Aktif Matris Sıvı Kristal Ekran (AM-LCD) Nedir? Avantajları

Aktif Matris Sıvı Kristal Ekran (AM-LCD), dizüstü bilgisayarlar, televizyonlar, akıllı telefonlar ve diğer elektronik cihazlarda kullanılanlar gibi dijital ekranlarda keskin ve net görüntüler oluşturmaya yardımcı olan bir teknoloji türüdür.

Haber Merkezi / Bu teknolojinin temel amacı, görüntü kalitesini iyileştirerek, pikselleşme ve bulanıklığı azaltarak ve daha keskin renk ve kontrast sağlayarak elektronik ekranları görüntüleme ve onlarla etkileşim kurma şeklimizi geliştirmektir.

Aktif matris yapısı, her pikselin ayrı ayrı kontrol edilmesine önemli ölçüde yardımcı olur ve bu da gelişmiş tepki süresi ve görüntü ve videoların doğru işlenmesiyle sonuçlanır. Aktif Matris Sıvı Kristal Ekranların yaygın kullanım alanlarından biri, yüksek kaliteli görüntülemenin çok önemli olduğu düz panel ekranlardır. Örneğin, görüntü sunumunda hassasiyetin en önemli olduğu tıbbi ve profesyonel grafik monitörlerinde bulunabilir.

Ayrıca, AM-LCD teknolojisi, hızlı tepki süresinin daha iyi kullanıcı deneyimi için faydalı olduğu tabletler ve akıllı telefonlar gibi taşınabilir cihazlarda da etkilidir. Film izlemekten oyun oynamaya ve okumaya kadar bu teknoloji, günlük dijital etkileşimlerimizde daha net ve daha canlı bir görüntüleme deneyimi sağlamaya katkıda bulunur.

Aktif Matris Sıvı Kristal Ekran (AM-LCD) hakkında sıkça sorulan sorular:

AM-LCD’nin avantajları nelerdir?

AM-LCD’ler yüksek kaliteli ekranlar, keskin görüntüler, mükemmel renk doygunluğu ve geniş görüş açılarıyla bilinir. Ayrıca, pasif matris ekranlara kıyasla daha hızlı bir yenileme hızına sahiptirler ve hızlı hareket eden görüntüleri görüntülerken gölgelenmeyi azaltırlar.

AM-LCD’ler yaygın olarak nerelerde kullanılır?

AM-LCD’leri akıllı telefonlar, TV’ler, bilgisayar monitörleri, dizüstü bilgisayarlar, tabletler ve navigasyon sistemleri gibi çeşitli dijital cihazlarda yaygın olarak bulabilirsiniz.

Bir AM-LCD nasıl çalışır?

AM-LCD, her bir pikselden geçen ışığı kontrol etmek için transistörler kullanarak çalışır. Her pikselin kendi transistörü vardır, bu da hızlı tepki sürelerine ve bireysel piksel aydınlatması üzerinde daha fazla kontrole olanak tanır.

AM-LCD diğer ekranlardan nasıl farklıdır?

Pasif matris gibi diğer ekranlarla karşılaştırıldığında, AM-LCD bireysel piksel aydınlatması üzerinde daha fazla kontrol sağlayarak daha yüksek çözünürlük, daha hızlı tepki süreleri ve daha iyi görüntü kalitesi sağlar.

AM-LCD’lerin dezavantajları nelerdir?

AM-LCD’lerin temel dezavantajı daha fazla güç talep etmeleri ve dolayısıyla daha fazla pil tüketmeleridir. Ayrıca, diğer ekran türlerine göre üretimi daha pahalı olabilir.

AM-LCD ve TFT LCD arasında bir fark var mı?

TFT LCD bir AM-LCD türüdür. Adreslenebilirlik ve kontrast gibi görüntü kalitesi özelliklerini iyileştirmek için ince film transistör teknolojisine dayanır.

OLED ve AM-LCD aynı mıdır?

Hayır, OLED ve AM-LCD aynı değildir. OLED, akım uygulandığında ışık yayan farklı bir ekran teknolojisi türüdür, AM-LCD ise arkadan aydınlatmalıdır ve görüntü oluşturmak için ışığı engeller.

AM-LCD’me nasıl bakım yapabilirim?

