Sinop Kalesi

Sinop Kalesi; Sinop’un Merkez İlçesi, Meydankapı Mahallesi, Bülent Ecevit Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

İlk olarak MÖ VIII. yüzyılda Milet’ten gelerek Sinop’ta yerleşip koloni kuran göçmenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.  MÖ VII. yy’daki Kimmer saldırılarıyla yıkılan kale surlarının Pontus hükümdarlarından IV. Mithridat döneminde onarımı yapılmış ve kale  bugünkü sınırlarına genişletilmiştir.

Romalılar ve Bizanslılar döneminde de devamlı onarım gören kale, 1214 ve 1261 yıllarında Selçukluların eline geçmiştir. Bu dönemde yeniden onarılan kalenin savunmasını güçlendirmek amacıyla bir iç kale oluşturulmuştur.

Sinop şehir surları yarım adanın en dar olan boyun kısmını tamamen çevrelemektedir. Kuzey surları 1800 metre, güney surları 400 metre, doğu surları 500 metre ve batı surları 273 metre uzunluğundadır. Kalınlığı 3-8 metre arasında değişen surların yüksekliği 30 metreye kadar çıkmaktadır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde kaleye giriş kapıları olarak Kumkapı, Tersanekapı, Yenicekapı, Tabakhane Kapısı, Lonca Kapısı ve Deniz Kapısı isimlerinden bahseder. Günümüzde bu kapılardan sadece Kumkapı ve Lonca Kapısı ayakta kalmıştır.

Kuzey surları denizin etkisiyle çok yıpranmış olup, bu surları dalgaların etkisinden korumak amacıyla; Kumkapı burcu civarından başlayıp Pazaryeri istikametine doğru uzanan bir mendirek inşa edilmiştir.

Paylaşın

Sinop: Tarihi Cezaevi

Tarihi Cezaevi; Sinop’un Merkez İlçesi, Kaleyazısı Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Sinop’un 1214 yılında Anadolu Selçukluları tarafından fethedilmesinden sonra Sultan İzzeddin Keykavus’un emriyle bir iç kale yaptırılmıştır. İç kale, Sinop Kalesi’nin batı cephesinde batı surlarına paralel kuzey-güney yönünde uzanan bir sur bedeni yapılarak meydana getirilmiş ve bu surlar inşa edilirken Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait pek çok mimari parça (sütun, sütün başlığı kitabe vb) devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

İç kalede 11 adet burç bulunmaktadır. Denize hakim güney bedendeki sur duvarları 18 metre, burçlar ise 22 metre yüksekliktedir. İç kale, yapılışından itibaren aynı zamanda tersane olarak kullanılmıştır. Tersaneye ait iki büyük kemer sonradan kapatılmış olsa da güney bedende hala görülebilir durumdadır. Selçuklu Dönemi’nden itibaren uzun süre tersane olarak kullanılan İç kalenin burçları 1560 yılından itibaren zindan olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

İç kale içindeki cezaevi 1882 yılında Mutasarrıf Veysel Paşa zamanında yaptırılmıştır. Tarihi cezaevi kuzey-güney konumlu, U planlı bir yapıdır. Kesme taştan yapılmıştır. Her bölümü yüksek avlu duvarları ile birbirinden ayrılmış bulunan üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci (kuzey) ve ikinci (orta) kısımlar 2 katlı, üçüncü (güney) kısım zemin +2 katlıdır. Yapıda 28 koğuş bulunmaktadır.

İç kale içerisinde ek olarak, cezaevi binasının güneydoğu cephesinde bulunan bölümde cezaevi ile aynı tarihte yapılmış olan bir hamam, cezaevinin kuzey cephesinde kalan bölümde 1939 yılında yapılan Çocuk Islahevi ve İçkale surlarının doğu cephesine bitişik olan iş atölyeleri bulunmaktadır.

1996 yılında tamamen boşaltılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. 2000 yılından itibaren ziyarete açılan cezaevinin restorasyonunun yapılması ve bir kültür kompleksi haline dönüştürülmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.

Paylaşın

Sinop: Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi; Sinop’un Merkez İlçesi Kefevi Mahallesi, Kemaleddin Sami Paşa Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Temel ve zemin katı moloz taş, ana katları ahşap karkas-tuğla karışımı olan yapı üç katlıdır. Ön cephesi caddeye, arka cephesi ise yapının bahçesine bakan konağa, cephe ortasında ışıklık pencereli cümle kapısından girilir. Ambar ve büyük hizmet bölümleri, mutfak, çeşme gibi mekan ve detaylarla ayrılmış olan zemin katta duvarlar moloz taşından inşa edilmiştir. Karanlık olan bu kattan üst katlara çıkan sağlı sollu merdivenin girişi ahşap olarak yapılmış geniş bir sivri kemer halindedir.

Yanındaki dört katlı büyük Öküzoğulları Konağı gibi, cephelere yanlarda anıtsal çıkıntılar halinde yansıyan köşe odalarına sahip olan orta ve üst katlar orta sofalı, dört eyvanlı ve köşelerde birer köşe odalı simetrik plan düzeniyle benzer görünüştedirler. Tüm duvarları ve iç bölmeleri ahşap olan bu katlarda zengin bir ahşap oymacılığı ile birleşen duvar boyamacılığı bir zamanlar bu konutun ne derece zengin bir görünüşe sahip olduğunu göstermektedir.

Yapı tipik bir 18. yy sonu konağıdır. Temel ve zemin katı moloz taş, ana katları ahşap karkas-tuğla karışımı olan yapı üç katlıdır. Ön cephesi caddeye, arka cephesi ise yapının bahçesine bakan konağa, cephe ortasında ışıklık pencereli cümle kapısından girilir. Ambar ve büyük hizmet bölümleri, mutfak, çeşme gibi mekan ve detaylarla ayrılmış olan zemin katta duvarlar moloz taşından inşa edilmiştir. Karanlık olan bu kattan üst katlara çıkan sağlı sollu merdivenin girişi ahşap olarak yapılmış geniş bir sivri kemer halindedir.

Yanındaki dört katlı büyük Öküzoğulları Konağı gibi, cephelere yanlarda anıtsal çıkıntılar halinde yansıyan köşe odalarına sahip olan orta ve üst katlar orta sofalı, dört eyvanlı ve köşelerde birer köşe odalı simetrik plan düzeniyle benzer görünüştedirler. Tüm duvarları ve iç bölmeleri ahşap olan bu katlarda zengin bir ahşap oymacılığı ile birleşen duvar boyamacılığı bir zamanlar bu konutun ne derece zengin bir görünüşe sahip olduğunu göstermektedir.

Köşe odalarına geçit verecek şekilde pahlanmış kare alanlar halinde olan sofaların eyvan geçişlerinde ve merdiven başlarında zarif ahşap doğramalı korkuluklar ve direkler vardır. Ayrıca kemer aralarında ve tavan bordürlerinde vazo içinden çıkan çiçekler, demetler canlı bir konturlama ile ve barok renk tonlamasıyla romantik bir anlayışla yapıldıklarını gösterir.

Selamlık olarak kullanıldığı sanılan orta kat süslemesi, harem olarak kullanılması gereken üst kata göre daha ölçülü ve taşralı bir karakter taşır. Bu katta kemercikli ve şeritvari dekorlu çıtalı bir ahşap kaplama tüm iç mekan ve oda duvarlarını kaplamakta, köşe odalarında sedir şekilleri ve çubukluk, kavukluk gibi rokoko kemerli detaylar bu kaplamanın meydana getirdiği ciddi loşluğu hareketlendirmektedir. Harem olarak kullanıldığı belirtilen üst kat, aynı simetrik planlama ile yapılmış, ayrıca diğer katlara göre kullanımına uygun bir renk ve aydınlık anlayışına nispeten çağdaş İstanbul Rokoko süslemesine yakın bir şekilde dekorlanmıştır.

Bu katta bol pencere ile yeterli gelen ışığın oluşturduğu etkiyle de neşelenen mekan düzenlemesi, tavanlardaki zengin rokoko bitkisel kıvrımlı bordürlerle ve oda dolap kapaklarında ki renkli çiçek buketleriyle süslenmekte, köşe odalarındaki yuvarlak kemerli ve iç-dış bükey nişlerle canlı bir barok etkinin Sinop’un bu ünlü konağında yaşatıldığını göstermektedir.

Bu ihtişamlı iç mekan etkisini zengin döşemeli Osmanlı yaşamı ve o zamanlar tüm deniz manzarasına açılan yapı ile birlikte düşünmek gerekir. Aynı tür barok kıvrımlanma, buruk bir neşeden kaynaklanan romantik etki ve manzaraya bu ihtişamla açılış, o dönem İstanbul’unda I. Abdülhamit’in Topkapı Sarayı harem dairesindeki odalarında daha zengin detaylı ve Avrupa rokoko üslubunda olmak üzere meydana getirilmiştir.

Bu barok detaylama içinde bir köşe odasında görülen kırmızı damarlı mermer taklidi stukko uygulaması ise bu konakta çalışan usta ve nakkaşların 18. yy içlerinde başkent veya azınlık kökenli olarak Batı-Hristiyan etkilerini Sinop’un bu ayan konağına taşıdıklarını düşündürmektedir. Geleneksel eyvanlı sofalı ve köşe odalı simetrik Türk Evi plan düzenini yaşatan konak, süslemesinde çağdaş örneklerde karşılaşılan manzara resmi görülmemesine karşın, taşralı olmakla birlikte zengin batılı dekorlaması ile de o yılların imparatorluğuna yeni bir soluk getiren rokoko üslubundadır.

Sinop gibi uzak bir kentte yakalayabilmiş bir yapı olarak konut mimarimizin önde gelen örneklerindendir. İstanbul konutlarıyla yarışan bu konağın zengin görüntüsünü Sinop’un tüm çevresel kültürlere açılan tarihsel limanı ile açıklamak mümkündür. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen konak bugün  Etnografya Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Paylaşın

Sinop: Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi; Sinop’un Merkez İlçesi Kefevi Mahallesi, Okullar Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Sinop’ta ilk müzecilik faaliyetleri 1921 yılında başlamıştır. Gerek etrafı surlarla çevrili ilin batısındaki nekropolünden gerekse şehir içindeki yapılaşma nedeniyle temel hafriyatlarından çıkan eserler, öncelikli olarak Mekteb-i İdadi’ de muhafaza edilmeye başlanmıştır. 1932 yılında eser miktarının giderek artması sebebi ile burada bulunan eserler, Selçuklu Veziri Müinüddün Pervane tarafından yaptırılan (1262) Pervane Medresesi’ne nakledilmiş ve burada ilk müzenin çekirdeği oluşturulmuştur.

1941 yılında ziyarete açılan müze, 1945’te memurluk ve 1947’de müdürlük olmuştur. 1951-1953 yılları arasında İlimiz Demirciköy’de Kocagöz Höyük ve il merkezinde Müze avlusunda bulunan Serapis Mabedi’nde Türk Tarih Kurumu adına Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında başlatılan kazılardan sonra kazı heyetinin ilimizde bir Müze kurulması istemiyle verdiği rapor doğrultusunda 1968 yılında dönemin Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Merhum Hikmet Gürçay’ın çabaları ile Sinop Belediyesi’nden temin edilen ve içinde Selçuklu Türbesi ile Serapis Mabedi bulunan bir hibe arsa üzerine inşaat başlatılımış ve 1970 yılında yeni müze binası bitirilerek hizmete açılmıştır.

2001 yılında onarım ve yeni teşhir-tanzim çalışmaları nedeniyle geçici bir süre kapatılan müze çağdaş müzecilik anlayışı içerisinde onarımları gerçekleştirilerek 2006 yılı Nisan ayında tekrar hizmete açılmıştır.

Teşhir Salonları:

Koridor: Bu alanda sol cephede yüksek podium üzerinde heykel başları ve heykeller sergilenmektedir. Teşhirde sırayla Sinope Karadeniz Ereğlisi arasında MÖ 4. yüzyılda yapılan bir antlaşmayı içeren taş kitabe sergilenmektedir.

Küçük Buluntular Salonu: Bu bölümde girişin sağını takip ederek, kronolojik bir sırayla, Sinop’ta bulunan İlk Tunç Çağından Bizans Çağı sonuna kadar bir dönemi kapsayan kap-kacak, madeni aletler, vazolar, pişmiş toprak heykelcikler, Serapis Mabedine ait pişmiş toprak mimari parçalar, cam eserler, mezar buluntuları ve benzeri eserlerin teşhiri yapılmaktadır. Bu bölümün ortasında zeminde, Meydankapı’da bulunmuş ve yedi adet Sanat Perisini ihtiva eden Mozaik Pano da teşhirin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Taş Eserler Salonu: Bu bölüm ölü kültüyle ilgili olup, Anadolu’nun en eski mezar steli örnekler (Arkaik Çağ) kronolojik olarak sergilenmektedir. Ayrıca bu bölümde, yer alan bir mezar anıtına ait olduğu düşünülen mermer “Geyik Parçalayan Aslanlar” grubu ve bir denizciye ait Lahit görülmeye değer nadir buluntulardandır.

Amphora Salonu: 1994-2000 yılları arasında, Sinop Merkez, Karakum ve Demirciköy’de yapılan Türk-Fransız ortak kazılarında çok sayıda amphora üretim atölyeleri ve fırınları ortaya çıkarılmıştır. Kazılar Sinop’un Helenistik-Roma ve Bizans Çağında geçiminin büyük bölümünü amphora tuğla ve kiremit üreterek sağladığını ortaya koymuştur. Bu bölümde, Sinop’ta üretilmiş amphora örneklerinin yanı sıra, kazılardan elde edilen bilgiler doğrultusunda kısmen orijinal malzeme kullanılarak yapılmış bir Amphora Fırını teşhir edilmektedir. Ayrıca Sinop Amphoralarının ticari amaçlı yayılım alanını gösteren bir pano yer almaktadır.

Sikke Bölümü: Bu bölümde, Sinop’un ilk bastırdığı gümüş sikkelerden, şehir sikkelerinden, Ordu Definesi, Gelincik Definesi, Selçuklu Definesi ve Bizans Definesinden örnekleri teşhir edilmektedir.

İkona Salonu: İkona Hristiyan dininde doğu kiliselerinde duvar fresklerine karşılık ahşap pano üzerine yapılan her türlü dini resme verilen addır. İkona, resimden ziyade, tapınılan bir kült resmidir. Bunlar kiliselerde halk tarafından kolayca görülebilecek yerlere asılırdı. İkonaların asıldığı bu yerlere “İKONASTOSİS” denirdi. Bizans Dönemi’ne ait ikonaların ana konuları sıkı bir Taoloji programıyla saptanmıştır. Hz. İsa ile Meryem’in yanında Havari ve Aziz kişilerin resimleri yer alır veya yaşam öyküleri ile birlikte dinsel ve tarihi olaylar anlatılır. 19. yy’da İlimiz ve çevresinde bulunan kiliselerden günümüze kaldığı tahmin edilen ikonaların müzeye nereden ve ne zaman geldiği bilinmemektedir. Sinop İkonaları, kestane ağacından yapılmış panolara alçı sıvanarak, bazılarında da bez alçı bir arada kullanılarak üzerine boya ve altın yaldızla yapılmıştır. Bu ikonalarda İsa, Meryem, Yahya ve diğer Aziz kişilerle birlikte dinsel olaylar anlatılmıştır. Sinop İkonaları, 19. yy Rus Kiliselerinde ve Kıbrıs’taki Rum Kiliselerinde yer alan ikonalarla büyük benzerlikler göstermektedir.

Bahçe Teşhiri: Açık teşhirde genelde taş, mermer mimari eserler,mil taşları, mezarları, heykeller, pitoslar ve mozaikler yer almaktadır. Ayrıca Aynalı Kadın türbesi güney ve batı cephesinde İslami mezar taşlardan bir nevi mezarlık canlandırılmıştır. Bahçenin güney-batı köşesinde MÖ 4. yy’a ait Serapis Mabedi’nin kuzeyinde ise Antik Çağ’dan günümüze Çapalar teşhir edilmektedir.

Paylaşın

Siirt: Garzan Kalesi

Garzan Kalesi; Siirt’in Kurtalan İlçesi, Yanarsu Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Kale üzerinde kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığına veyahut onarıma ait herhangi bir kitabe bulunmamaktadır.

Ancak Garzan Beyliği’nin merkezi olması ve kullanılan malzeme ve inşa tekniği bakımından mevcut kalıntılar Osmanlı döneminde, XVIII. yy da yapılmış olduğu düşünülmektedir.

Kale günümüzde oldukça harap bir haldedir. Köyün kuzeyindeki fazla yüksek olmayan doğal kayalık üzerine kurulan kale kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.

Kale, bir cami ile birbiri ardınca sıralanmış mekanlardan oluşmaktadır. Kalan izlerden kalenin bazı bölümlerinin iki katlı olduğu anlaşılmaktadır.

Kale içindeki mekanlar kayalık zeminin verdiği imkanlar çerçevesinde yan yana sıralanmış ve birbiri içinden geçilen eyvan ve odalardan oluşmaktadır. Mekanlar moloz taş ve kırma taş malzemeden inşa edilmiştir.

Paylaşın

Siirt: Murat Han Türbesi

Murat Han Türbesi;  Siirt’in Kurtalan İlçesi, Beykent Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Türbe içindeki mezar taşlarına göre mezar, Muhammed Bey’in oğlu ve Hazzo’nun (Kozlu) Osmanlı beylerinden Murat Han Bey’e ait olup, 1104/1693 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Mezar taşındaki tarihten hareketle türbeninde aynı yıllarda inşaa edilmiş olmalıdır.

Türbe, dikdörtgen planlı olup üst örtü ve beden duvarlarının çoğu yıkılmıştır. Düzgün olmayan dörtgen planındadır. Üzeri tamamen açık bırakılmıştır. Dıştan 4.50 X 5.60 metre ölçülerindedir. Moloz taş malzemeyle inşaa edilmiştir.

Kuzey duvarının hemen önünde baş ve ayak şahideleri olan bir mezar yer almaktadır. 125 X 40 X 08 cm. ölçülerinde şahideler doğrudan toprağa oturtulmuş dikdörtgen gövdeli formda olup sivri kemerli tepelikle sonlanmaktadır.

Her iki kaidenin de iç yüzlerinde 6 satır halinde yazılmış celi sülüs kitabeler vardır. Baş şahidesindeki kitabe Arapça, ayak şahidesindeki ise Osmanlı Türkçesi ile yazılmıştır. Şahidelerin dış yüzlerinde ise geometrik motiflerle ayrılmış pano içlerinde iri rumi, yaprak ve penç motifleri işlenmiştir.

Paylaşın

Siirt: Doğanpazar Camii

Doğanpazar Camii; Siirt’in Kurtalan İlçesi, Göktaş Köyü, Doğanpazar Mezrası sınırları içerisinde yer almaktadır.

Doğanpazar Mezrası’na şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Doğanpazar Mezrası’ndaki kalenin hemen altındaki tarlaların arasındadır. Yapının kim tarafından ve ne zaman yapıldığına dair bir kitabe bulunmamaktadır.

İnşaa tekniği ve malzemesi göz önüne alındığında caminin Osmanlı Devleti zamanında, XVIII. yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilmektedir.

Günümüzde yerleşim yerlerine oldukça uzak olan cami, kullanılmamakta ve metruk haldedir. Dıştan 10.40 x 13.40 metre ölçülerindedir.

Kesme ve moloz taş malzemeden inşaa edilen cami, tamamen sağlam durumdadır. Orjinalde mihraba paralel dikdörtgen planlı bir harim ile bulunan kuzeyinde son cemaat yeri bulunmaktadır.

Paylaşın

Siirt: Seyfo Kalesi

Seyfo Kalesi; Siirt’in Merkez İlçesi, Gökçebağ Beldesi’nin yaklaşık olarak 4 km. kuzeybatısında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Konum itibariyle, kuzeyde Kezer Çayı, güneyde kurumuş bir dere yatağı arasında, doğu-batı yönünde uzanan iki vadi arasında, denizden 612 m. yüksekliğindeki bir kayalık üzerinde bulunmaktadır. Düzgün bir şekil arz etmeyen kale, doğudan itibaren batıya doğru genişleyerek uzanmaktadır.

Kale konumu itibariyle hemen kuzeyindeki Burçlar ve surlar tamamen ana kayanın üzerine inşa edilmiştir. Kaleyi koruyan surların ve burçların büyük bir kısmı yıkılmıştır. Kalenin batısında, kayalık alanların da değerlendirilmesiyle düzgün kesme ve moloz taş malzemeden inşa edilmiş büyük bir burç dikkati çekmektedir.

Burç kalenin savunma bakımından en zayıf olduğu doğu yönde yer almaktadır. Kalenin üzerine oturduğu kayalık alan doğu yönden kendisinden daha yüksek bir tepeliğe bağlanmıştır. Kale ve tepelik yaklaşık 10 m. genişliğindeki bir hendekle birbirinden ayrılmıştır. Bu sebeple büyük burç, savunmayı tahkim etmek için hendeğin hemen önünde inşa edilmiştir.

Kalenin, güneybatısında altıgen bir form gösteren büyük bir burcun kalıntısı görülmektedir. Bu burç, kaleye güney ve batıdan gelecek saldırıları önlemek için inşa edilmiştir. Kalenin, doğusunda büyük burcun hemen kuzeyinde, oturduğu kayalığın şekline uygun olarak 6 x 5 m. ölçülerinde “Gözetleme Kulesi” olabilecek bir mekan bulunmaktadır.

Burası kalenin en yüksek yeridir. Kale içinde, kâgir, kaya oyma ve kaya oyma+kâgir mekanlar, sarnıçlar kısmen sağlam kalmıştır. Kalenin güneybatısında birkaç basamağı günümüze sağlam şekilde ulaşmış yine kaya oyma merdivenler dikkati çekmektedir. Yer yer kaçak kazı çukurları görülmektedir.

Paylaşın

Siirt: Kırmızı Han

Kırmızı Han; Siirt’in Merkez İlçesi, Yerlibahçe Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Siirt İl Merkezi’ne yaklaşık 6.5 km uzaklıkta; Yerlibahçe Köyü’nün tam karşısında ve Botan Nehri’nin hemen kenarında yer almaktadır.

Yapının kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığını gösteren herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Ancak yukarıda verilen bilgiler, yapının planı ve malzemesi göz önüne alındığında hanı XIV-XVII. yüzyıllar arasına tarihlendirmek mümkündür.

Diyarbakır Salnamelerine göre Kırmızı Han’ın, 1890 yılında bile kullanılıyor olması dikkat çekicidir. Eğimli bir arazi üzerinde olması nedeniyle kuzey cephesi tamamen, doğu ve batı cepheleri ise kısmen toprak içinde kalmıştır.

Cepheler sade olup hareketlilik sağlayacak süsleme ve benzeri herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Han, Botan Nehri’nin hemen kuzeyi kenarındadır. Kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan dikdörtgen planlı yapı, 14.30 x 11.80 m. ebatlarındadır.

Yapıya güney cephedeki günümüzde yıkılmış olan orta bölümden girilmektedir. Ortadaki dikdörtgen planlı ikişer payeye oturan üç yuvarlak kemer dizisi ile birbirinden ayrılan ortadaki büyük, yanlardaki küçük üç sahınlı bir düzenlemeye sahiptir. Sahınların üzeri içten beşik tonozla, dıştan düz damla örtülüdür.

Paylaşın

Siirt: Pervari Yukarı Camii

Pervari Yukarı Camii; Siirt’in Pervari İlçesi, Aydın Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Cami üzerinde kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığını gösteren herhangi bir kitabe yoktur. Ancak kullanılan malzeme ve inşa tekniği bakımından Osmanlı devrinde XVII- XIX. yüzyılda yapılmış olmalıdır.

Cami, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan dikdörtgen planlı ve tek sahınlıdır. Yapının üstüne sonradan ikinci kat eklendiği için orijinal üst örtüsü belli değildir.

Güneydoğu köşedeki yuvarlak kemerli bir kapıdan harime girilir. Harim, mazgal pencere ve nişlerle hareketlendirilmiştir.

Güney duvarı ortasında sivri kemerli basık mihrab nişi vardır. Günümüzde ibadete kapalı olup depo amaçlı kullanılmaktadır. Sonradan inşa edilen ikinci katı cami olarak hizmet vermektedir.

Paylaşın