Sancar: Kürt Sorununda Demokratik Çözümün Yolunu Açacağız

Partisinin Ankara İl Örgütü tarafından düzenlenen dayanışma etkinliğinde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu rejimden çıkışın tek yolu en geniş demokrasi birlikteliğini oluşturmaktır, güçlerimizi birleştirmektir. Bizler Emek ve Özgürlük İttifakıyla bunun çok önemli bir temelini attık ve şimdi bu ittifakı her alanda genişleterek büyük demokrasi ittifakına dönüştürmek için çalışmalar yürütüyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu rejim ve bu iktidar varlığını sürdürmek için savaş politikalarını son demine kadar kullanmak konusunda tereddüt etmeyecektir. Bizlerin de buna karşı demokrasi, eşitlik, adalet, emek, özgürlük ve barış mücadelesinde bir araya gelmekte bahaneler aramamamız lazım. Bahane ve gerekçe arama lüksümüz yok. Birleşik bir mücadeleyle en geniş ittifakı oluşturmak sorumluluğumuzdur. Bu dayanışma yemeğinden bu çağrıyı bir kez daha tekrar etmek istiyorum: En geniş demokrasi ittifakını kurmak için herkes fedakarlıkta bulunmalı, elinden gelenin fazlasını yapmalıdır. AKP-MHP rejiminin ve iktidarının bu sistemi kalıcı hale getirmesinin önüne geçmenin yolu buradan geçiyor. Eğer bunu başarabilirsek Türkiye’ye yeni başlangıcı da armağan edeceğiz. Bunu başarabilirsek, Kürt sorununda demokratik çözümün yolunu açacağız. Bunu başarabilirsek, eşit özgür emekten yana bir gelecek inşa etmenin temellerini atacağız”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Ankara İl Örgütü tarafından düzenlenen dayanışma etkinliğine katıldı. Sancar burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Bugün 4 Kasım. Arkadaşlarım bu yemeğin bugüne denk getirilmesinin sanki bir uygunsuz rastlaşma olduğu gibi bir duyguya kapılmışlar. Bence bu duyguya gerek yok. Buradayız, hep birlikteyiz, dayanışma halindeyiz. Rehin tutulan bütün yoldaşlarımıza bu dayanışma akşamından güçlü bir sevgi ve selam gönderiyoruz. Bir şey daha yapıyoruz. Bütün baskılarına rağmen, bütün oyunlarına rağmen dimdik ayakta olmakla kalmıyoruz, büyüyoruz ve güçleniyoruz. Bu da onlara dert olsun.

“Tek adam rejiminin kuruluşu 4 Kasım 2016 bir siyasi darbedir”

4 Kasım 2016 bir dönüm noktası olarak kaydedilmelidir. Ondan önce 6 Mayıs’ta dokunulmazlıklar Anayasa değişikliği ile toptan kaldırılmıştı ve o zaman benim de aralarında bulunduğu milletvekillerimiz hakkında davalar açılmıştı. Sonra 15 Temmuz, ardından 20 Temmuz OHAL ilanı ve sonrasında da 4 Kasım’daki siyasi darbe. Bir darbeler silsilesinin, yeni bir rejim inşa sürecinin en önemli darbesi 4 Kasım’dı. 4 Kasım 2016, yeni rejimi inşasının karşısındaki en örgütlü ve kararlı mücadele gücünün tasfiye edilme çabalarının devreye sokulmasıdır.

Bir siyasi darbeydi, ardından tek adam rejimini öngören anayasa değişikliğinin hazırlıkları başladı. Yine bu süreç içerisinde HDP etkisizleştirilmek istenirken, önlerindeki en güçlü bariyer olarak gördükleri bu örgütlü mücadele geleneğini tasfiye etmeye çalışırlarken, aynı zamanda OHAL şartlarını da devam ettiriyorlardı. Yani tek adam rejiminin kuruluşu esas itibariyle 4 Kasım 2016’da hız almıştır. O nedenle bu bir siyasi darbedir. Sadece demokratik siyaseti tasfiye etmeye yönelik darbeler silsilesinin sıradan bir parçası değildir, şimdi yaşadığımız bu rejimin inşa sürecinin de dönüm noktası olmuştur.

“Siyasi rehine olarak alınan bütün yoldaşlarımıza selam olsun”

4 Kasım akşamı o dönemki Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve çok sayıda milletvekili yoldaşımız ve başka arkadaşlarımız operasyonla gözaltına alındılar, tutuklandılar. Ama operasyonlar bununla sınırlı kalmadı. Tekrar o gün o operasyonla siyasi rehine olarak alınan ve bugüne kadar da içeride mücadeleyi bir an bile tereddüt etmeden sürdüren bütün yoldaşlarımıza selamlarımızı ve sevgilerimizi gönderelim.

“HEP’ten DEHAP’a partilerimizi kapatarak mücadeleyi bitirebileceklerini sandılar”

Bu yeni rejim, bir kayyım sistemiyle ilerleyecekti. Nitekim öyle oldu. Önce halk iradesi gasp edildi. Bu yeni rejim aynı zamanda vesayet sistemini yeni bir görünüm altında sürdürmeyi öngörüyordu. Öyle de oldu. 4 Kasım’da demokratik siyasete yapılan darbenin evveliyatı 1990’lara uzanıyor. Hatta 89’a. O günden bugüne bütün bu gelenekte yer alan partilere yönelik her türlü operasyonu denediler. Milletvekillerini ve yöneticilerini tutukladılar. Keyfice cezaevlerinde tuttular, hatta katlettiler. Partileri kapattılar. HEP’ten DEP’e, HADEP’ten DEHAP’a birçok partimizin bu şekilde kapatılması ve sindirilmek istenmesiyle mücadeleyi bitirebileceklerini sandılar ama öyle olmadı.

Tam tersi bir sonuç doğdu. Amaçları demokratik siyaseti bitirmek Türkiye’de Kürt sorununa demokratik çözümün esas kanallarını yok etmek, yani demokrasi ve özgürlük mücadelesini siyaset zemininde sürdürme imkanlarını ortadan kaldırmaktı. Ama demokratik siyasette ısrar devam etti ve bugünlere gelindi. Barış ve Demokrasi Partisinden, Demokratik Toplum Partisinden şimdi HDP’ye vardık, burada buluştuk.

Bütün o mücadeleden buraya akan güçlü nehirlerdir onlar. Şimdi HDP bu nehirlerin beslediği ve başka nehirlerle zenginleşen bir deniz olmuştur. Amacımız bunu Türkiye’nin bütün özgürlük, adalet, eşitlik ve demokrasi isteyen toplum kesimlerinin buluşacağı bir okyanus haline getirmektir. Bunu da bu mücadelede emek veren bütün o yoldaşlarımıza borçluyuz. Onlara minnetlerimizi ve saygılarımızı buradan bir kez daha dile getirelim.

“Özgür basın Ape Musa’dan devraldığı geleneği sürdürmekte kararlıdır”

Demokratik siyasette ısrar ve demokrasi mücadelesinde kararlılık. Kürt sorununa demokratik çözüm, Türkiye’nin bütününe çoğulcu, özgürlükçü ve eşitlikçi bir demokrasi mücadelesi. Bu mücadelede kararlılık asla ortadan kalkmadı. Asla üzerine gölge düşmedi, düşmeyecektir.  Bu rejim aynı zamanda özgürlüklere düşman bir rejim, doğası gereği özgürlükleri ortadan kaldıran bir rejim. Şimdi sansür yasasıyla, seçimlere yaklaşırken toplumu bir bütün olarak nasıl susturabileceğini hesaplayan bu iktidarın kurduğu rejim.

Bu iktidar en çok özgür basından korkuyor. Onun için haftalar önce 16 özgür basın emekçisini Diyarbakır’da gözaltına alıp tutukladılar. Geçen hafta da yine Mezopotamya Ajansı ve JİNNEWS’ın bürolarına baskınlar düzenlediler. Değerli basın emekçilerini, özgür basın mücadelesinin neferlerini tutukladılar. Burada da amaç özgür basını susturmaktır. Ama özgür basın, Ape Musa’dan devraldığı geleneği sürdürmekte kararlıdır. Bu aynı zamanda özgürlük mücadelesinde kararlılıktır. Onları da buradan selamlıyoruz.

“Şebnem Hoca bir siyasi rehinedir”

TTB örneğinde olduğu gibi, emek ve meslek örgütlerine yönelik operasyonlar da derinleştirilecek gibi görünüyor. TTB de bir geleneği temsil ediyor. 12 Eylül’de idama karşı çıkan, en zor şartlarda insan hakları ve halk sağlığı mücadelesini kararlılıkla yürüten bir örgüt bu. Bu aynı zamanda barış mücadelesinde ısrar ve inat demektir. Şebnem Hoca’nın savaş politikalarına karşı çıkışı tam da bu güzel ve zengin geleneği en iyi şekilde temsil ettiği için şimdi rehin olarak alınmıştır. O da bir siyasi rehinedir. Onun şahsında, ona yönelik bu kumpas örneğinde, bütün meslek örgütlerini sindirmek ve ellerinden gelirse buraya da kayyım atamak istiyorlar.

