HDP’nin Kapatılması Davasında Yeni Gelişme: AYM’den Reddi Hakim Talebine Ret

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi (AYM) HDP’nin reddi hakim talebini kabul etmedi. AYM, ek delil dosyası için 30 gün ek süre verdi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Haber Merkezi / AYM, kapatma davası kapsamında HDP’nin taleplerini görüştü. Temmuz ayında ek delillerini Anayasa Mahkemesi’ne sunan HDP’nin yüksek mahkemeden bazı talepleri de olmuştu.

HDP, delil olarak gösterilen soruşturma ve fezlekelere itiraz etmiş, özellikle Semra Güzel hakkındaki yargılamanın devam ettiğin belirterek davanın reddini talep etmişti.

Ayrıca, yine iki CD içinde hem Anayasa Mahkemesi hem de HDP’ye gönderilen 281 Kürtçe ses kaydının çözümü için de ek süre istendi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Yüksek Mahkeme, partinin reddi hakim talebini reddetti. Ek deliller ile ilgili savunma için partiye ek süre verdi.

Karar oy çokluğuyla verilecek

HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetimcisi olamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, 7 Haziran 2021’de HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmış, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabulüne oy birliğiyle karar vermişti.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’a: Üniversite Arkadaşlarına Ayıp Olmuyor Mu?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar’da yayımlanan yazısında Erdoğan’ın diplomasını gündeme getirdi.

Yazısında, “Basit bir magazin konusundan değil, çok ciddi bir şeyden söz ediyoruz. İddialar yabana atılır gibi değil” diyen Demirtaş, “Aslında bir kişinin üniversite okuyup okumamış olması pek de önemli değildir. Üniversite okumadığı halde kendisini geliştirmiş, yetkinleşmiş pek çok kişi tanıyorum. Burada sözünü ettiğim durum, bir ülkenin en önemli yönetim kademesine gelebilmek için gereken çok önemli bir şartın sağlanıp sağlanmadığıdır” ifadesini kullandı.

“Diplomanın sahte olduğu ortaya çıkarsa devlette neler olur?” diye soran Demirtaş’ın yazısı özetle şöyle:

“Bunların birkaç tanesini ben yazayım, siz tamamlarsınız.

– Atadığı tüm bakanlar yetkisiz olacakları için o bakanların yaptıkları tüm işlemler de geçersiz hale gelir.

– Atadığı tüm elçilerin görevi düşer.

– Atadığı Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin görevleri düşer.

– Atadığı tüm valilerin, kaymakamların, rektörlerin görevleri düşer.

– Atadığı tüm genel müdürlerin, bakan yardımcılarının görevleri düşer.

Yani geriye doğru olarak tüm atama kararnameleri geçersiz hale gelir. Devlet bürokrasisi bir dakika içinde çöker. Ülkenin tüm elçilikleri, dış temsilcilikleri yetkisiz hale gelir. Onayladığı bütün uluslararası sözleşmeler geçersiz hale gelir.

Meclis’in çıkardığı ve Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yürürlüğe giren bütün kanunlar geçersiz hale gelir. Örneğin, İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden yürürlüğe girer. (Sözleşme, kendisinin başbakanlığı döneminde imzalanmıştı.)

Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarının hepsi düşer. Verilmiş cezalar kadük hale gelir, ceza verilen kişilere tazminat ödenir.

Beşli çeteye verilen tüm ihaleler geçersiz olur. Peki Cumhurbaşkanı nasıl bir durumla karşı karşıya kalır?

Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı da ortadan kalkacağına göre kendisi, Yüce Divan sıfatı taşıyacak Anayasa Mahkemesi’nde değil, normal ağır ceza mahkemesinde yargılanacak duruma gelir. Yargılama için en az 400 milletvekilinin onaylaması gereken Meclis kararına da gerek olmaz.

Görevi süresince kendisine ödenen maaş, ek ödenek, Saray’ın yeme, içme, ısıtma, soğutma, iletişim, gibi giderleri ile bindiği uçakların yakıtlarından uçuş ekibinin maaşlarına kadar ve koruma ordusunun maaşlarından gizli ödenekten harcadığı her kuruşa kadar tümü kendisinden tahsil edilir.

