Etli Pilav, Malzemeleri, Hazırlanışı

Etli Pilav; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Pilavlık pirinç
  • Et
  • Tereyağı ve sıvı yağ
  • Tuz

Hazırlanışı;

Öncelikle pilavlık baldo pirinç yarım saat kadar tuzlu ılık suda beklemeye bırakılır. Etli pilav yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli konu etin yumuşak olmasıdır. Bu sebeple tercihen kuzu eti kullanabilirsiniz veya dana etiyse de sinirsiz ve yumuşak bir et vermesini isteyebilirsiniz.

Kuşbaşı doğranmış etler pilav tenceresine alındıktan sonra kısık ateşte kapağı kapalı bir şekilde pişmeye bırakılır. Etler önce suyunu salacaktır, arada karıştırıp etin kendi suyunda biraz pişmesi sağlanır. Etler suyunu çektikten sonra tereyağı ve sıvı yağlar eklenip birkaç dakika etler kavrulur.

Daha sonra suyu süzülen ve güzelce yıkanan pirinçler ilave edilir. 1-2 dakika kavrulduktan sonra tuzu ayarlanır ve pilavın suyu (sıcak su olacak) ilave edilir. Tencerenin kapağı kapatılır. Önce yüksek ateşte üzeri göz göz olmaya başlayana kadar pişirilir. Ardından en kısık ateşe alınarak suyunu tamamen çekmesi beklenir.

Daha sonra ocak kapatılarak üzerin bir havlu kağıt kapatılır ve pilavın demini alması için en az 10-15 dakika bekletilir. Şimdiden afiyet olsun 🙂 Etli pilav tarifini kişi sayısına göre artırarak her zaman hazırlayabilirsiniz.

Paylaşın

Etli Topalak, Malzemeleri, Hazırlanışı

Etli Topalak; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Et
  • Bulgur
  • Yumurta
  • Nohut
  • Margarin
  • Maydanoz, un, soğan, tuz, salça

Hazırlanışı;

Geniş bir kabın içine eti, bulguru, yumurtayı ince kıyılmış maydanozu, unu, soğanı, tuzu ve baharatları koyup köfte hazırlar gibi iyice yoğrulur. Macun haline gelince ufak ufak yuvarlaklar yapılır.

Diğer tarafta genişçe bir tencereye iki yemek kaşığı margarini eritip içine bir kaşık un konup kavrulur. Salçasıda konduktan sonra nohutta katılarak 6-7 bardak sıcak su veya etsuyu konur. Kaynadıktan sonra diğer tarafta bekleyen etli malzememizi tencereye boşaltır. 15-20 dakika hafif ateşte pişirilir.

Paylaşın

Yoğurt Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Yoğurt Çorbası; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Pirinç
  • Yumurta
  • Yoğurt
  • Un, tuz, nane, tereyağı

Hazırlanışı;

Pirinci 3 su bardağı su ile ateşe koyun. Yumuşayana kadar haşlayın. Ayrı bir kapta yumurta, yoğurt, un ve 1 su bardağı suyu iyice çırpın. (Kıvama göre biraz daha su ekleyebilirsiniz)

Tenceredeki sıcak pirinç haşlama suyuyla ılıştırın. Bir yandan da karıştırarak tencereye ilave edin. Karıştırmayı sürdürerek bir taşım kaynatın. En son tuzunu ilave edin. Tereyağını kızdırıp naneyi ekleyin.

Hemen ateşten alın. Dilerseniz naneli yağı yayla çorbasına katın, karıştırın. Dilerseniz çorbayı tabaklara olduğu gibi koyun, üzerine naneli yağı gezdirin.

 

Paylaşın

Kars’ın savunma hatları ‘Tabyalar’

Kars, Anadolu’nun Kafkasya’ya açılan kapısı konumundadır. Bundan dolayı Anadolu’ya Kafkasya’dan gelen saldırıların ilk olarak karşılandığı yer Kars ve çevresi olmuştur. Bu saldırılara karşı koymak içinde Kars bölgesinde Tabyalar inşaa edilmiştir.

Kars’ta 23 tabya bulunmakta olup, bunlardan 14’ü büyük ölçüde tahrip olmuş ve 10 tanesi de iyi bir durumda günümüze ulaşmıştır.