“Emek ve Özgürlük İttifakını büyük bir demokrasi ittifakına dönüştürmek için çalışıyoruz”

Buradan çıkışın yolunu göstermemiz gerekiyor. Bu rejimden çıkışın tek yolu en geniş demokrasi birlikteliğini oluşturmaktır, güçlerimizi birleştirmektir. Bizler Emek ve Özgürlük İttifakıyla bunun çok önemli bir temelini attık ve şimdi bu ittifakı her alanda genişleterek büyük demokrasi ittifakına dönüştürmek için çalışmalar yürütüyoruz. Bu rejim ve bu iktidar varlığını sürdürmek için savaş politikalarını son demine kadar kullanmak konusunda tereddüt etmeyecektir. Bizlerin de buna karşı demokrasi, eşitlik, adalet, emek, özgürlük ve barış mücadelesinde bir araya gelmekte bahaneler aramamamız lazım.

Bahane ve gerekçe arama lüksümüz yok. Birleşik bir mücadeleyle en geniş ittifakı oluşturmak sorumluluğumuzdur. Bu dayanışma yemeğinden bu çağrıyı bir kez daha tekrar etmek istiyorum: En geniş demokrasi ittifakını kurmak için herkes fedakarlıkta bulunmalı, elinden gelenin fazlasını yapmalıdır. AKP-MHP rejiminin ve iktidarının bu sistemi kalıcı hale getirmesinin önüne geçmenin yolu buradan geçiyor. Eğer bunu başarabilirsek Türkiye’ye yeni başlangıcı da armağan edeceğiz. Bunu başarabilirsek, Kürt sorununda demokratik çözümün yolunu açacağız. Bunu başarabilirsek, eşit özgür emekten yana bir gelecek inşa etmenin temellerini atacağız. O nedenle hepimiz üzerimize düşen sorumluluğun bilincine varmalı ve gözümüzü biraz da dünyaya çevirmeliyiz.

Avrupa’ya değil Latin Amerika’ya bakmalıyız. Son iki yılda Şili’den Arjantin’e, Meksika’dan Peru’ya ve Brezilya’ya 8 ülkede demokrasi ittifakları çoğulcu temelde kurulduğu için ve temel hedeflerde ortaklık oluştuğu için popülist sağ faşist rejimleri seçimlerde alt edebildiler. Bizler bunun zeminini toplumsal mücadele birlikteliğiyle atıyoruz. Seçimlerde de en geniş birliktelikle bu toplumsal mücadelenin ürünlerini almalıyız. Buradan taze örnek olduğu için Brezilya’daki toplumsal mücadelenin bütün öncülerine ve emekçilerine ve onların birleşik gücüyle kazanan başka Lula’a ya da selam olsun diyorum.

“Demokrasi ittifakını oluşturabilmenin turnusol kağıdı bu rejimden ayrılma iradesidir “

En geniş demokrasi ittifakını oluşturabilmenin turnusol kağıdı bu rejimden gerçekten ayrılma iradesidir. Kim ki bu rejimin savaş politikalarını, Kürt sorununda inkar, asimilasyon ve imhayı esas alan zihniyetini, başta Aleviler olmak üzere inançlara eşit yurttaşlığı hak görmeyen uygulamalarını, ayrımcılığını sürdürme niyetinde ise bu güçlerin mevcut iktidardan esasta bir farkı olmayacaktır.

Kürt sorununda demokratik çözüme var mıyız? Gerçekten özgür ve eşit bir geleceği kurmak istiyor muyuz? Yoksa içi boş itirazlarla sadece kendimizi rahatlatmaya mı çalışıyoruz? Bu soruların cevabı önümüzdeki dönemin ve gelecek yılların kaderini belirleyecektir. O nedenle diyoruz ki bu yol yüzüncü yılında Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturma yoludur. Emekten, özgürlükten, eşitlikten yana bir yaşam kurmanın yoludur. Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyeti inşa etmenin yoldur. Bunu da ancak birlikte başarabiliriz. Birlikte başaracağımıza inancımız tamdır. Herkes inansın. O zaman göreceğiz mutlaka kazanacağız, hep birlikte kazanacağız.”

Paylaşın

Demirtaş, ‘Kobani Davası’nda Savunmasını Kürtçe Yaptı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobani Davassı’nda savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş, “Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.” dedi ve ekledi:

“Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.”

Demirtaş, savunmasına, “Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz.

Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız” ifadeleriyle devam etti.

Kobani davasının 18. duruşma periyodunun 8. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi yargılanıyor.

Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

“Savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum”

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş’ın savunmasının Türkçesi şöyle:

“Bu celsede savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum. Öncelikle tüm arkadaşlarımı, avukatlarımızı ve salonda dayanışma için bulunan herkesi yürekten selamlıyorum.

Savcının mütalaasına karşı kısaca birkaç şeyi belirtmek istiyorum. Her periyotta altını çizdiğimiz bir noktayı tekrarlayarak başlayacağım. Bu yargılama baştan sona politik bir faaliyettir. İktidarın siyasi amaçları doğrultusunda yürüyen hukuk dışı bir faaliyetle karşı karşıyayız. Buna bir yargılama denemez. Hukukun zerresinin uygulanmadığı bir faaliyete dava ya da mahkeme de denemez. O nedenle, savcılığın mütalaasına da mütalaa değil, siyasi bir çarpıtma belgesi denebilir ancak. Biz de bu siyasi girişime elbette siyasi bir duruşla cevap verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.

Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.

“Ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyaseti”

Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz. Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız.

Bizi yüz binlerce yıl hapis cezasıyla tehdit etseniz de ömür boyu hapiste tutsanız da biz buraya HDP’li olarak girdik, HDP’li olarak çıkacağız.

“Fikirlerimizden dolayı rehin tutuluyoruz”

Hepimiz haksız ve suçsuz yere, açık bir kumpas neticesinde cezaevinde tutuluyoruz. Ben kendim için değil ama rehin tutulan arkadaşlarım için üzülüyorum. Her birimiz silahın, şiddetin, savaşın bitmesi ve onurlu bir toplumsal barışın gerçekleşmesi için uzun yıllardır siyasi mücadele yürütüyoruz. Ve hepimiz tümüyle ve sadece ama sadece fikirlerimizden, konuşmalarımızdan dolayı rehin tutuluyoruz.

Ancak tarihte binlerce örneği yaşandığı gibi bizim de fikirlerimiz hapsedilemez. Örneğin yolsuzluktan, hırsızlıktan, rüşvetten hapiste olsaydık çaldığımız malları beraberimizde hapse getiremezdik. Katil olsaydık cinayet silahını yanımızda hapse getiremezdik. Oysa bizim suç olarak görülen fikirlerimiz şa anda yanımızda kafamızın içindedir. Aramalarda bulunamıyor, x-ray cihazından geçtiğimizde sinyal vermiyor. Zaten suç unsuru olsalardı içeri getiremezdik. Çünkü saydığım gibi, suç unsurları cezaevlerine getirilemiyor.

Fikirlerimizi, ilkelerimizi kimse bizden alamadı, bundan sonra da kimse alamayacak. Bu kararlılığımızı sağlayan en temel nedenlerden biri de dünyanın dört bir yanındaki halkımızın, sürekli artan kararlı desteğidir. Bugüne kadar halka, halkın değerlerine, mücadelesine uygun şekilde hareket etmeye çalıştık, bundan sonra da aynı şekilde olacak.

“Savunma hakkına sınırlamayı kabul etmiyorum”

Mütalaayı bu gerekçelerle reddediyor, kabul etmiyorum. Tüm rehine arkadaşlarım açısından tutukluluk hali ağır bir ihlale dönüşmüşken heyetinizin savunma hakkımıza bir iki günlük sınırlama getirmesini de kabul etmiyorum.

Savunma sırası gelen ve hazır olan arkadaşlarımızın savunmaları bittikten sonra, en sonda savunma yapacağım. Tüm arkadaşlarımın tahliyesine karar verilmesini talep ediyor, herkese bir kez daha selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.”

Paylaşın

HDP, Partinin Eş Genel Başkanı Buldan’ın ‘Cumhuriyet’ Sözlerine Açıklık Getirdi

HDP Sözcüsü Ebru Günay, Pervin Buldan’ın grup toplantısında yaptığı konuşmada “Cumhuriyet’e yönelik sözlerine açıklık getirdi. Günay, Buldan’ın ‘cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurguladığını’ söyledi..

Haber Merkezi / Günay, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır” dedi ve ekledi:

“Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay’ın “Cumhuriyetle değil tekçi, inkarcı ve anti demokratik karakteriyle sorunumuz var” başlıklı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan, bu haftaki Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki âdemi merkeziyetçilik, çoğulculuk ve demokrasi fikriyatının terk edilerek devreye sokulan, kimlikleri ve inançları dışlayıcı ret ve inkâr politikalarının tarihsel süreç içerisinde yol açtığı toplumsal yaralara ve krizlere dikkat çekmiştir. Cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurgulamıştır.

Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır. Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.

Bu bağlamda Eş Genel Başkanımızın konuşmasında “Cumhuriyet yıkım projesidir” gibi bir ifade asla geçmemiş olmasına rağmen, bir takım çevreler sanki böyle bir ifade kullanılmış gibi sosyal medya üzerinden maksatlı, kötü niyetli bir saldırı kampanyası yürütmektedir. Bu çevrelerin amacını ve niyetini gayet iyi biliyoruz. Cumhuriyetin demokratikleşmesinden, HDP’nin demokratik cumhuriyet çağrısından, çoğulculuktan, toplumsal barıştan ve eşit yurttaşlıktan rahatsızlık duyan, korkan, tekçiliği dayatan ve bunu savunanlardır.

