OECD’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 33,5

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü revize ederek yüzde 33,5’e yükseltti.

OECD, 2025 yılı için Türkiye ekonomisinin büyüme tahminini ise yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye çekti.

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), “Türkiye İnceleme Raporu” başlıklı raporu yayımlandı. OECD raporunda, Türkiye’nin 2025 yılı ekonomik büyüme ve enflasyon tahminlerini revize etti.

OECD, Türkiye’nin 2025 yılındaki büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye yükseltirken, enflasyon beklentisini de yüzde 31,4’ten yüzde 33,5’e çıkardı.

Kurum, Türkiye için 2026 yılında büyüme beklentisini yüzde 3,3’ten yüzde 3,2’ye indirdi. Enflasyon tahminini ise yüzde 18,5’ten yüzde 19,2’ye yükseltti.

Paylaşın

Diriliş: Adalet, Vicdan Ve Toplumsal Eşitsizlik

Lev Tolstoy’un Diriliş (Voskresenie, 1899) romanı, yazarın son büyük eseri olarak kabul edilir ve onun ahlaki, dini ve toplumsal görüşlerini derinlemesine yansıtır.

Haber Merkezi / Roman, bireysel vicdan, toplumsal adaletsizlik, kefaret ve manevi uyanış temalarını işler. Tolstoy’un Savaş ve Barış ile Anna Karenina gibi eserlerinden farklı olarak, Diriliş daha didaktik bir üsluba sahiptir ve yazarın Hristiyan anarşizmi ile ahlaki felsefesini açıkça ortaya koyar.

Diriliş, soylu bir Rus prensi olan Dmitri Nehludov’un, gençlik yıllarında baştan çıkardığı ve hamile bıraktığı hizmetçi Katerina Maslova’nın (Katyuşa) hayatını mahvetmesinin ardından, vicdan azabı ve kefaret arayışını anlatır. Yıllar sonra Maslova, bir cinayet suçlamasıyla mahkemede karşısına çıkar ve Nehludov, onun suçsuz olduğunu fark eder.

Maslova’nın haksız yere Sibirya’ya sürgüne gönderilmesi, Nehludov’u kendi yaşamını sorgulamaya ve toplumsal adaletsizliklerle yüzleşmeye iter. Nehludov, Maslova’yı kurtarmak ve kendi ruhsal kurtuluşunu bulmak için hayatını değiştirmeye karar verir.

Romanın ana teması, bireyin kendi hatalarıyla yüzleşmesi ve ahlaki bir dönüşüm geçirmesidir. Nehludov’un vicdan azabı, Tolstoy’un bireysel sorumluluk ve ahlaki uyanış fikirlerini yansıtır. Nehludov, kendi ayrıcalıklı konumunun Maslova’nın trajedisine nasıl katkıda bulunduğunu fark eder ve bu, onun kefaret arayışını başlatır.

Tolstoy, Diriliş’te Rus toplumunun adaletsizliklerini sert bir şekilde eleştirir. Mahkeme sistemi, hapishaneler, dinin yozlaşması ve sınıf ayrımı romanın temel hedefleridir. Tolstoy, özellikle hukuk sisteminin ve kilisenin, bireylerin ahlaki gelişimini engellediğini savunur. Maslova’nın haksız yere suçlanması, sistemin zayıflıklarını ve yozlaşmasını gözler önüne serer.

Roman, Tolstoy’un Hristiyanlık anlayışını yansıtır. Ancak bu, geleneksel Ortodoks Hristiyanlıktan ziyade, sevgi, merhamet ve özveriye dayalı bir maneviyattır. Nehludov’un yolculuğu, maddi dünyadan uzaklaşarak manevi bir “diriliş”e ulaşma çabasıdır. Romanın sonunda, Nehludov’un İncil’den ilham alarak bulduğu iç huzur, Tolstoy’un dini felsefesinin bir yansımasıdır.

Maslova’nın hikayesi, 19. yüzyıl Rus toplumunda kadınların karşılaştığı çifte standartları ve sömürüyü gözler önüne serer. Maslova, önce Nehludov tarafından baştan çıkarılmış, ardından toplum tarafından dışlanmış ve nihayetinde adaletsiz bir sistemin kurbanı olmuştur. Tolstoy, kadınların toplumsal yapıdaki kırılgan konumunu vurgularken, Maslova’yı bir kurban olarak değil, aynı zamanda kendi direncini ve insanlığını koruyan bir figür olarak tasvir eder.

