Gelecek Partisi’nde İstifa Furyası: Vekil Sayısı 4’e Düştü

Gelecek Parti’nde Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin’in ardından Doğan Demir’de partisinden istifa ettiğini açıkladı. Demir’in istifasıyla Gelecek Partisi’nin TBMM’deki vekil sayısı 4’e düştü.

Gelecek Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Demir, 19 Aralık 2019 tarihinde kuruluşuna öncülük ettiği Gelecek Partisi ile yollarını ayırdı.

Doğan Demir, istifasının gerekçesini ise şu sözlerle dile getirdi: “19 Aralık 2019 tarihinde kurucuları arasında yer aldığım Gelecek Partisi’nden ayrıldığımı kamuoyunun bilgisine sunarım. Yaklaşık altı yıllık bu süre zarfında, Türkiye’yi il il, ilçe ilçe gezerek partimin başarılı olabilmesi; daha da önemlisi, milletimizi içine girdiği siyasi çıkmazdan çıkararak bir alternatif sunabilmek adına her kesimden insanla bir araya geldim.

Demokrasi kültürümüzü güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü, eşit ve adil bir yaşamı tesis etmek amacıyla çok uzun yollardan geçtik. Ancak geldiğimiz noktada sürdürülebilir bir siyasi zemin kalmadığından ve yaklaşık iki yıldır tüm uyarılarımıza rağmen ortak bir alan oluşturulamadığından bu ayrılığı gerekli gördüm. Tüm kurucu arkadaşlarıma, genel merkez yöneticilerine, teşkilatlarda emek veren üye ve gönüllülere teşekkürü bir borç bilirim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: ‘Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.’ Başta milletvekili olarak görev yaptığım güzel İstanbul’umuz olmak üzere, ülkemiz ve aziz milletimizin geleceği için mücadelem devam ediyor ve edecektir.”

Doğan Demir’in istifasıyla birlikte Gelecek Partisi’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 4’e düştü.

Yakın zamanda Gelecek Partisi’nin İstanbul Milletvekilleri Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin Gelecek Partisi’nden istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Doğan Demir kimdir?

1973 yılında Muş Varto’da dünyaya gelmiş ilk ve ortaokulu Varto’da, liseyi Adana Yapı Meslek Lisesi Makina Bölümü’nde bitirmiş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yerel Yönetimler mezunudur. Askerlik görevini üstün hizmet belgesi alarak tamamlamıştır.

1992 yılında CHP yeniden kurulurken Kocaeli Derince’ de kurucu gençlik kolları başkanı olarak uzun yıllar görev yapmış, daha sonra İl Sekreterliği, Başkan Yardımcılığı, 2004- 2009 yılları arasında Belediye Meclis Üyeliği yapmıştır.

2009- 2013 yılları arasında Türkiye’nin en büyük ve örgütlü Alevi kurumu olan Alevi Kültür Dernekleri Kocaeli Şube Başkanlığı, 2013- 2019 yılları arasında da Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı’nı yapmıştır. Aynı zamanda Alevi kurumlarının çatı kuruluşu olan Alevi Bektaşi Federasyonu’nda Genel Sekreterlik görevini yürütmüştür.

2015 yılında Avrupa Alevi kurumları tarafından düzenlenen, “Türkiye’deki Hak İhlalleri” konulu sunumda Avrupa Birliği Parlamentosu’nda konuşmacı olarak yer almıştır.

2017 yılında Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından davet edilen ve dünyanın birçok ülkesinden en etkin din ve inanç temsilcisi olarak 100 kişiden biri olmuştur. Ayrıca ülkemizden seçilen tek kişidir.

Avrupa’nın birçok ülkesinde çeşitli panellere katılmıştır.

2019 yılı Aralık ayında kurulan Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almış, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcılığı, Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkanlığı görevini yapmış ve şu anda da Parti Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yaptı.

Evli, iki çocuk ve iki torun sahibidir.

30 yıldır ticaret ile uğraşmakta, iş insanı, biri aile şirketi, diğeri de iki ortaklı farklı iş alanlarını içinde barındıran iki firmanın sahibidir.

28. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilmiştir.

TBMM Çevre Komisyonu Üyesidir.

Paylaşın

Tıbbi Kenevir Teklifi Meclis’ten Geçti: Eczanelerde Satılabilecek

AK Parti tarafından önerilen ve 29 maddeden oluşan kenevirden elde edilen çeşitli ürünlerin kullanımına ve satışına ilişkin düzenlemeleri de içeren kanun teklifi TBMM’de kabul edildi.