Siyasal muhalefetin bir kanadının da, konuyu anlamadan, dinlemeden, araştırmadan, sosyal medya üzerinden algı çalışması yürüten bir takım çevrelerin tuzağına düşerek, Eş Genel Başkanımızı ve partimizi hedef alan sözler kullanmasını iyi niyetli, samimi bir yaklaşım olarak görmediğimizi belirtmek isteriz.

Demokratik kamuoyu da bilmelidir ki HDP, cumhuriyetin demokrasiyle, adaletle ve barışla güçlendirilmesi gerektiği fikriyatını ısrarla ve kararlılıkla savunmaya ve bunun için mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz” demişti.

Paylaşın

AK Parti, Başörtüsü Teklifi İçin TBMM’de Grubu Bulunan Partileri Ziyaret Etti

AK Parti, başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifi için TBMM’de grubu bulunan partileri ziyaret etti. AK Parti heyetinde, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz yer aldı.

Adalet Bakanı Bozdağ, “Bu istişareler sonucunda ortaya çıkacak görüşleri tekrar değerlendirip teklife son halini vereceğiz. Çünkü hazır bir teklif götürmüyoruz” dedi.

MHP grubunu ziyareti sonrası açıklama yapan Bakan Bozdağ, “İlk görüşmemizi MHP ile yaptık. Kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi anayasada değişiklik çalışmalarını esasında Cumhur İttifakı ile birlikte daha önce değerlendirdik” dedi.

Daha sonra CHP grubunu ziyaret edip Grup Başkan Vekili Engin Altay ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ile bir araya geldiklerini aktaran Bozdağ, “Kendilerine anayasa değişikliği konusunda yaptığımız hazırlıklar konusunda bilgi aktarımında bulunduk. Anayasanın hangi maddelerinde değişiklik düşündüğümüzü paylaştık, bir de genel çerçeve üzerinde durduk ve kendilerinden bu hazırlık sürecine katkı vermelerini istedik” dedi.

CHP’den ‘başörtüsü’ için anayasa değişikliği teklifine ret

“AK Parti’nin hazırladığı anayasa değişikliği önerisinin içinde olmayacağımızı söyledik. Teklifi de gördükten sonra da değerlendireceğiz” diyen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, ziyarete ilişkin açıklamada şunları kaydetti:

“Bir anayasa değişikliği teklifi ile demeyeyim de önerisi ile geldiler. Bir hazırlanmış teklifle gelmediler. AK Parti’nin bu konudaki çerçevesini ortaya koydular. Anayasanın 24 ve 41. maddelerinde bir değişiklik düşündüklerini, bunu Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerle paylaşacaklarını ve mümkünse çalışmanın birlikte yapılmasını istediklerini söylediler. Bu konu; Sayın Genel Başkanımızın kadına özgürlük, kadının kılık kıyafetine özgürlük, kamuda özgürlük noktasında verdiği kanun teklifi sonrası gelişen bir konudur. Biz prensip olarak, Türkiye’de başörtüsü meselesinin bir mesele olmaktan çıktığını, öteden beri söyleyegeldik. CHP bakımından Anadolu’da karşılaştığımız kimi eleştirilere karşı bu konudaki samimiyetimizi ve dürüstlüğü ortaya koymak için Sayın Genel Başkanımız böyle bir kanun teklifini Meclis’e verdi, bizlerin de imzasıyla. AK Parti buna karşılık bir anayasa değişikliği önerdi.

Biz; temel hakların referandum konusu, anayasa konusu olmaması gerektiğini söyledik. Sadece bununla sınırlı olmayan bir anayasa değişikliğinin de seçime yedi ay kalmışken parlamentoda yapılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Yeni bir anayasa, yeni parlamentonun işi olmalıdır diye düşünüyoruz. AK Parti’nin çalışmaları birlikte olgunlaştıralım, son şeklini verelim önerisinin içinde olmayacağımızı da kendilerine belirttik. Kendileri daha sonra net bir taslak ortaya koyduklarında, o taslağı görerek de bir değerlendirme ayrıca yaparız. Özetle; AK Parti’nin gerçekleştirmek istediği bir anayasa değişikliği çalışmasının içinde olmayacağımızı sayın bakana ve heyete söyledik.”

‘Referandumu doğru bulmuyoruz’

AK Parti heyeti daha sonra HDP ve İYİ Parti gruplarını ziyaret etti; HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay, AK Partili kurmaylarla yaptıkları görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili bir ziyaretti. Henüz yazılı bir metin yok” ifadelerini kullanan Beştaş, AK Parti’nin teklifinin Anayasa’daki 24 ve 41’inci maddelere dönük olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sadece anayasanın 24 ve 41’inci maddelerinde yapılacak bir değişiklik olacağını, bunun kapsamını genel olarak paylaştılar. Biz de buna ilişkin tutumumuzu, Eş genel başkanlarımız ve MYK’la yaptığımız değerlendirme sonucunda kamuoyuyla paylaşıyor olacağız. Bugün sohbet ettik, uzun süredir tartışılan bir mesele neticesinde. Kıyafet özgürlüğüne dair, türbana dair, kadın haklarına dair bizim tutumumuz net. Buna ilişkin negatif tutumumuz olmadı ama böyle bir dönemde nasıl karar alacağımızı ilgili kurullarımızda karar vereceğiz.”

AK Partili kurmaylara doğrudan “evet” ya da “hayır” gibi bir yanıt vermediklerini, iktidar yetkililerinin pazartesi teklifin Meclis’e sunulacağını belirttiğini aktaran Beştaş, “Ondan önce bir görüşmemiz olur ve iletmiş oluruz görüşümüzü” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçeriğini kamuoyuna açıkladılar. 24’üncü maddede giyim kuşam ve türbanla ilgili değişiklik, diğerinde aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddede kadın ve erkek arasında evlilik birliğinin kurulacağına dair bir düzenleme düşünüldüğünü gelmeden de biliyorduk. Aynı sözleri bizimle de paylaştılar. HDP olarak bu konudaki tutumumuz hukuktan, evrensel hukuktan yanadır. Biz konusu hak ve özgürlükler olan bir olguda referandumu doğru bulmayız. İnsanların nasıl giyileceğine dair bir hakkı nasıl halka soralım? Zaten bu vazgeçilemez bir hak. Biz de hukuktan yana tutum alırız.”

Paylaşın

Buldan’dan ‘Kürt Sorunu’ Çıkışı: Yönetimler Değişse De Zihniyet Değişmiyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet değişmiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Toplum olarak bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Kürtçe ana dil hala yasak, vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi, bugün saray ve yargı vesayeti olarak devam ediyor.”

Buldan, konuşmasının devamında, “Kürt sorunu, ölüm döşeğindeki Kürt siyasi tutuklulardır, yasaklı Kürtçedir, belediyeye atanan kayyımlardır, torbaya konulan kemiklerdir, eşit yurttaşlık haklarının reddidir… İnsanlık suçlarına karşı cezasızlık politikalarıdır. Bir asırdır çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, Cumhuriyet’in demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel. Bu meselenin çözümsüzlüğü, diğer sorunların çözümünü de engelliyor.” ifadelerini kullandı:

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına Brezilya’daki seçimlerde Devlet Başkanlığı’nı kazanan İşçi Partisi’ni ve Lideri Lula Di Silva’yı tebrik ederek başlayan Buldan, “Sağın karşısında sola zafer kazandırarak dünyaya umut yayan Brezilya halkına buradan selamlarımı gönderiyorum” dedi. Buldan’ın açıklamaları şöyle:

“Cumhuriyetin 99’uncu yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki âdemi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm farklılıkların ret ve inkârına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan yüz yıllık bir yıkım sürecinden söz ediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmediği gibi bu dönemde aynı zihniyetin devam ettiğini görüyoruz ve toplum olarak bunun ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Şark Islahat Planı’nın, Umumi müfettişliğin yerini kayyım gaspı aldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 2 Mart darbe mantığının yerini AKP-MHP ittifakının HDP’ye yönelik 4 Kasım ve 19 Ağustos kayyım darbeleri aldı. Kürtçe anadil hala yasak, vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi. Bugün Saray ve yargı vesayeti olarak devam ettirilmektedir.

Cezaevi gerçeği ortadadır. Sağlık durumu iyice kötüleşen Aysel Tuğluk arkadaşımız, halkımızın, bizlerin, kadınların ve demokratik kamuoyunun mücadelesi sonucu tahliye oldu. Çok açık söyleyelim bu gecikmiş bir tahliyedir. Ömrünü mücadeleye adamış değerli siyasetçimiz Aysel Tuğluk arkadaşımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve sağlığına bir an önce kavuşmasını temenni ediyorum. Buradan kendisini kucaklıyorum.

İşte Kürt sorunu tam da budur. Ölüm döşeğindeki Kürt siyasi tutuklulardır. Yasaklı Kürtçedir. Kürt’ün seçtiği belediyelere darbeyle atanan kayyımlardır. Torbaya konulan kemiklerdir. Tahrip edilen mezar yerleridir. Evrensel hukuktan doğan eşit yurttaşlık haklarının reddidir. Kürt sorunu; işkenceye, insanlık suçlarına, katliamlara karşı cezasızlık politikasıdır. Evet, bir asırdır çözümsüz bırakılan Kürt sorunu cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel olarak güncelliğini korumaya devam etmektedir. Bu meselenin çözümsüzlüğü Türkiye’nin diğer bütün sorunlarının çözümünü de engellemektedir.

