CHP’nin İstanbul İl Kongre Seçimi İptal Edildi; Yönetim Görevden Alındı

CHP’nin 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi iptal edildi. CHP İstanbul İl Başkanlığı’na geçici olarak Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap heyeti görevlendirildi.

Haber Merkezi / CHP İstanbul İl Kongresi seçimlerine “hile karıştırıldığı” ve Seçim Kanunu’na “muhalefet edildiği” iddialarına ilişkin soruşturma başlatılmıştı. Haliç Kongre Merkezinde yapılan seçimleri Özgür Çelik 342 oyla kazanmıştı. Rakibi Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi’ni iptal etti.

Ara kararda şu ifadelere yer verildi:

“Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebinin reddine, 08/10/2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talebinin REDDİNE, İhtiyati Tedbir Ara Kararının taraflara ve geçici kurul olarak atananlara tebliğine, İhtiyati Tedbir Ara Kararının gereği için İstanbul İl Seçim Kuruluna, Sarıyer 1. İlçe Seçim Kuruluna ve İstanbul Valiliğine gönderilmesine,

Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11/10/2023 tarihli mazbata kararının ve ek listelerin mahkeme kararının eki sayılmasına, dair kararın kabul edilen kısımlarına yönelik HMK 394. Maddesi uyarınca mahkememize itiraz yolu açık, kararın reddedilen kısımlarına yönelik olarak HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir heyet atandı.

CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden alınan Özgür Çelik, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “Cumhuriyet Halk Partisi halktır, halkın evidir, baba ocağıdır. Teslim alınamaz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin İstanbul İl Kongresi, 8 Ekim 2023 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenmişti. Kongrede o dönem CHP Bahçelievler İlçe Başkanı Özgür Çelik, 342 oy alarak İstanbul İl Başkanı seçilmişti. Bir diğer aday Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

Çelik kongrede, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği aday olarak öne çıkmıştı. Canpolat ise o dönemki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olarak biliniyordu.

Kongreyle ilgili soruşturma haberi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’nda ‘kurultay günü para karşılığı oy kullandırıldığı’ iddialarına ilişkin soruşturma başlatmasının hemen ardından gelmişti.

Bu kurultayda Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak seçilmişti. Kurultayla ilgili dava 15 Eylül’de Ankara 42’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İl kongresinin iptali kararı, kurultayla ilgili davadan günler önce geldi.

Paylaşın

1,2 Milyondan Fazla Alan Adı Ve Web Sitesine Sansür

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Merkezi İstanbul’da bulunan İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) “EngelliWeb 2024 Raporu” yayımlandı. Rapor, Türkiye’deki sansürün geldiği boyutu ortaya koydu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Raporda, “2024 yılı verileri, sansürün artık sadece siyasi aktörlerin değil, aynı zamanda idarenin çeşitli kademelerinin ve yargının sıradan işleyişinin parçası haline geldiğini göstermektedir. Tüm bu tablo, Türkiye’de çevrimiçi ifade alanının artık istisnai değil, sistematik ve kalıcı bir sansür rejimi altında olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

EngelliWeb’in verilerine göre yıl yıl alan adlarına getirilen erişim engelleri şöyle:

2018: 347 bin 445
2019: 408 bin 494
2020: 467 bin 11
2021: 574 bin 798
2022: 712 bin 558
2023: 953 bin 415
2024: 311 bin 91

Böylece 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu. 852 farklı kurum ve hakimlikler, 1 milyon 78 bin 348 kararla sansüre imza attı.

Ayrıca 2024 sonu itibarıyla 270 bin URL adresi, 17 bin Twitter/X hesabı, 75 bin tweet ve X paylaşımı, 25 bin 500 YouTube videosu, 16 bin 700 Facebook içeriği, 16 bin Instagram içeriği erişime engellendi.

Paylaşın

Türkiye’de Gıda Enflasyonu Yeniden Yükselişte

Gıda enflasyonu ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 2,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,5 arttı. Gıda enflasyonu, yılbaşından bu yana ise yüzde 19,6 yükseldi.