Saray’da muhtarlara verdiği yemeklerden, Suudi Prens için getirtilen çalgı çenginin parasına kadar, Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı tüm harcamalar kendisine ödetilir.

Diploma sahteyse buna sessiz kalan, sahteliğin üstünü örten üniversite yönetimleri ile Yüksek Seçim Kurulu üyeleri de çok ağır cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalır.

Daha sayamayacağımız kadar çok sonuç çıkar ortaya, belki bazıları da hayırlı olur.

Birkaç üniversite sorusu

Muhalefetin, tüm bu olasılıkları göz önünde bulundurarak geçiş sürecini planlaması gerekir.

Tabii tüm bunları Madagaskar Cumhurbaşkanı için söylüyorum. Yanlış anlayıp da başımı derde sokmasınlar, hiç hapse giresim yok.

Madagaskar Cumhurbaşkanı’na birkaç soru sorarak bitirmek istiyorum. Diyelim ki diploma var.

– Peki neden bir tek üniversite arkadaşın bile yok? Neredeyse bütün orta okul ve lise arkadaşlarını devlette bir yerlere getirdin ama numune niyetine bir tek üniversite arkadaşını devlette bir yere yerleştirmedin? Üniversite arkadaşlarına ayıp olmuyor mu?

– İnsanın üniversite yıllarından bir tanecik bile fotoğrafı olmaz mı? Neden hiç üniversite fotoğrafın yok?

– Neden bugüne kadar bir tek kişi bile çıkıp “Biz üniversiteyi birlikte okuduk, aynı okuldaydık, aynı sınıftaydık” demedi?

– Haydi diyelim ki hiç arkadaşın olmadı, hiç hocan da mı olmadı üniversitede? Neden bugüne kadar bir tek hoca çıkıp da “O benim öğrencimdi” demedi? Ya da sen neden “Falan hoca benim üniversiteden hocamdır” demedin?

– Hayat hikayende neden hiç üniversite hatıran yok?

Son ve en önemli soru: Kaç çeşit makarna yemeği yapabiliyorsun? En az 10 çeşit yapamıyorsan kesinlikle üniversite okumamışsındır.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Mektubu

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, FOX TV canlı yayınına özel mektup gönderdi. Demirtaş, mektubunda, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ‘ortak aday’ tarifi yaptı.

Selahattin Demirtaş, “Ortak aday olmaktan dolayı onur duyarım ama malum sebeplerden dolayı şimdilik ben değilim” ifadelerine yer verdi.

Selahattin Demirtaş, FOX TV’nin Orta Sayfa programına yolladığı mektubunda tarif ettiği ortak aday için şu ifadeleri kullandı:

“Merhabalar, iyi yayınlar. Takdir edersiniz ki muhalefetten kimin cumhurbaşkanı olabileceğine dair benim bir isim telaffuz etmem doğru olmaz. Ancak benim de temennim bütün muhalefetin uzlaşarak belirleyeceği bir ismin ortak adayımız olarak seçime girmesi ve ilk turda kazanmasıdır.

“Sinirleri de sağlam biri olmalıdır”

Bunun içinde adayın, bunca kutuplaştırılmış toplumun tüm farklılıklarını kucaklayabilecek olgunlukta ve demokratik anlayışta olması gerekir. Daha adayken bile herkesin Cumhurbaşkanı olabileceğini gösterecek yetkinliğe, birikime sahip olması da önemlidir. Ayrıca nasıl bir kadroyla, hangi somut projelerle sorunları çözeceklerini sade bir şekilde halka anlatabilecek; rakipleriyle polemiğe girmek yerine sürekli toplumla konuşabilecek ferasete sahip, sinirleri de sağlam biri olmalıdır.

Eğer Cumhuiyetin ikinci yüz yılını gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırıp birlikte içinde yolumuza devam edeceksek ortak aday kolektif çalışmaya, ortak akla önem vermeli, geçiş sürecini başarıyla yönetebilecek deneyime sahip olmalıdır. Geçen yüz yılın hatalarından dersler çıkarabilmeli, değişime açık ve cesur olmalı, helalleşme, yüzleşme, hesaplaşma dengesini iyi tutturmalıdır.

Kadınların eşitliği, emekçilerin alın teri, çevre hakları, özgürlükçü laiklik gibi konularda duyarlı ve bilinçli olmalı; kimlik, inanç ve dil hakları gibi kolektif haklar konusunda demokratik çözüm perspektifi sunabilmelidir.

