılar. Kısacası, kapkaç yaptıklarını biliyoruz! Şakran’da da insanların yüzüne gözüne gaz sıkıldığına tanıklık ettik. Hukuksuzlukta tam gaz devam ettiklerini gördük! Bütün bunları; katilin ve arkasındakilerin güçlü olduğunu göstermek için yaptıklarını gayet iyi biliyor ve görüyoruz.

“Katil kesinlikle yalnız değildir!”

Katil ifadesinde, “Kapatma iddianamesinde benim bu cinayeti neden işlediğim yazıyor” diyerek, asıl gücü kimlerden aldığını, kimlerle işbirliği yaptığını açıkça itiraf etti. “Ben yalnız değilim” demiş durumdadır. Biz de zaten en başından bu yana bunu söylüyoruz. Katil kesinlikle yalnız değildir! Onun Ankara’da vardır, katilin arkasında belli odaklar ve güçler vardır, onun Ankara’da sahipleri ve ortakları vardır dedik. Demeye de devam edeceğiz.

İzmir katliamını organize edenlerle, HDP’nin demokratik siyasetini kumpas ve kapatma davalarıyla engellemek isteyenler aynı güçtür, aynı ellerdir dedik, demeye de devam edeceğiz. Bu elin bir parmağı İzmir’de, Deniz’i katlederken ortaya çıktı, diğer parmağı ise kumpas davalarını, kapatma davasını organize etti. Biz bu eli, Süleymaniye’de, Kürt kadın Gazeteci Nagihan Akarsel’in katledilmesinden çok iyi tanıyoruz. Bu eli ve yüzü, Yüksekova’da Habip Eksik vekilimizin kemiklerinin kırılmasından çok iyi tanıyoruz.

Aradan iki hafta geçti, tek bir soruşturma yok. Görevden alınan tek bir isim yok. Biz bu yüzü, HDP Gençlik Meclisi üyelerine yönelik gözaltı, baskı, tehdit, kaçırma dahil her gün yürütülen çetevari yöntemlerden tanıyoruz. Biz bu eli 589 gündür adalet diye haykıran Emine Şenyaşar’ın karşısına örülen duvarlardan tanıyoruz. Bu eli ve yüzü Roboski’den, Suruç ve Ankara Gar katliamlarından iyi tanıyor ve biliyoruz. Bu eli 1990’lardaki faili belli cinayetlerden, beyaz Toroslardan, siyasi cinayetlerden biliyoruz.

Ama bu elin sahipleri de şunu bilsin ki; sizin karşınızda da diz çökmeyen ve biat etmeyen, asla size boyun eğmeyen milyonlar var! Bu milyonların mücadelesi var. Haksızlıklarla hukuksuzluklarla, katliamlarla kumpaslarla bu yürüyüşü asla durduramayacaksınız.

Bu savaş ve talan düzeninin bedelini sadece Kürt halkı değil, tüm toplum ödemektedir. Kürt halkına her gün düşmanlık yapan bu savaş düzeni, talan ve rant politikasıyla da işçiye, emekçiye canıyla, kanıyla bedel ödettirmektedir. Deniz Poyraz’ı ve Nagihan’ı katleden mekanizmayla, Soma’da, Bartın’da maden ocaklarında işçileri ölüme gönderen, katledenlerin güç ortaklığı var. Roboski katliamı ile Soma ve Bartın katliamları arasında doğrudan bağ vardır. Bu ortaklığın adı emek ve emekçi düşmanlığıdır, aynı zamanda Kürt düşmanlığıdır, kadın düşmanlığıdır. Bu kan ve rant ortaklığıdır. Tecrit ve işkence ortaklığıdır. Bu ortaklığı herkesin iyi görmesi gerekir.

İşte bu mekanizma, Kürtlerin karşısına engizisyon mahkemesi, Deniz Poyraz davasında olduğu gibi ‘abiciğim’ mahkemeleri olarak çıkmaktadır. Bu kötülük düzeni maden katliamlarında ise emekçilerin karşısına patronları koruyan sermaye yargısı olarak çıkmaktadır. İş cinayetlerinde, maden cinayetlerinde sorumluları koruyanlarla, demokratik siyasete komplo tertipleyen, seçilmişleri tutuklayan, ayağını kıran, kayyım darbesi yapan zihniyetin suç ortaklığı var. Bunun çok net görülmesi gerekir.

