Sosyal Yardıma Muhtaç Hane Sayısı 4,5 Milyonu Aştı

Giderek derinleşen ve çözülemez hale gelen ekonomik kriz, 18,2 milyon vatandaşı sosyal yardıma mahkum etti. Türkiye nüfusu göz önüne alındığında ortalama her 5 kişiden biri sosyal yardımlara muhtaç durumda.

Ekonomiye dair hedef ve politikaların detaylandığı 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, sosyal yardıma muhtaç hane sayısının 4,5 milyonu aştığını ortaya koydu. Raporda ayrıca, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 9,5 milyona dayandığı vurgulandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’deki yoksulluğun boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Program, 2026 yılı için belirlenen ekonomik hedefler ve politikalarla birlikte, sosyal destek alan hanelerin durumuna da ışık tutuyor.

Sosyal yardıma muhtaç hane sayısının, Covid-19 salgını nedeniyle sosyal yardımların artırıldığı 2022 yılı sayısını geçtiği dikkat çekiyor. Rapora göre, 2022’de 4 milyon 498 bin 852 olan sosyal yardım alan hane sayısı, 2024 sonunda 4 milyon 574 bin 684’e yükseldi.

TÜİK’in dört kişilik hane hesabıyla yapılan hesaplamaya göre, Türkiye’de sosyal yardıma muhtaç kişi sayısı 18 milyon 298 bin 736’ya ulaştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Aldık

Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin konuştu. Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemize hizmetlerimiz sadece yollarla, binalarla, bugün burada olduğu gibi çevre projeleriyle sınırlı değil. İktidar ve ittifak olarak en büyük yatırımı milletimizin kardeşliğine yapıyoruz, Türkiye’nin güvenliğine yapıyoruz. Cumhur İttifakı olarak bundan bir sene önce başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik. Şehit yakını ve gazilerimiz başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini gözettik. Özellikle bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmamaya itina gösterdik.

Süreci herhangi bir yol kazası yaşanmadan bugünlere başarıyla getirdik. Münfesih terör örgütü, geçtiğimiz günlerde silahlı unsurlarını ülkemizden çekmekte ve sınır hattından uzaklaştırmakta olduğunu açıkladı. İlgili birimlerimiz sahadaki gelişmeleri anbean titizlikle takip ediyor. Hedefe giden yolda atılan her olumlu adımı önemsiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kurulan komisyon, çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor.

Son olarak perşembe günü Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız komisyonu bilgilendirdi. Biz de külliyemizde DEM Parti heyetini kabul ettik. Kendileriyle son derece yapıcı, verimli ve geleceğe dair umut verici bir görüşme gerçekleştirdik. İnşallah bu görüşmenin yansımalarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Cumhur İttifakı olarak ülkemizin ve milletimizin hayrına olan işlerde çabuk davranılması gerektiğine inanıyoruz.

Hassas, yapıcı, kucaklayıcı bir yaklaşımla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Milletimizin ödediği bedellerin boşa gitmediği, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımızın ötesinde de barışın, güvenliğin, huzurun ve kardeşliğin egemen olduğu yeni bir dönemi mutlaka başlatacağız. Bunda sonuna kadar kararlıyız. Önce terörsüz Türkiye, sonra terörsüz bölge menziline inşallah varacağız. Tüm bu stratejik adımları atarken elbette şu gerçeğin de bilincindeyiz: Hedefe yaklaştıkça hem yükümüz ağırlaşıyor hem de süreci kundaklamaya dönük çabalar yoğunlaşıyor.

Türkiye’nin yarım asırlık meselesini çözmesini istemeyen odaklar, bilhassa da FETÖ’cü alçaklar operasyonlarına hız vermiş durumdalar. Milletimizi tedirgin etmek, şehit yakınlarımızı huzursuz etmek, kamuoyunu manipüle etmek amacıyla ellerinden geleni yapıyorlar. En büyük hedefleri ise 15 Temmuz gecesi şehitlerimizin mübarek kanlarıyla harcı karılan Cumhur İttifakı’nın birliğini, beraberliğini ve insicamını bozmak. Fakat muvaffak olamayacaklar. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep beraber Türkiye olacağız”