Kuru bir mikrofiber bezle düzgün bir şekilde temizlemek, doğrudan güneş ışığından uzak tutmak, aşırı sıcaklıklardan kaçınmak ve ekran parlaklığını azaltmak, AM-LCD’nin kullanım ömrünü korumaya yardımcı olabilir.

AM-LCD 3D ekranlarda kullanılabilir mi?

Evet, AM-LCD teknolojisindeki yüksek yenileme hızları ve pikseller üzerinde hassas kontrol, 3D ekranlar için gereken farklı görüntü kümeleri arasında hızlı geçiş sağlamak için uygun olabilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç Komisyonu” Yorumu: Türk Siyaseti Psikolojik Bir Eşiği Daha Aştı

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” hakkında konuşan Erdoğan, “Türk siyaseti psikolojik bir eşiği daha aştı, bir ön yargıyı daha kırdı. Demokratik zeminde meseleleri konuşarak çözme yolunda kıymetli bir adım daha attık” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, DEİK 38. Olağan Mali Genel Kurulu ve Ustalara Saygı Ödül Töreni’nde konuştu. Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“DEİK 38. Genel Kurulu’nda sizlerle olmaktan, 40. yılınızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyorum. Tüm iş adamlarımıza şükranlarımı sunuyorum. 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ı burada özellikle yad ediyorum. Kendisi çok farklı bir cumhurbaşkanıydı. Onca engele rağmen Türkiye önünde yeni ufuklar açmış, devrinin ötesinde hizmetler yapmış bir siyaset ve devlet adamıydı. DEİK Türk iş dünyasının lokomotif kuruluşu olarak 40. yılını kutluyor. DEİK bugün devasa bir çınara dönüştü. DEİK ailesine başarılarla dolu nice 40 yıllar diliyorum. Özal’ın yadigârı olan DEİK’i güçlü biçimde destekledik.

Gazze’deki soykırımla başlayan, ardından İsrail’in Lübnan’a, Yemen’e, İran ve Suriye’ye saldırmasıyla artan jeopolitik riskleri çok net okuyoruz. Türkiye için, 86 milyonun tamamı için, yüzünü ülkemize çevirmiş mazlumlar için en doğrusu neyse onu kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Ne zulme sessiz kalıyoruz ne de macera peşinde koşuyoruz. Ne pısırık davranıyoruz ne de muhalefetin kışkırtmalarına prim veriyoruz. Kendi ülkesini Batılı televizyon kanallarına şikâyet eden ezik siyasetçiler gibi değil, hadiselere Ankara merkezli bakarak politikalarımızı belirledik. Türkiye barış masalarının aranan aktörü haline geliyor. Türkiye kendisine güveniyor, inanıyor, özgüvenli bir şekilde hedeflerine sağlam adımlarla ilerliyor.

“Türk siyaseti psikolojik bir eşiği daha aştı”

İç cephemizin tahkimatına yönelik çabalarımızda da güzel haberler alıyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizde bu hafta yeni bir evreye daha geçildi. Sürece siyasi desteği çağrılarımız olumlu yanıt buldu. TBMM’de bir komisyon kuruldu. Böylece Türk siyaseti psikolojik bir eşiği daha aştı, bir ön yargıyı daha kırdı. Demokratik zeminde meseleleri konuşarak çözme yolunda kıymetli bir adım daha attık. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun başlamasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Komisyona katılan siyasi partilerin temsilcilerinin ilk toplantıda verdikleri yapıcı mesajları takdirle karşılıyoruz. İlk güne hâkim olan müspet atmosferin ilerleyen günlerde daha da güçlenmesini ümit ediyoruz.

Bugün de Milli Savunma Bakanımız, İçişleri Bakanımız ve MİT Başkanımız davet üzerine komisyona bilgi verdiler. Bölgemizde yeni oyunlar oynanırken Türkiye’nin bu oyunları bozacak adımları kararlılıkla atması devlet aklının bir gereğidir. Etrafımızı saran bu ateş çemberinden mevzi kazanımlarla değil, ancak stratejik bir yaklaşımla birbirimize güvenerek, inanarak, güçlü bir irade koyarak çıkabiliriz. Hangi riske giriyorsak bunun için giriyoruz. Cumhur İttifakı olarak yalnızca elimizi değil, tüm gövdemizi taşın altına bunun için koyuyoruz. Türkiye’nin yarım asırlık terörle mücadelesinin yaklaşık faturası 2 trilyon dolardır. Terör, sivil siyaseti de yıllarca baskı altında tuttu. Ülkemizde ve bölgemizde yeni bir dönemin kapılarını açmak istiyoruz. Zarfımız birlik, mazrufumuz kardeşliktir.”

