AYM’den HDP’nin Hazine Yardımına Bloke Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması talebini kabul etti.

Haber Merkezi / Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması davasında hazırladığı iddianamede partinin hesaplarına tedbiren bloke konulmasını talep etmiş, bu talep AYM tarafından reddedilince 19 Aralık’ta talebini tekrarlamıştı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hazine yardımı hesabına geçici olarak bloke koyma kararı aldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’ye ödenen hazine yardımının kesilmesi talebiyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne dün yanıt verdi. Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen 11 sayfalık yazıda, bir kez daha HDP’nin “PKK ile irtibatının” dava sürecinde de devam ettiği belirtildi.

Başsavcılık, “hazine yardımının parti dışı faaliyetlerde kullanılmasının engellenmesi için HDP’nin hazine yardımı ödenen hesaplarına bloke konulması” gerektiğini ifade etti.

HDP, bir ay içerisinde savunmasını yapacak. Bir ay sonra tedbir kararı gözden geçirilerek, tedbire devam ya da tedbir sonlandırılsın kararı verilecek. HDP’ye bu sene 179 milyonu 10 Ocak’a kadar olmak üzere 539 milyon TL hazine yardımı yapılacaktı.

HDP: İktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspı

HDP, kararın “hak gaspı” olduğu değerlendirmesinde bulundu. Partinin Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Hazine yardımı bulunan hesaplarımıza bloke kararı, iktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspıdır. Adil, demokratik bir seçim sürecini engellemeye ve seçmen iradesini yok saymaya dönük olan bu karar ne iktidarın kaybetmesine engel olur, ne bizim daha büyük kazanmamıza!” denildi.

Kapatma davası süreci nasıl işleyecek?

Anayasa Mahkemesi’nde 10 Ocak günü ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak. Şahin’in beyanlarının ardından HDP’ye sözlü savunma için bir ay süre verilecek.

Bu aşama tamamlandıktan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

HDP’ye yönelik davanın 843 sayfalık iddianamesinde, partinin temelli kapatılması ve Hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep edilmişti.

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken “Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı” Açıklaması

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkan bir aday gibi duruyor. HDP ve Kürt seçmenin Kılıçdaroğlu ismi konusunda bir tereddüdü var mı?” sorusuna, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun isminin öne çıktığını ben de buradan izliyor, görüyorum” şeklinde cevap verdi ve ekledi:

“Fakat adaylığı gibi bir durum gelişirse HDP’nin nasıl bir tutum alacağına, günü geldiğinde partimizin yönetimi karar verecektir. Elbette o zaman biz de kendi görüşümüzü partimize iletiriz ve halkın, demokratik mücadelenin en çok yararına olacak kararı hep beraber şekillendiririz. Bugünden peşinen konuşmak mümkün de doğru da değildir.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, başlattığı seçim kampanyası hakkında bilgi verdi. “Bu kişisel bir kampanya değildir” ifadesini kullanan Demirtaş, başlattığı kampanyanın daha sonra HDP’nin kampanyasıyla birleşeceğini söylerdi. Demirtaş seçimlere hazırlık döneminde partilerin doğal olarak içlerine kapandıkları bir dönem olduğunu belirterek Oysa ben burada tüm bu işlerin dışında daha rahat, esnek ve özgün hareket edebiliyorum. Bu avantajımı da böylesi dönemlerde seçim heyecanını, seçime ve sandığa ilgiyi, gönüllülerin açığa çıkarılmasını ve seçim havasını yaratmak için kullanmayı planladık” dedi.

Demirtaş, Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularına şu yanıtları verdi:

Cumhur İttifakı’nın özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP ve Kürt seçmenden umudunu kestiği görülüyor. Bu kapsamda HDP’ye açılan kapatma davası, hazine yardımına tedbir konulması gibi talepler değerlendirildiğinde iktidar, HDP ile ilgili seçim öncesinde ne yapmak istiyor?

Her şeyden önce olağan dışı, normal olmayan, atipik bir seçim süreci yaşadığımızı tespit etmemiz gerekir. Aslında Türkiye tarihinin hiçbir seçimi tam demokratik ve eşitlikçi bir ortamda geçmemiştir. Ancak bu seçim dönemi kadar olağandışı bir süreç de yaşanmamıştır.

Önceki seçimlerin tamamında bir tarafta devlet partileri, sistem partileri olurdu; diğer tarafta da sistem dışı muhalefet partileri olurdu ve yine eşitsiz bir yarış olurdu. Ne yazık ki bu seçimde bu durumu da aşan bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu defa bir tarafta devleti ele geçirmiş, devletleşmiş bir parti ve onun ittifakı varken diğer tarafta bu devlet gücünün orantısız ve sistematik baskısı altında seçime hazırlanan partiler, ittifaklar var.

Baskı altında olan partiler arasında en fazla saldırılan ise HDP’dir. Bunun da bir anlamı, bir nedeni var elbette çünkü HDP en direngen güçtür. HDP’nin direnişi tüm muhalefetin ayakta kalmasını, umudu korumasını sağlıyor. HDP dağılsaydı, tasfiye olsaydı veya boyun eğseydi bunun tüm muhalefete olumsuz yansıması olurdu. Dolayısıyla iktidarın HDP’ye yönelimi çok özel ve sistematiktir. Bu yönelimin en önemli nedenlerinden biri de Kürt halkının varlığından, iradi duruşundan duyulan rahatsızlıktır.

Yani HDP’ye yönelimin altında sinsi bir ırkçılık, Kürt düşmanlığı da vardır. İktidarın tüm saldırılarına, HDP’nin içine de oynanan bölme ve çatıştırma girişimlerine rağmen HDP büyük bir demokrasi gücü olma, seçimin kaderini belirleme misyonunu kararlılıkla sürdürüyor.

İşte HDP’yi kapatma girişiminin altında yatan öfkenin nedeni bunlardır. HDP teslim olsaydı Saray’da HDP’ye özel ofis açılırdı ama HDP direndiği için Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açıldı. Bu şekilde HDP’yi siyaset dışına itmeyi, kitlesini örgütsüz bırakmayı, öncüden yoksun hale getirmeyi, muhalefeti de HDP kapatma kararı karşısında çelişkiye düşürmeyi hedefliyorlar.

Bir diğer amaç da HDP’yi kapatarak şoven milliyetçi oyları geri kazanmaktır. Bu türden hukuk, ahlak ve siyaset dışı hamlelerin yapıldığı bir sürece “seçim süreci” demek eksik veya yetersiz kalır. Seçim demek seçmenlere, eşitçe yarışanlar arasında seçme fırsatı sunmak demektir. Oysa burada seçmene eşitler arasında bir seçim yapma imkânı sunulmuyor. Tam bir adaletsizlik, eşitsizlik, zulüm ve baskı ortamında seçmenin iradesi gasp edilmek isteniyor.