Dün, Sevgili Leyla Güven arkadaşımıza 11 yıl, 7 ay intikam cezası verdiler. Gerekçe; propaganda yapmak! Leyla arkadaşımızın tek yaptığı barış ve demokratik siyaset hakkını savunmaktır. Ortada bir propaganda varsa ki var, o da faşizmin propagandasıdır. Onu da verdikleri cezayla yapıyorlar! Hukuku çiğneyerek propaganda yapıyorlar! Buradan sevgili Leyla Güven’e kucak dolusu sevgilerimizi gönderiyoruz. Bu ülkede barış ve özgürlük talepleri kelepçeliyse, Kürt sorununa çözüm arayışları tecrit altındaysa, cezaevleri işkence haneye dönüştürülmüşse, işte savaş ve talan siyasetinin beslendiği yer tam da bu zihniyettir.

“Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir”

Bu nedenle karşımızdaki bu ortaklığa karşı adalet ve hakikat mücadelesinde, demokrasi, barış ve emek mücadelesinde birleşmemiz gerekir. Ayrı ayrı değil, birlikte mücadele diyoruz. Bu birleşmeyi başardığımızda inanın ki tüm rüzgâr bizlerden, halklarımızdan, emekçilerden yana olacaktır. Adalet, barış ve emeğin hakkı bizim olacaktır. Ve o günler de kesinlikle yakındır! İşte HDP tam da bunun için vardır. Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir. Bundan bir milim geri adım atmayacağız.

Evet, üç gün önce 10’uncu kuruluş yıl dönümümüzdü. Daha dün gibi çok yeniyiz, genciz ve heyecanlıyız. Ama bir asırlık çınar gibi de köklüyüz ve güçlüyüz. Dünyada eşi benzeri görülmemiş baskı ve saldırılara karşı direne direne, büyüye büyüye bugünlere geldik. Büyümeye ve direnmeye devam edeceğiz.

Yediden yetmişe herkesin büyük umudu olan HDP’mizi dimdik ayakta tutmayı başardık. Faşizme ser vermedik, baş eğmedik, yol vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz, vermeyeceğiz, vermeyeceğiz! Tüm çökertme planlarına karşı demokratik siyasette ısrar ettik, diyalog ve müzakere çizgimizden asla ödün vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Ortak ve eşit gelecek umudunun, barış umudunun çökertilmesine asla izin vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz. Korku iklimini kırdık. Faşizmin dayattığı esaretin karşısında toplumsal cesareti ve umudu her defasında büyüttük. Büyütmeye devam edeceğiz. Fırtınalara karşı destansı bir mücadeleyle geçen bu 10 yılımızın başarıları gelecek 10 yılların en güçlü referansı ve teminatıdır.

“İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız”

HDP, Kürd’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Ermeni’nin, Süryani’nin, Laz’ın, Çerkes’in, Pomak’ın, Arabın, Çerkes’in, Roman’ın, her kimlik ve inançtan toplumun barış içerisinde eşitçe bir arada yaşayabilme imkânının olduğunu ortaya çıkarmıştır, bir kez daha herkese göstermiştir. HDP, Türkiye halklarının ortak demokrasi gücüdür. Demokrasi güçleriyle oluşturduğumuz emek ve özgürlük ittifakını daha da genişleterek, Türkiye’nin en güçlü toplumsal ittifakı haline getireceğiz.

Biz Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümünde kilit bir noktadayız ve talibiz. İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız. Üçüncü yoldan başlattığımız büyük yürüyüşle, halkımızın ve ittifaklarımızın gücüyle değiştirmeye, dönüştürmeye ve çözmeye geliyoruz. Bundan herkesin haberi olsun. Önümüzdeki seçimlerde ülkeyi büyük değişime ve güçlü demokrasiye ulaştıracak anayol HDP’nin üçüncü yoludur.