Paylaşın

Ultra Kütleli Kara Delik Keşfedildi: Güneş’ten 36 Milyar Kat Daha Ağır

Bilim insanları, Güneş’ten 36 milyar kat daha ağır olan ultra kütleli bir kara delik keşfetti. Bu, onu şimdiye kadar keşfedilen en ağır kara deliklerden biri yapıyor.

Haber Merkezi / Bilim insanları kara deliği, biri yerçekiminin ışığı nasıl büktüğünü ölçen, diğeri ise yıldızların hareketini izleyen iki güçlü tekniği birleştirerek keşfetti.

Bu iki teknik bir araya geldiğinde, bilim insanlarına, kara deliği doğrudan göremeyecek kadar uzakta olsa bile, onu “tartmanın” net ve doğrudan bir yolunu sağlıyor.

Samanyolu Galaksisi’nin merkezinde yer alan kara delik (sadece 4 milyon güneş kütlesi) yeni keşfedilen kara delik ile karşılaştırıldığında küçük kalıyor.

Portsmouth Üniversitesi’nde Prof. Thomas Collett, “Bu, şimdiye kadar keşfedilen en büyük 10 kara delikten biri ve muhtemelen en büyüğü,” dedi ve ekledi:

“Diğer kara delik kütle ölçümlerinin çoğu dolaylı ve oldukça büyük belirsizlikler içeriyor, bu yüzden hangisinin en büyük olduğundan emin değiliz. Ancak, yeni yöntemimiz sayesinde bu kara deliğin kütlesi hakkında çok daha fazla kesinliğe sahibiz.”

Keşif Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices dergisinde yayınlandı.

Genellikle yıldızların çökmesi sonucu oluşan kara delikler, ışığın bile kaçamayacağı kadar güçlü kütleçekim alanına sahip, uzay – zamanda aşırı yoğun bölgelerdir.

Paylaşın

Türkiye’de Her Yıl 23 Milyon Ton Gıda İsraf Ediliyor

TİSVA’nın raporuna göre; Türkiye’de her yıl ortalama 23 milyon ton gıda israf ediliyor. İsraf en çok evlerde, hizmet sektöründe, perakendede ve dağıtım süreçlerinde görülüyor.

Haber Merkez / Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), “2025 Yılı İsraf Raporu”nu yayınladı. ​TİSVA, raporunda israfa ilişkin dikkat çeken verilere yer verdi:

“Türkiye’de bir yılda kişi başına çöpe atılan yiyecek miktarının 102 kilogram olduğu ve her yıl ortalama 23 milyon ton gıdanın israf edildiği tahmin ediliyor.

İsraf en çok evlerde, hizmet sektöründe, perakendede ve dağıtım süreçlerinde görülüyor. Tedarik zinciri ile hasat ve depolama süreçlerindeki hatalar ve plansızlıklar da israfı artırıyor.

Türkiye’de her gün yaklaşık 12 milyon ekmek çöpe atılıyor, bu yılda 4 milyar 380 milyon ekmek demek…

Çöpe giden gıda miktarının yüzde 5 azaltılması halinde on milyarlarca liralık tasarruf edilebilir. 900 bin ailenin 1 yıllık geçim gideri karşılanabilir.

Küresel maliyeti 1 trilyon dolar

Dünyada üretilen gıdaların yaklaşık üçte biri ya kaybediliyor ya da israf ediliyor. Bunun küresel ekonomiye maliyeti 1 trilyon dolar.

2024 yılında 74 ülkede akut gıda güvensizliği yaşayan kişi sayısı yüzde 10 artarak 343 milyon kişiye çıktı.

Her yıl 1.5 milyar ton gıda israf ediliyor. Beş tabaktan birisi çöpe gidiyor.

Dünyada her 11 kişiden birisi yatağa aç giriyor, 783 milyonu aşkın insan açlık çekiyor. Günde 25 binden fazla çocuk açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybediyor.”

Paylaşın

Almanya, İsrail’e Silah İhracatını Durdurdu

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “İsrail’e yönelik gerçekleştirilen ve Gazze’de kullanılabilecek tüm silah ve askeri ekipman ihracatlarının askıya alındığını” duyurdu.

