İki Süper Güç Arasında Nükleer Gerilimi: Blöf Mü Askeri Manevra Mı?

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev arasında sosyal medya üzerinden yaşanan söz düellosu, nükleer gerilimi artıran bir boyuta ulaştı.

Kurtuluş Aladağ / ABD Başkanı Trump, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için Rusya’ya önce 50 gün, ardından 10 gün gibi kısa bir süre tanıyan ültimatomlar vermiştii. Bu ültimatomlar, Rusya’ya ekonomik yaptırımlar ve Rusya’nın petrol alıcılarına ikincil yaptırımlar uygulanacağı tehdidini içeriyordu.

Medvedev, sosyal medya hesabı üzerinden Trump’ın bu ültimatomlarını “tehdit oyunu” olarak nitelendirmiş ve “Rusya ne İsrail ne de İran’dır. Her yeni ültimatom, Rusya ile ABD arasında doğrudan bir savaş tehdididir” diyerek sert bir yanıt vermişti.. Medvedev ayrıca, Trump’ı “Sleepy Joe (Biden) yoluna gitmemesi” konusunda uyarmıştı.

31 Temmuz’da Medvedev, Telegram’da Trump’a hitaben, Sovyet döneminde geliştirilen ve nükleer bir karşı saldırıyı otomatik olarak tetikleyebilen “Dead Hand” (Perimeter) sistemine atıfta bulunmuştu. Medvedev, Trump’ın favori dizisi “The Walking Dead” ile kıyamet sonrası senaryoları hatırlatarak nükleer tehdidi dolaylı olarak vurgulamıştı.

1 Ağustos’ta Trump, Medvedev’in bu “son derece kışkırtıcı” açıklamalarına karşılık olarak iki nükleer denizaltının “uygun bölgelere” konuşlandırılması emrini verdiğini duyurmuştu. Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “Sözler çok önemlidir ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Umarım bu durum öyle olmaz” demişti. Trump, nükleer kelimesinin ciddiyetine vurgu yaparak “Bu nihai tehdittir, hazırlıklı olmalıyız” ifadesini kullanmıştı.

Trump, denizaltıların nükleer güçle çalışan mı yoksa nükleer silah taşıyan mı olduğuna dair detay vermemişti. ABD’nin Ohio sınıfı nükleer denizaltılarının Trident II D5 balistik füzeleri taşıyabildiği biliniyor, ancak Pentagon veya Beyaz Saray bu konuda “stratejik belirsizlik” politikası izlemeyle yetindi.

Trump, Ukrayna savaşını bitirme vaadiyle ikinci dönemine başladı, ancak Rusya’nın barış görüşmelerine yanıt vermemesi ve devam eden saldırılar (örneğin, Temmuz 2025’te Ukrayna’ya 6.443 insansız hava aracı saldırısı) Trump’ın sabrını zorluyor gibi görünüyor.

Medvedev, 2008 – 2012 yılları arasında Rusya Devlet Başkanı iken daha ılımlı bir figür olarak ifade ediliyordu. Ancak 2022’deki Ukrayna işgalinden sonra Kremlin’in en şahin seslerinden biri haline gelmiş durumda. Analistlere göre, Medvedev’in kışkırtıcı açıklamaları Kremlin tarafından onaylanıyor ve Putin’e doğrudan eleştiri yapmadan Trump’ın hedefi olarak kullanılıyor.

Kremlin, Trump’ın denizaltı hamlesine şu ana kadar resmi bir yanıt vermedi. Rus medyası, Trump’ın hareketini “öfke nöbeti” veya “anlamsız blöf” olarak nitelendirirken, Rus yetkililer sessiz kalmayı tercih etti. Rus milletvekili Viktor Vodolatsky, Rusya’nın daha fazla nükleer denizaltıya sahip olduğunu ve ABD’nin hareketinin kontrol altında olduğunu iddia etmişti.

Güvenlik uzmanları, Trump’ın denizaltı hamlesini daha çok retorik bir tırmanış olarak değerlendiriyor. ABD’nin nükleer denizaltıları zaten dünya genelinde rutin devriyelerde bulunuyor, bu nedenle fiziksel bir yer değişikliği olup olmadığı belirsiz.