İkinci yüz yıla girerken ezberletilmiş resmi kalıpları, şablonları yıkma cesaretini göstererek Cumhuriyeti bu defa alttan, tabandan halkla birlikte inşa etme anlayışına sahip ve buna açık olmalıdır. Son yirmi yılın değil, son yüz yılın bütün yaralarını sarabilecek somut bir programla toplumun karşısına çıkmalı ve inandırıcı olmalıdır.

“Çalışmaya devam edeceğiz”

Bağlama da çalabilmeli desem kim olduğunu kesin anlarsınız. Tabii ki şaka bir yana, ortak aday olmaktan onur duyarım ancak “malum” nedenlerle şimdilik, bu seçime ortak aday ben değilim.

Önümüzdeki seçim için bu kriterlere yakın aday veya adayların olduğunu biliyorum. Umarım böyle bir aday etrafında halk olarak birleşmeyi, barışmayı, demokrasimizi en güçlü şekilde kurmayı başarırız. Biz bunun için çalışmaya devam edeceğiz.

Fox TV izleyicilerine ve tüm halkımıza yürek dolusu selam, sevgilerimizle.

16 Eylül 2022

Edirne

Selahattin Demirtaş”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, HDP İçin 20 Eylül’de Toplanacak

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkındaki kapatma davasının 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi (AYM) heyeti, HDP’nin ek delillere yönelik olarak 26 Temmuz’da sunduğu savunma ve talepleri görüşmek üzere 20 Eylül’de bir araya gelecek.

Partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

HDP Hukuk Komisyonu’ndan avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli’nin AYM’ye sundukları ek delillere karşı 13 sayfalık savunmada usule yönelik itirazlar, Yargıtay içtihatları ve ek delil olarak kabul edilen soruşturma ve fezlekelerin kapatma davasıyla hukuksal bağı konusundaki esasa ilişkin hukuksal değerlendirmelere yer verilmişti.

Behçet Yıldırım ve Semra Güzel’in yargılama süreçlerinin devam ettiği de vurgulanan savunmada, bir kez daha kapatma davasının reddi yönünde karar verilmesi talep edilmişti.

Arka plan 

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yüksek mahkemeye gönderilen ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulunca 12 Mayıs’ta kabul edilen ek deliller 26 Mayıs’ta HDP Genel Merkezi’ne tebliğ edilmişti.

“Ek deliller” arasında HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına gerekçe yapılan fezleke ile eski milletvekili Behçet Yıldırım hakkında açılan soruşturmaların yer aldığı öğrenildi.

AYM, ek delillere dair beyanda bulunması için HDP’ye 30 gün süre vermişti. HDP, CD’lerde yer alan bazı belgelerin açılmaması nedeniyle AYM’den bir kez daha talepte bulundu. 17 Haziran’da bir kez daha CD’de gönderilen belgelerin açılmaması üzerine yeniden talepte bulunulmuştu.

CD’ler içindeki Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümlerinin dosyaya dahil edilmesi için 21 Haziran’da alınan karar 22 Haziran’da HDP’ye tebliğ edildi. Söz konusu kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından ek deliller arasında yer alan Kürtçe metinler ile ses kayıtlarının davayla ilgilisi olup olmadığının, ilgili olduğu takdirde Türkçeye tercüme edilerek mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine ve savunma için 27 Haziran 2022 tarihinden itibaren 30 günlük ek süre verilmesine karar verildi.

Kürtçe ses kayıtlarına dair çözümler verilen süre içerisinde HDP’ye tebliğ edilmedi.

HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli tarafından AYM’ye verilen 13 sayfalık ek delil savunmasını 26 Temmuz’da AYM’ye teslim etti.

Süreç

Yazılı savunma süreçlerinin tamamlanması ardından AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69’uncu maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Saruhan Oluç: Bizi Yok Sayanları Biz De Yok Sayarız

HDP’li Saruhan Oluç, partisinin Muş İl Başkanlığında yaptığı konuşmada HDP olmadan hiçbir ittifakın yüzde 50+1’e ulaşmadığını hatırlatarak, “Kimse bizi çantada keklik sanmasın” ifadelerini kullandı.

