HDP’li Özdoğan: İktidar Hukuk Dışı Süreçleri Meşrulaştırmaya Çalışmaktadır

Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklamada bulunan HDP’li Özdoğan, “Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır… Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.”

Özdoğan, açıklamasının devamında, “Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, HDP’nin Ankara’daki genel merkezinde depreme dair konuştu. Özdoğan, özetle şunları söyledi:

Depremden hemen sonra; depremzedelerin yiyecek ve giyecek gibi temel ihtiyaçları Türkiye’nin her yerinden gönderilen yardımlarla karşılanmıştır. Uzak yakın demeden farklı şehirlerden deprem bölgesine giden insanlar ve depremden sağ çıkmayı başarmış yurttaşlarımız çabalarıyla yüzlerce kişi göçük altından çıkarmıştır.

Devletin ve onu temsil eden siyasi iktidarın yapması gerekeni siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, dernek ve vakıfların, her bir insanımızın ayrı ayrı bütün Türkiye halklarının büyük çabası ve dayanışmasıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Üzücüdür ki siyasi iktidar elindeki yetkileri devletin olanaklarını enkaz altındaki insanlarımızı kurtarma ve hayati önemdeki organizasyonu gerçekleştirme ve yönetme için kullanmamıştır

Siyasi iktidarın, bu ülkeyi yönetenlerin Hatay, Maraş, Adıyaman gibi birçok şehrin neredeyse tamamının yıkılması, binlerce insanın hayatını kaybetmesi ve binlercesinin fiziken ve psikolojik olarak ağır yaralanmasında büyük payı ve suç ortaklığı vardır.

Büyük bir ranta dönüştürdüğü denetimsiz inşaatlar, imar afları, tarım arazilerinin imara açılması, depreme uygunluk denetimi yapmadan ruhsatlar dağıtması, denetimlerin yapılmaması ama yapılmış gibi gösterilmesi gibi doğrudan sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla bu büyük katliamda, bu cinayetlerde bu binaların müteahhitleri ile birlikte ortak sorumluluğu olduğu bu büyük cinayetlerde bu büyük katliamda sorumluluğu olduğu açıktır. Halklarımız bilmelidir ki Hukuk Komisyonumuz dahil bu ülkenin onurlu tüm hukukçuları bu halklara karşı işlenen bu suçların takipçisi olacaktır.

“İktidar hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır”

Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir.

Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.

Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir.

Halkımızın kurtarılması için, yardım için kolluk güçlerini kullanmayan iktidar işkence ve eziyet suçları için halkımızı sindirmek ve baskı uygulamak için kolluk güçlerinin kullanmaktadır.

Kriz merkezlerimize gelen görüntü video ve fotoğraflar bu suçları ispat eder şekildedir. Bu suçları işleyenler, işledikleri suçların görüntülerini pervasızca sosyal medyada yayınlamaktadırlar. “Makbul suçlu” olarak kabul edilen mültecilerin can güvenliği siyasi iktidar eliyle ortadan kaldırılmakta, herkese ve her kesime karşı da korkutma ve sindirme yöntemi olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Paylaşın

Demirtaş: O Tek Kişi, İktidarını Sürdürebilmek İçin…

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından binlerce kişinin hayatını kaybettiği depremlere dair açıklamalarda bulundu.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, açıklamasında acı tablonun sorumlularına değinerek şu ifadeleri kullandı:

“‘Bugün siyaset yapma günü değil’ diyenler ya yanılıyorlar ya da Saray’ın propaganda merkezinin kendilerine verdiği görevi yapıyorlar.

Deprem siyaset üstü değil, partiler üstü bir konudur. Kavramlar yanlış kullanılırsa yanlış sonuçlara ulaşılır.

Neden mi? Lütfen okuyun.

Demokrasinin iyice yerleştiği ülkelerde devlet ayrı bir şeydir, hükümet ayrı bir şeydir.

Hükümete kim gelirse gelsin devletin temel işleyişinde köklü değişiklikler olmaz, olamaz.

Örneğin Japonya’da deprem konusunda hükümeti siyasi baskı altına almak için uğraşmaya gerek yoktur. Hükümetin bir eksiği olursa yerden yere vurulmasının önünde bir engel de yoktur.

Zaten depremle mücadeleyi devletin tüm kurumları, sistemli şekilde kendiliğinden yaparlar.

Oysa Türkiye’de özellikle de tek adam sistemine geçildikten sonra devlet-hükümet-parti ayrımı tamamen kalktı. Ülkenin tüm kurumları bir tek kişiye bağlandı.

O tek kişi, iktidarını sürdürebilmek için seçimde kazanmaya mecbur olduğundan her adımını seçim hesabıyla atıyor.

Hele hele Erdoğan gibi siyasi çıkarcılığın ustası olmuş birinin deprem felaketine, üstelik de seçimler öncesinde, siyasi çıkarını düşünmeden yaklaştığını sanmak siyaseten aptallık değilse saflıktır.

Şu anda Erdoğan’ın yaptığı tek şey, partisinin ve kendisinin propagandasıdır.

Ama iktidar medyası, bu gerçeği örterek deprem felaketini Erdoğan’ın kişisel ve partisel kazanımına dönüştürmek için sürekli saldırarak, insanları linç ederek tüm eleştirileri susturmaya çalışıyorlar.

Maalesef ilk günden susanlar da oldu.

Biz particilik yapmıyoruz, oy hesabı yapmıyoruz. İktidarı siyasetle sıkıştırıp kardeşlerimizi kurtarmaya çalışıyoruz.

Çünkü devlet de odur, medya da odur, yargı da polis de asker de odur.

Yani tüm devlet kurumları ancak ve sadece Erdoğan’ın çıkarına göre hareket ederler.

Gönüllülerin yardım dağıtabilmek için deprem bölgesine gitmeleri, TSK’nin deprem bölgesinde görevlendirilmesi, Twitter erişim engelinin kaldırılması halkın siyasi baskısı sayesinde oldu.

Görüyorsunuz, büyük koordinasyon eksiği var ve bu da halkın siyasi baskısıyla çözülecek.

Yanlış olan şey bu ortamda siyaset yapmak değil, parti propagandası yapmaktır. Seçim hesabı yapmaktır.

Siyaset yapmak tam da bugün toplumun en önemli savunma aracıdır. Bunu almalarına izin vermeyin.

Direnmeye ve dayanışmaya devam edelim.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nu Alıntılayan Demirtaş’tan Dayanışma Çağrısı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün gece yayınladığı videoyu alıntılayarak, dayanışma çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Deprem bölgesinde bulunan Kılıçdaroğlu, dün gece “Halkımızın halini yerinde gördüm. Yaşananlara siyaset üstü bakmayı, iktidarla hizalanmayı reddediyorum. Bu çöküş tam da sistematik rant siyasetinin sonucudur. Erdoğan’la, sarayıyla ve rant çeteleriyle hiçbir zeminde buluşmayacağım. Ben halkımın kavgasını vereceğim. Sonuna kadar” notuyla bir video paylaşmıştı.