Haber Merkezi / Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Gıda Fiyat Endeksi (TEGE) Ağustos 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Gıda enflasyonu ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 2,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,5 arttı. Gıda enflasyonu, yılbaşından bu yana ise yüzde 19,6 yükseldi.

Aynı döneme ait diğer veriler de bu artışı destekler nitelikte. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi’ne (İTÜFE) göre gıda fiyatları yüzde 2,28, Türk-İş’in açıkladığı mutfak enflasyonu ise yüzde 2,64 yükseldi.

Ağustos ayında taze meyve ve sebze fiyatları dalgalı bir seyir izledi. Sivri biber, domates ve çarliston biber gibi bazı ürünlerde fiyat düşüşleri gözlemlenirken, kıvırcık, salatalık ve armut fiyatlarında ise hızlı artışlar yaşandı.

Taze ürünler dışında en fazla fiyat artışı turşu, yoğurt ve ayran gibi temel gıda maddelerinde yaşandı. Buna karşılık, çay, hazır kahve ve cips gibi ürünlerin fiyatları düşüş kaydetti.

Yıllık bazda gıda enflasyonu, farklı kuruluşların verilerine göre ciddi seviyelere ulaştı. TEGE’ye göre yıllık gıda enflasyonu yüzde 28,5 iken, İTO-İTÜFE’de yüzde 35,4 ve Türk-İş’e göre yüzde 40,7 olarak hesaplandı.

Paylaşın

Yağ Yakıcı Takviyeler: Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yağ yakıcı takviyeler, kilo verme sürecini desteklemek ve metabolizmayı hızlandırmak amacıyla kullanılan gıda takviyeleridir. Etkileri kişiden kişiye değişir ve tek başına yeterli değildirler.

Haber Merkezi / Bu takviyeler, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizle birlikte etkili olurlar.

Yaygın yağ yakıcı takviyeler ve etkileri:

Kafein: Metabolizmayı yüzde 3-11 oranında hızlandırabilir ve yağ yakımını artırabilir. Enerji seviyelerini yükselterek egzersiz performansını destekler. Ancak fazla tüketimi uyku sorunları veya kalp çarpıntısına neden olabilir.

L-Karnitin: Yağ asitlerini mitokondriye taşıyarak enerji üretimini destekler. Egzersizle birlikte kullanıldığında yağ yakımını artırabilir, ancak etkisi kişiden kişiye değişir.

CLA (Konjuge Linoleik Asit): Yağ hücrelerinin küçülmesine ve kas kütlesinin korunmasına yardımcı olabilir, ancak etkisi sınırlı ve insülin direnci riski taşıyabilir.

Yeşil Çay Ekstresi: EGCG ve kafein içeriğiyle metabolizmayı hızlandırır ve karın bölgesindeki yağları azaltabilir. Etkisi yüzde 4-17 oranında değişir.

Glucomannan: Konjac kökünden elde edilen bir lif olan glucomannan, tokluk hissi vererek kalori alımını azaltabilir, ancak doğrudan yağ yakımı sağlamaz.

Kapsaisin: Acı biberde bulunan bu bileşen, termojenik etkiyle kalori yakımını yüzde 5-10 artırabilir ve iştahı baskılayabilir.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Sağlık riskleri: Takviyeler, özellikle kafein gibi uyarıcılar içeriyorsa, fazla tüketimde yan etkilere (uykusuzluk, kalp çarpıntısı) yol açabilir. Kronik hastalığı olanlar veya ilaç kullananlar doktora danışmalıdır.

Doğru kullanım: Ürün talimatlarına uyulmalı, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmeyle desteklenmelidir.

Kanıt sınırlılığı: L-karnitin ve CLA gibi bazı takviyelerin etkileri tartışmalıdır ve bilimsel kanıtlar sınırlıdır.

Para tuzağı riski: Kontrolsüz diyetle birlikte kullanıldığında etkisiz olabilir; bu nedenle bazıları tarafından “para tuzağı” olarak görülür.

Paylaşın

Otomobil Satışları Yüzde 8 Arttı

Otomobil satışları, 2025 yılının ilk altı sekiz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,02 oranında artarak 654 bin 413 adet, hafif ticari araç pazarı ise aynı dönemde yüzde 4,1 artarak 162 bin 932 adet oldu.