Dolayısıyla muhalefet de olağan bir seçim psikolojisiyle sürece hazırlanmak yerine her türlü hileye, baskıya, provokasyona karşı tedbirli, örgütlü, hazırlıklı bir şekilde meseleye yaklaşmalıdır. Tüm muhalefet gücü, toplumsal ve siyasal muhalefet; ortak bir sandık örgütü, sandık güvenliği ve seçim takip programında birleşmeli, hazırlığını bu şekilde yapmalıdır.

Kobani davasına bazı isimlerin de eklenmek istemesi (Meral Danış Beştaş) girişimlerine bakıldığında HDP’ye kapatma davasından nasıl bir karar bekliyorsunuz? Kapatma mı, yoksa siyasi yasak ve Hazine yardımının kesilmesi mi ağırlık basıyor?

Doğrusu Anayasa Mahkemesi’ne hangi kararı dayatacaklarını bilemiyoruz. Ama görünen o ki, hangi karar iktidarın çıkarına olacaksa Anayasa Mahkemesi’nden o kararı çıkaracaklar. Tabii biz de karar ne olursa olsun hukuki ve siyasi çerçevede mücadeleye devam edeceğiz.

‘Cezaevinde daha esnek hareket edebiliyorum’

Cezaevinden gönderdiğiniz mesajlarla seçim kampanyasını başlattığınız açıkladınız. Neyi amaçlıyorsunuz? Mesajlarınızın toplumda, özellikle HDP dışındaki muhalefette yeteri kadar karşılık göreceğine inanıyor musunuz?

Öncelikle şunu belirteyim; ben siyasi hayatım boyunca on iki seçim ve referandum kampanyası içinde oldum veya kampanya yürüttüm. Bundan kaynaklı olarak belli bir deneyimim, birikimim var. Ayrıca özgün durumumdan ötürü çok farklı toplumsal kesimiyle iletişim, etkileşim imkânım var. Bütün bunları, seçim sürecinde demokrasi güçlerinin işini kolaylaştırmak için kullanmayı kendime görev bilirim. Elbette zamanı geldiğinde partimiz HDP’nin ve kurumsal olarak destekleyeceğimiz adayın yürüteceği merkezi kampanyanın içinde yer alacağım.

Siyasi partilerin seçim hazırlık sürecinde zorunlu olarak içe kapanmak durumunda kaldıkları bir dönem vardır. Bu dönemde adaylık başvuruları, kampanya hazırlıkları, program çalışmaları, ittifak görüşmeleri gibi zorunlu işler bir hayli yorucu, yıpratıcı ve zaman alan çalışmalar olarak karşımıza çıkar. Oysa ben burada tüm bu işlerin dışında daha rahat, esnek ve özgün hareket edebiliyorum. Bu avantajımı da böylesi dönemlerde seçim heyecanını, seçime ve sandığa ilgiyi, gönüllülerin açığa çıkarılmasını ve seçim havasını yaratmak için kullanmayı planladık. Yoksa bu kişisel bir kampanya değildir. Örgütsel kampanyamız başlayıncaya kadar zemin hazırlama ve ortamı yeterince ısıtma hamlelerimiz olacak. Bunun için de çok sayıda gönüllü gençle birlikte yoğun bir çalışma yürütüp sonra da genel kampanyaya entegre olacağız.

Şu anda yapacağımız işler bir aday veya parti kampanyasından öte seçimin önemini kavratma, kararsızları sandığa yöneltme ve heyecan oluşturarak gönüllülerin gücünü açığa çıkarma hedefi taşıdığından, aslında tüm demokrasi güçlerinin yararına olacak çalışmalardır. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda planlamalarımız aşama aşama hayata geçecek ve kampanyamız giderek görünür olacaktır. Dışarıda onlarca gönüllü arkadaşım hazırlıklarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden yürüteceğimiz kampanyada gençleri mobilize etmeye, sandık ve seçim için çalışmaya motive etmeye yönelik çeşitli etkinliklerimiz olacak. Sonra da tüm bu çalışmalarımızı partimizin merkezi kampanyası başlayınca onunla birleştireceğiz. Kampanyamızın daha şimdiden büyük ilgi gördüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. İlk gün paylaştığım linkteki mesaj kutusuna iki binden fazla mesaj gelmiş, önemli bir kısmı da öneri, çalışmaya katılma isteği şeklinde.

Muhalefet, HDP ile ilkeler çerçevesinde ortaklaşarak bir ortak cumhurbaşkanı adayında uzlaşacak mı?

Bu HDP’den çok diğer muhalefetin tutumuna bağlıdır artık. Partimiz HDP kendi ilkesel duruşunu defalarca en net, en makul çerçevede ortaya koydu. Eğer ortak adayda uzlaşma olmazsa iyi olmaz ama herkes bilmeli ki bunun sorumlusu da HDP olmaz. Çünkü HDP ortak adayda uzlaşmak için bundan fazlasını yapamaz. Bana kalırsa şimdi adım atma sırası Altılı Masa’dadır. HDP ile açık, şeffaf müzakere yürütmeleri birçok sorunun aşılmasını sağlayacaktır. Eş Genel Başkanlarımız, buna hazır olduklarını onlarca defa ilan ettiler ve Altılı Masa’ya çağrı yaptılar. Bu samimi çağrıların Altılı Masa’da karşılık bulup bulmayacağını hep beraber göreceğiz.

‘İmamoğlu siyasi figür’

Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza, kendisini seçenek olmaktan çıkardı mı?

Yasal açıdan resmen kesinleşmiş karar olmadan kimse siyasi yasaklı olmaz. Dolayısıyla hukuki pencereden bakıldığında Sayın İmamoğlu halen siyasetin resmi aktörüdür ve belediye başkanıdır. Ancak siyasi değerlendirme açısından bakıldığında, kendisinin bir seçenek olup olmadığına Altılı Masa karar verecek. Bu konuda bizim müdahil olmamız siyaseten doğru olmaz.

Fakat netice itibariyle Sayın İmamoğlu artık bir siyasi figürdür. Bu tür realiteler mahkeme kararlarıyla değiştirilemez. Kendisinin siyasi serüveninin nasıl olacağını ise zaman gösterecektir. Biz parti olarak da kişisel olarak da tüm hukuksuzluklara, adaletsizliklere karşı net bir demokratik tutum sahibi olduğumuz için kendisi şahsında İstanbul’un iradesine yapılan hukuk dışı saldırının karşısında olduk, olmaya devam ederiz.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Kemal Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkan bir aday gibi duruyor. HDP ve Kürt seçmenin Kılıçdaroğlu ismi konusunda bir tereddüdü var mı?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun isminin öne çıktığını ben de buradan izliyor, görüyorum. Fakat adaylığı gibi bir durum gelişirse HDP’nin nasıl bir tutum alacağına, günü geldiğinde partimizin yönetimi karar verecektir. Elbette o zaman biz de kendi görüşümüzü partimize iletiriz ve halkın, demokratik mücadelenin en çok yararına olacak kararı hep beraber şekillendiririz. Bugünden peşinen konuşmak mümkün de doğru da değildir.