Güvenlikli poltikalar

Bu gün açlık sınırı 7 bin 425 TL, yoksulluk sınırı 24 bin TL bandına gelmişse eğer, bu ülke adeta bir yoksulluk cumhuriyetine dönüşmüşse sebebi, kaynakların güvenlikçi politikalara, talana ve ranta harcanmasıdır. Sebep, demokrasi yoksunluğudur. Güvenlikçi politikalarla yolsuzluklar arasında doğrudan bir bağ vardır. İktidarın çözüm sürecini bitirdiği 2015’ten bu yana son 7 yılda yaşanan yolsuzluklar neredeyse cumhuriyet tarihinde yaşananlarla eş değer düzeydedir. Beka lafı bir kılıftır, asıl oyun büyük rant etrafında dönmektedir. İşte bu politikanın sonuçlarını toplum olarak açlık, yoksulluk, yüksek zamlar ve sefalet olarak hep birlikte yaşamaktayız.

Hakikatin üzerini örtebilmek için de her gün baskı ve şiddet politikasına, yalan propagandasına yöneliyorlar. Şebnem Hocayı tutukladılar. Hakikati cesaretle dile getirdiği için. Şebnem Hocanın durduğu yer, tam da hakikatin yanıdır. Demokrasinin yanıdır. Barışın ve birlikte yaşamın yanıdır. Kısacası savaş karşıtlığının yanıdır. Demokrasiden ve toplumsal barıştan yana olan herkesin duracağı yer de Şebnem Hocamızın yanıdır. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyor ve kucaklıyorum.

Yine tam da bu süreçte Mezopotamya ve JinNews çalışanı gazetecileri, kadın muhabirler ağırlıklı olmak üzere tutukladılar. Hakikati yazdıkları için. Tutuklama, halkın haber alma özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Bu ülkenin ihtiyacı, hakikatin gereğini yerine getiren gerçek gazetecilerdir. Saray’ın talimatının gereğini yerine getiren bağımlı kalemler değildir! Tutuklanan gazeteciler, Özgür Basın’ın onurudur. Demokrasinin onurudur! Buradan hepsine kucak dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum.”

Sizin değerli kaleminiz tarihin onurlu sayfasını yazmaya devam edecektir. Kaleminize kelepçe vuranlar ise tarihin karanlık sayfasında anılmaya devam edecektir. Ve bugün görüyoruz ki, Apê Musa’yı katleden zihniyetin fikriyatı iktidardadır. Ama bu zihniyet de bilsin ki, Musa Anterlerin, Mehmet Sincarların, Vedat Aydınların fikriyatı ve mücadele mirası da bizim haritamızdır, rehberimizdir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Onlar, baş eğmedi! Geri adım atmadı! Biz de asla geri adım atmayacağız. Zulmünüz karşısında asla boyun eğmeyeceğiz!

Yeni yüzyılda inkarı devam ettirmek istiyorlar

Şebnem Hocanın ve özgür basın çalışanlarının tutuklanması tam da cumhuriyetin 99’uncu kuruluş yıldönümüne denk getirildi. Bu bir tesadüf değil. Verilen mesaj çok açık ve net olarak anlaşılıyor. Ret ve inkâra devam edeceklerinin sinyalini veriyorlar. Yani bir yüzyıl daha böyle sürdürmek istiyorlar. Ama bunu bir takım demokrasi söylemleriyle ambalajlayarak topluma sunuyorlar. AKP’nin Genel Başkanı ‘Türkiye yüzyılı’ adı altında seçim propagandası içeren bir konuşma yaptı. İki gün önce yaptığı o görsellikte. Hukukun üstünlüğünden, çoğulculuktan, hakkaniyetten, inkâr ve kutuplaştırma yerine kucaklama, nefret yerine sevgi siyasetinden söz etti. Sadece bunu dinledik.

Her bir vatandaşın özgürlüklerinin teminat altına alınacağını söyledi AKP Genel Başkanı. Sormak istiyoruz. Acaba bu söylediklerine kendisi inanıyor mu gerçekten? Mesela herkesi eşit vatandaş olarak görüyor mu? Mesela hukuka inanıyor mu? Hukukun üstünlüğüne inanıyor mu? İnkârı bitirmek mi istiyorsunuz? Buyurun hemen tecridi sonlandırarak buradan başlayabilirsiniz! Madem özgürlüklerden yanasınız buyurun, haksız hukuksuz tutuklanan, rehin alınan binlerce insanın özgürlüğünden başlayalım! Hakkaniyetten, çoğulculuktan yanaysanız buyurun önce tekçiliğe bir son verin. Tüm ayrımcılıkları kaldıralım, tüm kimlik ve inançlar arasındaki eşitliği sağlayalım. Var mısınız? Gerçekten buna var mısınız, var mı cesaretiniz ve bunu yerine getirecek yüreğiniz? Olmadığını biliyoruz sizde ne o cesaret ne o yürek ne kararlılık var.

Tabi bu söylediklerine inanmadıklarını her gün sayısız örneklerle göstermeye devam ediyorlar. Bunları söylerken, gazeteciler cezaevinde tutuklu. Binlerce siyasetçi, seçilmiş cezaevinde rehin. Hani özgürlükler teminat altına alınacak diyor ya bu örnekleri veriyoruz. Yaptıklarınız ortada. Zihniyetiniz meydanda. Sizin zihniyetiniz geçen yüzyılın zihniyetidir. Eski zihniyetten hiç yeni bir şey çıkmayacağını biliyoruz, bir kere tabiatın kuralına aykırıdır bu! Yüzü, vesayete, yasaklara, inkâra, baskıya, adaletsizliğe dönük olanların gelecek yüzyıl vizyonu olmaz, olamaz. Yüzleşme ve adalet olmadan yeni bir yüz yıl hiç olmaz!

İktidarın yüzyılında Kürtler, Aleviler yok

Yeni yüz yıldan söz edenlerin önce yüzünün olması gerekir! Kırmadık, dökmedik, tahrip etmedik bir şey bırakmadılar. Kendine ve yandaşlarına yeni bir yüz yıl hayali kuruyorlar! Buna da 85 milyonu inandırmaya çalışıyor. Buradan söylüyorum: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, inanç ve kimlikler, ezilenler, yoksullar, kadınlar, gençler, emekçiler yok. Demokrasi, özgürlük, adalet ve toplumsal barış yok. Bunların yüzyılında tekçilik var. Tecrit var. Rant var, kutuplaştırma var, ekonomik kriz var, yozlaşma ve çürüme var. 5’li çeteler var. Yolsuzluklar var. Kadın ve Kürt düşmanlığı var. Emek sömürüsü var. Var da var. Biz biliyoruz ki tekçiliği, talan sistemini, çözümsüzlük ve bastırma siyasetini ikinci yüzyıla taşımak istiyorlar. İşte burada duracaksınız. Biz b uraya bir nokta koyuyoruz.

Bu iş öyle sizin sandığınız gibi kolay değil. Bu ülkeyi mahvettiniz! Bu ülkeyi açlığın yokluğun sefaletin içine soktunuz, cezaevlerini toplama kamplarına çevirdiniz. Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmediniz. Şimdi kalkmış ikinci yüzyıl diye 85 milyonu kandırmaya çalışıyorsunuz. Bir yüzyıl daha böyle devam etmeyecek. Buradan topluma söz veriyoruz. Çünkü ne toplum eski toplumdur! Ne Kürtler eski Kürtlerdir. Ne de bu coğrafya eski coğrafyadır.

Ne de dünya eski dünyadır. Bu gidişat değişecek ama Türkiye halklarının mücadelesi ile değişecek. İkinci yüzyılın aktörü siz değilsiniz. Türkiye halkları olacak. Asıl kurucu ve belirleyici güç halklardır! Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır. Kadınlardır, gençlerdir, emekçilerdir, ezilenlerdir.

Bakın! Rojava’da halkların demokratik birliği ve dayanışması büyük demokratik kazanımları beraberinde getirdi. Orada ortak bir demokratik gelecek şekilleniyor. Bugün aynı zamanda 1 Kasım Dünya Kobanê Günü. Buradan tüm direnen Rojava halklarını, ‘Jin Jiyan Azadî’ diyen tüm kadınları selamlıyor ve 1 Kasım Kobanê Günü’nü kutluyorum. Bu dayanışma ruhu tüm halkların mücadelesine ışık tutmaya devam edecektir.

İkinci yüzyılı büyük kazanıma dönüştüreceğiz

Yine Jîna Eminî için İran başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde büyüyen kadın direnişi, kadınların ve halkların kendi geleceğini belirleyecek temel güç olduğunu bizlere göstermektedir. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet, barış ve emek mücadelesini çökertemediniz. Bu mücadele etrafında kenetlenen milyonların yürüyüşünü engelleyemediniz. İşte bu gücü ikinci yüzyılın en büyük kazanımlarına dönüştürmekte sonuna kadar kararlıyız. Bundan geri dönüş yoktur, olmayacaktır da.