Saruhan Oluç, konuşmasının devamında, “Öyle bir şey yok. Kimse bizi yok saymaya kalkışmasın. Biz derken sadece HDP’yi kast etmiyoruz. HDP’nin seçmenlerini, Kürt halkını, Türkiye demokrasi güçlerini yok saymaya kalkarsanız bizde sizi görmezden geliriz diyoruz açıkça. Demokratik siyaset açısından sağlıklı olan şey diyalog ve müzakeredir, herkesin birbirine saygı duymasıdır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Muş’ta yaptıkları esnaf ziyareti sırasında şunları söyledi: “6’lı masa ile bir ittifakımız yok, yapmayı da düşünmüyoruz. Parlamento seçimlerinde bizim kendi ittifakımız var, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise müzakereye açığız. Müzakere ederlerse konuşuruz, etmezlerse başımızın çaresine bakarız, kendi adayımızı çıkarırız.”

Oluç, HDP Muş İl Başkanlığında yaptığı konuşmada ise HDP olmadan hiçbir ittifakın yüzde 50+1’e ulaşmadığını hatırlatarak, “Kimse bizi çantada keklik sanmasın. Öyle bir şey yok. Kimse bizi yok saymaya kalkışmasın. Biz derken sadece HDP’yi kast etmiyoruz. HDP’nin seçmenlerini, Kürt halkını, Türkiye demokrasi güçlerini yok saymaya kalkarsanız bizde sizi görmezden geliriz diyoruz açıkça. Demokratik siyaset açısından sağlıklı olan şey diyalog ve müzakeredir, herkesin birbirine saygı duymasıdır” dedi. Önümüzdeki seçimlerin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Oluç, şöyle devam etti:

“Demokratik siyaseti tasfiye etmek için kumpas davalarına sarıldılar”

“Bizim önemimizin farkındalar. Her iki taraf da farkındadır ama bunu bir türü kabullenmek istemiyorlar. Cumhur İttifakı, AKP-MHP ittifakı bizi tasfiye etmek için, demokratik siyaseti tasfiye etmek için elinden geleni yapıyor. Kobanî Kumpas Davasını çıkardılar. Bu davada arkadaşlarımız için 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyorlar. Hukuken hiçbir şey yok, tamamen siyasi. Dert ne? Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, İdris Baluken’i ve diğer bütün arkadaşlarımızı demokratik siyasetten tasfiye etmek. Yetmedi, bir de kapatma davası açtılar. HDP’yi ve HDP’nin bütün kadrolarını demokratik siyasetten tasfiye etmek istiyorlar. Bunları yapan kim? Cumhur İttifakı.

Bu davalar varken dönüp ‘kardeşimsiniz’ dese inanır mısınız, inanmazsınız. Sırf bu değil. Bu iktidar ne yazık ki bu hale geldi. O yüzden ne yapacaklarını da tam bilmiyorlar. Bugüne kadar yaptıklarının kendilerine bir fayda sağlamadığını da görüyorlar. Biz de şunu yapalım: Kürdistan coğrafyasında AKP’ye oy verenler var. Oy verenler bizim düşmanız değil, kardeşlerimiz. Onları bu yanlış durumdan, yanlış politikadan uzaklaştırmak da bizim görevimizdir. Onları o yanlıştan vazgeçirmeliyiz. Bütün bu baskı ve tasfiye çalışmalarına rağmen HDP başarılı bir mücadeleyle, sizlerin desteğiyle bu dönemi başarıyla atlatacaktır.”

Paylaşın

HDP’den Çarpıcı ‘Altılı Masa’ Yorumu

HDP PM’nin düzenlediği son toplantının yayınlanan sonuç bildirgesinde, “Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında, “Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir” denildi.

Bildirge, “Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir” cümleleriyle devam etti.

Bildirgenin sonunda, “Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz” ifadelerine yer verildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 11-12 Eylül’de yeni mücadele hatlarına ilişkin Parti Meclisi (PM) üyeleri ile Balgat binalarında yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini yayınladı. Bildirgede öne çıkan bölümler şöyle;

“Rusya ve Ukrayna savaşının Suriye, Irak ve Libya’da  emperyalist güçlerin, dünyayı nükleer saldırılarla tehdit etme düzeyine geldiğine işaret edilen bildirgede, özetle şöyle denildi:

AKP-MHP ittifakı dış siyasette hala Kürt düşmanlığı ve yayılmacı politikaları sürdürmekte ısrar etmektedir. Ortadoğu siyasetini tamamen bunun üzerine kurmuş bu şer ittifakı, iç siyaseti dizayn etmek ve eriyen gücünü tahkim etmek için Güney Kürdistan’a saldırılarını sürdürmektedir.