Ali Babacan’ın ana dilde eğitim ve temel haklar konusundaki son çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Babacan’ın açıklamalarını izledim, doğrusu önemli ve cesur çıkışlar olarak değerlendirdiğini belirtmeliyim. Her konuda bire bir aynı düşünmek zorunda değiliz, eminim karşılıklı eleştirilerimiz de vardır fakat ben şahsen Sayın Babacan’ın çabalarını, dürüstlüğünü, samimiyetini kıymetli görüyorum. Kendisinin ve partisinin HDP ile daha fazla istişare, diyalog içinde olma isteği ve girişimleri de son derece kıymetli, yapıcıdır. Bu çabaların boşa gitmeyeceğini, toplumsal sorunların çözümünde mutlaka ön açıcı olacağına inanıyorum.

Paylaşın

Kapatma Davasında HDP Adına Savunmayı Eş Başkanlar Yapacak

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, ilk kez, Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) görülecek olan kapatma davasında HDP adına savunmayı eş genel başkanlar olarak kendisinin ve Mithat Sancar’ın yapacağını açıkladı.

Buldan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kapatma davası sonuçlanmadan partiye verilecek Hazine yardımına tedbir konulması talebinin “hukuksuz” olduğunu söyledi. Buldan, “Anayasa Mahkemesi bu talebi reddetmeli” dedi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan Buldan, ilk kez, kapatma davasında HDP adına savunmayı eş genel başkanlar olarak kendisinin ve Mithat Sancar’ın yapacağını açıkladı.

Parti avukatları ile savunma hazırlıklarını sürdürdüklerini ve her olasılığa karşı hazırlıklarını yaptıklarını belirten Buldan, “Seçmeni seçeneksiz bırakmayacağız” diye konuştu.

HDP hakkındaki kapatma davasını görüldüğü Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, siyasi partilere yapılacak Hazine yardımından HDP’ye düşen paya tedbir konularak ödenmemesi talebini Perşembe günü görüşecek.

HDP itiraz etti: Bloke talebi incelenmeden reddedilmeli

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu ise bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunarak, hem davanın seçim sonrasına bırakılmasını istedi, hem de “Hazine yardımı kesilmesi” talebine itiraz etti.

HDP Genel Başkan Yardımcısı Rüştü Tiryaki, “Umarın AYM, bu talebi incelemeden reddeder, aksi bir karar AYM’nin seçimlere müdahale etmesi anlamına gelecektir” dedi.

Komisyon eş sözcüsü Nuray Özdoğan da Anayasa’nın 69. Maddesi uyarınca, kapatma davası sürerken, bir partinin hesaplarına bloke konulması ya da kesilmesinin söz konusu olamayacağını söyledi.

Buldan: B, C planlarımız olacak; seçmeni seçeneksiz bırakmayacağız

HDP yönetimi de, “Hazine yardımının kesilmesinin” zaten kapatma davası kapsamında öngörülen bir yaptırım olduğuna işaret ederek, AYM’nin hesaplara bloke konulması yönünde karar vermesinin “ihsası rey” anlamına geleceğine işaret ediyor. HDP’de bu talep, “AYM kararını etkileme çabası” olarak görülüyor.

HDP EŞ Genel Başkanı Pervin Buldan da, AYM’nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılının bu talebini reddetmesi gerektiği görüşünde.

HDP’nin kapatılmasının iktidara hiçbir yarar sağlamayacağını kaydeden Buldan, ne kendilerinin ne de seçmenin “boş durmayacağını, evde oturmayacağını” söyledi: Mutlaka B, C planlarımız olacak. Ona göre tedbirlerimizi alacağız, hiçbir şekilde seçmenimizi seçeneksiz bırakmayacağız. Bu konuda kararlıyız.

Paylaşın

HDP’den Anayasa Mahkemesi’ne ‘Kapatma’ Başvurusu: Siyasete Müdahale

HDP Milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki, “Olağan koşullarda yapılacak seçimlere 6 aydan kısa bir süre kaldı. Daha erken bir seçimin yapılması tartışması sürüyor. Bugün de iktidarın küçük ortağının böyle bir çağrısı olduğunu gördük. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının seçimlere müdahale anlamına gelecek, seçim yarışının adil bir biçimde yürütülmesinin önüne geçecek bir talepte bulunmuş oldu.” dedi ve ekledi: 

“Biz doğrudan AYM’ye bir başvuru yaptık. Özü itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu talebinin AYM’nin kuruluş yasasına ve ceza yasasına aykırı olduğu yönünde tespitimiz var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi doğrudan siyasete, Türkiye’de zaten sınırlı olan demokrasiye bir müdahale anlamına geliyor. Umarın AYM bu talebi incelenmeksizin reddeder ve aksi bir karar AYM’nin seçimlere müdahale etmesi anlamına gelecektir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) parti kapatma davasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yaptı. Davanın seçim sonrasına bırakılmasını istedi.

Konuya ilişkin parti genel merkezinde Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki ve avukatlarla bir basın toplantısı düzenleyen HDP, ayrıca Yargıtay cumhuriyet başsavcısı Bekir Şahin’in hesaplara bloke konulması talebini siyasete doğrudan müdahale olarak değerlendirdi.

Tiryaki: Talep incelemeden reddetmeli

Toplantıda ilk olarak Demokratik Yerel Yönetimler Kurulundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki söz aldı.

Yargıtay’ın partinin hesaplarına bloke konulmasıyla ilgili başvurusuna dair henüz bir tebligatın yapılmadığını belirten Tiryaki şunları söyledi:

Olağan koşullarda yapılacak seçimlere 6 aydan kısa bir süre kaldı. Daha erken bir seçimin yapılması tartışması sürüyor. Bugün de iktidarın küçük ortağının böyle bir çağrısı olduğunu gördük. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının seçimlere müdahale anlamına gelecek, seçim yarışının adil bir biçimde yürütülmesinin önüne geçecek bir talepte bulunmuş oldu.

Biz doğrudan AYM’ye bir başvuru yaptık. Özü itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu talebinin AYM’nin kuruluş yasasına ve ceza yasasına aykırı olduğu yönünde tespitimiz var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi doğrudan siyasete, Türkiye’de zaten sınırlı olan demokrasiye bir müdahale anlamına geliyor.