Bazı analistler ise, Trump’ın Medvedev’i hedef alarak Putin’le doğrudan diyaloğu açık tutmaya çalıştığını öne sürüyor. Eski ABD Moskova Büyükelçisi Mike McFaul, Trump’ın nükleer denizaltı hamlesini eleştirerek, Ukrayna’ya daha fazla silah sağlamanın daha etkili olacağını savunmuştu.

Medvedev’in nükleer tehditleri ve Trump’ın buna karşılık askeri hareketliliği, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek bir gerilim yaratıyor. Ancak uzmanlar, Medvedev’in Kremlin’de karar alma yetkisinin sınırlı olduğunu ve bu atışmaların daha çok propaganda amaçlı olduğunu düşünüyor.

Haziran 2025’te Medvedev, ABD’nin İran nükleer tesislerine yönelik saldırıları sonrası İran’a nükleer savaş başlığı sağlanabileceği imasında bulunmuş, Trump buna sert tepki göstermişti. Medvedev daha sonra Rusya’nın böyle bir niyetinin olmadığını belirtmişti.

Trump, 2016’da Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile benzer bir nükleer söz düellosuna girmiş, ancak bu diyalog diplomasiye dönüşmüştü. Rusya ile durumun daha karmaşık olduğu belirtiliyor.

START Anlaşması

2010 yılında imzalanan ve 2026 yılına kadar uzatılan Yeni START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın nükleer savaş başlıklarını sınırlamayı amaçlıyor. Ancak Rusya, 2022 yılında Ukrayna işgali sonrası anlaşma kapsamındaki denetimleri askıya aldı ve görüşmelere katılmayı reddetti. ABD, Rusya’yı anlaşmaya uymamakla suçlarken, Moskova da ABD’nin denetimleri engellediğini iddia ediyor.

Kasım 2024’te Vladimir Putin, nükleer silah kullanım eşiğini düşüren yeni bir doktrin imzalamıştı. Bu doktrin, Ukrayna’nın Batı tarafından sağlanan konvansiyonel füzelerle Rusya’ya saldırması durumunda nükleer yanıt verilebileceğini belirtiyor. Kremlin, bunu caydırıcılık politikası olarak savunurken, ABD’nin Ukrayna’ya uzun menzilli füzeler için kullanım izni vermesi bu gerilimi tetiklemişti.

Temmuz 2025’te ABD’nin, 2008’den bu yana ilk kez İngiltere’ye taktik nükleer silahlar konuşlandırdığına dair haberler, Rusya’da tepki yaratmıştı. Rusya, buna karşılık Belarus ve Kaliningrad’da nükleer kapasitesini güçlendirebileceğini belirtmişti. Ayrıca, Rusya’nın S-500 anti-nükleer füze sistemlerinin üretimini hızlandırdığı raporlanmıştı.

Araştırmalar, ABD ve Rusya arasında olası bir nükleer savaşın milyonlarca insanın ölümüne ve uzun vadeli çevresel felaketlere yol açabileceğini gösteriyor. Örneğin, Rutgers Üniversitesi’nin 2022 çalışması, böyle bir savaşın 5 milyardan fazla insanın açlıktan ölmesine neden olabileceğini öngörüyor. Princeton Üniversitesi ise ilk saatlerde 34 milyon ölüm tahmin ediyor.

Paylaşın

1302 Kanun Teklifi Gündeme Alınmadı: Meclis İşlevsizleştirildi

Son iki senede CHP’nin 774, DEM Parti’nin 331, İYİ Parti’nin 114, Yeniden Refah Partisi’nin ve Yeni Yol Grubu’nun ise 83 yasa teklifinin tek bir tanesi bile TBMM gündemine alınmadı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) muhalefet partilerim kanun tekliflerinin yok sayıldığını söyledi.