Kars Tabyalarının belli başlıları; İnönü Tabyası, Karadağ Tabyası, Hafız Paşa Tabyası, Arap Tabyası, Gaziler Tabyası, Kerim Paşa Tabyası, Kanlı Tabya, Cenup Tabyası, Çukur Tabya, Fevzi Paşa Tabyası, Hüseyin Paşa Tabyası, Kerim Paşa Tabyası, Thomson Tabyası, Dik Tabya, Veli Paşa Tabyası, Şimendifer Tabyası, Çakmak Tabyası, Çifte Gögüs Tabyası, Muhlis Paşa Tabyası, Churcil Tabyası, Süvari Tabyası ve bugün üzerinde Veteriner Fakültesi’nin bulunduğu Çim Tabya’dır.

Tabya kelimesi Arapça Ta’biye kelimesinden türemiştir. Askeri bir terim olarak “hazırlık, donatma, yığma” anlamında, yerli yerine koyup tertip etme şeklinde tarif edilebilir.

Tabya; içerisinde değişik sayıda askeri kuvvetleri barındırmak için etrafı savunma mevzileri ile çevrilmiş, içerisinde kışla, cephanelik, eğitim ve toplanma yerleri ile hazır kıta mahalleri, depo ve camii binalarından oluşan taş, kagir, beton veya demirli betondan inşa edilmiş kapalı mevzilere verilen isimdir.

Eski çağın sonları ile Ortaçağ döneminde büyük kalelerin yakınlarında küçük savunma kule ve mevzilerinin yapılması ile başlayan tabyaların asıl gelişimi Yeniçağda olmuştur. Ateşli silahların vurma gücü artarken, kuşatma yapan orduların kuşatma süresini uzatmak için silah, cephane ve erzak ihtiyaçlarını kısa sürede tamamlayabilmeleri savunma yapılan şehirlerde daha büyük oranda tahkimat yapma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle özellikle sınırlarda bulunan yerlere, ülkemizde ise ( Kars, Edirne, Erzurum, Çanakkale gibi ) şehirlerde Tabyalar yapılmaya başlanmış ve savunma savaşlarında bu tabyalar askeri zaferlerin kazanılmasında önemli rol oynamışlardır.

Kars Tabyaları’nın Tarihi

Osmanlı Padişahı III. Murad’ın emriyle Kars’a 100 bin kişilik ordusuyla gelen Lala Mustafa Paşa 1579 tarihinde şehre yapılan İran saldırılarını durdurarak eyalet merkezi haline getirilen Kars’ta yeni bir imar çalışması başlatmıştır. Bu imar çalışmaları sırasında yıkılan Kars kalesi yeniden yapılmış, kale ile birlikte 9 cami, 1 taş köprü, Beylerbeyi sarayı ile birlikte Kars kalesinin batısında şimdiki Sukapı mahallesi ile Çakmak kışlanın birleştiği yerde Temur Paşa tabyasını yaptırmıştır. Kars’ın ilk tabyası olarak bilinen kule ve savunma mevzilerinden oluşan bu tabya şehri güneyden ve batıdan gelebilecek İran saldırılarına karşı 17. yüzyıl sonuna kadar savunmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunun 1699 tarihinde imzaladığı Karlofça Antlaşmasından sonra devletin doğu sınırlarında yeni savunma sistemleri oluşturmak amacıyla 1734 tarihinden başlayarak şehri doğudan Ruslara karşı, güneyden İran’a karşı savunacak tahkimatlar ( Tabyalar ) oluşturulmaya başlanmış ve 19. yüzyıl sonuna kadar bu çalışmalar devam etmiştir. 1734-1878 tarihleri arasında 154 yıl boyunca Kars şehrini düşman saldırılarından korumak amacıyla toplam 46 adet tabya yaptırılmış, bu tabyalar özellikle Rus saldırılarına karşı devletin doğu sınırlarının korunmasını sağlamıştır.