Kanun teklifine göre, bu ürünlerin izin ve satışı ile kenevirin işlenmesi, ihzarı ve ihracına ilişkin usul ve esaslar, İçişleri Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının görüşü alınarak Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.

Tıbbi kenevir etkenli ürünler, uyuşturucu amaçlı kullanılan esrar ve türevlerinden farklı.

Tıbbi amaçlı kenevir, kenevir bitkisinin tedavi amaçlı kullanılan formudur. İçeriğindeki kannabinoidler, özellikle THC (tetrahidrokannabinol) ve CBD (kannabidiol), çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde veya semptomlarının hafifletilmesinde kullanılır.

Tıbbi kenevir, genellikle ağrı yönetimi, epilepsi, multipl skleroz, kemoterapi kaynaklı bulantı, kaygı bozuklukları ve kronik hastalıkların semptomlarını hafifletmek için reçete edilir.

AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, kanun teklifine dair yaptığı açıklamada, dünyada kenevirin sağlık alanında yaygın olarak kullanıldığını belirterek, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini söylemişti.

Paylaşın

Avrupa Ligi: Beşiktaş’ın Muhtemel Rakibi Belli Oldu

Beşiktaş, Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde, 3. ön eleme turunda, Şampiyonlar Ligi’ndeki Panathinaikos – Rangers mağlubu ile karşılaşacak.

Haber Merkezi / UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu kurası İsviçre Nyon kentindeki UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) merkezinde çekildi.

Kura çekiminde Beşiktaş’ın 2. Ön Eleme Turu’nda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde 3. Ön Eleme Turu’ndaki rakibi Rangers – Panathinaikos eşleşmesinin kaybedeni oldu.

Beşiktaş, bu turda ilk maçı 7 Ağustos’ta deplasmanda, rövanş karşılaşmasını ise 14 Ağustos’ta evinde oynayacak.

Öte yandan Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Feyenoord ile eşleşti. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Başakşehir ise, UEFA Konferans Ligi’nde Cherno More’yi geçmesi halinde 3. eleme turunda Viking – Koper eşleşmesinin kazananıyla karşılaşacak.

Paylaşın

Tatil Vücudu Nasıl Etkiler?

Tatile çıkmak sadece keyifli bir deneyimden ibaret değildir; aynı zamanda genel sağlık için de faydalar sunar. Bu etkiler, tatilin türüne, süresine ve tatilde neler yapıldığına bağlı olarak değişir.

Haber Merkezi / İşte tatilin vücut üzerindeki başlıca etkileri:

Stres azalması: Tatil, günlük yaşamın stresinden uzaklaşmayı sağlayabilir. Doğada vakit geçirmek, dinlenmek veya keyifli aktiviteler yapmak, kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürerek zihinsel rahatlama sağlayabilir.

Ruh halinde iyileşme: Yeni yerler görmek, sevilen aktivitelerle uğraşmak veya aile üyeleriyle veya arkadaşlarla vakit geçirmek, serotonin ve dopamin gibi mutluluk hormonlarının salınımını artırabilir.

Zihinsel yenilenme: Rutinden uzaklaşmak, zihni yeniden odaklanmaya ve yaratıcılığa teşvik edebilir. Bu, iş veya okul performansını olumlu etkileyebilir.

Uyku kalitesinde iyileşme: Tatilde daha rahat bir ortamda bulunmak, uyku düzenini düzeltebilir ve vücudun dinlenmesine yardımcı olabilir. Ancak, farklı bir saat diliminde seyahat (jet lag) uyku düzenini geçici olarak bozabilir.

Fiziksel aktivite: Tatilin türüne bağlı olarak fiziksel aktivite artabilir (örneğin, yürüyüş, yüzme, kayak) veya azalabilir (örneğin, sadece dinlenme odaklı tatiller). Aktif tatiller, kardiyovasküler sağlığı destekler ve kas gücünü artırabilir.

Bağışıklık sistemi: Stresin azalması ve iyi bir dinlenme, bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Ancak, kalabalık ortamlarda geçirilen tatillerde enfeksiyon riski artabilir.

Beslenme: Tatilde yemek alışkanlıkları değişebilir. Yeni lezzetler denemek keyifli olsa da, aşırı yemek veya sağlıksız beslenme kilo alımına neden olabilir. Öte yandan, sağlıklı beslenmeye odaklanan tatiller (örneğin, detoks kampları) sindirim sistemini destekleyebilir.

Enerji yenilenmesi: Tatil, tükenmişlik sendromunu önleyebilir ve genel enerji seviyelerini artırabilir.