Haber Merkezi / Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) Ağustos 2025 Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı Raporu’nu açıkladı.

Buna göre; Otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2025 yılının ilk sekiz aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7,24 oranında artarak 817 bin 345 adet oldu.

Otomobil satışları, 2025 yılının ilk sekiz aylık döneminde geçen yıla göre yüzde 8,05 oranında artarak 654 bin 413 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 4,1 artarak 162 bin 932 adet oldu.

Ağustos ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yılın ayına göre yüzde 12,78 artarak 101 bin 650 adet oldu. Ağustos ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18,7 artarak 82 bin 215 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 6,77 azalarak 19 bin 435 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık Ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 60,0 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık Ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 70,6 arttı. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 26,8 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 81,9’unu vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 366 bin 708 adetle yüzde 56 pay, B segmenti otomobiller 166 bin 469 adetle yüzde 25,4 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller (yüzde 62,8 pay, 410 bin 891 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 22,1 pay ve 144 bin 878 adet satış ile Sedan, yüzde 14,2 pay ve 92 bin 716 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 304 bin 618 adetle yüzde 46,5 pay, hibrit otomobil satışları 172 bin 366 adetle yüzde 26,3 pay, elektrikli otomobil satışları 120 bin 857 adetle yüzde 18,5 pay ve dizel otomobil satışları 52 bin 253 adetle yüzde 8 pay, otogazlı otomobil satışları 4 bin 319 adetle yüzde 0,7 pay aldı.

Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 106,6 artarak yüzde 13,5 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 285,9 artarak yüzde 5 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1400cc altındaki otomobil satışları yüzde 21,9 azalarak yüzde 33,2 pay, 1400-1600cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 21,2 azalarak yüzde 21,2 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 3 artarak yüzde 0,6 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 18,8 artarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 198 bin 085 adetle yüzde 30,3 pay, <100 gr/km arasındaki otomobiller 166 bin 277 adetle yüzde 25,4 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 618.688 adetle yüzde 94,5 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 35 bin 725 adetle yüzde 5,5 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 73,4 pay ve 119 bin 673 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 9,9 pay ve 16 bin 133 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

TBB Başkanı Erinç Sağkan’dan İktidara Ağır Eleştiriler

2025 – 2026 Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, iktidara yönelik ağır eleştirilerde bulunarak, “anayasal demokrasinin ağır zarar gördüğünü” söyledi.

Belediye başkanları ve avukatlara yönelik tutuklama tedbirlerini eleştiren Erinç Sağkan, “Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yargıçları baskı altına alan ya da mahkeme kararlarını uygulamayan bir yaklaşım, yalnızca hukuk devletini değil, demokrasinin varlık nedenini de ortadan kaldırır” dedi.

Avukat ve milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğunu hatırlatan Sağkan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) aksi yöndeki kararlarına rağmen Atalay ve başka tutukluların cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin “anayasal demokrasi anlayışına ağır zarar verdiğini” ifade etti.

Sağkan, “Bu kapsamda son dönem örneği olarak belirtecek olursak bazı il ve ilçelerin seçilmiş belediye başkanları hakkında yürütülen soruşturmalardaki hukuka aykırı uygulamalar ve yine kayyım uygulamaları, sadece ilgililerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sahip oldukları halk iradesi temsili nedeniyle anayasal demokrasiye de ağır zarar vermektedir. Bu durum demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından endişe veren bir tablo ortaya koymaktadır” diyerek şöyle devam etti:

“Davet hâlinde geleceği bilinen kişilere gözaltı uygulaması yapılması, tutuklama tedbirinin istisna olmaktan çıkıp cezalandırmaya dönüşecek şekilde ölçüsüz uygulanması, masumiyet karinesini, lekelenmeme hakkını ve gizlilik ilkesini ihlal eden görüntü ve bilgi paylaşımı, makul süre içerisinde iddianamelerin hazırlanmaması, ciddi sağlık sorunu bulunanlar bakımından adli kontrol hükümlerinin uygulanmaması gibi hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.”