Karar, ‘Berlin’in İsrail’e yönelik politikasında şimdiye dek alınan en net sınırlama adımı’ olarak değerlendiriliyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’nin “kontrolünün ele geçirilmesi” olarak nitelendirdiği işgal planına Almanya kısmi silah ambargosuyla tepki gösterdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun güvenlik kabinesi tarafından kabul edilen Gazze’yi ele geçirme planı ile ilgili olarak bugün yazılı bir açıklama yaptı.

Merz açıklamasında, İsrail’in Hamas’ın terörüne karşı kendini savunma hakkına sahip olduğuna vurgu yaparken, rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkes için sonuç verecek müzakereleri, Almanya için en büyük öncelik olarak nitelendirdi,

“Hamas’ın silahsızlandırılması şarttır. Ayrıca Hamas gelecekte Gazze’de hiçbir rol oynamamalıdır” ifadelerini kullanan Merz, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde daha sert askeri eylemlere girişmesini öngören güvenlik kabinesi kararının, sıraladığı hedeflere ulaşılmasını güçleştirebileceğini belirtti.

“Federal Hükümet açısından bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği giderek daha az anlaşılır hale gelmekte” diyen Merz, Almanya’nın İsrail politikasında önemli bir dönüm noktası olabilecek şu kararı açıkladı:

“Bu koşullar altında Federal Hükümet, Gazze Şeridi’nde kullanılabilecek askeri teçhizat ve silah ihracatını süresiz olarak onaylamama kararı almıştır.”

Yazılı açıklamasında Merz, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkın yaşamakta olduğu acılardan derin endişe duyulduğunu, İsrail’in planlanan saldırı ile halkın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda şimdiye kadar olduğundan daha fazla sorumluluk üstlenmek durumunda olduğunu kaydetti.

Friedrich Merz ayrıca, Alman hükümeti olarak İsrail Hükümeti’nden Batı Şeria’nın ilhakına dönük bir adım atmamasını talep ettiklerinin de altını çizdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a Dikkat Çeken “Süreç” Mektubu

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehit ailelerine mektup göndermesi üzerine, açık bir mektup kaleme aldı.

“Şehit ve gazilerimizin emanetine sahip çıktık’ diyorsunuz ama onların katilleriyle müzakereye izin veriyorsunuz” ifadelerine yer verilen Dervişoğlu’nun mektubu şu şekilde:

“Sayın Cumhurbaşkanı;

Türkiye’nin başındaki terör belasını ortadan kaldırma vaadiyle idarenizde yürütülen “Terörsüz Türkiye” etiketli süreçte, terör örgütünün elebaşından Kandil’e, Barzan ağalarından terörün siyasi sözcülerine kadar, geniş bir kesimle kapalı kapılar ardında görüşmeler yürüttükten sonra,

Mukaddesimiz Şehit Aileleri ve Gazilerimizin de aklınıza gelmiş olmasını, gecikmiş de olsa olumlu buluyorum. Ancak, hiç olmazsa kahramanlarımızın emanetlerine seslenirken hakikatli olsaydınız.

Belirttiğiniz gibi;

Semalarımızda Ezan-ı Muhammedi yankılanıyor, Al Bayrak dalgalanıyorsa, bunu o kahramanlarımıza borçluyuz. Ödenemez bu borcun gereklerinden biri de vatanımıza göz diken katillerle asla muhatap olmamak, taleplerini elimizin tersiyle itmek, hak ettikleri şekilde muamele etmektir. ‘Şehit ve gazilerimizin emanetine sahip çıktık’ diyorsunuz ama onların katilleriyle müzakereye izin veriyorsunuz. Müzakere ediyor, Cumhuriyetimizin tapu senedini hedef almalarına sessiz kalıyor, komisyon önerilerini ve umut hakkı taleplerini muhatap alıp, istedikleri her adımı atıyorsunuz. Aziz şehitlerimizden yana olduğunuzu söylerken, katillerinin de taleplerine rıza gösteriyor hissiyatı yaratıyorsunuz.

Sayın Cumhurbaşkanı; o sebeple, siz Türkiye’yi terörden kurtarmıyor, teröristlerin istek ve emellerinin surda gedik açmasına göz yumuyorsunuz. Göreve geldiğinizde terör neredeyse sıfır noktasındaydı. Kolunu kıpırdatacak hali kalmamıştı. Devr-i iktidarınızdaki yanlış politikalar ve süreçlerle toparlandı, güçlendi.