AKP Genel Başkanı ‘Gelin darbe anayasasından ülkeyi kurtaralım’ dedi biliyorsunuz. Demokratik siyasete, demokratik hak taleplerine, yerel yönetimlerimize, basına karşı darbe yapmaktan geri durmayanlar kendileridir. AYM ve AİHM kararlarına uymayanlar, tanımayız diyenler yine kendileridir. Sonra da darbe anayasasından kurtulalım diyorlar. Buna söylenecek söz; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur.

Bakın. 3 gün sonra HDP’ye yönelik 4 Kasım darbesinin 6’ıncı yıl dönümü. Buradan Sevgili Figen Yüksekdağ’a, Selahattin Demirtaş’a, Gültan Kışanak’a, Sebahat Tuncel’e, İdris Baluken’e, Selçuk Mızraklı’ya, Bekir Kaya’ya cezaevindeki tüm siyasi tutuklulara selamlarımızı ve sevgilerimizi gönderiyorum. 6 yıldır, darbelere, kumpaslara, komplolara, katliamlara karşı direnen, mücadele yürüten, umudu ve cesareti her gün büyüten bir HDP var.

Dört duvar arasına sıkıştırmaya çalıştığınız HDP, tüm çökertme politikalarınıza rağmen, siyasette de, sokaklarda da, meydanlarda da, parlamentoda da demokrasinin temel gücü olmaya devam edecektir. İşte bu nedenle biz de iktidara diyoruz ki, asıl sorun sizin bu darbeci zihniyetinizdir. Bu ülkeyi darbe anayasasından da, darbeci zihniyetlerden de asıl bizler kurtaracağız. Darbecilerin izinden gidenler değil, demokrasi yolunda yılmadan cesaretle yürüyenler yarınların sahibidir. İnanın ki, ikinci yüzyılın en muhteşem gelişmesi, bu iktidarın gidişi olacaktır! Kendilerini de, zihniyetlerini de göndereceğiz! Buradan Türkiye halklarına sözümüz olsun. Çoğulcu, demokratik, eşitlikçi yeni bir anayasanın da, ortak, eşit ve özgür geleceğin de gerçek sahibi halklardır, kadınlardır, HDP’dir, demokrasi ve emek güçleridir.

Diyalog ve müzakere yeni bir yüz yılı taçlandırır

Buradan bir kez daha vurguluyorum; içinde Kürt sorununun çözümünün olmadığı bir yüzyıl geriye gitmekten asla kurtulamaz. O yüzden, diyoruz ki, ileriye gitmenin, ilerlemenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer. Çatışmacı siyaset ve ağır tecrit geriye götürür hem de yüz yıl geriye. Diyalog ve müzakere ise yeni bir yüz yılı taçlandırır. Demokrasi güçleriyle, özgürlük talep eden kadın mücadelesiyle, onurlu ve adil bir yaşam isteyen emekçilerle ve adalet talep eden milyonlarla bunu başarma konusunda sonuna kadar kararlı olduğumuzu belirtmek isterim. Ama önce bu çözümsüzlük zihniyetini göndererek işe başlayacağız. HDP işte bu onurlu mücadele koalisyonundan, yüzyıllık soruna karşı yüzyıllık yeni bir yaşam tasavvurundan güç almaktadır.

Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir. HDP, Kürt sorunun demokratik çözümü ve savaş, yok etme ve yıkıma karşı barışın inşa edilmesi konusunda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır. Sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin sorunlarını ve kaygılarını dikkate alan yapıcı bir rol üstlenmeye hazırdır. HDP’nin bu yapıcı ve müzakereci siyaseti bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının ortak çözüm yoludur.

Temel hedefimiz bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir. Acil demokrasidir, acil barıştır, acil adalettir. Tam da bunun için, bu ülkenin bütün kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle ortak kurucu bir iradeyi oluşturarak, hep birlikte büyük demokrasi ve güçlü toplumsal barış fikriyatı etrafında birleşmeyi sağlamak istiyoruz. Bunun için siyaset yapıyoruz bunun için varız. Demokratik cumhuriyet için büyük koalisyonu tam da oluşturma zamanıdır.

Faşizmin ve sömürünün hegemonyasına karşı güçlü demokrasi hamlesini hep birlikte gerçekleştirme zamanıdır. Ne mevcut talan düzeni, ne de bunun restore edilmiş yamalı hali. Bunların hiç biri halklarımızın ihtiyacını asla karşılamaz. Türkiye toplumunun ihtiyacını asla karşılamaz. İçi; demokrasiyle, barışla, adaletle, eşitlikle, hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle, güçlü yerel demokrasiyle, sivil, demokratik yeni bir anayasayla başta anadil hakkı olmak üzere evrensel eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla doldurulan yeni bir demokratik sistemden, eşitlikçi yeni bir düzenden söz ediyoruz.

Kadınlar için sokakları özgürleştireceğiz

Emekçiler, ezilenler, yoksullar, işsizler için bir sömürü cehennemine dönüşen bu sistemden mutlaka kurtulacağız. Yeni bir çalışma yaşamını hep birlikte inşa edeceğiz. Kadınlar için tehdit olan sokakları özgürleştirecek, onların şiddete karşı savunmasının yasal dayanaklarını güçlendireceğiz. Gençlerin sadece geleceklerini değil, bugünlerini de mutlu ve umutlu yapmak en önemli önceliğimiz. Onlarla omuz omuza bunu inşa edeceğiz. Gençlere sözümüz olsun. Başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının haklarının anayasal güvenceye kavuşturulduğu eşit yurttaşlık ülkesini inşa edeceğiz.

Doğa katliamlarına, ranta, talana karşı yaşam alanlarımızı koruduğumuz bir ülkede yaşamak hepimizin hakkı. Bunu birlikte başaracağız. Kürt sorunu dâhil tüm sorunlarımızın çözümü için diyalog, demokratik müzakere ve demokratik uzlaşı yöntemini bu ülkenin çözüm yolu haline mutlaka dönüştüreceğiz. Bu demokratik düzeninin kurulması için hem parti olarak hem de ittifaklarımızla birlikte mücadele ortaklığımızı büyüterek ilerlemeye devam edeceğiz.

HDP’nin açtığı ‘Üçüncü Yol’da birleşelim

Buradan tüm topluma çağrıyı sorumluluk olarak yerine getirmek istiyorum. Gelin hep birlikte bu ortak ilke ve hedeflerde gücümüzü birleştirelim. Birlikte yürüyelim. Zoru birlikte başaralım! Ülkeyi gerçek bir demokratik cumhuriyet ortamına hep birlikte taşıyalım. Bir dönemi kapatalım ve yeni aydınlık bir dönemi hep birlikte başlatalım! Çok sesli ülkenin çok renkli kimlikleri, halkları olarak, tekçiliği tarihe gömelim.

Evet, seçimlere de bu mücadele hedef ve stratejimizden aldığımız güçle hazırlanıyoruz. Ve dünde kalmak, dünü bir daha yaşamak istemeyen, yeni bir geleceğe adım atmak isteyen her bir yurttaşımıza diyorum ki, yeni, güzel ve umut dolu bir yarını, yarınları hep birlikte oluşturabiliriz. Gelin HDP’nin açtığı 3’üncü yolda birleşelim. HDP’de güçbirliğini en kısa zamanda oluşturalım. Yarınların birliğini, umudun birliğini HDP’yle sağlayalım. Hepimizin yolu açık olsun, Hızır hepimizin yoldaşı. Allah yardımcımız olsun.”

Paylaşın

HDP, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Belirleme Çalışmalarına Hız Verdi

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin isimler konuşulurken HDP’nin  adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kurduğu iddia edildi.

AK Parti ve MHP’nin ana omurgasını oluşturduğu Cumhur İttifakı, adayını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olarak açıklarken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa ise henüz adayını duyurmadı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek‘in haberine göre; Emek ve Özgürlük İttifakı adı altında üçüncü ittifakın kuruluşunu ilan eden HDP’de, cumhurbaşkanı adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kuruldu.

Edinilen bilgiye göre, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın yanı sıra eski Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen’in adı tartışılırken tabanda, kadın aday gösterilmesi talebi de öne çıktı. Kadın aday adayları arasında Eş Genel Başkan Pervin Buldan öne çıkıyor.

Bu konuda önce diğer muhalefet partileri ile görüşüleceği, ortak aday üzerinde anlaşmaya varılamaması halinde ittifak komisyonunun üzerinde uzlaşıya vardığı ismin aday olarak gösterilmesi kararlaştırıldı.

Kapatma davası

Bir yandan seçimler için pozisyon belirleme çalışmalarını sürdüren HDP, diğer yandan kapatma davasına karşı çalışmalarını sürdürüyor. Dosyaya sunulan yeni deliller için ek savunma süresi talep eden parti yönetimine AYM tarafından 26 Kasım’a kadar süre verildi.

Parti yönetimi ayrıca olası kapatma kararına karşı B planını da hazırlıyor. Bu kapsamda, 41 ilde örgütlenme çalışmasını tamamlayan ve kongresini toplayan Yeşil Sol Parti’nin alternatif parti olmasına artık kesin gözüyle bakılıyor.