Silivri cezaevindeki İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da tutuklandığını hatırlatan Sağkan, “Avukat Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturmaya konu edilerek tutuklanması bağımsız savunmayı etkisiz kılma çabasının yanında savunma hakkının ve hâliyle adil yargılanma hakkının açık ihlalidir. Yurttaşların adalete ve demokratik kurumlara olan inancını aşındıran bu uygulamalar; hukuk devleti ilkesini temelden sarsmakta, anayasal sınırların belirsizleşmesine ve keyfî uygulamaların önünün açılmasına neden olmaktadır” dedi.

Gazeteciler ve medya kuruluşlarına yönelik cezalara değinen Erinç Sağkan, “Bazı gazeteciler hakkında yürütülen soruşturmalarda tutuklama ve adli kontrol hükümlerinin ölçüsüz şekilde uygulanması, yayın yapılan kanala erişim engeli getirilmesi, Anayasa’dan kaynaklanan demokratik haklarını kullanırken açılan soruşturmalar neticesi içlerinde öğrencilerin de olduğu yurttaşlarımızın tutuklanması gibi hak ihlallerine sebebiyet veren hukuka aykırı yargısal uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmakta, hukuk güvenliğine olan talep her zamankinden fazla seslendirilmektedir” ifadelerini kullandı.

Sağkan konuşmasında avukatların karşı karşıya olduğu mesleki zorluklara da değindi, hukuk fakültelerine daha yüksek puanla ve daha az öğrenci alınması talebini yineledi:

“Hukuk fakültesi sayısındaki kontrolsüz artış ve eğitim niteliğindeki gerileme, mesleğe hazırlık sürecini zayıflatmakta, staj dönemleri de çoğu zaman yeterli donanımı kazandırmadan tamamlanmaktadır. Geçtiğimiz dönemde Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın hayata geçmesi, hukuk fakültelerinde ikinci öğretim programlarının kapatılması, adalet meslek yüksekokullarından dikey geçişin engellenmesi gibi olumlu adımlar atılmıştı. Bu politikanın bir devamı olarak 125 bin olan hukuk fakültesi başarı sıralaması 100 bine yükseltilmişti. Ne yazık ki, Danıştay verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla bu göreli iyileştirmenin dahi uygulanamayacağı bir durum yaratmış oldu.”

Sağkan, başarı sıralamasının kademeli olarak yükseltilmesi, hukuk fakültesi sayısının sınırlandırılması, devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinde de kontenjanların azaltılması gerektiğini belirtti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Her 10 Emekliden 7’si Çalışmaya Devam Ediyor

TÜİK verilerine göre, Haziran 2025 itibarıyla 12.2 milyon emeklinin 8.6 milyonu ya bir işte çalışıyor ya da iş arıyor. Bu oran, toplam emekli nüfusunun yüzde 70.8’ine denk geliyor.

Dünya gazetesinden Naki Bakır’ın analizine göre, Türkiye’deki emeklilerin büyük bir kısmı yaşam maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle çalışma hayatına geri dönüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Haziran 2025 itibarıyla 12.2 milyon emeklinin 8.6 milyonu ya bir işte çalışıyor ya da iş arıyor. Bu oran, toplam emekli nüfusunun yüzde 70.8’ine denk geliyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verileri, Türkiye’de yaşlılık aylığı alan kişi sayısının 12 milyon 196 bin 336’ya ulaştığını gösteriyor. Buna karşılık, TÜİK’in ikinci çeyrek iş gücü verilerine göre, emekli olduğu için iş gücüne katılmayanların sayısı yalnızca 3 milyon 562 bin seviyesinde kalıyor. Bu rakamlar, Türkiye’de neredeyse her 10 emekliden 7’sinin geçimini sağlamak için aktif olarak iş gücü piyasasında yer aldığını ortaya koyuyor.

Naki Bakır, özellikle hayat pahalılığı karşısında emekli aylıklarının alım gücünün düşmesinin bu tabloyu yarattığını belirtiyor. Emeklilerin bir kısmı kayıtlı olarak Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödeyerek çalışırken, birçoğu da kayıt dışı yollarla iş hayatında kalmaya devam ediyor. Özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi sonrasında SGDP ödeyen emekli sayısı 2.2 milyona ulaştı.