Paylaşın

İmamoğlu: Millet, Bu Bozuk Düzene Sandıkta Son Verecek

İktidara yönelik eleştirilerde bulunan Ekrem İmamoğlu, “Bu millet vatanseverlerle makamseverleri ayırıyor. Ve günü geldiğinde, bu bozuk düzene sandıkta son verecek!” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, gündemdeki yolsuzluk ve yasa dışı bahis soruşturmalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Ekrem İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Aldanmaya alıştınız ama milleti aldatamayacaksınız! Bugünlerde iktidarın gündeminde, tarihe geçecek çürüme itirafları, yalan müjdeler ve fiyasko kampanyalar var. Sanki Türkiye’de iktidar değişmiş hukuk geri gelmiş de yıllardır suç işleyenler temizleniyormuş gibi davranıyorlar. Yasadışı bahis çeteleri, bahis oynayan hakemler, kara para operasyonları, yandaş medya patronlarının biletini kesmeler… Görünen o ki savcıların şimdi ‘harekete geçesi’ gelmiş!

Ama millet bu oyunu görüyor. Yalan müjdelerle, sahte başarı hikâyeleriyle kimse kandırılamaz! Her yerden doğalgaz bulduk diyorlar ama gidip en pahalı Amerikan gazını alıyorlar. Enflasyon düşüyor diyorlar ama milletin cebindeki yangın büyüyor! Futbol taraftarını, emekçiyi, yoksulu, gençleri aldatamayacaksınız! Kötü film senaryolarını hatırlatan casusluk iftiralarıyla da bu halkı susturamayacaksınız! Bu millet vatanseverlerle makamseverleri ayırıyor. Ve günü geldiğinde, bu bozuk düzene sandıkta son verecek!

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Parlamenter Sistem” Çağrısı

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, YouTube hesabından yayınlanan “Eşit Bakış” programında gençlerin sorularını yanıtladı. Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

Siyasette çeşitliliğe zarar veren şeyin sistemin kendisi olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

“Bunların hepsi farklı farklı tartışmaları içinde barındırıyor. Seçim sistemleri hem temsilde adaleti temin etmek için hem de hükümet kurmayı, yönetmeyi kolaylaştırmak için tanzim edilir. D’Hondt sistemi de birçok ülkede uygulanır ama sistemin uygulandığı ülkelerde hükümetler genellikle parlamentodan seçilir. Bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetileceksiniz, bir taraftan seçim sisteminiz tartışılır olacak, bir diğer taraftan hükümet meclisin içinden çıkmadığı gibi aynı zamanda meclis tarafından denetlenmiyor olacak. İşte o zaman seçim sistemleri de D’Hondt sistemi de seçim barajları da tartışma konusu olur. Madem Cumhurbaşkanı yönetiyor, madem meclis denetlemiyor; o zaman baraja ne gerek vardır türünden bir soru da kamuoyunun gündemini meşgul edebilir. Bunların hepsi haklı ve yerinde tartışmalardır.”

D’Hondt sisteminin temsilde adaletin sağlanması ve kolay iktidar çıkarabilmek için hazırlandığını söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye’nin o şartlarına uygun ama biz şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye tarif edilen ve ne olduğu belli olamayan bir sistemle yönetiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetildiğimiz için bu baraj da yüksek bir baraj. Temsilde adaletin sağlanabilmesi bakımından gözden geçirilmesi düşünülebilir. Ama ne yaparsanız yapın, milletvekili sayısını belirleyecek olan D’Hondt sistemi uygulanması en kolay sistemdir” ifadelerini kullandı.

Stüdyoda bulunan tahtada D’Hondt sistemini anlattıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi. Türkiye’nin geleceğini kurtarmak adına parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden yanayım -ki olası iktidarınızda dedeniz; Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

Paylaşın

Eurofighter’ların Türkiye’ye Maliyeti 5,4 Milyar Sterlin

Türkiye’nin İngiltere’den 20 Eurofighter savaş uçağı almasına yönelik anlaşmanın bedelinin 5,4 milyar sterlin olduğu bildirildi. Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği duyuruldu.

Millî Savunma Bakanlığı (MSB), İngiltere’yle hafta başında imzalanan Eurofighter anlaşmasının bedeline ilişkin açıklamada bulundu.

“Hava Kuvvetleri Komutanlığının harekat ihtiyacının karşılanması maksadıyla imzalanan anlaşmanın tedarik içeriğinde 20 adet yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, uçaklara ait görev ekipmanları ve muhtelif çeşit ve miktarda mühimmatlar bulunduğu” belirtilen açıklamada, proje bedeli “yaklaşık 5,4 milyar sterlin” olarak ifade edildi.

Bakanlığın açıklamasında Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter Typhoon’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği belirtildi. Türkiye’nin bu iki ülkeden 12’şer ikinci el Eurofighter Typhoon uçağı alması bekleniyor.

Londra, Türkiye’yle imzalanan anlaşmanın bedelinin 8 milyar sterlini bulduğunu açıklamıştı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada anlaşma sayesinde İngiltere’de on binlerce kişinin istihdamının uzun yıllar güvence altına alındığı belirtilerek “Bu, bir nesildir yapılan en büyük savaş uçağı ihracat anlaşması oldu” denilmişti.

MSB’nin açıklamasında Suriye’deki güncel duruma da yer verildi. Bakanlık, Suriye ordusundan bazı birliklerin Türkiye’de askerî eğitim aldığını duyurdu.

Şam’ın “tüm kurum ve birimleri ile yeniden yapılanmaya, ülkede istikrar ve güvenliğin tesisine yönelik gayretli çalışmalarına devam ettiği” belirtilen açıklamada, “13 Ağustos 2025 tarihinde ‘Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası’ imzalanması sonrası Suriye hükümetinin talepleri doğrultusunda, savunma ve güvenlik kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, ziyaret, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri sürdürülmektedir” denildi.

Bu kapsamda, Suriye ordusunun bir kısım birliklerinin ordunun kapasite geliştirme ihtiyacını karşılamak amacıyla “Türk Silahlı Kuvvetlerine ait kışla ve eğitim alanlarından faydalanarak Türkiye’de askerî eğitimler icra ettiği” kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasında, “Bununla birlikte, ‘terör örgütü SDG’nin Suriye Geçici Hükümetine entegrasyonu’ ile ilgili hususlar Bakanlığımız tarafından dikkatle ve hassasiyetle takip edilmektedir” ifadelerine yer verildi. PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecinin de Türk devletinin “ilgili kurumları tarafından büyük bir dikkatle yönetilmekte ve takip edilmekte” olduğu aktarıldı.

Paylaşın

Kış Hastalıklarını Önlemek İçin Etkili Stratejiler

Kış aylarında, genellikle virüsler yoluyla bulaşan ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi faktörlerden kaynaklanan soğuk algınlığı, grip, bronşit ve diğer solunum yolu enfeksiyonları sık görülür.

Haber Merkezi / Aşağıda sıralanan stratejileri düzenli uyguladığınızda kış hastalıkları riskini yüzde 50’ye varan oranda azaltabilirsiniz.

En Güçlü Koruma:

Grip aşısı yaptırın: Her yıl sonbaharda grip aşısı olun. DSÖ’ye göre, aşı grip riskini %40-60 oranında azaltır ve ağır seyri önler.
Diğer aşılar: 65 yaş üstü, kronik hastalığı olanlar veya çocuklar için pnömokok ve COVID-19 aşılarını ihmal etmeyin. Aşılar, toplu bağışıklık sağlayarak yayılmayı engeller.

Hijyen Kurallarına Uyum:

Ellerinizi sık yıkayın: Sabun ve suyla en az 20 saniye yıkayın. Alkol bazlı dezenfektanlar da etkili (en az %60 alkol içermeli).
Yüzünüze dokunmayın: Göz, burun ve ağza dokunmak virüs girişini kolaylaştırır.
Öksürük/hapşırık etiği: Dirseğinizle veya mendille ağzınızı kapatın, mendili hemen atın.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirme:

Dengeli beslenme: C vitamini (portakal, kivi, brokoli), D vitamini (güneş ışığı, somon, yumurta), çinko (et, kuruyemiş) ve probiyotikler (yoğurt, kefir) tüketin. Harvard Tıp Fakültesi çalışmaları, yetersiz beslenmenin enfeksiyon riskini artırdığını gösterir.
Yeterli uyku: Günde 7-9 saat uyuyun. Uyku eksikliği bağışıklık hücrelerini %70’e varan oranda azaltır (CDC verileri).
Egzersiz: Haftada 150 dakika orta yoğunlukta yürüyüş veya spor yapın. Düzenli hareket, bağışıklık hücrelerini aktive eder.

