EMG (Elektromyografi) nedir, nasıl uygulanır?

EMG (Elektromyografi), kasların, sinirlerin ve sinir köklerinin elektriksel özelliklerinin ölçülmesi yoluyla bu yapıların sağlık durumlarının değerlendirildiği bir muayene yöntemidir. EMG tetkiki iki kısımda yapılır: Sinirlerin incelenmesi, kasların incelenmesi.

Tanıya göre her ikisinin veya yalnızca birinin yapılması gerekebilir. Sinir iletimlerinin ölçümünü doktor veya doktorun belirlediği şekilde bir EMG teknisyeni, kasların incelenmesi işlemi ise sadece doktor tarafından yapılır. İnceleme süresi yapılması düşünülen işlemin kapsamına göre 15 dakika ile 1.5 saat arasındadır.

  • Sinirlerin incelenmesi: Kol, bacak, veya diğer vücut kısımlarında seçilen bazı sinirler, deri üzerine yerleştirilen bir elektrot aracılığı ile elektrik akımı verilerek uyarılır. Elektrik akımı verildiği yerde hoşa gitmeyen fakat dayanılabilir bir his oluşturur. Verilen uyarı ile sinirde ortaya çıkan elektriksel aktiviteler çeşitli şekillerde ölçülür. Bir EMG incelemesi sırasında genellikle böyle 5-10 sinirden ölçüm yapılır.
  • Kasların incelenmesi: İğne şeklinde bir elektrot kol, bacak veya diğer vücut kısımlarında seçilen bir kas içine yerleştirilerek kastaki elektriksel aktiviteler incelenir. Kullanılan elektrot, enjeksiyon iğnelerine benzer boyut ve görünümdedir. Bu elektrotlar tek kullanımlıktır, her hastada yeni bir iğne kullanılır ve bu iğne inceleme bittikten sonra atılır (Teklif EMG’si gibi bazı tetkiklerde elektrotlar tek kullanımlık değildir, mikroptan arındırılarak yeniden kullanılır). Elektrot iğnesinin kas içine yerleştirilmesi sırasında duyulan ağrı kas içine ilaç enjeksiyonu yapılışı sırasında duyulan ağrıya benzer; fakat EMG’de herhangi bir madde enjeksiyonu yapılmadığı için ağrı daha az şiddetlidir. Her bir kasın incelenmesi birkaç dakika sürer. Bu süre içinde iğne kas içinde tutulur. Kas içinde değişik yerlerden kayıt alma amacıyla iğnenin yönü ve yerinin birkaç kez değiştirilmesi gerekebilir. Bu işlemler genellikle ağrısızdır veya katlanılabilir derecede hafif şiddette bir ağrı oluşturur. Bir EMG tetkikinde incelenmesi gereken kas sayısı düşünülen tanıya göre değişir; genellikle 1-10 arası sayıda kas incelenir.

EMG’nin, elektrikle uyarım ve iğne ile inceleme sırasında ortaya çıkan ağrı dışında beklenen bir yan etkisi ve bilinen kalıcı bir zararı yoktur, Ender olarak, incelenen kaslar içinde geçici bir kan birikimi oluşabilir. Çok daha ender olarak bazı derin gövde kaslarının incelenmesi sırasında, komşu doku ve organlarda geçici olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. İleri derecede kan pıhtılaşma bozukluğu olan veya kan pıhtılaşmasını engelleyen ilaç kullanan hastalarda zorunlu olmadıkça EMG incelemesi yapılmaz. Bunun dışında her yaş grubunda ve herkese yapılabilir; hastada kalp pili veya beyin pili bulunması EMG yapılmasına engel değildir.

Bire-bir EMG incelemesinin yerine geçen başka bir inceleme yoktur; EMG yaptırmayı istemediğiniz durumda, rahatsızlığınızın tanısına yardımcı olacak bazı bilgilerde eksiklik olabilir. Ancak, rahatsızlığın niteliğine bağlı olarak bazı durumlarda, EMG incelemesi ile elde edilmesi beklenen bilgi, kısmen diğer bazı inceleme yöntemleri ile de elde edilebilir.

Hangi durumlarda elektromyografi (EMG) tetkikine baş vurulur?

  • Ellerde ayaklarda uyuşmalar ağrı yanma
  • Kollarda bacaklarda uyuşma ve kuvvet azlıkları
  • Şeker hastalığında uyuşma
  • Diyaliz hastalarında uyuşmalar
  • Kaslarda erime ve seyrimeler
  • Kaslarda aşırı kasılma
  • Kas ağrıları
  • Zaman zaman olan kuvvetsizlik atakları
  • Özellikle günün ilerleyen saatlerinde olan kuvvet azalmaları göz kapağı düşmeleri
  • Yüz felçleri
  • Belirli kas gruplarında kuvvetsizlik
  • Kaza ve delici kesici silah yaralanmalarına bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Enjeksiyonlara bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Zehirlenme ve ilaçlara bağlı hareket ve duyu kusurları
Paylaşın

EEG (Elektroensefalografi) nedir, nasıl yapılır?

Beynin elektriksel aktivitesini ölçmek için EEG cihazı ile yapılan EEG (Elektroensefalografi), beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır.

Kalp elektrosuna (EKG) benzetilebilir. Bundan farklı olarak çok daha fazla noktadan ve daha uzun süreli çekim yapılır. EEG beynin yapısal işlevlerinden çok fonksiyonel durumu hakkında bilgi verir.

Yeni doğmuş bebeklerden en son yaşa kadar tüm yaştan hastalara EEG tetkikleri yapılabilinir. EEG tetkiklerinin hiçbir yan etkisi yoktur. EEG sırasında sadece beyin elektriksel aktivitesninin  dalgalar şeklinde kaydı yapılır. Vücuda elektrik verilmez.

EEG çekilmesindeki amaç;

EEG çekiminin temel amacı beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının değerlendirilmesidir. EEG ile hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor. EEG beyin lezyonlarının, tümörlerinin, infarktüslerinin, enfeksiyonlarının, ve epileptik aktivitenin, psikozların , beyin ölümünün ve Beynin elektriksel aktivitesini bozan her türlü hastalığın tanısında kullanılabilir. Epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verilecek olan inceleme yöntemi EEG’dir.

EEG hangi nedenlerle yapılır?

  • Sara (Epilepsi) hastalığı
  • Bilinç ve algı bozuklukları
  • Unutkanlık, dikkat bozukluğu, bunama
  • Bazı psikiyatrik hastalıklar
  • Uyku bozuklukları
  • Koma, beyin ölümü
  • Santral sinir sistemi iltihabı

EEG nasıl çekilir?

  • Beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrotlar aracılığıyla EEG aletine iletilir ve veriler ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedilir
  • Çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi söz konusu değildir ve hasta herhangi bir ağrı duymaz
  • Parazitsiz, kaliteli bir kayıt alabilmek için hasta çekim sırasında aksi istenmedikçe gözlerini kapalı, çene ve boyun kaslarını gevşek tutmalı, olabildiğince hareketsiz durmalıdır
  • Çekimin 3 dakikasında hastadan derin nefes alıp vermesi, çekimin 10 dakikasında ise aralıklı olarak verilen ışık kaynağına bakması istenir

EEG süresi ne olmalı?

Beyin elektrik dalgaları uykuda, uyanıklıkta ve uyanıklıktan uykuya geçiş dönemlerinde farklılıklar gösterir. Belli dönemlerde hastalıklara ait bulgular daha bariz görülür veya hiç görülmez. Dolayısıyla ideal bir EEG incelemesinde bütün bu dönemlerin görülmesi hedeflenmelidir. İdeal olarak bir saatlik uyku ve uyanıklığın gözleneceği bir kayıt tercih edilir. Daha uzun,3 saatlik,  gece boyu veya 24 saatlik kayıtlar da kullanılabilir .