Umarın AYM bu talebi incelenmeksizin reddeder ve aksi bir karar AYM’nin seçimlere müdahale etmesi anlamına gelecektir.

Özdoğan: HDP halkın emeğiyle kurulan bir partidir

Daha sonra söz alan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan da kapatma davası sürerken hesaplara bloke konulamayacağını ifade etti:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebi zaten siyasi bir süreç olarak tanımladığımız iddiamızın altını kalınca çizmiş oldu. Bir seçim sürecindeyiz ve HDP yönelik kapatma davasının yanı sıra Kobanê davasında gelinen süreçte siyasetçilerin halen tutuklu olması iktidarın HDP’nin olmadığı bir seçim süreci istemektedir. Bunu da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının eliyle yapmak istemektedir.

Biz hep söyledik, yargı siyasetin aracı olmasın, siyasetin eli olmasın. Kapatma davası ne yazık ki birçok başlıkta basınla paylaşılan ve bizim sonradan duyduğumuz bir şekilde gerçekleşiyor. Seçimi kazanmanın aracı haline dönüştürülmüş durumunda.

Başsavcılık hukuksal bir merci, mevzuatı bilmeyen bir kurum değil. Mevcut yasada Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası sürerken, bir partinin hesaplarına bloke konulması ya da hesaplarının kesilmesi söz konusu değil. Anayasa 69/7 açık. Başsavcılık bu maddeyi bilmektedir, bunu bile bile siyasetçilerin açıklamalarının akabinde bir talepte bulunmaktadır.

Siyasetçilerin açıklamalarını takip eden bir Yargıtay Başsavcılığıyla karşı karşıyayız. Hukuksal süreçleri değil, siyaseti veri alan bir başsavcılık var karşımızda. HDP gibi güçlü bir siyasi gelenek, elbette yardımlarla hazineden alınan paralarla kurulmadı. Halkın emeği ve mücadelesiyle kurulan bir partidir. Hazine yardımı da hak edilen meşru bir haktır. Partiye yönelik sopa gösterme politikası karşılık bulmayacaktır. Elbette HDP ve HDP siyaseti devam edecektir.

Erol: Talebin hukuksal bir yönü yok

HDP avukatlarından Özgür Erol ise iki yıldır süren kapatma davasında HDP’ye yönelik ciddi bir siyasi kampanyanın yürütüldüğünü söyledi:

Bu siyasi kampanya çeşitli gerekçelerle örülmeye çalışıldı. Geldiğimiz noktada HDP’nin hazine yardımı alacağı hesaplara bloke konulması talebi artık son noktayı ifade ediyor. Hukuksal bir yönü bulunmayan bir talep. Mart 2021’deki ilk iddianamede bu talep öne sürüldü, iddianame reddedildi, Haziran 2021’deki iddianamede bu talep yenilendi ve AYM tarafından yine reddedildi.

Aradan geçen bir buçuk yıldan sonra davada ne tür yeni bir durum oldu da başsavcılık bu talebi yenileme gereği duydu? Yeni olan tek şey, seçim sürecine gelinmiş olundu. Yasal veya anayasal bir temeli olmayan bu talebi incelenmeksizin reddini talep ettik.

Kapatma davasında 10 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı AYM’de sözlü görüşlerini sunacak. Bu artık son merhalelerden biridir. Bundan sonrasında da HDP adına bu görüşler sunulacak, bu aşamaya gelmeden bu talebin apar topar sunulmuş olması, bu işleyişlerin iç içe geçmesine yol açıyor. Öncelikle bu talebe doğru hususun netleşmesi gerekir. Bu husus netleşmeden, bu hususta ya ret kararı verilecek ya HDP’nin görüşü ve savunması alınacak. Bu süreçler tamamlanmaksınız bunun üstüne Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dinlenmesi prosedürü işletilemez.

Dolayısıyla bu karara dair bir incele yapılacaksa Yargıtay’ın sözlü mütalaa prosedürünün de ertelenmesi gerekir. Mevcut dilekçemizin içeriğindeki talepler bunlar. Bizim talebimiz bu demokratik toplum değerlerine taban tabana ters HDP’yi bu yargılama sürecinde son derece dezavantajlı durumuna düşürecek, seçim sürecinde dezavantajlı duruma düşürmeye yönelmiş bu talebin AYM tarafından reddedilmesi yönündedir.

Paylaşın

HDP’li Buldan: 2023 Kazanmanın Ve Zaferin Yılı Olacak

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, partisinin mücadele çatısı olmayı sürdüreceğini belirterek, “2022 direniş yılıydı, 2023 kazanmanın ve zaferin yılı olacak” ifadelerini kullandı:

Haber Merkezi / Buldan, “Herkes iyi bilmelidir ki tüm mümkünlerin kıyısında olan HDP, düşünce ve mücadeleden doğan bir partidir. Bizler, cumhuriyetin yüzüncü yılı geride kalırken, asırlık sorunların cesaretle, demokratik bilinç ve programla çözüleceğini söylüyoruz. Yeni bir zamanın şafağında eskiyi tekrar edenler kaybedecek, cumhuriyeti demokrasiyle ve barışla buluşturma mücadelesi ise kesinlikle bu dönem kazanacaktır” dedi ve ekledi:

“Artık oyalama, erteleme amacı güden, sorunları görmezden gelen, hamasetle yol almak isteyen herkes bilmelidir ki bu topraklar çok uzun zamandır ertelenen, ötelenen, görmezden gelinen sorunlarını kesinlikle çözecek ve çözmek zorundadır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair açıklama yaptı. Buldan’ın açıklamalarından bölümler şöyle:

“HDP’ye, genelde tüm toplumsal muhalefete yönelik gözaltı ve tutuklamadan fiziki saldırıya, kumpas davalarından vekil düşürmeye varıncaya kadar sistematik bir darbe süreci işletildi. İmralı’da Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit derinleştirildi, çözüm ve diyalog kanalları kapatıldı. 2022 iktidar zihniyetinin, olanca gücüyle karanlığı, kötülüğü, hukuksuzluğu, ayrımcılığı ve eşitsizliği çoğaltmaya çalıştığı bir yıl oldu.

Emekçiler ağır sömürüye karşı örgütlenme hakkını savunmaya devam ettiler. Gençler, öğrenciler bugünlerinin ve umutlarının karartılmasına karşı ortak itirazda buluştular. EYT’liler, grevdeki işçiler alın terlerine sahip çıkarak kazandı. Kazanmaya da devam edecek. Özellikle kadınlar açısından 2022, erkek düzene karşı büyük bir mücadeleye sahne oldu. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar hak, adalet ve özgürlük mücadelesinin en önünde yer aldı. Mücadeleden asla geri adım atmadı. Örgütlülükten asla vazgeçmedi.