Çevresel Önlemler:

Kapalı alanları havalandırın: Pencereleri açarak hava sirkülasyonu sağlayın; virüsler nemli ve havasız ortamlarda uzun süre yaşar.
Nem seviyesini koruyun: Ortam nemini %40-60 arasında tutun (nemlendirici cihazlarla). Kuru hava mukozaları tahriş eder ve virüs girişini kolaylaştırır.
Kalabalıklardan uzak durun: Toplu taşıma veya kapalı etkinliklerde maske takın, özellikle salgın dönemlerinde.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:

Sigara ve alkolden kaçının: Sigara solunum yollarını zayıflatır; pasif içicilik bile riski artırır.
Stresi yönetin: Meditasyon veya yoga gibi yöntemler kortizol seviyesini düşürür, bağışıklığı destekler.
Bol su için: Günde 2-3 litre su, mukozaları nemli tutar ve toksin atımını hızlandırır.

Ek İpuçları ve Uyarılar:

Semptomlarda doktora gidin: Ateş, öksürük veya nefes darlığı olursa hemen tıbbi yardım alın; erken müdahale komplikasyonları önler.
Çocuklar ve yaşlılar için ekstra dikkat: Bu gruplar daha hassastır; ellerini yıkamayı oyunlaştırarak öğretin.
Takviyeler: Doktor onayı olmadan yüksek doz vitamin almayın; aşırı kullanım zarar verebilir.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 13 Milyar Dolar Eridi

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri 198,4 milyar dolardan 185,5 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde swap hariç net rezervler ise 52,1 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 23 Ekim ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı.

Buna göre, Merkez Bankası’nın  (TCMB) resmi rezerv varlıkları, geçen haftaya göre yüzde 6,5 azalarak 185,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Merkez’in önceki hafta brüt rezervi 198,4 milyar dolar düzeyindeydi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervi 52,1 milyar dolar oldu.

Bu hafta döviz varlıkları, bir önceki haftaya göre yüzde 8,1 azalarak 73,1 milyar dolar, altın cinsinden rezerv varlıkları yüzde 5,8 azalarak 104,7 milyar dolar, IMF rezerv pozisyonu ve SDR toplamı ise yüzde 0,3 azalarak 7,7 milyar dolar oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan “İmamoğlu” Yorumu: Devletin Eli Kolu Bağlı Kalamaz

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nun durumu hakkındaki soruya, “Kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorunda. İstanbul’daki süreç böyle işledi” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i Ankara’da ağırladı. İki ülke heyetleri arasındaki görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Erdoğan ve Merz açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kıymetli basın mensupları Türkiye ile Almanya arasında müstesna ekonomik ve ticari ilişkiler ise olumlu seyrini sürdürüyor. Almanya, Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük ticaret ortağıdır. 50 milyar dolara ulaşan ticaret hacmimizi yakın vadede 60 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Bu minvalde, gerek ticaretimizi gerek müşterek yatırımları bir üst seviyeye taşıyacak savunma iş birliği konusunu Sayın Şansölye ile değerlendirdik.

Avrupa’da değişen güvenlik koşulları ışığında, savunma sanayi ürünlerinin tedarikinde geçmişte yaşanan sıkıntıları geride bırakarak ortak projelere odaklanmamız gerekiyor. Eurofighter uçaklarının temin süreci gibi Almanya’nın son dönemde bu alanda attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz.

Bölgesel ve küresel meselelerde de fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye olarak Gazze’deki soykırımı ilk günden itibaren uluslararası gündeme taşıdık. Ateşkesin sağlanması ve insani yardımların bölgeye ulaştırılması için yoğun çaba gösterdik. Bu mezalimin yeniden yaşanmaması ve bölgede kalıcı barışın anahtarı olan iki devletli çözüme dair görüşlerimizi kendilerine aktardık. Bölgeye yardımların kesintisiz ulaştırılması gibi, yeniden yapılanma sürecinde de herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini ifade ettim.

Sayın Şansölye ile komşumuz Suriye’deki gelişmeleri de ele aldım. Devrimden bu yana geçen 11 ayda, Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın liderliğinde Suriye; kalıcı barış, huzur ve ekonomik kalkınma yolunda ciddi ilerlemeler kaydetti. Yaptırımların kalkmasına paralel olarak bu sürecin daha da hızlanacağı inancındayız. Ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin muhafazası suretiyle Suriye halkının tüm fertlerinin refah ve esenliği bizim için öncelikli hedeftir. Bu noktada, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasına büyük önem atfediyoruz. Bu yönde verilen mesajları dikkatle takip ediyoruz. Almanya’nın da Suriye konusunda bizimle eşgüdüm içinde çalışmaya atfettiği önemin farkındayız.

Merz’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beni Türkiye’ye davetinden dolayı teşekkür ediyorum. Dostane misafirperverliğiniz için çok teşekkürler. Bu özel bir gün, çünkü ortak tarihimizi bugüne kadar şekillendiren bir dönüm noktasını hatırlıyoruz. Bu, söylediğimiz gibi iş gücü anlaşmasının başlangıcıydı. O zamanlar “misafir işçi” olarak tanımladığımız insanlar çağrıldı, ama sadece işçiler değil, aileleriyle birlikte insanlar Almanya’ya geldi. Bu insanlar olmasaydı, bu aileler olmasaydı, Almanya 60 yıl önce ekonomik kalkınmayı aynı şekilde başaramazdı. Bugün o zaman gelen insanlar artık üçüncü kuşakta Almanya’da yaşıyorlar.

Bazıları tarih yazıyor; örneğin bilim insanları arasında BioNTech kurucuları Sayın Uğur Şahin ve Profesör Doktor Özlem Türeci gibi. Bazıları hemşire, polis memuru olarak toplumumuzda sorumluluk taşıyorlar. Ve büyük bir çoğunluğu artık kendilerini devletimizin ve ülkemizin bir parçası, vatandaşları olarak görüyorlar. Çünkü onlar bu toplumun bir parçası.

Burada sağlam bir temel üzerinde inşa edebiliriz. Toplumlarımız ve ekonomilerimiz, az önce de söylediğim gibi, çok yakın bağlar içindedir. Aynı zamanda NATO’da da çok yakın müttefikleriz. Türkiye, neredeyse bizi meşgul eden bütün dış politika ve güvenlik politikası konularında çok önemli bir aktördür. Bu temel üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ve yeniden bir stratejik diyalog başlatacağız. Güvenlik politikaları alanında daha yakın iş birliği içinde olacağız. Örneğin, daha önce de değindiğimiz Eurofighter uçaklarının alımı konusunda.

Tabii ki bu ortaklığın birçok fırsat sunduğunu da belirtmek istiyorum. Örneğin, ulaştırma ve demiryolları konusunda önemli gelişmeler yaşayabiliriz. Birçok açıdan bu yeni jeopolitik durumda daha yakın bir iş birliği içinde olmayı sağduyu gerektiriyor. Bu, her iki tarafın da stratejik çıkarınadır. Türkiye ile Almanya arasındaki olgun bir ortaklık, tabii ki hassas konuları da açık ve güvene dayalı bir şekilde ele almamızı gerektiriyor. Heyetlerimiz arasında ve baş başa görüşmemizde de bunu yaptık.

Almanya ve Türkiye, NATO müttefikleri olarak aynı çıkarlara sahiptir. Ankara’da da biliniyor ki, Rusya’nın militan revizyonizmi Avrupa’nın ve Atlantik bölgesinin güvenliğini bir bütün olarak tehdit ediyor. Bu nedenle, Lahey’deki NATO Zirvesi’nde verilen kararları kararlılıkla uyguluyoruz. Bu bağlamda, Almanya’nın da onayını verdikten sonra Türkiye’nin 20 Eurofighter uçağını alma kararından dolayı mutluluk duymaktayız. Şu konuda hemfikiriz: Bu uçaklar hepimizin ortak güvenliğine hizmet edecektir.

