Günlük Yaşamda GAD Nasıl Yönetilir?

Uzmanlar, Yaygın Anksiyete Bozukluğu anlamına gelen GAD’ın semptomlarının önlenmesine yardımcı olmak için sağlıklı beslenme, egzersiz, stresi azaltma ve sosyal etkileşimi önermektedir.

Haber Merkezi / Günlük yaşamda GAD’yi yönetmek için aşağıdaki stratejiler yardımcı olabilir:

Farkındalık ve Nefes Egzersizleri: Derin nefes alma veya mindfulness meditasyonu gibi teknikler, zihni sakinleştirir. Günde 5-10 dakika, yavaş ve derin nefes alarak veya bir meditasyon uygulaması kullanarak pratik yapabilirsiniz.

Düzenli Egzersiz: Haftada 3-5 kez 30 dakikalık yürüyüş, yoga veya hafif kardiyo, stres hormonlarını azaltır ve ruh halini iyileştirir.

Zaman Yönetimi ve Planlama: Günlük görevleri küçük, yönetilebilir parçalara bölerek endişeyi azaltabilirsiniz. Bir ajanda veya yapılacaklar listesi kullanmak, kontrol hissi sağlar.

Sağlıklı Yaşam Tarzı: Yeterli uyku (7-8 saat), dengeli beslenme ve kafein/alkol tüketimini sınırlamak, kaygıyı tetikleyici unsurları azaltır.

Bilişsel Davranışçı Teknikler (BDT): Olumsuz düşünce kalıplarını fark edin ve bunları daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin. Örneğin, “Her şey kötü olacak” yerine “Bu durumla başa çıkabilirim” demeyi deneyin.

Sosyal Destek: Güvendiğiniz bir arkadaş veya aile üyesiyle duygularınızı paylaşmak, yalnızlık hissini azaltır. Destek gruplarına katılmak da faydalı olabilir.

Profesyonel Yardım: Bir terapist veya psikiyatristten destek almak, özellikle BDT veya ilaç tedavisi için etkili olabilir. Türkiye’de bir uzmana başvurmak için yerel sağlık merkezleri veya online terapi platformlarını değerlendirebilirsiniz.

Rahatlama Teknikleri: Progresif kas gevşetme veya hobi gibi keyifli aktiviteler (resim, müzik, bahçe işleri) kaygıyı hafifletir.

Tetkileyicileri Tanıyın: Endişenizi artıran durumları (örneğin, haber izlemek) not edin ve mümkünse bu tetikleyicilerden kaçının veya maruziyeti azaltın.

Kendi Kendine Bakım: Kendinize zaman ayırın; bir fincan bitki çayı içmek, kitap okumak veya doğada vakit geçirmek gibi küçük ritüeller sakinleştirici olabilir.

Paylaşın

TELE 1’e Kayyum Atandı

Televizyon kanalı TELE1’e “casusluk” soruşturması kapsamında kayyum atandı. Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ da aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.

Merdan Yanardağ’ın avukatı Bilgütay Hakkı Durna ise TELE1’e yaptığı açıklamada, soruşturmanın hukuki boyutuna dair henüz bir belge görmediklerini söyledi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile seçim kampanyası direktörü Necati Özkan hakkında “casusluk” soruşturması başlatıldı. Aynı soruşturma kapsamında bu sabah TELE1 televizyonuna operasyon düzenlendi, Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TELE 1 kanalının sahibi ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi’ne İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak atanmasına karar verildiğini duyurdu.

Açıklamada, “Merdan Yanardağ’ın söz ve eylemleriyle soruşturmaya ilişkin birçok kez suç işlediği, kanalı fiilen kullandığı ve resmi kayıtlarda şirket sahibi olarak görünen oğlu Alp Yanardağ üzerinden suça karıştığı” gerekçe gösterildi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktarımına göre, soruşturma “4 Temmuz’da aynı suçlamayla tutuklanan Hüseyin Gün’ün dijital materyalinde rastlanılan bulgulara” dayanıyor.

Başsavcılık, “Hüseyin Gün’ün yabancı istihbarat görevlileriyle bağlantılı olduğunu, askeri mühimmat fotoğrafları ve İsrail vatandaşı siyasi/askeri figürlere ait pasaport görüntüleri gibi hassas bilgilere sahip olduğunu” iddia ediyor.

Merdan Yanardağ neyle suçlanıyor?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya ilişkin açıklamasında, “Şüpheli Merdan Yanardağ’ın söz ve eylemleriyle birçok kez soruşturma kapsamında suç işlediği, kanalın fiili kullanıcısı olduğu, resmi kayıtlarda ise oğlu Alp Yanardağ’ın şirket sahibi olarak göründüğü, bu suçlarda da TELE 1 isimli Tv kanalını kullandığı gerekçesiyle kanalın sahibi olan ABC RADYO TELEVİZYON VE DİJİTAL YAYINCILIK ANONİM ŞİRKETİ’ne İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce bugün verilen kararla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Başsavcılık, “birçok yabancı ülke istihbarat görevlisiyle irtibatının bulunduğu” söylenen Hüseyin Gün’ün, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan ile “talimat verir vasıfta görüşmelerinin tespit edildiğini” söylüyor.