Yeşil Sol Parti, son kongresinde genel başkanlık düzeyini ifade eden eş sözcülük makamına eski HDP İstanbul İl Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile eski HDP PM Üyesi İbrahim Akın seçildi. Aynı kongrede partinin logosu da HDP logosuna benzetilerek yenilendi.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Cumhuriyet Fikriyle Ve Modeliyle Bizim Sorunumuz Yok

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak” dedi ve ekledi:

“Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeniden TV Youtube kanalında Ayşegül Doğan’ın sorularını yanıtladı. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidar seçimlere muhalefeti susturarak, toplumu sindirerek girmek istediğini her vesileyle gösteriyor. Sansür yasası bunun son adımlarından birisiydi. Seçimler yaklaştıkça iktidar etkili muhalefeti susturmayı hedefliyor. Bu iktidarın en temel sütunu savaş politikaları. Bu savaş politikalarıyla hem içeride Kürt sorununa askeri yaklaşım, hem de bölgede askeri operasyonlarla bu konuyu sıcak tutmak istiyor. Bunun da iktidar açısından anlaşılır yanları var. Bu şekilde kendi tabanını konsolide edeceğini varsayıyor, öte yandan muhalefeti bu yolla ayrıştırmanın daha kolay olduğunu öngörüyor. Milliyetçi duyguları kabartarak seçimlere bu şekilde gitmek niyetinde. Böyle olunca da savaş politikalarıyla ilgili en fazla ses çıkaran, en eleştirel yaklaşan, haber ve hakikat peşinde olan gazeteciler susturulmak isteniyor.

Tutuklananlar Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in basın mensupları. Bunlar iktidarın özellikle savaş politikaları konusunda her vesileyle ve her imkânı zorlayarak haber yapan gazeteciler, bu da iktidarın “aşil topuğu.”

Kendi etrafında bir devlet mutabakatı oluşturmayı hedefliyor iktidar. Yani devletçi bir mutabakatı muhalefete de bir şekilde empoze ediyor. Çeşitli vesilelerle kritik meseleleri bir devlet ve beka sorunu haline getiriyor. Muhalefet de devlet-devletçilik söz konusu olduğunda ya çok temkinli davranıyor ya suskun kalıyor, Şebnem Korur Fincancı hocamızın örneğinde de böyle oldu. İktidar bir oyun sahası çiziyor ve bu oyun sahasına çok kritik noktalar yerleştiriyor, bu kritik noktalara muhalefetin itiraz etmeyeceğini biliyor veya varsayıyor ve genellikle bunda yanılmıyor; muhalefet iktidarın devletçi mutabakat çerçevesinde çizdiği konularda onun sahasını terk edemiyor.

“Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı”

Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak. Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek.

“Türkiye Yüzyılı toplantısına davet gelseydi de katılmazdık”

İktidarın en fazla saldırdığı, düşmanlaştırdığı, kriminalize etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı partiye davetiye göndermemesi de çok normal. “Türkiye Yüzyılı” adı altında yapılan şey AKP’nin seçim kampanyasının startıydı, bizim seçim kampanyası startında işimiz olmaz. Böyle bir davet gelseydi de katılmazdık. “Türkiye Yüzyılı” adı altında demokrasiye dayalı bir vizyon sunması mümkün değildi iktidarın, olmadı da zaten. Sadece bazı sloganları tekrarladı, bazı hayalleri yeniden ambalajlamaya çalıştı. Oysa bu AKP’nin seçim kampanyası startından başka anlam taşımıyor. “Kutuplaştırma olmayacak” diyor ama bunu dediği anda Kürt gazeteciler, Şebnem Korur Fincancı tutuklanıyor ve yoğun bir nefret söylemi, düşmanlaştırma, yalan, dezenformasyon kampanyası yürüyor.

“Bu şartlarda yapılacak Anayasa 12 Eylül’den geri olur”

Yeni anayasa talebini, hedefini ortaya atıyorlar, yeni de değil, bir süredir yapıyorlar. Takip edebildiğimiz kadarıyla AKP içinde “nasıl bir üslupla, dille yeni kampanyayı oluşturalım” gibi bir tartışma var. Yani “biz kutuplaştıran dili değil, demokrasiye vurgu yapan dili öne çıkaralım” diyenler vardı. Bu da propaganda tekniğidir. Yeni anayasa da bu propaganda tekniğinin bir parçasıdır.

AKP başkanlık sistemi hedefini zaten önüne koymuş durumda, Anayasa’yı da buna göre değiştirdi. Bir anayasa sivil, özgürlükçü, demokratik olacaksa ancak sivil, demokratik ve özgürlükçü bir ortamda bu mümkün olabilir.

Anayasalar yapıldıkları dönemin ve şartların ruhunu taşırlar. 12 Eylül o dönemde yapıldı, onun ruhunu taşır elbette. Yeni anayasa konusunda bizler görüş belirttiğimizde bu görüşler suç haline getirilecekse bu anayasa nasıl özgür bir anayasa olsun? Erdoğan’ın dile getirdiği Yeni anayasa hedefi seçim taktiğidir. Halkın katılımını sağlamadan, bütün muhalefeti kapsamadan demokratik bir anayasa yapılamaz. Bu şartlarda yapılacak anayasa 12 Eylül Anayasası’ndan daha ileri olmaz, daha geri olur.

“Vesayet rejimi değil, vesayetçiler değişti”

AKP kaldırdığını iddia ettiği vesayetin yerine bambaşka bir vesayet sistemi kurdu. 12 Eylül rejimini paranteze alalım, vesayet döneminde bile olmayan kayyum uygulamasını getirdi, KHK’lerle kamu yönetimini biçimlendirme ve insanları işlerinden etme uygulamalarını getirdi. Yani yeni bir vesayet sistemi kurdu. Tek adam rejimi dediğimiz şey bizatihi bir vesayet rejimidir; kurumlar üzerinde, yargı üzerinde ve parlamento üzerinde vesayet yoğun bir şekilde devam ediyor. Vesayet rejimi özü itibariyle değişmiş değil, vesayetçiler değişti. Bugünkü rejim bir vesayet rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması yerine onları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığa bağlamak istiyorlar mesela. Yani bütün cemevlerini vesayet altına almak istiyorlar. Kimin vesayeti? Kendi vesayeti. Cumhurbaşkanının bizatihi kendisinin kurduğu vesayet sisteminin altına almak istiyor.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Başörtüsü üzerinden başlamış bir tartışma var. Biz şunu söyledik, başörtüsüyle ilgili varsa şu an yasaklayıcı, engelleyici hükümlerin kaldırılmasına itirazımız yok bizim. Tam tersine bu yapılabilir. Bir anayasa değişikliğiyle bunu yapmak istiyorsanız da şartımız şudur: Her türlü inancın, kimliğin ve anadilinin eşit kabul göreceği kuvvetli ifadeleri anayasaya sokmak. Yani bu meseleyi tam bir eşitlik ilkesi üzerine kuralım. Bütün kimlikler ve inançlar eşit olsun, devlet de onların kendilerini gerçekleştirmesini sağlamakla yükümlü olsun. Dolayısıyla sadece başörtüsüyle sınırlı bir düzenlemeyi biz kabul etmeyiz. Yani başörtüsü üzerinden getirilecek bir anayasa değişikliği teklifine bizim herhangi bir şekilde evet dememiz, bu teklifi, bu çerçevede kaldığı sürece tartışmamız söz konusu olmaz.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Ortak aday fikriyle ilgili stratejimiz devam ediyor. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve ilkeler ile geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanırsa muhalefetle ortak aday konusunda bir görüşmeye ve tartışmaya açık olduğumuzu defalarca söyledik. Ama bu sözlerimiz hep başka yere çekildi. Sanki HDP Altılı Masa’ya çağrı yapmış ve oturmuş bekliyor gibi. Ama biz bir yandan bu çağrımızı yaparken öte yandan kendi çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Yani bu çağrı kabul görsün, hele bir bekleyelim halinde değildik.

Seçim süreci artık başlamış sayılıyor. Seçim Koordinasyonumuzu kurduk. Seçim Koordinasyonumuz şimdi bizim kendi adayımızın niteliklerini belirleme ve bu niteliklere uygun bir isim arama çalışmalarını da başlattı. Şimdi yaptığımız şey artık nitelikleri açıkça ilan ederek, buna uygun isim arayışını kurumsal olarak başlatmak. Bunu yapıyoruz şimdi. Ama stratejimizin de özü devam ediyor. Biz sonuna kadar diğer partilerden cevap beklemek için oturup çalışmalarımızı askıya alacak değiliz, yapmadık da bunu zaten. Amacımız Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe giden yolda en geniş kesimleri kucaklayacak bir isim bulmak olacaktır.

Biz diyoruz ki, biz adayımızı çıkaracağız fakat adayları ortaklaştırmak ya da ortak adayda buluşmak için açık müzakere ve doğrudan diyalog ile ilkeler ve geçiş süreci üzerinde mutabakat stratejimiz devam edecek. Bizim şu an aldığımız karar budur. Gelişmeler başka bir şey ortaya çıkarırsa oturup değerlendiririz.

“Demirtaş’la fikir farklılığı var, ayrılık yok”

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla iletişim hiçbir zaman kopmadı, aksamadı da. Düzenli bir iletişim var kendisiyle parti yönetimi arasında. Hem bizim MYK adına görevlendirdiğimiz bir arkadaşımız bu iletişimi sağlıyor, doğal olarak kendisi de bazen avukatlarıyla görüş iletiyor. Biz de kendisine önerilerimizi, fikirlerimizi söylüyoruz. Onun gönderdiği önerileri de alıp, değerlendiriyoruz. Bu konuda bir sorun yok.