Selahattin Demirtaş, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun bu paylaşımını alıntılayarak, şöyle yazdı: “Hem güçlü bir dayanışma hem de güçlü bir siyasi duruş, bu zor dönemi el ele vererek atlatmamız için çok önemlidir, kıymetlidir” dedi.

“Dayanışmayı büyütün”

HDP’li Demirtaş, ayrıca şu açıklamayı yaptı: “Değerli kardeşlerim, bugün devlet de sizsiniz, hükümet de. Dayanışma ne kadar büyürse o kadar insanımızı, o kadar insanlığımızı kurtarırız. Canla başla kardeşlerinin yanında olmak için didinen, malzeme gönderen gençler, kadınlar, milyonlar…

Bu ülkeyi enkazdan sizin iyiliğiniz, güzelliğiniz çıkaracak. Yaraları hep birlikte saracağız. Dayanışmayı büyütün. Başka çaremiz de kimsemiz de yok. Yok eğer felakettin büyüklüğünü ilk anda anlamalarına rağmen gerçekleri halktan saklamış, devletin tüm imkanlarını seferber etmek için 30 saat beklemişlerse bu aynı zamanda ağır bir suçtur, katliamdır.

Pandemide olduğu gibi, siyasi çıkar hesabıyla halkı ölüme terk etmektir. En büyük çözüm halkın gönüllü dayanışmasıdır. Șimdi dayanışmayı, yardımlaşmayı büyütme zamanıdır.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş Sordu: Erdoğan’ın Nerede Olduğunu Bilen Var Mı?

Binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan depremlere ilişkin açıklama yapan Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nerede olduğunu sorarak, “Cumhurbaşkanı, koordinasyon merkezinden bir dakika bile ayrılmamalı, saat başı açıklama yaparak halkı bilgilendirmeli, uyarı ve duyurular yapmalı, halka moral vermeliydi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nerede olduğunu bilen var mı? Dün gece enkazlardan çığlıklarını duyduğumuz kardeşlerimiz, herkesi dayanışmaya ve ortak akılla hareket etmeye çağırıyor. Lütfen daha fazla dayanışma ve daha fazla koordinasyonla, en azından bugün kurtarabileceğimiz kardeşlerimizi kurtaralım.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, merkez üssü Kahramanmaraş olan ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine, onbinlerce kişinin ise yaralanmasına yol açan 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Selahattin Demirtaş, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Felaketin ilk anından beri seferber olup kurtarma, yardım ve dayanışma çalışmalarına katılan herkesi kutluyoruz. Çok zor bir gündü. Emekleriniz çok değerli, sağ olun, var olun. Ne var ki daha fazlası lazım çünkü on binlerce insan halen enkaz altında. 85 milyon tek yürek olmuş, tek adam sisteminin hantallığını, beceriksizliğini, rezaletini aşarak kardeşlerini kurtarmaya çalışıyor”

İlk anda seferberlik ilan edilmesi gerektiğini belirten Demirtaş, “Halen yapılabilir. Halen hiçbir çalışma yapılmayan yüzlerce bina var. Yıllardır halkın kanını emen devasa inşaat firmalarının tüm iş makineleri, el konularak deprem bölgesine gönderilmeliydi, halen yapılabilir. Deprem bölgesine giden tüm kara yolları sivil araç geçişine kapatılarak sadece kurtarma ve yardım ekiplerinin geçişi sağlanmalıydı, halen yapılabilir.  AFAD Başkanı, saat başı IBAN verip para toplama telaşına gireceğine, gönüllüleri organize ederek deprem bölgesine götürmeliydi, halen yapılabilir. Dünden beri topladığınız para mı enkaz altındaki kardeşlerimizi kurtaracak!” dedi.

“Erdoğan nerede?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nerede olduğunu da soran Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanı, koordinasyon merkezinden bir dakika bile ayrılmamalı, saat başı açıklama yaparak halkı bilgilendirmeli, uyarı ve duyurular yapmalı, halka moral vermeliydi. Nerede olduğunu bilen var mı? Dün gece enkazlardan çığlıklarını duyduğumuz kardeşlerimiz, herkesi dayanışmaya ve ortak akılla hareket etmeye çağırıyor. Lütfen daha fazla dayanışma ve daha fazla koordinasyonla, en azından bugün kurtarabileceğimiz kardeşlerimizi kurtaralım.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Muhalefete “Ortak Aday” Çağrısı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden seçime yönelik muhalefete çağrıda bulundu.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş çağrısında, “Tüm muhalefet, uzlaşmayla ortak aday çıkarın, sonra hepiniz seçime kadar susup evde oturun. Bu halk seçimi kazanır, mazbatayı da götürür, yeni Cumhurbaşkanına evinde verir. Gerilmeye, panik yapmaya gerek yok, kazanacağız” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın söz konusu paylaşımları şöyle:

“Normalde, seçim kazanmak için siyasetçiler halkı ikna etmeye çalışır. Bizdeyse halk seçimi kazanmış durumda ama kaybetmemek için siyasetçileri ikna etmeye çalışıyor. Samimi bir çağrı yapmak istiyorum: Tüm muhalefet, uzlaşmayla ortak aday çıkarın, sonra hepiniz seçime kadar susup evde oturun. Bu halk seçimi kazanır, mazbatayı da götürür, yeni Cumhurbaşkanına evinde verir. Gerilmeye, panik yapmaya gerek yok, kazanacağız.”

“Ortak aday olmazsa sorumlusu milliyetçi kanat”

Öte yandan Selahattin Demirtaş, PİRHA Muhabiri Berfin Yıldız‘a açıklamalarda bulundu. Demirtaş’ın açıklamaları şöyle:

(Nasıl bir yüzyıl hayali var) Elbette herkesin en ciddi beklentisi adil, özgür, eşit bir yaşam. Kimliğinden, inancından, yaşam tarzından dolayı kimsenin ayırımcılığa uğramadığı, emeğin sömürülüp açlığa, yoksulluğa mahkum edilmediği özgür, demokratik bir Cumhuriyet’tir hepimizin hayali.

(Alevilerin seçimlerdeki tutumu hakkında) Alevi toplumunun siyaseten nerede durması gerektiğini söylemek hiçbir siyasetçinin haddi değil, ben de dahil tabii. Biz siyasetçiler sadece çözüm önerileri hazırlar ve sunarız, ne yapacaklarına Alevi toplumu karar verir. Zaten Aleviler siyasi bakımdan bilinçli, örgütlü ve son derece de duyarlı bir toplum. Kimin ne olduğunu Aleviler çok iyi bilir. Düşkünleri ise zaten Alevilerin kendisi de Alevi’den saymazlar. Alevi Bektaşi toplumu, 600 yıldır bu topraklara sırf düşkünleşmeyi kabul etmedikleri için ne zulümler ne acılar yaşadılar, yine de boyun eğmediler. Halen en direngen topluluk olarak demokrasi ve eşitlik mücadelesinin öncülüğünü yapmaya devam ediyorlar.

