Sineklerin Tanrısı: Otorite, Güç Ve Korkunun Bireyler Üzerindeki Etkisi

William Golding’in 1954’te yayımlanan “Sineklerin Tanrısı” romanı, modern edebiyatın klasiklerinden biri olarak kabul edilir. 1983’te Nobel Edebiyat Ödülü kazanan roman, Golding’in en bilinen eseridir.

Haber Merkezi / Roman, bir grup İngiliz çocuğun ıssız bir adada mahsur kalmasıyla, insan doğasının karanlık yönlerini ve medeniyetin kırılganlığını ele alır.

Bir nükleer savaş sırasında, bir uçak kazası sonucu bir grup erkek çocuk tropik bir adaya düşer. Yetişkin otoritesi olmadan, çocuklar başlangıçta medeni bir düzen kurmaya çalışır.

Ralph liderliğinde bir grup, barınak yapımı ve kurtarılma umuduyla ateş yakmaya odaklanırken, Jack’in liderliğindeki diğer grup avcılığa ve vahşi içgüdülerine yönelir.

Zamanla, düzen çöker, korku ve şiddet artar. Çocuklar arasındaki çatışmalar, masumiyetin kaybına ve insan doğasının vahşi yönlerinin açığa çıkmasına yol açar.

Roman, insan doğasının özünde hem iyilik hem de kötülük olduğunu savunur. Golding, medeniyetin yalnızca ince bir kabuk olduğunu ve uygun koşullar altında insanların vahşiliğe kolayca dönebileceğini gösterir. “Sineklerin Tanrısı” (Beelzebub), şeytani kötülüğün ve içsel korkuların sembolüdür.

Çocukların başlangıçta kurmaya çalıştığı düzen, medeniyetin bir yansımasıdır. Ancak, korku, güç mücadelesi ve ilkel içgüdüler bu düzeni yıkar. Roman, medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu sorgular.

Ralph’in demokratik liderliği ile Jack’in otoriter, vahşi liderliği arasındaki çatışma, farklı yönetim biçimlerini ve güç arzusunun yıkıcı etkilerini temsil eder.

Çocuklar, başlangıçta masum ve medeni görünse de, adadaki deneyimleri onların masumiyetini yok eder ve içlerindeki vahşeti açığa çıkarır.

Başlıca Karakterler

Ralph: Düzeni ve medeniyeti temsil eder. Kurtarılma umudunu sürdürmeye çalışır.
Jack: Güç arzusunu ve vahşiliği temsil eder. Avcılık ve otoriter liderlik peşindedir.
Piggy: Akıl ve bilimi temsil eder, ancak fiziksel zayıflığı ve dışlanması tragedyaya yol açar.
Simon: Manevi bir figürdür; doğayı ve gerçeği anlamaya çalışır, ancak diğerleri tarafından anlaşılamaz.

Başlıca Semboller

Deniz Kabuğu (Conch): Düzen ve demokrasinin sembolü. Kabuğun kırılması, medeniyetin çöküşünü işaret eder.
Sineklerin Tanrısı: Domuz kafasına konan sinekler, kötülüğün ve korkunun fiziksel bir yansımasıdır.
Ateş: Hem kurtarılma umudunu hem de yıkımı temsil eder. Kontrol altında tutulduğunda umut, kontrolden çıktığında felaket getirir.

Golding’in dili, alegorik ve sembolik bir yapıya sahiptir. Anlatım, çocukların masumiyetinden vahşiliğe geçişini vurgulayan güçlü imgelerle doludur. Roman, hem genç hem de yetişkin okurlara hitap eden evrensel bir anlatıma sahiptir.

Sineklerin Tanrısı, insan doğasının karmaşıklığını ve medeniyetin kırılganlığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Golding, romanda iyimser bir tablo çizmek yerine, insanlığın hem yapıcı hem de yıkıcı potansiyelini sorgular.

Bazı eleştirmenler, eseri hem bireysel hem de toplumsal düzeyde derin bir ahlaki ve felsefi tartışma olarak değerlendirir. Bazı eleştirmenler ise, romanın karamsar tonunu ve kadın karakterlerin eksikliğini eleştirmiştir.

Sonuç olarak: Sineklerin Tanrısı, insan doğasının derinliklerine inen, zamansız bir başyapıttır. Golding’in cesur anlatımı, okuyucuyu medeniyet, ahlak ve insanlığın sınırları üzerine düşünmeye zorlar.

Eser, özellikle otorite, güç ve korkunun bireyler üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için güçlü bir okuma deneyimi sunar.

Paylaşın

İnsanlar, 100 Yıl Sonra Ortalama Ne Kadar Yaşayacak?

Uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek, hayallerini gerçekleştirmek, seyahat etmek, rahat bir emeklilik geçirmek ve çocuklarının büyümesini izlemek için çoğu insanın hedefidir.

Haber Merkezi / Hayat, onu istenilenden daha kısa kesebilecek tehlikelerle dolu olsa da, ortalama insan ömrü artmaya devam ediyor. Peki, şu ankinden daha da fazla artabilir mi?

Günümüzde küresel ortalama yaşam süresi yaklaşık 73 – 77 yıl arasında değişiyor. 20. yüzyılın başında bu süre 30 – 40 yıl civarındayken, tıbbi ilerlemeler (aşılar, antibiyotikler, sağlık hizmetleri) sayesinde önemli bir artış yaşandı.