Suriye ile görüşmenin kapılarını aralamaya çalışırken, Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldıracak pazarlıklar da yapmaktadır. Çatışmacı dış politikasını sürdüren AKP-MHP, Libya’nın içişlerine de karışmaya devam etmektedir. Ortadoğu siyasetini, ‘ülkenin bekası’ ve ‘ulusal güvenlik’ aldatması üzerine oturtan AKP-MHP iktidarının temel hedefi Kürt ve Arap halklarının devrimci demokratik değerlerini tasfiye etmektir. Türkiye askeri güçleri müdahale ettiği sınır ötesi tüm topraklardan geri çekilmelidir.”

Son zamanlarda AİHM tarafından Sayın Öcalan’la ilgili verilen ‘umut hakkı’ kararı; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine göre uygulanmalıdır.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel sorunlardan biri olan Kürt sorununun çözümü, demokrasi mücadelesi veren herkesin yüzünü dönmesi ve onurlu bir barış için çalışması çok önemlidir.

HDP bu konuda çalışmalarını sonuna kadar devam ettirecektir. Savaş, yalnızca halkların hayatını geri dönülmez bir biçimde etkilememekte bir bütün olarak doğa talanının da önünü açmaktadır. 17 Eylül’de savaş yıkımına ve doğa talanına karşı Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ekoloji hareketlerinin öznelerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla Cudi’ye yürüyoruz.

Kadın mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz’

Savaşın, çatışmaların, sömürünün, yoksulluğun arttığı bu dönemde erkek egemen anlayış hayatın her alanında daha da derinleşerek kendini sürdürmektedir.

Savaş ve çatışmaların sonucundan en çok etkilenen kadınlardır. Savaşları ve çatışmaları durdurabilecek en önemli güç kadınların evrensel barış mücadelesidir. AKP-MHP ittifakı döneminde kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, yaşam biçimine ve kılık kıyafetine müdahale ve tarihsel kazanımlarına el koyma had safhadadır.

AKP-MHP zihniyetine karşı direnen siyasetçisiyle, sanatçısıyla bütün kadınlar susturulmak ve tutsak alınmak istenmektedir. Bir kadın partisi olan HDP,  İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere kadınların yüzyıllardır elde ettiği kazanımlardan da kadın mücadelesinden de vazgeçmeyecek.

“Darbeci zihniyet devam etmektedir”

AKP-MHP iktidarı işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, engellilerin, doğa ve insan hakları savunucularının bütün kazanımlarına darbe vurarak toplumun nefes borularını kesmeye çalışmaktadır.

2 Eylül askeri darbesinin 42. yıldönümünde yaşamın her alanında aynı darbeci zihniyet devam etmektedir. İktidar kayyım atamalarıyla, yargı ve siyaset üzerindeki vesayetiyle, topluma yönelik saldırı ve baskılarıyla aynı darbeci zihniyetle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Ancak şiddet ve zor yöntemiyle toplumu teslim almaya çalışan hiçbir yönetim ve darbe pratiği başarılı olmamıştır AKP ve MHP’nin darbeci zihniyeti de 12 Eylül’ün lanetlenen darbe pratiği ile birlikte alınacaktır. Demokratik gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyen öğretmenlere kolluk kuvveti sokak ortasında işkence etmekte. İşçilerin, kadınların, gençlerin, ekolojistlerin demokratik hak taleplerine yine işkenceyle yanıt verilmektedir. Konserler yasaklanmakta, özgür basının haber yapma, yurttaşın da haber alma hakkı engellenmektedir.

Dışarıda artan baskının daha fazlası ve ağırı cezaevlerinde uygulanmaktadır. Sudan bahanelerle infazlar yakılmakta, mahpuslar aç-susuz bırakılmakta, hasta tutsaklar ölüme terk edilmektedir.