Kadınlar sokakları, meydanları, alanları asla terk etmedi. Kadınlar güvencesiz işlerde çalışmaya hayır dedi. Yoksulluğun kadınlaşmasına, kadın kazanımlarının gasp edilmesine her yerde karşı çıktı.

Kadınlar ‘bir kadının daha katledilmesine tahammülümüz yok’ dedi. Kadın cinayetlerinin ve çocuk evliliğinin normalleştirilmesine karşı çıkan onurlu mücadelenin en önünde yine kadınlar yer aldı. Ege’den Karadeniz’e kadar ülkenin her yerinde, yandaşlara peşkeş çekilen doğanın katledilmesine karşı en görkemli ekoloji mücadelesini yine kadınlar gerçekleştirdi. Kadınlar sadece eşitlik ve adalet talep etmedi. Ölüm saçan savaş politikalarına ve sömürü düzenine karşı da mücadele hattını ördü. Kadınların mücadelesi sınırları aştı! İran’dan dünyanın her yerine yankılanan kadınların ‘Jin jiyan azadî’ sloganıyla birleştiğini hep birlikte gördük.

Bu iktidarın giderayak Kürt düşmanlığını daha da büyüterek, bunu küresel bir siyaset haline dönüştürmeye çalıştığını biliyor ve görüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtler bir siyasal irade olmasın diye çırpınıp duran bir iktidar var karşımızda. En son Paris’te Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yapılan saldırı da bu iklimin bir devamıdır.

Tıpkı 9 Ocak Paris katliamı gibi. Yaşamını yitirenleri buradan bir kez daha saygıyla anıyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlerin iradesini teslim alamayacaksınız.

Kürtlerin iradesini engelleyemeyeceksiniz ve asla tasfiye edemeyeceksiniz. Kürtlerin iradesi, Paris’te de Ankara’da da İstanbul’da da Amed’te de Rojava’da da birdir. Ve buna artık inanacaksınız ve bunu artık kavrayacaksınız. Bir kez daha belirtiyoruz, bu katliamı bütün boyutlarıyla aydınlatmak, bağlantılarına açığa çıkartmak Fransız devletinin sorumluluğundadır. Biz de sonuna kadar takipçisi olacağız.

“TÜİK ise yine çalarak, çırparak yüzde 64 olarak açıkladı”

Bu hileli, çarpık sistemde iki kesim ortaya çıkmıştır. Biri; Saray ve çevresindeki yandaşlar, ikincisi ise faiz ve savaş lobileridir. Bunlar yüzde 1’i temsil etmektedir. Geriye kalan yüzde 99 ise açlık ve sefaletle karşı karşıyadır. Hal böyleyken AKP Genel Başkanı ‘Enflasyonun boynunu kırıyoruz’ diyerek, her gün hayal satmaya, masal anlatmaya devam etmektedir. ENAG 2022 yılı enflasyonunu yüzde 137,55 olarak tespit etti. TÜİK ise yine çalarak, çırparak yüzde 64 olarak açıkladı.

Asıl belini büktüğünüz, boynunu kırdığınız halktır, işçidir, emekçidir, kadınlardır, üreticidir, esnaftır. AKP-MHP’nin iktidarda kaldığı her bir gün, her bir saat, borç artıyor, enflasyon artıyor, dış ticaret açığı artıyor. Hep söylüyorum. Bu iktidar bu ülkeye zarar ve ziyandır. Ama bu döngü elbette ki böyle devam etmeyecek.

İktidarın kendi rant ekonomisini büyüterek kazandığı, halkın ise her gün kaybettiği, sofrasındaki ekmeğinin küçüldüğü bu düzen böyle sürmeyecek. Yüzde 99, yüzde 1’lik kesimin rant ve sömürü düzenini sona erdirecek kadar güçlü ve kararlıdır.

Herkes iyi bilmelidir ki tüm mümkünlerin kıyısında olan HDP, düşünce ve mücadeleden doğan bir partidir. Bizler, cumhuriyetin yüzüncü yılı geride kalırken, asırlık sorunların cesaretle, demokratik bilinç ve programla çözüleceğini söylüyoruz. Yeni bir zamanın şafağında eskiyi tekrar edenler kaybedecek, cumhuriyeti demokrasiyle ve barışla buluşturma mücadelesi ise kesinlikle bu dönem kazanacaktır.

Artık oyalama, erteleme amacı güden, sorunları görmezden gelen, hamasetle yol almak isteyen herkes bilmelidir ki bu topraklar çok uzun zamandır ertelenen, ötelenen, görmezden gelinen sorunlarını kesinlikle çözecek ve çözmek zorundadır.”

Paylaşın

Demirtaş: İktidar Seçimleri Kaybetmemek İçin ‘Her Şeyi’ Yapabilir

İktidarın seçimleri kaybetmemek için “her şeyi” yapabileceğine dikkat çeken Demirtaş, “Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. ‘Battı balık yan gider’ diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler” dedi.

Demirtaş, “Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur” ifadelerini kullandı.

Selahattin Demirtaş, “İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır” dedi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “Yeni yıl büyük değişim” başlıklı yazısında seçim sürecini değerlendirdi:

“‘Değişim’ kavramı hem umudu hem de korkuyu aynı anda taşır. Durumdan bıkmış olanlar değişimi heyecanla, sevinçle karşılarken statükodan yarar sağlayanlar değişimden korkarlar.

2023 yılı, Türkiye’nin en büyük değişimine gebe yıldır. Tablo çok net; ya Cumhuriyet demokrasiyle taçlanıp yoluna devam edecek ya da tek adam rejimi bir tür krallığa, padişahlığa evrilecek.

Yakında seçim kampanyaları başlayacak, adaylar sahaya çıkacak ve kıyasıya bir rekabetin hem tarafı hem de tanığı olacağız.

Seçim yarışı eşit koşullarda olmayacak. İktidar, elindeki tüm olanakları orantısız ve haksız bir şekilde kullanacak. Aklımızın, hayalimizin alamayacağı kirli ve ürkütücü yöntemleri devreye sokacaklar. Yeni kayyımlar, yeni tutuklamalar, HDP’ye kapatma, şiddet, medyaya baskı, Suriye’ye kara operasyonu, bizim yargılandığımız Kobani Davasında astronomik cezalar, sandık hileleri…

Başka olasılıklardan söz etmek bile istemiyorum ama olabilir. Saltanatlarını kaybetmemek, suç iktidarlarını yitirmemek için her şeyi yaparlar.

Elbette karamsarlık yaymak istemiyorum. Öte yandan gerçekçi olmak zorundayız. Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. “Battı balık yan gider” diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler.