AKP-MHP faşizminin basit ayak oyunlarına kanacak tek bir Alevi olmadığına eminim. Dolayısıyla Aleviler Süleyman Soylu’nun, Erdoğan’ın ucuz hamlelerini gündemlerine alıp üzerinde konuşmaya bile tenezzül etmemeliler bence. Alevilerin, örgütlü güçlerini bu seçimde değişimden yana kullanarak AKP-MHP’ye en net cevabı vereceklerinden hiç kuşkum yok.

(Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden yürütülen tartışmalar) Bu utanç verici, ayırımcı, ırkçı bir yaklaşım. Hiçbir şekilde meşrulaşmaması lazım. Böyle tartışmaları kimse ciddiye almamalı, yaygınlaştırmamalı. Bir kişinin kimliği ya da mezhebi değil, karakteri ve erdemidir, önemli olan. Alevilerin Türkiye’de ayırımcılığa tabi tutulduklarını bilmeyen yok. Bu ayırımcılıkla hep beraber, cesurca mücadele etmeliyiz. Ben, Sünni Şafii inancına mensup biri olarak Alevi, Sünni, Hristiyan, Ezidi veya ateist olduğuna bakmadan erdemli, dürüst, liyakatli herhangi bir insan tarafından temsil edilmeye asla itiraz etmem, sadece gurur duyarım onunla.

‘Ortak aday olmazsa sorumlusu milliyetçi kanat’

(Millet İttifakı’nda, HDP ile ortak aday çıkarma konusunda en büyük engel İYİ Parti gibi görünüyor. Ortak aday çıkmaz ve seçim 2. tura kalırsa Türkiye’yi nasıl bir süreç bekler?) İlk tur için ortak adayda uzlaşma olmazsa HDP kendi adayını çıkarır elbette. Seçim ikinci tura kalınca da ne yapılacağına o zamanki koşullara göre karar verilir. Şimdiden bağlayıcı bir şey söylemek, HDP açısından mümkün değil. HDP bu konularda en uzlaşmacı tutumu sergiliyor. Ortak adayda uzlaşma olmazsa herkes bilmeli ki bunun sorumlusu Altılı Masa’nın milliyetçi kanadıdır.

(Olası bir iktidar değişikliğinde adil yargılanacağınıza, ‘siyasi rehine’liğinizin biteceğine dair umudunuz var mı?) Önce halk özgürleşsin, nefes alsın, gerisi kolay. Biz halklarımızın özgürlüğü için direniyoruz, mücadele ediyoruz, bedel ödüyoruz.

Paylaşın

Seçimin Sonucu HDP’nin Desteği Belirleyecek

BBC, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere ilişkin dikkat çeken bir analiz yayınladı. Hazine yardımlarının bulunduğu hesaplara bloke konduğunu, kapatma davası açıldığını ve partinin eski eş genel başkanı Demirtaş’ın 2016’dan beri cezaevinde tutulduğunu hatırlatılan analizde, seçimlerin sonucunu belirleyebilecek olan partinin HDP olduğunu vurguladı.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır milletvekili Hişyar Özsoy ise HDP’nin kapatılmasının söz konusu olabileceğini ama bu durumun seçimleri etkilemeyeceğini söyleyerek “Eğer parti kapatılsa bile halkımız diğer siyasi partileri kullanarak seçimlere girmenin yolarını bulacaktır” dedi.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Türkiye’de yaklaşan seçimleri mercek altına aldı. Artı Gerçek‘in aktardığına göre, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimler öncesinde ekonomik krizin derinleştiği belirtilen analizde, “Türkiye’deki seçimler: Yaşam pahalılığının ortasında Erdoğan için en büyük sınav” başlığı kullanıldı. BBC, seçimlerin sonucunu belirleyebilecek olan partinin HDP olduğunu vurguladı.

“Çok savunmasız hissediyorum. Sanki bir ormanda hayatta kalmaya çalışıyorum”

Analizde, “Türkiye’de resmi enflasyonun yüzde 57’nin üzerinde olduğu bir ortamda milyonlarca kişinin yaşam pahalılığı ile mücadele ettiği”, ev kiralarının artmasıyla barınma krizi yaşandığı hatırlatıldı.

BBC, 4 bin 500 TL’lik ev kirası iki katına çıkan bir yurttaşın, yeni ev arayışında 30 bin TL’lik kira talepleriyle karşılaştığı yönündeki şikayetlerine de yer verdi. Maaşının aynı oranda artmadığını belirten bu kişi, “Çok savunmasız hissediyorum. Sanki bir ormanda hayatta kalmaya çalışıyorum” dedi.

BBC, Erdoğan’ın seçim öncesinde enerji teşvikleri, asgari ücretin iki katına çıkarılması, emeklilikte yaşa takılanlar gibi ekonomik adımlar attığını hatırlatsa da, pazardaki bir yurttaşın “Bu sene bir anda fakirleştik. Sokaktaki enflasyonun yüzde 600 olduğunu hissediyoruz ama emeklilik maaşlarına sadece yüzde 30 oranında zam yapıldı” şeklindeki sözlerine de yer verdi.

‘Seçimin sonucunu belirleyecek olan…’

Analizde, Erdoğan’ın ekonomi politikalarını tersine çevirmeyi ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yeniden tesis etmeyi vaat eden Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının henüz açıklanmadığı da hatırlatıldı.

Masanın adayını büyük ihtimalle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olacağını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adının da geçtiğini belirten BBC, “Seçimin sonucunu belirleyecek olan, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi” ifadelerini kullandı.

“Cumhurbaşkanını çok büyük ihtimalle HDP’nin desteği belirleyecek”

BBC, HDP’nin Hazine yardımlarının bulunduğu hesaplara bloke konduğunu, kapatma davası açıldığını ve partinin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2016’dan beri cezaevinde tutulduğunu hatırlattı.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır milletvekili Hişyar Özsoy ise BBC’ye demecinde HDP’nin kapatılmasının söz konusu olabileceğini ama bu durumun seçimleri etkilemeyeceğini söyleyerek “Eğer parti kapatılsa bile halkımız diğer siyasi partileri kullanarak seçimlere girmenin yolarını bulacaktır” dedi.

BBC ise şu yorumu yaptı: “Eğer cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanını çok büyük ihtimalle HDP’nin desteği belirleyecek.”

Paylaşın

HDP’den Kapanmaya Karşı A, B, C Seçenekleri

14 Mayıs’ta yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimine giderken yaşanabilecek en önemli gelişmelerden biri Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davada vereceği karar olacak.

HDP’nin 14 Mart’ta yapacağı sözlü savunmanın ardından dosya raportöre gönderilecek. Raportörün hazırlayacağı rapor AYM Başkanına sunulduktan sonra görüşme için gün belirlenecek ve üyeler kararını verecek.

Ancak bu süreç için belirli bir takvim yok. Bu nedenle HDP’li yetkililer seçimin hemen öncesinde alınabilecek karara karşı atacakları adımı tartışmaya başladı.

Hazine hesaplarına geçici bloke kararını “kapatma yönünde bir tutum” olarak yorumlayan yetkililer hazırlıklarını da bu olasılık üzerine yapıyor.

Partide, “Biz her şeye rağmen HDP ile seçime girme eğilimindeyiz. Ama AYM milletvekili listelerinin kesinleşeceği sürece kadar karar vermezse ‘kurbanlık koyun gibi bıçağa başımızı uzatmayız. O zaman kapanma davasıyla ilgili karar çıkmadan da bir başka partiyle seçime girme kararı verebiliriz” şeklinde değerlendirmeler yapılmaya başlandı.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde aktardığına göre, bir yetkili de “Kapanmaya karşı A, B, C seçeneklerini konuşurken bu belirsizlik ortamında seçime girilecek parti açısından en uzak seçenek HDP diyebiliriz” yorumu yaptı.

HDP’nin bir başka parti ile seçime girme kararı alması durumunda değerlendireceği ilk seçenek Yeşil Sol Parti olacak. Bu partinin seçime girme yeterliliği almaması durumunda TİP ve Emek Partisi’nin tercih edilebileceği konuşuluyor.

Muhalefetin seçimi kazanma frmülü

Öte yandan Millet İttifakı çalışmalarında en kritik konulara gelindi. Ortak cumhurbaşkanı adayı için 13 Şubat işaret edilirken Meclis seçimleri için de “en çok milletvekili nasıl çıkarılır” formülü çalışılıyor.

Kritik dönemeçte özellikle İYİ Parti yetkililerinden gelen açıklamalar “Masa dağılır mı” sorusuna neden olurken “Açıklamaları kriz olarak nitelendirmek doğru değil, en önemli konuları konuşmaya başladık. Tüm partiler ne kadar belirleyici olabilirim, en çok ne alabilirim diye el yükseltiyor. Bu siyasetin doğasında var. Masadan kimse kalkamaz. Bu masanın sağlamlığından da değil. Kazanmak için birbirimize mecburuz” deniliyor.

Bir siyasetçi de “yüzde 100 kazanmanın formülü”nü, “Masa’dan bir lider cumhurbaşkanı, diğerleri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak elini taşın altına koymalı. HDP de aday çıkarmamalı” sözleriyle açıklıyor.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Cumhuriyetin, Güçlü Demokrasiyle Buluşturulması Tarihsel Zorunluluktur

Partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Cumhuriyetin, ikinci yüzyılda güçlü demokrasiyle buluşturulması tarihsel bir zorunluluk olarak herkesin önünde durmaktadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılda güçlü bir toplumsal barışla, gerçek bir adaletle ve evrensel hukukla, temel insan haklarıyla, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle, emeğin hakkıyla ve ekolojik bir yaşamla buluşturulması hepimiz açısından tarihsel bir görevdir. Çünkü “Demokratik Cumhuriyet tüm sorunların çözüm anahtarıdır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Katılımcı demokrasi ve müzakereci demokrasi anlayışı etrafında, halkın iradesini ve mutabakatını esas alan yeni bir kurucu akılla, yeni bir siyaset anlayışıyla bu hedefe hep birlikte yürüyebiliriz. İşte bu kurucu akıl da halklarımızın ortak iradesinde elbette mevcuttur. Mesele siyasetlerin kazanması değildir, eşit ve özgür bir ülkede yaşamak isteyen 85 milyona bir demokrasi döneminin kazandırılmasıdır. Bu dönem kesinlikle ve kesinlikle başlayacaktır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuştu. Buldan’ın açıklamaları şöyle:

“Savaşın, sömürünün, yoksulluğun, toplumsal krizlerin peş peşe yaşandığı bir dönemde, krizlerden hep birlikte çıkmak için demokrasi, barış ve adalet mücadelesini daha da büyüteceğimiz önemli bir sürecin içerisinden geçtiğimizi belirtmek isterim. Siyasetin gittikçe daha fazla masa başı planlarına ve paylaşım hesaplarına dönüşmeye başladığı bir zaman aralığından geçiyoruz. Bu iklimde, toplumun tüm ötekileştirilmiş ve ezilen kesimleriyle birlikte en geniş ‘Demokratik Cumhuriyet Birlikteliğini’ oluşturmak temel hedefimizdir. Aynı zamanda HDP’nin mücadele hattıdır. Bu birlikteliği ortak değerler etrafında toplumsallaştırmak ve birlikte inşa sürecine dönüştürmek için en güçlü çabayı göstereceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Tekçilik bugün yaşanan bütün kırılmaların asıl nedenidir”

Tekçiliğe, ret ve inkâra, baskıya, yasaklara dayalı; demokrasiyi sürekli olarak dışlayan, toplumsal hak taleplerini yok sayan otoriter sistemin yarattığı çok büyük krizleri Türkiye toplumu ve Türkiye halkları olarak bu süreçte yaşıyoruz. Kürtleri, Alevileri, Ermenileri, bütün inanç ve kimlikleri, kültürleri ve anadilleri; tüm farklılıkları, renkleri, kadınları, gençleri, emekçileri dışlayan bir aklın yaratmaya çalıştığı tekçilik hegemonyası bugün yaşanan büyük toplumsal, tarihsel ve siyasal kırılmanın esas nedenidir.

Fabrikada iş kazasında bir işçiyi kaybettiğimizde sistem sermaye sahibine arka çıkıyorsa; sokak ortasında katledilen bir kadına karşı sistem erkek faili savunuyor ve koruyorsa; eşit yurttaşlık talep eden Alevi toplumuna sistem tek bir mezhebi dayatıyorsa; Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklı iradesini, eşit yurttaşlık haklarını ve anadilini inkâr edip yasaklıyorsa; kayyım rejimiyle yerel demokrasi ve halkın yerel yönetimlerdeki iradesini gasp ediyorsa; işkenceye maruz kalanı değil işkenceciyi koruyor ve cezasızlıkla ödüllendiriyorsa; kamunun gücüne dayanarak suç işleyenlerin suçunu kapatıyor ve hukuku askıya alıyorsa; hukukun yolsuzluklardan hesap sormasını engelliyorsa, farklı yaşam tarzlarını hedef alıyorsa; özgürlükleri her gün yasaklar cenderesine alıyorsa; işte bütün bunlar ülkeye dayatılan rejimin yarattığı büyük tahribatlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da bu ülkeyi çöküşe götürmektedir.

“Demokratik Cumhuriyet çözüm anahtarıdır”

Cumhuriyetin, ikinci yüzyılda güçlü demokrasiyle buluşturulması tarihsel bir zorunluluk olarak herkesin önünde durmaktadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılda güçlü bir toplumsal barışla, gerçek bir adaletle ve evrensel hukukla, temel insan haklarıyla, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle, emeğin hakkıyla ve ekolojik bir yaşamla buluşturulması hepimiz açısından tarihsel bir görevdir. Çünkü “Demokratik Cumhuriyet tüm sorunların çözüm anahtarıdır.”

Katılımcı demokrasi ve müzakereci demokrasi anlayışı etrafında, halkın iradesini ve mutabakatını esas alan yeni bir kurucu akılla, yeni bir siyaset anlayışıyla bu hedefe hep birlikte yürüyebiliriz. İşte bu kurucu akıl da halklarımızın ortak iradesinde elbette mevcuttur. Mesele siyasetlerin kazanması değildir, eşit ve özgür bir ülkede yaşamak isteyen 85 milyona bir demokrasi döneminin kazandırılmasıdır. Bu dönem kesinlikle ve kesinlikle başlayacaktır.

“Kürt sorununun çözümsüzlüğü Cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engeldir”

Bu ülkedeki bütün sorunlara kaynaklık eden Kürt sorununun çözümsüzlüğü, Cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasının önündeki en büyük engellerden biridir. Kürt sorunu cumhuriyet ile demokrasi arasındaki en büyük çatlağı oluşturmaktadır. Cumhuriyet ve ona bağlı olarak ülkemizde yaşanan tahribatları bugün burada sıralamaya ne zamanımız ne günlerimiz yeter. Bu çatlağı görebilirsek, Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü için bir şans doğacak ve özgür birlikteliği esas alan bir toplumsal mutabakatı hep birlikte güvenceye alacağız. Bu nedenle meselenin demokratik çözümü ve kalıcı barış, Cumhuriyetin demokratikleşmesi açısından tarihsel bir rol oynayacaktır.

“Hakikatlerle yüzleşmek bir daha aynı acıların yaşanmasını engeller”

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında esas olan sadece Kürtlerin kazanması değil, dışarıda bırakılan tüm kesimlerin, bütün halkların bir araya gelerek ortak Demokratik Cumhuriyet’i kazanmasıdır. Hakikatlerle cesaretle yüzleşmek, hesaplaşmak, onarıcı bir adalet temelinde toplumsal yaraları sarmak bir daha aynı acılı süreçlerin yaşanmayacağına dair en güçlü teminat olacaktır. Kadınların eşit ve özgür yaşamının, yine farklı yaşam tarzlarının özgürlükçü laiklik anlayışıyla inşa edilmesi Demokratik Cumhuriyetin olmazsa olmazıdır. Bir ülke, bir cumhuriyet ancak kadınların özgürlüğü ve eşitliğiyle gerçek bir demokratik öze ve düzeye kavuşabilir.

Bu topraklardaki bütün kadim inançların eşitliği ve özgürlüğü, Demokratik Cumhuriyete giden yolda önemli bir adım da olacaktır. İşte bütün bu inşayı hak temelli ve eşit yurttaşlığa dayanan yeni bir toplumsal sözleşmeyle ancak başarabiliriz. Cumhuriyetin demokratikleşmesi de bireyi reddetmeyen bir toplumla, farklılıkları esas alan demokratik birlikle, demokrasi, hukukun üstünlüğü, inanç özgürlüğüne dayanan bir “demokratik anayasa” ile mümkündür. Bu mümkünü gerçeğe dönüştürmek, ilk yüzyılda dışarıda bırakılanların düşünü hayatın kendisi haline getirmek bizlerin elindedir. Hepimizin sorumluluğudur.

“Yeni yaşama davet, kurucu siyasetin yol haritasıdır”

Bu miladın startını vermek için ortaklıklarımız ve farklılıklarımızla bir araya gelmeye, ittifaklar üretmeye özellikle de bu dönemde çok büyük ihtiyacımız var. Merkeziyetçiliğin yerine güçlü yerel demokrasiyi; oligarşi, vesayet ve statükonun yerine Demokratik Cumhuriyeti; temsili demokrasinin yerine katılımcı, müzakereci, güçlü demokrasiyi koymanın zamanı gelmiştir ve geçiyor. 7’den 70’e kadar örgütlenerek Demokratik Cumhuriyet’e katkıda bulunmalı, tuğla tuğla örerek bir çatı altında mutlaka buluşmalıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken zamanın ruhu, kurucu siyaseti elbette bizleri çağırıyor. Statüko ve restorasyon değil yeni yaşama davet, kurucu siyasetin bir yol haritasıdır.

Bizler, her gün büyütmekte olduğumuz demokrasi ittifakımızla, yine bu ülkenin demokratları, aydınları, siyasetçileri, insan hakları savunucuları, emekçileri, kadınları ve gençleri olarak bu kurucu siyasetin sahibiyiz. Yeni dönemin sahibi de bizler olacağız, Türkiye halkları olacaktır.  Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve kaygısı olmasın. Birbirimizi anlayarak, dayanışmamızı daha fazla büyüterek, daha fazla yan yana gelerek ve ortak değerler etrafında toplanarak kazanmanın yollarını kesinlikle bulacağız ve çok büyük kazanacağız.

“Demokratik Cumhuriyet yürüyüşümüz yeni bir hikâyenin başlangıcı olacaktır”

Demokratik Cumhuriyet yürüyüşümüzün yeni bir hikâyenin başlangıcı olacağına inancımız tamdır. İlk yüzyıl biterken ortak inşa iradesi geliştirme imkânını hep birlikte yaratacağımıza olan inancımız tamdır. Bugün burada sizlerin yapacağı katkıların, sunumların, bu konferansın geleceğimizi belirleme açısından önemli olduğunu ifade ediyorum. Önümüzdeki yüzyıl açısından büyük kazanacağımız yolları yaratmanın bir kez daha bir araya gelmekle mümkün olduğunu ifade ediyorum. Teşekkür ediyor, yolunuz ve yolumuz açık olsun diyorum.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Tek Çıkış Yeni Demokratik Özgür Bir Başlangıç

Partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, toplumun büyük kesiminin çıkış yolu aradığını belirterek, Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepimizin birlikte düşünmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Tekçi anlayıştan kurtulmak özgür toplum için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı şey olmaktan mukadderdir. Bizim parti olarak amacımız iktidar bloğunun kurmaya çalıştığı bu rejimi engellemektir. Bütün toplumun kazanacağı siyasete ihtiyaç vardır.”

Mithat Sancar, ‘Yeni yüzyıla girerken demokratik cumhuriyetin amacının birlikte yürümek’ olduğunu belirterek “Hedef eşit yurttaşlıktır” dedi. Sancar, cumhuriyetin önemli özellikleri ve kazanımları bulunduğunu belirterek çok acı tecrübeler yaşandığını, yurttaşlığın eşit temele oturtulmasının gerektiğini kaydetti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuştu. Sancar’ın açıklamaları şöyle:

“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, baş göz üstüne geldiniz. Bu konferansta emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Kritik bir eşikte bulunuyoruz, toplumun büyük bir kesimi de bu krizden çıkış arıyor. Bu süreçte tartışarak, yan yana yürüyerek çözüm bulabileceğimiz inancıyla bu konferansı düzenliyoruz. Hedefimiz Cumhuriyetin yeni yüzyılına girerken, demokrasiyi geri dönülmez bir şekilde yerleştirmenin yollarını birlikte aramaktır. Demokratik Cumhuriyet Konferansının esas amacı da birlikte üretmek, birlikte yürümek ve birlikte başarmaktır. Hedef Demokratik Cumhuriyet, özgür vatan, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam sözleşmesi, toplum sözleşmesidir.

“Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi demokrasiyi getirmiyor”

Tarihi anlatmayacağım, konferans deyince uzun uzun konuşacağım gibi bir şüphe uyanabilir. Olabildiğince kısa bir sunuş yapacağım. Bugün çok değerli akademisyenler, yazarlar fikirlerini sunacaklar. Cumhuriyet kavramının barındırdığı önemli kazanımlar var. Bunların başında hiç şüphesiz meşruiyeti gökyüzünden koparıp yer yüzüne indirmesidir. Bir diğer önemli özelliği de toplumsal ilişkileri yurttaşlık temeline oturtmasıdır.

Cumhuriyet deyince aklımıza gelen bu iki özellik önemlidir, her cumhuriyet fikri ve modeli için kazanım sayılır. Ama bunların tek başına yetmediğini bizler bu ülkede acı tecrübelerle yaşadık, görüyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz. Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi, gelenekten koparılıp siyasal alana taşınması tek başına özgürlüğü ve demokrasiyi getirmiyor. Çünkü meşruiyetin nerede nasıl başlayacağı burada bu belirlemelerle ortaya çıkmıyor.

“Cumhuriyet, kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır”

İşte aşamadığımız yüzyıllık tecrübe bunun en önemli işaretidir. Konferansın başlangıcı yüzyılın muhasebesi olacaktır.  Esas olan yurttaşlığın eşit temele oturtulması, meşruiyetin de topluma devredilmesidir. Oysa bizde yaşanan bunun tersi olmuştur. Meşruiyet gökyüzünden indirilmiştir ama topluma değil devlete tevdi edilmiştir. Yani meşruiyetin kaynağı devlet ve devletin çıkarları olmuştur.

Özgürlük burada devletin tanıdığı ve tanımladığı çerçevede var olabilmiştir, kimlikler devletin hoş gördüğü ve çizdiği bir çerçeve içinde yaşam bulabilmiştir. Böyle bir yurttaşlık anlayışının özgürlük sıfatıyla alınmasının mümkün olmadığını söylemekte herhangi bir zorluk yoktur. Yurttaşlık burada soyut ve tek tip bir insan yaratma anlayışına odaklanmıştır. O nedenle Cumhuriyet kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır, özgür toplum ve özerk birey anlayışından uzak kalmıştır. Arada parantezler de yaşandı ama bu zihniyet günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

“Topluma güvenmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak kabul etmemek Türkiye’ye bir yüzyıl kaybettirdi”

Otoriter modernlikten demokratik modernliğe geçiş çabaları elbette oldu. Geçmişte kuruluş sürecinde de oldu. Belki sadece 1920 Anayasasına genel olarak atıf yapmak yeterlidir, ancak bu da bir parantez olarak kalmıştır. Sonrası gelmemiş, tam tersine tekçi anlayış bu cumhuriyetin belirleyici özelliği olmuştur. Topluma güvenmemek, toplumu meşruiyetin kaynağı olarak görmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak tanımamak, kimlikleri ve farklılıkları reddetmek bizleri yüz senedir kısır döngü içinde yaşatıyor. Bu kısır döngü sürekli kriz ve çatışma üretiyor. Çok tipik alanlar, en başta Kürt sorunu ama inançlar alanında da aynı sorunları yaşıyoruz.

Yani Kürt sorununa tekçi inkarcı yaklaşım, Cumhuriyetin bu korporatist diyeceğimiz özelliğinin dayatmacı toplumu kendisinde görmesinin en önemli sonucudur. Bugüne kadar Cumhuriyetin demokrasi ile buluşamamasının başında en önemli engellerden biri de Kürt sorununun demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir temelde çözülememiş olmasıdır. Aynı şey inanç toplulukları için de geçerli. Başta Aleviler olmak üzere, pek çok inanç grubu kendi kimliğini yaşama imkanı bulamamaktadır. Zaman zaman çeşitli açılımlar yapıldığı iddia edilse de yapılan şey devletin bu kimlikleri tanıması değil tanımlamaya çalışmasıdır. Son zamanlarda gördüğümüz şey de bunun çarpıcı örneğidir.

“Temel sorunlarla yüzleşmek bizlere yeni yollar gösterecek”

Demokrasiye giden yolu açabilmek, Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturup geliştirmek ve kopmaz bir bağ içine yerleştirmek de bizim temel sorunlarımızla gerçekçi bir şekilde yüzleşmemize bağlıdır. Bu yüzleşme bize yeni yolları göstermeyi ve görmeyi mümkün kılacaktır. Yeni yüzyıl toplumun kendisini özgür olarak yaşayabileceği yeni bir cumhuriyet, demokratik bir cumhuriyet yüzyılı olarak hedeflenmelidir. Bizim bu konuda parti programımız açık.

Sadece o konudaki maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “…Partimiz, mevcut merkeziyetçi otoriter anti-demokratik siyasal sisteme/düzene itirazı olanların gücünü açığa çıkarmayı ve bu gücü örgütleyerek demokratik ve özgürlükçü bir siyasal düzen yaratmayı hedefler. Emekçilerin ve halkların eşit ve özgürce yaşadığı demokratik bir cumhuriyete ulaşma… farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşam, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini önüne koymaktadır.”

“Birlikte hareket etmezsek yaşadığımız yıkımlar ağırlaşarak devam eder”

Hedefimiz budur. Bugüne kadar yaptıklarımız var; yapamadıklarımız, eksiklerimiz ve belki de yanlışlarımız var. Bunları zaman içerisinde tartışarak düzeltmek ancak birlikte olmakla, birlikte yürümekle ve birlikte konuşmakla mümkündür. Toplumun bütün kesimleriyle böyle bir temasın çok büyük bir dönüştürücü etkisi olacağına yürekten inanıyoruz. Başka zamanlarda söylediğim gibi bu kapsamlı anlamıyla temas mutlaka dönüştürür. Bu dönüştürme de mutlaka bizim çerçevede belirlediğimiz hedefe doğru olmalıdır. Aksi takdirde 100 yıldır yaşadığımız acılar yıkımlar önümüzdeki yüzyıla ağırlaşarak devredilecektir.

Şimdi ihtiyacımız olan şey siyaseti tam anlamıyla özgürleştirmek, bireyi özne olarak kabul etmek, toplumdaki bütün farklılıkların eşit birlikte yaşam imkanlarını yaratmak ve bir büyük barışı kurmaktır. Büyük barışı ancak bu temelde kurabileceğimize inanmamız gerçekten önemli. Ancak farklılıklarımıza eşit yaşama şartlarını yarattığımızda büyük barışı kurabiliriz. Ancak özgürlüğü bu toplumun kurucu dinamiği haline getirdiğimizde yaratabileceğiz. O nedenle bizim buradaki hedefimiz de yine büyük bir toplumsal sözleşmesi, özgür bir toplum sözleşmesi.

Toplum sözleşmesi ihtiyacımız da var, toplumsal sözleşme ihtiyacımız da var. Çünkü otoriter gelenek, otoriter cumhuriyet zihniyeti kendisini sürekli başka formlarda yeniden ürettikçe, bizleri bir şekilde biçimsiz ya da harcı zayıf bir topluluk olarak var olmaya mahkum ediyor. Oysa toplum olmak aynı zamanda kamusallığı paylaşmak demektir. Yani, kamusal alanı birlikte yaratmak demektir. Türkiye maalesef toplum olmaktan da uzaklaşmaktadır.

O yüzden şimdi toplum sözleşmesi kurmaya ihtiyaç vardır. Bu konuda ciddi çabalara ihtiyaç vardır. Bunun şartı da farklılığımızı eşit bir şekilde yaşayabileceğimiz özgür bir yaşam inşa etmektir. Onun üzerine elbette toplumsal sözleşme de gelecektir. Bunun adına anayasa diyebiliriz. Toplumsal sözleşmenin hukuki formu anayasadır ama birlikte yaşamın temel ilkelerini kurmak anlamında bir toplumsal sözleşmeyi de toplumun en geniş kesimlerinin özgür katılımıyla kurmamız gerekiyor.

“Aynı acıları bir yüzyıl daha yaşamamak için geçmiş acılarla yüzleşme mecburiyetimiz var”

Yüzyıl kavşağındayız. Yüzyılın muhasebesini bütün acıları, bütün tahribatları ve sorunları ile birlikte gerçekçi bir biçimde önümüze koyma mecburiyetimiz vardır. Gelecek yüzyılı aynı acılarla, aynı yıkımlarla, aynı kısır döngülerle yaşamamak için. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız. Çünkü gerilim, çatışma, ayrıştırma üreten bu siyasal çizgi, farklı siyasal zihniyetler ve akımlar tarafından gayet güzel sahiplenilebiliyor. Siyasal yelpazenin her kanadında yer alan çeşitli akımlar bu zihniyeti bir şekilde sürdürmeyi kendileri için bir büyük avantaj olarak görüyorlar. İşte bizler şimdi yeni yaşamı yeni bir başlangıçla Demokratik Cumhuriyete gidecek şekilde kurma görevi ile karşı karşıyayız. Bu kısır döngüyü kıramazsak, eski kodlarla restorasyon çabaları arasına sıkışıp kalacağız.

“Tek çıkış demokratik ve özgür bir başlangıçtır”

Ne mevcut rejim ne restorasyon çıkış olabilir. Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır. Bunun için de hepimizin birlikte düşünmeye, üretmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Büyük bir demokrasi birlikteliğini, Demokratik Cumhuriyet ortak hedefiyle mutlaka gerçekleştirecek iradeyi, bu toplumun en geniş kesimlerinde ortaya çıkarmaktır.

“İktidara kaybettirmek önemlidir ama kazanmadan kaybettirmek krizleri sadece erteler”

Daha fazla uzatmayacağım. Son olarak şu birkaç vurguyu yaparak konuşmamı tamamlayacağım. Devleti meşruiyet kaynağı olarak gören bu zihniyetten kurtulmak özgür toplum ve demokratik yaşam için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı sıkıntılara düşmemiz neredeyse mukadderdir. Elbette mevcut otoriter gidişatı, AKP-MHP’nin oturtmaya çalıştığı yeni rejim sürecini durdurmaktan vazgeçmek ya da geri durmak söz konusu olamaz. Bizim parti olarak stratejik hedefimiz bu iktidar blokunun kurmaya çalıştığı rejimin yerleşmesini engellemek ve elbette bu iktidarı mutlaka seçimlerle, demokratik yollarla yenmektir.

Ancak bunu yaparken önümüze hedef de koyuyoruz. Kaybettirmek yetmez, birlikte kazanmamız gerekiyor. Yani bütün toplumun kazanacağı yollara, yöntemlere ve siyasete ihtiyacımız var. Kaybettirmek önemlidir, yeni bir başlangıç için çok değerli bir adımdır ama bütün toplumun kazanacağı yolları açmadan kaybettirmenin de sadece kısır döngüyü bir süre sakinleştirmek ve krizleri ertelemek gibi bir sonuç doğurabileceği tehlikesi vardır. Eşit yurttaşlık hedefine yönelik özgür bir toplum sözleşmesi ve büyük barış ve Demokratik Cumhuriyet. Yeni yüzyılda hedefimiz budur.

Bu hedefimize bütün alanlarda çalışmalarımızı ortak zeminlere taşımakla ve yürüyüşümüzü birlikte büyütmekle ulaşabileceğimize inanıyorum. Bunu başaracak güç ve irade bu toplumda vardır. Bu iradeyi hakim kılacak asıl sorumluluk sahipleri de burada bulunan bizler ve bulunmayan geniş dostlar kesimidir. Bir araya gelince mutlaka kazanacağız. Bugün sunacağınız katkılar için de hepinize teşekkür ediyorum. Bu konferansı onurlandırdığınız ve geleceğe ışık tutacak hazırlıklarınızı burada paylaşacağınız için sizlere minnettarız. Yolumuz açıktır. Teşekkür ediyorum.  “

Paylaşın

Demirtaş: Seçimde Devrim Gibi Bir Değişim Potansiyeli Var Mı?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, uzun süredir paylaşımlarıyla partisi HDP dahil muhalefete seçimlere dair öneri ve eleştirilerde bulunuyor.

Muhalefetin adayının belli olmadığı bir ortamda cezaevinden seçim kampanyası için kolları sıvayan Demirtaş, şimdi de toplumun tüm kesimlerine seslendiği yazısında bu seçimlerde oy vermenin önemine değindi.

Demirtaş’ın Gazete Duvar’a yazdığı yazı şöyle:

“Önümüzdeki seçimde devrim gibi bir değişim potansiyeli var mı? Aslında devrimsel kırılma potansiyeli tarihin her anında, her yerde ve her toplumda vardır. Ben, önümüzdeki seçimi bu potansiyel ihtimali üzerinden ele alacağım. Bu seçimden bir devrimsel değişim çıkarma olasılığı var mı? Yanıtım çok net: Evet.

Bir de kavramsallaştırmam var: Zarf Devrimi. Yurttaşların oylarını bir zarfa koyup sandığa atarak başlatabilecekleri demokratik bir devrimden söz ediyorum, daha doğrusu bunun potansiyelinden. Hemen gerekçelerimi açıklayayım.

AKP-MHP iktidarı sıradan bir hükümet değildir. Onu sıra dışı kılan, karakterinin sağcı, faşist, dinci, soyguncu, militarist olması da değildir. Dünyada AKP-MHP’ye benzer çok sayıda iktidar oldu veya bazı ülkelerde görevde benzeri hükümetler var. Bu iktidarı sıra dışı kılan şey askeri bir darbe yapmadan, tam tersine askeri bir darbe mağduru gibi görünmeyi başararak hileyle elde ettiği meşruiyet zemininden ustaca faydalanıp bir tür askeri baskı rejimini kurmayı başarmış olmasıdır.

Bu hamlesiyle birlikte meşruiyet kavramını ters yüz etmeyi de başarmış oldu. Örneğin Kenan Evren rejimi hiçbir zaman meşruiyetini sağlayamamış bir askeri dikta rejimi olarak başladı ve bitti (!) Ancak Erdoğan rejimi öylesine bir ustalıkla baskı rejimi inşa etti ki, ona karşı çıkan herkes darbeci, vatan haini, kendisi ise milli ve meşru baki lider olarak konumlandı.

Bu rejimin adım adım kuruluşunda yargı, medya, sermaye, cemaatler, tarikatlar, bürokrasi ve üniversiteler ustalıkla işletildi ve yıkılması imkansız gibi görünen bir tek adam rejimi ortaya çıkarıldı. Rejim kendine o kadar güveniyordu ki seçilme şartı olarak yüzde 50+1’i getirmekten de çekinmedi. Nasılsa sistem kusursuz işleyecek, toplumun iradesi adım adım kırılacak, korku, tehdit, şantaj, hile ile kitleler teslim alınacak, hileli seçimler aracılığıyla da 2071’e ve sonrasına kadar Erdoğan rejimi sürüp gidecekti. Ama küçük bir hesap hatası yapılmıştı. Minicik, mini minnacık bir hata: Toplumun bağrındaki devrim potansiyeli unutulmuştu.

Eğer bir toplumda sadece bir devrimci bile varsa orada devrim potansiyeli vardır. İşte bunu bilmeyenler, bu basit (!) hesap hatasına düştüler. Üstelik bu topraklarda bir değil, on binlerce, yüz binlerce devrimci var. ‘Hani, nerede?’ diye soracak olursanız aynaya bakın, belki de o devrimci sizsiniz.

Şimdi toplumun ağır bedeller ödeyerek durdurmayı, geriletmeyi başardığı rejimi tek bir zarfla alt etme olanağı çıktı.

Peki bu Zarf Devrimi kimin, neyin devrimi olacak? Ne getirecek, hayatımızı nasıl değiştirecek?

Tüm bu soruların yanıtları günlük hayatlarımızda var zaten, sadece hatırlayayım yeter.

Sabah uyandınız, güne mutlu, umutlu mu başlıyorsunuz? İş yok, iş varsa maaş yetmiyor, faturalar boğazınızı sıkıyor. Sabah, öğlen, akşam çocuklarınıza ne yedireceğinizi düşünüyorsunuz. Borçlar birikti, icra kapıda, öfkeniz burnunuzda. Bugünü kurtarsanız yarını var, yarını geçirseniz öbür gün, öbür ay, öbür yıl. Yaşamak yük haline geldi. Neden? Çünkü ileride bir ışık yok, umut yok. Bir süre sonra düzeleceğini bilseniz katlanırsınız. Ama yok, derman niyetine bir damla yok, ümit yok!

Yok mu gerçekten? Ben var diyorum işte, seçim budur işte, Zarf Devrimi budur işte. Seçimlerle önce umudu yaratacağız, önce değişimin düğmesine basacağız.

Ve seçimin ertesi günü uyandığımızda bileceğiz ki, artık umut var. Kendi devrimimize işte tam da oradan başlayacağız. Bir daha başımıza bunlar gelmesin diye demokratik devrimimizi adım adım öreceğiz. Yepyeni bir siyaseti, yepyeni partileri el ele verip beraber yaratacağız. Hatalarımızdan çok dersler çıkardık kardeşlerim, barışacağız, kucaklaşacağız ve bu enkazı beraber kaldırıp yerine yepyeni bir hayat inşa edeceğiz.

Bu senin devrimin işçi kardeşim, çiftçi amcam, esnaf teyzem. Kadınlar, en çok sizin devriminiz bu. Öğrenciler, gençler, emekliler, işsizler bu devrim sizin, hepimizin devrimi bu. Yapacak çok iş var ama önce o zarfı o sandığa atacağız. Sonrası kolay, sonrası neşeli, sonrası umutlu.

Evet değerli halkımız, gençler, kadınlar, emekçiler. Önümüzdeki seçimlerde oy kabinine girerken elinize alacağınız zarfla yıkılması imkansız denilen bir tek adam rejimini tepetaklak iktidardan indirebilir ve büyük bir demokratik devrimin ilk kırılma anını yaratabilirsiniz.

‘Bir zarfla tek adam rejimi yıkılmaz, yıkılsa bile seçim sonucunu tanımaz’ diye de düşünmeyin.

Önce zarfı sandığa atacak seçim kampanyasını örgütleyin, sonra da sandığı koruyun ve oyları sağ salim oradan çıkarın. Birileri seçim sonucunu tanımaz ve darbe yapmaya kalkarsa işte o güne kadarki emeğiniz, motivasyonunuz, umutlarınız sizi öyle bir harekete geçirir ki darbecilerin sarayını başına yıkmanızın önüne kimse geçemez.

Bütün bu olasılıklar kısıtlı demokratik olanaklarla, eşitsiz koşullarda baskı ve hile altında yapılacak seçimi kazanmamıza bağlıdır.

Ve hiç de kolay değildir. Hangi devrim kolay oldu ki Zarf Devrimi kolay olsun.

İnanın, çalışın ve mücadele edin, başaracağız.

Sonrası herkes için, 85 milyon için daha güzel, daha iyi olacak.

Sonrasını nasıl mı yapacağız? Çok iyi bildiğiniz bir yöntemle yapacağız. Pazartesi gününü bekleyin. Pazartesi günü ‘parti’ var.”

Paylaşın