Orta Doğu’daki durumu da ele aldık. Rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkesin ilerleme kaydetmesi çok olumlu gelişmeler. İlk defa kalıcı bir barış umudu var. Sayın Cumhurbaşkanı’na, Türkiye’nin bu süreçte oynadığı rol için teşekkür ettim. Türkiye, Katar, Mısır ve ABD olmasaydı bu süreç gerçekleşemezdi. Bunun için çok teşekkür ediyorum; bunu mümkün kıldığınız için.

Türkiye’nin bu konuda yine imkânlarını kullanarak, örneğin Hamas’ın silahsızlanması yani sürecin ikinci aşamasına geçilmesi için etkisini kullanmasını arzu ediyoruz. Çünkü durum hâlâ son derece kırılgan. Son çatışmalar da bunu gösteriyor. Bu nedenle umutlu olmalıyız ki burada kalıcı bir barış sağlansın. Federal Hükûmet de bu barışın sürmesi için elinden geleni yapacaktır.

Son olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifine değinmek istiyorum. Ben ve Federal Hükûmet olarak Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin yanında, bu yolda ilerlerken görmek istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı’na, bu konuda Avrupa düzeyinde bir stratejik diyalog arzu ettiğimi ifade ettim. Kopenhag kriterlerine koşul olarak değindik ve bu konuları bundan böyle de ele almaya devam edeceğiz. Dışişleri Bakanlarımızın stratejik diyaloğunun yeniden başlatılmasını ve JETCO toplantılarının da yakın zamanda beşinci kez toplanmasını arzu ediyoruz. Federal Hükûmet nezdinde de bu konuya değineceğim.”

Soru / Cevap

Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. İlk soruyu soran Alman gazeteci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye’nin AB’ye üye olma perspektifini hatırlatarak “Türkiye, Avrupa Birliği’nden ne istiyor ve birliğe ne sunuyor?” sorusunu sordu ve Türkiye’de hukukun üstünlüğü sorunları olduğunu söyleyerek İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olduğunu hatırlatarak Başbakan Merz’e döndü. Erdoğan, Alman gazetecinin sorularına şu ifadelerle yanıt verdi:

“Kopenhag kriterleri bizim için olumsuz bir yaklaşım süreci değil, eğer bu kriterler noktasında Türkiye’ye yaklaşılıyorsa bizim de Ankara kriterlerimiz vardır” dedik. Ankara kriterleriyle biz Avrupa ve dünyaya açılırız. Çünkü Türkiye sıradan bir Avrupa veya Asya ülkesi değil. Türkiye Avrupa’da, Asya’da her noktada bu süreci dünyada en iyi işleten ve işleyen bir demokrasi ülkesidir. Bu konuyla ilgili de herhangi bir sıkıntısı yoktur.

İBB ile ilgili bir sorunuz oldu. Herhalde kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun, eğer hukuku ayaklar altına alırsanız yargı devletinde yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorundadır. Eğer yapmazlarsa bu defa yolsuzluk, hırsızlık, her tür yanlış alır başını gider. Nitekim İstanbul’daki süreç böyle işlemiştir. Şu anda da bu süreci yargı kendisine yansıdığı şekilde işletmektedir ve gereğini de yapmaktadır.

Örneğin son dönemde hakemler olayı çıkmıştır. Bu olayda da yine futbol sahalarında neler oluyor ve bütün bunlar olurken eli kolu bağlı olarak herhalde bir devlet bunu takip edemez, ne gerekiyorsa yapması lazım. Şu anda da bu yapılmıştır. Vatandaş tribünlerdeki bu gelişmeyi görünce şimdi çok da mutlu olmaktadır. Neler oluyor neler, demeye başlamıştır.”

Paylaşın

CHP’den “Sandığa Karşı Yargı: Bir Darbenin Anatomisi” Raporu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, CHP’li belediyelere dönük operasyonların birinci yılında “Sandığa karşı yargı: Bir darbenin anatomisi” başlıklı bir rapor yayımladı.

