Kötülük Çiçekleri: Kötülüğün Cazibesi Ve Yıkıcılığı

Charles Baudelaire’in 1857 yılında yayımlanan Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal), 19. yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmekte ve modern şiirin öncülerinden sayılmaktadır.

Haber Merkezi / Bu şiir derlemesi, Baudelaire’in melankoli, isyan, tutku, ahlaki çöküş ve güzellik arayışı gibi temaları işlediği, estetik ve felsefi derinliğiyle dikkat çeken bir başyapıt konumundadır. Eser, dönemin ahlaki normlarına meydan okuduğu için yayımlanışından sonra sansüre uğramış ve bazı şiirler yasaklanmıştır.

Kötülük Çiçekleri, Baudelaire’in yaşamı boyunca yazdığı şiirlerden oluşan bir derlemedir ve 1861 yılında genişletilmiş ikinci baskısıyla bugünkü haline yaklaşmıştır. Eser, altı ana bölüme ayrılır:

Spleen ve İdeal (Spleen et Ideal): Bu bölümde, insanın ideal güzellik arayışı ile içsel bunalımı (spleen) arasındaki çatışma işlenmektedir. Şair, ruhsal çöküntü, aşk, doğa ve sanat yoluyla kurtuluş arayışını ele almaktadır. Örneğin, “Albatros” şiiri, şairin toplumdaki yalnızlığını ve anlaşılmama hissini simgelemektedir.

Paris Manzaraları (Tableaux Parisiens): Bu bölüm, modern kentin kaosunu, kalabalığını ve yozlaşmasını yansıtmaktadır. Baudelaire, Paris’in sokaklarında hem güzelliği hem de iğrençliği bulur. “Kuğu” şiiri, modernitenin yalnızlığını ve yitip giden nostaljiyi işlemektedir.

Şarap (Le Vin): Şarap, eserde hem haz hem de kaçış sembolüdür. Bu bölüm, alkolün ve uyuşmanın insan ruhundaki etkilerini araştırmaktadır.

Kötülük Çiçekleri (Fleurs du Mal): Eserin adını taşıyan bu bölüm, günah ve ahlaksızlıkla ilişkilendirilen hazları konu edinmektedir. Baudelaire, kötülüğü estetize ederek onun cazibesini ve yıkıcılığını sorgulamaktadır.

İsyan (Revolte): Bu bölüm, dini ve toplumsal normlara karşı isyanı ifade etmektedir. Şair, Tanrı’ya ve otoriteye meydan okumaktadır.

Ölüm (La Mort): Eserin son bölümü, ölümün kaçınılmazlığı ve aynı zamanda bir kurtuluş olarak algılanışı üzerine yoğunlaşmaktadır.

Kötülük Çiçekleri’nin öne çıkan özellikleri:

Sembolizm ve İmgecilik: Baudelaire, eserde duyular arası geçişler (synesthesia) kullanarak imgelerle zengin bir dünya yaratmaktadır. Örneğin, “Karşılıklar” (Correspondances) şiirinde doğanın bir tapınak gibi algılanışı ve duyuların birleşimi, sembolizmin öncüsüdür.

Modernite ve Kent Yaşamı: Baudelaire, modern kentin kaosunu ve çelişkilerini şiire taşımaktadır. Paris’in sokakları, hem ilham kaynağı hem de yalnızlığın sahnesidir.

İkili Yapı: Eser, ideal ile iğrenç, güzel ile çirkin, ruhsal yükseliş ile çöküş arasındaki ikilikler üzerine kurulmaktadır. Bu, Baudelaire’in insan doğasının karmaşıklığına dair görüşünü yansıtmaktadır.

Ahlaki ve Estetik Provokasyon: Baudelaire, geleneksel ahlaki değerlere meydan okuyarak kötülüğü ve günahı estetik bir obje haline getirmektedir. Bu, eserin hem skandal yaratmasına hem de yenilikçi bulunmasına neden olmuştur.

Baudelaire, eserde geleneksel Fransız şiir formlarını (sone, alexandrine) kullanırken, içeriğiyle de bu formları radikal bir şekilde dönüştürmüştür. Şiirlerde yoğun bir müzikalite, ritim ve imgelerle dolu bir üslup göze çarpmaktadır.

Örneğin, Baudelaire, “Bir Leş” (Une Charogne) şiirinde, çürüyen bir hayvan cesedini hem iğrenç hem de büyüleyici bir şekilde tasvir ederek güzellik ve çürüme arasındaki bağı ortaya koymaktadır.

Baudelaire, Kötülük Çiçekleri’nde insan varoluşunun karanlık yönlerini keşfetmektedir. “Spleen” kavramı, modern insanın anlamsızlık, bıkkınlık ve boşluk hislerini ifade etmektedir. Şair, bu duyguları evrensel bir boyuta taşımaktadır.

Eserde, aynı zamanda, aşk ve cinsellik, hem ilahi hem de şeytani bir güç olarak işlenmektedir. Baudelaire’in kadın figürleri (örneğin, sevgilisi Jeanne Duval’den ilham alan şiirler), hem tapınılan bir ideal hem de tehlikeli bir baştan çıkarıcı olarak tasvir edilmektedir.

Kötülük Çiçekleri, yayımlandığı dönemde müstehcen bulunduğu için Baudelaire’e dava açılmış ve altı şiir sansürlenmiştir. Ancak eser, Arthur Rimbaud, Paul Verlaine, Stephane Mallarme gibi sembolist şairler üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

20. yüzyılda modernist edebiyatçılar, özellikle T.S. Eliot ve Rainer Maria Rilke, Baudelaire’in eserinden ilham almıştır. Eser, modern şiirin melankolik ve isyankâr ruhunu şekillendirmiştir.

Günümüzde Kötülük Çiçekleri, hem edebi hem de felsefi açıdan hala güçlü bir etkiye sahiptir. Baudelaire’in moderniteye dair gözlemleri, kent yaşamının yalnızlığı ve insanın içsel çatışmaları, çağdaş okurlar için de geçerli olmaktadır.