Gelecek yüz yılımızı satın alabilmek için piyasayı paraya boğacaklar. Rusya’dan, Arap ülkelerinin yönetimlerinden alacakları borç paraları vatandaşın cebine dolduracak, göz boyamaya çalışacaklar.

Muhalefet bir bütün olarak bu zorlu süreci göğüsleyecek ve demokratik zaferi halka armağan edebilecek mi, göreceğiz.

Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur.

İttifaklar kendi içlerinde en çok milletvekili çıkacak ortak listeler hazırlayabilirler mi? Bunu yapmamaları hazin olur.

Yüzlerce, binlerce sayfalık seçim bildirgelerini kimse okumayacak (bunlar gereksizdir demiyorum), saatlerce süren nutukları kimse dinlemeyecek (bunlar kesinlikle gereksizdir) ama halkın gözü kulağı kesinlikle muhalefette olacak.

Seçimde neyin oylanacağını son derece sade spotlarla halka hatırlatmak, sokağı ve meydanları her an sıcak ve diri tutmak, birlikte hareket etmek ve sandığı korumak muhalefete kesinlikle kazandıracak.

İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır. Muhalefete düşense halkın bu kararını birliktelik ve kararlılıkla değişim gücüne dönüştürmektir. Bunu başaramayan muhalefet, tarihi bir vebal altında kalır. Değişim isteyen, neredeyse yüzde yetmişe varan seçmen gücünü zafere dönüştürmek için mucizeye ihtiyaç yok. Aksine, muhalefetin kaybetmesi mucize olur.

Hepi topu, demokrasi ilkelerini temsil eden ortak aday etrafında birleşip meydanlarda halka şunları soracak muhalefet:

Özgürlük mü, kölelik mi?

Zifiri karanlık mı, aydınlık mı?

Baskı ve zulüm mü, barış ve huzur mu?

Açlık ve sefalet mi, refah ve bolluk mu?

Tek adam mı, 85 milyon mu?

Diktatörlük mü, demokrasi mi?

Onurlu hiçbir halk, üç dört aylığına cebine girecek ve sonra da eriyip gidecek bir para karşılığında kendi yarınını ve çocuklarının geleceğini satmaz.

Halka güvenin. Halk aklı başında ve onurludur. 2023’ü büyük değişim yılına dönüştürecek olan da halkların gücüdür.

Hoş geldin büyük değişim yılı!

Sen bize layıksın, biz de sana.

Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi…”

Paylaşın

Turgut Kazan: HDP’nin Hazine Yardımına Tedbir İsteği Tam Bir Hukuk Skandalı

İstanbul Barosu eski başkanlarından Turgut Kazan, HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır” dedi ve ekledi:

“[Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.”

İstanbul Barosu eski başkanlarından avukat Turgut Kazan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın HDP’nin kapatılması davası kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı “hazine yardımı içeren hesapların bloke edilmesi” talebini “tam bir hukuk skandalı” olarak değerlendirdi.

Kazan peş peşe paylaştığı iki tvitin ilkinde HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır. [Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.” dedi.

Kazan ikinci tvitinde de AYM’yi “yanlışlık”tan kaçınmaya çağırdı: “Özellikle, seçimlerin nisanda / mayısta yapılabileceği konuşulurken ve seçim yılı nedeniyle (yasa gereği) partilere daha çok yardım yapılırken HDP’yi ayrı tutmak yeni bir seçim hilesi sayılır, sayılacaktır. İnanmak istiyorum ki AYM böyle bir yanlışlık yapmayacaktır, yapmamalıdır.”

AYM 6 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebini görüşerek karara bağlayacak.

Arka plan

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, 19 Aralık’ta AYM Başkanlığı’na başvurarak HDP’nin Hazine yardımı bulunan hesaplarının  “HDP’nin terör örgütü ile organik bağı[nın] dava sürecinde de devam e[ttiği|” gerekçesiyle “acilen bloke” edilmesini istedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı talebini şu gerekçelere dayandırdı: “Haziran 2021 tarihli iddianamemiz ve 29 Kasım 2021 tarihli esas hakkındaki görüşümüzde ayrıntılarıyla açıklanan ve davalı partinin terör örgütü ile organik bağını gösteren eylem ve söylemlerine devam ettiği anlaşılmakla, sadece partinin ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılmak gayesiyle verilen devlet yardımlarının parti faaliyetleri dışında terör örgütünün amaçları doğrultusunda kullanılmasının engellenmesi bakımından bu yardımların geri alınmasındaki olası güçlükler gözetilerek, devlet yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına karar verilmesini yeniden talep etmek zarureti hasıl olmuştur.”

Ancak, Bekir Şahin’in talepnamesine temel teşkil eden, iddianame ve esas hakkındaki mütalaada ileri sürülenlerden farklı ne gibi bir yeni kanıt sunulduğu henüz savunmasını yapması için HDP’ye iletilmedi.

Medyada yer alan haberlere göre Şahin’in “hazine yardımına bloke” talebi, “[…] davalı parti hakkında kapatma kararı veya devlet yardımından yoksun bırakılma kararı verilmesi halinde [önceden] ödenen ya da ödenecek devlet yardımının harcanma ihtimali”ne dayandırılıyor; “davada delillerin toplandığı ve karar aşamasına geldiği” öne sürülerek “talebin ivedilikle görüşülüp” karar alınması isteniyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi’bin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesinin talep edildiği iddianame, 17 Mart 2021’de Yüksek Mahkemeye gönderilmişti.

Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gösterilen beş adayın dördüncüsüyken 4 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle Başsavcılığa atanmıştı.

HDP’nin kapatılması talebini ilk kez 11 Aralık 2020’de yaptığı basın açıklamasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirdi. “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır. Yani demem odur ki, HDP’yi Türk siyasetinin taşıma ve hazmetme kapasitesi dolmuştur. Bu terör ve bölücülük yatağı kapatılmalıdır.”

AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’un, “Parti kapatmalarının Türkiye’de olumlu sonuçları görülmedi.” yanıtına karşın Bahçeli, 11 Ocak 2021’de çağrısını yineledi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açmadığı takdirde başvuruyu kendilerinin yapacağını belirtti.

Bahçeli 2 Mart 2021’de “HDP’nin terör örgütleriyle iltisaklı olduğu” gerekçesiyle kapatma davasının açılmasını talebini bir kez daha yineledi.

İddianame ve savunma

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bekir Şahin’in 17 Mart’ta sunduğu iddianameyi “usul eksiklikleri” gerekçesiyle iade eti. AYM 15 Nisan’da, gerekçeli kararını Yargıtay’a gönderdi.

