Parmesanlı Kavrulmuş Karnabahar, Malzemeleri, Hazırlanışı

Parmesanlı kavrulmuş karnabahar, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 40 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

7 su bardağı karnabahar çiçeği (2 kilo)
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı İtalyan ekmek kırıntısı (115 gr)
½ çay kaşığı sarımsak tozu
½ çay kaşığı tuz
½ su bardağı rendelenmiş parmesan peyniri (55 gr)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Fırını 220˚F’ye (425˚F) önceden ısıtın.

Bir kaseye veya fermuarlı poşete karnabahar çiçeklerini ve zeytinyağını ekleyin ve tamamen birleşene kadar karıştırın, sarımsak tozunu, tuzu, galeta ununu ve Parmesan peynirini ekleyin, tamamen kaplanana kadar karıştırın.

Karnabaharı yağlanmış ve folyo kaplı fırın tepsisine yayın, 20 dakika pişirin, karnabaharı karıştırın ve 10 dakika daha pişirin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Sarımsaklı Domatesli Karidesli Makarna, Malzemeleri, Hazırlanışı

Akşam yemeği için henüz bir tarif bulamadınız mı? Sarımsaklı domatesli karidesli makarna, aradığınız ideal tarif olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 45 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

455 gr spagetti
3 yemek kaşığı zeytinyağı
455 gr karides, soyulmuş ve bağırsakları alınmış
2 çay kaşığı tuz
1,5 çay kaşığı kırmızı biber gevreği
1 küçük sarı soğan
8 diş sarımsak , ince kıyılmış, yaklaşık 3 yemek kaşığı

1 kg konserve doğranmış domates, fazla suyu boşaltılmış
1 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı kurutulmuş kekik
1 su bardağı kuru beyaz şarap (240 ml)
⅓ su bardağı taze maydanoz (10 gr), doğranmış
3 litre su, tuzlu

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

6 litrelik bir fırın kabına 4 litre tuzlu suyu orta-yüksek ateşte kaynatın, spagettiyi ekleyin ve al dente kıvamına gelene kadar yaklaşık 6-7 dakika pişirin, süzün ve kenara alın.

Fırın kabını ocağa alın ve orta ateşte 2 yemek kaşığı zeytinyağını ısıtın, karidesleri, tuzu ve ½ çay kaşığı kırmızı pul biberi ekleyin, tencerenin tabanına eşit şekilde yayın ve altları pembe ve hafif kahverengi olana kadar yaklaşık 45-60 saniye pişirin, karidesler pişene kadar çevirin ve işlemi tekrarlayın, karidesleri çıkarıp bir kenarda küçük bir kaseye koyun.

Ateşi orta-düşük seviyeye indirin ve gerektiği kadar tencereye 1 yemek kaşığı yağ ekleyin, soğan ve sarımsağı yağa ekleyin ve soğanlar yumuşayana kadar yaklaşık 3-5 dakika pişirin, sarımsağın yanmaması için sık sık karıştırın, küçük küp doğranmış domatesleri, kalan 1 tatlı kaşığı tuzu, şekeri, kalan 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biberi, kekiği ve beyaz şarabı ekleyin, karıştırın ve sosu kısık ateşte 5-10 dakika, sos koyulaşana kadar pişirin.

Karidesleri (ve biriken sularını) sosa geri koyun, maydanozu ekleyin ve karıştırarak yedirin, pişmiş spagettiyi tekrar tencereye ekleyin, her yeri eşit şekilde kaplanıp ısınana kadar karıştırın, ardından ocaktan alın, hemen servis edin. Afiyet olsun…

Paylaşın

MGK’dan Sekiz Maddelik Bildiri: “Terörsüz Bölge” Vurgusu

Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrası, başta Suriye’deki gelişmeler olmak üzere bölgesel konuların ağırlıkta yer aldığı, sekiz maddelik bildiri yayınlandı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Toplantının ardından yayımlanan sekiz maddelik bildiride şu ifadelere yer verildi:

PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla yürütülen faaliyetler ile son dönemde meydana gelen uluslararası gelişmeler hakkında Kurula bilgi sunulmuştur.

