Türkiye’de Yağışlar Son 52 Yılın En Düşük Seviyesine Geriledi

2025 Su Yılı Raporu’na göre metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından, 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan “2025 Su Yılı Raporu” geçen hafta açıklandı. Rapor, Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Yağışlarda en büyük düşüş sırayla; yüzde 53 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 35 ile İç Anadolu ve yüzde 34 ile Marmara bölgelerinde gözlemlendi.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin son yıllarda giderek derinleşen bir kuraklık döngüsüne sürüklendiği uyarısında bulunuyor.

Ülkenin üçte ikisinden fazlasının yıllık su açığıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Prof. Türkeş, “İklim değişikliğinin etkisiyle bu oran (su açığı yaşayan bölgeler) önümüzdeki 20–25 yıl içinde yüzde 80’e ulaşabilir. Bu tablo yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz anlamına geliyor” diyor.

Türkeş’in verdiği bilgilere göre, Akdeniz ikliminin egemen olduğu Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’nun büyük bölümü Türkiye’de kuraklıktan en fazla etkilenen alanlar arasında. Güney Marmara ve Doğu Anadolu’nun güney kesimlerinin de bu riskli kuşağa eklenebileceğini ifade eden Türkeş, “Kuraklık olasılığı açısından en kırılgan bölgeler ise Güneydoğu Anadolu, Akdeniz kıyıları ve Batı Anadolu” değerlendirmesini yapıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporuna göre geçen 12 aylık dönemde; Bilecik, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Mardin, Nevşehir, Şanlıurfa, Van, Batman, Edirne, Tekirdağ, Siirt, Şırnak ve Çanakkale’de 65, Kırıkkale’de 64, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Bursa, Kahramanmaraş, Karaman, Osmaniye’de 52, Aksaray, Konya, Niğde’de 51, Hakkari 50, Yalova’da son 40 yılın en düşük yağış seviyeleri görüldü.

Raporda, Doğu Anadolu’da kar örtüsünün azalması ve ani sıcaklık değişimlerinin yeraltı su kaynakları için ciddi risk oluşturduğuna işaret edilirken; Ege ve Akdeniz’de ise yaz kuraklıkları ve yeraltı suyu kullanımının artmasının tarımsal üretim ve su kalitesi üzerinde baskı yaptığına dikkat çekildi.

İç Anadolu’da özellikle Konya Ovası’nın tarımsal sulamadaki verimsizlik nedeniyle yılda milyonlarca metreküp su kaybettiği ifade edilen raporda, Ege ve Akdeniz’deki turizm bölgelerinde ise kişi başına günlük 600 litreyi aşan su tüketiminin yaz aylarında su bütçesinde ciddi dengesizlik yarattığı tespiti yapıldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’deki su krizinin temelinde yönetim eksikliği ve plansızlık olduğunu söylüyor.

Türkiye’de yerel yönetimlerin su yönetimine dair sürdürülebilir bir planı bulunmadığını ifade eden Prof. Kadıoğlu, “Yerel yönetimler yıllık su bütçesi hazırlamıyor, aylık ya da mevsimsel su tahminleri yapmıyor. Sonra barajlar ve göller kuruyunca suçu tamamen iklim değişikliğine atıyoruz” diyor.

Sorunun sadece iklim değişikliğinden kaynaklanmadığını, asıl problemin plansızlık olduğunu vurgulayan Kadıoğlu, “İklim değişikliği tersine işlese ve yağışlar artsa bile yine su kıtlığı yaşanır. Çünkü büyük şehirler ayağını yorganına göre uzatmıyor. Türkiye’deki en büyük kuraklık, zihinsel kuraklık. Suyu bitirene kadar kullanıyoruz, sonra da ağlıyoruz” diye konuşuyor.

İklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve don olayları, Anadolu’daki tarımsal üretime de büyük zararlar veriyor. Son bir yılda yaşanan olumsuz hava koşulları başta incir, kayısı, kiraz gibi ürünlerde yüzde 80’i aşan üretim kayıplarına neden oluyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre son üç yıldır gözlenen kuraklık nedeniyle gıda fiyatları 2026 yılında da artmaya devam edecek. Bu durumun gıda enflasyonunu tetikleyeceğini ve özellikle dar gelirli aileleri olumsuz etkileyeceğini dile getiren Türkeş, şöyle konuşuyor:

“Ne yazık ki Türkiye dinamik bir kuraklık yönetim sistemine sahip değil. Suyun az olduğu yerlerde çok su tüketen ürünler artık ekilmemeli. Silajlık mısır, yonca gibi çok su isteyen yem bitkilerinin salma sulama yöntemleriyle ekilmesi, hem yeraltı sularını tüketiyor hem de krizi derinleştiriyor.”