Başbakanlık Osmanlı arşivleri Askeriyye 13221 no’lu belge 1739 tarihinde Kars Kalesinin savunulması amacıyla şehirde 3 tabyanın yaptırılması için 15 bin Kuruş tutarındaki tahsisatın Erzurum Beylerbeyliğine gönderilmesi, Kars tabyaların devlet eliyle yaptırıldığını gösterdiği gibi bu belge aynı zamanda şehirdeki tabyaların bu tarihten itibaren inşa edilmeye başlandığını da göstermektedir. 1734 yılında İran Şahı II. Tahmasb döneminde İran orduları tarafından Kars’a yapılan saldırılar 18. yüzyıl boyunca devam etmiş, daha sonra 1806-1828-1855 ve 1877 Rus saldırılarını karşılamak için Padişah III. Selim ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde şehri savunmak için yoğun bir tabya yapımına girişilmiştir.

Yapılması ve savunma hatları Kars şehrinin coğrafi yapısına göre oluşturulan ve 1734-1878 tarihleri arasında yaptırılan 46 adet tabyadan 24 tanesi ya tamamen tahrip olmuş ya da sadece savunma mevzileri günümüze kadar ulaşabilmiştir. Diğer 12 tabya ise halen askeri denetim altında bulunmaktadır. Geriye kalan 10 adet tabyadan 5 tanesi önemli ölçüde zarar görmüş, 5 tabya ise günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmıştır. Karadağ Tabya, Arap Tabya, Kanlı Tabya, Kerim Paşa Tabya ve Süvari Tabya isimleri ile bilinen bu tabyalar yapılacak onarım ve restorasyon çalışmalarından sonra turizme açılabilecek tabyalardır.

Kanlı Tabya

Şehri güneyden gelebilecek İran saldırılarına karşı savunmak amacıyla yaptırılmıştır. Savunma merkezi ve tahkimatı daha sonra 1805-1806 yıllarında Sultan III. Selim döneminde güçlendirilerek bugünkü kışla binası da yine bu dönemde inşa ettirilmiştir.

1734-1739 tarihleri arasında Padişah I. Mahmud döneminde şehri güneyden gelebilecek İran saldırılarına karşı savunmak amacıyla yaptırılmıştır. Savunma merkezi ve tahkimatı daha sonra 1805-1806 yıllarında Sultan III. Selim döneminde güçlendirilerek bugünkü kışla binası da yine bu dönemde inşa ettirilmiştir. Yaklaşık 500 askeri ( bir tabur ) barındırabilecek kapasitesi bulunan Tabya özellikle 1827-1828 Osmanlı-Rus savaşında çok çetin çarpışmalara sahne olmuş, Tabyanın adı Büyük Tabya iken halk tarafından Kanlı Tabya olarak anılmaya başlanmıştır. Kanlı Tabya istihkâmı “ Boynuz Tabya” şeklindeki asıl mevzilerle onun ilerisinde 500 metre batısında yapılan 2 adet savunma mevzisinden meydana gelmiştir.

Kanlı Tabyanın Planı;

  • Kışla Binası
  • İçtima Alanı
  • Hendek
  • Savunma Merkezi

Şanlı tarihimizin önemli tanıklarından tabyaları turizme kazandırmak amacıyla, Kanlı Tabya’nın Kars Harp Tarihi Müzesi olarak düzenlenerek açılması için Kültür ve Turizm Bakanlığımıza başvuruda bulunulmuş; Bakanlığımızca da bu öneri kabul edilerek tabyanın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri ihalesi 2010 yılında yapılmıştır. Bakanlığımız tarafından 2013 yılda uygulama ihalesi yapılmış, çalışmalar 2016 yılında tamamlanmıştır.

Şu an ise 2016 yılında teşhir ve tanzim ihalesi yapılmış olup çalışmalar devam etmektedir. 1987-88 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında çok çetin ve kanlı çarpışmalara sahne olduğu için Kanlı Tabya olarak anılan tabyanın adı, gelecek kuşaklara Kars halkının ne denli zor koşullarda ve özveriyle bu şehri koruduğunu hatırlatmak ve olumsuz hisler çağrıştıran isminden arındırmak adına “Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi” olarak değiştirilmiş ve gerek şehrimize gerekse ülkemize tarihimizin tanığı tabyaları tanıtma imkanı sağlanmıştır. Müzenin açılışının Eylül 2017’de gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

Süvari Tabya

Bastion (Atnalı) şeklindeki tabya istihkâmı kapalı kışla şeklindedir. İçerisinde mazgallı bir sığınak olup, etrafı hendekle çevrilidir. Kışla binası ve sığınağın demir mazgalları ile kapısı sağlam durumdadır.

Şehri güneyden gelebilecek İran saldırılarına karşı korumak için 1734 tarihinde inşa ettirilmiş, daha sonra Sultan III. Selim döneminde 1805–1806 ve Sultan Abdülaziz ( 1865-1870 ) döneminde kışla ve tahkimatlar güçlendirilmiştir. Tabyanın sağ cephesi Kars çayına dayanmakta, buradan vadinin batı girişini müdafaa etmektedir.

Bastion ( Atnalı) şeklindeki tabya istihkâmı kapalı kışla şeklindedir. İçerisinde mazgallı bir sığınak olup, etrafı hendekle çevrilidir. Kışla binası ve sığınağın demir mazgalları ile kapısı sağlam durumdadır. Kars Belediyesi tarafından 1999-2000 yıllarında yaptırılan park ve bahçe ile birlikte Süvari Tabyanın çevre düzenlemesi ve ışıklandırılması da yapılarak park içerisinde ziyarete açılmıştır.

Süvari Kışlası’nın Planı;

  • Giriş
  • Oda
  • Koridor

Kerimpaşa Tabya

1854 tarihinde Kerim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tabyanın kuzey cephesi Kars çayının aktığı Dereiçi mevkiindeki vadi ile sınırlandırılmıştır. Kışla binasının kuzeydoğusunda sonradan yapılmış bir makinalı tüfek mevzisi bulunmaktadır. Giriş cephesi kuzeyde olan tabya at nalı şeklinde çevrilen toprak mevziler ile mevzii içerisindeki hilal şeklinde bir kışla binasından oluşmaktadır.  Hilal şeklindeki kışla binasının üzeri ayrıca 1 metre kalınlıkta toprakla örtülüdür. Tabya binası düzgün kesme bazalt taşından bordür süslemeli olarak yapılmış olup, cephe duvarları günümüze oldukça sağlam bir şekilde ulaşmıştır. Kerim Paşa Tabya Kars Kalesini doğu istikametinden korumak amacıyla yapılmış kaleye en yakın tabyadır.

Kerimpaşa Tabyası’nın planı;

  • Giriş
  • Kışla Binası
  • Korugan
  • Makinalı Tüfek Yuvası
  • Hendek

Arap Tabya

Sultan Abdülmecit döneminde 1848-1853 tarihleri arasında yaptırılan tabya şehirdeki 46 tabyadan en büyük olanıdır. Doğudan gelebilecek Rus saldırılarına karşı Karadağ tepesinin üzerinde geniş bir alana kurulan tabyanın etrafı Bastion (Atnalı) şeklinde derin savunma mevzileri ile çevrilerek mevzi önleri toprak yığılarak desteklenmiş ve tabya binaları da gizlenmiştir. Mevzi içerisinde düzgün kesme bazalt taşından tabya giriş kapısı ve sur duvarları oluşturulmuş, buradan içeriye girişte ise dikdörtgen planlı büyük bir askeri kışla yapılmıştır.

Karadağ tepesinin batısındaki askeri kışlanın arkasında bulunan ve doğu istikametine uzanan tabya içerisinde toprak altına gizlenmiş birbiri ile bağlantılı ve üzeri tonoz kemerli geniş koridorlardan oluşan depo ve mühimmat yerleri bulunmaktadır. Tabya 1855 Osmanlı-Rus savaşında Şam’dan gelen Arabistan ordusuna mensup askerler tarafından Rus’lara karşı savunulmuş ve bu savaş sonucu Kars Zaferi kazanılmıştır. Bu sebeple tabyaya Arap Tabya adı verilmiştir.

Karadağ Tabya

Karadağ Tabyanın savunma mevzileri 1828-1829 tarihlerinde toprak mevzi olarak yaptırılmıştır. Kafkasya’dan gelen Gümrü yolunu kapatmak amacıyla 1854 Kırım Harbi öncesinde Rus saldırılarına karşı tabya içerisinde kagir olarak bazı bölümler eklenmiş, asıl tabya binaları ve müştemilatı ise 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından önce şehri doğu ve kuzey istikametinden savunmak amacıyla inşa ettirilmiştir. Tabyanın biri Kars Çayı boğazı hattında biri de sağ cephede olmak üzere 2 cephanesi bulunmaktadır. Bu cephanelerden Kars Çayı boğazındaki tamamen yıkılmış, sağ cephede bulunan cephane binası ise günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Sultan Abdülmecit döneminde 1848-1853 tarihleri arasında yaptırılan tabya şehirdeki 46 tabyadan en büyük olanıdır.

Karadağ Tabyasının askeri kışla binası betonarme olarak tek katlı dikdörtgen planlı olarak yaptırılmıştır. Kışla binasından binanın arka cephesindeki tabya müştemilatına ulaşabilmek için toprak altına uzayan galeriler ile geçiş sağlanmıştır. Halk arasında 40 tüneller olarak bilinen labirent şeklindeki bu yer altı tünelleri gizemli bir korugan ( gizlenmiş yer ) görünümündedir.

Tabyadaki kışla binasının tonoz kemerli çatısında bulunan 100 cm çapındaki konik biçimli boru, geceleyin tabyaya sızma yapacak düşmanları dinlemek için döküm tekniğindeki yapılmış bir bölümdür. Bu dinleme sistemi Kars’taki 46 tabyadan yalnızca Karadağ tabyada bulunmaktadır. Bu da dönemine göre oldukça ileri bir dinleme tekniğinin kullanıldığını göstermektedir.

Karadağ tabyayı oluşturan savunma mevzileri ile kışla binası ve yer altı koruganları günümüze oldukça sağlam bir şekilde ulaşmıştır. Tabya 1990 yılına kadar 14. Mekanize Tugay Komutanlığı denetiminde kalmış, bu tarihten sonra tahsisi Hazineye devredilmiştir.

Paylaşın

Kağızman Uzun Elması

Uzun Elma; Türkiye’de sadece Kars’ın Kağızman ilçesinde yetiştirilen, şekli dolayısıyla ‘uzun elma’ olarak nitelendirilen endemik bir meyve türüdür.

Kağızman’da bin 300 rakımlı arazilerde yetiştirilen uzun elma, endemik olmasının yanı sıra yavaş yavaş olgunlaşmasıyla lezzetli bir meyve olarak biliniyor.

Aromasının yanı sıra şekliyle ön plana çıkan uzun elma, çekirdek bölümündeki yıldız şekliyle de dikkati çekiyor.

Kars İl Özel İdaresinin 12 Temmuz 2012’de Türk Patent ve Marka Kurumuna “Kağızman uzun elması”nın tescili için yaptığı başvuru, “307 nolu menşe” olarak kabul edildi.

Şekli dolayısıyla ‘uzun elma’ olarak nitelendirilen elmaya coğrafi işaret tescil belgesi alındı.

Paylaşın

Kağızman Uzun Kayısısı

Kağızman, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum-Kars Bölümü’nde Kars ilinin idari alanı içinde yer almaktadır. İlçenin yönetim merkezi durumundaki Kağızman’ın Kars’a olan uzaklığı yaklaşık 76 km kadardır.

Kağızman ilçesi Kuzeyden Aladağ (3138 m) ve Yağlıca Dağı (2961 m) güneyden ise Kapu Dağı (3077 m) ve Karakol Dağı (2753 m) tarafından çevrelenmiş olup, kabaca batı-doğu doğrultusunda uzanış gösteren ve tabanı doğuya doğru genişleyen Aras ırmağı vadisinde yer almıştır.

Kağızman da Aras vadisinde yer aldığından, özellikle kışın bölgede sert ve uzun geçen şçiddetli soğuklardan nispeten korunduğu için Kars, Ağrı, Erzurum illerinin bir bakıma meyve bahçesi durumundadır.

Yörede meyvecilik yüzyıllardan beri geleneksel olarak yapılmaktadır. Kağızman ilçesi meyve bahçeleriyle ün salmıştır. Meyveciliğin Kağızman’ın kültüründe ayrı bir yeri ve önemi vardır. Uzun Kayısı da sadece bu yörede yetişen bir kaysı türüdür.

Kayısı (Prunus Armeniaca); kiraz, şeftali, badem, erik gibi diğer sert çekirdekli meyvelerle birlikte gülgiller ailesinden olup, kayısının ana vatanının Orta Asya’yı da içerecek şekilde kuzey/kuzeydoğu Çin olduğu düşünülmektedir.

Çin’den sonra Orta Asya, İran ve Akdeniz üzerinden dünyaya yayıldığı bilinmektedir. Bugün, dünyanın en fazla kayısı üreticisi ülkelerinin bu rota üzerinde yer alması, söz konusu durumun tesadüf olmadığını da göstermektedir.

Tarihi süreç içerisinde kayısının Avrupa ve İslam dünyası ile tanışması sırasıyla Büyük İskender, Roma ve İslam ordularının fetihleri döneminde Doğu Anadolu ve İran toprakları üzerinde gerçekleşmiştir. Avrupalıların, kayısıyı o dönemde Doğu Anadolu Bölgesinde yoğun olarak bulunan Ermeni tüccarları vasıtasıyla öğrendikleri ve bu nedenle kayısıyı Latince Armeniaca kelimesiyle irtibatlandırdıkları rivayet edilmektedir.

Bazı Batılı kaynaklarda kayısı için Ermeni Eriği anlamına gelen Armenian Plum ifadesinin de kullanıldığı görülmektedir. Bugün Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan başta Malatya olmak üzere Elazığ, Erzincan, Iğdır, Kağızman ve Ahlat’ın eski dönemlerden beri önemli kayısı üretim merkezleri olduğu anlaşılmaktadır.

Dünya genelinde 1750’den fazla çeşidinin veya melezinin olduğu belirtilen kayısının yetiştiği coğrafyalara bakıldığında üretimin karasal iklim özelliği gösteren yarı kurak ve nem oranı düşük bölgelerde yoğunlaştığı, aşırı soğukları sevmediği, ilkbaharı nemli ve sisli geçen yerlerde çil hastalığı oluşturduğu, verimli topraklarda genellikle 6-8 arası pH derecesini tercih ettiği, tınlı veya tınlı-kireçli toprakları sevdiği, taban suyu çok yüksek seviyede olan toprakları tercih etmediği, soğuk havanın oturduğu çukur bölgelerden ziyade güneye bakan eğimli yamaçları sevdiği ve ilkbaharın geç donlarından büyük ölçüde etkilendiği görülmektedir.

Paylaşın

Konya: Çatalhöyük Neolitik Kenti

Çatalhöyük Neolitik Kenti; Konya’nın Çumra İlçesi, Küçükköy mevkiinde yer almaktadır. Konya İl merkezine 60 km uzaklıktadır.

Çatalhöyük, dünyada ilk tarımın, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı; ateşin ilk kullanıldığı; ilk yerleşik hayata geçildiği; yemek kültürünün ilk defa başladığı bir merkez olarak tanınır.

Dünyadaki en önemli arkeolojik alanlardan biri olan Çatalhüyük’ün geçmişi milattan önce 7000- 8000 yıllarına kadar uzanır.

Çatalhüyük, insanlık tarihinin ilk yerleşimine, ilk ev mimarisine, ilk kutsal yapılarına ve insanlığın ilk dönemlerindeki sosyal hayata dair önemli bilgiler vermektedir.

James Mellaart tarafından 1961 yılında başlanan ve 1963 yılında durdurulan kazı çalışmalarına 1996 yılında Profesör Ion Hodder başkanlığında tekrar başlanmıştır.

Şimdiye kadar Çatalhüyük’te ele geçirilen ve içerisinde dünyaca ünlü Tanrıça Kibele heykelinin de bulunduğu pek çok değerli eser Konya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca kazı çalışmaları halen devam etmektedir.

Paylaşın

Konya: Astra Antik Kenti

Astra Antik Kenti; Konya’nın Hadım İlçesi, Balat Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır.Astra antik kenti ilk defa 1885’te Sterret tarafından keşfedilmiştir.

Sterret sadece yazıtlar üzerinde çalışmış, 7 yazıt bulmuştur. Bu yazıtlardan kentin adının Astra olduğunu tespit etmiştir. Daha sonra bayan Hereward 2 yazıt, 1966’da ise Mitford 16 yeni yazıt bulmuştur.

1992 yılında, birkaç yazıtın okunmasından başka hiçbir bir bilimsel çalışma yapılmayan Astra kentinde Arkeolog Osman Ermişler başkanlığında bir heyet tarafından temizlik ve sondaj çalışmalarına başlanmıştır.

Çalışmalar 1993 ve 1994 yılında da devam etmiştir. Kentin planı çıkartılmış, talan edilmiş görünümü kısmen de olsa ortadan kaldırılmış, yapıları tanımlanmıştır; kilise ve auditorium da yapılan kazılar sonucu açığa çıkarılmış; bunların plan ve rölöveleri hazırlanmıştır.

Nekropolde iki tipik Isaura karakterli mezar açılmıştır. Kentin kendine özgü bir yönetimi olduğu, Isaura’ya bağlı bir kasaba olduğu yazıtların okunması sonucu kanıtlanmıştır. Açılan seramik fırınından Astra’da Roma Devrinde seramik üretildiği saptanmıştır.

Paylaşın

Konya: Karahöyük Örenyeri

Karahöyük Örenyeri; Konya’nın Meram İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Konya İl merkezinin yaklaşık 7 km. mesafededir.

Karahöyük’te yapılan araştırmalarda höyüğün M.Ö. 3000 (Eski Tunç Devri-M.Ö. 2000 Asur ticaret kolonileri devri) de iskan edildiği anlaşılmış olup, 27 yerleşik katı tespit edilmiştir.

Konya bölgesinin M.Ö. 3000 ve 2000 yıllarının tarihe ışık tuttuğu bilinmektedir. Eski Anadolu’nun en önemli şehir harabeleri arasındadır. Karahöyük kazılarında çıkan buluntular devrinin kültürel ve ticari ilişkileri anlatan belgelerdir.

Hitit İmparatorluk Çağı öncesi eski Tunç Devri Mühür sanatının Orta Anadolu’nun güney bölgesindeki en önemli buluntularını veren merkezdir.

Paylaşın

Konya: Kilistra Antik Kenti

Kilistra Antik Kenti; Konya’nın Meram İlçesi, Hatunsaray Beldesi, Gökyurt Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır.

Helenistik ve Roma dönemlerinde yoğun yerleşime sahne olan ve Erken Hristiyanlık döneminde hızla büyüyen Kilistra (MS VI.-XIII. yüzyıl) zamanla Kapadokya benzeri bir mimarî dokuya kavuşmuştur.

Kilistra antik kenti, tarihî Kral Yolu (Via Sebaste) üzerinde yer alır. Stratejik öneme sahip olan Lystra, Roma İmparatorluğu’nun güney uçlarında İmparator Augustus tarafından askerî koloni yapılan beş merkezden biridir. Aynı dönemde Anadolu’yu gezen (MS 49-56) Aziz Paulus ve Barnabas’ın yeni vaz’ ettikleri dine Lystra halkının çoğunluğu katılmıştır.

Haberci Paulus’un Barnabas ile geldiği ilk gezisinde Konya’da yaptığı ilk vaazında konuşma yaptığı sinegogun karşısındaki evin penceresinde kendisini dinleyen güzel Theakla, bekâretini koruması, kutsal yola kendisini adaması, bu uğurda Romalılardan işkence görmesi, ölüme mahkûm edilmesi nedeniyle kutsanmış ve Azîze makamına erişmiştir.

Azîze Theakla’nın yanı sıra Lystra’da (Hatunsaray) hayatını kurtaran, onu tedavi eden Musevî ailenin çocuğu olan Timoteos, Paulus’un en seçkin yardımcıları arasına katılmıştır. Efes Piskoposu da seçilen Timoteus için, Paulus gönderdiği mektuplarda “çömezim” diye hitap etmektedir. Selânik’e, Makedonya’ya ve Korint’e de görevli gönderilen ve “imanda öz oğlum”, “sevgili oğlum”, “kardeşimiz” dediği Timoteos’un örnek kişiliği, öğüt vericiliği yanında sorunları çözmede bulduğu pratik çözümlerden de bahsedilmiştir.

Kilistra, Aziz Paulus’un yaşamında önemli bir yer olması ve mimari açıdan kiliseler, şapeller, manastırlar, gözcü kuleleri, sığınaklar, antik yollar, mahalleler, seramik atölyeleri gibi değerli örnekleriyle ön plana çıkmaktadır.

Paylaşın