TBMM Genel Sekreterliği’nden alınan verileri paylaşan Kış, “Son iki senede CHP 774, DEM Parti 331, İYİ Parti 114, Saadet-Yeniden Refah Grubu ise 83 yasa teklifi sundu. Toplamı 1.302 kanun teklifi. Bu tekliflerden tek bir tanesi bile gündeme alınmadı.” dedi.

Gülcan Kış, Meclis’te 16 partinin temsil edildiğini belirterek “Ancak karar alma süreçleri Saray’dan yürütülüyor” ifadelerini kullandı. Gülcan Kış, ardından da şunları ekledi:

“Meclis’teki muhalefet partileri olarak geçim derdi, barınma sorunu, adalet arayışı için mücadele ettik. Asgari ücretin artırılması, emekli maaşlarının insanca seviyeye çıkarılması, öğrencilere barınma ve burs desteği, işçilere sosyal güvence, gençlere istihdam…

Bu teklifler halk için hazırlandı ama Saray halktan yana hiçbir adıma izin vermedi. Erdoğan halkın taleplerini yok sayarak Meclis’i devre dışı bıraktı. Muhalefetin sözü susturuldu, Meclis işlevsizleştirildi. Bu bir yetki devri değil; doğrudan halk iradesinin gasp edilmesidir.”

Paylaşın

Ivan Gonçarov’un Oblomov’u: Aristokrasisinin Çöküşü Ve Modernleşmenin Sancıları

Ivan Gonçarov’un Oblomov romanı (1859), 19. yüzyıl Rus edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir ve “Oblomovluk” kavramıyla edebiyat tarihinde derin bir iz bırakmıştır.

Haber Merkezi / Roman, tembellik, eylemsizlik, toplumsal değişim ve bireyin iç çatışmaları gibi temaları ustalıkla işlerken, aynı zamanda Rus aristokrasisinin çöküşünü ve modernleşme sancılarını ele alır.

Romanın ana karakteri İlya İlyiç Oblomov, 32-33 yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, ancak yüzünde herhangi bir yoğun fikir veya tutku izi taşımayan bir Rus soylusudur. Zengin bir toprak sahibi ailesinin tek varisi olan Oblomov, çocukluğundan itibaren şımartılmış, her işi başkalarına yaptırılmış ve sorumluluktan uzak bir yaşam sürmüştür.

Oblomovka adlı malikanesinin geliriyle St. Petersburg’da yaşayan bu karakter, tembelliği ve eylemsizliği bir yaşam biçimine dönüştürmüştür. Romanın başında, Oblomov’un tüm işlerini yatağından yönettiği, odasından nadiren çıktığı ve hatta sandalyesine zar zor geçtiği görülür.

Oblomov’un hayatı, çocukluk arkadaşı Andrey Ştoltz’un ziyaretiyle hareketlenir. Ştoltz, disiplinli, çalışkan ve Alman kökenli bir karakterdir; Oblomov’un tembelliğine zıt bir yaşam tarzını temsil eder. Ştoltz, Oblomov’u harekete geçirmek için onu Olga adlı genç bir kadınla tanıştırır. Oblomov, Olga’ya âşık olur ve bu aşk, onun hayatında kısa süreli bir “uyanış” yaratır.

Ancak, Oblomov’un değişime karşı korkusu ve tembelliği, bu aşkı ve hayatını düzene sokma çabasını engeller. Olga ile nişanı bozulur, Oblomov tekrar eski alışkanlıklarına döner ve nihayetinde hareketsiz bir yaşamın sonucu olarak erken yaşta ölür.

Temalar:

Oblomovluk (Oblomovshchina): Roman, “Oblomovluk” kavramını ortaya çıkararak, aşırı tembellik ve eylemsizliği ifade eden bir terim yaratmıştır. Ancak, bu durum basit bir tembellikten öte, bireyin toplumsal değişimlere uyum sağlayamaması, hayallerle gerçekler arasındaki uçurumu kapatamama hali ve varoluşsal bir atalettir. Oblomov, işsizlikten zevk almayan, ancak harekete geçemeyen bir karakterdir.