Israrla tali yollardan gitmek isteyenler unutmasın! Tali yollardan demokrasiye çıkmaz! Tali yollardan demokrasiye varılmaz! Ülkeyi yıkımdan kurtararak, eşit ve ortak geleceğe taşıyacak temel anahtar güç HDP’dir. Ben buradan ‘artık yeter’ diyen tüm topluma, ezilenlere, emeği sömürülenlere, ayrımcılığa uğrayan herkese sesleniyorum. Seçeneksiz değilsiniz! Gelin; barış için, adalet için, emeğin hakkı için, eşitlik ve özgür bir yaşam için en büyük demokratik birliği hep birlikte sağlayalım. Güç birliğini büyütelim ve ülkenin ortak gücüne dönüştürelim. Birlikte değiştirelim. Birlikte kazanalım diyorum. Birlikte başaralım.

Son olarak önceki dönem milletvekilimiz, sevgili Gülser Yıldırım tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Gülser Yıldırım arkadaşımıza aramıza hoş geldin diyorum darısı cezaevinde olan tüm arkadaşlarımızla kavuşmamız olsun diyorum. Geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum, yolumuz ve yolunuz açık olsun!”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Hayat Pahalı Ama Türkiye’de Can Ucuz

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, 41 kişinin hayatını kaybettiği maden faciasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz” dedi ve ekledi:

“Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Denizli 4.ü Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Bartın, Amasra’daki iş cinayetine değindi.

Buldan konuşmasına, “Maden faciasında yaşamını yitiren 41 canımıza Allah’tan rahmet sevdiklerine, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralı olarak kurtulan ve tedavi altında olan işçi kardeşlerimizin de bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını yürekten temenni ederim” diyerek başladı. Devamında şunları söyledi:

“Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz. Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.

Dün bir kez daha gördük ki bu ülkenin cumhurbaşkanı işçilerin ailelerine cevap veremedi. Onların sorularına cevap veremeyen cumhurbaşkanı gördük. Dün konuşmalarına bir kez daha şahitlik ettik.

İşçi ölümlerini kader olarak nitelendiren ve “Bu bir kaderdir, bundan sonra da olabilir” diyen, hiçbir önlem ve tedbir alınmamasına rağmen sorumluluğu kendinde görmeyen, kendi iktidarında bulmayan bir cumhurbaşkanı orada yaptığı konuşmada sadece paradan bahsetti. İşçinin, emekçinin ailelerine yapılacak para yardımından bahsetti.

İşçinin, emekçinin para ile satın alınacağını düşünüyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. HDP olarak bir cumhurbaşkanının 41 canımızın yitirildiği bir cinayet ve katliamda o ailelere para dağıtılarak olayın örtbas edilmeye çalışılmasını asla kabul etmiyoruz.

“Konuştukça yerin dibine batıyorsunuz”

Cumhurbaşkanı asla hafızalardan silinmeyecek bir açıklama yaptı. ‘Allah’a hamdolsun ki Soma’daki işçi faciasında işçi cinayetinde yaşamını yitirenlere 24 saat ulaşılmıştı ama Amasra’daki cinayette yaşamını yitirenlere 24 saatten önce ulaşıldı. Hamdolsun, Allah’a şükürler olsun’ dedi.

Ya Allah rızası bari konuşmayın, bari susun, çünkü konuştukça yerin dibine batıyorsunuz, dibin dibine batıyorsunuz. Bu cinayetin, bu katliamın önlemlerin alınmamasından ve ihmalkarlık sonucu yaşandığını hepimiz biliyoruz.

AKP-MHP iktidarının 20 yıllık iktidarlık döneminde binlerce işçinin aynı şekilde yaşamını yitirdiğine tanıklık ettik. Elbette ki bu bir kader değil bu bir cinayet, bir katliamdır.

Bu tür olayların bu tür yaşanan cinayetlerin sadece yüzde 2’si kaderdir. Yüzde 98’i ihmalkarlık, tedbirsizlik ve işçiye, emekçiye reva görülen yaşam biçimidir. Yaşamını yitiren 41 canımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileğimizi iletiyorum.