Paylaşın

Bakırhan, İktidara Seslendi: Güzel Sözlerle Bir Yere Ulaşılmaz, İcraatlarla Ulaşılır

Sürece dair değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek. Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, emek ve demokrasi güçlerinin Urfa’da düzenlediği 1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingine katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli Urfalı hemşerilerim, yoldaşlarım, güneşin doğduğu kent. O güneşin bugün sadece bölgeyi değil, Ortadoğu’yu, Türkiye’yi, dünyayı aydınlattığı onurlu kentin yiğit evlatları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 1 Eylül Dünya Barış Günü hepimize, ezilen halklara, emekçilere, kadınlara hayırlı olsun. Konuşmama başlamadan önce Muhsin Melik’i, İbrahim Ayhan’ı, Feridun Yazar ve adını buradan sayamadığım binlerce yol arkadaşımı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

1 Eylül’de onurlu Urfa halkının önünden bir kez daha onlara sözümüzü yeniliyorum; bir gün ama bir gün mutlaka bu uğurda bedel ödeyen, emek veren, alınteri döken, bugün aramızda olmayan yoldaşların barış, demokrasi ve özgürlük bayrağını zirveye taşıyarak dalgalandıracağımızın sözünü veriyorum. Değerli halkımız yine sizin yiğit yoldaşınız, kardeşiniz Ayşe Gökkan ve Leyla Güven şahsında Selahattinler, Figenler şahsında bugün aramızda olmayan, dört duvar arasında yüreği bizimle atan barış ve demokrasi mücadelesinin neferlerini de, siyasi tutsakları da saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Urfa’dan cezaevlerine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Evet zor bir ayın içindeyiz. Zor günlerden geçiyoruz ama bir o kadar da umutluyuz. Çünkü bu topraklarda doğan Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaparak umutsuzluğu dağıttı. Bu ülkede yeniden gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin önümüz günlere umutla bakması için büyük bir sorumluluk aldı. Şimdi bizler Riha, Amed, Siirtliler olarak, Türkiye’de yaşayan emekçiler, yoksullar ve ezilenler olarak Sayın Öcalan’ın açmış olduğu demokrasi, barış ve özgürlük kapısından geçerek bu ülkede bir daha Kürtlerin yok sayılmadığı, Alevilerin eşit yurttaş olduğu, kadınların katledilmediği, çevrenin ranta peşkeş çekilmediği, gençlerimizin umutlarını büyüttüğü ve insanca yaşadıkları bir Türkiye yaratmak için daha fazla mücadele etmeliyiz. Var mısınız? Sayın Öcalan’ın araladığı bu kapıdan yoldaşça, dostça, omuz omuza mücadele ederek demokratik bir Türkiye yaratmaya Urfa halkı var mıdır?

Bakın, etrafımızda sorunları şiddetle, silahla, savaşlarla çözmeye çalışıyorlar. Ortadoğu kan gölü. Ukrayna’da savaş, Yemen’de savaş. Dünyanın birçok yerinde hak arayanları silah ve savaşla bastırmaya çalışıyorlar. Yanı başımız savaş ve çatışma içerisindeyken Sayın Öcalan bu topraklarda, bu ülkede sorunların şiddet, savaş, çatışma yerine diyalogla, müzakereyle çözülmesi için çok önemli bir çıkış yaptı. Değerli halklarımız, savaşın kaybedenleri emekçilerdir, halklardır. En fazla da kadınlardır. Savaşın kazananları egemenlerdir, silah baronlarıdır. Bizim kaybettiğimiz, egemenlerin kazandığı bir savaşta bizler barışın yanındayız, barışın tarafındayız. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun, perspektifinin yanında olmaya devam edeceğiz.

Nazım Hikmet ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki savaş korku ve sefaletten başka bir şey vermez. Yakar, yıkar, öldürür ve yok eder. Yakan, yıkan, yok eden savaşlar bu topraklardan silininceye kadar adaletin, demokrasinin ve özgürlüklerin hakim olacağı bir Türkiye mücadelesini, demokratik bir Türkiye mücadelesini başarıya ulaştırmak için her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. İşte tam da yanımızda savaşların olduğu bir ortamda barışı konuşuyoruz. Bize barışı konuşmamızın imkanını sunan, barışı mümkün kılan, bugün aramızda olan, olmayan bütün canlarımıza teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Emek olmasaydı, bedel olmasaydı, inatçı ve kararlı bir tutum olmasaydı bugün barışı konuşamayacaktık. Barışı var eden, barışı konuşturan sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Genci ve kadınıyla birlikte barışı mümkün kılan sizlere teşekkürlerimi sunuyorum partim adına. Değerli arkadaşlar, hepinize minnettarız. Sayın Öcalan, sizin memleketliniz. Sayın Öcalan’ın barışın, umudumuzun büyümesi için açtığı yol Türkiye için çok kıymetlidir. Buradan bir kez daha umudumuzu büyüten, barışı büyüten Sayın Öcalan’a Urfa’dan selamlarımızı, saygılarımızı ve sevgilerimizi yolluyoruz.

Değerli kardeşlerim, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın ruhunu okuyamayanlar kaybeder, yanılır, kaybettirirler. Bu yeni dönemin ruhu nedir biliyor musunuz? Yeni dönemin ruhu barıştır. Yeni dönemin en güvenli limanı barıştır. Toplar, tüfekler, sınırdaki tel örgüler kimsenin güvenliğini artık sağlayamıyor. En büyük güvenlik limanı barıştır. Onun için barışı büyütmemiz, barışı gerçekleştirmemiz, barışı mümkün kılanlara layık olmamız için bugün Urfa’da olduğu gibi binlerle, on binlerle birlikte barışı haykırmamız gerekiyor.

Barış 86 milyonun geleceği ile ilgilidir. Barış, yoksulluktan intihar edenlerin intiharını önlemektir. Barış, katledilen kadının katledilmesini önlemektir. Sermayeye peşkeş çekilen çevreyi korumaktır. Barış ekmeğimizdir, zeytinimizdir, çocuklarımızın geleceğidir. Tabii ki biz barışa sahip çıkacağız. Tabii ki Sayın Öcalan’ın almış olduğu barış sorumluluğunun yükünü biz de onunla birlikte paylaşmaya devam edeceğiz.

“Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz, icraatlarla bir yere ulaşır”

Değerli halkımız buradan bu meydanı yönetenlere göstermek istiyorum. Urfa’nın bu sıcağına rağmen on binler bu alanda bir aradadır. Ve iktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz. Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek.

Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır. Bu ülkeyi yönetenleri Urfa’da bu meydanı dolduran halkımızın taleplerine, iradesine saygı göstermeye ve kabul etmeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan ile görüşmelerin önü açılmalıdır. Musluğu bir aç bir kapatla bu süreç yürümez. Sayın Öcalan Türkiye’nin tamamına birleştirici, bütünleştirici bir sözleşme öneriyor. Sayın Öcalan’ın paradigması ayrıştırıcı değil, aksine bütünleştirici yeni bir hayat modeli teklif ediyor. Dolayısıyla bu yeni hayat modeli 86 milyonun, eşit yurttaşlar olarak bu coğrafyada, bu ülkede insanca yaşamasını istiyor. Yine komisyon bir an önce Sayın Öcalan’ı ziyaret etmeli ve dinlemelidir. Komisyon barış gelsin diyen milyonlarca insanın iradesini temsil ediyor. Komisyonda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan neredeyse bütün partiler var. Bu toplum barış istiyorsa komisyon barışa uygun adımlar atma, tartışma ve düzenlemeleri yapmak durumundadır.

Değerli halkımız, biz dünyayı yeniden keşfetmiyoruz. Başarısı kanıtlanmış çatışma ve çözüm örnekleri var. İrlanda’da, Kolombiya’da, Güney Afrika’da nasıl ki barışı silahı elinde bulunduranlarla görüşerek yaptılarsa bugün de barışı Sayın Öcalan’la yapmak durumundadırlar. Bizler 12 metrekarelik hücrede tecrit devam ederse, Sayın Öcalan İmralı Cezaevi’ndeki bu koşullarda bulunursa bu süreci yürütenlerin samimi olmadığına inanırız. Sayın Öcalan’ı bu saatten sonra 12 metrekarelik bir hücreye hapsedemezsiniz.

Sayın Öcalan ve düşünceleri o daracık İmralı Adası’na artık sığmaz. Sayın Öcalan’ın Urfa halkıyla fiziken, düşünsel olarak buluşmasının artık bir an önce inşa edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Bakın değerli dostlar, Sayın Öcalan 100 yıl önce kurulan Cumhuriyetin demokrasi ile taçlanmasını istiyor. Bazıları bu sürece karşı çıkıyor. Karşı çıkanlar aslında Sayın Öcalan’a, bize değil, demokratik Cumhuriyete karşı çıkıyor. Aşınıza, ekmeğinize, geleceğinize, umudunuza karşı çıkıyor. Bu karşı çıkanları tanımak, bunları teşhir etmek, bunlar karşısında 7’den 70’e bugün burada olduğu gibi partimize, bu sürece sahip çıkmak gibi büyük bir sorumluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

Altın ateşte, insan sıkıntıda belli olur diyorlar. Sıkıntıyı çözen taraf olmalıyız. Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan’ın umut hakkı artık tanınmalı. Bu bir lütuf değil. Barış umuduna tanınmış bir haktır. Umut hakkı, barışçılık çözüm için olmazsa olmaz koşullardan birisidir. Bugünden sonra topraklarımızda ölümü, savaşı ve hukuksuzluğu değil, barışı, müzakereyi, hakça yaşamı konuşalım diyoruz.

Bunun için mücadele etmeye sizleri davet ediyorum. Barış mücadele ile kazanılır. Biz durarak, izleyerek bu sürece katkı sunamayız. Bugün burada olduğu gibi sokaklarda, caddelerde partimizin yapmış olduğu etkinliklerde, haksızlıkta, hukuksuzlukta, 40 yıldır vermiş olduğumuz mücadeleden daha büyük bir barış mücadelesi ortaya koymalıyız ki bir an önce bu topraklara barış gelsin, demokrasi gelsin, özgürlük gelsin. Değerli halklarımız, hepinizi tekrar en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizler bugün bu on binlerle birlikte bize onur verdiniz.

Barış sürecine sahip çıktınız. Bizler de sizin bu kararlı duruşunuz karşısında sizlere layık olmaya Kürde, Türke, Araba, Aleviye, kadına, gence insanca, hakça ve yaşanılır bir Türkiye armağan edinceye kadar, yoldaşlarımızla birlikte gece demeden, gündüz demeden emek veren, bedel ödeyen, zindanda ve sürgünde olan yoldaşlarımıza layık bir mücadele ortaya koyacağımızın sözünü veriyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin.”

Paylaşın

Hangi Besinler Böbreklerin Onarılmasına Yardımcı Olur?

Böbreklerin onarılması, böbrek hasarının derecesine ve altta yatan sağlık sorunlarına bağlı olarak sınırlı bir süreçtir. Böbrekler, belirli bir ölçüde kendilerini yenileyebilse de, kronik böbrek hastalığı veya ciddi hasar durumlarında tam iyileşme genellikle mümkün değildir.

Haber Merkezi / Ancak, bazı besinler böbrek sağlığını destekleyebilir, böbrek fonksiyonlarını korumaya yardımcı olabilir ve hasarın ilerlemesini yavaşlatabilir. İşte, böbrek sağlığına katkı sağlayabilecek besinler ve bunların etkileri:

Böbrek sağlığına destek olan besinler:

Kırmızı elma: Lif içeriği yüksek olan kırmızı elma, böbreklerin filtreleme fonksiyonunu destekler ve toksinlerin atılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bu tür elmanın antioksidan özellikleri iltihabı azaltabilir.

Kabak çekirdeği: Çinko ve demir mineralleri ile omega-3 yağ asitleri içeren kabak çekirdeğinin, böbrek sistemini temizleyici özelliği vardır, Kabak çekirdeği ayrıca, şeker dengeleyici özellikleriyle böbrek sağlığını destekler.

Bal kabağı: Bal kabağı kalsiyum içeriğiyle böbrek taşı oluşumunu önlemede yardımcıdır. Kabak çekirdeği ayrıca, antioksidan özellikleri böbrek sağlığını destekler.