Raporda, 30 Ekim 2024’ten bu yana CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara yer verilirken İBB soruşturmasına dair, “Hukuki dayanaktan uzak, içeriği itibarıyla spekülatif, çelişkili tanık beyanlarına dayalı ve siyasi intikam aracı” denildi.

CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan raporda, 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla başlayan sürecin, “yargı eliyle gerçekleştirilen bir darbeye dönüştüğü” ifade edildi. Raporda, “Yargı bağımsızlığındaki erozyonun en somut biçimde seçilmiş yerel yöneticilere yönelik uygulamalarda görüldüğü” vurgulandı.

CHP, operasyonların “halk iradesine doğrudan müdahale” anlamına geldiğini belirterek, “İktidar, sandıkla elde edemediği yetkiyi yargı ve idari mekanizmalarla sağlamaya çalışmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Raporda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in 8 Ekim 2024’te göreve başlamasından sonra başlatılan soruşturmalar sıralandı.

Esenyurt Belediyesi ve Beşiktaş Belediyesi ile başlayıp İBB’ye dönük operasyonlarla genişleyerek devam eden soruşturmaların detaylarına yer verildi.

Ekrem İmamoğlu, Zeydan Karalar, Rıza Akpolat, Ahmet Özer’e yönelik soruşturma ve tutuklamaların yanı sıra TÜSİAD yöneticileri, Manifest grubu, Mabel Matiz, Fatih Altaylı, Merdan Yanardağ ve Leman Dergisi’ne yönelik soruşturma ve gözaltılar da raporda yer aldı.

Raporda İBB soruşturması, “Hukuki dayanaktan uzak, içeriği itibarıyla spekülatif, çelişkili tanık beyanlarına dayalı ve siyasi intikam aracı” olarak nitelendi.

Gizli tanıkların ifadelerinin “Duydum”, “Şöyle söyleniyor”, “Böyle olduğu konuşuluyordu” gibi subjektif anlatımlarla sınırlı olduğu, maddi delille desteklenmediği ve soruşturmanın bir iddianame düzenlenebilmesi için asgari koşulları yerine getirmediği vurgulandı.

Raporda ayrıca, İmamoğlu’nun tutuklandığı 23 Mart 2025’te, 15,5 milyon yurttaşın oyuyla cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildiği belirtilirken, İmamoğlu hakkında İBB Başkanı olduğu 2019 yılından bu yana açılan davalar da sıralandı.

Raporda, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın lösemi riskine rağmen tutuklu olduğu vurgulandı. Ayrıca İBB çalışanlarına yönelik hak ihlalleri anlatıldı:

“Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık cezaevi koşullarında lösemi hastalığının nüksetmesi riskiyle halen tutuklu.

İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanırken oğlunun doğum gününde tutuklandı, cezaevindeki ilk haftasında yerleştirildiği pis koğuşu temizledikten sonra her gün yeniden koğuşu değiştirildi.

Eski Medya AŞ Genel Müdürü İpek Elif Atayman, 72 gün tek kişilik hücrede tutulduktan sonra Silivri’den Afyonkarahisar’a 7,5 saat boyunca kelepçeli halde tutularak zırhlı kabinde sevk edildi.

İPA Başkanı Buğra Gökçe, nikahını cezaevinde kıymak zorunda kaldı. Nikah fotoğrafları aylardır verilmedi.

İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten, eşinin riskli gebeliği döneminde tutuklandı, doğuma katılmasına izin verilmediği için kızı Maya’yı ilk kez açık görüşte kucağına aldı.”

Raporda bu uygulamaların “tecrit ve yıldırma yöntemi” olarak kullanıldığı ifade edildi.

“Halkın emanetine sahip çıkmak boynumuzun borcu”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, rapora dair şu ifadeleri kullandı:

“30 Ekim’den bu yana CHP bir yargı kıskacına alınmak isteniyor. AKP, sandıkta yenemediği CHP’yi yargı kararlarıyla saf dışı bırakmaya çalışıyor. Bu rapor, son bir yılın özeti niteliğindedir. Halkın emanetine, yani sandıktan çıkan iradeye sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Tüm baskılar son bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Paylaşın

Sıcaklık Artışına Bağlı Ölümler Yüzde 23 Arttı

2025 tarihli Lancet Countdown İklim ve Sağlık Raporu, iklim krizinin sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyarak küresel sıcaklık artışının dünya genelinde her dakika bir kişinin ölümüne yol açtığını açıkladı.

Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Prof. Ollie Jay, ısı stresinin herkesi etkileyebileceğini ve ölümcül olabileceğini belirterek, “Çoğu insan bunun farkında değil ama her sıcaklığa bağlı ölüm aslında önlenebilir” dedi.

University College London (UCL) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) iş birliğiyle hazırlanan 2025 tarihli Lancet Countdown İklim ve Sağlık Raporu, iklim krizinin sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyarak küresel sıcaklık artışının dünya genelinde her dakika bir kişinin ölümüne yol açtığını açıkladı. Rapor, milyonlarca insanın hâlâ fosil yakıtlara olan bağımlılık nedeniyle yaşamını kaybettiğine dikkat çekiyor.

Raporda, fosil yakıt kullanımının sadece küresel ısınmayı artırmakla kalmayıp, aynı zamanda zehirli hava kirliliğini, orman yangınlarını ve dang humması gibi hastalıkların yayılımını da tetiklediği belirtildi.

UCL’den Dr. Marina Romanello, bulgulara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu rapor, dünyanın dört bir yanında insan hayatını ve geçim kaynaklarını yok eden yıkıcı tabloyu açıkça ortaya koyuyor. İklim değişikliğini hafifletme ve uyum sağlama konusundaki gecikmeler, her yıl milyonlarca gereksiz ölüme yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Araştırmanın çarpıcı verilerine göre, 1990’lardan bu yana sıcaklığa bağlı ölümlerin oranı yüzde 23 artış gösterdi.

Ortalama Can Kaybı: 2012–2021 yılları arasında her yıl ortalama 546 bin kişi aşırı sıcaklıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Bu sayı, yılda her dakika bir ölüme denk geliyor.

Önlenebilir Ölümler: Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Prof. Ollie Jay, ısı stresinin herkesi etkileyebileceğini ve ölümcül olabileceğini belirterek, “Çoğu insan bunun farkında değil ama her sıcaklığa bağlı ölüm aslında önlenebilir” dedi.

The Guardian’daki habere göre; rapor, iklim krizine rağmen hükümetlerin fosil yakıt desteğini sürdürdüğünü gözler önüne serdi. 2023 yılında hükümetler, fosil yakıt şirketlerine günde 2,5 milyar dolar doğrudan sübvansiyon sağladı. İlginç bir şekilde, aynı yıl yüksek sıcaklıklar nedeniyle tarım ve inşaat gibi sektörlerde çalışanların verim kaybı da aynı miktarda (2,5 milyar dolar) ekonomik zarara yol açtı.

Toplamda, 2023’te dünya genelinde sağlanan fosil yakıt desteği 956 milyar dolar oldu. Bu miktar, 2024’teki COP29 zirvesinde iklimden en çok etkilenen ülkelere taahhüt edilen 300 milyar doların üç katından fazla.

İklim krizinin gıda ve geçim kaynakları üzerindeki baskısı artmaya devam ediyor:

Gıda Güvensizliği: Kuraklık ve sıcak hava dalgalarının tarım ürünlerini ve hayvancılığı etkilemesi sonucu, 2023 yılında 123 milyon kişi daha gıda güvensizliği yaşadı.

Duman Kaynaklı Ölümler: 2024 yılında artan sıcaklık ve yangınlar nedeniyle 154 bin kişi duman kaynaklı nedenlerle hayatını kaybetti.

İklim krizine karşı çözüm yollarının da olduğunu vurgulayan Dr. Romanello, “Eğer fosil yakıt finansmanını sürdürürsek sağlıklı bir gelecek mümkün olmayacak” uyarısında bulundu.

Romanello, temiz enerji, şehirlerin iklime uyumlu hale getirilmesi ve daha sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarının çözümün bir parçası olduğunu vurguladı. Romanello, umudun yerel toplulukların ve sağlık çalışanlarının sahada gördükleri gerçekler karşısında harekete geçmesinde yattığını belirtti.

Paylaşın