  • Normal EEG (Rutin EEG) : 20- 30 dakika arasında sürer
  • Uyku-Uyanıklık EEG: Ortalama 1 saat sürer (20 Dakika uyanık, 40-60 dakika uyku halinde)
  • Bazı durumlarda  3 saatlik, tüm gece veya 24 saatlik EEG çekilebilinir

Bebek ve çocuklarda EEG;

  • Küçük yaştaki çocuklarda (genel olarak 5 yaşından küçüklerde)  kayıt sırasında hareketlilik,  istenen talimatlara uyum gösterememeleri ve uyku ile beyindeki anormal elektriksel aktivitenin daha net ortaya çıkması nedeniyle uyku sırasında EEG kaydı tercih edilir
  • Kayıt süresi olabildiğince uzun tutulmaya çalışılır (mümkün ise en az 1 saat).Yeterli uyku kaydından sonra uyandırılır, uyanık dönemde de EEG kaydına devam edilmeye çalışılır
  • Çocuklarda ve çok küçük yaştaki bebeklerde uykuda EEG kayıtları çok daha değerlidir ve bu nedenle bir EEG incelemesi mümkün ise en az 1 saat uyku EEG kaydı içermelidir
  • Uyku sırasında beyinin biyoelektrik aktivitesi tamamen değişir. Uykunun farklı dönemleri vardır bu dönemlere özgü EEG değişiklikleri saptanır
  • Uyku  beyindeki anormal elektriksel aktivitenin ortaya çıkmasına yardımcı olur
  • Hastanın bu uyku EEG çekim öncesi  uykusuz kalması, çekim esnasında uyumasını kolaylaştıracağı ve anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır
Paylaşın

Elektrik yanıklarında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Elektrik akımı insan vücuduna ancak devreyi tamamlayabileceği bir çıkış bulduğunda girer ve buna elektrik çarpılması denir. Elektrik akımının havada ilerlemesi sonucu ise elektrik arkı oluşur. Elektriksel arkın vücuda temas etmesi sonucu yanık oluşur ve oluşan ışınlar geçici körlüğe neden olabilir. Geçici körlükte kazalı panik halindedir ve görme yetisini tamamen kaybettiğini sanır. Bu durumda kazalı sakinleştirilir, körlüğün geçici olduğu anlatılır ve gözleri uygun bir şekilde ışık geçirmeyen bir malzeme ile kapatılır. Elektrik arkı kazalarında çoğu kez vücuttan akım geçmez, yanık I. ve II. derece cilt yanığı olarak oluşur.

I.ve II. derece cilt yanıklarında ilk yardım

I. Derece Yanık; Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir.

II. Derece Yanık; Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir.

Elektrik arkı nedeniyle oluşan 1. ve 2. derece yanıklarda ilk yardım basamakları:

  • Yaralının bulunduğu ortamdaki elektrik arkı tehlikesi ortadan kaldırılır.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi). Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir.
  • Yanık bölge en az 20 dakika oda sıcaklığındaki su altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez). Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır.
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır. Takılan yerler varsa giysi kesilir. Temizliğe dikkat edilir. Su toplamış yerler patlatılmaz.Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmez. Yanık üzeri temiz ve nemli bir bezle örtülür veya streç film ile kaplanır. Yanık bölgeler (parmaklar vb.) birlikte bandaj yapılmaz.
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzak ise, yaralının kusması yoksa, bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat – 1 çay kaşığı tuz karışımı veya maden suyu) verilerek sıvı kaybı önlenir.
  • Tıbbi yardım istenir (112).

Elektrik vücuda girince toprağa doğru direnci en düşük yapıları tercih eder. Direnci en düşük yapı merkezi sinir sistemi ve uzantısıdır. (Beyin-Omurilik) Direnci en düşük ikinci yapı içinde kan ve idrar gibi sıvı bulunan dolaşım ve boşaltım sistemidir. Elektrik vücuda girer ve çıkarsa yani devre tamamlanırsa, etki iki şekilde olur.

  • Direkt elektriksel etki,
  • Elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi ile oluşan etki.

1 – Direkt elektriksel etki

Vücuda giren elektrik akımı, merkezi ve periferik sinir sistemi, kalp ve solunum kasları üzerinden kendini gösterir. Çok güçlü kasılmalar, solunumun durması veya bozulması ve ventrikül fibrilasyonu bu nedenledir. Solunum durması ve ventrikül fibrilasyonu yaşamla bağdaşmaz. Temel yaşam desteği (yapay solunum ve dış kalp masajı) yapılmazsa kazalı kaybedilir. Kalp üzerinden geçen elektrik, kalbin elektriksel aktivitesini bozar ve kalp kası normal kasılmasını yapamaz, titreşmeye başlar, kan pompalama işlevini yapamaz. Kan pompalanmaz ise başta beyin olmak üzere hayati organlara kan ve oksijen gidemez. Beyin hücrelerinden başlayarak 3-5 dk içinde ölüm başlar. Elektrik kazalarındaki ani ölümlerden genellikle ventrikül fibrilasyonu sorumludur.

Bu durumu tersine çevirmek için defibrilatör kullanmak gerekir ve bu işlem ne kadar çabuk gerçekleşirse o kadar etkili olur. Defibrilatör 112 ambulanslarında vardır. Onun için kazalının bilinci kapalı ise 112 derhal aranır. Bir an önce gelsin, bir an önce (10 dk içinde gelmesi arzu edilir) defibrile edilsin. Bir kural olarak bütün elektrik kazalarında 112 çağrılmalı ve 112 gelene kadar kazalının efor harcaması engellenmelidir. Kazalı hastaneye ulaştığında hemen monitöre bağlanır ve kalp atışları 48 saate kadar izlenir. Baş ucunda bir de defibratör kullanıma hazır bekler. Kaza anında oluşmayan fibrilasyonun sonradan oluşma olasılığı vardır. Onun için kazalıyı kıpırdatılmaz (kalbin yükünü arttırmamak için) ve diğer araçlar yerine mutlaka acil servis araçları ile taşınır.

Direkt elektriksel etki kazalarında ilk yardım basamakları:

  • Önce olay yerini değerlendirilir ve olay yeri güvenli hale getirilir. Kendimizi ve varsa etraftakileri ikincil kazalardan koruyacak önlemler alınır.
  • Kazalının bilinci kontrol edilir. Bilinç yoksa derhal 112 aranır. Bilinç varsa 4. adıma geçilir.
  • Bilinci kapalı kazalı sert zemine sırt üstü yatırılır. Solunum yolu açıklığı sağlanır. Soluk alıp almadığına bakılır. Soluk alıyorsa Koma Pozisyonuna getirilir. Soluk almıyorsa 112 gelene kadar veya yaşamsal bir bulgu oluşana kadar Temel Yaşam Desteği (yapay solunum ve dış kalp basısını bir arada uygulamak) yapılır.
  • Bilinci açık kazalıya kendinizi tanıttıktan sonra, adı sorulur. Bir şikayeti olup olmadığı öğrenilir ve kendisinden kıpırdamaması istenir. Kronik bir hastalığı, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını, alerjisi olup olmadığını vb. öğrenilir. Kazalı yalnız bırakılmaz, sürekli moral verilir, solunumunun ve dolaşımının normal olup olmadığını gözleyerek çağırdığınız 112’nin gelmesini beklenir ve kazalı gelen ekibe teslim edilir. Kazalıdan alınan bilgiler ekibe aktarılır.

Elektrik akımının vücuda girmesiyle, elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi sonucu kişide yanıklar oluşabilir. Böyle bir durumda kişinin hava yolu açıklığı, solunum ve dolaşımı değerlendirilmelidir. Çoklu travması olan olguda “yanığı unutun” prensibi geçerlidir ve hayati tehlike arz eden yaralanma öncelikle yönetilmelidir. Tüm elektrik yanıkları hastaneden tedavi gerektiren ciddi yaralanmalardır.

Elektrik yanıklarında ilk yardım basamakları;

  • Yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilir. Akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilir.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi)
  • Yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmez.
  • Yaralı hareket ettirilmez
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülür.
  • Tıbbi yardım istenir.(112)

(Kaynak: isguvenligi.net)

Paylaşın

Dış kulak yolu iltihabı nedir? Tedavisi

Akut veya kronik olarak seyredebilen Dış Kulak Yolu İltihabı (Eksternal Otit), kulağın dış kulak yolu olarak adlandırılan bölümünde ortaya çıkan iltihabi durumdur. Dış kulak yolu kulak kepçesi ile kulak zarı arasında bulunur.

Dış kulak yolu, sıcak ve nemli bir alandır. Bu durum da bakteri ve mantarların üremesini ve kolayca hastalık oluşmasına yol açabilmektedir. Genellikle yaz aylarında görülmekle birlikte yılın her mevsiminde görülebilen dış kulak yolu iltihabı, dış kulak yolunu döşeyen derinin ve kulak zarı dış yüzeyinin iltihabıdır. Orta kulak iltihabından farklıdır. Dış kulak yolu iltihabı diğer bir adıyla Eksternal Otit; enfeksiyon, alerjik veya dermatolojik nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Ancak dış kulak yolu iltihaplarının en sık nedeni mantar veya bakteriyel enfeksiyonlardır.

Belirtileri;

Dış kulak yolu iltihabı belirtileri kaşıntı, zonklayıcı tarzda ağrı, tıkanma, akıntı şeklindedir. Bu belirtilere kimi zaman ateş de eşlik edebilmektedir. Kulak ağrısı boyun ve göz çevresine yayılabilir. Çiğneme gibi kulağın hareket ettiği hareketler ve kulak yolunun hemen önündeki kıkırdak çıkıntıya bastırmak ağrının artmasına yol açabilir.

  • Dış kulakta kaşıntının yanı sıra sarı, sarı-yeşil renkli ve kötü kokulu akıntı, iltihaplı veya kötü kokulu ağrı, tıkanıklık gibi semptomlar görülebilir
  • Kulak ve kulak yolunda kızarıklık ve şişlik olabilir
  • Kulak derisi pullu ve döküntülü görülebilir
  • Dış kulak yoluna dokunmak veya hareket ettirmek ağrıyı arttırır

Bu tür belirtilerin görülmesi ile birlikte vakit kaybedilmeden doktora başvurmak gerekir.

Teşhisi;

Genellikle hastanın şikâyetleri ve kulak muayenesi ile dış kulak iltihabı aile hekimi tarafından kolay bir şekilde teşhis edilebilir. Enfeksiyon ileri bir aşamadaysa veya dirençliyse bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından daha fazla değerlendirmeye ihtiyaç duyulabilir.

Kulak zarınızın hasar görmesi veya yırtılması durumunda aile hekimi hastayı bir kulak, burun ve boğaz uzmanına (KBB) yönlendirir. KBB uzmanı enfeksiyonun orta kulak kaynaklı olup olmadığını belirlemek için orta kulağın durumunu inceler. Bu kulak muayenesi önemlidir; çünkü dış kulak iltihabında uygulanan tedaviler orta kulak için uygun değildir.

Tedaviye cevap vermeyen olgularda  enfeksiyon nedeni mikroorganizmanın tam olarak belirlenmesi için kulaktan akıntı veya döküntü örneği alınarak laboratuvara gönderilmesi gerekebilir.

Tedavisi;

Tedavide amaç enfeksiyonu durdurmak ve kulak kanalının iyileşmesini sağlamaktır. Tedavide çeşitli kulak damlaları kullanılır. Dış kulak yolunun temizlenmesi, kullanılan damlanın tüm alanlara ulaşabilmesine yardımcı olmak için gereklidir. Bu amaçla kulaktaki akıntılar, kulak kiri birikintileri ve diğer kalıntıları temizlemek için bir vakum cihazı veya kulak küreti kullanılır. Çoğu olguda iltihabın türüne ve ciddiyetine bağlı olarak, tedavi için aşağıdaki bileşenlerin kombinasyonunu içeren kulak damlaları kullanılır:

  • Kulağın normal antibakteriyel ortamını geri kazanmaya yardımcı olan asidik çözeltiler
  • İltihabi durumu azaltmak için steroidli damlalar
  • Bakterilere karşı savaşmak için antibiyotik içeren damlalar
  • Daha ciddi bakteriyel enfeksiyonlarda ağızdan antibiyotik tedavisi
  • Mantarın neden olduğu bir enfeksiyonla savaşmak için antifungal ilaçlar

Bunlara ek olarak kulak ağrısı için ağrı kesici ilaçlar reçete edilebilir. Kulakta cilt altı irin toplanması varsa steril bir iğne ile delinerek boşaltılması gerekebilir.

Önlemler;

Dış Kulak Yolu İltihabını önlemenin en güvenli yolu, kulak yolunun savunma mekanizmalarının iyi çalışmasını sağlamaktır. Bazı ipuçları yardımcı olabilir.

  • Kulak çubuğu, ataç, sıvı veya sprey maddeler veya parmağınızı kulak yoluna sokmayın. Bu işlem dış kulak yolu derisini zedeleyebilir. Eğer, kulağınız kaşınırsa doktorunuza danışınız
  • Kulak kirini (mumunu )çıkarmaya çalışmayın. Eğer, işitmenin etkilendiğini hissediyorsanız, herhangi bir diğer nedenin bulunup bulunmadığını değerlendirmek amacı ile doktorunuza danışınız
  • Kulaklarınızı mümkün olduğu kadar kuru tutmaya çalışın. Yüzme veya duş almadan sonra kulaklarınızı havlu ile kurulayın. Başınızı ve kulak kepçelerinizi hareket ettirmeye çalışarak suyun dışarı akmasını sağlayın. Düşük derecede ayarlanmış, saç kurutma makinesi, kulak yolunu kurutmada yardımcı olabilir, ancak kulağınızdan 30 cm. uzakta tutun
  • Sık tekrarlayan dış kulak yolu iltihabınız oluyorsa yüzme sırasında ise başlık kullanarak suyun kulaklarınıza kaçmasını engelleyebilirsiniz. Kulak tıkacı, kulaklarınızın iltihaplanmasına olanak sağlayabilir
Paylaşın

Ödem (edema) nedir? Tedavisi

Pek çok nedene bağlı oluşan ve vücudun hemen hemen her yerinde gelişen Ödem (Edema), başta ciltte olmak üzere vücudun farklı dokularında sıvı birikmesi sonucu gelişen şişlik durumuna denir.

Farklı bir tanımla Ödem, deri ve diğer dokularda, hücreler arası mesafede, normalde bulunması gerekenden daha fazla sıvı bulunmasıdır.

Normal insandaki vücut sıvıları çeşitli güçlerin etkisi ile belirli alanlarda bulunurlar. Bu alanların başlıcaları; kan damarları, hücreler, hücreler arası mesafe, beyin omurilik mesafesi, karın boşluğu, akciğer, kalp zarı, eklem içi gibi alanlardır.

Ödem neden olur? 

​​​​Ödem, vücudunuzdaki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) sıvı sızdırması nedeniyle oluşur. Sızan sıvı, damar çevresindeki. dokularda birikir ve şişmeye neden olur. Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıklarında ortaya çıkan ödem, vücuttaki fazla sıvıyı tutan tuzun atılamamasından kaynaklanır. Hafif ödem vakaları şunlardan kaynaklanabilir:

  • Çok uzun süre aynı pozisyonda oturmak veya yatmak
  • Çok fazla tuzlu yiyecek yemek
  • Adet öncesi hormonal değişim
  • Hamilelik

Ödem ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir. Bu ilaçlardan bazıları:

  • Yüksek tansiyon ilaçları
  • Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar
  • Steroidler
  • Östrojenler
  • Tiazolidinedionlar adı verilen bir grup diyabet ilacı

Ödeme neden olan hastalıklar;

  • Kalp yetmezliği
  • Böbrek yetmezliği, böbreklerden idrar ile aşırı protein kaçağı (nefrotik sendrom)
  • Karaciğer yetmezliği (siroz gibi)
  • Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
  • İlaçlar (bazı tansiyon, şeker, kemoterapi ilaçları, ağrı kesiciler gibi)
  • Bacak toplar damarlarında pıhtı oluşması (venöz tromboz) veya varis varlığı
  • Lenfödem (enfeksiyon, tümör, cerrahi nedenli)
  • Bacak cildinde enfeksiyon (sellülit gibi)

Ayrıca tuz tüketiminin fazla olması, obezite, uzun süre ayaklar sarkık durumda hareketsiz oturmak (uzun seyahatler, uzun süre hareketsiz ayakta veya oturarak çalışmak gibi), gebelik ve kadınlarda menstruasyon (regl) dönemi öncesi ve sırasında ödem gelişebilmektedir.

Kimlerde görülür, kimler risk altında?

Az hareket eden, obez, diyabetik, tuzlu ve karbohidrattan zengin beslenen, depresif, gergin ruh hali ve mizaca sahip kimselerde ve menopoz dönemine yakın olan kadınlarda gerek dolaşımın yavaşlaması, vücuttaki yağ kitlesinin su tutması ve hormonal değişiklikler ve bilinmeyen diğer mekanizmalar ile ödem gelişme riski daha fazladır.

Ayrıca kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliğinde, bacaklarda dolaşım bozukluğu (venöz tromboz, varis, lenfödem gibi), bazı şeker (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) veya antiromatizmal ağrı kesici ilaçları kullanan kimselerde ödem gelişebilmektedir.

Belirtileri;

Ödemin bulunduğu yere göre belirtiler de değişebilmektedir.

  • Akciğer veya kalp zarında sıvı toplanması durumunda nefes darlığı
  • Karın içinde sıvı birikimi olursa karında şişlik, hazımsızlık
  • Ciltte gerilme ve parlaklık artışı
  • Bacak cildinde enfeksiyona bağlı (sellülit gibi) ciltte kızarıklık, ağrı
  • El, yüz ve bacaklarda o bölgede şişme ve hareketlerde zorlanma

Ayrıca üzerine parmakla bastırıldığında basılan yerde geçici süre ile çukur oluşması görülebilir.

Ödem nasıl anlaşılır? 

Ödeme neyin neden olabileceğini anlamak için, doktor öncelikle hastanın şikâyetleri ve tıbbi geçmişi hakkında sorular sorar. Daha sonra fizik muayene yaparak altta yatan nedeni saptamaya çalışır. Genellikle öykü ve fizik muayene tanı için yeterlidir. Bazı durumlarda kesin tanı için röntgen filmi, ultrason muayenesi, manyetik rezonans görüntüleme, kan testleri veya idrar analizi gibi görüntüleme yöntemleri ve kan testleri gerekli olabilir.

​Tedavisi;

Hafif ödem genellikle kendi kendine geçer. Etkilenen uzvun kalp seviyesinden yukarıda tutulması ile süreci hızlandırmak mümkündür. Daha şiddetli ödem varlığında ise diüretik adı verilen ve vücudun idrar yoluyla vücutta biriken aşırı sıvıyı atmasına yardımcı olan ilaçlarla tedavi edilebilir. Fakat bu ilaçlar yan etkilere neden olabileceği için hastanın genel sağlık durumu göz önüne alınarak kullanılır. Bu ilaçlar kısa vadeli çözüm sunar. Kalıcı tedavi için ödeme neden olan faktörün belirlenip ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin ilaç kullanımı nedeniyle ödem gelişmişse bunların kesilerek başka ilaçların başlanması gerekebilir.

Ödemenin azalması ve tekrar etmemesi için doktora danışarak evde bazı uygulamalar yapılabilir. Bu uygulamalardan bazıları;

  • Ödemden etkilenen bacak ya da kol kaslarının hareket ettirilmesi ve kullanılması fazla sıvının kalbe doğru geri pompalanmasına yardımcı olabilir
  • Vücudun şişmiş kısmını, günde birkaç kez kalp seviyesinin üzerinde tutmak yardımcı olabilir. Bazı durumlarda etkilenen vücut kısmının uyku sırasında  yükseltilmesi bir seçenek olabilir
  • Etkilenen bölgeye sert fakat ağrılı olmayan bir basınç kullanarak kalbe doğru masaj uygulamak  fazla sıvının hareket etmesine yardımcı olabilir
  • Uzuvlarda gelişen ödemin tedavisinden sonra tekrar sıvı birikimini engellemek için kompresyon çorabı, eldiven ya da kolluk kullanımı fayda sağlayabilir
  • Tuz sıvı tutulumunu artırarak ödemi şiddetlendirebilir. Bu sebeple tuz alımının azaltılması ödemi. kontrol altına almada etkili olabilir

Ödem önlenebilir mi? Öneri…

Tuz ve karbonhidrat tüketimi azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, aynı pozisyonda uzun süre hareketsiz kalmamak, ofiste veya uzun seyahatlerde 1-2 saatte bir 35-40 saniye dar alanda yürüyüş veya kol ve bacakları hareket ettirmek, şişmiş alanları ek basınç, yaralanma ve aşırı sıcaklardan korumak önemli.

 

 

Paylaşın

E.K.G nedir, nasıl uygulanır? Çeşitleri

Çoğunlukla göğüs ağrısı şikayetiyle hekime başvuran kişilerin olası kalp krizi riskinin değerlendirilmesi için uygulanan Elektrokardiyografi’yi (E.K.G), vücuda yapıştırılan elektrotlar aracılı­ğı ile grafiksel olarak kalbin elektriksel aktivitesini (kalbin ritmi­ni, frekansını, kalp atışlarının ritmini, yayılmasını ve reaksiyo­nun tekrar yok olması) kaydeden dalga for­mudur.

Farklı bir tanımla; Elektrokardiyografi’yi (EKG); kalp kasının ve ileti ağının çalışmasını incelemek üzere, kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin kaydedilmesiyle elde edilen ileti kayıtları olarak açıklamak mümkün.

EKG, kalbin kulakçık ve karıncıklarının kasıl­ma ve gevşeme evrelerini, kalbin uyarılması ve uyaranın iletil­mesi sırasında ortaya çıkan elektriki aktiviteyi mili metrik kağıt üzerine yaz­dırma temeline dayanan bir muayene yöntemidir.

Kalp sağlığı hakkında pek çok verinin hızla ölçülmesini sağlayan EKG, günümüzde kardiyologlar ve acil hekimleri tarafından sıklıkla kullanılan bir tanı yöntemidir.

Bilinmesi gerekenler;

EKG cihazının kayıt­larına elektrokardiyogram denir.

EKG de her kalp atımı­nın karşılığı olan P,Q,R,S,T,U dalgalarından oluşmuş bir kompleks görülür. Bu dalgalardaki değişik­likler, bu düzenli dalgalardan farklı dalgaların görülmesi, dalgalar arasındaki sürelerdeki değişmeler doktorlara kalp hasta­lığı hakkında ipuçları verir­ler.

P dalgası: Atriyal aktivasyonunun yarattığı elektrik kuvvetleri­ni gösterir ve P dalgasının başlangıcından bitişine dek olan aralı­ğı ölçer.

PR aralığı: Atriyal depolarizasyonun başlangıcın­dan ventriküler depolarizasyonun başlangıcına dek geçen ile­tim zamanını gösterir. P dalgasının başlangı­cından QRS kompleksinin ilk defleksiyonuna ka­dar olan aralıkta en uzun PR ölçülür.

QRS Süresi: Ventriküler aktivas­yonun süresini gösterir.QRS kompleksinin başlangıcından sonuna kadar saniyeyle öl­çülür.

QT Aralığı: Ventriküler sistolün top­lam süresini gösterir.QRS kompleksinin başlan­gıcından T dalgasının sonuna kadar saniye cinsinden ölçülür.

ST Segmenti: Ventriküler depo­larizasyonun bitmesi ile repolarizasyonun(T dalgası) başlaması arasındaki ara­lığı gösterir.

T Dalgası: Ventriküler repolarizasyon tarafından oluş­turulan elektrik kuvvetleri gösterir.

U Dalgası: Tartışmalı ventrikül kasında­ki ardpotansiyeller yada purkinje liflerin repolarizasyonunu göste­rir.

EKG neden çekilir?

Vücuda bağlanan elektrotlar yardımıyla çekilen EKG, hekime kalp hakkında çeşitli bilgiler sağlar. Günümüzde EKG, kardiyoloji uzmanına başvuran hemen her kişiye çekilir. Özellikle kalp krizi şüphesi ile hastaneye başvurulan kişilere uygulanan EKG işlemi, aşağıda sıralanan durumlarda da çekilebilir:

  • Aritmi ya da farklı bir deyişle ritim ve iletim bozukluğu şüphesi varlığında
  • Kalp kapakçıklarında olası problemlerin varlığında
  • Koroner arter olarak tanımlanan kalp damarlarında daralma ya da tıkanma şüphesi olması durumunda
  • İskemi olarak tanımlanan kalbin yeteri kadar kanlanmaması ya da hasarlanması varlığında
  • Hipertrofi olarak adlandırılan kalp kasının durumunun gözlemlenmesi gerektiğinde
  • Kan iyonlarında var olan dengesizliklerin saptanmasında

Kalp sağlığınızın için siz de düzenli olarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.

EKG nasıl çekilir?

Elektrokardiyografi, çoğunlukla göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması ve bayılma gibi şikayetler ile kardiyoloji uzmanına başvuran kişilere çekilir. Herhangi bir riski bulunmayan ve tamamen güvenli bir test yöntemi olan EKG, yalnızca kalbin oluşturduğu elektriksel aktiviteyi kaydeder. Kalp işlevinin değerlendirilmesinde altın standart hâline gelen EKG sayesinde kalp kasının kasılması, ritim ve iletim bozuklukları anlaşılabilir.

Hastanın, özel bir hazırlık yapması gerekmeyen işlem, özel bir odada yapılır. İşlem öncesinde, boyun ve bilekte yer alan takıların çıkarılması önemlidir. Hastanın belden yukarısındaki kıyafetleri çıkarması ya da mümkünse yukarı sıyırması ve muayene masası üzerine sırt üstü yatması istenir. Elektrotların daha iyi yapışması için cilt yüzeyi özel bir solüsyonla temizlendikten sonra elektrotlar, göğüs, bacak ve kol bölgesine yapıştırılır. 2-3 dakikalık çekim boyunca hastanın çok fazla hareket etmemesi ve konuşmaması istenir.

Çekim tamamlandıktan sonra kişi hazırlanırken EKG cihazı tarafından elde edilen veriler grafiğe dönüştürülür ve elektrokardiyogram adı verilen kağıda yazdırılır. Herhangi bir ilaç kullanımı gerektirmeyen işlem sırasında ağrı ve acı hissedilmez. Vücuda herhangi bir zararı bulunmayan EKG çekimi sonrası kişi günlük yaşantısına geri dönebilir. Hekim muayene bulguları ile birlikte EKG sonucunu değerlendirir. Elde edilen verilere göre hekim, ek tetkik isteyebilir ya da tedavi düzenleyebilir. Elektrokardiyografinin ayrıca eforlu EKG, holter EKG gibi farklı türleri de bulunur.

 

Paylaşın

E. Coli (Koli Basili) nedir, nasıl bulaşır? Tedavisi

Tıbbi adı Escherichia Coli olan Koli Basili olarak da bilinen E. Coli genel olarak insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunan bir bakteridir. E. Coli, bulaştığı zaman ciddi şekilde hastalanmanıza neden olabilir.

E. Coli çevremizde ve yiyeceklerde de bulunur. E. Coli normalde bağırsaklarınızın içinde yaşamasına karşın bazı tipleri bağırsaklardan kana karışabilir. Bu durum ciddi hastalıklarla sonuçlanabilir. Bakteri genellikle yaz aylarında sık rastlanan E. Coli enfeksiyonuna sebep olabilir. Normal şartlarda insan sağlığı için tehdit oluşturmayan bu bakterinin EHEC (Enterohemorajik E. Coli) grubuna dahil E. Coli 0157:H7 türü hayati tehlikeye sebep olabilir.

E. Coli nasıl bulaşır?

  • Gıdalar ile bulaşma; E. Coli bakterisi sığır ve koyun eti de dahil olmak üzere çeşitli etlerde bulunabilir. Bakteri, kesim sırasında hayvanların mide ve bağırsaklarından etlere bulaşabilir. Hayvan çiftliklerinden gelen mikroplu su, tarlalara erişirse mikrop, tarım ürünlerine de bulaşabilir. Yeşil yapraklı sebzeler özellikle E. Coli riski taşır.
  • Sudan bulaşma; E. Coli bakterisi doğru bir şekilde arıtılmamış suların içilmesiyle kolayca bulaşabilir.
  • Bakteriyi taşıyan kişiyle temas; E. Coli kişisel hijyenin ve ev hijyeninin yeterli olmadığı durumlarda, özellikle de tuvaletlerde kişiden kişiye geçebilir.

Belirtileri; İnsanlar genellikle koli basili mikrobunu aldıktan 3-4 gün sonra hastalanırlar.

  • Şiddetli mide krampları
  • İshal
  • Kanlı ishal
  • Kusma
  • Ateş

Hastalık genellikle 5-7 gün sürer. Ancak Enterohemorajik Escherichia coli (EHEC), Shiga toksin üretir ve şiddetli karın ağrısı, ishal ve kanlı ishale sebep olabilir. Bu ayrıca Hemolitik üremik sendrom (HÜS) denilen bir böbrek yetmezliği durumuna da yol açabilmektedir. Hayati tehlike arz eder. Hemen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

En yaygın sebepleri;

  • Kirli gıdalar
  • Kirli su
  • Temizlik koşullarına uyulmaması
  • Uygun olmayan şartlarda yiyecek saklamak ve pişirmek

Kimler için risklidir;

  • Bağışıklık sistemi zayıf kişiler
  • Yenidoğan bebekler
  • Küçük çocuklar, bebekler ve yaşlılar

Tedavisi;

Sık görülen bir sağlık problemi olmasına rağmen E. Coli enfeksiyonunun günümüzde bir tedavisi yoktur. E. Coli tedavisi sırasında yapılması gereken, hastanın dinlenmesi, vücudun susuz kalmasını ve bitkin düşmesini önlemek için bol bol sıvı tüketmesidir. İshal ilacı alınması önerilmez çünkü bu, vücudun toksinleri atmasını yavaşlatır.

Önlemleri;

  • El yıkamak
  • Yemek hazırlarken temizlik kurallarına dikkat etmek
  • İyi pişmiş et, pastörize süt ve süt ürünleri, iyi yıkanmış sebze tercih etmek
  • Temiz su içmek
  • Havuza girmeden önce ve sonra duş almak, havuzda çocukların su yutmamasını sağlamak
  • Bu bakteri gıdaların 70°C ve üzerinde sıcaklıkta pişirilmesiyle yok edilebilir
  • Tuvaletlerin temiz olması ve giriş çıkışta sabunla el yıkamak önemlidir
Paylaşın

ERCP yöntemi nedir, nasıl uygulanır?

Endoskopik Retrograd Colanjio Pankreotografi kelimelerinin baş harflerini kullanarak kısaltılan ERCP yöntemi safra kanalı, karaciğer, safra kesesi ve pankreasta oluşan hastalıkların tedavisinde uygulanan, endoskopla 12 parmak bağırsağına açılan ağızdan girilerek yapılan tedavi yöntemidir.

Karaciğerin ürettiği safra, safra kanalı ile, pankreasın ürettiği pankreas sıvısı ise pankreas kanalı aracılığıyla oniki parmak barsağında “papilla vateri‘’ olarak adlandırılan noktada birleşip barsak boşluğuna dökülür. Bunun amacı alınan gıdaların bu sıvılarla karıştırılıp sindirilmesidir.

ERCP hangi durumlarda yapılır?

ERCP en sık safra yoluna düşen taşların çıkartılması için kullanılır. Bunun dışında safra yollarının ve pankreas kanalının iyi huylu veya kötü huylu hastalıklarının balon veya stent ile tedavisi, safra kesesi ameliyatları sonrası gelişen safra kaçaklarının tedavisi gibi durumlarda da kullanılabilir.

Nasıl uygulanır?

Öncelikle işlem tüm detayları ile hastaya anlatılıyor ve hastanın rızası alınıyor. Bu aşamada işleme bağlı olası komplikasyonların da hastaya anlatılması çok önemlidir. İşlem için yaklaşık 6 saatlik açlık gereklidir. Safra yollarında tıkanma, iltihap bulunan hastalara işlem öncesi antibiyotik verilir.

Hastanın boğazı anestezik bir sprey ile uyuşturulduktan sonra film çekilebilen bir radyoloji masası üzerine başı sağa dönük şekilde yüzüstü yatırılır. İşleme başlamadan önce damar yoluyla hastaya rahatlatıcı ilaç verilir. Yine işlem sırasında nabız, kan basıcı ve oksijen satürasyonunu takip için hasta monitörle izlenir.

Daha sonra endoskop ağız yoluyla nazikçe ilerletilerek yemek borusu, mide yoluyla incelenecek olan safra yolları ve pankreas kanalının açıldığı bölgeye ulaşılır. Bu bölgenin gözden geçirilmesinden sonra görüntüleme amacıyla bir kateter, endoskop kanalından ilerletilerek safra yolları ve pankreas kanalına nazikçe sokulur ve kontrast madde verilerek film çekilir.

Filmde saptanacak taş, tümöre bağlı darlık vs. gibi durumlarda aynı anda endoskopik tedavi uygulanmaktadır. Bu amaçla sfinkterotom dediğimiz özel kateterlerle safra yollarının oniki parmak barsağına açıldığı delik genişletilir (sfinkterotomi) ve yine bazı özel balon ve basket kateterlerle taşlar çıkarılır veya daralmış bölgeye safra akımını sağlayarak hastanın sarılığını gidermek amacıyla tüp yerleştirilir.

ERCP hangi hastalıkların teşhis ve tedavisinde uygulanır?

Safra yollarında en sık görülen ve yukarıda bahsedilen problemlere yol açabilen hastalık safra taşıdır. Bu taşlar genellikle safra kesesinden gelir veya bazen direk olarak kanallarda oluşabilir. Taş dışında safra yollarına bazı parazitler yerleşerek tıkanma yapabilir.

Daha önce safra kesesi ameliyatı olanlarda bazen safra yollarında daralma olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda safra kesesi, safra yolları ve pankreas tümörleri safra yollarını daraltabilir veya tam tıkayabilir. Bazen başka bir bölgedeki tümör karaciğer veya safra bölgesine yayılarak kanallarda tıkanma yapabilir. Bu gibi durumların hepsinde kanalın açılarak safra akışının sağlanması hayati öneme haizdir.

ERCP hem safra yollarını göstererek kanallarda bir hastalık olup olmadığını teşhis eder,  hem de yapılan özel bir endoskopik ameliyatla safra yolları bağırsaklara birleştiği yerden açılarak her türlü kanal hastalığına girişimde bulunulur. Eğer taş veya parazit varsa çıkarılır. Darlık varsa genişletilir veya stent konularak safranın akışı sağlanır. Birçok zaman yapılan işlem hayat kurtarıcıdır.

Tedavideki rolü ve başarı oranı;

ERCP’nin uygulamaya girişiyle özellikle cerrahi sarılığı olan hastalara yaklaşım büyük oranda değişmiştir. Özellikle safra kesesi ameliyatı geçirmiş kişilerde ortaya çıkan safra yolu taşları bu şekilde ameliyatsız olarak tedavi edilmektedir.

Hem safra yolu, hem de safra kesesi ameliyatı geçirecek hastalarda da ameliyat öncesinde safra yolları endoskopik olarak temizlenerek, ameliyatın safra kesesi ile sınırlı kalması, dolayısıyla basitleşmesi ve hastanın kısa sürede taburcu olması sağlanmaktadır. Yine ERCP’nin cerrahiye en önemli katkılarından biri, sarılık ile genellikle ilerlemiş evrede ortaya çıkan bazı kanserlerde hastayı kür sağlayamayacak bir ameliyat gereksiniminden kurtarmasıdır.

Sonuç olarak ERCP, cerrahide minimal invaziv girişimler olarak adlandırdığımız gelişmelerin vazgeçilmez bir parçasıdır. ERCP’nin başarı oranı tanısal girişimlerde yüzde 95’in, tedavi edici girişimlerde de yüzde 90’ın üzerindedir.

Paylaşın

Egzema nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Çok yaygın olarak görülen ve sebebi bilinmeyen Egzema, dışarıdan gelen veya içten kaynaklanan bazı faktörlerin tetiklemesine bağlı deride oluşan ödem, kaşıntı, sulantı, kızarıklık, kepeklenme ve kümelenmiş papüloveziküllerle karakterize bir hastalıktır.

Yaygınlığına rağmen egzamanın sebepleri ve kesin tedavisi ile ilgili tıp dünyasının halen net bir uzlaşma yoktur. Egzamanın daha çok kalıtsal olduğu düşünülmektedir ve hastaların çoğunda ortak belirtiler gözlenir. Bu nedenle hastalığın belirtilerinin iyi bilinmesi erken teşhis ve tedavi başarısı için önemlidir. Kesin tedavisi bulunmamasına rağmen hekimin önerdiği uyarı ve önlemlere uyulması sorunun çözümü için önemlidir.

Bulaşıcı mıdır?

Egzama bulaşıcı bir hastalık değildir daha çok alerjik bir reaksiyondur fakat çeşitli sebeplerle vücudun farklı bölgelerine hızla yayılabilir veya iyileşmiş hastalık yeniden tekrarlayabilir.

Kendiliğinden geçer mi?

Atopik egzama en çok küçük çocuklarda ve bebeklerde görülür; ama çocuk büyüdükçe genellikle kendiliğinden geçer. Çok nadir olarak yetişkinlikte de devam eder. Diğer egzama türleri ise doğru tedavi  uygulandığında çoğunlukla iyileşir.

Nedenleri;

  • Tahriş edici maddeler; Bunlar arasında sabunlar, deterjanlar, şampuanlar, dezenfektanlar, taze meyve, et veya sebze suları bulunur
  • Alerjenler; Toz akarları, evcil hayvanlar, polenler, küf ve kepek egzamaya yol açabilir
  • Mikroplar; Bunlar arasında stafilokok aureus gibi bazı bakteriler, virüsler ve bazı mantarlar bulunur
  • Sıcak ve soğuk hava; Çok sıcak veya soğuk hava, yüksek ve düşük nem ya da egzersiz sonucu aşırı terleme egzamaya neden olabilir
  • Gıdalar; Süt ürünleri, yumurta, kabuklu yemişler ve tohumlar, soya ürünleri ve buğday egzamayı tetikleyebilir.
  • Stres; Bu, egzamanın doğrudan bir nedeni değildir, ancak semptomları daha da kötüleştirebilir
  • Hormonlar; Kadınlar, hormon düzeylerinin değiştiği zamanlarda, örneğin gebelik sırasında ve adet döngüsünün belirli noktalarında, artan egzama belirtileri yaşayabilirler

Belirtileri;

  • Ciltte kızarıklık, şişlik, minik su toplayan kabarcıklar ve sulanma
  • Ciltte şiddetli kaşıntı, kepeklenme ve yanma
  • Bazı hastalarda sadece kaşıntı ve yanma yakınması olabilir
  • Başlangıçta deride kepeklenme ve kabuklanma olurken sonra kuruma ve kalınlaşma
  • Deride renk değişikliği ve çatlama

Çeşitleri;

Atopik dermatit; Atopik dermatit en sık görülen egzama türüdür. “Atopik” terimi, egzama, astım ve / veya saman nezlesi geliştirme konusunda kişisel ve ailevi bir eğilimi ifade eder. Genellikle çocukluk döneminde başlar ve azalarak yetişkinlikte biter.

Atopik dermatit cildinizin doğal bariyeri zayıfladığında oluşur ve cildiniz sizi yıpratıcı dış etkenler ve alerjenlere karşı korumakta zorlanır. Çocuklarda dirsek ve diz kıvrımlarında, bebeklerde kafa derisi ve yanaklarda oluşan döküntülerle kendini gösterir.

Kontakt dermatit; Kontakt dermatitte dokunduğunuz bazı maddelerin (deterjan, çamaşır suyu, takılar, lateks, nikel, boya, bazı bitkiler…) oluşturduğu reaksiyona bağlı cildinizde kızarma ve tahriş oluşur. İki tip kontakt dermatit vardır:

  • Alerjik kontakt dermatit, lateks veya metal gibi maddelerin vücudumda alerjik tepki oluşturması durumudur ve bağışıklık sistemi ile ilgilidir.
  • İrritan (Alerjik olmayan) kontakt dermatit, cilt bariyeriniz kimyasal veya diğer maddelere karşı sizi koruyamadığında ortaya çıkar.

Dishidrotik egzama; Dishidrotik egzama, ellerinizde ve ayaklarınızda küçük kabarcıkların oluşmasına neden olur. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Ayak ve el parmaklarında, avuç ve ayak tabanlarında kabarcıklar oluşur. Cilt pul pul dökülebilir. Bazı maddelere karşı oluşan alerji, el ve ayakların uzun süre nemli kalması ve stres dishidrotik egzamaya neden olabilir.

El egzaması; Sadece ellerinizi etkileyen bir egzama türüdür. Eğer cildinizi tahriş edebilecek kimyasallara düzenli olarak maruz kalıyorsanız, örneğin, kuaför veya temizlik çalışanı iseniz el egzaması yaşama riskiniz daha yüksektir. Elleriniz kızarır, kaşınır ve kurur. Ayrıca ellerinizde çatlaklar ve kabarcıklar oluşabilir.

Nörodermatit; Nörodermatit atopik dermatite çok benzer. Genellikle farklı tiplerde egzama veya sedef hastalığı olan kişilerde görülür. Kollar, bacaklar, boyun, kafa derisi, ayağın alt kısımları veya cinsel organlarda kalın, pullu lekeler oluşur. Bu lekeler kaşıntılıdır ve enfekte olabilir. Nörodermatite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir ama stres tetikleyici olabilir.

Numuler egzama; Bu tip egzama cildinizde oluşan yuvarlak, bozuk para şeklinde lekelere neden olur.  Nummular egzema diğer egzama türlerinden çok farklı görünür ve çok kaşınabilir. Numuler egzema bir böcek ısırığı veya alerjik bir reaksiyona tepki olarak tetiklenebilir. Cilt kuruluğu da bu hastalığa sebep olabilir. Atopik dermatit gibi başka tür bir egzama sorununuz varsa numuler egzama olma riskiniz daha da yüksektir.

Staz dermatiti (varis dermatiti); Staz dermatiti, kanın zayıflamış damarlardan cildinize sızmasıyla olur. Staz dermatiti, bacakların alt kısmında kan dolaşımı problemleri olan kişilerde olur. Kuvvetli kan akışı basınç oluşturur ve kanın bir kısmı damarlardan dışarı sızar. Bu durumda bacaklar şişebilir ve varisli damarlar oluşabilir. Bacaklarda ağrı, ciltte kuruma, kaşıntı ya da yara oluşumu en tipik belirtileridir.

Stres egzaması; Stres nedeniyle oluşan deri hastalıkları içinde en sık görüleni ‘stres egzaması’ diye bilinen ‘liken simpleks kronikus’ dur. Bu hastalık başlangıçta görünür herhangi bir bulgu olmaksızın kişinin kaşıntı duyması ve sürekli kaşıntı ve sürtünme sonucu ortaya çıkan belirtilerle karakterizedir.

Kaşınan bölgelerde zamanla kızarıklık kepeklenme ve deride kösele benzeri kalınlaşma ile birlikte pul pul deri dökülmeleri ve kabuklu yaralar ortaya çıkar. Vücudun herhangi bir yerinde görülebilmekle birlikte en sık saçlı deri ense sınırında, sırtta kürek kemiklerinin üzerindeki deride ve bacaklarda ortaya çıkar. Deride kalınlaşma ve deri renginde koyulaşma bazen yıllarca sürebilir.

Tedavisi;

Egzamanın kesin bir tedavisi yoktur. Bazen kendiliğinden iyileşir, bazense ömür boyu devam edebilir. Tedavi, cildin sorunlu bölgesini iyileştirmeyi ve semptomları azaltmayı amaçlar. Genellikle hastanın yaşına, belirtilerine ve mevcut sağlık durumuna uygun bir tedavi planı oluşturulur.

Egzama evde tedavi;

  • Banyo alışkanlıklarınızı değiştirin: Ilık banyoyu tercih edin. Çok sıcak su cildinizi kurutacaktır. Nemi vücudunuza hapsetmek için 3 dakika içinde hızlıca nemlendirin. Yeşil sabun ya da defne sabunu gibi doğal sabunları tercih edin. Duş jeli kullanmayın. Banyo sonrası cildinizi yumuşak bir havluyla sürtmeden nazikçe kurulayın
  • Pamuklu, yumuşak kıyafetler giyin: Sentetik, sert ya da lifli kumaşlardan kaçının
  • Yarayı kaşımayın: Egzamalı bebeklerin ellerine pamuklu kumaşlardan dikilmiş parmaksız eldivenler takın.
  • Vücudunuzu her gün nemlendirin: Özellikle kuru ve soğuk havalarda nemlendirici kullanın
  • Kullandığınız nemlendiricinin cildinizle uyumlu olmasına dikkat edin. Mümkünse doktorunuza danışın
  • Tırnaklarınızı kısa tutun: Egzamalı insanların kaşınmamaları neredeyse olanaksız olduğundan, tırnaklarını kısa, temiz ve bakımlı tutmaları, zararı biraz da olsa azaltır
  • Uçuk hastalığı olanlardan uzak durun: Egzamalı deri, uçuk virüsü olan herpes simplekse karşı dirençsizdir; virüs alınırsa enfeksiyon yayılabilir
  • Çiçek aşısı olmayın: Normal insanlara hiçbir zarar vermeyen bu aşı, egzamalı bir çocukta, ölümcül olabilen ateşli bir hastalık yapabilir
  • Tahriş edici maddelerden sakının: Egzamalı ya da egzama geçirmiş insanların derileri çok hassastır. Bu nedenle tahriş edici maddelerden sakınmalıdırlar. Bu tür maddelerle çalışmak zorunda kalanlar lastik eldiven ve yüz maskesi gibi basit önlemlerle korunmalı; gençler meslek seçerken yağlar, boya ve şampuan gibi malzemelerle çalışmak zorunda kalacakları meslekleri seçmemelidir
  • Egzamanın nedeni alerjiyse, alerji yapıcı maddeden korunun: Egzamalı bir bebeğe, inek sütü veriliyorsa, inek sütünü kesip ya anne sütü verilmeli ya da keçi sütü (inek sütüne göre daha az alerjiye yol açtığı saptanmıştır) ve özel süttozu gibi bir besinle beslenmelidir

Yumuşatıcı preparatlar;

  • Kremler: Yağ ve su karışımı içerir ve cilde serinlik hissi verir. Bu nedenle egzama olan birçok insan, gündüz kullanımı için kremleri tercih eder. Bütün kremler koruyucu maddeler içerir ve insanlar yaygın olmasa da, bu koruyucu maddelere duyarlı olabilirler.
  • Merhemler: Koruyucu içermezler. Merhemler çok yağlı olabildikleri için bazı insanlar kullanmakta zorlanabilirler. Ancak, cildin nemini korumasında çok etkili olduklarından, çok kuru ve sertleşmiş ciltler için faydalıdırlar. Merhem sulanmış cilt üzerinde kullanılmamalıdır. Böyle bir durumda krem ​​veya losyon tercih edilmelidir.
  • Losyonlar: Kremlerden daha fazla su ve daha az yağ içerirler, ancak cildi nemlendirmede çok etkili değildirler. Bununla birlikte, vücudun tüylü bölgeleri için daha faydalıdırlar ve daha rahat kullanılırlar.

Kortizon preparatları; Bazı egzama vakalarında, yumuşatıcıların düzenli kullanımı, durumu kontrol altında tutmak için yeterli olabilir. Ancak daha şiddetli seyreden durumlarda egzama semptomlarını kontrol altına almak için kortizon preparatı kullanmak gerekebilir. Topikal steroid kremler, ciltte oluşan şiddetli kızarıklık ve kaşıntılar için en yaygın kullanılan tedavidir; kısa süreli kullanılan ilaçlardır ve yumuşatıcılar ile birlikte kullanılmalıdırlar.

Topikal immünomodülatörler; Kaşıntı kontrol altına alındıktan sonra kortizon kremi olmadığı aralar vermek, cilt de yan etkileri önlemek için gereklidir. Immünomodülatörler diye adlandırılan (Elidel ve Protopic) kortizon katkısız egzama kremleri, kortizon kremleri yerine iyi alternatifler olabilir. Bunlar günde 2 kez uygulanır.

Bariyer kremler; Cilt bariyeri kremleri, sağlıklı cilt bariyerlerinde doğal olarak bulunan maddeler olan lipidler ve seramidleri içerir. Kirleri dışarıda tutarken nemi hapsetmek için deri üzerinde koruyucu bir tabaka oluştururlar. Böylece egzamalı cilt daha kolay iyileşir ve yanma, kuruluk ve kaşıntı dahil olmak üzere semptomlara daha dirençli hale gelir. Bariyer kremler reçeteli ve reçetesiz olarak satılır. Ancak bu kremleri mutlaka doktor kontrolünde kullanmanız gerekir.

Diğer egzama ilaçları; 

  • Sistemik kortikosteroidler; Topikal tedavilerin etkili olmaması durumunda sistemik kortikosteroidler reçete edilebilir. Bu ilaçlar damar ya da ağız yoluyla alınır ve sadece kısa süreler için kullanılırlar.
  • Antibiyotikler; Egzama, bakteriyel bir cilt enfeksiyonunun yanında ortaya çıkarsa, bunlar reçete edilir.
  • Antiviral ve antifungal ilaçlar; Bunlar meydana gelen mantar ve viral enfeksiyonları tedavi edebilir.
  • Antihistaminikler; Geceleri aldığınızda, bu ilaçlar kaşıntıyı hafifletir ve uyumanıza yardımcı olabilir.
  • Topikal kalsinörin inhibitörleri; Bu ilaçlar bağışıklık sisteminin aktivitelerini baskılar. Enflamasyonu ve belirtilerin şiddetini azaltır. Atakları önler.

Islak bandaj (wet wrap); Islak bandaj, başka bir kaşıntı önleyici tedavi şeklidir, ve özellikle gece kaşınmaları için uygundur. Cilt iyice yağlanmadan önce bir kat sıcak, ıslak Tubifast bandajıyla, ve üstü kuru bandajla tekrar kapatılması ilkesine dayanır (sadece “Tubifast”- bandajı kullanın çünkü normal pansuman bezleri (doğal lifli) ve bandaj nemi korumaz). Islak bandaj (wet wrap) bir kaşıntı önleyici tedavi şeklidir, ve özellikle gece kaşınmaları için uygundur.

Fototerapi; Ultraviyole (UV) ışın, orta ya da şiddetli egzama tedavisinde yardımcı olabilir. UV ışınları bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermemesine yardımcı olur. Fakat bu tedavi cildinizi yaşlandırabilir ve cilt kanseri riskinizi artırabilir. Bu yüzden doktorlar mümkün olan en düşük dozu kullanır ve bu tedaviyi aldığınızda cildiniz yakından izlenmesi gerekir. İki tip fototerapi vardır:

UV ışık terapisi: Bir dermatoloğun ofisinde, cildiniz UVA ışınlarına, UVB ışınlarına veya her ikisinin bir karışımına maruz kalır. Bazen aynı zamanda cildinizde kömür katranını ovuşturursunuz. Aldığınız tedavinin türüne bağlı olarak haftada iki ila beş kez uygulamak gerekebilir.

PUVA tedavisi: Bu tedavide, cildi UVA ışığına daha duyarlı hale getiren reçeteli bir ilaç olan psoralen alırsınız. Sadece UV terapisinden sonuç alamayan hastalara önerilir.

Paylaşın

Epidural Steroid Enjeksiyonu nedir? Detaylar

Epidural Steroid Enjeksiyonu; boyun ve bel ağrılarında kullanılan cerrahi dışı tedavi yöntemlerinden biridir. Daha geniş bir tanımla; boyun, kol, bel ve bacak bölgelerinde sinirlerin sıkışmasına ve uyarılmasına bağlı olarak gelişen ağrıları geçirmek için kullanılan cerrahi-dışı bir girişimsel ağrı tedavisi uygulamasıdır.

Dünyada 40 yıldır omurga kaynaklı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılan, iyi sonuçlar alınmasını sağlamasının yanı sıra yan etkileri minimal olan bir işlemdir.

Epidural enjeksiyonun genel amacı fıtık başlangıcı ya da fıtık olan disk bölgesindeki ödemi ortadan kaldırmak, disk çevresindeki yangıyı ve olası bir sinir kökü basısını azaltmaktır. Düşük riski ve önemli bir yan etki potansiyeli olmaması nedeniyle yaygın bir yöntemdir.

Özellikle ilaç tedavisi, egzersiz ve fizik tedavi gibi konservatif yöntemlerle düzelme sağlanamayan disk kaynaklı bel, bacak, boyun ve kol ağrılarında tercih edilir.   İşlemin uygulandığı hastaların büyük bölümünde ağrı tamamen yok olur. Ağrı ile birlikte görülen hissizlik, uyuşukluk, kas güçsüzlüğü gibi belirtilerde de önemli iyileşme görülür.

Düzelme sağlanamayan az sayıdaki hastada ise işlem tekrarlanabilir. Genel kabul, işlemin bir kaç ay içinde 3 kez uygulanabileceğidir.  İşlem lokal anestezi altında ve ayrıca hastaya sedasyon sağlayıcı ilaçlar verilerek yapılır. Hasta işlem sırasında ağrı duymaz.

Yan etkileri çok seyrektir. Sınırlı bir alana verilmesi ve sistemik yayılımının çok az olması nedeniyle steroide bağlı yan etkiler hemen hemen hiç görülmez. İşlem sonrasında bazı hastalarda, yatak istirahatı ve ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilen, geçici baş ağrısı görülebilmektedir. Bu durumun görülme sıklığı yaklaşık binde birdir.

Görüldüğü gibi epidural enjeksiyonun en sık görülen komplikasyonu bile oldukça seyrek olarak karşımıza çıkmaktadır. Enfeksiyon ise oldukça ender görülen ciddi bir yan etkidir. Önlemek için işlem tamamen steril koşullarda yapılmalıdır. İğnenin giriş yeri ve epidural boşluk radyolojik görüntüleme altında belirlendiğinden kanama, sinir hasarı gibi ciddi yan etkilere neredeyse hiç rastlanmamaktadır.

Uygulama sonrası bel ağrısı şikayetinde düzelme, işlem sonrası bir kaç günle iki hafta arası bir zamanda gerçekleşir. Düzelmenin işlem yapılır yapılmaz hemen gerçekleşmesi beklenmemelidir. İşlemin yapıldığı günün ertesi günü yatak istirahatı önerilir.

Genellikle hastalar daha önce yapamadıkları bir çok zorlayıcı aktiviteyi yapabilir hale gelebilecek kadar düzelme gösterirler. Ancak kendilerini zorlamamaları konusunda uyarılmalıdırlar. İşlemden sonra doktor kontrolü altında ve fizyoterapist gözetiminde kontrollü olarak artan aktivitelerde bulunulmalıdır.

(Kaynak: centralhospital.com)

Paylaşın