Başsavcılığın açıklamasında, Yanardağ’ın Hüseyin Gün ile “casusluk faaliyetlerine ilişkin çok sayıda irtibat ve yazışmasının tespit edildiği” ifadeleri yer alıyor. Ayrıca Yanardağ’ın “Hüseyin Gün’den menfaat temin etmek suretiyle seçim sürecinin basın ayağını organize ettiği” öne sürülüyor.

BBC’ye göre, Yanardağ’ın 2019 yerel seçimlerinde “yabancı istihbarat servisleri ile iştirak halinde seçimlerin manipüle edilmesi noktasında faaliyette bulunduğu ve bu şekilde casusluk suçunu işlediği” de bir diğer iddia.

Merdan Yanardağ’ın avukatı Bilgütay Hakkı Durna ise TELE1’e yaptığı açıklamada, soruşturmanın hukuki boyutuna dair henüz bir belge görmediklerini söyledi. Durna, “Ne yazık ki bizim ülkemizde büyük iddialarda bulunuyor insanlar hakkında bunlar delillendirilmiyor ve insanlar özgürlüklerinden mahkum bırakılıyor” dedi.

Paylaşın

“CHP Kurultay Davası” 24 Eylül’e Ertelendi

CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’te yapılan 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan dava reddedildi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kurultayın iptali davası hakkında, “Artık bu iş bugün tamamen ortadan kalktı. Böyle olacağını biliyorduk ama CHP’yi tartıştırmak istediler ve bugüne kadar geldiler” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan dava, mahkemece aktif husumet yokluğu ve konusuzluk gerekçesiyle reddedildi.

Karar, 24 Ekim Cuma günü Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın dördüncü duruşmasında çıktı. Mahkeme, ret gerekçesini “aktif husumet yokluğuna” dayandırdı ve dava konusuz kaldığı gerekçesiyle reddetti. Bu kararla birlikte mutlak butlan ihtimali ortadan kalktı.

CHP Genel Merkezi avukatı Çağlar Çağlayan, “İstinaf süreci devam eder ancak bu davaların ülkemizin gündeminden çıkması gerektiğini ifade ediyorduk. Umuyorum siyaset de normal seyrine dönecektir” dedi.

“Bizi hasta etmeye çalıştılar, olmadık, bünyemiz sağlam”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 38. Olağan Kurultay’ın iptali istemiyle açılan dava ve son süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özel, davanın sonuç odaklı değil süreç odaklı bir dava olduğunu, asıl amacı CHP içinde tartışma yaratmak olduğunu söyledi ve partinin birlik ve beraberliğini vurguladı.

Özel, davaya ilişkin değerlendirmesinde şu görüşleri dile getirdi: “Bu dava sonuç odaklı bir dava değildir, süreç odaklı davaydı. Amaç Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartıştırmaktı. Bir takım aparatları buldular; bizi hasta etmeye çalıştılar. Mikrop arayıp mikrop buldular, bünyeye onu sokmaya çalıştılar. Ancak CHP’nin güçlü bünyesi ne hastalandı ne güç kaybetti. Bu iş tamamen ortadan kalktı.”

Özel, kongre süreçleri ve parti tabanındaki reflekslere teşekkür ederek konuşmasını sürdürdü. İstanbul il delegeleri ile il yönetiminin sürece hızlı yanıt verdiğini, olağanüstü kongre ve delege kararlarıyla parti içi iradenin yeniden oluştuğunu belirtti:

“Bu süreçte İstanbul il delegeleri harekete geçti, karşı tarafa prim vermeden kongre istediler, yaptılar ve il başkanımız ile yönetimini yeniden seçtiler. Kurultay iradesi yeniden oluştu. Birlik ve bütünlüğü gösteren herkese teşekkür ediyorum. Ne İstanbul’da kayyıma izin verdik ne de başka ihtimallere. Demokrasi tarafı kazandı; otokrasi kaybetti. Yapılacak ilk seçimde de demokrasi kazanacak.”

Özel, partinin dayanışma gösteren muhalefet liderlerine ve demokrat kesimlere de teşekkür etti; “Nezaket ziyaretleri yapıldı, dayanışma gösterildi” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın muhalefete ilişkin sözlerine de yanıt veren Özel, ekonomik tabloda karşılaştırmalar yaparak eleştiride bulundu:

“Sayın Erdoğan uçaktayken iyice uçuyor. 25 kuruşa simit vardı, şimdi simit 20 lira. Ben ‘Erdoğan için en fena hatırlatma ne olur?’ desem, ‘25 kuruşa simit kalmadı’ derdim. Vatandaşa bunu hatırlatmak en etkili şeydir.”