Doğu-Batı Çatışması: Gonçarov, Oblomov üzerinden Rus toplumunun (Doğu) tembel, hayalperest yapısını, Ştoltz üzerinden ise Batı’nın disiplinli, çalışkan ruhunu karşılaştırır. Roman, Doğulu insanın gerçeklerden kaçmak için hayallere sığındığını, Batılı insanın ise hayalleri gerçekleştirmek için çalıştığını vurgular.

Bu durum, özellikle şu cümleyle özetlenir: “Batıda hayaller gerçekleştirmek için kurulur, doğuda gerçeklerden kaçmak için.”

Toplumsal Eleştiri: 19. yüzyıl Rusya’sında köleliğin kaldırılmasına (1861) az bir süre kala yazılan roman, aristokrasinin işlevsizleşmesini ve çöküşünü eleştirir. Oblomov, eski düzenin temsilcisi olarak, değişen dünyaya uyum sağlayamayan bir sınıfın sembolüdür.

Aşk ve Varoluşsal Çatışma: Oblomov’un Olga’ya duyduğu aşk, onun değişim arzusunu temsil etse de, kendi içsel korkuları ve alışkanlıkları bu değişimi engeller. Roman, bireyin kendi arzuları ile toplumsal beklentiler arasındaki çatışmasını derinlemesine işler.

Karakterler:

İlya İlyiç Oblomov: Romanın trajikomik kahramanı, “lüzumsuz adam” tiplemesinin en ünlü örneklerinden biridir. Tembelliği, karar alamama hali ve hayalperestliğiyle dikkat çeker.

Andrey Ştoltz: Oblomov’un zıttı olan disiplinli, çalışkan ve pragmatik bir karakterdir. Alman kökenli olması, Batı’nın dinamik ruhunu temsil eder.

Olga İlyinskaya: Oblomov’un aşık olduğu genç kadın, onun değişim umudunu simgeler. Ancak Oblomov’un eylemsizliği nedeniyle ilişkileri başarısız olur.

Zahar: Oblomov’un tembel uşağı, efendisiyle benzer bir miskinlik taşır ve onun yaşam tarzını destekler.

Edebi ve Toplumsal Etki:

Edebi Etki: Oblomov, Rus edebiyatında “lüzumsuz adam” tiplemesinin en güçlü örneklerinden biridir ve Dostoyevski, Çehov gibi yazarlar tarafından övgüyle anılmıştır. Çehov, Gonçarov’u “kendisinden on kat yetenekli” olarak tanımlamıştır. Roman, Freud’dan önce psikolojik derinlikte karakter çözümlemeleri yapmasıyla da dikkat çeker.

Toplumsal Etki: “Oblomovluk” terimi, Rusçada ve dünya dillerinde tembellik ve eylemsizliğin sembolü haline gelmiştir. Lenin bile, Bolşevik Devrimi sonrası “Oblomovların hala içimizde yaşadığından” yakınmıştır. Roman, sadece Rusya’ya değil, Türkiye gibi modernleşme sancıları yaşayan toplumlara da hitap eder. Önsözde belirtildiği üzere, “Avrupalılaşma yolunu tutan her Doğu milletinde Oblomovluk kolay kolay ruhlardan çıkmayacaktır.”

Türkiye’de Oblomov, özellikle modernleşme ve bireysel-toplumsal çatışmalar bağlamında ilgi çekmiştir. Roman, Türkiye’deki “yarı aydın” ve eski düzenin alışkanlıklarına bağlı kalan bireylerle özdeşleştirilir. Kayıp Rıhtım, Türkiye’nin de Oblomovlukla mücadele ettiğini, ancak bu konuda pek başarılı olamadığını belirtir.

Sonuç olarak; Oblomov, sadece bir tembellik hikayesi değil, bireyin kendi iç dünyası, toplumsal değişimler ve modernleşme arasındaki çatışmayı ele alan evrensel bir başyapıttır. Gonçarov, İlya İlyiç Oblomov karakteriyle, hem Rus toplumunun hem de insan doğasının derinliklerine ayna tutar.