Bekir Şahin incelemesini tamamlayarak iddianemesini 7 Haziran’da yeniden AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

Dava prosedürlerinde öngörülen işlemlerin çoğu tamamlandı. HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM, 10 Ocak 2023’teki toplantısının gündemine HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı aldı.

Bekir Şahin belirlenen tarihte mahkemeye gelerek sözlü açıklama yapacak.

Şahin’in açıklamasının ardından belirlenecek günde ise HDP sözlü savunmasını verecek.

Anayasa Mahkemesi raportörü, Şahin’in sözlü açıklaması ve HDP yetkililerinin sözlü savunmasının ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak ve esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

15 üyenin 10’uyla

HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davayı, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmî Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesi’nin siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmî Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Demirtaş’tan AYM Başkanı Arslan’a Çağrı: Açıklama Yap

Sosyal medya hesabı üzerinden AYM Başkanı Arslan’a çağrı da bulunan Demirtaş,  “Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Sayın Zühtü Arslan’ı, görev süresi dolmadan açıklama yapmaya davet ediyorum” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Sayın Zühtü Arslan’a sosyal medya üzerinden avukatları aracılığıyla çeşitli sorular yöneltti.

Twitter üzerinden “Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü Arslan’ı, görev süresi dolmadan açıklama yapmaya davet ediyorum” diyen Demirtaş, AYM Başkanı Arslan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sıraladı:

  • Anayasa’nın 138. maddesine aykırı şekilde, iktidar tarafından bugüne kadar size hiç telkinde bulunuldu mu, baskı yapıldı mı?
  • Yüksekdağ ve Demirtaş başvurularında siz AYM olarak ihlal yok dediniz ama iki kararınız da AİHM’den ağır ihlal kararıyla döndü.
  • AİHM kararlarının uygulanmamasına yıllardır sessiz kalıyor, başvurularımızı da karara bağlamıyorsunuz.
  • Baskı gördünüz mü, tehdit edildiniz mi?
  • HDP kapatma davası ve hazine yardımına tedbir konulması hususlarında mahkemenize baskı yapıldı mı? Telkin ya da tehdit aldınız mı?
  • Benim son tutukluluk başvurum üç buçuk yıldır önünüzde bekliyor. Karar vermemeniz için size baskı yapıldı mı?

“Son anda onurlu duruş göstermeyi düşünüyor musunuz?”

Demirtaş sorularına şöyle devam etti:

  • Halen vermediğiniz kararlar ve verdiğiniz yanlış kararlarla tek adam rejiminin inşasında rol aldığınızın, vebale girdiğinizin farkında mısınız?
  • Kavala ve Gezi dosyalarında verdiğiniz ve vermediğiniz kararlar nedeniyle yol açtığınız yıkımın, adaletsizliğin farkında mısınız? Vicdanınız rahat mı, huzur içinde uyuyabiliyor musunuz?
  • Sayın Zühtü Arslan, yarın bir gün emekli olduktan sonra konuşmaktansa gerçekleri şimdiden açıklayarak, son anda bile olsa onurlu bir duruş göstermeyi düşünüyor musunuz?

Sayın AYM Başkanı, biz burada rahat uyuyoruz çünkü suçsuzuz, vicdanımız rahat.

Ne olmuştu?

HDP’ye yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanmıştı.

Demirtaş’ın tahliyesi için 15 Mayıs’ta Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan başvuru, 21 Mayıs’ta reddedilmişti.

Demirtaş’ın tahliye talebi üst mahkeme olan Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da 24 Mayıs’ta reddedilmesi üzerine avukatlar 29 Mayıs’ta Demirtaş’ın başvurusunun öncelikle görüşülmesi talebiyle AYM’ye başvurmuşlardı.

Anadolu Ajansı (AA) 13 Haziran Çarşamba akşamı geçtiği haberde, AYM’nin Demirtaş’ın tahliye talebini reddettiğini belirtmişti.

HDP’den 14 Haziran Perşembe günü yapılan yazılı açıklamada ise özetle şu ifadelere yer verildi:

“AYM, başvurunun yapıldığı gün İçtüzük 73 uyarınca tedbir talebinin reddine karar vermiştir. Ancak Demirtaş ile ilgili İçtüzük Madde 73’e göre herhangi bir talebimiz bulunmamaktadır. Talebimiz, İçtüzük 68 uyarınca dosyanın öncelikli ele alınması talebidir. AYM’nin olmayan bir talep hakkında karar vermiş olması, dosyayı incelemeden direktifle karar verdiğinin açık bir göstergesidir. Ayrıca olmayan bir taleple ilgili verilen bu karar toplumda algı oluşturmak için basına da servis edilmiştir.”

Demirtaş da, 19 Haziran’da avukatları aracılığıyla yaptığı paylaşımda “Anayasa Mahkemesi’nin tahliye talebimi reddettiği şeklindeki haberler doğru değildir. AYM, avukatlarımın tahliye başvurusunu henüz görüşmedi bile. Halen ölü taklidi yapıyorlar. AYM, dosyamı ele almaya korkar hale getirildi. Gerçekten çok yazık” dedi.

Bunun üzerine Demirtaş’ın avukatları, AİHM’e 26 Haziran’da başvuru yaptı. 20 Kasım 2018’de AİHM Demirtaş kararını açıkladı ve “Serbest bırakılsın” dedi. Serbest bırakılmayan Demirtaş, halen Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Bu Seçimi Herkese Kazandıracağız

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Görünen o ki partimiz HDP kapatılacak, Hazine yardımı engellenecek. Bütün inançların birlikte en özgürlükçü yaşama kavuşabileceğine inanan kişilerin kurup büyüttüğü partimiz öyle gözüküyor ki kapatılacak” dedi ve ekledi:

“Ama HDP fikriyatı da mücadelesi de bu seçimle yeniden ortaya çıkacak. Hükümet yetkililerinin İmralı’daki görüşmeleri tıkandı. Erdoğan’ın talimatı ile İmralı’ya giden heyet görüşmesi tıkandı ve düğmeye basıldı.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Basın Bürosu’nun basınla paylaştığı metne göre, Kobani Davası’nın bugün görülen duruşmasında eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunma yaptı. Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

“AİHM, ‘Başvurucuların yargılamalarının tüm aşamalarında sorumsuzluk haklarını hatırlatmalarına ve itiraz etmelerine rağmen bunun göz önünde bulundurulmasını mahkememiz hayretle karşılıyor’ dedi. Yürüyüş, düşünceyi ifade etmenin bir yoludur. Böyle bir madde yokmuş gibi davranıyorsunuz. Oysa 83/1 maddesi ‘sorumlu tutulamazlar’ diyor. Dava açma, ifade almaya çağırma gibi hiçbir faaliyet 83/1 maddesi gereğince yapılamaz. Dosyaya Meclis konuşmaları tutanakları geliyor. Ne mahkeme ne savcı bunları okuyup değerlendiriyor. Her tutuk gerekçesinde ve mütalaanızda açıklamalarımız tutuk gerekçesi yapılıyor. Meclis konuşmalarımız ve dışarda yürüttüğümüz siyasi faaliyetlerin uyumluluğuna baktınız mı, hayır. Çünkü baktığınız takdirde sorumlu tutulamayacağız.”