Limon suyu: Limon suyu antienflamatuvar, diüretik ve antioksidan etkileriyle böbrek taşı oluşumunu önlemeye yardımcı olur. Limon suyu ayrıca, itrat içeriği, taş oluşumunu engelleyebilir.

Karnabahar: Karnabahar, C, K ve B vitaminleri ile folat içerir. Karnabahar, lif kaynağı olarak böbrek dostudur ve düşük potasyum içeriğiyle böbrek hastaları için uygundur.

Levrek ve Omega-3 kaynaklı balıklar: Omega-3 yağ asitleri iltihabı azaltır ve böbrek fonksiyonlarını destekler. Böbrek hastalıklarında toparlayıcı etkisi olabilir.

Yoğurt: Yoğurt, probiyotik içeriğiyle böbreklerin bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalsiyum ve D vitamini, böbrek sağlığını destekler.

Kızılcık: C vitamini ve antioksidan içeriğiyle böbrek sorunlarına karşı koruyucu olan kızılcık, idrar yolu enfeksiyonlarını da önlemeye yardımcı olabilir.

Sarımsak ve soğan: Tuz yerine kullanıldığında böbrek dostu bir lezzet alternatifi sunan sarımsak ve soğanın antioksidan özellikleri iltihabı azaltabilir.

Yaban mersini: Güçlü antioksidanlar içeren ve böbrek sağlığını destekleyen yaban mersini, düşük potasyum içeriğiyle de böbrek hastaları için uygundur.

Yukarıdaki besinler böbrekleri “onarmaz”, ancak fonksiyonlarını destekler ve hasarın ilerlemesini yavaşlatabilir. Ciddi böbrek hasarı için beslenme tek başına yeterli değildir; mutlaka nefrolog kontrolü gereklidir.

Paylaşın

MHP’den Yargıya “Adil Yargılama” Mesajı

MHP’li Feti Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından 2025-2026 Adli Yılı’nın başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerinin yerine getirilmesinin önemine vurgu yaparak yeni adli yılın ülkeye hayırlar getirmesini dileyen Yıldız, paylaşımında yargının görevini şu ifadelerle hatırlattı:

Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hakim ve Cumhuriyet Savcıları yerine getirmektedir.

Yeni adli yıl için dileklerini sıralayan Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Açıklamasında şu hususları öne çıkardı: Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hâkim ve Cumhuriyet savcıları yerine getirmektedir. 2025-2026 Adli Yılı’nın milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Yargılamalarda: Suçsuzluk karinesinin esas alındığı, şüpheden sanığın faydalandığı, kimsenin kendini suçlamaya zorlanmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde doğal hâkimlerin görev aldığı, duruşmaların sözlü, aleni ve hakkaniyete uygun yapıldığı, davaların makul sürede sonuçlandığı, delillerin vasıtasız olduğu, insan haklarına saygı duyan, koruyucu adaleti kuran, yargı denetimine bağlı hukuk devletinin güçlendirilmesi, insan onurunun korunması, ifade özgürlüğünün korunup geliştirilmesi, yargı hizmetlerine eşit ve kolay erişim, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi kavramların eşitlik temelinde var olması, adil yargılanma hakkının eksiksiz biçimde korunması, kırılgan gruplara karşı onarıcı, telafi edici adaletin güçlendirilmesi, makul sürede yargılanma hakkının güvencelerinin artırılması, hakların kullanılmasında uluslararası alanda kabul gören ilke ve kuralların gözetilmesi, öngörülebilir ve çözüm merkezli adaletin hâkim kılınması, yaptırım ve infaz dengesinin sağlanması, seçenek yaptırımların kesintisiz uygulanması devletin görevidir.

“Tutuklama bir ceza değildir”

Bütün yargılama önlemleri gibi, tutuklama da geçici niteliktedir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşılmasını, ceza davasının yürütülmesini ya da ileride verilmesi olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlandıran çok ağır bir koruma tedbiri olması nedeniyle, tutuklamanın sıkı şartlar altında, geçici, çok dikkatli ve özen gösterilerek uygulanması ve başvurulması gerekir.

Paylaşın