Özel, Erdoğan’ın muhalefetteyken kendilerini yargılayacağı iddialarına ilişkin de “İktidara geldiniz, bizi yargılıyorsunuz; işte faşizan zihniyet” diyerek tepki gösterdi. Kongre kararlarının engellenmesine yönelik girişimleri “faşizan” olarak niteledi ve İstanbul’da seçimlerdeki yüksek halk desteğini hatırlattı.

Ekrem İmamoğlu hakkında gündeme gelen “casusluk” iddiaları ve İBB’ye yönelik tartışmalar da Özel’in gündemindeydi. Özel, benzer iddia ve dosyaların siyasi amaçlarla kullanıldığını savunarak geçmiş örnekler üzerinden eleştirdi:

“Biz bu filmleri çok gördük. FETÖ hiçbir şey beceremediğinde casusluk davaları açardı. İzmir askeri casusluk davası, İstanbul askeri casusluk davası… Hepsi beraat etti. En kolayı casusluk iddiası atıp algı yaratmaktır. Kime casus dediniz de siyaseten ispat ettiniz? Hepsi beraat etti.”

Ayrıca Türkiye’deki veri güvenliğine ilişkin dava ve iddialara atıf yaparak, “Hakan Fidan döneminde MİT ve bazı bakanlıkların veri güvenlik sorunları davalarda yer alıyor; kişisel verilerin çalındığı iddiaları var” dedi ve bu eksende öne sürülen casusluk iddialarını anlamsız bulduğunu vurguladı.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin soruya yanıt veren Özel, Yanardağ’a yönelik iddiaları reddetti ve medyadaki emekçilere destek mesajı verdi:

“Bu adama her seferinde bir şeyler bulaştırıyorlar. Merdan Yanardağ ve TELE1, onurlu bir gazetecilik çabası yürütüyor. Ona sürmedikleri leke kalmadı ama ispatlayamadılar. TELE1 ailesine geçmiş olsun; yanlarında olmaya devam edeceğiz.”

Özel, kurultay davası sonrası piyasadaki hareketlenmelere de dikkat çekti. Mahkeme kararının ardından borsada gözlenen yükselişi hatırlatan Özel, kayyım tartışmalarının Türkiye ekonomisi ve demokratik yaşam üzerinde yaratacağı etkilere dair uyarıda bulundu:

“Kurultay girişiminin ortadan kalkmasıyla borsa yüzde 5 yukarı fırladı. Bir şehre, İstanbul gibi metropole kayyım atamakla ülkeye ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu millet buna izin vermez. Ekonomik ve siyasal olarak kimse böyle bir cesaret edemez.”

Paylaşın

Otizmde Kök Hücre Tedavisi: Biyobelirteçlerin Rolünü Anlamak

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), sosyal iletişimde zorluklar, tekrarlayıcı davranışlar ve kısıtlı ilgi alanlarıyla karakterize edilen karmaşık bir nörogelişimsel durumdur.

Haber Merkezi / Güncel verilere göre, çocuklarda görülme oranı yaklaşık yüzde 1 – 2 arasındadır ve kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Mevcut tedaviler (davranışsal terapiler, ilaçlar) semptomları yönetmeye odaklanırken, kök hücre tedavisi gibi yenilikçi yaklaşımlar, altta yatan biyolojik mekanizmaları hedefleyerek umut vaat etmektedir.

Kök Hücre Tedavisinin Otizmdeki Temel Mekanizmaları

Kök hücreler, vücutta kendini yenileyebilen ve farklı hücre tiplerine dönüşebilen özel hücrelerdir. Otizmde, beyin hipoperfüzyonu (kan akışının azalması), kronik nöroinflamasyon ve bağışıklık sistemi disregülasyonu gibi faktörler rol oynar.

Kök hücre tedavisi, özellikle mezenkimal kök hücreler (MSC; kemik iliği, göbek kordonu kaynaklı) kullanılarak şu yollarla etki gösterir:

Bağışıklık Düzenleme: Otizmli bireylerde gözlenen pro-enflamatuar sitokin artışı (örneğin IL-6, TNF-α) azalır; anti-enflamatuar yanıtlar (IL-10 gibi) teşvik edilir. Bu, beyin iltihabını azaltarak nöronal bağlantıları iyileştirir.

Nörojenik Etki: Kök hücreler, yeni sinir hücreleri oluşumunu (nörojenez) destekler ve hasarlı beyin bölgelerindeki anjiyogenezi (yeni damar oluşumu) artırır.

Eksozom Aracılığı: Kök hücre kaynaklı eksozomlar (hücre dışı veziküller), biyoaktif molekülleri taşıyarak hücreler arası iletişimi düzenler; bu, invaziv olmayan bir alternatif olarak umut vericidir.

Klinik denemelerde, otolog (hastanın kendi) veya allojenik (donör) kök hücreler (genellikle göbek kordonu mononükleer hücreleri – UCB-MNC veya umbilical cord MSC – UC-MSC) intravenöz veya intratekal (omurilik sıvısına) yolla uygulanır. Dozlar, hastanın kilosuna göre 1-5×10^7 hücre/kg arasında değişir.

Biyobelirteçlerin Rolü: Tedaviyi Kişiselleştirmede ve Etkinlik Değerlendirmede Anahtar

Biyobelirteçler, otizmin heterojen doğası nedeniyle kritik öneme sahiptir. Bu moleküller (sitokinler, proteinler, gen ekspresyonu işaretleyicileri), hastaları stratifiye etmede (kimin fayda göreceğini belirlemede), tedavi yanıtını izlemede ve kök hücrelerin mekanizmasını doğrulamada kullanılır.

Kanıtlar ve Örnekler:

Hasta Stratifikasyonu: Riordan ve ark. (2019) çalışmasında, otizmli çocuklarda baseline sitokin profilleri (yüksek IL-6/TNF-α), kök hücre infüzyonu sonrası iyileşmeyi öngörmüştür. Bu, immün disregülasyonu olan alt gruplarda tedavinin daha etkili olduğunu gösterir.

Etkinlik İzleme: Sun ve ark. (2020) faz I denemesinde, UC-MSC infüzyonu sonrası sitokin seviyeleri normalleşmiş; VABS (Vineland Adaptive Behavior Scales) skorlarında %20-30 iyileşme gözlenmiştir. Benzer şekilde, proteomik analizler (Hewitson, 2017) 9 serum proteini belirleyerek ASD şiddetiyle korelasyon kurmuştur.

Mekanizma Araştırması: iPSC (indüklenmiş pluripotent kök hücre) modelleri, otizmli bireylerden türetilen nöronlarda aberrant katyon kanalları ve sinaptik değişiklikleri gösterir. Chetty ve ark. (2021) çalışması, CD47’nin beyin budanmasını engelleyerek otizm fenotipini sürdürdüğünü; kök hücrelerin bunu modüle edebileceğini vurgular.

Bu belirteçler, tedaviyi “kişiselleştirilmiş tıp” yaklaşımına taşır: Örneğin, immün hiperaktivitesi olan hastalar için MSC’ler öncelikli olurken, hipoperfüzyonu olanlarda anjiyogenez odaklı hücreler (CD34+) tercih edilebilir.

Mevcut Kanıtlar: Klinik Denemeler ve Meta-Analizler

Kök hücre tedavisi, otizm için hâlâ deneyseldir; FDA veya EMA onaylı değildir. Sistemik incelemeler (Qu ve ark., 2022 meta-analizi, 315 çocuk) şu bulguları gösterir:

Etkinlik: CARS (Childhood Autism Rating Scale) skorlarında anlamlı düşüş (Yüzde 15 – 25 iyileşme); sosyal iletişim ve davranışta kazanımlar. Faz II denemelerde (Dawson, 2017), otolog kordon kanı infüzyonu güvenli bulunmuş; yüzde 70 hastada ek davranışsal terapiye yanıt artışı gözlenmiştir

Güvenlik: Hafif yan etkiler (ateş, hiperaktivite) yüzde 10 – 20 oranında; ciddi advers olay yok. Uzun dönem takip (1 – 2 yıl) önerilir.

Sınırlılıklar: Küçük örneklemler, plasebo kontrollü az çalışma. Biyobelirteç entegrasyonu eksik; preklinik modeller (fare MIA) umut verici olsa da, insan verileri sınırlı

Türkiye ve uluslararası kliniklerde (örneğin, GenCell, Beike) tedaviler sunulmakta; başarı oranları yüzde 70 – 90 iddia edilse de, kanıtlar meta-analizlerle doğrulanmalıdır

Sonuç ve Öneriler:

Otizmde kök hücre tedavisi, biyobelirteçler sayesinde umut verici bir yol izlemektedir: Sitokin profilleri gibi belirteçler, hasta seçimini optimize ederken, tedavi sonrası izlemeyi güçlendirir. Ancak, kanıtlar deneysel aşamadadır; plasebo kontrollü, büyük ölçekli RCT’ler (randomize kontrollü çalışmalar) ve biyobelirteç odaklı stratifikasyon şarttır.

Aileler, onaylı terapilere (ABA, konuşma terapisi) öncelik vermeli; kök hücreyi düşünürlerse, etik klinik denemeleri tercih etmelidir. Gelecekte, iPSC ve eksozom teknolojileriyle kişiselleştirilmiş tedaviler standart olabilir. Bu alanda ilerleme için, biyobelirteç araştırmalarına yatırım esastır.

Paylaşın

Moda Duyguları Nasıl Etkiler?

Moda, sadece bir giyim tarzından ibaret değildir. Birey, çoğu zaman kendisini, kıyafetleri ve görünüşü ile ifade eder ve giyim tercihleri bireyin kalıcı kimliğinin bir parçası haline gelir.

Haber Merkezi / Moda için “sözsüz iletişim” denilebilir, çünkü birey kıyafetleri ve görünüşü ile çevredekilere bir mesaj verilir. Bilim insanları bu olguya “giyinmiş biliş” adını veriyor.

İşte modanın duygular üzerindeki etkilerine dair temel noktalar:

Kendine Güven ve Öz Saygı: İyi seçilmiş, bireyin tarzına uygun kıyafetler giyinmek, bireyin kendine güveni artırabilir. Örneğin, bir iş görüşmesi için şık ve profesyonel bir kıyafet seçmek, bireyin kendini daha yetkin ve güçlü hissetmesini sağlayabilir.

Araştırmalar, “kapsayıcı giyim” (enclothed cognition) kavramını destekler; yani giyinilen kıyafetler, zihinsel durumu ve davranışları etkileyebilir.

Ruh Hali ve Renklerin Etkisi: Renkler, duygusal durum üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Örneğin, kırmızı enerji ve tutku uyandırırken, mavi sakinlik ve güven hissi verebilir. Pastel tonlar huzur verirken, parlak renkler neşe ve canlılık katabilir. Bireyler, ruh hallerine göre bilinçli veya bilinçsiz olarak belirli renkleri tercih edebilir.

Kimlik ve Aidiyet Hissi: Moda, bireyin kimliğini ifade etmesine olanak tanır. Tarzıyla kendini bir gruba ait hisseden bireyler (örneğin, gotik, hipster veya spor tarzı), sosyal bağ kurma ve aidiyet duygusuyla olumlu duygular yaşayabilir. Tersine, sosyal normlara uymayan bir tarz, dışlanma korkusu yaratabilir.

Duygusal Tetikleyiciler: Bazı kıyafetler, anılarla bağlantılı olarak nostalji, mutluluk veya hüzün gibi duyguları tetikleyebilir. Örneğin, bir aile yadigârı mücevher ya da özel bir günde giyilen bir elbise, güçlü duygusal tepkilere yol açabilir.

Toplumsal Algı ve Statü: Moda, başkalarının bizi nasıl algıladığını etkiler. Lüks veya markalı kıyafetler giymek, statü ve saygınlık hissi verebilirken, toplumun beklentilerine uymayan kıyafetler utanç veya rahatsızlık hissi yaratabilir.

Konfor ve Rahatlık: Giysilerin fiziksel konforu da duyguları doğrudan etkiler. Rahat bir kıyafet, stresi azaltıp huzur sağlarken, dar veya rahatsız edici bir kıyafet gerginlik yaratabilir.

Sonuç olarak, moda hem bireysel hem de sosyal düzeyde duyguları şekillendiren güçlü bir araçtır. Bireyin tarzı, ruh halini yansıtabileceği gibi, onu dönüştürme potansiyeline de sahiptir.

Paylaşın

CHP’nin 39. Olağan Kurultay Tarihi Belli Oldu

CHP, 28 – 30 Kasım 2025 tarihleri arasında 39. Olağan Kurultayı’nı gerçekleştirecek. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, 39’uncu Olağan Kurultay’da tek aday olması bekleniyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM), Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplandı. Toplantı devam ederken parti sözcüsü Deniz Yücel, toplantıya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kasım 2023’te gerçekleştirilen 38’inci Olağan Kurultayın, 31 Mart Yerel Seçimlerindeki başarıların ardından hukuk dışı hale getirilmeye çalışıldığını belirten Yücel, “AKP’nin talimatlı yargı eliyle gerçekleştirdiği tüm hukuksuz hamlelere rağmen, doğru bildiğimiz yolda, büyük bir inanç ve kararlılıkla, iktidar yürüyüşümüzü emin adımlarla sürdürüyoruz” dedi.

14 Temmuz’da kongreler sürecini başlattıklarını kaydeden Yücel, “81 ilde, önce mahalle delege seçimlerimizi, ardından ilçe kongrelerimizi, son olarak da dün gerçekleştirdiğimiz Hatay, Tekirdağ, Burdur ve Kilis il kongreleriyle birlikte il kongrelerimizi tamamladık. Bu arada İstanbul ilçe kongrelerimizi ve il kongremizi durdurmak için yetkisiz mahkemeler eliyle, hukuksuz kararlar alınmaya çalışıldı. İstanbul İl Başkanlığımız binlerce polis eşliğinde işgal edilmeye çalışıldı. Yılmadık, vazgeçmedik, teslim olmadık. Bundan önce partimize yapılan saldırıları püskürtmek için 2 olağanüstü kurultay yaptık. Bugünkü Parti Meclisi toplantımızda alınan karar doğrultusunda 39’uncu Olağan Kurultayımızı 28, 29, 30 Kasım 2025 tarihlerinde Ankara Arena Spor Salonu’nda gerçekleştireceğimizi buradan ilan ediyoruz. İlgili Genel Başkan Yardımcımız tarafından gerekli başvurular şu anda seçim kuruluna yapılıyor” diye konuştu.

Karar merciinin demokrasilerde millet, siyasi partilerde ise üyeler olduğunu vurgulayan Yücel, “AKP iktidarına hizmet eden bir avuç kullanışlı aparatın, olağan ve olağanüstü kurultaylarımızı iptal etme çabalarına rağmen ve yine aynı amaca hizmet eden her türlü engellemelere ve hukuk dışı hamlelere rağmen 39’uncu Olağan Kurultayımızı geniş bir katılımla gerçekleştireceğiz. 28 Kasım günü o tarihte tamamlanmış olacak olan parti programımız kurultay delegelerimizin onayına sunulacak, 29 Kasım günü Genel Başkan seçimi gerçekleştirilecek, 30 Kasım günü ise Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu seçimi gerçekleştirilecek” bilgisini paylaştı.

Yeni parti tüzüğüne göre mevcut Genel Başkanın adaylık için imza toplamadığını, takdir ettiği durumlarda aday olabildiğini hatırlatan Yücel, “Yani bu şu demek, hiçbir ilden, hiçbir örgütten, kurultay delegelerimizden adaylık için imza toplamamız, Genel Başkanımız için imza toplayıp kimsenin adaylığı için alan daraltmamız söz konusu değil. Aday olmak için yüzde 5 imza yeterlidir. Adaylık düşünen herkes imza toplayıp aday olabilir” dedi.

4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Olağan Kurultay ile partinin genel başkanlık koltuğuna oturan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, 39’uncu Olağan Kurultay’da tek aday olmasının beklendiği kaydedildi. Özel’in kurultaya çarşaf liste ile gireceği bildirildi.

Paylaşın

Albert Einstein’ın Kapitalizme Yönelik Eleştirileri Nelerdir?

Albert Einstein’ın beyni, Roland Barthes’ın bir zamanlar dediği gibi, “efsanevi bir nesnedir.” E = mc², görelilik teorisi, vahşi gri saçları ve uzattığı dili onu tanımlar.

Haber Merkezi / Ancak, Einstein hakkında çok daha az bilinen, kapitalizme yönelik sert eleştirileri ve sosyalizme olan güçlü desteğidir.

1879’da Almanya’nın Ulm kentinde laik Aşkenazi Yahudi ebeveynlerin çocuğu olarak dünyaya gelen Albert Einstein, İsviçre’ye taşınmadan önceki yaşamının çoğunu Münih’te geçirdi ve Zürih’teki Federal Politeknik Okulu’na gitti.

Einstein, 1900’de fizik ve matematik öğretmenliği diplomasıyla mezun oldu ve İsviçre Patent Ofisi’nde işe başladı. Einstein’ın en çığır açan bilimsel teorilerinden bazılarını geliştirdiği dönem bu dönemdi. “Mucize yılı” (1905) özel görelilik ve fotoelektrik etki üzerine çalışmalar da dahil olmak üzere dört önemli makalesini yayınlandı. Bu makaleler daha sonra Einstein’a Fizik alanında Nobel Ödülü kazandırdı.

1919’da, Eddington deneyi, yer çekiminin ışığı büktüğünü kanıtlayan bir gösteri, Einstein’ın teorisini doğrulamış ve onu dünya genelinde bir üne kavuşturdu.

Einstein, Adolf Hitler’in iktidara gelmesinin ardından 1933’te Nazi Almanyası’ndan kaçtı ve Amerika Birleşik Devletleri’ne sığındı. New Jersey, Princeton’a yerleşen Einstein, İleri Araştırma Enstitüsü’ne katıldı ve hayatının geri kalanını, doğanın temel güçlerini açıklamak için Birleşik Alan Teorisi üzerinde çalışarak geçirdi.

Albert Einstein, 1955’te 76 yaşında hayatını kaybedene kadar siyasi aktivizm ve felsefeyle derinden ilgilendi.

Neden Sosyalizm?

Albert Einstein’ın sosyalizme olan ilgisi ve desteği, onun bilimsel dehasının ötesinde, derin bir insani duyarlılık ve toplumsal adalet arayışından kaynaklanıyordu. Einstein, kapitalizmin eşitsizlik yaratan yapısını eleştiriyor ve sosyalizmi, insanlığın daha adil ve eşit bir düzene ulaşması için bir alternatif olarak görüyordu.

Bu görüşlerini özellikle 1949’da yazdığı “Why Socialism?” (Neden Sosyalizm?) başlıklı makalesinde açıkça ortaya koydu.

Kapitalizmin kar odaklı yapısının, bireylerin emeğini sömürdüğünü ve toplumda derin ekonomik eşitsizlikler yarattığını düşünen Einstein, bu sistemde üretim araçlarının özel ellerde toplanmasının, çoğunluğun refahını değil, azınlığın zenginliğini artırdığını belirtiyordu. Einstein’a göre, bu eşitsizlik, insanlık için sürdürülemez bir durumdu.

Sosyalizmde emeğin daha adil bir şekilde değer bulacağına inanan Einstein, kapitalizmin kar odaklı “anarşik” üretim sistemini eleştiriyor, sosyalizmin planlı ekonomisiyle, kaynakların toplumun ihtiyaçlarına göre daha iyi kullanılabileceğini savunuyordu.

Kapitalizmin uluslar arası rekabeti ve militarizmi körüklediğini, bunun da savaşlara yol açtığını düşünen Albert Einstein, işbirliğine dayalı bir sistem olan sosyalizmin barışı destekleyebileceğini inanıyordu.

Ekonomik baskıların bireyleri kısıtladığını, sosyalizmin ise bireyleri bu baskılardan kurtararak gerçek özgürlüğe kavuşturacağına inanan Einstein, bireyciliğin aksine, sosyalizmin toplumu birleştiren ve dayanışmayı teşvik eden bir yapısı olduğunu düşünüyordu. Bu, onun insanlığın kolektif gelişimine olan inancıyla uyumluydu.

Paylaşın

Ahmet Türk, Kayyuma Gerekçe Gösterilen Davadan Beraat Etti

Ahmet Türk, kayyuma gerekçe gösterilen davadan beraat etti. Ahmet Türk’ün belediye başkanlığı görevine iade edilip edilmeyeceği önümüzdeki günlerde açıklık kazanacak.

Ahmet Türk’ün “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılandığı ve Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına gerekçe gösterilen davadan beraat kararı çıktı.

İçişleri Bakanlığı tarafından 4 Kasım 2024’te görevinden uzaklaştırılan Ahmet Türk, Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşmasında hâkim karşısına çıktı. Dava, Türk’ün 28 Mart 2011’de Siirt’te faili meçhul cinayetlere ilişkin yaptığı bir konuşma nedeniyle 2022 yılında “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılmıştı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, karar duruşmasına Ahmet Türk’ün avukatları Erdal Kuzu ve Tahar Erdem, Mardin Adliyesi’nden SEGBİS aracılığıyla katıldı, savcı Türk’ün cezalandırılmasını talep etti. Erdal Kuzu, 2014 yılında Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aynı dosya hakkında “takipsizlik” kararı verdiğini hatırlatarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararı yok sayarak yeniden iddianame hazırlamasının hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ahmet Türk’ün açıklamasının “İfade özgürlüğü kapsamında olduğunu” belirterek, “Suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi.

Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne 4 Kasım 2024 tarihinde üçüncü defa kayyım atanmasının ardından açıklama yapan İçişleri Bakanlığı, Ankara 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı 2022/142 esas sayılı dava dosyasını da gerekçe olarak göstermişti. İçişleri Bakanlığı açıklamasında “2022/142 esas sayılı dosyası kapsamında terör örgütü propagandası yapmak suçundan davasının devam etmesi” ifadelerine yer vermişti.

Paylaşın

Ulusal Kimlik Krizi

Ulusal kimlik, bir bireyin veya topluluğun ait olduğu milletin kültürel, tarihsel, sosyal ve bazen siyasi özelliklerini paylaşarak oluşturduğu ortak kimliktir.

Haber Merkezi / Dil, gelenek, tarih, değerler ve semboller gibi unsurlar ulusal kimliği şekillendirir.

Ulusal kimlik krizi ise, bir toplumun ortak değerler, tarih, kültür veya aidiyet duygusu etrafında birleşememesiyle ortaya çıkan bir durumdur.

Bu kriz, bireylerin ve grupların kendilerini ulusal bir çerçevede tanımlamakta zorlanması veya mevcut ulusal kimlik tanımına karşı çıkmasıyla kendini gösterebilir.

Ulusal Kimlik Krizinin Nedenleri:

Küreselleşme ve Kültürel Etkileşim: Küreselleşme, yerel kültürlerin ve ulusal kimliklerin küresel akımlarla (örneğin, popüler kültür, göç, teknoloji) erozyona uğramasına yol açabilir. Bu, bazı toplumlarda kimlik kaybı korkusunu tetikler.

Etnik ve Kültürel Çeşitlilik: Çok kültürlü toplumlarda, farklı etnik veya dini grupların ulusal kimlik tanımına dahil olma talepleri, mevcut kimlik anlayışını sorgulatabilir.

Tarihsel ve Politik Faktörler: Sömürgecilik, savaşlar, sınır değişiklikleri veya otoriter rejimlerin dayattığı kimlik politikaları, ulusal kimlik algısında çatlaklar yaratabilir.

Ekonomik Eşitsizlikler: Ekonomik sorunlar veya sınıfsal ayrışmalar, bireylerin kendilerini ulusal projenin bir parçası olarak görmesini zorlaştırabilir.

Popülizm ve Milliyetçilik: Bazı durumlarda, aşırı milliyetçi söylemler veya popülist hareketler, ulusal kimliği dar bir çerçevede tanımlayarak toplumun belirli kesimlerini dışlayabilir ve krizi derinleştirebilir.

Ulusal Kimlik Krizinin Belirtileri:

Toplumsal Polarizasyon: Farklı gruplar arasında ortak bir ulusal vizyonun eksikliği, siyasi ve sosyal kutuplaşmayı artırabilir.

Aidiyet Sorunları: Bireyler, ulusal kimlik yerine yerel, dini veya küresel kimliklere daha fazla bağlılık gösterebilir.

Kültürel Çatışmalar: Geleneksel ve modern değerler arasında çatışmalar, ulusal kimlik tanımını bulanıklaştırabilir.

Kurumsal Güvensizlik: Devlete veya ulusal kurumlara olan güvenin azalması, kimlik krizini körükler.

Ulusal Kimlik Krizinin Sonuçları:

Toplumsal Bütünlükte Zayıflama: Ortak bir kimlik eksikliği, sosyal uyumun azalmasına ve iç çatışmalara yol açabilir.

Siyasi İstikrarsızlık: Kimlik krizleri, popülizm veya ayrılıkçı hareketler gibi siyasi sorunları tetikleyebilir.

Kültürel Erozyon: Yerel kültürlerin veya ulusal sembollerin değerini yitirmesi, aidiyet duygusunu zayıflatabilir.

Dış Politikaya Etkisi: Ulusal kimlik krizi, bir ülkenin uluslararası arenadaki duruşunu ve birliğini etkileyebilir.

Ulusal Kimlik Krizine Yönelik Çözüm Önerileri:

Kapsayıcı Kimlik Politikaları: Ulusal kimlik, farklı etnik, dini ve kültürel grupları kucaklayacak şekilde yeniden tanımlanabilir.

Eğitim ve Kültürel Programlar: Ortak tarih, değerler ve semboller, eğitim yoluyla genç nesillere aktarılabilir.

Diyalog ve Katılım: Toplumun farklı kesimleri arasında diyalog platformları oluşturularak ortak bir vizyon geliştirilebilir.

Ekonomik ve Sosyal Adalet: Eşitsizliklerin azaltılması, bireylerin ulusal projeye katılımını artırabilir.

Medya ve Teknolojinin Rolü: Medya, kapsayıcı bir ulusal kimlik anlatısını desteklemek için kullanılabilir.

Ulusal kimlik krizi, yalnızca belirli ülkelere özgü bir sorun değildir. Avrupa’da göçmen entegrasyonu, Ortadoğu’da mezhepsel çatışmalar, Afrika’da sömürge sonrası kimlik arayışları veya Asya’da modernleşme ile gelenekselcilik arasındaki gerilim gibi örnekler, bu sorunun küresel boyutunu ortaya koyar.

Her toplum, kendi tarihsel ve sosyokültürel bağlamına özgü çözümler geliştirmek zorundadır.

SonuçUlusal kimlik krizi, modern dünyanın karmaşık dinamiklerinden beslenen çok boyutlu bir sorundur. Bu krizin çözümü, kapsayıcılık, diyalog ve ortak bir vizyon oluşturma çabalarına bağlıdır. Toplumların tarihsel miraslarını korurken, modern değerlerle uyumlu bir kimlik inşa etmesi, krizin aşılmasında kilit rol oynar.

Paylaşın

Demirtaş Ve Yüksekdağ’ın Sürece Desteği Tam

DEM Parti İmralı Heyeti, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yeni sürece desteklerinin tam olduğunu açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar, dokuz yıldır tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüştü.

Heyet eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ve eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’i de cezaevinde ziyaret etti.

İmralı Heyeti tarafından ziyaretlerin ardından yazılı açıklama yapıldı. Ziyaretlerin son derece verimli geçtiğini belirten Heyet, “Arkadaşlarımız, yüreği özgürlük, barış ve demokrasi için atan herkese en içten selam ve sevgilerini iletti” dedi.

İmralı Heyeti’nin yazılı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Görüşmelerde esas olarak barış sürecine dair bilgi paylaşımı ve fikir alışverişinde bulunduk. Sevgili Selahattin Demirtaş, sürece desteğinin tam olduğunu vurguladıktan sonra, sürecin başarıya ulaşması, barışın ve demokrasinin tesisi için her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Sevgili Figen Yüksekdağ da barışın ve demokratik toplumun inşası konusunda umudunu koruduğunu, bu yolda desteğinin ve katkısının güçlü bir şekilde devam edeceğini belirtti.

Suçsuzlukları hukuken de sabit olan arkadaşlarımızın hala cezaevinde tutulması hiçbir gerekçeyle açıklanamaz, hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu açık adaletsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması, arkadaşlarımızın barış ve demokrasi yürüyüşüne özgür şartlarda katılması acil talebimiz ve beklentimizdir.”

Paylaşın