İkincisi, Demirtaş’la her konuda fikir birliği içinde olmamızı beklemek de doğru değil, gerekli değil. Çünkü HDP çoğulcu bir parti ve partinin kurullarındaki tartışmalarda da farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. HDP’de karar mekanizmaları şöyle işliyor: Herkes görüşünü söyler, tartışılır, sonuna kadar tartışılır ve bu tartışmalar bir mutabakatla sonuçlanır. Bu mutabakata bağlılık ve bu mutabakat üzerine kurulan siyasetleri sahiplenmek HDP’yi bir arada tutan çimentodur. Biz bu süreci böyle işletiyoruz.

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda bazı konularda bazen fikir farklılıkları olur, oluyor, doğaldır; ama daha önce de söylediğim gibi, ayrılık cezaevi duvarlarından oluşuyor. Sorun yok, fikir farklılıkları var; ayrılık yok. Fikir farklılığını soruna dönüştürmek için sürekli köpürten çevreler var. Bunu açıkça söylemem lazım. Demirtaş’tan gelen bir açıklamanın hemen HDP’yle ayrılık anlamına geleceği şeklinde yorumlandığı çok sayıda spekülasyonla karşılaşıyoruz. Biz de Selahattin arkadaşımız da buna karşı dikkatliyiz.

Öcalan’la görüşme talebi

Başvuru talebimizin üç temel hedefi var. Birincisi, savaş politikaları bu kadar yaygınlaşırken ve bunların yarattığı tahribatlar bu kadar derinleşirken, bizim çözüm ve barış için adım atma, çalışmaları derinleştirme sorumluluğumuz var. İmralı’da Öcalan’la görüşme isteğimizin bir nedeni bu. Biliyoruz ki kendisi geçmişte Kürt sorununun demokratik çözümü ve barışa ulaşma konusunda önemli rol oynadı. Bu herkesin malumu. Bunu saklamanın, konuşmamanın kimseye faydası yok.

İkinci hedefimiz, iktidar İmralı üzerinden manipülasyonlar yapma çabası içine giriyor zaman zaman. Yandaş medyada ve iktidara yakın yazarların köşelerinde Öcalan’a atfen bazı değerlendirmeler yapılıyor. İma şu: İçeride Öcalan’la görüşme var, bu görüşmelerden de şöyle şöyle sonuçlar çıkabilir. Bu manipülasyonu farklı çevrelere yaydığı bir de spekülasyon havası var. İktidar dışında kalan çevrelerin bir kısmı da iktidarın bu manipülasyonundan etkilenerek spekülasyonlara giriyor. Biz de diyoruz ki, iktidarın manipülasyon, farklı çevrelerin spekülasyon döngüsünün önüne geçmek istiyoruz. Bunun da yolu kendisiyle doğrudan görüşmek. HDP olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz.

Üçüncüsü de tecrit. Mutlak tecrit iç hukuka da uluslararası hukuka da aykırıdır. Bunun hukuksuzluğuna da dikkat çekmek bu başvurumuzun amaçlarından.”

Paylaşın

CHP Ve HDP’den ‘Cemevleri Düzenlemesi’ne Şerh

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cemevleri düzenlemesini de içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülecek olan torba kanun teklifine şerh düştü.

AK Parti’nin Meclis’e getirdiği, ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda önümüzdeki günlerde görüşülmeye başlanacak olan kanun teklifine göre, Cemevlerinin elektrik ve su giderleri kamu bütçesinden karşılanacak. Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ile de Cemevlerinin il ve ilçelerde mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla yapılabilmesi öngörülüyor. Komisyonda kabul edilen düzenlemeler arasında 14 Ekim’de Bartın Amasra’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına yönelik destek paketi de yer aldı.

Genel Kurul’da görüşülecek kanun teklifine CHP ve HDP şerh düştü. CHP, düzenlemenin “yaklaşan seçimler dolayısıyla bir grup seçmeni memnun etmeye yönelik” olduğuna ve “yanlış ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmaya dönük palyatif tedbirler içerdiğine” dikkat çekti. HDP ise, söz konusu düzenlemenin Aleviliği, ‘kültür- sanat’ kurumu üzerinden yeniden tanımladığına vurgu yaparak, “Yasa cemevlerine el koyma, kayyım atama yasasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Cemevleri düzenlemesi torba yasadan çıkarılmalı’

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre, CHP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Bülent Kuşoğlu, Abdüllatif Şener, Kamil Okyay Sındır, Emine Gülizar Emecan, Cavit Arı ve Süleyman Girgin tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde Cemevlerine yönelik hazırlanan düzenlemenin yasa teklifinden çıkarılması gerektiği belirtildi.

Teklife göre cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden karşılanması öngörülüyor. Söz konusu düzenleme ile cemevlerinin ‘ibadethane’ sayılmadığına dikkat çekilen şerhte, bu durum iktidarın Alevi inancına yönelik ‘inkarcı’ tutumu olarak değerlendirildi.

Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamamak için başvurulan yöntemin sorunlu bulunduğu ifade edilen şerhte, “Kanun teklifi; Alevi inancını ‘Alevi-Bektaşi kültürü’, cemevlerini ‘kültürel tesis’ olarak nitelemekte, açık bir şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Dolaylı olarak inançlarının özünü reddetmeleri beklenen Alevi inancına sahip yurttaşlara büyük bir saygısızlık oluşturmaktadır” denildi.

‘Teklif Alevi yok sayma tavrının devamı’

Torba kanunda yer alan teklif maddelerinin Anayasadaki ‘eşitlik’ ve ‘laiklik’ ilkelerine aykırılık teşkil ettiği kaydedilen CHP şerhinde, “Teklif Alevi inancını yok sayma tavrının devamlılığında yer almaktadır” denilerek şöyle devam edildi.

“Yapılması gereken; kanun teklifindeki cemevlerine ilişkin maddelerin genel muadilleri olarak mevzuatta yer alan hükümlerdeki “mabet”, “ibadethane” gibi kavramların cemevlerine uygulandığını kabul etmektir.”

‘Cemevleri düzenlemesinin torba kanunda gündeme getirilmesi yanlış’

Alevi inancına sahip vatandaşların uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren düzenlemenin torba yasa teklifinde gündeme getirilmesinin yanlış olduğu kaydedilen şerhte şu ifadelere yer verildi:

“Cemevine ibadethane statüsü tanınmayan bu maddelerin torba yasa teklifinden çıkartılmasını, konunun taraflar başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerden de oluşan ilgili uzman kişilerle beraber yeniden ele alınacağı, yeniden tartışılacağı, yeniden çözüm üretileceği bir çerçeveye getirilmesi gerekmektedir.”

HDP: Meclis’e getirilen yasa teklifleri kaçırılmak istenen teklifler

HDP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Garo Paylan, Rıdvan Turan ve Dirayet Dilan Taşdemir de komisyondan geçen teklife ilişkin muhalefet şerhi düştü.

Meclis’e getirilen yasa tekliflerinin ‘kamuoyundan saklanan, ilgili topluluklarla ortaklaşılmayan, kaçırılarak çıkarılmak istenen kanun teklifleri’ olduğuna vurgu yapan HDP’li Milletvekilleri, “AKP’nin yasa çalışmalarındaki otoriter tavrı, parlamentoya ve faaliyetlerine karşı saygısızlığının en temel göstergelerinden biridir” dedi.

Teklifte yer alan cemevlerine ilişkin düzenlemeyi, “Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden darbe ve kayyım yasası” olarak değerlendiren HDP, şerhinde Alevilere dönük inkar, asimilasyon politikasının geçmişten bu güne devam ettiğini kaydetti.

 ‘Anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor’

Alevilerin cemevlerine ‘’ibadethanemiz’’ demesine rağmen, iktidarın Aleviliği “kültürel bir aktivite” olarak gördüğü belirtilen şerhte, Alevilerin yasal statü ve eşit yurttaşlık hakkı istediklerine vurgu yapılarak şunlar ifade edildi:

“Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevi yurttaşlar kendilerine dayatılan sadaka siyasetine itiraz edip, anayasal statü talep ediyor. Alevi Toplumunun yüz yıllardır süren varlık mücadelesi Cumhuriyetle birlikte eşit yurttaşlık mücadelesine dönüşmüştür. Alevi Sorununun çözümü için artık anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor. Kalıcı ve demokratik çözüm budur. Aleviler sadaka değil statü istiyor. Cemevlerine farklı tanımlar aramak yerine Cemevinin ibadethane olduğu kabul edilmeli. Bu gerçek anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.”

‘Sermaye Grupları Ödüllendirildi’

Teklifteki düzenlemeye göre, katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi (İFM) Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından elde ettiği kazançları Türkiye’ye getirmesi durumunda kazancın yüzde 50’si kurum kazancından indirilecek.

HDP şerhinde bu durum, sermaye gruplarının ödüllendirilmesi olarak değerlendirilirken, hemen her torba teklifte sermayeye çıkar sağlayan bir maddeye yer verildiğine dikkat çekildi. Şerhte, AKP-MHP ittifakı, yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha kanıtlamaktadır” denildi.

Paylaşın

HDP’li Paylan’a “TBMM’de Suikast” İddiası: Kaygılarım Artıyor

Mehmet Sinan İnce adlı kişinin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuran HDP’li Paylan, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süreyle TBMM’de bulunmuştur?” diye sordu.

HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuruda bulundu.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın aktardığına göre, HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP’li Garo Paylan, Mehmet Sinan İnce’nin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla, “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturtup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” dediğini hatırlatarak Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulunmuştu. Paylan’ın konuyu Meclis gündemine taşıması ve suç duyurusunda bulunmasının ardından İnce, “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te, şans eseri falan hayatta kaldım diye mağdur edebiyatı yapma” ifadeleriyle tehditlerini sürdürmüştü.

Meclis Başkanlığı Paylan’ın, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süre ile TBMM’de bulunmuştur?” sorularına başvurudan iki ay sonra yanıt verdi.

İlgili yönetmelik maddelerini hatırlatan Meclis Başkanlığı, TBMM’ye görev, ziyaret veya gezi maksadıyla gelen ziyaretçiler ile getirdikleri her türlü eşyaların elle, gözle, araç altı kontrol cihazı, kapı dedektörü, X-RAY metal dedektörü, gerektiğinde bomba dedektör köpeği ve bomba uzmanı ile arandığını söyledi ve yanıtını şöyle sürdürdü:

“Söz konusu güvenlik uygulaması göz önünde bulundurulduğunda TBMM yerleşkesi ve kullanımındaki binalara herhangi bir şekilde silah vb. araçla girilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda dilekçeye konu Mehmet Sinan İnce isimli ziyaretçinin de TBMM’ye silahla giriş yaptığına yönelik herhangi bir vaka kayda geçmemiştir.”

‘Kamare kayıtlarına ulaşılamadı’

Öte yandan Meclis Başkanlığı, Meclis’e gelen ziyaretçilerin ziyaretçi takip sistemi ile kayıtlarının yapıldığını yanıtında hatırlattı. Meclis Başkanlığı, Paylan’ı tehdit eden İnce’nin ziyaret bilgilerinin, TBMM Güvenlik Koordinasyon Kurulu’nun, “TBMM’ye gelen ziyaretçilerin ve ziyaret edilen kişilerin bilgilerinin üçüncü kişilere verilmemesine” yönelik kararı gereğince paylaşılamayacağını kaydetti.

TBMM Güvenlik Yönetmeliği’nin 42’nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görüntü kayıtları Bilgi İşlem Başkanlığınca en az bir ay muhafaza edilir” hükmünün yer aldığını belirten Meclis Başkanlığı, İnce’nin Meclis’e girip girmediğinin kamera kayıtlarıyla tespit edilemeyeceğini şu sözlerle ifade etti:

“Dilekçenizde bahsi geçen ziyaretin üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş olduğundan, söz konusu ziyarete ilişkin kamera kayıtlarına ulaşılabilmesi de mümkün olmamıştır.”

Soruşturma açılmamış

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın söz konusu tehdide ilişkin Meclis Genel Sekreterliği’nden bilgi ve belge talebinde bulunduğu belirtilen yanıtta, “Bu kapsamda iddialarla ilgili olabilecek bilgi ve belgeler savcılık makamı ile paylaşıldığından, aynı konu hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ayrı bir soruşturma açılmamış ve suç duyurusunda bulunulması yoluna da gidilmemiştir” denildi.

“Meselenin üzerine ya gidilemiyor ya da gidilmiyor”

İnfaz edileceğine yönelik çok ciddi iddiaların olduğunu, bu iddialar karşısında devlet aygıtının harekete geçmediğini belirten HDP’li Garo Paylan, “Bu da benim şüphelerimi artırıyor. Herhangi bir olayda iki saat içerisinde harekete geçen savcılık iki aydır harekete geçmiyor” dedi. Meclis Başkanlığı’nın başvurusuna verdiği yanıtı değerlendiren Paylan şöyle devam etti:

“Üyesi olduğum Meclis’e çağrı yapıyorum Meclis de harekete geçmiyor. Meclis Başkanlığı’na verdiğim dilekçeye verilen yanıtta, ‘Meclis’e silah girmesi mümkün değildir, kayıtları size veremeyiz’ gibi açıklamalarla karşı karşıya kaldım. Bu da benim bu meselenin üzerine gidilmediğine yönelik şüphelerimi artırıyor. Ya gidilemiyor ya da gidilmiyor. İkisi de çok kötü. ‘Kamera kayıtları yok’ deniyor. Bu imkânsız bir şey, devletin kayıtları hiçbir zaman yok olmaz.”

‘Kaygılarım artıyor’

TBMM’ye girişlerde milletvekillerinin araçlarının aranmadığını, Mehmet Sinan İnce’nin suikasta dair yaptığı paylaşımda, “Milletvekilinin danışmanından döndü” ifadesini kullandığını hatırlatan HDP’li Paylan, “Demek ki bir milletvekiliyle beraber buraya giriyor. Silahı da o şekilde soktuğu ortada. Ama bunun üzerine gidilmiyor” dedi.

“Ben yalnızca Garo Paylan olsam kendi canımla ilgili meseleden kaygı duyarım ama bizler kamusal varlıklarız” ifadelerini kullanan Paylan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bize bakan sosyolojiler var. Hrant Dink cinayeti gibi cinayetler belli siyasi emeller çerçevesinde işlendi. Bu cinayetlerin üzerine gidilmedi. Gidilmediği için de bu yapılar devlet içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar. Benimle ilgili bu iddiaların üzerine gidilmemesi bu yapının devlet içinde kol gezdiğini gösteriyor. Bu tip başka provokasyonların da her an yapılabileceğini gösteriyor. Benim amacım yalnızca kişisel bir kaygı değil. Bu yapıların üzerine gidilmesi ve bir daha benzer planları yapamamalarının sağlanması. Ama bunun yapılmadığını gördükçe kaygılarım artıyor.”

Paylaşın

Aysel Tuğluk, ‘Demans Nedeniyle’ Tahliye Edildi

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporu sonrası kaldığı Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yer alan cezaevinden tahliye edildi.

Haber Merkezi / İstanbul’da ailesiyle yaşaması ve tedavisini sürdürmesi beklenen Aysel Tuğluk, 28 Aralık 2016’da tutuklanmıştı.

Aysel Tuğluk hakkında, “terör örgütü yöneticisi olmak”  suçlamasıyla verilen 10 yıllık hapis cezası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 25 Şubat 2020’da onanmıştı.

Tuğluk hakkında hazırlanan iddianamede, kuruluşunda yer aldığı ve Eylül 2014’e kadar Eş Başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’ndeki (DTK) çalışmaları sırasında medyaya verdiği demeçler ve katıldığı cenaze törenleri delil olarak gösterilmişti.

Süreç nasıl ilerledi?

Aysel Tuğluk, 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altında tutuldu ve hazırlanan 25 sayfalık raporda “Hafif bilişsel bozukluk gösterdiği buna karşılık davranış bozukluğu göstermediği ve çevresiyle uyumlu olduğu” belirtildi.

ATK raporunda Tuğluk’un “Ceza sorumluluğunun tam olduğu’ kanaatine yer vermişti. Bu karar, Tuğluk’u, yargılandığı Kobani Davası’nda mahkemede savunma yapmak zorunda bırakmıştı.

Avukatlar karara itiraz edince ATK 3. İhtisas Kurulu, 22 Haziran 2022 tarihinde yeni bir rapor hazırladı ama sonuç değişmedi. Bu raporda da Tuğluk’un “Cezaevinde tek başına hayatını idame edebileceği” belirtilmişti.

Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi.

Bir aylık sürecin sonucunda ATK, geçtiğimiz cuma günü (21 Ekim) Tuğluk’un beyin MR’nın çekilmesi istedi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti.

MR raporunun da hazırlanmasının ardından ATK, Tuğluk ile ilişkin raporunu hazırladı. ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi.

Tuğluk için hazırlanan raporlarda ne denilmişti?

  • 15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu.
  • 12 Temmuz 2021’de Kocaeli üniversitesi Adli Tıp Kurumu, Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
  • Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesi’nin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi.
  • 3 Eylül 2021’de ATK rapor hazırladı ve “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” dedi.
  • Tuğluk avukatları Reyhan Yalçındağ- Baydemir ve Serdar Çelebi, TİHV’e rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
  • TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
  • Kobani Davası mahkeme heyeti, Tuğluk’un duruşmada savunma yapıp yapamayacağını tespit edilmesi için hastaneden rapor istedi. Tuğluk, bu karar üzerine 21 Aralık 2021’de yeniden İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Tuğluk’un demans tanısının sabit olduğunu ve durumunda ilerleme kaydedildiği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararın ATK’nin vermesi gerektiğini belirtti.
  • Tuğluk, ATK’ye gönderildi. ATK, 25 Şubat 2022’de verdiği raporda, “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti. Ayrıca söz konusu raporda mahkemeden talep edilmediği halde, “ceza sorumluluğu tamdır” denildi.
  • İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ise; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi.
  • TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda ise “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
  • ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
  • ATK, 22 Haziran 2022’de hazırladığı raporda da, şu ifadelere yer verdi: “ATK’nin tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği, hastalıklarının ilerlemesi veya vasfının değişmesi durumunda son durumu gösterir sağlık kurulu raporunun gönderilmesi ile yeniden değerlendirilebileceği oy çokluğu ile mütalaa olunur.
Paylaşın