Her gün onlarca tutsak ailesinden bu konularda başvurular alıyoruz. Sessiz kalmayacağız. Ailelerin adalet nöbetlerinin sesi olmaya devam edeceğiz. Her türlü yalanı, dolanı, yolsuzluğu, beceriksizliği açığa çıkan iktidar; toplumu baskı ve zor aygıtlarıyla susturacağını zannediyor ama yanılıyor. Yıllardır rahat nefes alamaz hale getirilen toplumla birlikte bütün toplumsal yaşamın, kadınların, doğanın, emeğin eşitlik, adalet ve demokrasi umudunu güçlendireceğiz.

“AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme”

Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür.

Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir.

Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir.

Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz.”

Paylaşın

Eski HDP Milletvekili Önder’den Dikkat Çeken ‘Bakanlık’ Yorumu

Eski HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, katıldığı bir Youtube programında, “Bugün siyaseten mahkûm olan yarın bu ülkede bakanlık yapabilir. Gerçekten o ara çok kısadır. Onun için siyasi mahkûmiyetleri çok önemsemem” dedi.

Sırrı Süreyya Önder, açıklamasının devamında, “Sadece ülke adına kaygılanıyorum ve bir sürü genç arkadaşımız adına kaygılanıyorum. Sağlığını kaybeden arkadaşlarımız var, bunlar adına kaygılanıyorum” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir halk temsilcisinin yasama ve temsiliyet görevini yaparken ve bu süreçte sarf ettiği sözler ve yaklaşımlardan dolayı mahkûm edilmesinden ülkem adına derin bir utanç ve üzüntü duyuyorum” ifadelerine yer verdi.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Youtube’ta yayınlanan Ayşegül Doğan, Yıldırım Türker ve Hâle Şerif’in birlikte hazırladığı “İtirazım Var” programında gündemle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Önder, “Hapishanelerin benim üzerimde bir yaptırım şeyi yok. ‘Eyvah hapse düşerim.’ Bu doğal bir kaygıdır. Hapislik kötü bir şeydir. ‘Eyvah hapse düşerim, özgürlüğüm kısıtlanır, artık sağlık sorunlarım da var, ne yaparım?’ falan filan. Bu sağlıklı düşünebilen her bireyin taşıması gereken kaygılardır ya da onun tersi yiğitlik falan değildir. Ama bende hapishanelerin ya da cezanın bir yaptırım değeri yok” dedi.

‘Sadece ülke adına kaygılanıyorum…’

Önder konuyla ilgili değerlendirmesinin devamında, “Dolayısıyla cezaevi şey değil benim için, böyle düşünülecek, kaygılanacak bir şey değil. Bu ülkede de siyaseten mahkûm olmakla siyasi iktidarın paydaşı olmak arasındaki mesafe çok kısadır. Yani bugün siyaseten mahkûm olan yarın bu ülkede bakanlık yapabilir. Gerçekten o ara çok kısadır. Onun için siyasi mahkûmiyetleri çok önemsemem.” ve ekledi;

“Sadece ülke adına kaygılanıyorum ve bir sürü genç arkadaşımız adına kaygılanıyorum. Sağlığını kaybeden arkadaşlarımız var, bunlar adına kaygılanıyorum. Seçilmiş bir halk temsilcisinin yasama ve temsiliyet görevini yaparken ve bu süreçte sarf ettiği sözler ve yaklaşımlardan dolayı mahkûm edilmesinden ülkem adına derin bir utanç ve üzüntü duyuyorum” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

Cezası Biten Eski HDP Milletvekili Gülser Yıldırım, Tahliye Edilmiyor

Halkların Demokratik Partisi Eski (HDP) Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, hakkında verilen hapis cezası üç ay önce bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Yıldırım hakkında bugüne kadar başka bir dosyadan herhangi bir tutuklama kararı bulunmamakta.

4 Kasım 2016’da tutuklanan ve 8 Şubat 2019’da ise “örgüt üyeliği” iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Yıldırım’ın karar tarihinde 2 yıl 4 aylık tutukluğuna rağmen “makul süre aşılmadığı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.

İnfaz Kanununa göre; Yargıtay’ın cezayı onaması halinde Yıldırım 5 yıl 7 ay 16 gün cezaevinde kalması gerekiyor. Ancak Yıldırım, 5 yıl 10 ay 8 gündür (11 Eylül itibariyle) cezaevinde tutuluyor. 3 ay önce hapis cezasının infazını tamamlayan Yıldırım, serbest bırakılmıyor.