Ve Sayın Cumhurbaşkanı;

Bu vatana evlat vermiş insanlara mektup yazarken bile ekonomik kayıptan bahsedip, yeni yaralar açıyorsunuz. Mektubunuzun medyaya geçilen ilk örneğindeki, “Trilyonlarca dolar kaynağımızdan sarf-ı nazar ettik” ifadesi nasıl sözdür Sayın Cumhurbaşkanı? Evladını yitirmiş ailelere seslenirken, ekonomik kayıplardan bahsetmek de nedir? Hele de fırsattan istifade, sebep olduğunuz ekonomik felaketi aklamaya çalışmak, “Bu sürecin sonunda bolluk gelecek” türünden gizli mesaj vermek, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na uygun düşüyor mu? Siz, bu uğurda, ordusunun, güvenlik güçlerinin ihtiyacı için harcanan paraya milletimizden tek bir itiraz işittiniz mi? Türk devleti ve Türk Milleti, trilyonlarca dolardan sarf-ı nazar etmedi, vatanımızın bütünlüğü için ne gerekiyorsa onu yaptı. Belli ki, mektubun ilk halindeki bu büyük hatayı görüp gerekli düzeltmeyi yaptırmışsınız. Ancak maiyetinizdekiler ve ekranlarda sözcünüz gibi hareket edenler, hala bu uygunsuz vurguyu yaparak, kahramanlarımızın ailelerinin yüreklerinde yeni yaralar açmaya devam ediyor.

Bu konu, dürüstlüğün şart olduğu bir konudur. Süreçle ilgili memur tayin ettikleriniz, pazarlık yaptı, müzakere etti, tavizler verdi. Tüm bunları, süreci birlikte yürüttüğünüz terör örgütünün elebaşları ve siyasi temsilcileri her gün orta yere saçıyor. Siz ise balçıkla güneşi sıvamaya çalışıyorsunuz. Saklanamayan hakikat budur.

Evet Sayın Cumhurbaşkanı; girdiğiniz bu yanlış yolda, Allah yar ve yardımcımız olsun. Biz, Büyük Türk Milleti adına takipteyiz. Milletimizin de gördüğü hakikatin sözcüsü olacağız. Şu ya da bu sebeple, bu tehlikeli ve yanlış yola girmek mecburiyetinde bırakıldıysanız eğer, şahıs olarak değil belki ama devletin başı olarak çıkış aradığınızda, biz yine sorumluluğumuzun ve görevimizin başında olacağız.

Cumhurbaşkanlığı Makamı’na saygılarımla.”

Paylaşın

Körleşme: Kendi Gerçeklik Algısında Kaybolma

Elias Canetti’nin Körleşme (Die Blendung) romanı, bireyin kendi gerçeklik algısıyla toplumun dayattığı normlar arasındaki çatışmayı, entelektüel izolasyon ve saplantılı düşüncelerin yıkıcı sonuçlarını inceler.

Haber Merkezi / Modern edebiyatın en çarpıcı ve derin eserlerinden biri olarak kabul edilen Körleşme, sinolog (Çin bilimi uzmanı) Peter Kien’in hikayesini anlatır.

Kien, dünyadan kopuk bir şekilde devasa kütüphanesinde yaşayan, bilgiye ve entelektüel dünyaya saplantılı bir akademisyendir. Dış dünyayla bağlantısı sınırlıdır ve insan ilişkilerinden kaçınır. Ancak hizmetçisi Therese ile evlenmesi, ardından kapıcısı Benedikt Pfaff ve diğer karakterlerle olan etkileşimleri, Kien’in kendi zihninde kurduğu dünyayı tehdit eder.

Roman, Kien’in içsel ve dışsal çöküşünü, onun bilgi ve gerçeklik algısındaki “körleşmesini” dramatik bir şekilde işler.

Körleşme, bireysel ve toplumsal çelişkileri irdeleyen çok katmanlı bir romandır. Ana temalar şunlardır:

Entelektüel İzolasyon ve Körlük: Kien’in bilgiye olan saplantısı, onun gerçek dünyayı anlamasını engeller. Canetti, entelektüel bilginin insan ilişkilerinden kopuk hale geldiğinde bir tür “körlük” yaratabileceğini vurgular. Romanın orijinal adı Die Blendung, hem literal hem de mecazi anlamda “körleşme”yi ifade eder.