Eser, bireyin toplumla ve kendisiyle olan mücadelesini anlamak için evrensel bir metin olarak değerlendirilmektedir.

Paylaşın

Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi 11 Puan Arttı

Yüzde 17,5 olarak belirlenen 2025 yıl sonu enflasyon tahmini yeni Orta Vadeli Program’da (OVP) yüzde 28,5 olarak hesaplandı. Önceki OVP’de yüzde 9,7 olarak tahmin edilen 2026 yılı enflasyon oranı, yeni OVP’de yüzde 16’ya çıktı. 

Enflasyonun ancak 2027 yılında tek haneli sayılara düşmesinin beklendiği yeni OVP’de enflasyon tahmini, 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 olarak hesaplandı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan ve Resmi Gazete’nin 8 Eylül Pazartesi günü mükerrer sayısında yayımlanan üç yıllık Orta Vadeli Program’da (OVP) 2025 yıl sonu enflasyon beklentisi bir önceki OVP’ye göre 11 puanlık artış gösterdi.

2024 yılında yayımlanan OVP’de yüzde 17,5 olarak belirlenen 2025 enflasyon tahmini pazartesi günü yayımlanan programda yüzde 28,5 olarak hesaplandı.

Önceki OVP’de yüzde 9,7 olarak tahmin edilen 2026 yılı enflasyon oranı, yeni OVP’de yüzde 16’ya çıktı.

Enflasyonun ancak 2027 yılında tek haneli sayılara düşmesinin beklendiği yeni OVP’de enflasyon tahmini, 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 olarak hesaplandı.

Ekonominin 2026 yılında yüzde 3,8 büyüyeceği öngörülen Orta Vadeli Program’a göre, 2025 yılı için büyüme tahmini yüzde 3,3 olurken, ekonominin 2027’de yüzde 4,3 ve 2028’de yüzde 5 büyümesi bekleniyor.

Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranının 2026’da yüzde 3,5, program dönemi sonunda ise yüzde 2,8 olması öngörülüyor.

İşsizlik oranının bu yıl yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşeceği, 2025’te yüzde 8,4, 2027’de yüzde 8,2 ve 2028’de yüzde 7,8 olacağı hedefleniyor.

Dış ticarette ise ihracatın 2025 sonunda 273,8 milyar dolar, 2026’da 282 milyar dolar, 2027’de 294 milyar dolar ve 2028’de 308,5 milyar dolar seviyesine ulaşması öngörülüyor.

İthalatın ise 2024 sonunda 367 milyar dolar, 2026’da 378 milyar dolar, 2027’de 393 milyar dolar ve programın sonunda 410,5 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.

OVP, makro politikaları, hedefleri, bütçe dengesi, borçlanma durumu ve kamu idarelerinin ödenek tavanlarını içeren, merkezi yönetim bütçesi hazırlık sürecini başlatan temel politika belgesi olma niteliği taşıyor.

Program, 12’nci Kalkınma Planı’nın hedefleriyle uyumlu şekilde makroekonomik ve finansal istikrarı güçlendirmeyi, mali disiplini korumayı, enflasyonu orta vadede tek haneye indirmeyi ve sürdürülebilir büyümeyi amaçlıyor.

Programın öncelikleri, kamu kurumlarının bütçelerinden yasal düzenlemelere kadar karar alma süreçlerinde belirleyici olacak.

Ayrıca, küresel, bölgesel ve ulusal gelişmeler ışığında güncellenen makroekonomik çerçeve doğrultusunda önümüzdeki üç yıl için uygulanacak dönüşüm adımları ve takvimi ortaya koyuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Kadın Voleybol Takımı Dünya İkincisi

Tayland’da düzenlenen FIVB Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nın finalinde Türkiye ile İtalya, Bangkok Indoor Stadium Huamark Salonu’nda karşı karşıya geldi. 

Haber Merkezi / Karşılaşmadan 3-2 mağlup ayrılan Türkiye, dünya ikincisi oldu.

Tamamı başa baş geçen ilk seti İtalya 25- 23 kazandı ve setlerde skoru 1-0 yaptı. Türkiye’nin üstün oynadığı ikinci sette bir ara fark 18’e 7’ye dek çıktı ve seti de 25-13 kazanarak setlerde durumu 1-1’e taşıdı.

Üçüncü seti genel olarak İtalya az farkla önde götürürken, setin sonuna doğru Türkiye’nin geri dönüş çabaları sonuç verdi ve başa baş bir oyun oynandı.

Ancak önce beraberliği yakalayan Türkiye sonunu getiremedi ve İtalya seti 26-24 alarak, setlerde durumu 2-1 yaptı. Dördüncü set ise Türkiye’nin üstün oyunuyla geçti ve 25-18’lik skorla setlerde durum 2-2 oldu. Türkiye çekişmeli geçen beşinci ve son seti de 15- 8 kaybetti.

Dünya Kadınlar Şampiyonası’nda E Grubu’nda İspanya, Bulgaristan ve Kanada’yı set vermeden geçerek son 16 turuna yükselen Türkiye, bu turda Slovenya’yı 3-0, çeyrek finalde ise ABD’yi 3-1 yenmişti. Yarı finalde de Japonya’yı aynı skorla, 3-1 mağlup eden Türkiye, adını finale yazdırmıştı.

Stat: Indoor Stadium Huamark, Bangkok

Hakemeler: Noemi Karina Rene (Arjantin), Joo-Hee Kang (Güney Kore)

İtalya: Fahr, Orro, Sylla, Danesi, Egonu, Nervini, De Gennaro (L) (Cambi, Antropova, Giovannini)

Türkiye: Cansu, İlkin, Zehra, Vargas, Ebrar, Eda, Gizem (L) (Elif, Hande)

Setler: 23-25, 25-13, 24-26, 25-19, 15-9

Süre: 1 saat 46 dakika (25,17,28,23,13)

İlk kez 2006’da katıldığı Dünya Voleybol Şampiyonası’nda 10. olan Türkiye; 2010’da altıncı, 2014’te dokuzuncu, 2018″de 10., 2022’de ise sekizinci olmuştu.