Yargıtay’dan cevap yok

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Yargıtay da henüz dosya kapsamında karar vermedi. Yargıtay, aynı zamanda mevcut duruma dikkat çekmek amacıyla Yıldırım’ın avukatları tarafından verilen dilekçelere de cevap vermedi.

Avukatlar; Yargıtay’a farklı tarihlerde yazdıkları 4 dilekçeyle dava dosyasının bozulması ve derhal tahliye kararı verilmesi talebinde bulundu. Ancak Yargıtay, dilekçelere cevap vermeyerek, Yıldırım’ın tahliyesi konusunda da herhangi bir görüş bildirmedi.

Mahkeme yetkisi olmadığı halde tutukladı

Yıldırım’ın avukatı Azad Yıldırım, müvekkilinin 4 Kasım 2016’da gözaltına alınmasının ardından Diyarbakır’a götürüldüğünü ve tutuldukları karakola bombalı saldırı olduğunu hatırlatarak, Diyarbakır Savcılığı ve Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliklerinin yetkileri olmadığı halde hukuksuz şekilde tutuklama kararı çıkarıldığını söyledi.

Yapılan hukuksuzluklarla mücadele sonucunda dosyanın Mardin’e gönderildiğini belirten Av. Yıldırım, şunları söyledi: “Daha sonra soruşturmayı yürüten savcı hakkında FETÖ üyeliğinden dava açıldığı da basına yansıdı.

“Bütün bu hukuksuzluklar bu şekilde bitmedi. Daha sonra dosya Mardin’e gelmesiyle beraber Mardin’de de bizim defalarca tahliye taleplerimiz reddedildi.

“Başka dosyadan verilmiş karar yok”

Aynı duruşma salonunda bir önceki dosyada görülen FETÖ davalarında toplam bir yıl, bir buçuk yıl tutuklu kalan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası alan sanıkların tamamı tahliye edilirken, bizim müvekkilimiz 3 yıl, 4 yıl tutuklu kalmasına rağmen ısrarla tahliye edilmedi.

Müvekkilim bütün infazını tamamlamış ve 3 aydır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmaktadır. En son verdiğimiz dilekçeye de Yargıtay adeta kulaklarını kapatmış ve hukuksuz bir şekilde müvekkil cezaevinde tutulmaktadır.

Gülser Yıldırım hakkında bugüne kadar başka bir dosyadan herhangi bir tutuklama kararı söz konusu değildir. Sadece Kobanê davasında ev hapsi tedbiri uygulanmıştır.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidarı Değiştirmek İstiyoruz

Partisinin meclis toplantısının açılışında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.” ifadelerini kullandı.

HDP üzerinden yapılan tartışmalara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP ile ilgili suçlayıcı ve dışlayıcı söz söylemek isteyen parti, şahıs ve kurumlar, özellikle partiler, HDP ile ilgili suçlayıcı söz söylemeden aynaya baksınlar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), yeni dönem politikalarını belirlemek için partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Parti Meclisi toplantısının açılışında siyasetteki gelişmeleri değerlendirdi.

“Halktan destek almak konusunda ne bir doğru dürüst vaatleri ne de oyları olanlar çıkıp ahkam kesiyorlar” diyen Sancar, şöyle devam etti: “Bütün bunlara rağmen yolumuzdan şaşmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“Ne iktidarın provokasyon ve operasyonları ne de başkalarını tahrikleri bizleri bu yoldan alıkoyabilir. Yolumuz bu ülkeye demokrasinin kapılarını açmaktır, Kürt sorununa siyasal çözümün zemini yaratmaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin onurlu ve eşit bir yaşam sürmesini sağlayacak geleceği inşa etmektir.

“Savaş düzenine mahkum değiliz”

Farkındayız, seçimler tartışılıyor, HDP’nin konumu herkesin gündeminde. Çünkü inançlı ve kararlı yürüyüş, güçlü bir halk desteği yaratıyor. Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor.

Bizler çağrı yaptık. Önce büyük bir demokrasi ittifakı kuralım dedik. Bu demokrasi ittifakını ilmek ilmek örüyoruz, büyüyerek inşa oluyor demokrasi ittifakı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en somut ve önemli sonucudur. Amacımız halkları seçeneksiz, bu toplumu alternatifsiz yaratma arayışlarını boşa çıkarmaktır.