Güç ve Manipülasyon: Roman, karakterler arasındaki güç mücadelelerini inceler. Therese, Pfaff ve cüce Fischerle gibi yan karakterler, Kien’in zayıflıklarını kullanarak onu manipüle eder. Bu, insan doğasındaki bencillik ve çıkar çatışmalarını yansıtır.

Gerçeklik ve Yanılsama: Kien’in kütüphanesi, onun güvenli ancak yanılsamalarla dolu dünyasını temsil eder. Gerçek dünyayla yüzleştiğinde, bu yanılsamalar çöker ve kaos ortaya çıkar.

Toplum ve Birey: Canetti, bireyin toplum içindeki yalnızlığını ve toplumsal normların birey üzerindeki yıkıcı etkisini eleştirir. Kien’in trajedisi, bireysel özgürlüğün ve aklın, toplumsal dinamikler karşısında nasıl zayıf düşebileceğini gösterir.

Romanın karakterleri, hem bireysel hem de sembolik düzeyde işlev görür:

Peter Kien: Bilgiye taparcasına bağlı, asosyal bir entelektüel. Onun kütüphanesi, zihninin bir yansımasıdır. Kien, kendi gerçeklik algısında kaybolmuş bir figürdür.

Therese Krumbholz: Kien’in hizmetçisi ve sonradan eşi. Maddi çıkarlar peşinde koşan, kaba ve manipülatif bir karakterdir. Kien’in saf entelektüelliğiyle tezat oluşturur.

Benedikt Pfaff: Kapıcı, güç ve otorite düşkünü bir karakter. Sadist eğilimleriyle Kien’in dünyasını daha da kaotik hale getirir.

Fischerle: Satranç oynayan, kambur bir cüce. Hırslı ve kurnaz yapısıyla, Kien’in zayıflıklarından faydalanır.

Bu karakterler, insan doğasının farklı yönlerini temsil eder ve Canetti’nin toplum eleştirisini güçlendirir.

Körleşme, üç bölüme ayrılmıştır: “Başıboş Dünya”, “Başıboş Ev” ve “Dünyanın Sonu”. Bu bölümler, Kien’in iç dünyasından dış dünyaya, oradan da nihai çöküşüne uzanan bir yolculuğu izler. Romanın üslubu, keskin bir ironi ve grotesk unsurlarla doludur.

Canetti, karakterlerin karikatürize edilmiş özelliklerini kullanarak hem mizahi hem de trajik bir atmosfer yaratır. Dil, zaman zaman yoğun ve felsefi, zaman zaman da alaycı ve keskindir.Romanın anlatımı, Kien’in zihnindeki kaosu ve dış dünyadaki absürtlüğü yansıtmak için bilinç akışı tekniğine yakın bir yöntem kullanır. Bu, okuyucunun Kien’in giderek dağılan gerçeklik algısına tanık olmasını sağlar.

Körleşme, 20. yüzyılın modernist edebiyat geleneği içinde önemli bir yere sahiptir. Franz Kafka, Robert Musil ve Thomas Mann gibi yazarlarla karşılaştırılır. Roman, bireyin modern toplumdaki yalnızlığını ve aklın sınırlarını sorgulayan varoluşçu bir bakış açısı sunar. Ayrıca, Canetti’nin daha sonra yazdığı Kitle ve İktidar adlı eserinde geliştirdiği kitle psikolojisi ve güç dinamikleri üzerine fikirlerin ilk izleri Körleşme’de görülebilir.

Roman, aynı zamanda 1930’lar Avrupası’nın siyasi ve kültürel çalkantılarına da bir gönderme yapar. Nazi Almanyası’nın yükselişi ve entelektüel dünyanın çöküşü, Kien’in trajedisiyle paralel okunabilir. Kitabın sonundaki yangın sahnesi, bu çöküşün güçlü bir sembolü olarak yorumlanır.

Körleşme, yayımlandığı dönemde sınırlı bir okuyucu kitlesine ulaşsa da, zamanla modern edebiyatın klasiklerinden biri haline geldi. Eleştirmenler, romanın hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insan doğasını sorgulayan evrensel niteliğini över.

Canetti’nin 1981’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasında Körleşme’nin etkisi büyüktür. Roman, özellikle entelektüel izolasyon ve gerçeklik algısı üzerine yaptığı derinlemesine analizle, günümüzde de geçerliliğini korur.