Paylaşın

Bademcik Taşları: Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bağışıklık sisteminin hayati bir parçası olan bademcikler, ağız yoluyla vücuda giren bakterileri filtreleyen ve genellikle soğuk algınlığı, öksürük veya boğaz enfeksiyonu gibi çeşitli bakteriyel veya viral enfeksiyonlardan etkilenirler.

Haber Merkezi / Bademcik taşları, bademciklerde oluşan sert, kireçlenmiş tortulardır. Bademcik taşları (tıbbi terminolojide boğaz taşı veya bademcik iltihabı olarak da adlandırılırlar), bir kum tanesinden bir üzüm tanesine kadar büyük veya küçük olabilirler.

Bademcik Taşlarının Belirtileri:

Bademcik taşlarının belirtileri kişiden kişiye değişebilir ve bazen hiç belirti görülmeyebilir. Yaygın belirtiler şunlardır:

Ağız Kokusu (Halitozis): Bademcik taşlarının en yaygın belirtisi, kötü ağız kokusudur. Taşlar bakteri ve kalıntılar içerdiği için kötü kokuya neden olur.
Boğazda Yabancı Cisim Hissi: Boğazda bir şey takılmış gibi hissetme veya rahatsızlık.
Yutma Güçlüğü: Büyük taşlar yutkunmayı zorlaştırabilir.
Boğaz Ağrısı: Taşlar bademcikleri tahriş ederek hafif ağrıya neden olabilir.
Bademciklerde Beyaz Lekeler: Bademcik yüzeyinde beyaz veya sarımsı sert noktalar/kitleler görünebilir.
Kulak Ağrısı: Bademcik taşları, sinir yolları nedeniyle kulakta yansıyan ağrıya yol açabilir.
Bademcik Şişmesi: Nadiren, taşlar bademciklerde şişlik veya iltihaba neden olabilir.

Bademcik Taşlarının Nedenleri:

Bademcik taşları, bademcik kriptlerinde biriken maddelerin sertleşmesiyle oluşur. Başlıca nedenler:

Gıda Artıkları: Yiyecek parçacıkları bademcik çukurlarında birikebilir.
Bakteri ve Mukus: Ölü hücreler, tükürük, mukus ve bakteriler kriptlerde birikir.
Kötü Ağız Hijyeni: Yetersiz ağız ve diş bakımı, taş oluşumunu teşvik edebilir.
Kronik Bademcik İltihabı: Tekrarlayan tonsillit, kriptlerde kalıntı birikimini artırabilir.
Bademcik Yapısı: Büyük veya derin kriptlere sahip bademcikler taş oluşumuna daha yatkındır.
Kalsiyum Birikimi: Salya ve diğer salgılardaki kalsiyum, taşların sertleşmesine neden olur.

Bademcik Taşlarının Tedavisi:

Bademcik taşlarının tedavisi, semptomların şiddetine ve taşların büyüklüğüne bağlıdır. Çoğu durumda evde uygulanabilecek yöntemler yeterlidir, ancak ciddi durumlarda tıbbi müdahale gerekebilir.

Evde Tedavi:

Ağız Hijyeni: Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve ağız gargarası (tuzlu su veya antiseptik gargara) ile taş oluşumu azaltılabilir.
Tuzlu Suyla Gargara: Ilık tuzlu suyla gargara yapmak, küçük taşları yerinden çıkarabilir ve boğazı rahatlatır.
Manuel Çıkarma: Temiz bir pamuklu çubuk veya parmakla küçük taşlar nazikçe çıkarılabilir. Ancak bu işlem dikkatli yapılmalı, bademciklere zarar verilmemelidir.
Bol Su İçme: Hidratasyon, kalıntı birikimini azaltabilir.

Tıbbi Tedavi:

Doktor Müdahalesi: Büyük veya çıkarması zor taşlar için bir kulak burun boğaz (KBB) uzmanı taşları çıkarabilir.
Antibiyotikler: Eğer taşlar enfeksiyona neden oluyorsa, doktor antibiyotik reçete edebilir. Ancak bu, uzun vadeli bir çözüm değildir.
Lazer Kriptoliz: Bademcik kriptlerini düzleştirerek taş oluşumunu önlemek için lazer tedavisi uygulanabilir.
Tonsillektomi (Bademcik Ameliyatı): Kronik ve ciddi bademcik taşı sorunlarında, bademciklerin cerrahi olarak alınması düşünülebilir. Bu, genellikle son çare olarak tercih edilir.

Paylaşın

Kara Para Aklama: Vergi Cennetleri Ve Finansal Entegrasyon

Vergi cennetleri, düşük veya sıfır vergi oranları, gizli finansal işlemler, bankacılık gizliliği ve düzenleyici esneklik sunan ülkeler veya bölgelerdir (örneğin, Cayman Adaları, Bermuda, İsviçre, Singapur).

Kurtuluş Aladağ / Şirketler ve bireyler, vergi yüklerini azaltmak, varlıklarını gizlemek veya sermaye akışlarını optimize etmek için bu bölgeleri kullanmaktadır.

Finansal entegrasyon ise, küresel finansal piyasaların birbirine bağlanması ve sermaye akışlarının serbestleşmesidir.

Vergi cennetleri, düşük vergiler ve esnek düzenlemelerle uluslararası sermaye akışlarını çekmektedir. Çok uluslu şirketler, karlarını bu bölgelere yönlendirerek vergi optimizasyonu yapmaktadır.

Vergi cennetleri, offshore finans merkezleri olarak küresel bankacılık ve yatırım işlemlerinde bir köprü görevi görmektedir. Örneğin, hedge fonları veya özel sermaye fonları sıklıkla bu bölgelerde kurulmaktadır.

Finansal entegrasyon, vergi cennetlerinin kullanımını artırırken, bu durum vergi kaçakçılığı, kara para aklama ve finansal şeffaflık eksikliği gibi sorunları da beraberinde getirmektedir.