Peki Anadolu’da giderek yayılan kuraklık tehlikesini engellemek mümkün mü?

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu’na göre, Türkiye’nin su krizinden çıkış yolu hem kısa hem de uzun vadeli önlemlerden geçiyor.

Türkiye’de son 5 yılda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yüzde 20-25 azaldığına işaret eden Ekmekcioğlu, “Bu gidişle Türkiye su kıtlığı eşiğine hızla yaklaşıyor. Hem iklimsel kayma hem de su yönetimi eksikliklerinin yarattığı çift yönlü bir krizle karşı karşıyayız. Eğer bugünden önlem almazsak, bu tablo gıda güvenliğinden ekonomik sürdürülebilirliğe kadar birçok alanda ciddi tehditler yaratacak. İklimi değiştiremeyiz ama bilinçli su yönetimi ile uyum sağlayabiliriz” diyor.

Kısa vadede kayıp-kaçakların azaltılması, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi ve tarımsal ürün deseninin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Ekmekcioğlu, orta ve uzun vadede ise yeraltı sularının kayıt altına alınması, stratejik su yönetimi ve iklim senaryolarına göre yıllık kotaların belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

Homo Ergaster: Modern İnsana Benzeyen İlk İnsan

Erken insan türlerinden biri olarak kabul edilen Homo Ergaster, yaklaşık 1.8 ila 1.3 milyon yıl önce Afrika’da yaşamıştır. “Ergaster” ismi, Yunanca’da “işçi” anlamına gelmektedir.

Haber Merkezi / Bazı bilim insanları Homo Ergaster’ı Homo erectus’un bir alt türü veya bölgesel varyantı olarak sınıflandırırken, bazı bilim insanları da Homo Ergaster’ı ayrı bir tür olarak değerlendirilmektedir. Bu taksonomik tartışmalar, fosil kayıtlarının yorumlanmasındaki farklılıklara dayanmaktadır.

Homo ergaster, modern insana (Homo sapiens) giden evrimsel zincirde önemli bir halka olarak görülür ve Homo Heidelbergensis, Homo Neanderthalensis ve Homo Sapiens gibi daha sonraki türlerin atası olabileceği düşünülmektedir.

En ünlü Homo Ergaster fosili, Kenya’daki Turkana Gölü yakınlarında bulunan ve yaklaşık 1.6 milyon yıl öncesine tarihlenen “Turkana Çocuğu” (KNM-WT 15000) adlı neredeyse tam bir iskelettir. Bu 8 – 12 yaşlarında ölmüş bir erkek bireye aittir ve Homo Ergaster’ın anatomisi hakkında detaylı bilgiler sunmaktadır.

Turkana Çocuğu’nun uzun bacakları, dar pelvisi ve modern insanlara benzer vücut oranları, bu türün açık arazilerde hareket kabiliyetinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Homo Ergaster, Afrika’nın savan ve otlak bölgelerinde yaşamış, muhtemelen avcı – toplayıcı bir yaşam tarzı benimsemiştir. Homo Ergaster, Acheulean alet teknolojisiyle tanınmaktadır. Bu aletler, daha önceki Oldowan aletlerine kıyasla daha karmaşık ve simetrikti (örneğin, el baltaları ve yontma aletler). Bu, planlama ve zihinsel becerilerde bir artışa işaret etmektedir.

Ateş kontrolüne dair kesin kanıtlar sınırlı olsa da, bazı arkeolojik bulgular (örneğin, yanmış kemikler) Homo Ergaster’ın ateşi sınırlı bir şekilde kullanmış olabileceğini öne sürmektedir. Bu, yiyeceklerin pişirilmesi ve korunması açısından önemli bir yenilik olurdu.

Homo Ergasterlerin küçük gruplar halinde yaşadıkları ve işbirliği yaptıkları düşünülmektedir. Alet yapımı ve avcılık gibi faaliyetler, sosyal organizasyon ve iletişim gerektirmektedir. Ancak, dil kullanıp kullanmadıkları bilinmiyor; muhtemelen jest ve basit seslerle iletişim kuruyorlardı.

Homo Ergaster ile Homo Erectus arasındaki ilişki, Paleoantropolojide tartışma konusudur. Bazı bilim insanları, Afrika’daki Homo Ergaster’ın Asya’daki Homo Erectus’tan farklı fiziksel özelliklere (örneğin, daha ince kafatası kemikleri) sahip olduğunu savunmaktadır ve bu nedenle ayrı bir tür olarak sınıflandırılmasını önermektedirler.

Bazı bilim insanları ise, bu farklılıkların bölgesel varyasyonlar olduğunu ve tüm fosillerin Homo Erectus altında birleştirilmesi gerektiğini düşünmektedirler.

Sonuç olarak, Homo Ergaster, insan evriminde kritik bir rol oynamış, modern insanlara giden yolda önemli fiziksel ve kültürel adaptasyonlar geliştirmiştir. Acheulean aletleri, uzun mesafeli hareket kabiliyeti ve sosyal işbirliği, bu türün Afrika’nın zorlu savan ortamlarında başarılı olmasını sağlamıştır.

Paylaşın

Özgür Özel: Ülkesini Seven Arkamdan Gelsin

Partisinin Manisa İl Kongresi’ne konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak. Beni seven arkamdan gelsin, ülkesini seven arkamdan gelsin” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da partisinin 39’uncu Olağan İl Kongresi’ne katıldı. Özel buradaki konuşmasında hayatını kaybeden Ferdi Zeyrek nedeni ile kendisi için duygusal yönü çok ağır olan bir kongrede olduğu ifade etti.

Özel konuşmasında şu anda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki adayın yarıştığını birisinin Silivri’de diğerinin de bin 500 odalı sarayda olduğunu ifade etti. İmamoğlu’nun alnının açık, başının dik ve hükümet programını çalıştığını söyleyen Özel, o gün İmamoğlu aday olamazsa partiden başka bir ismin aday olacağını ancak mücadelede en ufak bir eksilme olmayacağını dile getirdi:

“Her şeye rağmen iki aday yarışıyor şu anda. Birisi bin 500 odalı sarayda. 14 tane uçağından canı hangisini çekerse ona biniyor. Yüzen sarayı ayrı, yazlık sarayı Okluk’ta, kışlık sarayı Ahlat’ta. Her imkan elinde. Ama ruhu dar, sanki yerin yedi kat dibinde. Diğer tarafta 12 metrekarelik bir hücrede biri var. Alnı açık, başı dik, morali yüksek. Ve oradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti programını, kendisinin hükümet programını ve Türkiye’ye nasıl yöneteceğimizi çalışıyor.

Gün gelip özgür kalıp ya da adaylığı önünde bir engel olmayıp, aday gösterdiğimizde Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olacak ve Cumhurbaşkanı olacak. İşte hem o gün gelene kadar, o gün tut ki aday yapamadık, bir nefer, partiden bir nefer adaylaşacak. Ama mücadelede en ufak bir eksilme olmayacak. Ve hep beraber bu süreci birlikte götüreceğiz. Şimdi Ekrem Başkan’ın yerine bize Cumhurbaşkanı adayı soruyorlar.

Ben geçmişte de bunu hep öyle düşündüm, hep öyle söyledim. ‘Ekrem Başkan’ın yerine Cumhurbaşkanı adayınız var mı?’ Diyorum ki ‘Var.’ ‘Kim?’ Vallahi ben değilim. Sensin, bu salonda oturan herkes benim Cumhurbaşkanı adayım. Benim Cumhurbaşkanı adaylarım sizsiniz. Sizin kadar da benim. Sabahleyin yataktan ‘Eyvah ya, bugün de başımıza ne gelecek?’ diye değil, ‘Hadi bakalım iktidara bir gün daha yaklaştık’ diye kalkmanın zamanıdır.”

“Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak”

Özel konuşmasının devamında Erdoğan’ın sermayeye, yargıya, istihbarata, Barrack’a ve Trump’a güvendiğini, iktidarını sürdürmek için her şeyi göze aldığını ifade etti. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmeye giderken, “Beni seven arkamdan gelsin” sözlerini kullandığını belirten Özel, Manisa’dan İstanbul’a gideceğini söyledi.

Özel, Fatih Sultan Mehmet’in sözlerine atıfta bulunarak, “Beni seven arkamdan gelsin. İktidara yürümeye, bir devri kapatıp bir devri açmaya hazır mıyız? Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak. Beni seven arkamdan gelsin, ülkesini seven arkamdan gelsin.” şeklinde konuştu. Bu sözler salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı.

Paylaşın

KKTC’de Seçimi Tufan Erhürman Kazandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

KKTC’de cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli. Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.

CTP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, eşi Nilden Bektaş Erhürman ile birlikte Gönyeli Dr. Suat Günsel İlkokulu’nda oyunu kullandı. Oy kullanmasının ardından basına açıklama yapan Erhürman, uzun bir seçim sürecinin geride kaldığını belirterek şunları söyledi:

“Bu seçim, çocuklarımızın seçimi. Bu bilinçle hareket ettik. Burada verilecek karar, geleceğimiz üzerinde etkili olacak. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içine sindirmiş bir halk. Bu süreç içerisinde büyük bir olgunlukla seçim sürecinde yerini aldı. Bugün iradesini sandığa yansıtacak. Halkımızın iradesi herkes için hayırlı olsun.”

KKTC Cumhurbaşkanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar ise eşi Sibel Tatar ile oyunu Şehit Tuncer İlkokulu’ndaki 157 numaralı sandıkta kullandı. Oy kullanmasının ardından açıklamalarda bulunan Tatar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hükümetine destekleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimini “referandum niteliği taşıyan bir varoluş seçimi” olarak tanımlayan Tatar, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği yaşam mücadelesi, önümüzdeki dönemde refahının artması, Kıbrıs Türkü’nün asli unsur olarak Kıbrıs’ın iki halkından bir tanesi olarak hakkıyla, hukukuyla, egemenliğiyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyüşüdür” dedi.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı: Sıkı Para Politikamızı Koruyacağız

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Washington’da düzenlenen Atlantik Konseyi Panelinde konuştu. BloombergHT’nin aktardığına göre; Karahan, dezenflasyonun son aylarda biraz hız kestiğini ancak durumu yakından takip ettiklerini belirtti. Karahan enflasyon yüzde 5’lik hedefe ulaşana kadar sıkı para politikasını koruyacaklarını dile getirdi.

TCMB olarak parasal sıkılaşmaya başladıklarını ve o dönemden beri enflasyonda aşağı yönlü hareket olduğunu kaydeden Karahan “Bu aşağı yönlü hareket son dönemde biraz hız kesti ama yakından takip ediyoruz. Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Güven konusunda yol kat ettiklerini kaydeden Karahan “Ama hala daha fazla yola ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Paylaşın

RTÜK Başkanı Şahin Sokak Röportajlarını Hedef Aldı

YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getiren RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savundu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, genellikle YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getirdi.

Bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savunan Şahin, “RTÜK olarak daha önce de açıkça uyardığımız bu tür yayınların, toplumda umutsuzluk ve ayrışma oluşturmasına asla izin vermeyeceğiz. Kamuoyunu kasıtlı biçimde yönlendiren, halkı karamsarlığa sürükleyen içeriklere müsamaha gösterilmeyeceğini bir kez daha vurguluyor, benzeri yayınlarla ilgili tüm yasal yetkileri sonuna kadar kullanacağımızı önemle hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

RTÜK Başkanı Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Üst Kurulumuzun İzleme ve Değerlendirme Uzmanları tarafından yapılan analizler sonucunda; sokak röportajları adı altında bazı yayınların sistematik biçimde ve röportajı yapan kişinin bilinçli yönlendirme çabaları ile ‘her şeyin kötüye gittiği’ yönünde algı oluşturma çalışmalarında son zamanlarda artış olduğu tespit edilmiştir” dedi.

“Belirli kesimlerin duygularını istismar eden, halkın umut duygusunu zedeleyen bu yayınlar; medya etiğine, ifade özgürlüğünün sınırlarına ve kamu yararına aykırıdır” diyen Şahin, mesajını şöyle tamamladı: “Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; ancak yapıcı eleştiriler ile toplumun moralini ve geleceğe inancını yok etmeyi amaçlayan sistematik karamsarlık dili aynı şey değildir.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Savcılara Hakaret” Davası Düşürüldü

Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Kararın gerekçesinde, “Her ne kadar iş bu dava dosyasının duruşması 22/10/2025 tarihine bırakılmış ise de; sanığın celse arasında önödeme ihtaratı kapsamında ödeme yaptığı görülmekle, işin sürüncemede kalmaması için duruşmaya mahsus salonda re’sen celse açıldığı ve ön ödemenin vezneye yatırıldığı anlaşıldı” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu hakkında 4 yıl 1 aya kadar hapis talep edilen iddianame, gönderildiği İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti. İmamoğlu’nun bu dava nedeniyle 22 Ekim’de hakim karşısına çıkması bekleniyordu.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, İki cumhuriyet savcısı, “müşteki” sıfatıyla yer alıyordu.

İddianamede, İmamoğlu’nun 23 Mart’ta “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği anımsatılarak, hakimlikteki sorgusunda İmamoğlu’nun, tutuklamaya sevk yazısında isimleri bulunan iki cumhuriyet savcısına yönelik “hakaret içerikli” beyanları gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı kaydedilmişti.

İddianamede, İmamoğlu hakkında “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 9 aydan 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası verilmesi, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükmünün uygulanması istenmişti.

İddianame, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Dünyanın En Büyük 17. Ekonomisiyiz

Türkiye – Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu’nda konuşan Erdoğan, “Son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık. G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye – Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“İlkini 2016 yılında tertiplediğimiz forumun zaman içinde Afrika’nın 4 bir yanından katılımcılarla somut kararların alındığı bir platform haline geldiğini görüyorum. 2 gün süresince gerçekleşen toplantılarda tarım, gıda, enerji, madencilik gibi konular paylaşıldı. Misafirlerimiz ülkelerindeki yatırım ortamını hem diğer katılımcılara hem de Türk iş dünyasına anlatma fırsatı buldu.

Hızla büyüyen ekonomisiyle hızla gelişen yatırım ortamıyla 3 kıtanın tam merkezindeki coğrafi konumuyla Türkiye’nin kapısı her yatırımcıya her girişimciye ardına kadar açıktır. Devletimizin tüm kurumları, bakanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ajansı ülkemize yatırım yapmak herkese yardım etmeye hazırdır. Hiçbir ayrım yapmadan özellikle kimseye bir dayatmada bulunmadan eşitlik, saygı ilkeleri temeliyle tecrübelerimizi sizlerle samimiyetle paylaştık. 2005’i ülkemizde Afrika yılı ilan ederek kıta ile ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtık.

Bu 20 yılda ilişkimizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Türkiye-Afrika ilişkilerinin stratejik ortaklık seviyeye ulaşmasından fevkalade memnunuz. Türkiye’nin Afrika Zirvesi’ndeki gözlemci statüsünün 20’inci yılını idrak ediyoruz. Gelecek yıl Türkiye -Afrika zirvesinin dördüncüsünü gerçekleştireceğiz.

Afrika kıtasıyla geçmişi 10. yüzyıla uzanan bir dostluğa sahibiz. Görev süresi boyunca kıtaya 50’nin üzerinde ziyaret gerçekleştirmiş bir siyasetçiyim. Uzun yıllar sonra 2011’de Mogadişuya giden ilk devlet başkanıydım. Afrika’nın 4 bir yanındaki kardeşlerimin misafiri oldum. Bu ziyaretler sayesinde Afrika’nın zengin kültürünü tanıma fırsatı buldum. Gözlerimiz ve tenlerimizin rengi farklı olsa da gözyaşlarımızın renginin aynı olduğunu bizzat gördüm. Gittiğim her ülkede kendimi yabancı bir yerde değil, kendi ülkemde, kendi evimde gibi hissettim.

Nazım Hikmet bundan 63 yıl evvel Afrika haklarına şöyle sesleniyordu:

Kardeşlerim
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda
sizin ordakiler gibi tıpkı
benim orda arslanın ağzındadır ekmek
ejderler yatar başında çeşmelerin
ve ölünür benim orda ellisine basılmadan
sizin ordaki gibi tıpkı

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz”

Türkiye’nin de çok ciddi bir ekonomik siyasi ve sosyal buhranlar yaşadığı dönemde yazılan bu mısralar evrensel bir dayanışmayı yansıtıyor. O sancılı günler geride kaldı. Hamdolsun Türkiye çok gelişti, çok değişti. Son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık.

G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz. 2024 yılı satın alma paritesine göre 12. sıradayız. İnşallah bu sene 11. sıraya yükseleceğiz. 23 yılda yıllık ortalama yüzde 5,4 büyüme kaydettik. 2002 de 238 milyar olan milli gelirimizi 2024 yılında 1,5 trilyon dolar sınırına getirdik. Kişi başına düşen milli gelirimiz 3608 dolarken 2024 yılında 14751 dolara ulaştı. 2025 ikinci çeyreği milli gelir 17 bin dolara yaklaştı. Merkez Bankası rezervimiz 27 milyar dolardı, bugün 189,7 milyar dolar. 36 milyar dolar olan ihracatımız, bugün 270 milyar doları zorluyor. Turist sayımızı 15 milyondan 62 milyon 270 bine, turizm gelirini 61 milyar doların üzerine çıkardık.

Savunma sanayiindeki başarımızı biliyorsunuz. 2002 yılında motorlu taşıt 8,5 milyon iken bugün 33 milyonu buldu. 13 milyon binamız vardı bunu 2’ye katlayarak 26 milyona çıkardık. 26 olan havalimanı sayımız 58’e yükseldi. 76 olan üniversite sayımız 308’e ulaştı. Türkiye milli gelire göre en fazla yardım yapan ülkelerden biridir. Kimsenin inancına, kökenine bakmıyoruz. Bunları yaparken başkaları gibi hiçbir maddi karşılık beklemiyoruz. Biz sömürgecilik lekesini tanımamış bir ülkeyiz. Gittiğimiz her yere barışı götürdük.

Türkiye olarak her çatışma bölgesine olduğu gibi kardeş Sudan’a da yardımlarımızı ulaştırıyoruz. Koloniyalizm kağıt üzerinde yıllar önce son bulmuş fakat post modern yöntemlerle varlığını devam ettirmiştir. Batı dünyasını ne yazık ki Afrika kıtasındaki çatışma ve iç savaşları kıtanın kaderi olarak görüyor. Ekonomik çıkarı olmadıkça elini taşın altına koymaktan kaçınıyor.

Neticede savaş baronları kazanırken kaybeden masum siviller oluyor. Çatışma ve krizlerin yüklerini genelde kadınlar ve çocuklar çekiyor. Bunu sadece Sudan ve diğer çatışma bölgelerinde değil en son Gazze’de gördük. İsrail’in iki yıl boyunca sürdürdüğü saldırılarında 68 bin Filistinli şehit oldu. 170’i aşkın kardeşimiz yaralandı. Bazıları açlıktan olmak üzere 20 bin çocuk öldü. 250 üzerinde gazeteci sırf hakikati duyurdukları için katledildi.

Enkazların altında kaç kişinin naaşı olduğu bilinmiyor. 2 yıl boyunca soykırım yaşandı, sözde medeni dünya buna engel olamadı, doğru düzgün tepki gösteremedi. Soykırım sürerken bize ve Afrikalı kardeşlerimize demokrasi dersi veren batılı devletler İsrail’e silah yardımı yapmaya devam etti.”

Paylaşın

Enflasyon, Avrupa’da Yüzde 2.2, Türkiye’de Yüzde 32.1

Eylül sonu itibarıyla enflasyon, yıllık Euro Bölgesi’nde yüzde 2,2, Avrupa Birliği (AB) genelinde ortalama yüzde 2,6, Türkiye’de ise yüzde 32,1 kayıtlara geçti.

Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat’ın Eylül 2025 verilerine göre, Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon oranı yüzde 2,2’ye yükseldi. Avrupa Birliği genelinde ortalama oran yüzde 2,6 olarak kaydedilirken, Türkiye yüzde 32,1’lik oranla en yüksek enflasyonu yaşayan ülke oldu.

Para politikalarında sıkı duruşunu sürdüren Avrupa Merkez Bankası’nın etkisiyle fiyat artışları Euro Bölgesi’nde yeniden hedef aralığına yaklaştı. Eurostat verilerine göre, hizmetler grubu yüzde 1,49 puanla enflasyona en yüksek katkıyı sağladı. Gıda, alkol ve tütün ürünleri yüzde 0,58 puanla ikinci sırada yer alırken, enerji kalemi -yüzde 0,03 puanla düşüş yönlü etki yaptı.

Eurostat’ın uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi (HICP) kapsamında değerlendirilen Türkiye, Eylül 2025 itibarıyla yüzde 32,1’lik yıllık enflasyonla Avrupa ortalamasının 15 kat üzerine çıktı. Türkiye’yi yüzde 8,6 ile Romanya ve yüzde 5,3 ile Estonya izledi. Uzmanlara göre Türkiye’de fiyat artışları, yüksek kur seviyesi, ücret baskısı ve gıda kalemlerindeki artıştan besleniyor.

Enflasyonun en düşük olduğu ülkeler Kıbrıs (yüzde 0), Fransa (yüzde 1,1), İtalya ve Yunanistan (yüzde 1,8) oldu. Almanya’da oran yüzde 2,4, İspanya’da ise yüzde 3,0 olarak ölçüldü. Veriler, Avrupa genelinde fiyat artışlarının büyük ölçüde kontrol altına alındığını ortaya koydu.

Enerji fiyatları son bir yılda yüzde 0,4 düşerek enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletti. Buna karşın işlenmemiş gıda fiyatlarında yüzde 4,7’lik artış sürdü. Çekirdek enflasyon (enerji ve gıda hariç) yüzde 2,4 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

Yeşil Çay Doğanın Ozempic’i Mi?

Bir çok sağlık faydası olan yeşil çayın, “doğanın Ozempic’i” olarak adlandırılması, popüler bir benzetme olsa da, bu ifade biraz abartılı ve bilimsel olarak da tam doğru değil.

Haber Merkezi / Ozempic (semaglutid), diyabet tedavisi ve kilo yönetimi için kullanılan, iştahı düzenleyen ve insülin duyarlılığını artıran bir ilaçtır.

Yeşil çayın vücut üzerindeki etkileri:

Yeşil çay, özellikle kateşinler (EGCG gibi) ve koffein içeriği sayesinde bazı metabolik faydalar sağlar:

Metabolizma ve kilo kontrolü: Yeşil çay, termojenezi (vücudun enerji yakma sürecini) artırabilir ve sınırlı oranda kalori yakımına katkıda bulunabilir. 

İştah kontrolü: Yeşil çayın iştahı baskılama etkisi sınırlıdır ve kişiden kişiye değişir. Ozempic gibi güçlü bir iştah düzenleyici etkisi yoktur.

Kan şekeri ve insülin: Yeşil çay, kan şekeri seviyelerini düzenlemede yardımcı olabilir ve insülin duyarlılığını artırabilir. Ancak bu etki, Ozempic’in GLP-1 reseptör agonisti olarak sağladığı güçlü insülin regülasyonu ile kıyaslanamaz.

Antioksidan etkiler: Yeşil çay, antioksidan özellikleriyle hücre hasarını azaltabilir ve genel sağlığı destekler. Bu, Ozempic’in doğrudan bir fonksiyonu değildir.

Ozempic ile karşılaştırma:

Ozempic (Semaglutid): GLP-1 reseptör agonisti olarak iştahı azaltır, tokluk hissini artırır, insülin salınımını düzenler ve bağırsak hareketlerini yavaşlatarak kilo kaybına katkıda bulunur. Klinik çalışmalarda, Ozempic kullanan kişilerde yüzde 10-15 oranında kilo kaybı gözlemlenmiştir.

Yeşil çay: Kilo kaybı etkisi çok daha sınırlıdır (örneğin, birkaç ayda 0.5-1 kg kayıp). İştah kontrolü veya insülin düzenlemesi üzerindeki etkisi Ozempic kadar güçlü veya tutarlı değildir.

Ozempic, beyin ve sindirim sistemi üzerinde doğrudan farmakolojik bir etki yaratırken, yeşil çay daha çok metabolik hızı hafifçe artırarak ve antioksidanlarla dolaylı destek sağlayarak çalışır.

Bilimsel veriler:

Yeşil çay ve kilo kaybı: 2014’te yapılan bir araştırma, yeşil çayın kilo kaybı üzerindeki etkisinin küçük olduğunu ve düzenli tüketimde haftada yaklaşık 0.1-0.2 kg kayıp sağlanabileceğini ortaya koydu.

Ozempic: 2021 yılında yapılan bir araştırma, Ozempic kullanan bireylerde 68 hafta sonunda ortalama 14.9 kg kilo kaybı kaydedildi.

Yeşil çayın sağlık faydaları (kardiyovasküler sağlık, antioksidan etkiler) Ozempic’ten farklı alanlarda öne çıkar, ancak kilo verme konusunda Ozempic’in etkisi çok daha belirgindir.

Not: Yeşil çay veya Ozempic gibi bir ilacı kullanmadan önce doktorunuza danışmanız önemlidir. Yeşil çay bazı bireylerde kafein hassasiyeti veya ilaç etkileşimleri nedeniyle sorun oluşturabilir.

Paylaşın