Elias Canetti’nin Körleşme romanı, insan zihninin kırılganlığı, bilginin sınırları ve toplumun birey üzerindeki etkisi üzerine çarpıcı bir meditasyondur. Peter Kien’in trajedisi, modern insanın kendi gerçeklik algısında kaybolma tehlikesini gözler önüne serer.

Grotesk, ironik ve felsefi derinliğiyle Körleşme, yalnızca edebiyat severler için değil, insan doğasını anlamak isteyen herkes için okunması gereken bir eserdir.

Paylaşın

Diyanet, Tatil Organizasyonlarını Hedef Aldı: Allah’ın Hükümlerini Hiçe Sayan…

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cuma Hutbesi’nde vatandaşların tatil tercihlerini hedef aldı: “Bazı tatil organizasyonları Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hal aldı.”

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bu haftaki Cuma Hutbesi, “Sıla-i Rahimle Bereketlenen Tatil” başlığıyla yayınlandı. Hutbe’de “Müslümanın çalışması da dinlenmesi de tatili de eğlenmesi de meşru, ahlaki ve helal sınırlar içerisinde olmalıdır. Müslüman, dinlenirken de zamanını boş geçirmemeli, kulluk ve sorumluluk bilincini daima muhafaza etmelidir” ifadeleri yer aldı.

“Ne yazık ki günümüzde bazı tatil organizasyonları, Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hâl almıştır” denilen hutbede, böyle bir tatil anlayışının İslam dininde asla yerinin olmadığı savunuldu.

Hutbede, “Aslında tatil; tembellik ve miskinlikle, gaflet içinde geçirilen zamanlar olmamalı; aksine, farklı ve faydalı meşguliyetlerle verimli bir dinlenme fırsatına dönüştürülmelidir. Yeryüzünde gezip dolaşarak Yüce Rabbimizin kuvvet ve kudretini tefekkür etmeye, kâinata ibret ve hikmet nazarıyla bakmaya vesile olmalıdır. Bu bilinçle yapılan tatil, sadece dinlenmek değil, aynı zamanda bir eğitim ve bir ibadettir. Tatil; memleketimizi, köyümüzü, şehit kanlarıyla yoğrulmuş cennet vatanımızın tarihi ve doğal güzelliklerini çocuklarımıza tanıtmak için bulunmaz bir fırsattır. Tatil, anne babamızın hayır duasını almak, akrabalarımızla hasret gidermek için güzel bir imkândır. Evlatlarını ve torunlarını özleyen, onların yolunu bekleyen anne babalar için de bir sevinç kaynağıdır. Bugün, nice anne baba evlatlarının, nice dede ve nine torunlarının yollarını gözlemektedir. Bir çift söze, bir selama, bir muhabbete hasret kalan nice büyüklerimiz var” görüşüne yer verildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı, geçen haftaki Cuma Hutbesi’nde giyim kuşam özgürlüğüne müdahale çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Kalp Sağlığınızı Güçlendirmek Mi İstiyorsunuz? Beslenmenize Baharatlar Ekleyin

Kalp sağlığınızı güçlendirmek istiyorsanız, antioksidan, antienflamatuar ve kolesterol düzenleyici özelliklere sahip baharatları beslenmenize eklemek bunun en kolay yoludur. 

Haber Merkezi / Baharatların kalp hastalıklarının ilerlemesini önlemede olumlu etkileri olduğuna dair bilimsel çalışmalar mevcut.

Kalp sağlığına faydalı baharatlar:

Zerdeçal: Zerdeçal içerdiği olan kurkumin, güçlü bir antienflamatuar ve antioksidandır. Bu damar sertliğini (ateroskleroz) azaltır ve kolesterol seviyesini düzenler.

2020 yılında yapılan bir araştırma, zerdeçalın damar sağlığını koruyarak kalp krizi riskini düşürdüğünü gösteriyor.

Safran: Safran, antioksidan özellikleri sayesinde damar yapısını korur ve iltihabı azaltır. Ayrıca safranın kolesterol düşürücü etkisi vardır.

Kekik: Antioksidan ve iltihap azaltıcı özellikleriyle damar sağlığını destekleyen kekik, ayrıca kolesterol seviyelerini düşürmeye de yardımcı olur.

Kişniş: Kan kolesterol seviyelerini azaltan kişniş, ayrıca hipertansiyon kontrolüne de katkıda bulunur.