Vergi cennetleri, sermayenin daha düşük maliyetle hareket etmesini sağlayarak küresel yatırımları teşvik edebilir, düşük vergi oranları, bazı ülkeleri yatırımcılar için cazip hale getirebilir ve ekonomik büyümeyi destekleyebilir.

Vergi cennetleri, yüksek vergi yükü olan ülkelerin gelir kaybına uğramasına neden olmaktadır. OECD tahminlerine göre, vergi cennetleri nedeniyle yıllık küresel vergi kaybı yüz milyarlarca doları bulabilir.

Zengin bireyler ve şirketler vergi cennetlerinde vergi avantajlarından faydalanırken, sıradan vatandaşlar daha yüksek vergi yüküyle karşı karşıya kalmaktadır.

Finansal entegrasyon, vergi cennetlerinin denetlenmesini zorlaştırmakta ve uluslararası düzenlemeler (örneğin, OECD’nin BEPS projesi) bu sorunu çözmek için mücadele etmektedir.

OECD, G20 ve AB, vergi cennetleriyle mücadele için otomatik bilgi paylaşımı (CRS) ve şeffaflık düzenlemeleri gibi adımlar atmaktadır. 2025 itibarıyla, bu çabalar vergi cennetlerinin cazibesini bir miktar azaltsa da tamamen ortadan kaldırmamıştır.

Teknoloji şirketlerinin vergi cennetlerini yoğun bir şekilde kullanması, dijital vergiler ve küresel asgari kurumlar vergisi gibi yeni düzenlemeleri gündeme getirmiştir.

Kara Para Aklama

Kara para aklama, yasa dışı yollarla elde edilen gelirlerin (örneğin, uyuşturucu ticareti, yolsuzluk, insan kaçakçılığı) yasal gibi gösterilmesi sürecidir.

Vergi cennetleri ve finansal entegrasyon bağlamında, kara para aklama küresel finans sisteminde ciddi bir sorun olarak öne çıkmaktadır.

Kara para aklama genellikle üç aşamada gerçekleşmektedir:

Yerleştirme: Yasa dışı para, finansal sisteme sokulmaktadır (örneğin, banka hesaplarına küçük miktarlarda yatırımlar veya nakit yoğun işletmeler aracılığıyla).

Katmanlama: Paranın kaynağı gizlenmektedir. Bu, karmaşık finansal işlemler, offshore hesaplar veya vergi cennetlerindeki şirketler aracılığıyla yapılmaktadır.

Entegrasyon: Temizlenmiş para, yasal bir kaynaktan geliyormuş gibi ekonomiye geri dönmektedir (örneğin, gayrimenkul alımı veya yatırım).

Vergi cennetleri, bankacılık gizliliği ve anonim şirket yapıları sunarak kara para aklamayı kolaylaştırmaktadır (örneğin, Panama, Britanya Virjin Adaları).

Zayıf düzenlemeler ve denetim, paranın izini sürmeyi zorlaştırırken, finansal entegrasyon, paranın sınır ötesi hareketini hızlandırır ve vergi cennetlerini bu süreçte bir merkez haline getirmektedir.

Birleşmiş Milletler’e göre, küresel GSYİH’nin yüzde 2-5’i (yılda yaklaşık 800 milyar – 2 trilyon dolar) kara para aklama yoluyla hareket etmektedir.

Vergi cennetleri, bu işlemlerin önemli bir kısmını barındırmaktadır. Örneğin, 2016 Panama Belgeleri, offshore şirketlerin kara para aklamada nasıl kullanıldığını ortaya koymuştur.

Finansal Eylem Görev Gücü (FATF), kara para aklamayla mücadele için standartlar belirlemektedir. Ülkeler, şüpheli işlemleri bildirmek ve müşteri tanıma (KYC) kurallarını uygulamak zorundadır.

OECD’nin Ortak Raporlama Standardı (CRS), finansal hesap bilgilerinin ülkeler arasında paylaşılmasını sağlamaktadır.

Vergi cennetleri, FATF’nin gri veya kara listelerine alınarak uluslararası baskıya maruz kalmaktadır.

Paylaşın

Avatar’ın Pandora’sına Kadar Uzanan “Kutsal Gezegen” Mitolojisi

Avatar filminin Pandora gezegeni, “Kutsal Gezegen” (Sacred Planet) metaforunun modern bir örneği olarak, mitolojik, kültürel ve ekolojik temaları bir araya getirmiştir.

Haber Merkezi / Bu metafor, bir gezegenin veya doğanın canlı, kutsal ve ruhani bir varlık olarak görülmesini ifade etmektedir.

“Kutsal Gezegen” (Sacred Planet) metaforu, James Cameron’ın 2009 yapımı Avatar filmiyle popüler kültürde öne çıkan bir mitolojik ve anlatısal temadır. Bu metafor, bir gezegenin veya doğanın kutsal, canlı ve ruhani bir varlık olarak görülmesini ifade etmektedir.

“Kutsal Gezegen” teması, mitolojideki Ana Dünya (Mother Earth) arketipinden türetilmiştir. Bu arketip, birçok kültürde doğanın kutsal bir varlık olarak görülmesini yansıtmaktadır:

Antik Mitolojiler:

Yunan Mitolojisi: Gaia, yeryüzünün kişileştirilmiş hali olarak Ana Tanrıça’dır ve tüm yaşamın kaynağıdır.

Yerli Amerikan Mitolojileri: Birçok Kızılderili kültüründe, Dünya Ana (Mother Earth) kutsal bir figürdür ve doğayla uyum içinde yaşama vurgusu yapılmaktadır.

Hindu Mitolojisi: Bhumi, yeryüzü tanrıçası olarak doğanın koruyucusu ve yaşam verici olarak kabul edilmektedir

Afrika Mitolojileri: Bazı Afrika kültürlerinde yeryüzü, bereket ve yaşamın kaynağı olarak tanrısal bir varlık olarak görülmektedir.