Diriliş, Tolstoy’un diğer eserlerine kıyasla daha az epik ve daha doğrudan bir anlatıma sahiptir. Roman, didaktik bir tonda yazılmıştır; Tolstoy, ahlaki mesajlarını açıkça ifade etmekten çekinmez. Bu, bazı eleştirmenler tarafından romanın edebi gücünü zayıflattığı gerekçesiyle eleştirilmiştir, ancak Tolstoy’un amacı edebi estetikten ziyade ahlaki bir etki yaratmaktır.

Nehludov ve Maslova, romanın duygusal ve manevi merkezleridir. Nehludov’un içsel çatışmaları ve Maslova’nın hayatta kalma mücadelesi, okuyucuya derin bir duygusal bağ kurma fırsatı sunar. Ancak yan karakterler, Tolstoy’un diğer eserlerindeki kadar derinlemesine işlenmemiştir.

Roman, dönemin Rus toplumunun ayrıntılı bir portresini çizer. Hapishane sahneleri, bürokrasi ve sınıf farkları, Tolstoy’un gözlemci bakış açısını ve gerçekçiliğini yansıtır.

Diriliş, Tolstoy’un en tartışmalı eserlerinden biridir. Bazı eleştirmenler, romanın didaktik tonunu ve ahlaki mesajlarının ağır basmasını eleştirirken, diğerleri Tolstoy’un cesur toplumsal eleştirisini ve insan ruhunun karmaşıklığına dair analizlerini övmüştür.

Roman, Tolstoy’un Rus Ortodoks Kilisesi’yle çatışmasına neden olmuş ve onun aforoz edilmesinde rol oynamıştır. Aynı zamanda, Diriliş, Tolstoy’un eserleri arasında en az bilinenlerden biri olmasına rağmen, onun ahlaki ve dini felsefesini anlamak için önemli bir kaynaktır.

Diriliş, adalet, vicdan ve toplumsal eşitsizlik gibi evrensel temalarıyla günümüzde de geçerliliğini korur. Özellikle hukuk sistemindeki aksaklıklar, sınıf farkları ve bireysel sorumluluk gibi konular, modern toplumlar için hala tartışma konusudur. Tolstoy’un kefaret ve manevi uyanış temaları, bireylerin kendi hayatlarını sorgulamasına ilham verebilir.

Sonuç olarak, Diriliş, Tolstoy’un hem bir romancı hem de bir düşünür olarak zirvesini temsil eder. Toplumsal eleştirileri, ahlaki sorgulamaları ve manevi derinliğiyle, okuyucuyu hem düşündüren hem de duygusal olarak etkileyen bir eserdir.

Ancak didaktik üslubu, bazı okuyucular için diğer Tolstoy klasikleri kadar akıcı olmayabilir. Yine de, insan ruhunun karmaşıklığına ve toplumsal adaletsizliklere dair derin bir inceleme arayanlar için Diriliş, güçlü bir okuma deneyimi sunar.

Paylaşın

Ağız Bakterileri Beyni Yeniden Şekillendiriyor Olabilir Mi?

Son yıllarda bilim insanlarının ilgisini çeken bir konu olan ağız bakterilerinin beyni yeniden şekillendirme potansiyeli, özellikle nöroinflamasyon ve nörodejeneratif hastalıklar bağlamında mümkün görünüyor.

Haber Merkezi / Ancak bu alandaki araştırmalar henüz erken aşamalarda ve daha fazla veriye ihtiyaç var.

Ağız Mikrobiyomu ve Sistemik Etkiler:

Ağız, trilyonlarca bakteri, virüs ve mantar içeren karmaşık bir mikrobiyom barındırır. Periodontitis gibi ağız hastalıklarına yol açan bakteriler (örneğin, Porphyromonas gingivalis), iltihaplanmaya neden olan maddeler üretebilir. Bu iltihap, kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine, özellikle beyne ulaşabilir.

Beyinle İletişim: 

Mikrobiyom-Beyin Ekseni: Ağız bakterileri, sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve kan-beyin bariyeri yoluyla beyinle iletişim kurabilir. Örneğin:

İltihap Yolu: Ağızdaki patojenik bakterilerin ürettiği pro-inflamatuar sitokinler (örneğin, IL-6, TNF-α), sistemik iltihaplanmayı tetikleyerek beyindeki nöroinflamasyona katkıda bulunabilir.

Toksik Ürünler: Bazı ağız bakterileri, amiloid proteinler gibi nörotoksik maddeler üretebilir. Bu maddeler, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.

Vagus Siniri ve Diğer Yollar: Ağız mikrobiyomu, bağırsak mikrobiyomu ile bağlantılı olarak vagus siniri üzerinden beyne sinyaller gönderebilir.

Nörodejeneratif Hastalıklarla Bağlantı:

Araştırmalar, ağız bakterilerinin özellikle Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Örneğin:

Porphyromonas gingivalis bakterisinin toksinleri (gingipainler), Alzheimer hastalarının beyin dokularında bulunmuş ve amiloid plak oluşumuna katkıda bulunabileceği düşünülmüştür.

Periodontal hastalıkların, nöroinflamasyon ve bilişsel gerileme riskini artırdığı gözlemlenmiştir.

Nöroplastisite ve Davranışsal Etkiler:

Ağız mikrobiyomunun beyin plastisitesini (nöronların yeniden şekillenmesi) etkileyebileceği teorisi, bağırsak mikrobiyomunun ruh hali, stres ve bilişsel işlevler üzerindeki etkilerine benzer şekilde araştırılıyor.

Ağız bakterilerinin ürettiği metabolitler (örneğin, kısa zincirli yağ asitleri), beyindeki nörotransmitter dengesini ve nöronal bağlantıları etkileyebilir. Bu, anksiyete, depresyon veya bilişsel işlevler gibi alanlarda değişikliklere yol açabilir.

Kanıtlar ve Sınırlamalar:

Fare modellerinde, ağız bakterilerinin beyindeki iltihaplanma ve amiloid birikimini artırdığı gösterilmiştir.

İnsanlarda ise bu bağlantı daha az kesinleşmiştir; çoğu çalışma korelasyon gösterse de nedensellik henüz tam kanıtlanmamıştır.

Ağız hijyeninin iyileştirilmesinin (örneğin, düzenli diş fırçalama ve diş hekimi ziyaretleri) nörolojik sağlık üzerindeki olumlu etkileri üzerine çalışmalar devam etmektedir.

Paylaşın

“Ballon d’Or 2025” Sahiplerini Buldu

Ballon d’Or 2025 ödülünü erkeklerde PSG’nin yıldızı Ousmane Dembele, kadınlarda ise Barcelona’nın yıldızı Aitana Bonmati kazandı. Dembele, ilk kez Bonmati üçüncü kez bu ödülü kazandı.

1956 yılından bu yana France Football dergisi tarafından verilen Ballon d’Or (Altın Top), FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonu) sıralamasında ilk 100’de yer alan ülkelerin gazetecileri tarafından oylanmaktadır.

Dünya futbolunun en prestijli ödülü Ballon d’Or ödülleri, Paris’teki Chatelet Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

Paris Saint-Germain ile geçen sezon UEFA Şampiyonlar Ligi, Fransa Ligi ve Fransa Kupası şampiyonlukları yaşayan 28 yaşındaki Dembele, Altın Top ödülünün sahibi oldu.

En iyi kadın futbolcu ödülüne ise üst üste üçüncü kez İspanya Milli Takımı ve Barcelona’nın yıldızı Aitana Bonmati layık görüldü.

Geleceğin yıldız adayları arasında gösterilen Lamine Yamal, 2’nci kez “Yılın En İyi Genç Erkek Oyuncusu” ödülünü kazanırken kadınlarda aynı kategoride 19 yaşındaki Vicky Lopez ödüle layık görüldü.

Dünyanın en iyi teknik direktörü seçilen Luis Enrique, Johan Cruyff Ödülü’nün sahibi oldu. Kadın futbolunda ise Sarina Wiegman, Johan Cruyff Kupası’nı kazanarak yılın en iyi teknik direktörü seçildi.

Yılın en iyi forvetlerine verilen Gerd Müller Trophy, kadınlarda Ewa Pajor’a, erkeklerde ise Victor Gyökeres’e verildi.

Kadınlarda Hannah Hampton, erkeklerde ise Gianluigi Donnarumma yılın en iyi kalecileri seçildi.

2025 yılının en iyi kadın kulübü Arsenal olurken, erkeklerde Paris Saint-Germain bu unvana layık görüldü.

Ballon d’Or gecesinde en iyi genç oyuncuya verilen Kopa Trophy sıralamasında milli futbolcu Kenan Yıldız, beşinci sırada kendine yer buldu.

Organizasyonda ayrıca Diogo Jota’ya özel bir anma yapıldı.

Paylaşın

Arıkan’dan Erdoğan’a “Trump” Göndermesi: Katile “Dostum” Demeyiz

Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’a “Dostum” diye hitap etmesine göndermede bulunan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, “Bir şeyleri çözmek için en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin Antalya İl Başkanlığı’nın düzenlediği “Kardeşlik Buluşması” programında açıklamalarda bulundu.

Mevcut sistemin toplumsal sorunları çözme kapasitesini yitirdiğini vurgulayan Mahmut Arıkan, “Ahlakı öncelemeyen hiçbir sistem, bu problemleri çözme kapasitesine sahip değildir. İnsanları kutuplaştıran, insanları birbirinden nefret ettiren hiçbir düzen, bu sistemi değiştiremez. Bu doğaya emanet gözüyle bakmayan, ranta çeviren hiçbir düzen, bu sıkıntıları giderme gücüne sahip değildir. Eğer bir toplumda adalete güven durumu en aşağı seviyelere gelmişse, o sistem bozuk bir sistemdir” dedi.

Mahmut Arıkan, hamaset ve hurafe üzerinden toplumu narkozlayan siyaset anlayışının çözüm değil, sorun ürettiğini kaydetti. “Peki ne yapacağız?” diye soran Arıkan, Milli Görüş’ün sorunları çözmeye yönelik temel ilkelerini şu şekilde sıraladı:

“Savaşı değil barışı, çatışmayı değil diyalogu önceleyeceğiz. Çifte standardı değil, adaleti önceleyeceğiz. Eşitlik üzerinden çalışmalarımızı yapacağız. Sömürü değil, iş birliği teklif edeceğiz. Baskıyı değil, insan haklarını, demokrasiyi ve özgürlüğü önceleyerek çalışma yapmaya gayret göstereceğiz.”

Gazze meselesinin siyaset üstü bir mesele olduğunu kaydeden Arıkan, Gazze hakkında konuşurken kullanılan cümlelerin, oradaki yaraya merhem olacak, akan kanı durduracak, katliamı sonlandıracak nitelikte olması gerektiğini belirtti.

Eğer Milli Görüş hareketi olmasaydı, bugün Türkiye’de Gazze meselesinin konuşulmayacağını dile getiren Arıkan, iktidarın tutumunu eleştirerek, “İktidar sadece konuşuyor. ‘Ey İsrai’le başlayan cümleler kuruyor. Ama her cümle kurduktan sonra Gazze’deki katliam artarak devam ediyor. Eğer Gazze için bir şey yapıyorsak, sonuç alacak adımlar atılmalı” dedi.

Siyonist İsrail’in ablukası altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak üzere Akdeniz’e inen Sumud Filosu gemilerine kendilerinin ön ayak olduğunu anlatan Arıkan, “Bu filonun kaldırılabilmesi imkansız gözüküyordu. Teşkilatlarımızın gayretiyle bu gemiler şu anda Akdeniz sularında; yakın bir zamanda Gazze’de ulaşacak inşallah” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi’nin kısıtlı imkanlara rağmen Gazze için gemi filosu yola çıkarttığını, iktidar milletvekillerinin ise özel uçaklarla Refah Sınır Kapısı’na giderek, İsrail’i kınayıp döndüğünü belirten Arıkan, “Allah’tan korkun demek gerekiyor! Bütün imkanlar elinizde. Daha neyi bekliyorsunuz? ‘Ey İsrail!’ cümlesinin arkasında bir şeyler yapın artık” diye konuştu.

İktidara geldiklerinde hayata geçirecekleri Türkiye Kalkınma Planı kapsamında 5 yılda, 2 buçuk milyon yeni istihdam, Gayrisafi Milli Hasılada 506 milyar dolarlık artışın sağlanacağını kaydeden Arıkan, Türkiye’yi ekonomik darboğazdan çıkarmaya hazır olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Bundan sonra hiç kimse Türkiye’ye hadsiz bir mektup yazma durumunda kalmayacak. Bir şeyleri çözmek için, birtakım sıkıntıları giderebilmek için, inanmamamıza rağmen, gerçek olmamasına rağmen en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz. Bunu yapabilmemiz için Saadet Partisi’ni iktidara getirmek gerekiyor. Başka türlü bu işin olmayacağını görmüş olduk.”

Paylaşın

Üniversite Öğrencilerinin Yüzde 70’i Öğün Atlıyor

İPA Başkanı Buğra Gökce, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret etti.

2025-2026 akademik yılı başlarken, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin temel gündemi ağırlaşan ekonomik koşullar oldu. Artan yurt ve kira fiyatları, sınırlı burs-kredi desteği ve yükselen yaşam maliyetleri, öğrencilerin eğitim sürecini zorlaştırıyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; KYK yurt ücretleri 2025-2026 dönemi için 750 ila 1.250 TL arasında değişiyor. Ancak 7 milyonu aşan öğrenci sayısına karşın yurt kapasitesi 1 milyonun altında. Büyükşehirlerde merkezde üç öğrencinin birlikte yaşayabileceği bir dairenin kira bedeli en az 50 bin TL, çeper bölgelerde ise 30 bin TL. Özel yurtlarda ise paylaşımlı bir odada kalmanın bedeli aylık en az 10 bin TL seviyesinde.

2025 yılı için KYK burs ve kredi miktarı 3 bin TL olarak uygulanmıştı. 2026 yılına ilişkin açıklama henüz yapılmadı. Öğrenciler, geçimlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Haftada ortalama 30 saatlik bir işten kazanılan ücret 11 bin 700 TL düzeyinde. Bu tutarın 2026’da ciddi biçimde artması beklenmiyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), eylül ayında yıllık yaşam maliyeti artış oranını yüzde 43,2 olarak duyurdu. İPA Başkanı Buğra Gökce, kirada kalan bir üniversite öğrencisinin ortalama yaşam maliyetinin 26 bin 250 TL olduğunu belirtti.

YAYBİR Başkanı Hakan Tanıttıran, kitap fiyatlarının son üç yılda yüzde 290 arttığını söyledi. Bu artışın temel nedenleri arasında dövize bağlı kağıt ve baskı maliyetleri ile genel enflasyon gösterildi.

Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, öğrencilerin yaşam koşullarını şu sözlerle değerlendirdi:

“Öğrencilerimiz full-time işçilik, part-time öğrencilik yapıyor. Bu da mesleki, akademik ve entelektüel gelişim için ne zaman ne de kaynak bırakıyor. Kahve içmek bile lüks; entelektüel gelişim araçları seçkin bir azınlığın tekelinde.”

Okay, üniversitelerde kamu kaynaklarının etkili kullanılmadığını, laboratuvar malzemeleri, güncel kütüphane kaynakları ve internet altyapısının yetersiz olduğunu ifade etti. Bazı üniversitelerde en büyük harcama kaleminin ikram ve ağırlama giderleri olduğunu da ekledi.

“Öğrenciler pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakılıyor”

Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şube Başkanı Burak Çetiner, kamu desteği olmadan üniversite eğitiminin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul’daki birçok üniversitenin yurt imkanı sunamadığını, yemekhane hizmetlerinin özelleştirilmesiyle öğrencilerin pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakıldığını belirtti.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İPA Başkanı Buğra Gökce, yazılı yanıtında, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret ederek şunları kaydetti:

“Gençler eğitimlerini yarıda bırakıyor. Her öğrenciye aylık asgari ücret kadar burs verilse, yıllık maliyet 25 milyar dolar olur. 19 Mart sürecinde 60 milyar dolar rezerv kaybettik.”

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de maliyetler artmış durumda. 2021’de 15-30 bin TL arasında olan TYT-AYT kurs ücretleri, 2025’te 100 ila 200 bin TL’ye çıktı. Özellikle merkezi semtlerdeki butik kurslar 200 bin TL’yi buluyor.

Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, özel kurs fiyatlarının denetimsiz olduğunu ve bazı işletmelerin yüksek kâr amacıyla fahiş fiyatlar talep ettiğini belirtti. Birçok ailenin borçlanarak bu ücretleri ödediğini ifade eden Yılmaz, devlet destekli ücretsiz hazırlık programlarının ve okullarda nitelikli kursların artırılması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Otomobil İthalatına Yeni Ek Vergi

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Avrupa Birliği (AB) ve Serbest Ticaret Anlaşması bulunan ülkeler dışındaki ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatına yeni ek vergiler getirildi.

Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak, bu ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatında, konvansiyonel ve hibrit (plug-in hariç) otomobiller için yüzde 25 veya en az 6 bin ABD doları (hangisi yüksekse), plug-in hibrit otomobiller için yüzde 30 veya en az 7 bin ABD doları (hangisi yüksekse), elektrikli otomobiller için yüzde 30 veya en az 8 bin 500 ABD doları (hangisi yüksekse) ek vergi uygulanacak. Geçiş süreci nedeniyle karar iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Ticaret Bakanlığı, alınan karara gerekçe olarak “Son dönemde dünya ticaretinde artış gösteren ve ülkemizi de yakından etkileyen ticaret savaşları ve artan korumacılık eğilimleri de dikkate alınarak, otomotiv sektörümüzün büyük ölçüde artan ithalatın baskısına ve haksız rekabete karşı gerekli tedbirlerle korunması ihtiyacı ortaya çıkmıştır” açıklamasında bulundu.

Bakanlığın yazılı açıklamasında “Bu çerçevede, artan ithalat baskısı karşısında, yerli üretimin pazardaki payını ve sektörün istihdamını korumak üzere, sektör ve tüketici faydası birlikte dikkate alınmak kaydıyla, binek otomobili ithalatında uygulanan mali yükümlülüklerde, konuyla ilgili tüm kurumlarımızla istişareler ve koordinasyon yapıldıktan sonra yeni bir düzenlemeye gidilmiştir” denildi.

Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararla binek otomobil, kozmetik ve alkollü içecekler dâhil bazı ABD menşeli ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergiler kaldırıldı.

ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergilerin kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Böylece 2018 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren düzenleme yürürlükten kaldırıldı. Buna göre; binek otomobil, kozmetik ve cilt bakım ürünleri, yaprak tütün ile alkollü içeceklerin yer aldığı ABD menşeli ürünlerin ithalatında ek vergi uygulanmayacak.

Ankara, 2018 yazında Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Türkiye’de tutuklu olan ABD’li papaz Andrew Brunson nedeniyle Washington’la yaşadığı gerilim sırasında söz konusu ürünlere ek vergi getirmişti. Alınan karar doğrultusunda bu ürünlerin ithalatında yüzde 100 ek vergi uygulanıyordu.

Bu ek vergiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 80’inci Genel Kurulu’na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD’nin New York kentine gittiği saatlerde kaldırıldı.

Ticaret Bakanlığı alınan kararla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “ABD’nin 2018 yılında çelik ve alüminyum ürünleri ithalatında uygulamaya koyduğu ilave vergiler üzerine, ülkemiz de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları çerçevesinde karşı tedbirler almış ve ABD menşeli bazı ürünlerde ek mali yükümlülük uygulamaya başlamıştı. Söz konusu tedbirler, ilerleyen dönemde tarafların attığı adımlara bağlı olarak güncellenmiş olmakla birlikte, halihazırda belirli oranlarda yürürlükte kalmaya devam etmekteydi.

Süreç aynı zamanda iki ülke arasında DTÖ’de de bir süredir değişik panellerde ve müzakerelerde değerlendiriliyordu. Gelinen aşamada, ABD ile yürütülen ve olumlu ilerleyen müzakereler ve Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması kapsamındaki danışmalar ve panel raporları çerçevesindeki istişareler neticesinde, ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek mali yükümlülükler sona erdirilmiştir.”

Paylaşın

MHP’de İstifa Depremi

MHP’li Sorgun İlçe Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini açıkladı. MHP ise Ekinci’nin parti ilkeleriyle bağdaşmayan davranışları nedeniyle listeden çıkarıldığını duyurdu.

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Milliyetçi Hareket Partili (MHP) Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu.

Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, istifa kararını kamuoyuna yaptığı bir açıklama ile bildirdi. Ekinci, kararının gerekçesini, “Son günlerde yaşanan gelişmelerin partime, camiama ve yıllardır yol yürüdüğüm dava arkadaşlarıma zarar vermemesi adına önemli bir karar almış bulunuyorum” ifadeleriyle açıkladı. Ekinci, bu kararla birlikte bağımsız bir belediye başkanı olarak devam edeceğini belirtti.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; Ekinci’nin istifa açıklamasının ardından MHP Genel Merkezi’nden de konuya ilişkin bir bilgilendirme yapıldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sadir Durmaz tarafından yapılan açıklamada, “Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, parti ilke ve politikalarımızla bağdaşmayan davranışları nedeniyle belediye başkanları listemizden düşürülmüştür” ifadeleri kullandı.

Paylaşın

Parkinson, Demansa Neden Olabilir Mi?

Genellikle hareket bozukluklarıyla karakterize edilen Parkinson hastalığı (PH) doğrudan bunamaya neden olmaz, ancak bazı hastalarda bilişsel bozukluklar ve demans gelişebilir.

Haber Merkezi / Araştırmalara göre, Parkinson hastalarının yaklaşık %20-40’ında zamanla demans gelişebilir. Bu risk, hastalığın süresi, yaş, genetik faktörler ve bilişsel rezerv gibi etkenlere bağlıdır.

Parkinson hastalığı (PH) doğrudan bunamaya neden olmaz, ancak bazı hastalarda bilişsel bozukluklar ve demans gelişebilir. Parkinson hastalığı demansı (PHD) veya Lewy cisimcikli demans (LBD) gibi durumlar, hastalığın ilerleyen evrelerinde ortaya çıkabilir.

Araştırmalara göre, Parkinson hastalarının yaklaşık %20-40’ında zamanla demans gelişebilir. Bu risk, hastalığın süresi, yaş, genetik faktörler ve bilişsel rezerv gibi etkenlere bağlıdır.

PHD genellikle hafıza, dikkat, problem çözme ve görsel-uzamsal yeteneklerde bozulma ile karakterizedir. Ancak, Alzheimer hastalığından farklı olarak, PHD’de hareket bozuklukları ön plandadır ve bilişsel belirtiler daha geç ortaya çıkar. Tedavi, semptomları hafifletmeye odaklanır ve ilaçlar, bilişsel terapi veya yaşam tarzı değişiklikleri içerebilir.

Parkinson hastalığı (PH), genellikle hareket bozukluklarıyla karakterize edilen, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.

Dopamin üreten beyin hücrelerinin kaybı nedeniyle ortaya çıkar ve titreme, kas sertliği, hareket yavaşlığı ve denge sorunları gibi belirtilere yol açar. Ayrıca uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete ve bazı hastalarda bilişsel sorunlar gibi motor dışı belirtiler de görülebilir.

Parkinsonun Nedenleri: Genetik faktörler, çevresel toksinler ve yaşlanma risk faktörleri arasındadır, ancak kesin neden tam bilinmemektedir.

Parkinsonun Tanısı: Nörolojik muayene ve semptomların değerlendirilmesiyle konur; spesifik bir laboratuvar testi yoktur.

Parkinsonun Tedavisi: Levodopa, dopamin agonistleri gibi ilaçlar, fizyoterapi ve ileri vakalarda derin beyin stimülasyonu (DBS) kullanılır. Tedavi semptomları hafifletir, ancak hastalığı tamamen durdurmaz.

Parkinsonun Bilişsel Etkileri: Önceki sorunuzda belirttiğim gibi, bazı hastalarda Parkinson hastalığı demansı (PHD) veya Lewy cisimcikli demans gelişebilir (%20-40 oranında).

Paylaşın

İngiltere, Kanada ve Avustralya Filistin’i Tanıdı

Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılmaya devam ediyor. İngiltere, Kanada ve Avustralya Filistin’i resmen tanıdı.

Haber Merkezi / Bu hamle, Gazze’de yaşanan insani kriz sürerken İsrail hükümeti üzerinde baskı oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.

Filistin devletinin varlığı, çoğunluğu on yıllar önce olmak üzere, 193 BM üyesinin yaklaşık 150’si tarafından kabul edilmiş durumda. ABD ve diğer Batılı ülkeler, uzun süredir devam eden Orta Doğu ihtilafını çözüme kavuşturacak nihai bir anlaşmanın Filistin devletini de içermesi gerektiğini savunarak bundan kaçındı.

İngiltere Başbakanı Kier Starmer, sosyal medya hesabından yayımladığı video mesajında “Ortadoğu’da büyüyen dehşet karşısında, barış ve iki devletli çözüm ihtimalini hayatta tutmak için harekete geçiyoruz. Bu yaşayabilir bir Filistin devletinin yanında güvenli ve İsrail demek ve şu an ikisine de sahip değiliz” dedi.

Daha sonra Filistin devletinin “tanınma zamanının geldiğini” vurgulayan Starmer, “Dolayısıyla bugün barış ve iki devletli çözüm umudunu canlandırmak için bu büyük ülkenin başbakanı olarak Birleşik Krallık’ın resmen Filistin devletini tanıdığını net bir şekilde duyuruyorum” dedi.

Starmer ayrıca bunun “Hamas için bir ödül olmadığını” çünkü ilanın aynı zamanda “Hamas’ın geleceği, hükümette ve güvenlik bir rolu olmayacağı anlamına geldiğini” vurguladı.

Kanada da Filistin devletini tanıyan ilk G-7 üyesi ülke oldu. Kanada Başbakanı Mark Carney “Kanada Filistin devletini tanıyor” dedi. Carney sosyal medya paylaşımında “Kanada Filistin devletini tanıyor ve hem Filistin devleti hem de İsrail devleti için barış dolu bir gelecek vaadini gerçekleştirmek için ortaklımızı sunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Avustralya’nın, bugünden itibaren bağımsız ve egemen Filistin Devleti’ni tanıdığını bildiren Başbakan Anthony Norman Albanese, “Avustralya böylece Filistin halkının hakkı olan ve uzun zamandır hedeflediği amaçlarını tanımaktadır.” ifadesini kullandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kanada ve Avustralya’nın kararını “terörü ödüllendirmek” şeklinde niteledi. Netanyahu, bu tür adımların Gazze’de ateşkesi ve rehinelerin serbest bırakılmasını zorlaştıracağını savunarak, “İsrail’in varlığını tehlikeye atan bir cihatçı devletin önünü açıyorlar” dedi.

Tanımanın Filistin açısından sonuçları ne ?

Filistin Devleti’nin İngiltere, Kanada ve Avustralya tarafından tanınması, otomatik olarak büyükelçiliklerin açılması ve büyükelçilerin değişimi anlamına gelmiyor. Gerçekte, diplomatik temsilin düzeyi daha çok devletler arasında aşama aşama müzakere edilecek.

Dolayısıyla üç ülkenin daha Filistin devletini tanımasının, Birleşmiş Milletler’deki statüsü üzerinde de hiçbir etkisi olmayacak. Filistin, 2012 yılından bu yana BM üyesi olmayan “gözlemci devlet” statüsüyle toplantılara katılıyor.

Filistin’in “üye devlet” statüsünün kabul edilmesine yalnızca Güvenlik Konseyi karar verebiliyor. Bu yöndeki bir öneri de masaya yatırılmış ve birkaç hafta önce Amerika’nın vetosu ile engellenmişti.

Bu nedenle Madrid, Dublin ve Oslo’nun, üçlü ve eşzamanlı tanınması, her şeyden önce siyasi bir jest. İsrailli liderlere, İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm fikrini yeniden teyit etmeleri yönünde bir mesaj.

Ayrıca bu güne kadar güney ülkeleri tarafından tanınan Filistin devletinin Oslo ve Dublin gibi kuzey başkentleri tarafından da tanıması önemli bir aşama olarak tanımlanıyor.

Paylaşın