Sumak: Sumak, kan şekerini dengeleyerek damarların şekerin zararlı etkilerinden korunmasını sağlar.

Nane: Nane, antioksidan etkisiyle damarları korur, kalp ritmini ve kan basıncını düzenler, stres giderici etkisiyle de dolaylı olarak kalp sağlığına katkı sağlar.

Karabiber: Antioksidan ve iltihap azaltıcı etkileriyle damar sağlığını destekleyen karabiber, yağ hücrelerinin yıkımını da hızlandırarak kilo kontrolüne yardımcı olur.

Tarçın: Tarçın, kolesterol ve kan şekerini düşürücü etkisiyle kalp-damar sağlığını destekler. Günde 1 çay kaşığı tarçın tüketimi faydalı olabilir.

Sarımsak (Kuru veya Toz): Sarımsak, kan basıncını düzenler, kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Allisin bileşiği sayesinde kalp sağlığına katkıda bulunur.

Zencefil: Antioksidan ve iltihap azaltıcı etkisiyle damar duvarlarını koruyan zencefil, yüksek tansiyon kontrolüne de yardımcı olur.

Baharatların Etki Mekanizmaları:

Antioksidan Etki: Baharatlar, serbest radikalleri nötralize ederek damar hasarını önler.

Antienflamatuar Etki: Kronik iltihap, kalp hastalıklarının temel nedenlerinden biridir. Baharatlar iltihabı azaltarak bu riski düşürür.

Kan Şekeri ve Kolesterol Kontrolü: Tarçın, sumak ve sarımsak gibi baharatlar, kan şekeri ve kolesterol seviyelerini düzenleyerek damar sağlığını korur.

Kan Basıncı Düzenlemesi: Nane, zencefil ve sarımsak, hipertansiyonu kontrol altına alarak kalp yükünü azaltır.

Öneriler:

Tuz Yerine Baharat: Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği günlük 6 gram tuz sınırını aşmamak için yemeklerde tuz yerine baharat kullanılabilir.

Dengeli Kullanım: Baharatlar faydalı olsa da aşırı tüketim, özellikle meyan kökü gibi bazı bitkisel ürünlerde yan etkilere neden olabilir. Doktor tavsiyesine uygun dozda kullanılmalıdır.

Akdeniz Diyetiyle Kombinasyon: Baharatlar, zeytinyağı, balık, sebze ve tam tahıllarla zengin Akdeniz tipi beslenmeyle birleştiğinde kalp sağlığına etkisi daha fazla olur.

Paylaşın

Doğayla Temas Çocuklarda Beyin Gelişimini Artırıyor

Çocuklarda beyin gelişimi, hızlı bir şekilde gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Araştırmalar, yeşil alanlara yakın yaşayan çocukların beyin gelişimi sorunları yaşama olasılığının daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

Haber Merkezi / İşte yeşil alanların çocukların beyin gelişimindeki rolüne ilişkin temel bilgiler:

Bilişsel Gelişim: Yeşil alanlarda vakit geçiren çocuklar, dikkat sürelerinde ve odaklanma yeteneklerinde iyileşme gösteriyor.

Örneğin, 2019’da Aarhus Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, doğaya yakın büyüyen çocukların bilişsel testlerde daha iyi performans sergilediğini ortaya koymuştur. Bu, özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) riskini azaltmada etkili.

Stres Azaltımı: Doğal ortamlar, kortizol (stres hormonu) seviyelerini düşürüyor. Bu, çocukların daha sakin ve dengeli bir zihin yapısına sahip olmasına yardımcı oluyor. 2020’de yayımlanan bir meta-analiz, yeşil alanların çocuklarda kaygıyı azalttığını ve problem çözme becerilerini artırdığını göstermiştir.

Fiziksel Aktivite: Parklar ve yeşil alanlar, çocukların fiziksel olarak aktif olmasını teşvik ediyor. Bu da beyin sağlığını destekliyor çünkü egzersiz, nöron bağlantılarını güçlendiriyor ve hafızayı geliştiriyor.

Sosyal ve Duygusal Gelişim: Doğada oyun oynayan çocuklar, işbirliği yapma, empati kurma ve yaratıcı düşünme gibi sosyal beceriler geliştiriyor. Bu tür ortamlar, ekran başında geçirilen zamanın olumsuz etkilerini de dengeleyebiliyor.

Paylaşın