İşçilerle ve emekçilerle birlikte olacağımıza ve onların yaşamlarını güvence altına alacağımıza söz veriyorum. Yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Muhalefete ‘İktidarın Ekmeğine Bal Döküyorlar’ Eleştirisi

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Bartın’da en az 41 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasının ardından yaşamını yitirenler için kullanılan “şehit” ifadesine tepki gösterdi.

Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından paylaştığı mesajlarda muhalefeti eleştirdi. Demirtaş’ın ifadeleri şöyle:

İngiltere’de, Almanya’da maden işçileri “şehitlik” mertebesine ulaşamıyorlar çünkü oralarda suçu kadere yükleyen yöneticiler yok. İktidarın yağlı ekmeğine bal döken muhalefetleri de yok. Kimse daha fazla laf kalabalığı ve şaklabanlık yapmasın. İşçi katliamları, daha fazla kâr uğruna, kasıtlı işlenen cinayetlerdir. Çözüm, emekten yana bir düzen kurmaktır. Çözüm bilimdedir, soldadır. BAŞIMIZ SAĞ OLSUN.

CHP’nin “şehit” paylaşımı

CHP, Bartın’daki facianın ardından kurumsal Twitter hesabından şu mesajı paylaşmıştı:

Bartın Amasra’da meydana gelen patlamada yitirdiğimiz maden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Acılı ailelerimize ve çalışma arkadaşlarına sabır, yaralı madencilerimize acil şifa diliyoruz. Tüm dualarımız can kaybının artmaması için…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, paylaşımın “şehit” kısmını eleştirmişti:

Hayır maden şehidi diye bir şey yok. Sırf para için insan canını riske atanlarla Sayıştay raporlarında açık açık uyarmasına rağmen keyfine bakanların sorumluluğunu örtmek için ortaya atılan tabirleri biz kullanamayız. Bu bir cinayettir ve bu cinayetin hesabını elbette soracağız.

Öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, patlamanın meydana geldiği TTK Amasra maden sahasında açıklamalarda bulundu.

Bakan Dönmez, Amasra’da patlama meydana gelen maden ocağında işlemler bitinceye kadar kömür üretimine ara verildiğini bildirdi. Bakan Dönmez şu bilgileri paylaştı:

Yangınla mücadele devam ediyor. O alanı komple kontrol altına alabilmek için kapatma kararı alındı. Şu an baraj yapma işlemleri devam ediyor. Arkasından da azot ve gerekirse su ve diğer kimyevi maddeleri ocağa basma suretiyle kontrol altına alacağız. Sonrasında tesisin yeniden üretime hazırlanabilmesi için oluşan hasarların tespiti ve bunların tesis edilmesi vs. teknik işlemleri devam edecek. Bu işler bitinceye kadar da Amasra müessesemizde de kömür üretimine ara veriyoruz.

Bugün Adalet Bakanımız işletmemizi ziyarete geldi, kısa bir bilgi alışverişinde bulunduk. Başsavcılığımızın araştırma soruşturma ile ilgili tahkikat başlatılması söz konusuydu. Başsavcılığımız ve görevli arkadaşlara kimlik tespiti alanında görevler düşüyordu, çok seri hareket ettiler.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada patlamada yaralanan ve madende mahsur kalanlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Bozdağ şu ifadeleri kullandı:

“Yaralı işçilerimize acil şifalar diliyorum. Madende mahsur kalan işçilerimize ulaşmak, onları sağ ve salimen kurtarmak için çalışmalar devam etmektedir. Devletimiz, tüm imkan ve kabiliyetlerini seferber etmiştir. Madende mahsur kalan işçilerimizin sağ ve salimen kurtarılması hepimizin en büyük dileğidir. Patlamayla ilgi Amasra Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlatmıştır. Hadise bütün boyutlarıyla soruşturulacaktır,” ifadelerini kullandı.

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, patlamayla ilgili soruşturma başlattı. Başsavcılık, olayla ilgili 3 savcının görevlendirildiğini duyurdu.

Ayrıca, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı maden ocağında arama kurtarma çalışmaları sona erdi.

Paylaşın