Panteizm ve Animizm:

“Kutsal Gezegen” metaforu, panteist ve animist inançlardan beslenmektedir. Panteizmde evrenin kendisi kutsal kabul edilirken, animizmde doğadaki her unsurun (ağaçlar, nehirler, hayvanlar) bir ruha sahip olduğuna inanılmaktadır.

Avatar’daki Pandora, bu inançların modern bir yansımasıdır; gezegen, Na’vi halkının taptığı Eywa adlı bir yaşam ağacı ve doğa ruhuyla bağlantılıdır.

Avatar filmindeki, Pandora gezegeni bir yaşam ağı olarak tasvir edilmektedir. Na’vi halkı, doğayla simbiyotik bir ilişki içindedir ve Eywa, gezegenin ekolojik ve manevi bilincini temsil etmektedir. Bu tema, aşağıdaki mitolojik ve kültürel unsurlarla ilişkilidir:

Doğanın Kutsallığı: Pandora, yaşamın birbiriyle bağlantılı olduğu bir ekosistem olarak sunulmaktadır. Na’vi’nin kuyruklarıyla diğer canlılara bağlanması, animist inançlardaki doğadaki ruhsal bağlantıyı sembolize etmektedir.

Sömürgecilik ve Direniş: Film, sömürgecilere karşı yerli halkların mücadelesini yansıtmaktadır. Na’vi’nin Pandora’yı koruma çabası, gerçek dünyadaki yerli halkların (örneğin, Amazon kabileleri veya Kuzey Amerika yerlilerinin) topraklarını koruma mücadeleleriyle paralellik göstermektedir.

Seçilmiş Kişi (Chosen One) Arketipi: Jake Sully, Na’vi halkı tarafından kabul edilen bir dış figür olarak, mitolojideki “Seçilmiş Kişi” tropuna uymaktadır. Bu trope, destansı kahramanlık hikayelerinde sıkça görülür ve Avatar’da Jake’in Pandora’yı kurtarmak için liderliğe yükselmesiyle belirgindir.

Kutsal Gezegen teması, yalnızca mitolojik değil, aynı zamanda sosyo-politik bir anlatıdır:

Sömürgecilik Karşıtlığı: Avatar, tarih boyunca sömürgecilerin yerli halkların topraklarını ve kaynaklarını yağmalamasını eleştirmektedir. Örneğin, filmdeki madencilik şirketi, Amazon’daki ormansızlaşma veya Dakota Boru Hattı protestoları gibi modern olaylarla ilişkilendirilebilir.

Ekolojik Mesaj: Film, çevrecilik ve doğayla uyum içinde yaşama mesajını vurgulamaktadır. Pandora’nın biyolojik çeşitliliği ve Na’vi’nin doğaya saygısı, modern çevrecilik hareketleriyle bağlantılıdır.

Naber Asil Vahşi (Noble Savage) Metaforu: Na’vi, doğayla uyumlu yaşayan “asil vahşiler” olarak tasvir edilmektedir. Bu trope, yerli halkları idealize etme riski taşısa da, Avatar’da onların bilgeliğini ve direncini yüceltmek için kullanılmaktadır.

Avatar’daki “Kutsal Gezegen” teması, mitolojik anlatılarla şu şekilde örtüşmektedir:

Hindu Mitolojisi: Hinduizmdeki Navagraha (dokuz gezegen) inancı, gök cisimlerinin kutsal sayılmasını içermektedir. Ayrıca, tanrıların cinsiyet değiştirmesi veya doğayla bütünleşmesi gibi temalar, Avatar’daki Eywa’nın cinsiyetsiz ve evrensel doğasıyla paralellik göstermektedir.

Asya Mitolojileri: Budizm ve Hinduizmdeki Asura’lar, Avatar’daki Na’vi’ye benzer şekilde doğa ve tanrılar arasında bir dengeyi temsil ettiği ifade edilebilir. Ancak Asura’lar genellikle olumsuz özelliklerle anılırken, Na’vi pozitif bir şekilde sunulmaktadır.

Yerli Mitolojiler: Avatar, Amazon yerlilerinin veya Avustralya Aborjinlerinin doğaya tapınma pratiklerinden ilham almaktadır. Örneğin, Aborjinlerin “Dreamtime” kavramı, doğanın ruhani bir tarihle bağlantılı olduğunu öne sürülmektedir.

Sonuç olarak; Avatar’daki “Kutsal Gezegen” metaforu, mitolojideki “Ana Dünya” arketipi, animizm, panteizm ve yerli kültürlerin doğayla ilişkisinden esinlenilmiştir.

Pandora, yaşamın birbiriyle bağlantılı olduğu kutsal bir varlık olarak tasvir edilmiş ve sömürgecilik, çevrecilik ve maneviyat temalarını işlemiştir.

Film, mitolojik unsurları modern bir bağlamda yeniden yorumlayarak, seyircilere doğanın kutsal niteliğini ve insan-doğa ilişkisini sorgulatmaktadır.

Paylaşın

Tehlikeli Baş Ağrısının 10 Belirtisi

Çoğu baş ağrısı zararlı veya tehlikeli değildir. Araştırmalar, baş ağrılarının yaklaşık yüzde 10’unun ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olduğunu ve acil müdahale gerektirdiğini ortaya koymaktadır.

Haber Merkezi / Peki, sıradan bir baş ağrısı ile tehlikeli baş ağrısı arasındaki fark nasıl anlaşılır?

İşte, tehlikeli baş ağrılarının yaygın belirtileri:

Ani ve Şiddetli Baş Ağrısı: “Hayatınızın en kötü baş ağrısı” olarak tanımlanan, aniden ortaya çıkan ve çok şiddetli olan ağrı (örneğin, beyin anevrizması veya kanaması belirtisi olabilir).

Bilinç Değişiklikleri: Bilinç bulanıklığı, kafa karışıklığı, uyuşukluk veya bayılma.

Nörolojik Belirtiler:

Görme kaybı, çift görme veya bulanık görme.
Konuşma güçlüğü veya peltek konuşma.
Kol veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma veya güçsüzlük.
Yürüme veya denge sorunları.

Ateş ve Boyun Sertliği: Yüksek ateş, boyun tutulması veya ışığa hassasiyet (menenjit veya ensefalit belirtisi olabilir).

Nöbet Geçirme: Daha önce nöbet geçirmemiş birinde baş ağrısıyla birlikte nöbet görülmesi.

Bulantı ve Kusma: Şiddetli baş ağrısına eşlik eden kontrol edilemeyen kusma.

Tek Taraflı Belirtiler: Vücudun bir tarafında zayıflık veya uyuşma (inme belirtisi olabilir).

Travma Sonrası Baş Ağrısı: Kafa travması sonrası başlayan veya kötüleşen baş ağrısı (beyin sarsıntısı veya iç kanama belirtisi olabilir).

Giderek Kötüleşen Ağrı: Günler veya haftalar içinde artan, sürekli kötüleşen baş ağrısı (tümör veya kronik subdural hematom gibi durumlar).

Uyanma ile Baş Ağrısı: Sabahları daha kötü olan veya uykudan uyandıran baş ağrısı (beyin tümörü veya yüksek kafa içi basıncı belirtisi olabilir).

Paylaşın

İslam Dünyasında Kutsal Emanetlerin Rolü

İslam dünyasında Kutsal Emanetler (Mukaddes Emanetler), Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ve diğer önemli dini şahsiyetlere ait eşyaların dini, manevi ve tarihi açıdan taşıdığı büyük önemi ifade etmektedir.

Haber Merkezi / Bu emanetler, İslam tarihindeki özel konumları nedeniyle Müslümanlar için derin bir saygı ve bağlılık kaynağı konumundadır.

Kutsal Emanetler, Hz. Peygamber’in hayatına ve mirasına doğrudan bir bağ kurmaktadır. Bunlar arasında Hz. Peygamber’e ait olduğu kabul edilen Hırka-i Şerif, Sakal-ı Şerif, Kabe örtüsü, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin gibi sahabelere ait eşyalar yer almaktadır.

Bu emanetler, Müslümanlar için manevi bir ilham kaynağıdır ve Hz. Peygamber’in sünnetine olan bağlılığı güçlendirmektedir. Ziyaret edildiklerinde, Müslümanlarda huşu, dua ve Allah’a yakınlık hissi uyandırmaktadır.

Kutsal Emanetler, İslam tarihinin maddi kültürünü yansıtır ve İslam medeniyetinin sürekliliğini temsil etmektedir. Osmanlı Devleti döneminde, Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethetmesiyle birlikte emanetlerin çoğu İstanbul’a getirilmiş ve Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir.

Bu, Osmanlı’nın İslam dünyasındaki halifelik makamını güçlendiren bir sembol olmuştur. Emanetler, İslam toplumlarının ortak tarihine ve kimliğine vurgu yapmaktadır.

Kutsal Emanetler, İslam dünyasında siyasi meşruiyetin bir sembolü olarak da kullanılmıştır. Özellikle Osmanlılar, bu emanetleri muhafaza ederek İslam dünyasının lideri (halife) konumlarını pekiştirmiştir.

Emanetlerin sergilendiği törenler, halkın dini duygularını güçlendirmiş ve devlete olan bağlılığı artırmıştır. Günümüzde de bu emanetler, Müslüman toplumlarda birlik ve beraberlik duygusunu desteklemektedir.

Kutsal Emanetler, özellikle Ramazan ayı gibi özel zamanlarda ziyaret edilmektedir. Örneğin, Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler Dairesi, Müslümanlar için önemli bir ziyaret noktasıdır.

Bu ziyaretler, dua, tefekkür ve manevi arınma için bir vesiledir. Sakal-ı Şerif’in camilerde sergilenmesi gibi uygulamalar, toplumu dini değerler etrafında birleştirmektedir.

Günümüzde Kutsal Emanetler, hem dini hem de turistik açıdan önemini korumaktadır.

İstanbul’daki Topkapı Sarayı ve diğer İslam ülkelerindeki benzer mekanlar, bu emanetleri sergileyerek Müslümanların ve diğer ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Ayrıca, bu emanetler İslam sanatı ve mimarisinde de ilham kaynağı olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak, Kutsal Emanetler, İslam dünyasında manevi bir bağ, tarihi bir miras ve toplumsal birlik sembolü olarak önemli bir rol oynamaktadır.

Müslümanlar için bu emanetler, Hz. Peygamber’e ve İslam’ın ilk dönemlerine duyulan sevgiyi somutlaştırmaktadır. Aynı zamanda, İslam dünyasının kültürel ve siyasi tarihinde birleştirici bir unsur olarak işlev görmektedir.

Paylaşın

Gıda Fiyatları, Dünya Genelinde Sabit Kalırken Türkiye’de Yüzde 3.02 Arttı

Türkiye’de gıda fiyatları son bir ayda yüzde 3.02 artarken, dünya genelinde yatay bir seyir izledi. Bu durum, Türkiye’de gıda fiyatları üzerinde enflasyonist baskının sürdüğünü gösteriyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), uluslararası gıda fiyatlarındaki değişimleri izleyen FAO Gıda Fiyat Endeksi’nin Ağustos ayı sonuçlarını açıkladı. Buna göre, ağustos ayında dünya genelindeki gıda fiyatları stabil kalırken, Türkiye’de durum farklı bir tablo çizdi.

Birleşmiş Milletler raporları küresel fiyatlarda sınırlı bir artışa işaret ederken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri, Türkiye’deki gıda enflasyonunun hızla yükselmeye devam ettiğini gösterdi. Bu durum, Türkiye’nin ekonomik olarak dünyadan ayrıştığına dair yeni bir gösterge oldu.

FAO tarafından hazırlanan ve tahıl, yağlı tohum, süt ürünleri, et ile şeker fiyatlarındaki aylık değişimleri takip eden küresel gıda fiyat endeksi, ağustos ayında 130,1 seviyesine yükseldi. Öte yandan temmuzdaki endeks rakamı 130’a revize edildi.

Et, şeker ve bitkisel yağ fiyatlarındaki artışların tahıl ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşleri dengelemesi, fiyatlardaki artışı sınırlandırdı. Bitkisel yağ fiyatları ağustosta aylık yüzde 1,4 artarak son üç yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Tahıl fiyatları aylık yüzde 0,8 geriledi. Uluslararası buğday fiyatları, Avrupa Birliği ve Rusya’daki büyük hasatların etkisiyle düştü.

Et fiyatları, özellikle Çin ve ABD’deki güçlü talebin etkisiyle ağustos ayında yüzde 0,6 oranında artarak rekor seviyeye ulaştı. Bu dönemde büyükbaş ve küçükbaş hayvan etlerinin fiyatı yükselirken, domuz etinde kayda değer bir değişim görülmedi. Kanatlı etinde ise fiyatlar düşüş gösterdi.

Süt ürünleri fiyatları Asya pazarlarından gelen zayıf talep nedeniyle tereyağı, peynir ve tam yağlı süt tozu fiyatlarının düşmesiyle aylık yüzde 1,3 oranında geriledi. Şeker fiyatları ise temmuzda önceki aya göre yüzde 0,2 oranında hafif bir artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ağustos ayında gıda fiyatları bir önceki aya kıyasla yüzde 3,02 artarken, yıllık bazda yüzde 33,28’e ulaştı. Öte yandan Türk-İş’in açıkladığı mutfak enflasyonu verileri, aylık yüzde 2,64, yıllık ise yüzde 41,46 olarak hesaplandı.

Paylaşın

Özel’den Dikkat Çeken Mesajlar: Sandığı Ortadan Kaldırmaya…

Partisinin program çalıştayında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Karşımızdakilerin demokrasiyi araç olarak gördükleri demokrasiyi artık bir kenara bırakıp hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz” dedi.

Konuşmasında mücadele vurgusu yapan Özgür Özel, “Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenecek CHP Program Çalıştayı’nın açılışında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugünkü toplantıya ve bu toplantıya gelene kadar… Ki bir yıllık meseleye bizim tarafımızda Selin Sayek Böke hocamızla birlikte değerli hocamız Armağan Erdoğan’ın, Parti Meclis Üyemiz Emine Uçak’ın, hem milletvekillerimiz, hem partimizin değerli yöneticileri Sayın Yunus Emre ve Yüksel Taşkın’ın emeklerini anmadan geçmek istemem. Çok büyük emek verdiler. Gayret sarf ettiler. Sizlerin böylesi bir atmosferde böylesine yoğun bir katılım göstermeniz, bugünkü programa 600’den fazla geçmişte de programımıza emek vermiş olan akademisyenin, uzmanın katkı sağlamak üzere burada bizlerle birlikte olmanız gerçekten hepimiz için onur verici olmasının yanında Türkiye’nin umduğumuz aydınlık geleceği için de umut verici. Bu yüzden katılımlarınız ve bugüne kadarki destekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve hoş geldiniz diyorum.

Cumhuriyet’in kurucu partisi, kendi vizyonunu en katılımcı anlayışla ve bilimin yol göstericiliğiyle şekillendiriyor ve hayata geçiriyor. Partimiz, dünyanın önde gelen program partilerinden biridir. 106 yıllık partimizin tarihinde, programlarımızda ortaya konulan vizyon Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır her zaman. Sizlerle birlikte yazmakta olduğumuz ve artık redaksiyon evresine devretmeyi umduğumuz bu haftanın sonunda, programımızın Cumhuriyet’in 2025 dünyasına uygun, 2025 Türkiye’sinin sorunlarına doğru çözümler üreten ve partimize, ülkemize yeni bir soluk, yeni bir vizyon kazandırmasını arzuluyoruz.

Bu vizyonu sizlerle birlikte hazırlıyoruz. Yine sizlerle birlikte uygulamayı ümit ediyoruz. Pek çok konuşmamda yer verdim, veriyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyaset kalesinin başarı kapısını 47 yıldır bir türlü aşamıyorduk. Elbette yerel seçimlerde kayda değer başarılarımız, zaman zaman elde ettiğimiz başarılar var. Ama kurulduğu gün Türkiye’nin birinci partisi olan, ne zaman Türkiye’nin birinci partisi olduysa; seçimleri kazandıysa iktidarda ve yürütmede yer aldıysa Türkiye’nin çok önemli sorunlarına tarihsel çözümler üreten ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihsel kazanımlar elde etmiş olan; daha ilk başta Cumhuriyet’i kuran ve ardından yokluğu, kıtlığı, hastalıkları aşan, Atatürk’ün deyimiyle ‘10 yılda 15 milyon genç’ yaratan, sonra da kaybettiği seçimde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi ve iktidarın seçimle el değiştirebilmesini hediye eden; kaybettiği seçimde bile…

Tekrar iktidar olduğunda bu sefer sosyal devleti; işçileri, örgütlenme hakkını, işçilerin güvencelerini ve sendikalı mücadeleyi Türkiye’ye kazandırmış olan, toprak reformunu tartıştıran, her türlü eşitsizliğin üzerine soldan bir bakışla, eşitlikçi ve kalkınmacı bir bakışla çözümler üreten bir partinin çok uzun süre iktidardan mahrum kaldığı bir süreçte bir kez daha demokrasiyi kurma, bir kez daha hep birlikte Türkiye’yi ayağa kaldırma, kalkındırma, kötü bölüşüme net bir müdahalede bulunma, yoksulluğu bitirme, daha çok kazanma ama adil bölüşmeye yönelik olarak; aynı zamanda demokrasiye yönelik olarak, aynı zamanda barışa yönelik olarak, Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal barışına olumsuz etki eden her meselenin çözümüne demokratik çözüm önererek ve cesaretle üstüne giderek, özellikle son dönemde çok büyük sıkıntılar çekilen toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında etkili, net, tarihsel, kalıcı bir müdahalede bulunmak üzere bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırlanıyor. Bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tarihsel katkısını bekliyor ve o konuda aslında önemli bir sürecin içindeyiz.

‘İşimize geldi, bindik. İşimize gelmediği gün ineriz’ dedikleri demokrasi tramvayından 31 Mart seçimlerinde kaybettikleri bir seçimden sonra inmeye karar verenlerin yaşattığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani içinde bulunduklarımız; ana muhalefet partisinin iki yıl önce yapılmış seçiminde seçilmiş ve yenisinin seçilmesine 15 gün kalmış İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanacak kadar 2025 yılında ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine kayyum atamayı ya da yapılmış seçimleri yok saymayı hedefleyecek kadarki geri dönmüşlük, aslında vaat ettiğimiz değişimin ne kadar büyük, ne kadar yapısal ve ne kadar kalıcı olduğunu ve o yüzden de ne kadar birilerini korkuttuğunu gösteriyor.

Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi, artık bir kenara bırakıp, hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Ama her mücadelenin bir fiziki tarafı, birimiz, birilerimiz ne kadar daha süreceği bilinmeyen haksız mahkumiyetle ve lüzumsuz, kötü niyetle uygulanan bir tutuklama tedbiriyle zindanlarda bedel ödüyorlar. Kimilerimiz meydanlardayız, otobüslerin üstündeyiz. Tarihte görülmemiş mitinglerle, meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin, bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz.

Tabloya bakıldığında durum kötü, durum karanlık. Hatta şöyle bir durum var. Geçen gün İstanbul İl Başkanlığına girerken durum artık iyice karikatürize oldu. Girdiğim binanın binası mahkemelik, elimizden almaya çalışıyorlar. Girdiğimiz binayı kimin yöneteceğine karar verilen iki yıl önceki İstanbul il kongresi mahkemelik. İstanbul İl Başkanımız verdiği demokratik mücadeleden dolayı 22 yıl hapisle yargılanıyor, mahkemelik. Bizim burada olduğu gibi orada da bir parti kedimiz vardı, adı Şanslı. Binaya girerken ‘Şanslı nerede dedim?’ o da olmuş veterinerlik. Bu şartlar altında halen daha umudumuzun şu kadar gerilemediğini, direncimizin şu kadar azalmadığını ve mücadele azmimizin ilk günkünden geride olmadığını hepinizin bilmesini isterim.

Ne bekliyorduk ki? Ne bekliyorduk? Tayyip Erdoğan eline beyaz zambaklar yaptırıp devir teslim için bizi mi bekleyecekti? Elbette böyle olacak. Bu kadar suça bulaşmış, bu kadar kirlenmiş, geçmişte bugün bizlere yapıştırmaya çalıştıkları, haksız şekilde yüzyılın yolsuzluğunu kendi kendilerine ortaya çıkarmışlar, bütün kanıtlar ortaya dökülmüş. Kanıtlar toplanırken deliller usulüne uygun toplanmadı diye kovuşturmaya geçirmemiş. Önce inkar edilmiş, hani şimdi arayıp arayıp bulamadıkları, ‘Mutlaka bir kasa olacak, içinden para çıkacak’ dedikleri yerde bizden mühür çıkıyor, korumanın kurşunu çıkıyor. Ama ayakkabı kutularından, kasalardan balya balya paralar çıkmış. ‘Önce onlar koydu yatak odama bunları’ demişler, sonra faiziyle geri istemişler.

“Güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi”

Öyle bir sürecin içinden geçenleri, ‘Aramızda kardeşlik hukuku var’ diyenlerin birbirinin boğazını sıktığı, birbirine darbe yaptığı, birlikte kurulan partideki 33 kurucudan 31’inin partide olmadığı ve sadece ve sadece artık biat edenlerin, övenlerin, ‘Yok bunu da iyi yaptınız’ diyenlerin parti yönetiminde ve ülke yönetiminde olduğu, liyakatsiz sadece sadakate dayanan, birbirlerine sadakate dayanan, güçlü bağlarla birbirine bağlı olduğu… Çünkü en güçlü bağ suç ortaklığı bağıdır. Suç ortaklığı bağıyla birbirine bağlı olanların, varıp da normal yollardan güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi.

O yüzden yatanımız yatacak, bedel ödeyenimiz bedel ödeyecek. Bu mücadele sırasında çok yorulacağız. Başımıza belki çok kötü şeyler gelecek. Ama hepimiz şunu biliyoruz ki; şartlar 100 yıl öncesinden ağır değil. Yani Akın Gürlek’in iftiralarıyla, yalancı tanıklarıyla, işbirlikçileriyle saldırıyorlar da; birinci Cumhurbaşkanının boynuna idam fermanını asarak Samsun’a geçtiğini, Havza’ya gittiğini, Amasya’da genelge yayınladığını, Erzurum’da kongre yaptığını, Sivas‘ta kongre yaptığını, daha sonra gelip de Ankara’da Meclis açtığını unutmamak lazım. Boynunda idam fermanına rağmen kurtuluşu örgütlemiş, kuruluşu başarmış, bu ülkeye bu Cumhuriyeti kazandırmışların partisinde ne moral bozukluğu olur, ne saldırılardan yılma olur, ne bir adım geriye atma olur. Hep söylediğimiz söyleyerek bitiririm. Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki; eğer biz bir kelime eksik söylersek bu milleti susturacaklar. Bu milleti konuşmaya, yüksek sesle tartışmaya biz alıştırdık, biz başardık bunu. Eğer bir adım geriye atarsak, bizi 100 yıl geriye götürecekler. O 100 yıl geriki karanlıktan bugünlere biz getirdik. Ve bir santim eğilirsek biz, onlar bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çökmeyen bir millet olduğu için Cumhuriyeti kazandırmış olan ve asla ve asla diz çökmemiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanı olarak hepinize emeğiniz için, cesaretiniz için, katkılarınız için ve geçmişte yazdığımız tarihi şimdi hep birlikte geleceğimizi yazmak üzere bize katıldığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.”

Paylaşın