Kalp sağlığı: Düzenli olarak tatil yapmak, kalp hastalığı riskini azaltabilir. Araştırmalar, tatilin kan basıncını düşürebileceğini ve kardiyovasküler sağlığı iyileştirebileceğini gösteriyor.

Motivasyon ve verimlilik: Tatilden sonra kişi, işine veya günlük yaşamına daha motive ve enerjik dönebilir.

Paylaşın

Tanrının Gazabı: Sodom Ve Gomorrah

Arkeologlar arasında hala bir tartışma konusu olan Sodom ve Gomorra’nın yok edilmesi, genellikle dini metinler, özellikle Tevrat ve İncil’deki anlatılarla ilişkilendirilir.

Haber Merkezi / Bu şehirlerin hikayesi, aynı zamanda Kur’an’da da benzer şekilde geçer (örneğin, Hûd Suresi 82 – 83).

Tevrat ve İncil’de (Yaratılış Kitabı 19) Sodom ve Gomorra, ahlaksızlık, günah ve Tanrı’nın emirlerine uymama nedeniyle yok edildiği belirtilir. Özellikle, şehir sakinlerinin ahlaksız davranışlarının Tanrı’nın gazabını çektiği ifade edilir.

Tanrı, bu şehirleri “gökten kükürt ve ateş yağdırarak” yok etmiştir. Yaratılış Kitabı’nda bu olay dramatik bir şekilde anlatılır: Şehirler tamamen yok olur, sadece Lut ve ailesi kaçar, ancak Lut’un karısı geriye baktığında tuz sütununa dönüşür.

Lut’un (İbrahim’in yeğeni) bu şehirlerde yaşaması ve Tanrı’nın ona kurtuluş vaat etmesi anlatının önemli bir parçasıdır.

Kur’an’da (örneğin, Hûd Suresi 82-83), Sodom ve Gomorra’nın benzeri olarak görülen Lut kavminin helakı anlatılır. Anlatıya göre, kavmin ahlaksızlığı ve özellikle eşcinsel davranışlar, Tanrı’nın gazabına neden olur. Allah, şehri altüst eder ve şehrin üzerine taş yağdırır. Bu, ilahi bir ceza olarak tasvir edilir.

Sodom ve Gomorra’nın tarihsel bir gerçekliğe dayanıp dayanmadığı tartışmalı bir konudur. Ancak, bazı arkeologlar, bu hikayenin Ölü Deniz (Lut Gölü) çevresindeki antik şehirlerle bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir.

Sodom ve Gomorra’nın Ölü Deniz bölgesinde, muhtemelen günümüz Ürdün veya İsrail sınırlarında yer aldığı düşünülür. Arkeolojik kazılarda, özellikle Tall el-Hammam adlı bir sit alanında, bu şehirlerin kalıntılarına işaret edebilecek bulgular ortaya çıkarılmıştır.

2021’de yayımlanan bir araştırma, Tall el-Hammam’da yaklaşık 3600 yıl önce (MÖ 1650 civarı) bir meteor veya hava patlamasının (Tunguska benzeri) şehri yok etmiş olabileceğini öne sürmüştür. Ölü Deniz bölgesi tektonik olarak aktif bir bölgedir. Deprem veya volkanik patlamalar, şehirlerin yıkılmasına ve kükürt (sülfür) içeren gazların salınmasına neden olmuş olabilir.

Bölgedeki doğal gaz rezervleri veya bitüm yataklarının tutuşması, büyük bir yangına ve “kükürt ve ateş” görüntüsüne yol açmış olabilir. Lut’un karısının tuz sütununa dönüşmesi ise, bölgedeki tuz oluşumlarıyla (Ölü Deniz’deki doğal tuz yapıları) ilişkilendirilebilir.

Tall el-Hammam’da yapılan kazılar, ani bir yıkım izi (yüksek sıcaklıkta erimiş malzemeler, yanmış kalıntılar) gösteriyor. Ancak, bu bulguların Sodom ve Gomorra ile kesin bağlantısı tartışmalıdır.

İlahi bir ceza mı doğal bir felaket mi?

Dini metinler, Sodom ve Gomorra’nın yok edilmesini ilahi bir ceza olarak görür ve ahlaki bir ders çıkarmayı vurgular. Arkeolojik çalışmalar ise, bu hikayenin doğal bir felaketin (meteor, deprem, volkanik aktivite) abartılı bir anlatımı olabileceğini öne sürer.

Paylaşın

Suriye’de Bedevi Gruplar Süveyda’dan Çekildi

Suriye İçişleri Bakanlığı, Sünni Bedevi grupların Süveyda’dan çıkarıldığını duyurdu. Hafta boyunca bölgede yaşanan şiddet olaylarında en az bin kişinin hayatını kaybettiği rapor edildi.

Suriye’de hafta boyunca şiddetli çatışmaların yaşandığı Süveyda’da sükunetin sağlandığı bildirildi. Sünni Bedevi grupların kentten çıkarıldığı açıklanırken bölgeye çok sayıda kamyonla insani yardım malzemesi taşındığı aktarıldı.

Suriye’de yeni yönetimin geleceğini riske atan şiddet olaylarının ardından bu sabah Suriye İçişleri Bakanlığı, Bedevi grupların Süveyda’dan çıkarıldığını duyurdu. “Süveyda temkinli bir sükunet içinde” açıklamasında bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Şam’a bağlı birliklerin Bedevilerin kente yeniden girişini önlemek için yollara barikat kurduğunu aktardı. Bölgedeki AFP muhabiri de çatışmaların durduğunu ve kente yardım konvoylarının ulaştığını belirtti.

Suriye Kızılay’ı 150 bin nüfuslu kente gıda, ilaç, yakıt ve su yüklü 32 kamyon gönderdiğini aktarırken Suriye Sağlık Bakanlığı da tıbbi malzeme taşıyan bir başka konvoyun kente ulaştırıldığını duyurdu.

Cumartesi günü Bedevilere kentten ayrılmaları çağrısında bulunan Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, güvenliği temin etme konusunda kimsenin “devletin yerini alamayacağını” vurgulamış ve “kahramanca duruşları için” teşekkür ettiği silahlı gruplardan “devletin emirlerine uymalarını ve şehirden ayrılmalarını” istemişti.

Şara’nın bu açıklaması, ABD arabuluculuğunda Suriye ile İsrail arasında bir ateşkes sağlanmasından kısa süre sonra geldi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas (Tom) Barrack, İsrail ile Suriye arasında ateşkes yapıldığını duyurarak “Dürzilere, Bedevilere ve Sünnilere silahlarını bırakmaları ve diğer azınlıklarla birlikte barış ve refah içinde bir Suriye inşa etmeleri” çağrısında bulunmuştu. İki ülke arasındaki ateşkesin şartlarına dair herhangi bir açıklama yapılmadı.

Bu arada ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Şam yönetiminden cihatçıların kente girmesinin engellenmesini ve Suriye ordusu içinde Dürzilere karşı işlenen suçlara karışanların tespit edilerek cezalandırılmasını talep etti. Rubio, X hesabından paylaştığı mesajında, ABD’nin İsrail, Ürdün ve Suriye ile sürekli iletişim halinde olduğunu belirterek Şam’dan “kendi saflarındaki de dahil olmak üzere” vahşetten sorumlu olan herkesten hesap sorulmasını ve adalete teslim edilmesini istedi:

Ağırlıklı olarak Ürdün, Lübnan, Suriye ve İsrail’de yaşayan ve toplam nüfusları bir milyon civarında olan Dürziler, inanç temelli bir Arap azınlık toplumu. Dürziler, Suriye’nin güneyi ile bu bölgeye komşu olan, İsrail işgalindeki Golan Tepeleri civarında bulunan köy ve kasabalarda önemli bir varlık gösteriyor. Ayrıca başkent Şam’ın Eşrefiye ve Ceramana bölgelerinde de önemli sayıda Dürzi nüfus ikamet ediyor.

Suriye ile İsrail dışında Ürdün ve Lübnan’da da çeşitli büyüklüklerde Dürzi toplulukları varlığını sürdürüyor.

Ne olmuştu?

13 Temmuz Pazar günü silahlı Bedevi gruplar ile kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Dürziler arasında patlak veren çatışmalara, görgü tanıkları ve Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin aktardığına göre Şam’a bağlı güvenlik güçleri Bedevilere destek vererek katılmıştı.

Onlarca Dürzi’nin infaz edilmesi ya da çok sayıda kişinin, kutsal saydığı bıyıklarının zorla tıraş edilerek aşağılanmaya maruz bırakılmasının ardından önemli bir Dürzi nüfusa ev sahipliği yapan İsrail, Dürzi topluluğunu koruma gerekçesiyle Suriye’ye saldırılar düzenledi ve başkent Şam’da Genelkurmay Karargâhı dahil olmak üzere çok sayıda kamu binasını hedef aldı.

Hafta boyunca yaşanan şiddet olaylarında en az bin kişinin hayatını kaybettiği rapor edildi. Sahadaki kaynaklarından bilgi alan Gözlemevi, ölenlerden 342’sinin hükümet güçlerinden, 21’inin ise Bedevi aşiretlerinden olduğunu; Dürzi topluluğuna mensup 194 kişinin ise Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıklarına mensup personellerce yargısız infaz edildiğini aktardı.

İsrail’in Süveyda ve Şam’a yönelik hava saldırılarında ise 15 asker ve kolluk personeli öldü.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre son bir haftada, yaşanan çatışmalar nedeniyle en az 128 bin kişi evini terk ederek başka yerlere göç etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Otoriter Ve Demokratik Sosyalizm Nedir? Farkları

Otoriter sosyalizm, eşitlik hedefini devlet kontrolü ve otoriteyle sağlamaya çalışırken, demokratik sosyalizm aynı hedefi demokratik süreçler ve bireysel özgürlüklerle birleştirir.

Kurtuluş Aladağ / Otoriter sosyalizmde devlet her şeyin merkezindeyken, demokratik sosyalizmde halkın katılımı ve özgürlükler ön plandadır. Bu nedenle, otoriter sosyalizm daha katı ve baskıcı bir yapı sunarken, demokratik sosyalizm daha esnek ve özgürlükçü bir yaklaşıma sahiptir.

Otoriter Sosyalizm: Otoriter sosyalizm, ekonomik ve sosyal eşitlik hedefini, merkezi bir otorite veya devlet kontrolü aracılığıyla gerçekleştiren bir sistemdir. Devlet, tüm üretim araçlarını kontrol eder ve ekonomik planlamayı tek elden yönetir. Siyasi güç genellikle tek bir parti veya liderde toplanır ve muhalefete sınırlı tolerans gösterilir.

Demokratik Sosyalizm: Demokratik sosyalizm, sosyalist ekonomik hedefleri (eşitlik, sosyal refah, üretim araçlarının kamusal kontrolü) demokratik süreçler ve bireysel özgürlüklerle birleştiren bir sistemdir. Devlet, ekonomik eşitsizlikleri azaltmak için müdahale eder ancak çok partili demokrasi, özgür seçimler ve bireysel haklar korunur.

Otoriter sosyalizm ve demokratik sosyalizm arasındaki farklar:

İdeolojik Temeller:

Marksist-Leninist ideolojiye dayanan otoriter sosyalizmde, toplumsal eşitlik ve sınıfsız bir toplum oluşturma hedefi, devletin güçlü bir merkezi otorite aracılığıyla toplumu yeniden yapılandırması gerektiği düşüncesiyle şekillenir.

Otoriter sosyalizmde, devrimci bir dönüşüm vurgulanır ve bu süreçte devlet, “proletarya diktatörlüğü” olarak adlandırılan bir geçiş aşamasında kontrolü elinde tutar. Otoriter sosyalizmde, kapitalizmin tamamen ortadan kaldırılması amaçlanır.

Sosyalist eşitlik hedeflerinin, liberal demokrasinin ilkeleriyle birleştirildiği demokratik sosyalizmde, kapitalizmin eşitsizlikleri reformlar yoluyla düzeltmek amaçlanır.

Otoriter sosyalizm, devrimci ve merkezi bir dönüşümü savunurken, demokratik sosyalizm evrimci ve reformist bir yaklaşımla, mevcut sistem içinde değişiklik yapmayı hedefler.

Ekonomik Yapı:

Otoriter sosyalizm, merkezi planlama ekonomisi hakimdir. Devlet, üretim araçlarını (fabrikalar, tarım arazileri, doğal kaynaklar) tamamen kontrol eder ve ekonomik kararlar merkezi bir otorite tarafından alınır. Demokratik sosyalizm, karma ekonomi modelini benimser. Devlet, temel sektörlerde (sağlık, eğitim, ulaşım gibi) önemli bir rol oynar, ancak özel sektör de varlığını sürdürür. Piyasa ekonomisi, sosyal refah programlarıyla dengelenir.

Otoriter sosyalizmde ekonomi tamamen devlet kontrolündeyken, demokratik sosyalizmde piyasa ekonomisi ile sosyal refah politikaları dengelenir. Otoriter sosyalizm özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı hedeflerken, demokratik sosyalizm onu düzenler.

Siyasi Yönetim ve Demokrasi:

Tek parti sistemi veya güçlü bir liderin egemen olduğu otoriter sosyalizmde, muhalefet genellikle yasaklanır veya bastırılır. Bu yönetim anlayışında, devlet, toplumun tüm alanlarını kontrol etme eğilimindedir. Demokratik sosyalizmde, çok partili demokrasi, özgür ve adil seçimler, bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri benimsenir ve devlet, halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetilir.

Otoriter sosyalizmde siyasi güç tek bir otoritede toplanır ve muhalefet bastırılırken, demokratik sosyalizmde siyasi çoğulculuk ve halkın katılımı esastır.

Bireysel Özgürlükler ve Toplumsal Haklar:

Otoriter sosyalizmde, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplanma özgürlüğü gibi haklar genellikle kısıtlanır. Bu yönetim anlayışında, devlet, bireylerin hayatını sıkı bir şekilde denetler. İfade, basın, toplanma ve inanç özgürlüğü gibi hakların korunduğu demokratik sosyalizmde, devlet, bireylerin kişisel hayatına minimal müdahalede bulunur.

Otoriter sosyalizmde bireysel özgürlükler toplumsal eşitlik uğruna feda edilirken, demokratik sosyalizmde hem eşitlik hem de özgürlükler bir arada korunmaya çalışılır.

Paylaşın

Oturmak, “Sigara İçmek” Kadar Ölümcül Olabilir

Bilim insanları son yıllarda, modern insanın sessiz ama ciddi bir sağlık düşmanı olan, uzun süre oturma alışkanlığına giderek daha fazla dikkat çekmeye çalışıyorlar.

Haber Merkezi / Peki hareketsiz yaşam tarzının riskleri neler? Ve oturmak gerçekten ölümcül olabilir mi?

The Lancet ve JAMA gibi saygın tıp dergilerinde yayınlanan çalışmalara göre, günde 6 ila 8 saatten fazla uzun süre oturmak şu sağlık risklerin artmasıyla ilişkili:

Kalp ve damar hastalıkları
Tip 2 diyabet
Kanser (özellikle kolon ve meme)
Depresyon ve anksiyete
Erken ölüm

Bazı bilim insanları oturma alışkanlığını “yeni sigara” olarak adlandırıyor.

Uzun süre oturulduğunda:

Özellikle alt ekstremitelerde kan dolaşımı yavaşlar,
Duruş ve denge için önemli olanlar da dahil olmak üzere kaslar zayıflar,
Metabolizma bozulur, insülin direnci oluşur,
Omurgaya dengesiz yük biner, bu da sırt ve boyun ağrılarına yol açar.

Çözümü var mı?

Evet, radikal değişiklikler gerektirmiyor; ancak bilinçli ve düzenli eylemler gerektiriyor:

Her 30-60 dakikada bir kısa bir yürüyüş veya esneme için ayağa kalkma,
Ayarlanabilir bir masa seçeneği varsa dik çalışma,
Asansör yerine merdivenleri kullanma,
Uzun yolculuklarda bacakları hareket ettirme,
Yürüme, bisiklete binme veya merdiven çıkma.

Oturma ve zihin

Hareketsiz bir yaşam tarzı sadece fiziksel bozulmaya değil, aynı zamanda zihinsel sorunlara da yol açar. Fiziksel aktivite olmadığında beyin, doğal “mutluluk hormonları” olan endorfinleri daha az üretir. Bu da düşük zihin haline, kaygıya ve hatta depresyona yol açabilir.

Paylaşın

Mineral Veya Sentetik Güneş Kremi; Hangisi Daha İyi?

Araştırmalar çok net: Hem erken yaşlanmayı hem de cilt kanserini önlemek için, ister yağmurlu ister güneşli olsun, herkesin her gün güneş kremi kullanması gerekiyor.

Haber Merkezi / Güneş kremlerindeki içerikler mineral (fiziksel) ve sentetik (kimyasal) olmak üzere iki çeşittir.

Mineral ve sentetik güneş kremlerinin her birinin avantajları ve dezavantajları vardır. Hangi seçeneğin daha iyi olduğu cilt tipine, ihtiyaçlarına ve tercihlerine bağlıdır.

Mineral güneş kremleri (fiziksel):

İçerik: Çinko oksit ve/veya titanyum dioksit içerir.
Çalışma mekanizması: UV ışınlarını cilt yüzeyinde yansıtarak ve dağıtarak engeller.

Avantajları:

Ciltte hemen koruma sağlar (uygulandığı anda etkilidir).
Hassas ciltler için genellikle daha az tahriş edicidir.
Daha geniş spektrumlu koruma sunar (hem UVA hem UVB ışınlarına karşı).
Fotostabil (güneş ışığında bozulmaz).
Çevre dostu seçenekler (özellikle resif dostu formüller).

Dezavantajları:

Ciltte beyaz bir tabaka (white cast) bırakabilir, özellikle koyu cilt tonlarında.
Daha kalın bir dokuya sahip olabilir, bu da bazı kişiler için ağır hissettirebilir.
Sık sık yeniden uygulama gerekebilir (özellikle suya veya tere maruz kalındığında).

Sentetik güneş kremleri (kimyasal)

İçerik: Avobenzon, oktinoksat, oksibenzon gibi kimyasal filtreler içerir.
Çalışma mekanizması: UV ışınlarını emerek ısıya dönüştürür ve cildi korur.

Avantajları:

Hafif dokuludur, ciltte kolayca emilir ve genellikle beyaz iz bırakmaz.
Kozmetik olarak daha şık formüller (jel, sprey, losyon) sunar.
Daha geniş ürün yelpazesi ve uygun fiyatlı seçenekler bulunur.

Dezavantajları:

Cilde nüfuz etmesi için uygulamadan sonra 15-20 dakika beklenmesi gerekir.
Hassas ciltlerde tahrişe neden olabilir.
Bazı kimyasal filtreler (örneğin, oksibenzon) çevresel kaygılarla ilişkilendirilir (mercan resiflerine zarar verebilir).
Fotostabil olmayan bazı içerikler (örneğin, avobenzon) güneş ışığında etkinliklerini kaybedebilir.

Hangi durumda hangisi daha iyi?

Hassas cilt veya cilt bariyeri hasarı: Mineral güneş kremleri genellikle daha naziktir ve tahriş riski düşüktür. Rosacea, egzama veya alerjik ciltler için idealdir.

Koyu cilt tonları: Sentetik güneş kremleri, beyaz iz bırakma olasılığı daha düşük olduğu için tercih edilebilir. Ancak yeni nesil mineral güneş kremleri (nano formüller) bu sorunu azaltmıştır.

Su sporları veya terleme: Sentetik güneş kremleri suya dayanıklı formülleriyle öne çıkabilir, ancak mineral kremler de suya dayanıklı olabilir.

Çevresel endişeler: Mineral güneş kremleri, özellikle çinko oksit bazlı olanlar, deniz yaşamına daha az zarar verir ve çevre dostudur.

Günlük kullanım ve kozmetik tercih: Sentetik güneş kremleri, makyaj altına daha kolay uygulanabilir ve hafif hissettirir.

Öneriler:

Cilt tipine göre seçim yapın: Hassas ciltler için mineral, yağlı veya akneye yatkın ciltler için hafif dokulu sentetik güneş kremleri daha uygun olabilir.

Hibrit formüller: Hem mineral hem kimyasal filtreler içeren hibrit güneş kremleri, her iki dünyanın avantajlarını birleştirir.

SPF ve koruma: SPF 30 veya üstü, geniş spektrumlu (UVA/UVB) bir güneş kremi seçin ve her 2 saatte bir yeniden uygulayın.

Test edin: Cildinizin tepki verdiği ürünleri bulmak için küçük bir alanda test yapın.

Sonuç: Ne mineral ne de sentetik güneş kremi mutlak anlamda “daha iyi” değildir; tercih kişisel ihtiyaçlara ve cilt tipine bağlıdır. Hassas ciltler veya çevresel kaygılar için mineral, kozmetik rahatlık ve uygun fiyat için sentetik güneş kremleri öne çıkar. Önemli olan düzenli kullanım ve doğru uygulamadır.

Paylaşın

Komintern’in Siyasi Önemi Neydi?

1919 – 1943 yılları arasında faaliyet gösteren Komintern (Komünist Enternasyonal), dünya genelinde komünist partileri bir araya getiren bir uluslararası örgütlenmeydi.

Kurtuluş Aladağ / Komintern’in siyasi önemini, hem tarihsel bağlamda hem de siyasete etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Komünizmin Yayılması: Komintern, Bolşevik Devrimi’nin (1917) ardından Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) liderliğinde, komünist ideolojiyi dünya geneline yaymayı amaçlamıştır. Farklı ülkelerdeki komünist partileri koordine ederek, kapitalizme karşı sosyalist devrimleri teşvik etmiştir.

Anti-Kapitalist ve Anti-Emperyalist Mücadele: Komintern, kapitalist sistemlere ve emperyalist güçlere karşı birleşik bir mücadele platformu oluşturmuştur. Özellikle 1920’ler ve 1930’larda, sömürge ülkelerdeki bağımsızlık hareketlerini destekleyerek anti-emperyalist bir çizgi izlemiştir.

Faşizme Karşı Birleşik Cephe: 1930’larda, özellikle Nazi Almanyası’nın yükselişiyle, Komintern faşizme karşı “Halk Cephesi” stratejisini benimsemiştir. Bu strateji, komünist partilerin sosyal demokratlar ve diğer sol gruplarla iş birliği yapmasını teşvik ederek faşist hareketlere karşı direnişi güçlendirmiştir.

Komintern, 1943’te, II. Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerle ilişkileri yumuşatmak isteyen SSCB Lideri Josef Stalin tarafından feshedilmiştir. Ancak Komintern’in etkisi, Soğuk Savaş döneminde Kominform (1947 – 1956) gibi oluşumlarla devam etmiştir.

Komintern’in Oluşumuna Hangi Koşullar Yol Açtı?

Komintern’in kurulmasına yol açan koşullar, hem tarihsel hem de ideolojik bağlamda bir dizi siyasi, ekonomik ve sosyal faktörün birleşimiyle şekillenmiştir.

Bolşevik Devrimi’nin Başarısı (1917): Rusya’daki Bolşevik Devrimi, sosyalist bir devletin kurulmasıyla sonuçlanmıştı ve bu gelişme dünya genelindeki diğer sosyalist hareketler için bir ilham kaynağı olmuştu. Vladimir Lenin ve Bolşevikler, devrimin başarısını dünya geneline taşımak için uluslararası bir komünist örgütlenmeye ihtiyaç duymuştu. Komintern, bu koşullarda kurulmuştu.

I. Dünya veya Emperyalist Bölüşüm Savaşı: 1914 – 1918 arasındaki I. Dünya Savaşı, Avrupa’da büyük bir ekonomik ve sosyal yıkım yaratmıştı. Savaş, işçi sınıfı arasında hoşnutsuzluğu artırmış, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmişti. Bu koşullar, kapitalizme karşı sosyalist ve komünist fikirlerin yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştı.

Savaş sırasında II. Enternasyonal’in (sosyalist partilerin birliği) çökmesi, birçok sosyalist partinin kendi hükümetlerini desteklemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaratmıştı. Lenin, bu “ihanet” karşısında yeni bir enternasyonal örgütlenme gerekliliğini savunmuştu.

Kapitalizme Karşı Artan Tepki: Savaş sonrası ekonomik krizler, işsizlik ve emekçi sınıfların sömürülmesi, kapitalist sisteme karşı öfkeyi artırmıştı. Komintern, bu hoşnutsuzluğu organize ederek işçi sınıfını devrimci bir hareket etrafında birleştirmeyi hedeflemişti.

Uluslararası Devrim İdeali: Lenin ve Bolşevikler, sosyalist devrimin yalnızca Rusya ile sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorlardı. “Dünya devrimi” fikri, Komintern’in temel motivasyonuydu. Avrupa’daki devrimci hareketler (örneğin, 1919 Macaristan ve Almanya’daki kısa ömürlü sosyalist girişimler) bu umudu güçlendirmişti.

Sovyetler Birliği’nin İzolasyonu: Bolşevik Devrimi sonrası SSCB, Batılı güçler tarafından diplomatik ve askeri olarak izole edilmişti. Komintern, bu izolasyona karşı bir savunma mekanizması olarak, SSCB’yi destekleyecek uluslararası bir komünist ağ oluşturmayı amaçlamıştı.

İdeolojik Ayrışmalar: Sosyalist hareket içinde reformist (sosyal demokrat) ve devrimci (komünist) kanatlar arasında derin bir bölünme yaşanıyordu. Komintern, reformist sosyalistlerden ayrılarak devrimci komünist hareketleri birleştirme hedefiyle kurulmuştu. Lenin’in “21 Koşul”u, Komintern’e katılacak partilere sıkı bir ideolojik disiplin getirmişti.

Sömürgecilik Karşıtlığı: Savaş sonrası dönemde sömürge ülkelerde bağımsızlık hareketleri güç kazanmıştı. Komintern, bu hareketleri destekleyerek anti-emperyalist bir çizgi izledi ve sosyalist ideolojiyi Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya yaymayı hedeflemişti.

Komintern, Mart 1919’da Moskova’da, Lenin’in liderliğinde resmi olarak kurulmuştu. İlk kongresi, farklı ülkelerden komünist ve sosyalist temsilcileri bir araya getirmişti. Örgüt, Sovyetler Birliği’nin liderliğinde merkezi bir yapıya sahip olsa da, dünya çapındaki işçi hareketlerini koordine etmeyi amaçlamıştı.

Paylaşın