Roman, trajikomik anlatımı, psikolojik derinliği ve toplumsal eleştirisiyle günümüzde de geçerliliğini korur. Türkiye’de de, özellikle bireysel ve toplumsal ataletle mücadele eden okuyucular için güçlü bir yankı uyandırır. Okuyucular, Oblomov’da kendi “içlerindeki Oblomov”u keşfeder ve hayatlarındaki eylemsizlik üzerine düşünmeye teşvik edilir.

Paylaşın

“Selahattin Demirtaş Tahliye Edilebilir” Açıklaması

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mesut Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini söyledi.

DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu aracılığıyla kamuoyuna mesaj gönder “Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır” demişti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mesut Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini söyledi.

Avukat Özer, kurdistan24.net’e yaptığı açıklamada, TBMM kurulacak komisyonun, değişmesi gereken yasaları değiştirmeye ve düzeltmeye hazırlandığını belirterek, “Komisyon, öneriyi Meclis’e sunacak ve onaylanması için 301 milletvekilinin oy kullanması gerekiyor” dedi.

Selahattin Demirtaş’ın durumu hakkında da konuşan Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini ifade etti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üçüncü kez hak ihlali kararı vermesinin ardından avukatları tarafından Demirtaş hakkında yapılan tahliye talebi temmuz ayında reddedilmişti.

“Özgürlük dolu günlere”

Demirtaş, DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu aracılığıyla kamuoyuna mesaj gönderdi. “Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır” diye Demirtaş’ın mesajının tamamı şu şekilde:

“Değerli vekilimiz Sn. Gergerlioğlu aracılığıyla selam ve dayanışma duygularını ileten tüm dostlara bizden de yürek dolusu selam, sevgiler. Herkes için gerçek bir adalet, eşitlik ve demokrasi mücadelesine yılmadan devam ederken ısrarla barış demeye de devam edeceğiz. Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır. Özgürlük dolu günlere.”

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 8’i Geçinemiyor

ASAL Araştırma’nın anketin katılan vatandaşların yüzde 53’ü zar zor geçindiğini, yüzde 29,4’ü “hiç geçinemediğini, borçlandığını söyledi. Bu, vatandaşların yüzde 82,4’ünün ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor.

ASAL Araştırma ve Danışmanlık tarafından yapılan “Türkiye Siyasi Gündem Temmuz 2025” araştırması, Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların toplumsal etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi. 7-13 Temmuz 2025 tarihleri arasında 26 ilde 1985 kişiyle yapılan anket, halkın büyük çoğunluğunun geçim sıkıntısı yaşadığını ortaya koydu.

Ankete göre, vatandaşların yüzde 53’ü “zar zor geçindim” derken, yüzde 29,4’ü “hiç geçinemedim, borçlandım” yanıtını verdi. Bu iki yanıt birlikte değerlendirildiğinde, Temmuz ayında toplumun yüzde 82,4’ünün ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığı görülüyor.

Ankete katılanların sadece yüzde 9,5’i ekonomik olarak zorluk yaşamadığını, “geçim konusunda sorun yaşamadım” diyerek ifade etti. “Geçindim ve kenara para da ayırabildim” diyenlerin oranı ise yüzde 4,2 ile sınırlı kaldı. Öte yandan, herhangi bir görüş belirtmeyen ya da soruya yanıt vermeyenlerin oranı yüzde 3,9 olarak kayıtlara geçti.

Araştırma sonuçlarına göre, geçim sıkıntısı yaşayanların oranı her 10 kişiden 8’i aşarak yüzde 82,4’e ulaştı. Bu durum, temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan zorlukların geniş kitleler üzerinde etkili olduğunu gösterdi.

ASAL’ın yayımladığı bilgilere göre araştırma, Türkiye genelinde 26 ilde, 18 yaş ve üzeri seçmen nüfusu temsil eden 1985 kişiyle bilgisayar destekli telefon görüşmeleri (CATI) yöntemiyle gerçekleştirildi. yüzde 95 güven düzeyi ve ±2,45 hata payı ile yapılan çalışmada, örneklem dağılımı TÜİK NUTS-2 sistemine göre belirlendi.