“Abdullah Öcalan’ı ikna etmek için görüştüler“

Savcılık mütalaasında iddianamede olmayan konuların yer aldığını ve iddiaların tümünün yalan olduğunu söyleyen Demirtaş, şöyle konuştu:

“İddianamede olmayan yalan konular savcının iddianamesinde önümüze konuluyor. Madem hepimiz örgüt yöneticisiyiz, bu tutuk devamının anlamı ne? Biz buradan çıkıp PES partisi kuracağız desek serbest kalır mıyız? HDP kapansa da açık kalsa da biz HDP’liyiz, o yüzden içerideyiz. Abdullah Öcalan, önerileri ve fikri önemli biridir. Son görüşme de bu yüzden yapılmıştır ama ikna edilememiş ve havuç – sopa politikası uygulanmıştır. Yıllardır sopa gösteriliyor. Partimizi kapatabilirler, Hazine yardımını kesebilirler ama biz bu seçimi halkımıza kazandıracağız. Dirençliyiz, güçlüyüz.

“Görünen o ki partimiz HDP kapatılacak, Hazine yardımı engellenecek”

Görünen o ki partimiz HDP kapatılacak, Hazine yardımı engellenecek. Bütün inançların birlikte en özgürlükçü yaşama kavuşabileceğine inanan kişilerin kurup büyüttüğü partimiz öyle gözüküyor ki kapatılacak. Ama HDP fikriyatı da mücadelesi de bu seçimle yeniden ortaya çıkacak. Hükümet yetkililerinin İmralı’daki görüşmeleri tıkandı. Erdoğan’ın talimatı ile İmralı’ya giden heyet görüşmesi tıkandı ve düğmeye basıldı.

“Çok kritik bir siyasi aşamaya geldik”

Biz, tek adam rejiminin inşası için tutuklandık. Bahçeli ve Erdoğan’ın hedefi buydu ve yaptılar. Buradan çırpınmamıza rağmen muhalefetin hataları yüzünden yaptılar. Muhalefetin hataları nedeniyle ‘evet’ oyu çıktı. Halk evet demedi, sandığı koruyamadılar. OHAL ortamında referanduma gidilmemeliydi. 12 milletvekili hapisteyken Meclis’te anayasa oylaması yaptılar, referandum yaptılar. Siyasi bir amaçla 2019 referandumu için tutuklandık. İdris Baluken ardından tahliye edildi. Hesap hepimizin tahliyesiydi. Bu sefer ise seçim nedeniyle İdris Baluken kanunsuz bir biçimde yeniden tutuklandı, bizim tahliyemiz de durduruldu. 2019 seçimleri beklenecek dendi ve HDP’ye baskı içeride, dışarıda ve cezaevlerinde artırılmaya devam etti.

“Seçimlerde herkes hazırlığını bu kumpaslara göre yapsın”

“2018 yılında cumhurbaşkanı adayı gösterildim. Bu süreçte tahliye talebim reddedildi. 2018 seçimleri gayrimeşru bir seçimdir. Dışarıda olmam gereken bir seçim bensiz yapıldı. Bizi tasfiye edenler tasfiye oldular. Bu yüzden HDP dimdik ayakta. 2017 referandumunda HDP ve CHP’nin bilgisayar sistemi içeriden çökertildi. Dünyanın bütün kıtalarında server kiraladık ve her tutanak Genel Merkezimizde ve kiraladığımız serverlara aktı. 2015 seçimlerinde tek bir oyumuz çalınamadı. 2017’de aynı gece HDP ve CHP’nin bilgisayar sistemleri durdu. İki parti de ıslak imza ile YSK verilerini o gece karşılaştıramadı. O yüzden herkes hazırlığını bu kumpaslara göre yapsın.

“Muhalefeti ezmeye çalışan savcı ve hakimlere manevi koruma zırhı hazırlanıyor. Bunlar aleni bir şekilde MHP-AKP militanıdır”

“Tüm kirli işlerini yargıya yaptırdıkları için şimdi yargıyı dokunulmaz kılmaya çalışıyorlar. Yargının içinden 4 bin 500 FETÖ’cü çıktı. Muhalefeti ezmeye çalışan bütün savcı ve hakimlere manevi koruma zırhı hazırlanıyor. Bunlar aleni bir şekilde MHP-AKP militanıdır. Seçime doğru giderken hukuku uygulama gibi bir gaflete düşmenizi beklemiyoruz. Siz bize siyasi saiklerle yaklaşıyorsunuz, biz de savunmalarımızı siyasi kapsamda yapıyoruz.

“Halk bize oy vermekle bize bu hakkı sağladı, bu hakkı elimizden alamazsınız”

Mahkemenin bütün tutuklama gerekçelerinin tamamının 83/1 kapsamında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ve yapılmadığı takdirde 83/1 maddesinin tanınmayacağını vurgulayan Demirtaş, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) Anayasa’nın altında olduğuna işaret ederek, şöyle savunma yaptı:

“AİHM; Anayasayı uygulamayan, 83/1’i değerlendiremeyen mahkemeyi hayretle karşıladı. Koskoca bir devletin heyeti AHİM heyetinin gözünün içine baka baka ‘değerlendirdik’ diye yalan söyledi ancak buna ilişkin tek bir belge dahi sunamadı. Mahkemenin ara kararlarında ‘Anayasayı tanımıyoruz’ diyorsunuz ama CMK 100’ü gözümüzün içine soka soka ‘tanıyacaksınız’ diyorsunuz. Anayasayı tanımayan bir yargı meşruiyetini yitirmiştir. Anayasa’nın Kürtlere, muhaliflere uygulanmayacağına dair bir hüküm mü var? Halk bize oy vererek bu hakkı (yasama sorumsuzluğu hakkını) sağladı.”

Paylaşın

HDP’li Ve CHP’li Vekillere Ait Dokunulmazlık Dosyaları TBMM’de

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) üç milletvekiline ait iki dokunulmazlık dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) ulaştı. 

Milletvekilli dokunulmazlıklarının kaldırılması amacıyla hazırlanan; HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca ve İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın aynı dosyada yer alan fezlekesi ile CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in fezlekesi, TBMM Adalet ve Anayasa Karma Komisyonu’na havale edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın