Özgür Özel: AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız

Beyoğlu’nda düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Özel, “Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerine devam ediyor. Mitingin bu haftaki adresi yakın zamanda başkanı İnan Güney’in tutuklandığı Beyoğlu oldu. CHP Lideri Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

Özel’in konuşmasından bölümler şöyle: “161 gece önceydi, Ekrem Başkan’ın 31 yıl önce aldığı diplomasını sırf Cumhurbaşkanı adayı olamasın diye iptal ettiklerinin ertesi günü. İstanbul’un seçtiği; bir kere de değil, üç kez üst üste seçtiği, karşısına Başbakan koydular, onu seçti. Karşısına Meclis Başkanı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Karşısına ‘Belediyeciliği en iyi bu biliyor’ diye Şehircilik Bakanı’nı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Üç kez üst üste seçtiği belediye başkanının sabahın 06.00’sında yüzlerce polisle evine gelip onu gözaltına alıp, İstanbul’un iradesine ipotek koymaya çalıştıkları gün bunu bir darbe girişimi olarak nitelendirdik.

Dedik ki ‘Bu darbeye direneceğiz.’ ‘Nerede direneceksiniz?’ ‘Darbenin hedefi neresi? Saraçhane, İstanbul’un kalbi. O sembolik mekana sahip çıkacağız. Buraya seçtiği geri dönene kadar, o gelene kadar yine seçilmiş birisi vekalet edene kadar. Yani kayyımı reddederek, kayyıma direnerek bu meydanda direneceğiz’ dedik. Biz Saraçhane’ye çağrı yaptık, onlar yasak getirdiler. ‘Beş gün boyunca toplanmak yasak’ dediler, sonra 10’a çıkardılar. Biz dedik ki ‘Ne olacaksa Saraçhane’de olacak. Bugün olacak, bu gece olacak ve göreceksiniz İstanbul seçtiğine sahip çıkacak.’ İçişleri Bakanlığı talimat verdi. İstanbul Valiliği yazılar yazdı. Otobüsleri engellediler. Metroları kapattılar, vapurları bağladılar. Köprüleri havaya kaldırdılar. Ama o ilk gece 110 bin kişi, sonra 155 bin kişi, sonra 550 bin kişi, en nihayetinde 23 Mart akşamı 1 milyon 200 bin kişi yasak tanımadı, Saraçhane’yi doldurdu. İşte o ilk geceye dönüp baktığımızda, Vatan Emniyet’in önünde bariyerleri yıkıp aşanları… Değerli arkadaşlar, İnan Başkan’ın, değerli eşinin, evlatlarının fotoğrafına tahammül edemeyenler görsün. İnan Güney suçsuzdur, İnan Güney onurumuzdur. Ona sonuna kadar sahip çıkıyoruz.

Şu resme tahammül edemeyenlere, buraya polis yollayıp o resmi oradan kaldırtanlara Beyoğlu, en güzel cevabı veriyor ve diyor ki ‘İnan Güney onurumuzdur.’ Nasıl Saraçhane’de toplanmayalım, direnmeyelim, mücadele etmeyelim, teslim olalım diye vapurları bağladılarsa; trenleri, metroları durdurdularsa bugün de Beyoğlu’nda İnan Güney’e, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmamızdan, yeri göğü inletmemizden korkanlar yine metroları kapatmışlar, otobüsleri durdurmuşlar. İşte bu meydan; altıncı dairenin önünden ta aşağıya kadar inen, uzanan on binler, yüz binler şunu gösteriyor ki biz haklıyız, biz güçlüyüz, biz masumuz. Bu yüzden ahlaki üstünlük bizdedir, psikolojik üstünlük bizdedir, çoğunluk enerjisi bizdedir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bak buradan sesimin gidemediği yerde, ta en uzakta buraya bakan, burayı belki de duymayan ama orada bulunmanın bir sorumluluk olduğunu bilenler var ya işte onun inancına yenileceksin. İnan Güney’in evlatlarının masumiyetine yenileceksin. İçeride boşu boşuna tutulan arkadaşlarımızın eşlerinin, annelerinin, evlatlarının gözyaşlarında boğulacaksın.

Bu gece her biriniz tarihe tanıklık değil, eşlik ediyorsunuz. Bu gece bu süreçte 50’nci buluşma. Bir miting yapmak meseledir. Birden çok mitingi yapmak büyük meseledir. Ama aynı gün, aynı yerde, yedi gün üst üste, aynı meydanda, aynı otobüsten, aynı mikrofondan seslenmek, karşısında yüz binleri, milyonları bulmak, oradan Anadolu’ya geçmek, Maltepe’de 2,2 milyona konuşmak, oradan sonra her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba bir ilçede olmak… Bu bir siyasetçinin, bir genel başkanın başarabileceği bir iş değildir. Bu ancak sizin gibi yiğit insanların, cesaret verdiğinde birimizin yapacağı bir iştir. O birimiz, gücü kendinden değil meydanlardan alıyor, haklılıktan alıyor, sizlerden alıyor.

Değerli arkadaşlar bugün 50’nci buluşma; miting değil, 50’nci eylem. Burada bulunan herkes bugüne kadar 49 eylemde topladığımız, bir arada olduğumuz 10 milyon yüreğin üstüne buraya geldiniz. Bugüne kadar 10 milyon kişi Ekrem Başkan’a sahip çıktı, arkadaşlarımıza sahip çıktı. Bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bana soruyorlar, ‘Eylemler ne zaman bitecek?’ Adı üstünde eylemdir, ne zaman sonuç alırsak o gün bitecek. Buradan Erdoğan’a, onun yargıdaki aparatlarına sesleniyorum. Bizi yıldıramazsınız. 9 dalga yaptınız, 99 dalga da yapsanız buradayız. Ayaktayız, eylemdeyiz.

Biraz önce Sevgili İnan’ın ve üç güzel kızı ile değerli eşinin fotoğrafının asıldığı bina Beyoğlu Belediyesi’dir. Beyoğlu Belediyesi, modern şehirciliğin Türkiye’de atılan ilk adımıdır. Bölgelere, dairelere ayrılmış İstanbul’daki 14 belediyeden, 1957 yılında İstanbul’a açılan 14 belediyeden birincisidir. Ama o günün ruhu gereğince, Avrupa’ya bakan, dünyaya bakan ve Paris’in en prestijli bölgesinin, belediyesinin adının Altıncı Daire olduğunu görenler bir Fransız, bir Avrupalı Türkiye’ye geldiğinde ‘Altıncı Daire neresi?’ diye sorarsa, Türkiye’nin gözbebeğinin Beyoğlu olduğunu bilsinler diye Beyoğlu’nun adı Altıncı Daire’dir. Bu ilçede yapılan seçimler hep tarihi sonuçlar doğurmuştur.

Örneğin bu ilçede Recep Tayyip Erdoğan, ara seçimlerde milletvekili adayı olmuştur, kazanamamıştır. Beyoğlu Belediye başkan adayı olmuştur, kazanamamıştır. Ama bizim dedesi Beyoğlu Belediyesi’nde süpürgeci, çöpçü olan, babası Beyoğlu Belediyesi’nde şoför olan, kendisi Beyoğlu Belediyesi’nin garajlarında büyüyen İnanımız Beyoğlu’nda yüzde 50 oyla Beyoğlu Belediye Başkanı olmuştur. Ben İnan kardeşimi Gezi eylemleri sırasında, Gezi Parkı’nın bulunduğu ilçenin başkanı olarak İstiklal Caddesi’ndeki ilçe binamızda tanımıştım. Gözlerindeki kararlılığı, o kara kaşında, kara gözündeki inancı, partiye, ülkeye bağlılığı görmüştüm. İnan o dönemde hepimize, bütün Türkiye’ye Beyoğlu’nda ev sahipliği yaptı.

Seçildiği günden beri bütün baskılara rağmen 17 ay boyunca elinden gelenin fazlasını yaptı. İnanın öyle işler yaptı ki bütün Türkiye’ye örnek gösterdik. Bir gün açtığı bir emekli evinde beni pazar kahvaltısına davet etti. Sadece emekli evi açmadı, semekçi evi açtı. Bunun yanında kadın dayanışma yaşam merkezlerini de kurdu. İhalesiz olarak bütün işlere girişti, müteahhide değil belediyeye, Beyoğluluya kazandırdı. 111 bin kişiye iftarı kendi aşevinden verdi. Öğrencilere ücretsiz yemeği aşevinden dağıttı. Bakımsız sokaklara baktı, yeniledi, ışıklandırdı. Hepimizin can dostu sokak hayvanlarına sahip çıktı. Bir gün bir emekli evinde pazar kahvaltısına çağırdı beni. Kahvaltı yaparken bir hanımefendi, yanında küçük çocuğu ile kalabalığın içinden aradan, şöyle bir yerden baktı. Önümüzde gazeteciler, fotoğrafçılar, merakla bakanlar… Aralarından baktı, ‘İnan Bey’ dedi. İnan, ben ve hanımefendi göz göze geldik. ‘Çocukların suyu için teşekkür ederim. Allah senden razı olsun’ dedi. İnan ‘Sağol ablacım’ dedi, kadın ayrıldı gitti.

Dedim ki ‘Nedir İnan? Dedi ki ‘Başkanım Beyoğlu deyince herkes zengin bir semt sanıyor. Zengin bir ilçe sanıyor. Zenginimiz vardır. Ama fakirimiz ondan çoktur. Okul zili, teneffüs zili çalınca parası olan çocuklar kantine koşuyor. şişe suyunu alıyor, kana kana içiyor. Garibanın çocuğu da gidiyor, tuvaletteki çeşmeye ağzını dayıyor. Biz bunu görünce bir karar verdik; Beyoğlu’ndaki bütün okullara su sebili koyduk, arıtma koyduk. Artık zengini de fakiri de aynı suyu içiyor.’ Duyunca dedim ki ‘İnan bunu bütün belediyelerimizin yapması lazım.’ Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi var; SODEM-BEK. Orada önerdik, bütün Türkiye’ye yaydık.

Buradan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum, Milli Eöylüyorum. Türkiye’de eğer valinin engel olmadığı, ilçe milli eğitim müdürünün engel olmadığı, okul müdürünün engel olmadığı bir yer varsa ve orada su para ile satılmıyorsa bize yazıklar olsun. Çağırın, oraya geleceğiz. İnan’ın hatırına o okulda suyu bedava yapacağız. Bunu bütün Türkiye’ye yaydık biz. Ama valileri kokutuyorsunuz, emniyet müdürlerini, milli eğitim müdürlerini korkutuyorsunuz. Okul müdürlerine baskı yapıyorsunuz. Buradan Türkiye’deki bütün okul müdürlerine söylüyorum. Okulunuzda iyi su zenginin çocuğuna para ile satılıp, fakirin, yoksulun çocuğu çeşmeden su içiyorsa size yazıklar olsun. Çağırın. Biz yapmazsak bize yazıklar olsun. Hodri meydan.

Tabii buradan şunu anlatmam lazım. Çok içime dokunan bir iştir. Bütün AK Parti’nin, MHP’nin seçmenlerine sesleniyorum. Şu işe bir bakın. İnan Güney’i Beyoğlulular yüzde 50 oyla göreve getirdi. Birileri de geçen hafta aldı, onu Silivri’ye götürdü. Sanki İnan burada bir kusur yapmış gibi bir hava yaratıyorlar. İnan’ın burada herhangi bir kusuru yok. Daha önce de yapılmış bir kusuru yok. Geçmişte görev yaptığı bir belediye şirketinde, o belediye şirketinin lehine işler yaptığı için, o belediye şirketini kara geçirdiği için, o belediye şirketinde kendinden önce ve kendiyle birlikte kamu yararına çalışan herkes gibi doğru işler yaptığı için Aziz İhsan Aktaş denilen adama İnan’a bir iftira attırarak, tutuklama yaptılar. Açıkça söylüyorum.

Beyoğlulular buraya İnan başkanlık etsin istiyor. Siz buraya yıllarca başkanlık ettiniz. Millet ‘İllallah’ dedi, belediyenin yetkisini sizden alıp oraya verdi. Şimdi aynı Aydın’da yaptığı gibi AK Parti, bir siyasi kapkaçla, siyasi yankesicilikle bu belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nden alıp, bir AK Partiliye vermek istedi. Hesap neydi? Belediye meclisinde biz 16’yız, AK Parti 14. İnan içeriye girince bir belediye meclis üyemiz taraf değiştirirse, kendisine yapılan baskıya teslim olursa, kendisine yapılan teklife kapılırsa, o yapılan ahlaksız teklife göz kırparsa belediye CHP’den AK Parti’ye geçiyordu. Geçen hafta bunun oylaması yapıldı. Sonuç? 16 belediye meclis üyemiz var.

Kapalı oylamada 16 oy çıktı. Bizim anonsları yapan arkadaşımız var, Volkan. 50’nci eylem, beni buraya çağırıyor ya. Volkan, beni çağırırken diyor ki ‘Şimdi ben buraya sizleri çok daha fazla bekletmeden…’ Ben de Beyoğlu’nun 16 kahraman evladını buraya davet ediyorum. Rüşvete kanmayan, baskıdan yılmayan, 16 kahraman belediye meclis üyemizi davet ediyorum. Değerli Beyoğlulular, onlarla ne kadar övünseniz hakkınızdır. Aileleri onlarla ne kadar gurur duysa hakkıdır. Onlar rüşvete dönüp de bakmayan, tehditten yılmayan, hapisten korkmayan, sizin iradenize sahip çıkan 16 kahramandır. Hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum. Yürekten alkışlayalım.

Bir de arkadaşlarımız, değerli grubumuz buradayken… Aynı numarayı bize Antalya Manavgat’ta yaptılar. İlk önce dört belediye meclis üyemizi, olmadı bir daha dört belediye meclis üyemizi gözaltına alıp, o gün meclis seçimi yapmaya kalktılar. O gün bunu yaparken belediye meclis grubumuzdaki arkadaşlarımız gözlerini kırpmadan, ‘Gözaltındayken partiden istifa edersem, üzerime suç mu kalır?’ diye… Ki haklıdır böyle bir algı yapıştı mı yapışır. Endişe etmeden partilerinden, belediye meclis görevlerinden partileri için istifa edip yerlerine CHP’li yedekleri getirip, Manavgat’ı AK Parti’ye teslim etmeyen kahraman grubumuzun iki temsilcisini buraya çağırıyorum. Manavgat’taki kahramanlar için de bir kuvvetli alkış alalım.

İnan Başkan’a, Ekrem Başkan’a ve içeride haksız yere ama teslim olmayıp, kimseye iftira atmayıp, kendine, partisine inanan ve sizi dimdik teslim eden arkadaşlarımıza; bir lokma haram yemeyen, bir cana kıymayan, aslanlar gibi orada yatan yiğitlerimize, aslanlarımıza bu otobüsün üstünden bir selam yollayıp, o klibi hep beraber çekiyoruz. Beyoğlu belediye meclis grubuna, Manavgat belediye meclis grubuna teşekkür ediyorum. Hani hesap kitap yapanlar var ya. ‘Şunu yaparız, bunu içeri alırız, birini satın alırız, belediyeyi geri alırız…’ Sen bir şu arkamda duranlara bak.

Bir şu meydanı dolduranlara bak. Biz nasıl insanlarız, bir gör. Bundan sonra sen düşün. Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Şimdi onlar düşünsün. Cumhuriyet Halk Partisi’nde belediye meclis üyesi olmak, belediye başkanı olmak huzur hakkı almak değildir. Çalmak değildir. Kentin rantını paylaşmak, paylaştırmak değildir. Eşe – dosta peşkeş çekmek değildir. Hepimiz adına yapılan onurlu bir görevdir. Onurla gelinir, onurla durulur. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne kanca atacaksan bir daha düşün Tayyip Erdoğan, bir daha düşün.”

“Yolsuzluk arıyor olsalar hediye paketi yaptı, teslim etti”

Değerli Beyoğlulular İnan Başkan’ı iftiralarla tutuklayanlar, eğer gerçekten yolsuzluk arıyor olsalardı aslında İnan Başkan onlara bir hediye paketi yaptı, teslim etti. İnan Başkan’ı gözaltına alanlar, orada arama yapıyorlar ya, tutanak yapıyorlar ya… İnan Başkan aylardır ‘Beyoğlu’nu da alacaklar.’ ‘Niye?’ ‘16’ya, 14. Hazırlık belli. Bu gece gelecekler, yarın sabah gelecekler.’ Eşine söylüyor, ‘Hazır ol, korkma. Ama kızları korkutma.’ Kendi de hazırlığını yapmış. Gelen ekibe ‘Evraklar bunlar, alın tutanağı’ dedi. Sağ olsunlar tutanağa geçirmişler. Bakın tutanağa geçirdikleri dosyada üç büyük dosya var, dosyadan ne çıktı? Şimdi Beyoğlu Belediyesi arama tutanağı yazılmış, kayda girmiş.

Bir, İnan Başkan’dan önceki belediye cephe giydirme işinin metrekaresini 550 liraya yaptırmış, İnan Başkan bir yıl sonra aynı işi 72 liraya yaptırmış. 550 lira, 72 lira. İki, özel günler için yapılan pankartların tanesi AK Parti döneminde 600 liraya yaptırılmış, İnan başkan bir yıl sonra 90 liraya yaptırmış. Üç, AK Parti döneminde altı aylık kurumsal iletişim hizmeti için 11,5 milyon lira ödenmiş, İnan Başkan bir yıl sonra 1,5 milyon lira ödemiş. 11,5 milyon, 1,5 milyon. Şimdi bu üç dosya, Sayın Akın Gürlek… Bir belediye Sayıştay tarafından denetlenir ya da İçişleri Bakanlığı’nın yolladığı müfettiş denetler. Bir suç bulursa yazar, savcılığa bildirir, savcılık işlem yapar.

Geçmişte denetlenmiş bütün dosyaları tekrar alan, tek tek bakan, oradan suç icat etmeye çalışan Akın Gürlek’e diyorum ki İnan Güney hediye paketi gibi kendinden önceki AK Partili belediyenin bir yıllık enflasyona rağmen 72 liraya yaptığı işi, 550 liraya yaptığını, İnan’ın 90 liraya yaptığı işi 600 liraya yaptırdığını, İnan’ın 1,5 milyona yaptırdığı işi 11,5 milyona yaptığının belgeleri poliste var, savcılıkta var. Hırsız arıyorsan hodri meydan. Yarın Beyoğlu’nun önceki belediye başkanının kapısına dayan da göreyim. Buradan açıkça ifade ediyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na açık çağrımdır. Eğer ‘Hukuk insanıyım’ diyorsan, ‘Yolsuzluğun peşindeyim’ diyorsan, ‘Namusum var, ben herkese eşit davranırım’ diyorsan hadi bakalım Aziz İhsan Aktaş’ın çalıştığı AK Partili belediyelere git de göreyim.

19 Mart darbesinin üzerinden 161 gün geçti. Çünkü o günden bugüne ortada iddianame yok, kanıt yok, iftira çok. O günden bugüne yargılanmıyoruz ama infaz ediliyoruz. Yargısız infaza muhatabız. AK Toroslar çetesi hukuk tarihimize koca bir lekedir. Zekeriya Öz gibi şımartılan bu çete; hem adalete hem ekonomiye hem de siyasete zarar vermektedir. Bunlar çete üyesi olmayan şerefli yargı üyeleri için de tehdittir, Türkiye’deki yargıya güvenmek isteyen ama güveni kalmamış 86 milyon vatandaş için de tehdittir.

Buradan hatırlayalım. Tuzla mitinginde bir kişiye, bir tutukluya giden, ‘Savcı Bey beni yolladı’ diyen, ‘Dediğim gibi ifade verirsen, çıkacaksın’ diyen, Ekrem Başkan’a, başka arkadaşlarımıza iftiralar attırmak isteyen avukatın adını da temin etmeye çalıştığı maddiyatı da ifşa etmiştim. Ben gece 10’da konuştum, avukat telefonunu kapattı, Antalya’ya kaçtı. Yunan Adası’na kaçarken yakalandı.

Diğer yandan ondan hemen sonra AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü günü, onlara kuruluş hediyesi olarak MKYK üyeleri, AK Parti Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Mücahit Birinci’nin bir tutukluya gittiğini, ondan 2 milyon dolar para talep ettiğini, önüne kameraların da gördüğü bir kağıdı koyduğunu, ‘Buna imza atarsan medyadaki eleştirileri ben susturacağım. Savcı bunları söylerse bırakırım dedi. Ben halledeceğim. Verdiğin parayı güzelce paylaştıracağım, seni özgür bırakacağım’ dediğini hep birlikte ifşa etmiştik. Bu Yunanistan’a kaçan avukat için de AK Partili Mücahit Birinci için de savcılık önce Adalet Bakanlığı’na başvurdu.

Oradan izin aldı, sonra da bunların birine ev hapsi verdi, bir tanesine de imzayla yurt dışı çıkış yasağıyla adli kontrol verdi. Buradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na gözünün içine baka baka söylüyorum. Kendi ayağıyla gelen Ekrem İmamoğlu’nun avukatına, çağırınca kendi gelen avukata ‘Kaçma şüphesi var’ diyen, Yunanistan’a kadar kaçarken yakalanana ‘Sen imza atsan yeter, ev hapsi yeter’ diyen Akın Gürlek’e soruyorum: Sende şu kadar, şu kadar namus varsa bunu niye yaptığını açıklarsın. Sana soruyorum, sana. Dünya kadar avukatı evinden gidip alıp koyuyorsun. AK Partili avukat olunca Adalet Bakanlığı’na soruyorsun. Bir avukat AK Partili olunca kanuna uymak, ama muhalifleri savununca kanununa uymamak hangi hukuk adamlığına yakışıyor? Senin alnını karşılayacağım, bunu bilesin Akın Gürlek. Alnını karışlayacağım.

“Adalet bakanı, biblo bakan hala susacak mısın?”

Adalet Bakanı’na soruyorum: Ya sen Adalet Bakanlığı’nı duvarda asılı bir tablo gibi, makam masasına konulmuş bir biblo gibi mi yapacaksın? AK Partili avukata izin isteyip de Ekrem Başkan’ın avukatını tuttuğu gibi tutuklayanları, Yunanistan’a kaçarken gidene ‘Kaçma şüphesi yok’ deyip, ayağıyla gelene tutuklama yapana hâlâ susacak mısın? Biblo bakan, biblo bakan. Buradan açıkça söylüyorum. Bu ülkede ikili hukuk vardır. Hukuk; Tayyip Erdoğan’ın muhaliflerine başka, yandaşlarına başka işlemektedir. Ve buradan bir kez daha, bir kez daha haykırıyoruz. Ekrem Başkan suçlu mudur? Suçu var mı? Yanıldınız. Ben farklı düşünüyorum. Ekrem Başkan suçludur.

Bakın eşinin yanında itiraf edeceğim. Dilek Hanım’ın yanında. Ekrem Başkan Tayyip Erdoğan’ı yenme suçunu işlemiştir. Ekrem Başkan bu suçu üç kez üst üste işlemiştir. Peki Ekrem Başkan niye tutukludur? Çünkü tutukluluk bir tedbirdir. Erdoğan tedbir almak zorundadır. Çünkü Ekrem Başkan bu suçu bir kez daha işlemeye yeminlidir. Bu memlekette, Tayyip Erdoğan’ı yenmenin suç olduğu bu memlekette, biz hepimiz 10 milyonlar bu suçu müştereken işleyeceğiz. Müştereken işleyeceğiz. Ant olsun ki Tayyip Erdoğan’ı yeneceğiz, AK Toroslar Çetesi’nden hesap soracağız.

Beyoğlular, hemşeriniz değil mi? Komşunuz değil mi? Kasımpaşalı. Onu sevmiyor musunuz? Peki o sizi seviyor mu? Niye? Bakın o sizi sevmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü siz fakirsiniz, fakir. O fakiri sevmez. Fakir ne demek? Ne demek fakir? Yoksulluk sınırının altında maaş alana fakir diyoruz. TÜRK-İŞ açıklamış. Yoksulluk sınırı 86 bin lira. 86 bin liranın altında maaş alanlar, evine para girenler el kaldırsın. Üstünde alan var mı? Kaldırmazsın, bütün meydan borç isteyecek çünkü tek zengin sensin. Şimdi şu meydanda 86 bin liranın üzerinde maaş alan, evine para giren kimse yok. Herkes fakir. Oysa bu iktidar gelmeden önce öğretmenler, memurlar, polisler fakir değildi. Esnaf fakir değildi. Çiftçi fakir değildi. Emekli fakir değildi.

Ama bunlar geldiler 16 bin 200 lira veriyorlar, emekliler fakir. 22 bin lira veriyor, asgari ücretli fakir. 47 bin lira veriyor, memurlar fakir. Öyle olunca Tayyip Erdoğan 86 bin liranın altındakilere selam vermiyor. Ama ne yapıyor? Yandaş firmaların, Beşli Çete’nin, 40 Haramiler’in 700 milyar liralık Kurumlar Vergisi’ni siliyor, silmek için bütçeye para koyuyor. Bir büyük yalan var. Diyorlar ki; ‘Efendim ekonomi kötü ama dünyada da kötü.’ Vallahi, şeddeli bir yalan. Dünyada genel enflasyonda da gıda enflasyonunda da birinciyiz. Avrupa’da enflasyon ortalaması yüzde 2. Türkiye’de yüzde 33. 38 tane OECD ülkesi var ve bu 38 OECD ülkesinde en kötü durumda olan biziz. 27 Avrupa Birliği ülkesi var. Bunlarda toplam 13 milyon işsiz var. Bizde tek başımıza 13,5 milyon işsiz var.

Değerli arkadaşlar bir pankart varmış, onu indirtmeye çalışıyorlarmış. İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik ve milletvekillerimiz oraya gidiyorlar şimdi. Bir pankarta saldırıyorlar diye mitingi bırakacak halimiz yok. Özgür Çelik nasıl, memnun musunuz İl Başkanından? Boğaz Köprüsü’nde eylem yapan ve Meclis’te mücadele eden, buraya bu pankartları asan, milletvekillerimizden razı mıyız? CHP grubunda oturan, oturduğu yerden ahkam kesen milletvekili değil, aslanlar gibi mücadele eden milletvekilleri var. Öylesini istiyoruz. Bir de bizde milletvekili listelerini kim belirleyecek?

Ben değil, Cumhurbaşkanı Adayını kim belirledi? Milletvekillerini de siz belirleyeceksiniz. Şimdi ve maalesef şunu söyleyeceğim. İçeride tutuklu olan bütün arkadaşlarımız diyor ki ‘Biz iyiyiz ama infaz koruma memurlarının durumu kötü, onu söyleyin.’ 50’nci mitingin anısına, hatırasına… Bir; infaz koruma memurlarına verdikleri maaş ödedikleri kiranın iki katı bile değil. Kiraya para verince ellerine 20-25 bin lira maaş kalıyor.

İki; yıpranmalarını tatil günlerinden kaldırdılar. İnfaz koruma memuru tatil günü çalışıyor ama tatil günü yıpranmıyor. Güvenlik sınıfına almıyorlar, pandemide o kadar eziyet çektiler, ‘Ödeme yapacağız’ dediler, yapmıyorlar. Emeklilikleri güç. Bütün infaz koruma memurları kendilerine özel yeni bir yasa istiyor. Ekrem Başkan’ın hatırına, içerideki bütün arkadaşların hatırına bütün infaz koruma memurlarına kuvvetli bir alkış alalım, kuvvetli bir alkış. Söz veriyoruz iktidarımızın ilk altı ayında pek çok bekleyen meslek mensubu gibi, infaz koruma memurlarının da kanununu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz çıkaracağız, söz veriyoruz.

“AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız”

Memleket maalesef 90’lı yıllara döndü. Hani Tayyip Erdoğan eskiden ‘Eski Türkiye eski Türkiye’ diyordu ama şimdi eski Türkiye diye kötülediği ne varsa aynısı burada da var. Eskiden Beyaz Toroslar vardı şimdi AK Toroslar var. Eskiden ekonomik kriz vardı, şimdi ekonomik krizin daniskası var. Eskiden ‘Ucuz ürün kuyrukları vardı’ derdi, şimdi ucuz et, ucuz ekmek kuyrukları var. Devleti çürüten kara bir düzen var. Beyoğlu’ndan açıkça söylemek isterim ki, AK Parti bir kara düzen kurmuştur. Bu kara düzende AK Parti üyesine bile artık huzur yoktur. Bir avuç insanın, bir zümrenin partisi olmuştur. Üniversite bitirene değil, sahte diplomalıya iş veren, terfi veren, çalışana, kazanana hakkını veren değil torpilliye hakkını veren, emekliyi, asgari ücretliyi görmeyen, zengini seven biri iktidar vardır.

Demokrasi ile gelen demokrasiyi rafa kaldıran bir iktidar vardır. Savcıları kendisine memur etmiş bir iktidar vardır. Dünyanın en pahalı etini de en pahalı internetini de Türkiye’ye kullandıran, gençlerin umutlarını körelten, ailelerini kahreden bir iktidar vardır. Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz. Hazır mısınız? Kara düzeni yıkacak mısınız? AK Parti’yi gönderecek misiniz? Yerine halkın iktidarını kuracak mıyız? Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapacak mıyız? O zaman buradan Silivri’ye kadar 50’inci mitingin coşkusuyla bir sesimiz yükselsin bakalım: ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’

Değerli Beyoğlular, bu arkamdaki Beyoğlu Belediyesi. Geçen gün Türkiye’nin öbür ucunda iken Beyoğlu Belediyesi önünde peşpeşe konuşan kadınları dinledim. Figen Kabakçı, kendisi bir şehit eşi. Diyor ki, ‘Arkamda böyle dağ olduğunu bilmiyordum. İnan hep yanımızda oldu. Başkanımız geri gelsin, başka bir şey istemiyorum’ diyor. Bu şehit annesine İnan’ı geri getirmenin sözünü veriyorum. Menzure Teyze Kürtçe konuşuyor, ‘İnan Güney’i çok seviyoruz, o bize çok yardımlarda bulundu. Onu yanımızda istiyoruz’ diyor. Sen istiyorsan, isteğin başım gözüm üzerinedir Menzure Teyze. Sana İnan’ı getireceğiz. Gencecik öğrenci Zeynep Güven, ‘Bizlere başkan değil, İnan Abi gibi olan insan lazım.

İnan Güney’e selam olsun’ diyen Zeynep Güven’e buradan selam olsun. Emekli Remziye Serin. ‘Emekliyim. Zor koşulda yaşıyorum, geçinemiyorum. İnan sayesinde pazara çıkıyorum, pazar desteği alıyorum. Emekli evinde oturup parasını verip çay içebiliyorum. Ben İnan’dan razıyım, İnan serbest kalsın’ diyor. Remziye Teyze’ye de selam olsun. İnan’ı bu belediyede değil, başka belediyede değil, şirket yönetirken bir eksiklik yaptığı iddiasıyla alıp Silivri’ye attılar. Hakkında bir kuruş menfaat temin etme şüphesi yok. Ne yaptıysa belediye için yapmış, belediyenin şirketi için yapmış. Elimde 1995 yılına ait bir soru önergesine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği cevap var. Soru önergesi 1195 sayılı belediye başkanının belediye iştiraklerinden aldığı huzur hakları hakkında. Milletvekili sormuş. Bakanlık İstanbul Büyükşehir belediyesinden sormuş, cevabı 95 yılında milletvekiline yollamış.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İBB Başkanlığı dışında İstanbul Ulaşım, Sanayi Ticaret A.Ş.’den 16 milyon lira, o gün için 4 asgari ücret. Bugünkü parayla 88 bin lira. İGDAŞ‘tan 4 asgari ücret. İstanbul Halk Ekmek’ten 4 asgari ücret. İSFALT A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret, İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret. 24 asgari ücret. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bugünkü parayla 500 bin lira 24 asgari ücret, ayrıca huzur hakkı almaktadır. Soruyorum, Ekrem İmamoğlu kaç tane almaktadır? Sıfır. İnan Güney? Sıfır.

Sen hem İBB Başkanı iken 24 asgari ücreti, 7 firmadan ekstra alacaksın. Ondan sonra da dönüp İnan Güney’e Ekrem Başkan’a kara çalacaksın. Bunu senin böyle alnına yapıştırmazsam namussuzum. Gökan Zeybek, al bunu. Türkiye’nin gözü önünde Tayyip Bey’in alnına yapıştır. Sen 7 şirketten 24 asgari ücreti çekeceksin her ay. Sonra ‘Ekrem İmamoğlu İBB’yi dolandırdı.’ Cebine kör kuruş koyan namussuzdur. Kör kuruş koyan. Allah bütün hırsızların belasını versin. Bak şu mitingin güzelliğine bak. Allah bütün hırsızların belasını versin. (Âmin.) Tayyip Bey aramızdaki fark bu. Hadi yap bakayım kendi mitinginde. Hadi yap. Yap bakalım. De ki ‘Allah bütün hırsızların belasını versin’ de, yanındakiler ‘Âmin’ diyor mu? Cumhurbaşkanı’na hakaret olur diye ağızlarını açamazlar.

“Jimmy Jip bana bak. İçeride 30 çocuk var bu slogandan dolayı. ‘Zıpla zıpla, zıplamayan Tayyip’tir.’ Bu slogan için beş kadın, yedi erkek öğrenciyi Cumhurbaşkanı’na hakaretten içeride tuttular. Ben onları ziyaret ettim ama şunu söyleyeyim. Bütün gençlere söz veriyoruz. İlk seçimde bu ülkenin başına yasakları yasaklayan bir Cumhurbaşkanı gelecek. Yasakları. En büyük seçim vaadimiz; yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa. Söz veriyoruz. Dünyanın en hızlı ve en ucuz internetine söz veriyoruz bütün gençlere. Değerli arkadaşlar, her şeye rağmen bakın böyle bir toplantıyı AK Parti niteliksel olarak da yapamaz, niceliksel olarak da yapamaz. Ne böyle bir meydanı doldurma güçleri kalmıştır ne de gördüğümüz bunca zulme rağmen bu enerjimizin onda biri onlar da yoktur. Çünkü gücümüz haklılığımızdan gelmektedir.

Dünyada haklının ezildiği, zalimin kayrıldığı bir düzen de İsrail’de var. Filistin’de büyük bir dram yaşanıyor. 700 gündür İsrail Filistin’de katliam yapıyor. Trump geldi ‘Ben Gazze’yi beğendim. Güney’e doğru bütün Filistinlileri süreceğim, oraya kumarhaneler, oteller yapacağım’ diyor. Amerika’nın Büyükelçisi Tom Barrack gelmiş ‘İsrail için bütün ulus devletler tehdittir’ diyor. Yani Türkiye gibi bir ulus devleti parçalamanın, yönetim şeklini değiştirmesinin suflelerini veriyor. Diyor ki ‘Millet sistemi olsun, Osmanlı gibi ümmet sistemi olsun. Osmanlı gibi din devletleri, mezhepçilikler olsun’ diyor. Buna karşı Büyükelçi konuşuyor.

Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’da tık yok. Mezalim var, tık yok. Sürgün var, tık yok. Katliam var, tık yok. Açlık var, kıtlık var, tık yok. Türkiye’ye hakaret var, tık yok. Varsa yoksa TikTok, TikTok. Buradan Hakan Fidan’a, TikTokçu Hakan’a sesleniyorum. Senin gibi bir Dışişleri Bakanı olmadı, olmaz olsun. Olmaz olsun. Erdoğan’a, Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapan ama Trump’a gelince susan Erdoğan’a söylüyorum. Bizim pozisyonumuz belli. Bütün muhalefet partileri ile görüştük. Hepsinin imzalarını aldık, imza veremeyen bir siyasi parti de toplantıya katılacağını söyledi. Bugün ‘Yapamazlar, toplanamaz, lüzumu yok’ dedikleri Meclis toplantısının başvurusunu yaptık, Cuma günü 14’te Meclis’i Filistin için topluyoruz. Meclis Başkanlığı akşamüstü ilan etti, toplantı resmileşti.

Filistin’e dönüp bakmayanlara inat Filistin için Meclis’i olağanüstü topluyoruz. ‘Söz bitti, gerek yok’ diyenleri millet görüyor. Buradan samimi davetimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, AK Parti’nin bütün milletvekillerine, bu tarihi sorumluluk için Meclis’e gelmeye, iktidar muhalefet ayrımı olmadan İsrail’e haddini bildirmeye, Filistin’e sahip çıkmaya davet ediyoruz. Davet sadece muhalefetin değil, Türk milletinindir. Erdoğan’a pozisyonunu yeniden gözden geçirmesi için çağrıda bulunuyorum. Benim pozisyonum; partinin üçüncü Genel Başkanı, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ın arkasında duran pozisyondur. Benim pozisyonum, bizim pozisyonumuz; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin Kurtuluş Örgütü’nün arkasında durduğu pozisyondur.

Değerli Beyoğlular. Burası şüphesiz İstanbul’un eski günlerini arıyoruz ama en çok turist çeken, İstanbul’a gelen herkesin geldiği, uğradığı bir belediye. Sizler misafirperver insanlarsınız. Bugün beni, milletvekillerimizi, aileleri ağırladınız. Bugün Beyoğlu’nun kahraman belediye meclis üyelerini selamladınız. Manavgat Belediye meclis üyelerimizin temsilcilerini bağrınıza bastınız. Şimdi birbirinden değerli bir grup misafirimiz daha var. Eurocities, Avrupa Şehirler Birliği ve B40 Balkan Şehirleri Ağı. B40’ta Ekrem Başkanımızın ev sahipliğinde çok önemli işler olmuştu. Eurocities’den kendisine, Ekrem İmamoğlu’na özel ödül verildi. O ödülü yarın gidebilirlerse, engel çıkmazsa Silivri Cezaevi’nde kendilerine vermek için.

Aksi durumda değerli eşi ve belediye başkanvekilimizle Silivri’nin önünde durmak için aramızda olan Sofya Belediye Başkanımızı, Madrid Belediye Başkanımızı, Temeşvar Belediye Başkanımızı, Barcelona Belediye Başkanımızı, Zagreb Belediye Başkanımızı, Atina Belediye Başkanımızı, Budapeşte Belediye Başkanımızı ve Utrecht Belediye Başkanımızı saygıyla selamlıyoruz. Onlar Ekrem Başkan’a sahip çıkmaya geldiler. Hoş geldiler, sefa geldiler. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bize buraya destek vermeye gelen değerli belediye başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz. Türkiye demokratik Avrupa’nın bir parçasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en kısa sürede Avrupa Birliği’nin tam üyesi olacağız. Ve hep birlikte başaracağız. Türkiye’nin bugün Avrupa’nın bütün demokratları bizimle beraber. Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları Türkiye ittifakına davet ediyoruz. Türkiye İttifakı gücünü Türkiye’den, milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Hepinizi çok seviyorum, hepinize güveniyorum. Hep beraber Türkiye’nin kaderini değiştirmeye hazır mıyız? Kazanacak mıyız? Başaracak mıyız? Hep birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

Psikolojide Etnosentrizm: Nasıl Mücadele Edilir?

Etnosentrizm, psikolojide bir bireyin veya grubun kendi kültürel değerlerini, normlarını ve geleneklerini diğer kültürlerden üstün görmesi ve diğer kültürleri kendi kültürel merceğiyle yargılama eğilimidir.

Haber Merkezi / Bu kavram, sosyal psikoloji ve kültürlerarası psikoloji alanlarında sıkça incelenir ve bireylerin dünya görüşünü şekillendiren önemli bir önyargı türü olarak kabul edilir.

Etnosentrizmin Özellikleri:

Kendi Kültürünü Merkeze Alma: Etnosentrik bireyler, kendi kültürlerini “doğru” veya “normal” olarak görürken, diğer kültürleri “yanlış”, “ilkel” veya “eksik” olarak algılar.

Önyargı ve Stereotipler: Etnosentrizm, diğer kültürlere karşı önyargıların ve stereotiplerin oluşmasına yol açabilir. Örneğin, bir kültürün yemek alışkanlıkları veya giyim tarzı “tuhaf” bulunabilir.

Grup İçi ve Grup Dışı Ayrımı: Etnosentrizm, sosyal kimlik teorisiyle bağlantılı olarak, bireylerin kendi gruplarını (grup içi) yüceltip diğer grupları (grup dışı) aşağı görmesine neden olur.

Kültürel Görecelilik Eksikliği: Etnosentrik bireyler, kültürel farklılıkları anlamaya veya saygı göstermeye açık olmayabilir, bu da kültürlerarası iletişimi zorlaştırır.

Psikolojik Etkileri:

Bireysel Düzeyde: Etnosentrizm, bireyin dünya görüşünü daraltabilir ve empati kurma yeteneğini zayıflatabilir. Bu, kültürlerarası etkileşimlerde çatışmalara yol açabilir.

Toplumsal Düzeyde: Etnosentrizm, ayrımcılık, ırkçılık veya kültürel çatışmalar gibi toplumsal sorunları körükleyebilir. Örneğin, etnosentrik tutumlar, göçmenlere veya azınlık gruplarına karşı hoşgörüsüzlüğü artırabilir.

Kültürel Çatışma: Etnosentrik bireyler, farklı kültürel uygulamaları anlamakta zorlanabilir ve bu da yanlış anlamalara veya ötekileştirmeye neden olabilir.

Etnosentrizmin Nedenleri:

Sosyalizasyon: Bireyler, çocukluktan itibaren kendi kültürlerinin normlarıyla yetiştirilir ve bu normlar “doğal” kabul edilir.

Eğitim ve Maruz Kalma Eksikliği: Farklı kültürlere maruz kalmamak, etnosentrik tutumları güçlendirebilir.

Grup Kimliği: Güçlü bir grup kimliği, bireyleri kendi kültürlerini yüceltmeye ve diğerlerini küçümsemeye yöneltebilir.

Medya ve Stereotipler: Medya, belirli kültürleri olumsuz veya basmakalıp bir şekilde tasvir ederek etnosentrizmi pekiştirebilir.

Etnosentrizmi Azaltma Yolları:

Kültürel Eğitim: Farklı kültürler hakkında bilgi edinmek, önyargıları azaltabilir.

Kültürlerarası Etkileşim: Farklı kültürel gruplarla doğrudan iletişim ve deneyim, empatiyi artırır.

Kültürel Görecelilik Perspektifi: Her kültürün kendi bağlamında değerli olduğunu anlamak, etnosentrik tutumları zayıflatır.

Kendi Kültürüne Eleştirel Bakış: Bireyin kendi kültürel normlarını sorgulaması, daha açık bir dünya görüşü geliştirmesine yardımcı olur.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Haneden Üçü Geçim Sıkıntısı Yaşıyor

Türkiye’de her dört haneden üçü, temel harcamalarını karşılamakta güçlük çekiyor. Ekonomistler bu tabloyu, “hayat pahalılığı artık kalıcılaştı” şeklinde yorumluyor.

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat), Türkiye’de geçinme zorluğu yaşayan hane halklarının oranının 2024 itibarıyla yüzde 76,8’e yükseldiğini açıkladı. Bu oran, 2018’de yalnızca yüzde 30,3 seviyesindeydi. Böylece son altı yılda geçim sıkıntısı yaşayan hanelerin oranı yaklaşık 2,5 katına çıktı.

Verilere göre artık her dört haneden üçü, temel harcamalarını karşılamakta ciddi güçlük çekiyor. Karar’dan Berfu Kargı‘nın aktardığına göre; Ekonomistler bu tabloyu, “hayat pahalılığı artık kalıcılaştı” şeklinde yorumluyor.

Eurostat’ın “geçim güçlüğü” anketi kapsamında Türkiye verileri yıllara göre şöyle:

2020: Yüzde 46,8
2021: Yüzde 63,0
2022: Yüzde 73,0
2023: Yüzde 75,0
2024: Yüzde 76,8

2018’de yalnızca üç haneden biri geçim zorluğu yaşadığını belirtirken, bu oran 2024’te dört haneden üçüne çıkmış durumda. Artışta pandemi sonrası bozulan gelir dengeleri, yüksek enflasyon ve ücretlerin satın alma gücündeki kayıp belirleyici oldu.

Eurostat, geçinme zorluğunu üç ayrı kategori altında sınıflandırıyor: “çok zorlananlar”, “zorlananlar” ve “biraz zorlananlar”. 2024 verilerine göre Türkiye’de:

Gelirinin giderlerine kesinlikle yetmediğini ve “çok zorlandığını” söyleyenlerin oranı yüzde 2,8, “zorlananlar” yüzde 29,4, “biraz zorlananlar” yüzde 44,6 seviyesinde.

Eurostat’ın verileri, geçim algısının TÜİK’in resmî enflasyon oranlarının çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Temel tüketim harcamalarının yüksek seyretmesi, sabit gelirli yurttaşların yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.

TÜRK-İŞ’in Temmuz 2025 tarihli Açlık-Yoksulluk Sınırı Araştırması da geçim baskısının ulaştığı boyutu ortaya koyuyor:

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı: 26.413 TL
Yoksulluk sınırı: 86.036 TL
Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti: 33.982 TL

Bu tabloya karşın Türkiye’de net asgari ücret 22.104 TL seviyesinde kalıyor. Yani bir çalışanın geliri, hem temel beslenme harcamalarının hem de kişisel yaşam maliyetinin altında kalmış durumda.

Araştırma, mutfak enflasyonunun da hız kesmeden sürdüğüne işaret ediyor. Buna göre, gıda fiyatları temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 1,14 oranında arttı. Son 12 ayda mutfak enflasyonu yüzde 37,32 olarak ölçülürken, yıllık ortalamada bu oran yüzde 42,60’a ulaştı.

Paylaşın

Adam Tooze’un “Hegemonya Notları”

Hegemonya, bir devlet, grup veya aktörün diğerleri üzerinde ekonomik, siyasi, askeri veya kültürel alanda üstünlük kurarak liderlik veya tahakküm sağlaması durumudur.

Haber Merkezi / Adam Tooze’un Hegemonya Notları (orijinal adı Notes on Hegemony), hegemonya kavramını tarihsel, ekonomik ve politik bağlamda ele alan bir çalışmadır.

Tooze, hegemonyayı sabit bir durum değil, krizler ve dönüşümlerle sürekli sınanan bir süreç olarak görür. Tooze, Hegemonya Notları’nda, özellikle ABD’nin 20. yüzyıldaki hegemonik yükselişi ve 2008 finansal krizi gibi olayların bu hegemonyayı nasıl sorgulattığını inceler.

Küresel Ekonomik Krizlerin Genel Özellikleri:

Zincirleme Etki (Contagion): Krizler, bir bölgedeki ekonomik sorunların (örneğin, banka iflasları veya borç krizleri) küresel piyasalara yayılmasıyla büyümektedir. 2008 finansal krizi buna iyi bir örnek teşkil eder; ABD’deki mortgage balonu patlaması, küresel bankacılık sistemini çöküşün eşiğine getirmiştir.

Finansal Sistemin Rolü: Modern krizler, genellikle karmaşık finansal araçlar (örneğin, türev ürünler) ve küreselleşmiş sermaye akımları nedeniyle hızlanır.

Hegemonik Güçlerin Tepkisi: Tooze, hegemonik güçlerin (özellikle ABD’nin) krizlere müdahale biçiminin, küresel düzenin istikrarını belirlediğini savunmaktadır. Örneğin, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2008’de likidite enjeksiyonları, küresel finans sistemini ayakta tutmuştur.

Jeopolitik Sonuçlar: Krizler, güç dengelerini değiştirebilir. 2008 krizi, Çin’in küresel ekonomideki rolünü güçlendirirken, Batı hegemonyasının sorgulanmasına yol açmıştır.

Önemli Küresel Ekonomik Krizler:

1929 Büyük Buhranı: Borsanın çöküşüyle başlayan bu kriz, küresel ticareti ve üretimi çökertmiştir. Tooze, bu dönemin ABD’nin hegemonik yükselişini hızlandırdığını ve uluslararası işbirliği eksikliğinin krizi derinleştirdiğini vurgulamaktadır.

1970’ler Petrol Krizi: OPEC’in petrol ambargosu, stagflasyonu (yüksek enflasyon + ekonomik durgunluk) tetiklemiştir. Bu, Batı ekonomilerinin kırılganlığını ortaya koymuştur.

1997 Asya Finansal Krizi: Doğu Asya ülkelerindeki sermaye kaçışı, küresel piyasalarda dalgalanmalara neden olmuştur. IMF’nin müdahaleleri, hegemonik güçlerin kriz yönetimindeki rolünü göstermiştir.

2008 Küresel Finansal Kriz: Lehman Brothers’ın iflasıyla doruğa ulaşan bu kriz, mortgage balonundan kaynaklanmıştır. Tooze, Crashed adlı kitabında (ki Hegemonya Notları ile tematik olarak bağlantılıdır), bu krizi ABD merkezli finansal sistemin kırılganlıklarının bir yansıması olarak analiz etmektedir.

2020 Covid-19 Ekonomik Krizi: Pandemi, küresel tedarik zincirlerini ve ekonomileri durma noktasına getirmiştir. Devletlerin büyük ölçekli mali teşvik paketleri, hegemonya tartışmalarında yeni bir boyut açmıştır.

Tooze’un Perspektifi:

Tooze, Hegemonya Notları’nda küresel ekonomik krizleri, hegemonik güçlerin (özellikle ABD’nin) küresel düzeni sürdürme kapasitesini test eden anlar olarak görmektedir. Krizler, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal sonuçlar doğurur:

Finansal Hegemonya: ABD’nin doların rezerv para statüsü ve Fed’in küresel piyasalardaki etkisi, krizlerde hegemonik gücün ana araçlarıdır.

Çin’in Yükselişi: Tooze, Çin’in krizlere yanıt olarak ekonomik gücünü artırmasını (örneğin, 2008 sonrası altyapı yatırımları) Batı hegemonyasına bir meydan okuma olarak değerlendirmektedir.

Kriz Yönetiminin Sınırları: Hegemonik güçler, krizleri yönetirken kendi çıkarlarını önceliklendirebilir, bu da küresel eşitsizlikleri derinleştirebilir (örneğin, 2008’de gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldığı sermaye akışı dalgalanmaları).

Paylaşın

Türkiye’de İnternet Kullananların Oranı Yüzde 91’e Yükseldi

İnternet kullanım oranı, 16 – 74 yaş grubundaki bireylerde geçen yıl yüzde 88,8 iken bu yıl yüzde 90,9 oldu. Erkeklerde internet kullanım oranı yüzde 93,6 olurken, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnternet kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2024 yılında yüzde 88,8 iken 2025 yılında yüzde 90,9 oldu. Cinsiyet ayrımında 2025 yılında İnternet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 93,6, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Son 12 ay içinde özel amaçla resmi makamların web sitelerini ve uygulamalarını kullanan ve İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı yüzde 76,1 oldu. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,8 iken kadınlarda yüzde 69,5 oldu. E-devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde ise bu oranın en yüksek yüzde 92,8 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 29,6 ile 65-74 yaş grubunda oldu.

Bireylerin e-devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında, yüzde 68,5 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 53,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 46,4 ile kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme takip etti.

Son 12 ayda İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, 2024 yılında yüzde 51,7 iken 2025 yılında yüzde 55,7 oldu. Cinsiyete göre İnternet üzerinden mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 59,1, kadınlarda yüzde 52,3 oldu. Bu oran, en son mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde; bireylerin yüzde 42,3’ünün son 3 ay içinde (2025 yılı ilk 3 ayı) mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği görüldü.

İnternet üzerinden son 3 ay içinde eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştiren bireylerin oranı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 3,9 puan artarak yüzde 17,7 oldu. Bu oranın erkekler için yüzde 17,5, kadınlar için yüzde 18,0 olduğu görüldü.

Bireylerin en fazla kullandıkları sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları yüzde 88,6 ile WhatsApp, yüzde 72,9 ile YouTube ve yüzde 68,1 ile Instagram oldu. En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları cinsiyete göre incelendiğinde; erkeklerin en fazla yüzde 91,3 ile WhatsApp, yüzde 75,7 ile YouTube ve yüzde 68,7 ile Instagram uygulamalarını, kadınların yüzde 85,9 ile WhatsApp, yüzde 70,1 ile YouTube ve yüzde 67,4 ile Instagram uygulamalarını kullandığı gözlendi.

Son 3 ay içinde e-ticaret yapan bireylerin yüzde 29,0’ı web sitesi veya mobil uygulama üzerinden yaptığı satın alma işleminde herhangi bir sorunla karşılaştı. Bu sorunlar içinde teslimatın belirtilenden daha yavaş olması yüzde 12,7 ile ilk sırayı alırken; bunu yüzde 11,8 ile yanlış veya hasarlı mal/hizmet teslimi takip etti.

Son 12 ay içinde İnternet kullanan bireylerin yüzde 15,6’sı özel amaçlarla çevrimiçi hizmetlere erişmek için elektronik kimlik kullandığını belirtti. Bu oran erkeklerde yüzde 18,0, kadınlarda yüzde 13,3 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Anti-Damping Vergisi

ABD, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülkeye karşı anti-damping vergisi getirdi. Antidamping, yerel sanayiye zarar gelmesini önlemek amacıyla, ithalat ürünlerine uygulanan ek tarifelerdir

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ticaret Bakanlığı, Türkiye dâhil 10 ülkeden ithal edilen korozyona dayanıklı çelik (CORE) ürünlerine yönelik damping ve sübvansiyon soruşturmalarında nihai kararını verdi. Böylece Nisan ayında Türkiye’ye yönelik belirlenen yüzde 15,18’lik anti-damping vergisi oranı kalıcı hâle getirilmiş oldu.

Söz konusu soruşturmaların 10 ülkeden toplam 2,9 milyar dolar değerindeki ithalatı kapsadığını belirten Bakanlık, anti-damping (AD) ve telafi edici vergi (CVD) önlemleriyle ilgili kararında, “ABD’ye ithal edilen CORE ürünlerinin söz konusu 10 ticaret ortağından dampingli fiyatlarla satıldığı veya sübvansiyonlarla desteklendiği tespit edilmiştir” ifadesine yer verdi.

Korozyona dayanıklı çelik ürünlerinin otomobil, beyaz eşya ve inşaat sektöründe yaygın olarak kullanıldığı belirtilirken ABD Uluslararası Ticaretten Sorumlu Bakan Yardımcısı William Kimmitt, “Amerikan çelik şirketleri ve çalışanları adil bir zeminde rekabet etmeyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC) şimdi, bu ithalatın Amerikan çelik endüstrisine zarar verip vermediğini değerlendirecek. ABD Ticaret Bakanlığının açıklamasında, ITC’nin zarar tespiti yapması durumunda anti-damping ve telafi edici vergi kararlarının yürürlüğe koyulacağı duyuruldu.

Damping, bir ülkenin ürettiği malı, kendi iç piyasasındaki fiyatının altında başka bir ülkeye satması anlamına geliyor. Anti-damping ise ithalatçının yerli üreticilere zarar vermesini engellemek amacıyla bu ürünlere ek vergi getirilmesine verilen isim. CVD önlemleri ise paralel biçimde, bir ülkenin yerli sanayisini haksız rekabetten korumak amacıyla, başka bir ülkenin devlet tarafından verilen sübvansiyon veya desteklerle ucuza üretilmiş ürünlerin ithalatına ek vergi uygulaması anlamına geliyor.

Karar Türkiye, Avustralya, Brezilya, Kanada, Meksika, Hollanda, Güney Afrika, Tayvan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Vietnam’dan yapılan ithalatı kapsıyor. Böylece Türkiye merkezli şirketlere uygulanan yüzde 15,18’lik vergi oranı kalıcı hâle getirildi.

ABD Ticaret Bakanlığının Nisan ayında duyurduğu geçici kararda, Türkiye’den Borçelik, ArcelorMittal Çelik, Bamesa Çelik ve Bamesa Muradiye Demir Çelik şirketlerine anti-damping vergisi uygulanmayacağı, Yıldız Demir Çelik ve Yıldız Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret şirketleri dâhil diğer tüm şirketlere ise yüzde 15,18 oranında anti-damping vergisi uygulanacağı belirtilmişti.

Donald Trump’ın başkanlık yaptığı ilk dönemde de ABD Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bir grup ülkeden ithal edilen karbon ve alaşım çelik filmaşine yüzde 147,6’ya varan oranlarda anti-damping vergisi uygulama kararı almıştı.

ABD, söz konusu ülkelerin ürünlerini “adil değerinin altında sattığını” tespit ettiklerini belirtmişti. Dönemin Ticaret Bakanı Wilbur Ross, “mal ve ürünlerin ABD’de piyasa fiyatının altında satılmasının Trump yönetiminin çok ciddiye aldığı bir konu olduğunu” söylemişti.

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bu Sonbahar Dikkat Edilmesi Gereken Moda Trendleri

2025 yılı sonbahar moda trendleri hem sürdürülebilirlik hem de bireysel ifade özgürlüğünü vurgulayan, modern, işlevsel ve cesur görünümleri bir araya getiriyor.

Haber Merkezi / Sonbahar için gardırobunuzu güncellerken bu önerileri kendi tarzınızla harmanlayarak sonbaharın enerjisini yakalayabilirsiniz.

İşte bu sonbaharda dikkat etmeniz gereken moda trendleri:

Ekoseler ve Kareli Desenler: Ekoseler, özellikle dış giyimde güçlü bir geri dönüş yapıyor. Helmut Lang ve Acne Studios gibi markalarda monokrom ekoseler, Chloé ve Schiaparelli’de ise kalın paltolarda karşımıza çıkıyor. Loewe’de maksi elbiseler ve Burberry’de tartan etekler gibi geniş bir yelpazede kullanılıyor.

Bohem Şıklık: 70’lerin özgür ruhlu bohem tarzı, Chloé’nin modern ve romantik yorumlarıyla podyumlarda öne çıkıyor. Şifon elbiseler, dantel bluzlar, uçuşan üstler ve deri-süet dokularla bu stil, krem, beyaz ve soluk pembe tonlarıyla dikkat çekiyor.

Transparan Detaylar: Transparan kumaşlar, Saint Laurent’in haki ve toprak tonlu koleksiyonlarından Gucci ve Valentino’nun romantik yorumlarına kadar cesur ve dikkat çekici bir şekilde kullanılıyor. Tül elbiseler ve şifon pantolonlar hem günlük hem de davet stillerinde yer alıyor.

Vatkalar ve Keskin Siluetler: 80’lerin ikonik vatkaları, 2025’te daha kabarık ve iddialı bir şekilde geri dönüyor. Bu trend, kombinlerin odak noktası haline gelerek güçlü ve sofistike bir görünüm sunuyor.

Triko ve Örgüler: Kaşmir hırkalar, oversize kazaklar ve triko elbiseler, konfor ve şıklığı birleştiriyor. Chanel, Gucci ve Miu Miu gibi markalar, bu parçaları modern kesimlerle podyumlara taşıyor. Geometrik desenler ve lüks dokularla trikolar, günlük ve ofis kombinlerinin vazgeçilmezi.

Puffer Montlar ve Hacimli Dış Giyim: Versace ve Fendi gibi markalar, dramatik siluetlere sahip yorganımsı puffer montlarla dikkat çekiyor. Bu parçalar hem işlevsel hem de gösterişli bir stil sunuyor.

Punk Estetiği: Punk tarzı, Burberry ve Alexander McQueen gibi markaların ekose, deri ve zincir detaylı tasarımlarıyla modern bir yorum kazanıyor. Daha sofistike ve bilinçli bir stil seçimi olarak öne çıkıyor.

Doğal ve Nötr Renk Paleti: Kahve, bej, krem, gri ve bordo gibi tonlar, sessiz lüks trendini destekliyor. Pantone’un 2024/2025 raporunda da vurgulanan bu renkler, doğadan ilham alarak zarif ve zamansız bir estetik sunuyor.

Katmanlı ve Salaş Kombinler: Düşen omuzlar, salaş katmanlar ve dağınık görünümler, 2025’te özgür ve rahat bir stil vadediyor. Bu trend, “çabasız şıklık” anlayışını benimseyenler için ideal.

Aksesuarlarda Çanta Süsleri: Çantalar, zincirler, tılsımlar ve anahtarlıklarla kişiselleştiriliyor. Fendi, Coach ve Chanel gibi markalar, çantalara eğlenceli ve bireysel dokunuşlar ekliyor.

Paylaşın

Memur Ve Memur Emeklisi Zam Oranı Belli Oldu

Memur ve memur emeklisine, 2026 yılının ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027 yılının ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verildi.

6 milyonu aşkın kamu emekçisi ve emeklisini ilgilendiren sekizinci dönem toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu bugün dördüncü kez toplandı.

Toplantıya Sayıştay Başkanı Metin Yener başkanlık etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İsmail İlhan Hatipoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı İsa Atçeken, akademisyenler Prof. Dr. Fatih Uşan ve Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, Memur-Sen Genel Sekreteri Mahmut Faruk Doğan, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı Türkeş Güney ve Memur-Sen uzmanı Raşit Eğin toplantıya katılan isimlerdi.

Toplantı yaklaşık 1 saat sürdü. Konfederasyon temsilcileri ile kamu işveren temsilcileri, toplu sözleşmeyi müzakere etti. Toplantıda, kamu işvereni temsilcileri sadece 2026 için yüzde 11+7’lik teklif değiştirmedi. Sadece 2027’nin ilk 6 ayı için verilen yüzde 4’lük teklifi bir puan artırdı. Bu sırada kurulun yarın toplanmak üzere toplantıyı bitirdiği haberi geldi. Teklifin ardından Kamu-Sen ve Memur-Sen, Hakem Kurulundan çekildiklerini açıkladı.

Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın “Uzlaşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşmede toplantı tutanağı ile kayıt altına aldığımız 58 kazanım Hakem Kurulunda oylandı. Verdiğimiz tepkiler ve Hakem Kurulundaki ısrarımızla bazı olumlu adımlar atıldı ama bunlar sorunu çözmez. Hakem Kurulundan çekildik” dedi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de “Toplu sözleşme görüşmelerinin tüm kurum ve kurullarıyla işletilmesi, kamu çalışanlarının haklarının ilerletilmesi, sorunlarının çözülmesi için bütün gayretimizi gösterdik. Ancak gelinen süreçte Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun tekliflerinin kamu görevlilerinin sorunlarını çözmeye, beklentilerini karşılamaya yeterli olmadığı, bütün iyi niyetimize rağmen kamu işveren tarafının bu konuda olumlu bir adım atmaması nedeniyle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu toplantısından çekildik.” diye açıklama yaptı.

İki konfederasyonun çekilmesiyle masada memur tarafı kalmadı. Ancak daha sonra kurulun yeni teklifi teklifi kabul ettiği haberi geldi. Böylelikle memur maaşları ile memur emeklisi aylıklarına 2026’nın ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027’nin ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verdi. Memurun karara itiraz hakkı bulunmuyor.

Karar nasıl çıktı?

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 11 üyeden oluşuyordu. 11 kişiden 6’sı hükümet tarafından seçilirken, 5 üye sendikalar tarafından seçiliyordu. Kurul, başkanın çağrısı üzerine başkan dahil en az 8 üyenin katılımı ile toplanabiliyordu. Ancak sendikaların masadan kalkmasıyla bir sonraki toplantıda yeter çoğunluğu sağlanamayacaktı.

Bu nedenle de memurun mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemeleri doğrudan kanunla, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından yapılması gerekiyordu.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın X’te, sendikaların karar aşamasında masadan çekildiğini, bu nedenle toplantının yeter sayısı ile başlatıldığını, bu nedenle de kurulun karar verme hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Bahçeli’den “Süreç” Açıklaması: Altın Fırsat Heba Edilmemeli

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, kardeşlik hissiyatı zedelenmemeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin 954. ve Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti tarih boyunca medeniyet ışığının taşıyıcı ruhu, merhamet ve mehabet ikliminin muhabbetle taçlanan burcu olmuştur. Bu yüksek haslet ve haysiyet zamanın dar kovuklarından dalga dalga sızarak yayılmış, sönük ve solgun, aynı zamanda durgun ve yorgun coğrafyaların sisli ufkunu fetih ve taarruz parlaklığıyla aydınlatmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır. Hem 954 yıl evvel, hem de 103 yıl evvel olmak suretiyle iki ayrı tarih diliminde Anadolu esaret zincirlerinden kurtularak asil ve aziz milletimizin şeref ve namusu olarak perçinlenmiştir.

Özellikle Malazgirt Ovası’nda küresel ve bölgesel kuvvet dengesi yeni baştan kurulurken, jeopolitik ve jeostratejik denklemlerin parametreleriyle birlikte dünyanın istikameti ve çağların şifreleri muhtevalı değişime uğramıştır. Mesele sadece hak ederek kazanılmış bir meydan savaşı veya ulaşılmış muvaffak ve muzaffer bir dönemin inşasıyla sınırlı görülmemelidir.

Malazgirt Zaferi, tefrika ve tezvirata mahkûm düşen Anadolu’nun yeniden doğuşunu müjdelemiş, haksızlığa ve zulme maruz kalan mazlumların dirilişini tetiklemiş ve teşvik etmiştir. 954 yıl önce ayrımcılık can evinden vurulmuş, ayrışmayı kamçılayan karanlık amaç ve arayışlar can pahasına darbelenmiştir.

Malazgirt Zaferi, Türk milletinin varoluşsal onurunun eşanlı olarak yurt tutma hedefiyle eklemlenmesi, mukadderatının özünü teşkil eden sarsılmaz birlik ve dayanışma duygusunun iman ve kahramanlıkla yoğrulmasıdır.

Bu zafer Bizans’ın kilitlediği bereket vadeden kapıları açmakla kalmayıp kırgın ve kırık gönüllerin de umut ve heyecan mayası olmuştur. Ötüken sancağı Malazgirt’te çok daha kudretli şekilde cihanşümul gayelere kilitlenmiş, maşeri vicdanda tıpkı bir cevher gibi saklı duran kutlu ülküler Kızılelma sevdasıyla coğrafyaları sarmıştır.

Müslüman Türk milleti Anadolu’yu ağırlık ve harekât merkezi yaparak İ’la-yi Kelimetullah aşkının peşine düşmüş, yerküreyi 360 derecelik açıyla aklen, kalben ve fikren kuşatmıştır. Elbette Malazgirt Zaferi’nin sonuçları hala müessir ve müsellemdir. Müstevli ve muhasım çevreler bu zaferden dolayı 9,5 asırdır huzursuz, sancılı ve rahatsızdır.

Türk milletinin varlığından, bir ve kardeşçe yaşamasından, acıda ve anıda, sevinçte ve hüzünde tek nefes olmasından korkuya kapılanların menhus ve menfur oyunları devamlı güncellenmiş, zaman zaman da genişlemiş ve genelleşmiştir. Hiç bitmeyen, hiç kesilmeyen, hiç eksilmeyen nice tertip ve tuzaklara rağmen Malazgirt’in manevi mirası, Büyük Taarruz’un kristalize olmuş soylu duruşu tahrip edilememiştir.

Malazgirt’in emanet olarak nesilden nesile intikal eden tarihsel dokusu, makus talihi değiştiren doğası ve kuşkusuz milli yüreklerde kor gibi yanan zafer ateşiyle “Terörsüz Türkiye”nin kararlı adımları ve kaderimize yön verecek sağlam atılımları el ele, güç birliği halinde yapılmaktadır.

Terörsüz Türkiye, fetihler sürecinin, taarruz bilincinin, hasılı ve son tahlilde Malazgirt Zaferi’nin istikbalin tertemiz yüzüyle birleşmesi, yeni yüzyılın barış, huzur ve kardeşlikle çelikleşmesidir. Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, coğrafyayı vatan yapan millet çatısı altındaki kardeşlik hissiyat ve hususiyeti zedelenmemelidir.

Malazgirt’te temerküz eden fetih aklının, insanlarımızın diliyle kökeniyle ilgilenmeyen, bunu dert etmeyen ve ortak değerlerde buluşmayı temel alan selim ve selis iradenin, elleri öpülesi ecdadımızın çığlık kadar hür muhteşem çağrısını ve muzaffer çehresini yere düşürmeyeceğine gönülden inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş, milli birlik ve kardeşliğin nişanesi olmuş aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle anıyorum.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

Paylaşın

Kapitalizmde Irkın İşlevsel Rolü

Kapitalizmin gelişiminde ırk, emeğin bölünmesi, ekonomik eşitsizliklerin sürdürülmesi ve sistemik güç yapılarının meşrulaştırılmasında bir araç olarak kullanılmıştır.

Kurtuluş Aladağ / Ancak bu rol, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir özelliği olmaktan ziyade, tarihsel ve sosyal bağlamlara bağlı olarak şekillenmiştir. Irk temelli eşitsizliklerin azaltılması için yapısal reformlar, bilinçli politikalar ve toplumsal farkındalık gereklidir.

Kapitalizmin gelişiminde ırk, özellikle erken modern dönemde, ekonomik sistemlerin yapılandırılmasında önemli bir rol oynamıştır.

15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, kapitalizmin erken evrelerinde, Atlantik köle ticareti ve kolonyal sistemler, Avrupa ekonomilerinin büyümesinde temel bir rol oynamıştır. Afrikalıların köleleştirilmesi ve Amerika’daki plantasyon ekonomileri, ırk temelli bir sömürü sistemi üzerinden kapitalist birikimi desteklemiştir.

Bu dönemde ırk, emeğin kontrolü ve sömürüsü için bir ideolojik araç olarak kullanılmıştır; ırkçılık, köleliği ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için bir gerekçe olarak üretilmiştir.

Kapitalizm, ırksal hiyerarşileri ekonomik çıkarlar doğrultusunda pekiştirmiştir. Örneğin, yerli halkların topraklarının gasp edilmesi ve ucuz iş gücü olarak kullanılması, ırk temelli ayrımcılıkla desteklenmiştir.

Kapitalizmde Irkın İşlevsel Rolü

Kapitalizm, kar maksimizasyonu için emeği bölmek ve rekabeti artırmak amacıyla ırksal farklılıkları kullanmıştır. Örneğin, 19. ve 20. yüzyılda ABD’de, siyah işçiler ve beyaz işçiler arasında ücret farklılıkları veya iş ayrımı (örneğin, sendikalarda ırk temelli dışlama) kapitalistlerin iş gücü maliyetlerini düşürmesine olanak sağlamıştır.

Irkçılık, kapitalist sistemdeki eşitsizlikleri “doğal” veya “bireysel başarısızlık” olarak gösterme işlevi görür. Irkçılık bu, sistemik eşitsizliklerin sorgulanmasını zorlaştırır ve mevcut güç yapılarını korur.

Günümüzde, ırk temelli eşitsizlikler, eğitim, istihdam, konut ve sağlık gibi alanlarda devam etmektedir. Örneğin, ABD’de siyah Amerikalıların ortalama serveti, beyaz Amerikalılara kıyasla çok daha düşüktür. Bu, kapitalist sistemin tarihsel eşitsizlikleri yeniden üretme eğiliminde olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, işe alım süreçlerinde veya terfilerde ırk temelli önyargılar devam etmektedir. Örneğin, aynı niteliklere sahip adaylar arasında ırk temelli ayrımcılık, bazı grupların ekonomik fırsatlara erişimini sınırlamaktadır.

Küresel kapitalizmde, üretim süreçleri genellikle düşük ücretli emek gücü sunan bölgelere kaydırılmıştır. Bu bölgelerdeki işçiler genellikle tarihsel olarak sömürgeleştirilmiş veya ırk temelli ayrımcılığa maruz kalmış topluluklardan gelmektedir.

Bazı düşünürler, ırkçılığın kapitalizmin bir yan ürünü olduğunu ve sınıf mücadelesini bölmek için kullanıldığını savunmuşlardır ve savunmaya devam etmektedirler: Irk, işçileri bölerek dayanışmayı zayıflatır ve kapitalistlerin sömürüyü sürdürmesine olanak tanımaktadır.

Kimberle Crenshaw gibi düşünürler, ırkın kapitalizmde cinsiyet, sınıf ve diğer kimliklerle kesişerek karmaşık eşitsizlikler ürettiğini belirtmiştir. Bu, ırkın yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kültürel bir işlevi olduğunu göstermektedir.

Kapitalizmin küresel yayılımı, ırk temelli sömürü yapılarını devam ettirmektedir. Örneğin, küresel Güney’deki kaynakların Avrupa ve Amerika tarafından sömürülmesi, tarihsel ırkçılıkla bağlantılıdır.

Bazı düşünürler ise, kapitalizmin ırktan bağımsız, sadece kar odaklı bir sistem olduğunu savunmuşlardır ve savunmaya devam etmektedirler.

Bu düşünürlere göre, kapitalizm bireylerin yetkinliklerine ve piyasa dinamiklerine dayanır; ırk, yalnızca kültürel veya bireysel önyargılar nedeniyle bir rol oynar, sistemin özünden kaynaklanmaz. Ancak bu görüş, tarihsel ve yapısal eşitsizlikleri göz ardı ettiği için eleştirilir.

Paylaşın