Paylaşın

Egzersiz Cildin Daha Genç Görünmesini Sağlayabilir Mi?

Düzenli egzersiz yapmak kilonun korumasına, genel ruh halinin ve öz saygının iyileşmesine, daha sağlıklı beslenmeye ve cilt için harikalar yaratmaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ancak, egzersizin cilt üzerindeki etkileri, egzersiz türü, süresi ve bireyin genel yaşam tarzına (beslenme, uyku, su tüketimi) bağlı olarak değişebilir. Aşırı egzersiz veya uygun olmayan cilt bakımı, ters etki yaparak ciltte kuruluk veya tahrişe neden olabilir. Bu nedenle, egzersiz sonrası cildi nemlendirmek ve temizlemek önemlidir.

Sonuç olarak, haftada 3 – 5 kez 30 dakika orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, yoga, koşu gibi) cildin daha genç ve sağlıklı görünmesine destek olabilir.

Egzersizin cilt üzerindeki olumlu etkileri ise şunlardır:

Kan dolaşımını artırır: Egzersiz, cilde daha fazla oksijen ve besin taşıyan kan akışını iyileştirir. Bu, cilt hücrelerinin yenilenmesini destekler ve cilde sağlıklı bir parlaklık kazandırır.

Stresi azaltır: Egzersiz, kortizol gibi stres hormonlarını düşürür. Yüksek kortizol seviyeleri ciltte yağ üretimini artırarak akne ve diğer cilt sorunlarına yol açabilir. Stresin azalması, cildin daha temiz ve sağlıklı görünmesine yardımcı olur.

Terleme ile detoks: Terleme, ciltteki gözenekleri temizlemeye yardımcı olabilir ve toksinlerin atılmasını destekler. Ancak, egzersiz sonrası cildi temizlemek önemlidir, çünkü ter birikimi gözenekleri tıkayabilir.

Kolajen üretimini destekler: Egzersiz, ciltteki kolajen üretimini teşvik edebilir, bu da cildin sıkı ve elastik kalmasını sağlar, kırışıklıkların görünümünü azaltır.

Hücre yenilenmesini hızlandırır: Düzenli fiziksel aktivite, vücudun genel hücre yenilenme sürecini hızlandırır, bu da cildin daha taze ve genç görünmesine katkıda bulunur.

Paylaşın

Hangi Ürünler Sivilcelerin Artmasına Neden Olur?

Başta gençler olmak üzere bir çok bireyi etkileyen sivilceler, aşırı sebum (yağ) üretimi, bakteriler, hormonal dalgalanmalar, tıkalı gözenekler ve iltihaplanma gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.

Haber Merkezi / Ancak, yeni araştırmalar beslenmenin cilt sağlığında önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.

Daha temiz bir cilde sahip olmayı hedefliyorsanız, sorunu içten dışa ele almayı düşünün. İşte kaçınmanız gereken besinler:

Kahve ve kafeinli içecekler: Aşırı kahve tüketimi, stresten sorumlu hormon olan kortizol üretimini artırabilir. Bu da yağ bezlerini harekete geçirerek sivilcelere neden olabilir.

Yağlı süt ürünleri: Peynir, dondurma ve krema yağlı cildi tetikleyebilir ve sivilce oluşumunu kötüleştirebilir.

Şekerli ve unlu besinler: Şeker, çikolata, kek ve tatlılar kandaki insülin seviyesini artırabilir, bu da cildi olumsuz etkiler ve akneye neden olabilir.

Fast food ve hazır yemekler: Hamburger, patates kızartması ve sosisli sandviçler düşük kaliteli yağlar, mayonez ve ketçap içerir; bunların hepsi sivilceleri kötüleştirebilir.

Paylaşın

Ekmek Fiyatları Son İki Yılda Yüzde 153 Arttı

1 Ağustos’tan itibaren geçerli olan düzenlemeyle 200 gram ekmek 15 liraya, 270 gram ekmek ise 20 liraya yükseldi. Bu zamla birlikte, ekmek fiyatlarındaki artış son iki yılda yüzde 153’e ulaştı.

2025 yılı için net 22 bin 104 lira olarak belirlenen asgari ücrete yıl içinde herhangi bir ara zam yapılmazken, temel gıda maddelerinden biri olan ekmekte yeni bir fiyat artışı daha yaşandı. 1 Ağustos’tan itibaren geçerli olan düzenlemeyle 200 gram ekmek 15 TL’ye, 270 gram ekmek ise 20 TL’ye yükseldi. Böylece ülke genelinde ekmeğin kilogram fiyatı 75 lira olarak belirlendi.

Fiyat artışı, ocak ayında belirlenen 62,5 liralık kilogram tavan fiyatına göre yüzde 20’lik bir zamma işaret etse de, çalışanların alım gücü açısından etkisi bununla sınırlı kalmadı. Çünkü aynı asgari ücretle, zam öncesi dönemde 12 TL olan ekmek fiyatı üzerinden 1.842 adet ekmek alınabiliyorken, zam sonrası bu sayı 1.473’e düştü. Yani, asgari ücretli yalnızca bu zam nedeniyle 369 adet daha az ekmek alabilir hâle geldi.

Ekonomist İnan Mutlu tarafından kamuoyuyla paylaşılan grafik, bu farkı görsel olarak da ortaya koydu. Temmuz 2023’ü 100 kabul eden endekse göre, Temmuz 2025’te ekmek fiyatları 252,92 puana yükselirken, asgari ücret endeksi 193,86 puanda kaldı. Mutlu, paylaşımında “Temmuz 2023’ten beri asgari ücret yüzde 94 arttı, ekmek fiyatlarındaki artış ise yüzde 153’e ulaştı” ifadelerine yer verdi. Endeksler başlangıçta aynı seviyede olmasına rağmen, iki yıl içinde yaklaşık 60 puanlık bir fark oluştu.

Bu tablo, yalnızca fiyat artışlarını değil, aynı zamanda çalışanların temel gıdaya erişimindeki kademeli kaybı da gözler önüne seriyor. Aynı maaşla daha az ekmek alınabiliyor olması, yalnızca zam oranlarıyla değil, yaşamsal ihtiyaçlarla doğrudan ilgili bir sorun hâline geliyor.

Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, yapılan artışın maliyetlere göre hesaplandığını ve yıl sonuna kadar yeni bir zam öngörülmediğini açıkladı. Ocak ayında 62,5 lira olarak uygulamaya konan kilogram tavan fiyatının, Temmuz sonu itibarıyla 75 liraya çıkarıldığını belirten Balcı, bu artışın “yüzde 20 ile sınırlı” olduğunu söyledi. Ancak açıklanan oran, son iki yıllık eğilimlerle birlikte değerlendirildiğinde çalışanlar açısından daha geniş bir alım gücü kaybına işaret ediyor.

Paylaşın

Demirtaş: Silahların Bırakılması Gerekiyor

“Silahların bırakılması gerekiyor” diyen Selahattin Demirtaş, “Barışa ulaşmanın başka yolu yok. Radikal adımlar atılmalı ve barışın yolu bir şekilde açılmalı” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevinden umut ve barış çağrıları içeren mesajlar gönderdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Edirne Cezaevi’ne yaptığı ziyaretin ardından aktardığına göre, Demirtaş çözüm süreci ve barış konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.

“Silahların bırakılması gerekiyor” diyen Demirtaş, “Barışa ulaşmanın başka yolu yok. Radikal adımlar atılmalı ve barışın yolu bir şekilde açılmalı” dedi.

Cezaevinden çıkma ihtimaliyle ilgili de konuşan Demirtaş, “Mutlaka bir gün çıkacağım. Yeter ki barış sağlansın. Benim çıkmam önemli değil; önemli olan, herkese adalet ve özgürlük diyen erdemli bir toplumun inşa edilmesi. Bu acıların bir daha yaşanmaması gerekir” dedi.

Gergerlioğlu ise ziyareti sonrası yaptığı açıklamada, “Barış umudunu yitirmemiş, halkını ve toplumu düşünen olgun bir Demirtaş gördüm. Derin analizler yaptı ve oldukça umut doluydu” diye konuştu.

Paylaşın

Öfkenizi Kontrol Altına Almak İçin 10 İpucu

Öfke yaygın ve hatta sağlıklı bir duygudur, ancak bununla olumlu bir şekilde başa çıkmak da önemlidir. Çünkü, kontrolsüz öfke hem sağlığınıza hem de ilişkilerinize zarar verebilir.

Haber Merkezi / Öfkenizi kontrol altına almaya hazır mısınız? İşte, öfkenizi yönetmek için 10 ipucu:

Konuşmadan önce düşünün: O anın heyecanıyla, sonradan pişman olacağınız bir şey söylemek kolaydır. Herhangi bir şey söylemeden önce düşüncelerinizi toparlamak için kendinize birkaç dakika ayırın.

Sakinleştikten sonra endişelerinizi dile getirin: Net bir şekilde düşünmeye başladığınız anda, hayal kırıklığınızı çatışmacı olmayan bir şekilde ifade edin. Endişelerinizi ve ihtiyaçlarınızı, başkalarını incitmeden veya kontrol etmeye çalışmadan, açık ve doğrudan bir şekilde dile getirin.

Biraz egzersiz yapın: Fiziksel aktivite, öfkelenmenize neden olabilecek stresi azaltmanıza yardımcı olabilir. Öfkenizin arttığını hissediyorsanız, tempolu bir yürüyüşe veya koşuya çıkın.

Mola verin: Günün stresli olma eğiliminde olduğu zamanlarda kendinize kısa molalar verin. Birkaç dakikalık sessiz zaman, sinirlenmeden veya öfkelenmeden önünüzdeki durumla başa çıkmak için daha hazırlıklı hissetmenize yardımcı olabilir.

Olası çözümleri belirleyin: Sizi sinirlendiren şeye odaklanmak yerine, asıl sorunu çözmeye çalışın. Ayrıca, bazı şeylerin kontrolünüz dışında olduğunu unutmayın. Neleri değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğiniz konusunda gerçekçi olmaya çalışın. Öfkenin hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini, hatta daha da kötüleştirebileceğini kendinize hatırlatın.

‘Ben’ ifadelerine bağlı kalın: Eleştirmek veya suçlamak gerginliği artırabilir. Bunun yerine, sorunu tanımlamak için “ben” ifadeleri kullanın, saygılı ve açık olun. Örneğin, “Hiç ev işi yapmıyorsun” yerine, “Bulaşıkları yıkamaya yardım etmeden masadan kalktığın için üzgünüm” deyin.

Kin tutmayın: Öfke ve diğer olumsuz duyguların olumlu duyguları bastırmasına izin verirseniz, kendinizi kendi acınız veya haksızlık duygunuz tarafından yutulmuş halde bulabilirsiniz. Sizi öfkelendiren birini affetmek, hem durumdan ders çıkarmanıza hem de ilişkinizi güçlendirmenize yardımcı olabilir.

Gerginliği azaltmak için mizah kullanın: Sizi öfkelendiren şeyle ve muhtemelen işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair gerçekçi olmayan beklentilerinizle yüzleşmenize yardımcı olması için mizah kullanın. Ancak alaycılıktan kaçının; bu, duyguları incitebilir ve işleri daha da kötüleştirebilir.

Rahatlama becerilerini uygulayın: Derin nefes egzersizleri yapın, rahatlatıcı bir sahne hayal edin veya “Rahatla” gibi sakinleştirici bir kelime veya cümleyi tekrarlayın. Ayrıca müzik dinleyebilir, günlük yazabilir veya birkaç yoga pozu yapabilirsiniz; rahatlamayı teşvik etmek için ne gerekiyorsa.

Yardım istemenin zamanını bilin: Öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmek zaman zaman zor olabilir. Öfkeniz kontrolden çıkmış gibi görünüyorsa, pişman olacağınız şeyler yapmanıza neden oluyorsa veya çevrenizdekileri incitiyorsa, öfke sorunları için yardım alın.

Paylaşın