Bu ülkenin halkları yaşanan yıkım, çöküş, savaş, yalan, talan ve kan düzenine mahkum değildir. Çünkü HDP var, HDP ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakının yürüyüşü var, çünkü bu yürüyüşün hedeflediği büyük demokrasi ittifakının güneşi parlamaktadır.

“Adresimiz Türkiye haklarıdır”

O nedenle bir seçenek var, umut var, hem de güçlü bir alternatif, çok sağlam bir umut var. Biz çizgimizden ve geçen eylül deklarasyondan ilan ettiğimiz politikamızdan ne operasyonlar baskılar ne de tahrikler nedeniyle vazgeçecek değiliz.

Çağrılarımız sanılıyor ki siyasi partilerin merkezlerinedir. Elbette bütün muhalefet partilerine çağrılar yapıyoruz. Bu çağrıların amacı gelin bize destek olun olarak anlaşılıyorsa, bu aymazlıktır. Tam tersine Türkiye halklarına gelin, yol açılım amacını taşımaktır. Çağrımızın esas adresi, Türkiye halklarının vicdanı, aklı ve ahlakıdır.

“Yalpalayacağımızı sananlar yanılıyor”

Tertemiz bir geçmişe ve bütünüyle kararlı bir demokrasi mücadelesine kendini adamış bir partinin başkalarının boş sözleriyle herhangi bir şekilde yalpalayacağını sananlar büyük yanılıyorlar.

Diyoruz ki önümüzdeki seçimde yalan talan ve kan düzenini değiştirelim. Bunun için de cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından açık diyalog doğrudan müzakere çağrımızı defalarca yaptık, yineliyoruz. Fakat altını bir kez da çiziyoruz. Bu çağrımızın muhatabı esası olarak Türkiye halklarıdır, toplumun tamamıdır.

“İktidarı değiştirmek istiyoruz”

En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.

Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Altılı Masa’ Yorumu: Kürt Sorununa…

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, ‘Altılı Masa’da HDP üzerinden başlayan polemiğe ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim” dedi.

Demirtaş, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “HDP Sorunu!” başlıklı yazısında PKK üzerinden HDP’ye üzerinden yürütülen siyasi tartışmalara tepki gösterdi.

Yazısında “Gereksiz bir bakanlık tartışması nedeniyle bugünlerde herkes her yerde HDP’yi tartışıyor, ahkam kesiyor ya da asıp kesiyor.” diyen Demirtaş, Millet ittifakı arasındaki polemiğe de “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim. Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” karşılığını verdi.

Demirtaş, “kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir” vurgusu yaptığı yazısının dikkat çeken bölümleri şöyle:

Tekrar belirtelim, kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir. HDP ile memleketin sorunlarını ve çözümlerini konuşmak için “Önce terörle arana mesafe koy” saçmalığını dayatanlara şunları sorup cevabı da onlardan bekleyelim:

– Erdoğan, Öcalan ile resmi olarak görüşürken Öcalan’dan “terörle arasına mesafe koymasını” istemiş olabilir mi?

– Erdoğan, PKK ile resmi olarak görüşürken, PKK’den PKK ile arasına mesafe koymasını istemiş olabilir mi?

Peki siz HDP’ye “Terörle arana mesafe koy!” diye gürlediğinizde (!) HDP ne diyor? “Hayır, ben terörden yanayım, terör ilelebet sürüp gitsin istiyorum” mu diyor? Yoksa “Gelin el ele verelim, silah meselesini siyasi yollarla çözüp iç barışı sağlayarak demokrasiyi büyütelim” mi diyor?

Yani siz HDP’ye diyorsunuz ki, “Sen de gel bizim saflarımıza katıl, terörle birlikte mücadele edelim ve dağa çıkmış Kürt çocuklarını hep beraber öldürelim.”

HDP ne diyor? “Hayır, kimse kimseyi öldürmesin. Ölen Kürt de Türk de bizim çocuklarımızdır. Gelin beraberce konuşalım ve sorunlara barış yoluyla çözüm bulalım.”

Evet, durum tam olarak budur. Kimse aklımızla alay etmesin.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın