İlişkilerde Kızgınlığın Üstesinden Nasıl Gelinir?

Kızgınlık, genelde öfke ve kırgınlık duygularını içermektedir. İlişkilerde bu tür duyguların ortaya çıkması çok sık olsa da, kızgınlık ilişkiyi, fiziksel ve ruhsal sağlığı olumsuz etkileyebilir.

Haber Merkezi / Bir ilişkide kızgınlığı bırakmak genellikle empati kurmayı, minnettarlığa odaklanmayı, kendini (ve diğer kişiyi) affetmeyi ve ilk etapta “neden” bu kadar kızgın hissettiğini anlamayı gerektirir.

İlişkilerde kızgınlığın üstesinden gelmek için şu adımlar izleyebilirsiniz:

Duyguları Tanıyın ve Kabul Edin: Kızgınlığınızın kaynağını anlamaya çalışın. Neden öfkeli olduğunuzu netleştirin ve bu duyguyu bastırmak yerine kabul edin.

Sakinleşin: Öfke anında tepki vermeden önce derin nefes alın, meditasyon yapın ya da kısa bir yürüyüşe çıkın. Sakinleştikten sonra durumu daha net değerlendirebilirsiniz.

Açık İletişim Kurun: Kızgınlığınızı yapıcı bir şekilde ifade edin. “Ben” dili kullanın (örneğin, “Böyle hissettiriyor” yerine “Beni sinirlendiriyorsun” demekten kaçının). Karşı tarafı suçlamadan duygularınızı paylaşın.

Empati Kurun: Karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın. Onların niyetini veya davranışlarının ardındaki sebepleri düşünmek öfkenizi hafifletebilir.

Sorunu Çözmeye Odaklanın: Kızgınlığı beslemek yerine, sorunu çözmek için ortak bir yol arayın. Uzlaşma ve çözüm odaklı konuşmalar ilişkiyi güçlendirir.

Bağışlayın ve Bırakın: Kızgınlığı içinizde tutmak size zarar verebilir. Affetmek, olayı unutmak anlamına gelmez, ancak duygusal yükten kurtulmanıza yardımcı olur.

Profesyonel Destek Alın: Eğer kızgınlık sürekli tekrarlıyor veya çözülemiyorsa, bir terapist veya ilişki danışmanından destek almak faydalı olabilir.

Bu adımlar, hem kendinizi hem de ilişkinizi daha sağlıklı bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Aziz İhsan Aktaş İddianamesi Tamamlandı

“Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması tamamlandı: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, resmî ve özel belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve malvarlığı aklama.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturmasında önemli bir aşamaya gelindi.  Başsavcılığın açıklamasına göre, 40’ı tutuklu olmak üzere toplam 200 kişi hakkında 20 Ekim 2025 tarihinde kamu davası açıldı.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “resmî ve özel belgede sahtecilik”, “dolandırıcılık” ve “malvarlığı aklama” gibi ağır suçlar yer alıyor. Suç örgütü lideri olarak iddianamede yer alan ve 704 yıla dek hapsi istenen Aktaş tutuksuz yargılanırken, belediye başkanları ise tutuklu bulunuyor.

23 Mart’ta “yolsuzluk” suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan “‘suç örgütü lideri” olarak bahsedilen iddianamede, “rüşvetle” suçlanan CHP milletvekilleri Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut hakkında da fezleke düzenlendi. Fezlekeler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Başsavcılığın açıklaması şöyle: “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması sonucunda 40’ı tutuklu toplam 200 şüpheli hakkında Suç İşlemek Amacıyla Örgütü Kurma ve Yönetme, Suç Örgütüne Üye Olma, Suç Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüte Yardım Etme, İhaleye Fesat Karıştırma, Edimin İfasına Fesat Karıştırma,

Resmi Belgede Sahtecilik, Özel Belgede Sahtecilik, Rüşvet Alma, Rüşvet Vermek, Rüşvetin Temin Edilmesine Aracılık Etme, Kamu Kurum Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama, Haksız Mal Edinme ve Gerçeğe Aykırı Fatura Düzenleme suçlarından 20/10/2025 tarihinde iddianame düzenlenmiş olup İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

Özel: İftiralar çökecek

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iddianameye tepki gösterdi. Özel, iddianamenin “tel tel döküldüğünü” vurgulayarak, “Deliller tartışıldığında iftiraların çökeceğini herkes görecek” dedi.

Çankaya Belediyesi Atatürk Sanat Merkezi’nin açılışında konuşan Özel, 704 yıla kadar hapisle yargılanması istenmesine rağmen serbest bırakılan suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş’ın durumuna dikkat çekti. “Yapmadığı kalmamış ama itirafçı olmuş, örgüt kurmuş dışarıda geziyor; onun iftira ettiği belediye başkanları içeride. Bu iddianame baştan sona tutarsızlıklarla dolu” ifadelerini kullandı.

Özel, CHP’li belediye başkanlarına yönelik suçlamaların da dayanaksız olduğunu vurgulayarak, “Adana, Adıyaman, Seyhan, Ceyhan belediye başkanlarına birer satır suçlama yazılmış. Onların İstanbul’daki bu dosyayla ne ilgisi var? Suçlamanın türünü değiştirerek dosyaya eklemişler. Bu işin bahanesi kalmamıştır” dedi.

“Yargılama sürecinde gerçeklerin ortaya çıkacağını” söyleyen Özel, “Deliller tartışılacak, savunmalar yapılacak, iftiralar çökecek. İftiracılar bakalım sözlerinin arkasında nasıl duracak” diyerek davaya tepki gösterdi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Diploma” Davası 8 Aralık’a Ertelendi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edilen diploma davası 8 Aralık’a ertelendi.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması salon tartışmaları arasında ertelendi.

Duruşma salonunun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldı. Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşındı ve hakim İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verdi. Ancak bu salon da ilk duruşmanın görüldüğü en büyük salon değildi.

İmamoğlu mahkemede, “Salon değişikliğinden bu sabah haberimiz oldu. Kalabalık avukat ve seyirci kitlesi diğer salonu düşünüp geldiler. En dar salona alınmasından dolayı birçok avukat içeri giremedi. Aralarında benim müdafilerim vardı” dedi.

İmamoğlu, “içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını” söyledi ve duruşmanın ertelenmesini talep etti.

İmamoğlu’nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık’a ertelendi.

Silivri’de kameraların karşısına geçen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Ekrem İmamoğlu’nun zorla salona getirilmesi söz konusu olamaz. Ekrem İmamoğlu müdafiileri ile müzakere içerisinde bu kararı almıştır. Olağan yargılama koşulları söz konusu olduğunda Ekrem İmamoğlu salonda yerini alacaktır” dedi.

Duruşmanın küçük bir salona taşınmasını keyfi olarak değerlendiren Günaydın, “Olağanüstü koşullar söz konusu olduğu sürece buraya çıkmayacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’un tutuklu olduğunu da hatırlatan Günaydın, “Avukatının bu duruşmaya SEGBİS’le bağlanması dahi son dakika kararı ile oradan kaldırılmıştır” dedi.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990’da Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmış ve 1994’te işletme fakültesinden mezun olmuştu. İddianamede, GAÜ’nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs’ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı, ancak “yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı” iddia edildi.

İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi’ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığı ifade edildi.

“İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği” iddia edilen belgenin “şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte” olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçunu “zincirleme şekilde” işlediği, “hileli bir şekilde aldığı evrakı” yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu iddia edildi.

Paylaşın

Bakırhan’dan “19 Mart” Çıkışı: Yanlış Bir Hamle

Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24 yazarı Murat Sabuncu’ya verdiği demeçte, Abdullah Öcalan’ın rolünden, CHP ile ilişkilere ve 19 Mart yargı operasyonlarının yanlışlığına kadar birçok konuda net mesajlar verdi.

Bakırhan, görüşmeyi, Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ve Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ı ziyaretten yeni çıktıktan sonra gerçekleştirdi. Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı:

“19 Mart operasyonları yanlıştı. Ne amaçlanıyor olursa olsun, her açıdan yanlışa çıkan bir yoldur. Sürecin ruhu ve aklını yok sayan, geriye çeken bir girişimdi. Bir tarafla barışı konuşuruz ama siyasetin geri kalanını istediğimiz gibi şekillendiririz demenin adı olarak algılandı… Ne kadar yanlış olduğunu bence en fazla AK Parti çevresi görüyordur. AK Parti’de aklı selim, bugün sesi duyulmayan çok insanın açık şekilde bu operasyona yanlış dediğine şahidim.”

Öcalan’ın silah bırakma çağrısı ve Meclis komisyonu ile görüşme talebine dair konuşan Bakırhan, Öcalan’ın zaten siyasetin merkezinde olduğunu savundu:

“Kendisi (Öcalan), sadece Türkiye’de değil, dört bir taraftaki Kürtler nezdinde de siyasi ve ideolojik referans merkezi olan ender aktörlerden biridir. Bu bakımdan varlık olarak zaten siyasetin merkezinde yer alan birinin, arzu olarak orada olup olmayacağını tartışamayız.”

1 Ekim’de Meclis açılışında yaşanan fotoğraf krizi ve CHP ile gerilim iddialarını değerlendiren Bakırhan, ilişkilerinin anlık polemiklere değil, demokrasi ve adalet ilkelerine dayandığını söyledi:

“19 Mart yargı operasyonları sürecinde partimizin sergilediği demokratik dayanışmaya yaptığı atıf… Bu, aramızdaki ilişkinin anlık polemiklerle değil, hukuksuzluklara ve baskı rejimine karşı ortak bir duruşla şekillendiğinin en net kanıtıdır. Böylesi tarihi bir dönemde CHP Genel Başkanlığında Sayın Özgür Özel’in bulunması büyük şanstır.”

Bakırhan, sürecin ikinci aşamasında CHP’nin sadece destekleyici değil, “oyun kurucu” bir pozisyonda olması gerektiğini belirterek, CHP’nin güçlü bir çözüm projesi ortaya koymasını ve barış mitingleri düzenlemesini önerdi.

Bakırhan, barışın toplumsallaşmasında eksiklik olduğunu belirterek, hem AK Parti hem de CHP tabanının sürece dahil olması gerektiğini vurguladı: “İktidarın suskunluğu ve sürece dair belirsiz tavrı, toplumdaki gerilimi artırıyor. Çözüm sürecine dair çerçeve konuşulmadıkça, boşluğu söylentiler ve provokasyon girişimleri dolduruyor.”

Cezaevinden çıkarken yaptığı çağrıyı yineleyen Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ın bu sürecin neresinde olduğu sorusuna net cevap verdi: “DEM Parti sürecin neresinde ise sevgili Demirtaş da orasındadır. Ne bir adım önünde ne bir santim gerisindedir.”

Meclis sosyal medya hesaplarından Kürtçe paylaşımın ardından gelen tepkilere de değinen Bakırhan, anadilin tartışma konusu yapılmasının ayıp olduğunu belirtti: “Yıllardır ‘Kürtçe ülkeyi böler’ gibi kara propagandalarla toplumu bölenler de bilmelidir ki, Meclis’in sosyal medya hesabından Kürtçe tvit atılması ülkeyi bölmedi aksine birlikte yaşam umudunu güçlendirdi.”

Paylaşın

Türk Edebiyatında Doğalcılık (Natüralizm)

Türk edebiyatında doğalcı akım (natüralizm), 19. yüzyılın sonlarında Batı’dan (özellikle Emile Zola’nın etkisiyle) etkilenerek ortaya çıkmış, gerçekçilik akımının daha bilimsel ve katı bir uzantısıdır.

Haber Merkezi / İnsanı çevresel, biyolojik ve toplumsal etkenlerin bir ürünü olarak ele alır; irade özgürlüğünü reddeder ve determinizmi (belirlenimcilik) benimser. Türk edebiyatında bu akım, Servet-i Fünun dönemiyle (1896-1901) ve sonrasında yoğunlaşmıştır.

Doğalcı Akımın Özellikleri:

Bilimsel Yaklaşım: Eserler, deneysel roman yöntemiyle yazılır. Yazar, bir “müdahale etmeyen gözlemci” gibi davranır.
Determinist Görüş: Karakterlerin davranışları, kalıtım (genetik), çevre (yoksulluk, slum mahalleleri) ve toplumsal koşullar tarafından belirlenir.
Ayrıntılı Betimlemeler: Fiziksel ve psikolojik gerçeklik, en küçük detayına kadar işlenir (hastalıklar, pislik, sefalet).
Konular: Alt sınıflar, yoksulluk, ahlaksızlık, cinayet, hastalık, fuhuş gibi “çirkin” gerçekler.
Objektiflik: Yazarın duygusal yorumu minimumdur; olaylar “fotoğraf gibi” aktarılır.
Dil: Sade, günlük dil; argo ve lehçeler kullanılır.

Türk Edebiyatında Doğalcı Akımın Gelişimi

Emile Zola’nın eserleri (özellikle Germinal, Nana) 1890’lar ile 1910’lar arasında Türk yazarları etkilemiştir. II. Meşrutiyet’le (1908) birlikte roman ve hikayede bilimsel akımlar ön plana çıkmaya başlamıştır.

Nabızade Nazım’ın “Karabibik” romanı Türk edebiyatının ilk doğalcı romanı olarak kabul edilir. Köylü Karabibik’in miras ve töre yüzünden yaşadığı dram, kalıtımsal ve çevresel determinizmle açıklanırken, romandaki, detaylı doğa betimlemeleri ve lehçe kullanımı dikkat çekmektedir.

Hüseyin Cahit Yalçın, “Hayal İçinde” romanında İstanbul’un yoksul mahallelerinde, ahlaki çöküşü ve fuhuşu bilimsel bir gözle işlemiştir.

Doğalcılık akımı, Türk romanını romantizmden uzaklaştırıp bilimsel temellere oturtmuştur; sosyal sorunlara gerçekçi bir bakış getirmiştir.

Akımın günümüze etkileri, doğrudan bir akım olarak devam etmese de derin izler bırakmıştır. Natüralizmin çevresel determinizm, sosyal gerçekçilik ve objektif betimleme gibi unsurları, modern Türk romanında, hikayede ve hatta sinemada yaşamaktadır.

Doğalcıların alt sınıflara odaklanması, günümüz yazarlarında gecekondulaşma, işçi sınıfı, göç ve marjinalleşme temalarıyla devam etmektedir.

Paylaşın

CHP’li Altı Başkan Hakkında Tutukluluğuna Devam Kararı

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere CHP’li Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanları ile Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş” ya da “Beşiktaş Soruşturması” olarak bilinen dosyada bugün akşam saatlerinde tutukluluk incelemesi yapıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Avukat Ersöz, geçen hafta cuma günü söz konusu dosyada tefrik (ayırma) kararı verildiğini duyurmuştu. Ersöz, sosyal medya hesabında bugünkü karara ilişkin, “Bu uygulama, ‘iddianame mahkemeye gönderilmeden hemen önce’, değerlendirme kararı verilmesi ve tensip zaptı düzenlenmesi için mahkemeye zaman kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesi olarak da nitelendirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin isimleri tutukluluk incelemesinde yer almadı.

Avukat Ersöz bu isimlerin yakın zamanda mahkemeye sunulması planlanan iddianamede yer almayabileceklerini belirterek “Ana dosyada (2024/236201) tutuklu bulunan Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Behçetepe tutukluluk incelemesinde yer almadı. Eğer başka bir Mahkeme tarafından yapılan bir tutukluluk incelemesi yoksa, bu isimlerin iddianame dışında kalabileceği anlamı taşıyabilir” dedi.

Paylaşın

Entelektüel Tekelci Kapitalizm

Entelektüel tekelci kapitalizm, Cecilia Rikap tarafından geliştirilen bir kavram olup, kapitalizmin bilgi ve teknolojiye dayalı yeni bir birikim aşamasını tanımlamaktadır.

Haber Merkezi / Bu sistemde, entelektüel tekeller (örneğin, GAFAM gibi teknoloji devleri) maddi olmayan varlıklar (patentler, veriler, algoritmalar) üzerindeki kontrolü yoğunlaştırarak sermaye birikimini şekillendirmektedir.

Küresel değer zincirlerinin 1970’lerde oluşumu, fikri mülkiyet haklarının güçlenmesi (örneğin, Bayh-Dole Yasası) ve derin öğrenme gibi teknolojik ilerlemeler, bu yapının temelini oluşturmuştur.

Bu sistemde, entelektüel tekeller diğer kurumların ürettiği bilgiyi “avlar” ve bu bilgiyi metalaştırarak rant elde etmektedir. İnovasyon, güç ilişkilerine dayalı bir süreç olarak işler; mucitler küçük ödüller alırken, tekeller süreci domine etmektedir. Bu, bilgi erişimini kısıtlar ve gelir eşitsizliklerini artırmaktadır.

Örneğin, Siemens’in tıp alanındaki yapay zeka patentleri veya GAFAM’ın genel amaçlı teknolojilerdeki hakimiyeti bu yapıyı ilişkin iyi örneklerdir.

Ayrıca, bu tekeller vergi cennetlerini kullanarak kârlarını maksimize eder ve finansal piyasalarla entegre bir rantiye stratejisi izlemektedirler. Bu durum, kapitalizmin geleneksel üretim odaklı yapısından ziyade, bilgi ve teknoloji üzerindeki tekelci kontrolle şekillenen bir ekonomik düzen yaratmaktadır.

“Entelektüel Tekelci Kapitalizmin” temel özellikleri:

Bilgi ve Teknoloji Üzerinde Tekelci Kontrol: Büyük teknoloji şirketleri (örneğin, GAFAM), patentler, veriler, algoritmalar ve yapay zeka gibi maddi olmayan varlıklar üzerinde tekel kurmaktadır. Bu, inovasyon süreçlerini ve küresel değer zincirlerini domine etmelerini sağlamaktadır.

Bilginin Metalaştırılması ve Rantiye Kapitalizmi: Entelektüel tekeller, diğer aktörlerin (küçük firmalar, mucitler, üniversiteler) ürettiği bilgiyi “avlayarak” metalaştırır ve bu bilgiden rant elde etmektedir. Fikri mülkiyet hakları (örneğin, patentler) bu süreci desteklemaktedir.

Küresel Değer Zincirlerinde Hakimiyet: Tekeller, genel amaçlı teknolojiler (yapay zeka, bulut bilişim) aracılığıyla küresel değer zincirlerini kontrol etmektedir. Diğer firmalar, bu teknolojilere bağımlı hale gelir ve tekellerin kurallarına uymak zorunda kalmaktadır.

Eşitsizliklerin Artması: Bilgi üretiminin ve inovasyonun tekelci yapısı, gelir ve güç eşitsizliklerini derinleştirmektedir. Mucitler ve küçük aktörler sınırlı ödüller alırken, tekeller kârın büyük kısmını toplamaktadır.

Vergi Cennetleri ve Finansal Entegrasyon: Entelektüel tekeller, vergi cennetlerini kullanarak kârlarını maksimize eder ve finansal piyasalarla entegre bir rantiye stratejisi izlemektedir. Bu, geleneksel üretim odaklı kapitalizmden farklı bir birikim modeli yaratmaktadır.

Bilgi Commons’unun Özelleştirilmesi: Ortak bilgi havuzu (bilgi commons), tekeller tarafından özelleştirilmekte ve bilgiye erişim kısıtlanmaktadır, bu da inovasyonun demokratik potansiyelini zayıflatmaktadır.

İnovasyonun Güç İlişkilerine Dayalı Yapısı: İnovasyon, bağımsız bir süreç olmaktan çıkar; tekellerin çıkarlarına hizmet eden, hiyerarşik bir yapıya dönüşmektedir. Örneğin, yapay zeka patentlerinin büyük ölçüde birkaç şirkette toplanması bu dinamiği yansıtmaktadır.

Paylaşın

Demirtaş’tan “Süreç” Mesajı: Yasa Yapma Süreçleri Hızlanmalı

Tuncer Bakırhan ile bir mesaj ileten Selahattin Demirtaş’ın, “Barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Ziyareti sonrası Edirne Cezaevi önünde açıklama yapan Eş Genel Başkanlar şunları söyledi.

Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, bugün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Sevgili Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettik. Buradan da Kandıra’ya geçerek Sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Semra Güzel’i ziyaret edeceğiz. Bugünkü ziyaretimizde Belediye Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı’yı da ziyaret ettik. Türkiye toplumunun tamamına çok selamları var. Onları soran herkese kucak dolusu selam ve sevgilerini ilettiler. Sağlık durumları son derece iyiydi, moralleri oldukça yüksek ve barışa dair umutları da son derece yüksek.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 4 Kasım’da Eş Genel Başkanlarımızın da içinde bulunduğu kapsamlı bir operasyonla Türkiye bir karanlığa sürüklendi. 10’uncu yılını geride bıraktık tutukluluklarının. Ortada AİHM Büyük Dairenin kararı olmasına rağmen hala içerideler. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bugün Türkiye’de mevcut yasalar ve mevcut anayasaya karşı bir ihlal söz konusudur. Türkiye AİHS’e taraf bir ülkedir. AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarının uygulanmaması uluslararası hukuku tanımamak anlamına gelir.

9 yılı bitirip 10’uncu yılına girecek tutukluluk süreleri. Haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın hala içeride olmasını kabullenmek mümkün değildir. Özellikle bizlerin barış sürecini ve demokratikleşmeyi konuştuğumuz bugünlerde atılacak en önemli adımlardan bir tanesi AİHM kararlarının hayata geçirilerek Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının acilen serbest bırakılmasıdır.

Arkadaşlarımızın dışarıya gönderdikleri çok önemli bir mesaj var. Barış sürecini sonuna kadar desteklerinin bir kez daha bugün altını çizdiler. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın ısrarla yaptığı en temel vurgu barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması. Bu konuda bizler de bir kez daha DEM Parti olarak diyoruz ki bu süreçte atılacak önemli adımlardan biri AİHM kararlarının hayata geçmesi ve Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının serbest bırakılmaları.

Cezaevinde dört duvar arasında barışı desteklemekten öte açık alanda bugün bizlerle birlikte dışarıda barış sürecinin toplumsal inşasında çok büyük katkıları olacak ve bu katkıyı cezaevinde değil dışarda özgür bir şekilde bütün toplumla paylaşabilmeleri çok önemli ve çok anlamlı.

Son cümlem şudur. AİHM kararı derhal uygulanmalıdır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobanî Kumpas Davasının bütün tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır. Bunun barış sürecine büyük katkı sağlayacağına inancımız da sonsuzdur. Arkadaşlarımızın serbest olarak bugün basın karşısında sizlerle konuşabiliyor olması gerekiyor. Bu konuda beklenecek bir durum kalmamıştır. Karar acilen hayata geçirilmelidir.

“Suçsuz insanlar özgürleşmeyecekse bu sürece güveni nasıl toparlayacağız? “

Tuncer Bakırhan da şunları söyledi: “Başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Kobanî Kumpas Davasında yargılanan bütün yoldaşlarımızın suçsuz olduklarını biliyoruz. Suçsuzlukları da mahkeme kararlarıyla aslında netleşti. Mahkeme Kobanî Kumpas Davasındaki tutsakların suçsuz olduğunu defalarca belirtmesine rağmen arkadaşlarımızın halen cezaevinde tutuluyor olmaları anlaşılır gibi değil. Eleştiriyoruz, kınıyoruz. Yeni bir sürece girdik. Yeni bir sürecin tartışmalarını yürütüyoruz.

Suçsuz insanlar, 10 yıldır içeride olan insanlar özgürleşmeyecekse, özgür olmayacaksa biz bu sürece güveni, desteği nasıl toparlayacağız? Dolayısıyla en başta suçsuzlukları mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş olan başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobanî Kumpas Davasındaki yoldaşlarımızın bir an önce artık bırakılması gerekiyor.

Gerçekten bir süreç yürütüyorsak, gerçekten bu sürece inanıyorsak, bu sürece en büyük katkıyı sunacak arkadaşlarımızın halen cezaevlerindeki hücrelerde bulunmasının bir anlamı yoktur. Biz arkadaşlarımızın, Eş Genel Başkanımızın dediği gibi bu sürece büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz.

Onların yeri artık hücreleri değil, cezaevleri değil, bizim yanımızdır. Bizimle birlikte bu barışı toplumsallaştırmak için bir an önce bırakılmaları gerektiğini tekrar ediyorum. Selamlarımı, saygılarımı Türkiye haklarına gönderiyorum. Bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini belirtiyorum. Hepimize kolay gelsin. Teşekkürler.”

Eş Genel Başkanlar daha sonra Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmek üzere Kandıra Cezaevine geçti.

Paylaşın

Bu Sağlık Sorunu Pankreas Kanserinin Sessiz İşareti Olabilir

Pankreas kanseri en ölümcül kanser türlerinden biridir. Pankreas kanserinin belirli bir türü olan pankreas Duktal Adenokarsinomu (PDAC), tüm pankreas kanseri vakalarının yüzde 90’ından fazlasını oluşturur.

Haber Merkezi / Boston Tıp Merkezi’nden bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma, safra kesesi taşı olan kişilerin (çok daha yaygın ve daha az tehlikeli bir sağlık sorunu) PDAC teşhisi alma riskinin daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Safra kesesi taşları, safra kesesinde oluşabilen küçük, sert yumrulardır. Safra kesesi, karaciğerin altında bulunan ve vücudun yağları sindirmesine yardımcı olan safra adı verilen bir sıvıyı depolayan küçük bir organdır. Safra kesesi taşları, safradaki maddelerin dengesi bozulduğunda oluşur. Bazı safra taşları kum taneleri kadar küçükken, bazıları golf topu kadar büyük olabilir.

Çoğu insan safra kesesi taşı olduğunun farkında bile değildir çünkü safra taşları genellikle belirti göstermez. Ancak bazı durumlarda safra kesesi taşları mide ağrısına, mide bulantısına ve diğer sindirim sorunlarına yol açabilir.

Yeni araştırmada bilim insanları, PDAC hastası 18 binden fazla kişinin tıbbi kayıtlarını inceledi. Ayrıca, kanser hastası olmayan yaklaşık 100 bin kişinin kayıtlarını da incelediler. PDAC teşhisi konmadan önceki yıl, kanser hastalarının yaklaşık yüzde 4,7’sinde safra taşı vardı. Ayrıca, yüzde 1,6’sının safra kesesi ameliyatla alınmıştı. Kansersiz grupta ise sadece yüzde 0,8’inde safra taşı vardı ve sadece yüzde 0,3’ü safra kesesi ameliyatı geçirmişti.

Bu, PDAC’li kişilerin teşhislerinden önceki yıl safra kesesi taşı geliştirme olasılığının yaklaşık altı kat daha fazla olduğu anlamına geliyor. Sonuçlar, 2022’de Sindirim Hastalıkları Haftası adlı büyük bir tıp konferansında paylaşıldı.

Araştırmacılar, safra taşlarının pankreas kanserine gerçekten neden olduğunu düşünmüyor. Bunun yerine, safra taşlarının erken bir uyarı işareti olabileceğine inanıyorlar. Doktorlar, başka hastalık belirtileri de gösteren birinde safra taşı fark ederlerse, pankreas kanserini daha erken teşhis edebilirler. Ve konu bu hastalık olduğunda, erken teşhis hayat kurtarıcı olabilir.

Bilim insanları, bu bağlantıyı daha iyi anlamak için incelemeye devam etmek istiyor. Laboratuvar sonuçlarında veya taramalarda, doktorların pankreas kanseri riskinin kimlerde daha yüksek olduğunu belirlemelerine yardımcı olabilecek belirli kalıplar keşfetmeyi umuyorlar. Bu araştırma, safra kesesi taşı gibi yaygın sağlık sorunlarının bazen daha tehlikeli hastalıklara işaret edebileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Otomobilden Konuta Yeni Vergiler Geliyor

AK Parti’nin bazı vergi istisnalarının kaldırılması ve vergi dışında kalan alanların vergi kapsamına alınmasına yönelik düzenlemesi, bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) ele alınacak.

AKP milletvekilleri, vergi kanununda değişiklik öngören kanun teklifini geçen hafta TBMM Başkanlığına sunmuştu. Teklif 21 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek.

Düzenleme ile konut kira gelirlerine uygulanan istisnanın kaldırılması hedefleniyor. Daha önce 2025 yılı için 47 bin TL’ye kadar olan kira gelirleri vergiden muaf tutuluyordu. Yeni paket ise, emekli konut sahipleri hariç kira geliri ne kadar olursa olsun gelir vergisi ödenmesini öngörüyor.

İşverenlere Hazine’den sağlanan yüzde 4’lük Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği de yüzde 2’ye düşürülüyor. İmalat sektörü için ise sigorta primlerine yönelik yüzde 5’lik destek aynen sürdürülecek.

Teklif daha önce alınmayan yeni harçlar da getiriyor. Buna göre; muayenehane, poliklinik, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile veteriner hekim muayenehane, poliklinik ve hayvan hastanesi ruhsatları yıllık harca tabi olacak. Mevcut durumda ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları ile ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarına ait belgeler; ayrıca veteriner hekim muayenehane ve poliklinikleri ile hayvan hastanelerine verilen ruhsatlar harca tabi değildi.

Değişiklik ile; her yıl için muayenehane uygunluk belgesi 20 bin lira, özel poliklinik ruhsatnamesi 30 bin lira, özel tıp merkezi ruhsatnamesi 50 bin lira olacak. Ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinden her yıl alınacak bedel 20 bin lira, ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden 30 bin lira, ağız ve diş sağlığı merkezlerinden 40 bin lira, ağız ve diş sağlığı hastanelerinden 40 bin lira olacak. Bu harçlar, büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı olarak uygulanacak.

Her yıl için veteriner hekim muayenehane ruhsatı 10 bin lira, veteriner hekim poliklinik ruhsatı 20 bin lira, hayvan hastanesi ruhsatı ise 40 bin lira olarak belirlendi.

Özel hastane ve laboratuvarlar ile turizm işletmeleri için verilen işletme belgelerine ilişkin harçlar da yıllık hale getiriliyor. Normalde bu tesisler için yalnızca ruhsat alımında tek seferlik harç ödeniyordu.

Kuyum ve ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgelerinden de yıllık harç alınacak. Buna göre, her yıl için şubeler dahil kuyum işletmeleri adına düzenlenen yetki belgelerinden 30 bin lira; ikinci el motorlu kara taşıtı ile taşınmaz ticareti için şubeler dahil düzenlenen yetki belgelerinden ise 20 bin lira alınacak. Bu harçlar da büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı uygulanacak.

Tasarının yasalaşmasıyla, noterler tarafından gerçekleştirilen ikinci el araçların satış ve devir işlemlerine ilişkin harç istisnası da kaldırılacak. Buna göre; noterde yapılan sıfır araçların ilk tescili işlemlerinden ve ikinci el araçların satış ve devrine ilişkin işlemlerden, bin liradan az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden nispi harç alınacak.

Paket Cumhurbaşkanı’na, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) halen yüzde 30 olan devlet katkısı oranını sıfıra kadar indirme veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi de veriyor.

Yeni düzenleme ile, vakıf üniversitelerinde hazırlık dönemi hariç eğitim ücretlerini belirleme yetkisi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) bırakılıyor. YÖK fiyat belirlerken haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi (ÜFE) artışı ile aynı ayın yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artışı ortalamasını dikkate alacak.

Paylaşın