“Terörsüz Türkiye” istikametinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki faaliyetlerin de katkısıyla gelinen aşama değerlendirilmiş; milletimizin istikbalinin önündeki terör duvarının tamamen yıkılarak huzur, refah ve güven ikliminin daim kılınmasına yönelik güçlü irade teyit edilmiştir.

Müteakiben “terörsüz bölge” hedefiyle pekiştirilecek süreç dâhilinde, komşu coğrafyamızda da terörün hiçbir tezahürüne yer verilmeyeceği ve terör zemini üzerinden yayılmacılığa kati surette müsaade edilmeyeceği vurgulanmıştır.

Suriye’nin toprak bütünlüğü, birliği ve egemenliği ile Irak’ın güvenliği, istikrarı ve refahına tehdit teşkil eden aktörler ve meseleler değerlendirilmiş; komşularımızı bölgesel çatışmaların içine çekme gayretlerine karşı verilen mücadeleye olan desteğimizin artarak sürdürüleceğinin altı çizilmiştir.

İsrail Yönetimi’nin Gazze’de insani felakete ve açlıktan ölümlere yol açan gayrimeşru politikalarına dikkat çekilmiş; soykırımın durdurulmasının ve sorumluların hesap vermesinin tüm insanlığın müşterek mesuliyeti hâline geldiği belirtilerek, uluslararası kamuoyuna acilen harekete geçme ve Birleşmiş Milletler bünyesinde sergilenen iradeyi somutlaştırma çağrısında bulunulmuş; Türkiye’nin adil ve kalıcı bir barışın tesisine yönelik atılan her türlü müspet adıma katkı sunmaya devam edeceği ifade edilmiştir.

Millî davamız olan Kıbrıs meselesinde, Kıbrıs Türklerinin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statülerinin tanınmasına dayanan iki devletli çözüm modeline yönelik desteğimiz vurgulanarak, ülkemizin Ada’daki barış ortamını menfi etkileyebilecek her türlü adıma karşı kararlı duruşunu muhafaza edeceği kaydedilmiştir.

Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin mevcut durum değerlendirilmiş; savaşın yayılması riskine işaret eden hadiselerden duyulan endişe dile getirilerek, Türkiye’nin barışın tesisi için daha fazla sorumluluk üstlenmeye hazır olduğu ifade edilmiştir.

Ermenistan ile yürütülen normalleşme süreci görüşülmüş; Azerbaycan ile Nahçıvan arasında engelsiz ulaşımı mümkün kılarak, bölgedeki tüm ülkelerin menfaatine neticeler ortaya çıkaracak ulaştırma hattının önemi ve nihai barışın tesisi yönündeki irademiz vurgulanmıştır.

Bosna-Hersek’teki son gelişmeler ele alınmış; ülkenin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve anayasal düzenine olan desteğimiz teyit edilmiştir.

Paylaşın

İşsiz Sayısı 12 Milyonu Aştı

TÜİK verilerinden yararlanılarak yapılan hesaplamaya göre; mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı, 2025 yılının ağustos ayında 12 milyon 190 bin kişi oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (Eylül 2025) yayımladı.

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2025’te 12 milyon 190 bin kişi oldu.

Ağustos 2023’te 3 milyon 203 bin olan dar tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2024’te 3 milyon 38 bin, Ağustos 2025’te ise 3 milyon 44 bin oldu. Ağustos 2023’te 8 milyon 917 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2024’te 11 milyon 72 bine ve Ağustos 2025’te 12 milyon 190 bine yükseldi.

Ağustos 2024’te yüzde 27,5 olan geniş tanımlı işsizlik oranı Ağustos 2025’te yüzde 29,7’ye yükseldi ve son 1 yılda 2,2 puan arttı. Geniş tanımlı işsiz sayısında bir yıllık artış ise 1 milyon 117 bin oldu.

Ağustos 2025 itibarıyla yaklaşık 4 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor. 5,3 milyona kişi ise çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.

Raporda diğer bulgular özetle şöyle:

Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 39,2!

Ağustos 2025’te mevsim etkisinden arındırılmış HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 39,2 ile geniş tanımlı kadın işsizliği olmaya devam ediyor.

Gençlerde dar tanımlı işsizlik oranı 16 iken genç kadınlarda yüzde 22,7’dir.

Ağustos 2025’te yaklaşık 2,5 milyon işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 2,5 Trilyona Dayandı

Bireysel kredi kartı borçları rekor üstüne rekor kırıyor. Taksitli ve taksitsiz bireysel kredi kartı borçları, yüzde 30 artışla 2 trilyon 491 milyar liraya ulaştı.

Türkiye’de hane halkının ekonomik zorluklar nedeniyle borçlanma eğilimi hız kesmiyor. Nefes’in haberine göre, 2025 yılının Ocak ayında 3 trilyon 970.9 milyar lira olan toplam tüketici borçları, sekiz aylık süreçte yüzde 26 artışla 5 trilyon liraya ulaştı. Bu, vatandaşın borç yükünün sadece sekiz ayda 1 trilyon 35 milyar lira arttığı anlamına geliyor.

Toplam borç içindeki en hızlı yükseliş kredi kartlarında yaşandı. Taksitli ve taksitsiz bireysel kredi kartı borçları, yüzde 30 artışla 2 trilyon 491 milyar liraya ulaştı. Özellikle kısa vadeli ve yüksek faizli olan taksitsiz bireysel kredi kartı borcunun 1 trilyon 631 milyar liraya yükselmesi, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamak için zorunlu borçlanmaya yöneldiğini gösteriyor.

Vatandaşların borçlarını ödemekte zorlandığının en somut kanıtı, takipteki kredi miktarlarındaki fırlama oldu. Sekiz aylık süreçte takipteki krediler yüzde 54 gibi rekor bir artışla 199.5 milyar liraya çıktı. Takipteki krediler içinde en büyük artışın ise yüzde 60 ile yine bireysel kredi kartlarında görülmesi, ekonomik baskının hane halkı üzerindeki etkisini teyit ediyor. Tüketici kredileri de bu dönemde yüzde 22 artarak 2.5 trilyon liraya çıktı.

Tüketicinin yaşadığı bu zorluğun aksine, bankacılık sektörü kârlılıkta rekor kırdı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, bankacılık sektörünün net kârı, yılın ilk sekiz ayında 563.4 milyar liraya ulaştı.

Paylaşın

Yatmadan Önce Bir Bardak Zerdeçallı Süt İçmek İçin 10 Neden

Zerdeçallı süt, namı diğer “altın süt” (golden milk), zerdeçalın güçlü antioksidan ve anti – enflamatuar bileşeni kurkumin ile sütün besin değerlerinin birleşiminden oluşan geleneksel bir içecektir.

Haber Merkezi / Özellikle Ayurvedik tıpta uzun süredir kullanılan bu karışım, bağışıklık sistemini desteklemek, sindirimi rahatlatmak ve genel sağlığı iyileştirmek için önerilmektedir. Düzenli tüketildiğinde (örneğin yatmadan önce bir bardak), vücuda pek çok fayda sağlamaktadır.

İşte zerdeçallı sütün başlıca faydaları:

Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: Zerdeçalın antibiyotik ve antimikrobiyal özellikleri, enfeksiyonlara karşı vücudu kormaktadır. Sütle birleştiğinde solunum yolu hastalıkları (astım, bronşit) gibi rahatsızlıklara iyi gelir ve vücut ısısını dengeleyerek ciğer tıkanıklıklarını açmaktadır.

Sindirim Sağlığını Destekler: Gaz, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarını azaltmaktadır. Zerdeçal, sindirimi kolaylaştırırken sütün kalsiyumu bağırsak sağlığını korumaktadır. Özellikle laktoz hassasiyeti olanlarda mideyi yatıştırıcı etki göstermektedir.

Cilt Sağlığını İyileştirir: Yoğun antioksidan içeriği sayesinde serbest radikalleri nötralize ederek, ölü hücreleri yeniler ve cildin parlaklığını artırmaktadır. Akne, yaşlanma belirtileri ve cilt iltihaplarını önlemektedir.

Eklem ve Kas Ağrılarını Hafifletir: Anti-enflamatuar etkisiyle artrit, kireçlenme ve spor sonrası kas yorgunluğunu azaltmaktadır. Kurkumin, hücre yenilenmesini hızlandırarak eklemleri korumaktadır.

Uyku Kalitesini Artırır: Yatmadan önce içildiğinde rahatlatıcı etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırarak, derin uyku sağlamaktadır. Stresi azaltarak zihinsel dinginlik vermektedir.

Kalp ve Damar Sağlığını Korur: Kolesterolü dengeleyerek, kan dolaşımını iyileştirir ve kalp hastalıkları riskini azaltmaktadır. Karaciğeri toksinlerden arındırarak genel dolaşımı desteklemektedir.

Kanser Riskini Azaltır: Anti-enflamatuar özellikleri sayesinde meme, cilt, akciğer ve kolon kanserlerini yavaşlatmaktadır. DNA hasarını önleyerek hücreleri korumaktadır.

Kilo Kontrolüne Yardımcı Olur: Yağ yakımını hızlandırır ve metabolizmayı desteklemektedir. Düşük kalorili bir içecek olarak diyetlerde yer alabilir.

Beyin Sağlığını Destekler: Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların ilerlemesini engelleyebilir. BDNF (beyin türevi nörotrofik faktör) seviyesini yükselterek hafızayı güçlendirmektedir.

Kanı Temizler ve Detoks Etkisi Yaratır: Toksinleri atar, kanı yeniler ve karaciğer fonksiyonlarını iyileştirmektedir.

Basit Bir Tarif:

Malzemeleri: 1 bardak süt (bitkisel süt de kullanılabilir), 1 çay kaşığı toz zerdeçal, bir tutam karabiber (kurkumin emilimini artırır), isteğe göre bal veya tarçın.

Hazırlığı: Sütü ısıtın, zerdeçal ve karabiberi ekleyip karıştırın. Kaynamadan önce ocaktan alın, bal ekleyin ve ılık tüketin.

Not: Faydalar bireysel farklılık gösterebilir. Hamileler, safra kesesi sorunu olanlar veya ilaç kullananlar doktora danışmalıdır. Günlük 1-2 çay kaşığı zerdeçal yeterlidir; aşırı tüketim mide rahatsızlığına yol açabilir.

Paylaşın

“Mestizo” Kimliği

Mestizo kimliği, Latin Amerika’nın tarihsel ve kültürel karmaşıklığının bir yansımasıdır. Hem birleştirici bir unsur hem de tartışmalı bir kavram olarak, bölgedeki sosyal, politik ve kültürel dinamikleri anlamak için önemli bir anahtardır.

Haber Merkezi / “Mestizo” kimliği, özellikle Latin Amerika bağlamında, Avrupa (genellikle İspanyol veya Portekiz) ve yerli halkların (Amerika’nın yerli kabileleri) karışımından oluşan melez bir etnik ve kültürel kimliği ifade etmektedir.

İspanyolca’da “karışık” anlamına gelen terim, kolonyal dönemde, farklı ırkların birleşiminden doğan bireyleri tanımlamak için kullanılmıştır. Günümüzde “mestizo” kimliği, Latin Amerika’daki birçok toplumda hem etnik hem de kültürel bir kategori olarak önemli bir yer tutmaktadır.

Mestizo kimliği, biyolojik olarak Avrupa ve yerli kökenlerin karışımını ifade etse de, daha çok kültürel bir kimliktir. Bu kimlik, İspanyolca veya Portekizce gibi Avrupa dilleriyle birlikte yerli diller, gelenekler, yemekler, müzik ve diğer kültürel unsurların birleşimini yansıtmaktadır.

Mestizo kimliği, 16. yüzyılda başlayan İspanyol ve Portekiz kolonizasyonu sırasında, Avrupalı sömürgecilerle yerli halklar arasındaki evlilikler ve ilişkiler sonucunda ortaya çıkmıştır. Kolonyal dönemde, “mestizo”lar sosyal hiyerarşide genellikle yerli halklardan daha yüksek, ancak saf Avrupalılar’dan daha düşük bir konuma sahiptiler.

Meksika, Peru, Bolivya, Kolombiya gibi Latin Amerika ülkelerinde mestizo kimliği, ulusal kimliğin temel bir parçası haline gelmiştir. Örneğin, Meksika’da “mestizaje” (melezleşme) kavramı, ulusal birliği ve kültürel çeşitliliği yüceltmek için kullanılmıştır.

Günümüzde mestizo kimliği, sadece etnik bir kategori olmaktan çıkıp, daha geniş bir kültürel ve sosyal aidiyet anlamı taşımaktadır. Birçok Latin Amerikalı, kendilerini mestizo olarak tanımlasa da, bu kimlik bölgesel ve kişisel farklılıklar göstermektedir.

Mestizo kimliği, bazı toplumlarda birlik ve çeşitliliği simgelerken, bazılarında ise yerli halkların asimilasyonu ve kültürel kimliklerinin bastırılmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle, mestizaje kavramı, özellikle yerli hareketler tarafından eleştirel bir şekilde değerlendirilmektedir.

Örneğin, “Mestizaje”, Meksika’da ulusal kimliğin temel taşlarından biridir. Jose Vasconcelos’un “La Raza Cósmica” (Kozmik Irk) kavramı, mestizo kimliğini yücelten bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır.

Peru ve Bolivya’da ise Mestizo kimliği, yerli Quechua ve Aymara kültürleriyle İspanyol kültürünün birleşimini yansıtır, ancak yerli kimlikler hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Paylaşın

Mao Zedong’un “Çelişki Üzerine” Eserinin Marksist Eleştirisi

Mao Zedong’un 1937 yılında yazdığı “Çelişki Üzerine”, Marksist diyalektik üzerine bir deneme olarak, Çin Komünist Partisi içindeki dogmatik eğilimlere karşı geliştirilmiş bir metindir.

Haber Merkezi / Diyalektik materyalizmin temel yasası olarak “zıtların birliği ve mücadelesi”ni ele alan eser, çelişkilerin evrenselliği, özgüllüğü, ana ve ikincil yönleri gibi kavramları işlemektedir.

Mao, bu çalışmayı Lenin’in diyalektiğe dair yorumlarından yola çıkarak kaleme almış, Çin Devrimi’nin pratik ihtiyaçlarını karşılamak üzere uyarlamıştır.

Ancak, eser Marksist gelenek içinde hem övgü hem de sert eleştirilere konu olmuştur. Özellikle Troçkist, Hegelyen – Marksist ve Sovyet revizyonizmi karşıtı akımlar, Mao’nun yaklaşımını diyalektiğin özüne ihanet olarak görmüştür.

Mao, eserinde diyalektiğin “çelişki yasası” üzerine odaklanmıştır:

Çelişkilerin Evrenselliği: Her şeyde (doğa, toplum, düşünce) çelişkiler vardır; bunlar gelişimin itici gücüdür. Mao, Lenin’den alıntı yaparak diyalektiği “nesnelerin özündeki çelişkiyi inceleme” olarak tanımlamıştır.

Çelişkilerin Özgüllüğü: Her çelişki benzersizdir; genel yasalar, somut duruma uyarlanmalıdır. Mao, dogmatizmi eleştirerek, “çelişkinin özgüllüğünde evrensellik yatar” demiştir.

Ana ve İkincil Çelişkiler: Bir süreçte birden fazla çelişki vardır; ana çelişki (örneğin kapitalizmde proletarya – burjuvazi) diğerlerini belirler, ancak duruma göre değişebilir. Mao, emperyalizm örneğiyle, ulusal çelişkilerin sınıf çelişkilerini geçici olarak gölgede bırakabileceğini savunmuştur.

Zıtların Birliği ve Mücadelesi: Çelişkiler hem bir arada var olur hem de mücadele etmektedir; bu, antagonistik (düşmanca, örneğin sınıf düşmanları arası) ve non – antagonistik (halk içi, tartışmayla çözülen) olarak ayrılmıştır.

Bu tezler, Mao’yu “Çin’e özgü Marksizm” (Maoizm) geliştiren bir teorisyen olarak konumlandırmıştır. Ancak, Marksist eleştirmenler, bu yaklaşımın diyalektiği basitleştirdiğini, pragmatizme kaydırdığını ve sınıf mücadelesini sulandırdığını iddia etmişlerdir.

Mao’nun eseri, Marksizmin diyalektik geleneği (Hegel-Marx-Lenin) içinde şu açılardan eleştirilir:

Teorik sapmalar,
Pratik uygulamalardaki tutarsızlıklar,
Sınıf mücadelesine etki.

Diyalektiğin Basitleştirilmesi ve Metafizik Sapma: Mao, diyalektiği “çelişki” kavramıyla aşırı genelleştirmiştir; bu, Hegel’in “tez – antitez – sentez”ini veya Marx’ın “üretim güçleri – ilişkileri” diyalektiğini sulandırmıştır. Hegelyen – Marksistler, Mao’nun çelişkileri “sıradan zıtlık” (örneğin atomdaki proton – elektron) olarak ele almasını eleştirmişlerdir: Bu, diyalektiğin “yapısal zorunluluk” özünü (Marx’ta sınıf sömürüsü) metafiziğe indirgemektir.

Örneğin, Mao’nun “her şeyde çelişki” vurgusu doğru olsa da, Marx’ta çelişki tarihsel – toplumsaldır; Mao ise bunu evrensel bir “mantık” yapmıştır. Bu durum pratikte dogmatizme kapı aralamaktadır (örneğin “iki çizgi mücadelesi” tezi).

Sınıf Mücadelesinin Erteleme ve Oportunizm: Eserin en tartışmalı yanı, ana çelişkinin “duruma göre” değişebileceğidir. Marx’ta temel çelişki ekonomiktir (Kapital: sermaye – emek); Mao ise emperyalizmi “ana” kılarak, burjuvaziyle ittifaka (Yeni Demokrasi) zemin hazırlamıştır.

Bu, 1949 Devrimi’nde Kuomintang ile yapılan ateşkesi haklı göstermiştir ama sınıf çelişkilerini keskinleştirmiştir. Troçkistler, bunu “sınıf mücadelesini yatıştırma” olarak görmüşlerdir: Mao, emperyalizme karşı “Ulusal Cephe”yi abartarak, proletarya hegemonyasını köylü ittifakına feda etmiştir.

Pratikte, bu Büyük Atılım (1958) ve Kültür Devrimi’nde (1966) bürokratik kaosa yol açmıştır; çelişkiler “halk içi” sayılırken, gerçek sınıf antagonizmi bastırılmıştır.

Antagonizm Kavramı ve Devrimci Şiddet: Mao’nun antagonistik / non-antagonistik ayrımı (1957’de Halk Arasındaki Çelişkilerin Doğru Ele Alınması Üzerine’de geliştirilir), sınıf düşmanlarını “eğitimle” dönüştürme illüzyonu yaratmaktadır.

Lenin’de antagonizm (devrimci şiddet) zorunludur; Mao ise bunu “tartışma”ya indirgeyerek, bürokrasiyi korumuştur. Enver Hoca gibi anti – revizyonistler, bunu “kapitalist restorasyona kapı açma” olarak eleştirmiştir: Çin’de burjuvazi “halk” sayılırken, sınıf mücadelesi sönümlenmiştir.

Türk Marksistlerin de eleştirileri benzer özellik taşımaktadır: Mao, çelişkileri “parti içi mücadele” için kullanmış, devrimci programı sulandırmıştır.

Teorik Katkı ve Revizyonizm: Slavoj Zizek gibi düşünürler, eseri “değerli ama regresif” bulmuşlardır: Mao, dogmatizmi eleştirirken kendi dogmasını yaratmıştır.

Sovyet eleştirmenler, Mao’yu “ekonomizmi reddeden voluntarist” olarak görmüşlerdir; bu, Kruşçev revizyonizmine karşıtken, yeni bir “Maoist revizyon” doğurmuştur.

Pratikte, eser Çin Devrimi’ni başarıya taşısa da 1978 sonrası Deng reformlarını (Deng Xiaoping) engelleyememiştir; çelişkiler sadece teoride kalmıştır.

Paylaşın

DEM Partili Temelli: Dezenflasyon Programı Başarısız

İktidarın ekonomi politikalarına ilişkin sert eleştirilerde bulunan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, 30 aylık dezenflasyon programının başarısız olduğunu söyledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği uzun açıklamada 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama döneminin niteliğinin geçmiş dönemlerden farklı olması gerektiğini vurguladı.

Basın toplantısında konuşmasının büyük bölümünü Meclis’in sorumluluklarına, Kürt meselesinin demokratik çözümüne, yargı ve infaz düzenlemelerine, bütçe önceliklerine ve dış politika yaklaşımına ayıran Temelli, DEM Parti’nin bu süreçte nasıl bir rol üstleneceğini ayrıntılarıyla anlattı.

Konuşmasına Prof. Dr. İsmail Beşikçi’ye geçmiş olsun dilekleriyle başlayan Temelli, Beşikçi’nin Türkiye bilim ve sosyolojisi açısından önemine ve 1990’ların karanlığına karşı direnişine dikkat çekti. “Kürt halkının çok önemli bir dostu” olarak tanımladığı Beşikçi’nin sağlık durumunun olumlu seyrettiğini söyleyerek, “bir an önce aramıza dönmesini diliyoruz” ifadelerini kullandı. Bu giriş, konuşmanın tonu ve yönü açısından Temelli’nin tarihsel hafıza, hak arama ve bilimsel miras vurgusunu öne çıkardı.

Temelli, geçen yıl 1 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin uzattığı elin ardından başlayan siyasi atmosferi hatırlatarak, bu yıl Meclis’in “başka bir yasama yılı” olması gerektiğini savundu. “Geçmişte gerilimden ve çatışmadan beslenen bir siyasetin artık son bulması gerektiğine inanarak o eli kabul ettik” diyen Temelli, yeni dönemde Meclis’in demokratik teamülleri içselleştiren, kuvvetler ayrılığını koruyan, denge-denetleme mekanizmalarını etkinleştiren bir yapıya dönüşmesi gerektiğini yineledi.

Temelli, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın yayımladığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, PKK’nin kongre süreci ve 11 Temmuz’daki silah yakma töreninin tarihi önemini vurguladı. Bu üç gelişmeyi “tarihin yörüngesini değiştiren” adımlar olarak niteleyen Temelli, manifestonun ve kongrenin ortaya koyduğu iradenin Meclis tarafından dikkate alınması gerektiğini söyledi: “Kürt meselesi demokratik yöntemle çözülmelidir.”

Komisyon çalışmalarına ilişkin değerlendirmesinde Temelli, dinleme süreçlerinin kapsamlı olduğunu ancak yöntem ve uygulamada eksiklikler bulunduğunu belirtti. “Komisyona gelen tüm kesimler farklı görüşlere sahip olsalar da ortak bir yerde buluştular; bir mutabakat ortaya çıktı: Kürt meselesi demokratik yöntemle çözülmeli” diyerek, çıkan tespitlerin raporlaşmasının önemli bir adım olduğunu, ancak bunun Meclis’in yasama gündeminde somutlaşması gerektiğini söyledi.

Temelli, yeni dönemin önceliklerinden birinin “Demokratik Entegrasyon Yasaları” olduğunu söyledi. İsimlendirmede farklı tercihler olabileceğini kabul eden Temelli, “Çözüm Yasası”, “Geçiş Süreci Yasası” gibi adlandırmalar tartışılsa da, içerik ve amaç ne olursa olsun bu tür düzenlemelerin gecikmeksizin çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Yargıya dair taleplerini de detaylandıran Temelli, şu noktaları öne çıkardı:

İnfaz Kanunu, TCK ve TMK’da yapılacak düzenlemeler ile cezaevlerindeki adaletsizliklerin giderilmesi;
Siyasi tutsakların, hasta tutukluların serbest bırakılması;
Eş Genel Başkanlar dahil olmak üzere siyasi mahpusların durumunun bir an önce çözüme kavuşturulması.

“Bu konuda gecikmeye mahal yok” mesajını veren Temelli, toplumun beklentisinin büyük olduğunu; milyonlarca insanın mağduriyetine son vermek için yargı paketlerinin peşi sıra Meclis gündemine gelmesi gerektiğini söyledi.

Temelli, sürecin merkezinde İmralı’nın bulunduğunu vurguladı: “Meclis bir an önce Başmüzakereci Öcalan ile görüşme zeminini yaratmalıdır.” Temelli, bu muhataplığın sürecin hızlanması ve güvence altına alınması bakımından belirleyici olduğunu savundu ve komisyondan bu konunun gündeme alınmasını ısrarla talep ettiklerini belirtti. Ayrıca Meclis’in vesayetçi, güvenlikçi zihniyetten arındırılması çağrısında bulundu.

Temelli, yaklaşan bütçe tartışmalarına dair somut taleplerini yineledi: “Yoksullukla mücadele eden, halka kaynak ayıran bir bütçe istiyoruz.” Mevcut bütçe anlayışını eleştirerek, kaynakların savaş sanayisine, sermayeye rant sağlayan projelere ayrılmasını sert biçimde eleştirdi. Eğitim, sağlık, yurt sorunu ve üniversite öğrencilerinin barınma gibi alanlarda yaşanan sorunlara dikkat çekti; “Barışın bütçesini var etmek demek yoksullukla mücadele etmektir” ifadelerini kullandı. Temelli, “Bu dönemin bütçesi artık bu olmalıdır” diyerek iktidarı ve Meclis çoğunluğunu halk öncelikli bir bütçe tasarısı hazırlamaya davet etti.

“Dezenflasyon Programı başarısız”

Ekonomik politikalara ilişkin sert eleştirilerde bulunan Temelli, 30 aylık Dezenflasyon Programı’nın başarısız olduğunu savundu. Programın esasen emekçileri ve emeklileri hedef aldığı, enflasyon ve geçim sıkıntısının sürdüğü görüşünü dile getirdi. TÜİK verilerine yönelik eleştirilerini yinelerken, hayat pahalılığına karşı “halk için barış bütçesi”nin çözüm olacağını belirtti.

Temelli, Gazze’deki insani krize ilişkin acil taleplerini tekrar etti: “Derhal silahların susması, insani yardımın ulaştırılması ve Filistin halkının korunması” önceliğidir. Barış planlarının ve anlaşmaların mükemmel olmadığını kabul eden Temelli, kalıcı çözümler için Filistin halkının gerçek muhatap alınmasının şart olduğunu söyledi. Suriye politikalarında da demokratik çözümün önemini vurgulayan Temelli, Türkiye’nin Ortadoğu’ya adil, bölge halklarının çıkarını gözeten bir pencereden bakması gerektiğini kaydetti.

Konuşmasını bitirirken Temelli, Meclis’e yönelik şu çağrıyı yineledi: “Muhalefetiyle ve iktidarıyla birbirini anlayan, müzakere edebilen; toplumun beklentilerini karşılayan bir yasama yılı hepimizin ortak talebidir. Bunun yolu kavga değil, ortak iradeden geçer.” Temelli, DEM Parti’nin Meclis’te bu hedefler doğrultusunda yerini alacağını ve müzakereden vazgeçmeyeceklerini bildirdi.

Paylaşın

CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne Operasyon: 16 Gözaltı

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik “rüşvet” soruşturması kapsamında 16 kişi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı da bulunuyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik “rüşvet” soruşturması kapsamında altıncı dalga operasyonu düzenlendi. Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalyaspor Kulübü arasında imzalanan protokollerde usulsüzlük ve yolsuzluk iddiasına ilişkin haklarında gözaltı kararı verilen 20 şüpheliden 16’sı gözaltına alındı.

Şüpheliler arasında Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı M.G., iş insanları B.Ö. ve R.K. de bulunuyor. B.Ö.’nün aynı zamanda hafriyat şirketinin ortaklarından biri olduğu öğrenilirken, R.K. ise şirketlerine konkordato talep etmişti.

1 milyar liralık hafriyat gelirinin, makbuz karşılığı kulüp kasasına girmesi gerekirken, farklı hesaplara yönlendirildiği öne sürüdü. CİMER’e yapılan şikayetlerin ardından başlatılan soruşturma kapsamında, belediye yetkisi kullanılarak yapılan resmî ve gayriresmî ödemelerin olduğunun belirlendiği ifade edildi. Aksu, Muratpaşa, Konyaaltı, Kepez ve Döşemealtı ilçelerinde yapılan hafriyat ödemelerinin, Antalyaspor Kulübü’nün kasasına aktarılmadığının tespit edildiği kaydedildi.

Antalyaspor’un maçlarını oynadığı stadyumun altında yer alan Antalya Hafriyat Denetim ve Depolama İşletmeciliği ofisinin kapısı polis eşliğinde çilingir tarafından açılıp, arama yapıldı. Kulüp binasında da arama yapılırken, dört şüphelinin gözaltına alınmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Antalyaspor Kulübü Başkanı Mustafa Ergün, kendilerinden hafriyatla ilgili bazı belgelerin istendiğini ve o belgeleri teslim ettiklerini, mevcut yönetimden hiç kimsenin gözaltına alınmadığını söyledi.

Paylaşın