Bilim insanları, 2100 yılında ortalama yaşam süresinin 100 yıla ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, genetik mühendislik, biyoteknoloji, yapay zeka destekli sağlık sistemleri ve kronik hastalıkların (kanser, kalp hastalıkları) daha etkili tedavileri gibi yeniliklere dayanıyor. Örneğin, 2050’de ortalama yaşam süresinin 88 yıla çıkacağı öngörülüyor.

Bazı bilim insanları, insan ömrünün biyolojik bir sınırı olduğunu ve bu sınırın 122 yıl civarında olduğunu düşünüyor (örneğin, Jeanne Calment’in rekoru). Ancak, genetik düzenlemeler ve yaşlanma karşıtı teknolojiler (örneğin, rapamisin gibi bileşikler) bu sınırı zorlayabilir. Bilim insanları, 2100’e kadar 130 yaşına ulaşan bireylerin görülebileceğini öne sürüyor.

Olumlu faktörler:

Tıbbi ilerlemeler: Kanser, Alzheimer ve diyabet gibi hastalıkların tedavisi gelişebilir.
Yaşam tarzı: Akdeniz diyeti, düzenli egzersiz ve stres yönetimi gibi faktörler yaşam süresini uzatıyor.
Küresel ısınma: Bazı kaynaklar, sıcak iklimlerin uzun yaşamla ilişkili olabileceğini belirtiyor.

Olumsuz Faktörler:

Sağlık harcamaları: Uzayan yaşam, yaşlı nüfusun artmasıyla sağlık harcamalarını artırabilir.
Çevresel sorunlar: Hava kirliliği ve iklim değişikliği yaşam süresini olumsuz etkileyebilir.
Eşitsizlikler: Gelir düzeyi ve sağlık hizmetlerine erişim, yaşam süresinde farklılıklara yol açabilir.

Fütüristik tahminler: Bazı iyimser görüşler, 2080’de ortalama yaşam süresinin 135 yıla ulaşabileceğini öne sürüyor.

Sonuç olarak; 2125 yılında ortalama yaşam süresi, teknolojik ve tıbbi gelişmelere bağlı olarak muhtemelen 100 – 130 yıl arasında olacağı tahmin ediliyor. Ancak bu, genetik, çevresel ve sosyoekonomik faktörlere bağlı olarak değişebilir.

Sağlıklı yaşam tarzı, biyoteknoloji ve yapay zeka destekli sağlık sistemleri bu süreyi artırabilir, ancak biyolojik sınırlar ve çevresel zorluklar hala belirleyici olacaktır.

Paylaşın

“Dört Büyükler” Toplam 4,5 Milyar Lira Zarar Etti

‘Dört Büyükler’ olarak bilinen Süper Lig ekiplerinden Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor, 2024-25 sezonunu toplam 4 milyar 473 milyon 454 bin lira zararla kapattı.

Dört kulüp tarafından Kamuoyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan bildirimlere göre, en fazla zarar açıklayan kulüp, 1 milyar 546 milyon 97 bin lira ile Trabzonspor oldu.

Süper Lig’in dört büyük kulübü, 2024-2025 sezonuna ait mali tablolarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) kamuoyuyla paylaştı. Açıklanan finansal raporlar, Türk futbolunun devlerinin büyük zararlar yaşadığını ortaya koydu. Son 12 aylık dönemde, 4 büyük takım da zarar açıklarken en yüksek kaybı Trabzonspor yaşadı.

Finansal raporlarını ilk açıklayan kulüp olan Fenerbahçe, 31 Mayıs 2025 itibariyle sona eren 12 aylık mali dönemde 764 milyon 627 bin TL zarar ettiğini duyurdu. Sarı-lacivertliler, geçen yıl aynı dönemde 2 milyar 149 milyon 86 bin TL kar açıklamıştı. Fenerbahçe bu yıl daha büyük bir zarar açıklamış oldu.

Son üç sezonun Süper Lig şampiyonu olan Galatasaray, aynı mali dönemde 886 milyon 699 bin TL zarar açıkladı. Sarı-kırmızılı kulüp, sportif başarıya rağmen finansal tablolarında eksiye düştü.

En çok zarar açıklayan takım Trabzonspor 

4 büyükler arasında mali açıdan en yüksek zararı açıklayan kulüp Trabzonspor oldu. Bordo-mavililer, yaptığı sermaye artışıyla borcunu 3 milyar TL seviyelerine kadar düşürmeyi başarsa da, 12 aylık mali dönemde 1 milyar 546 milyon 97 bin TL zarar ettiğini duyurdu.

Avrupa kupalarında da boy gösteren Beşiktaş, açıklanan rapora göre 31 Mayıs 2025 itibarıyla sona eren 12 aylık dönemde 1 milyar 274 milyon 31 bin TL zarar ettiğini bildirdi. Siyah-beyazlı kulüp, Trabzonspor’un ardından en fazla zarar eden takım oldu.

Dört büyük kulübün toplam zararı 4.4 milyar TL’yi aştı.

Paylaşın

Öldükten Sonra Bilince Ne Olur?

Öldükten sonra bilince ne olur? Bu, tüm tarih boyunca insanların ilgisini çeken bir sorudur. Bazıları ölümden sonra hiçbir şeyin olmadığına, bazıları ise ahiret veya reenkarnasyona inanır.

Haber Merkezi / Öldükten sonra bilince ne olacağı sorusunun tek bir cevabı yok, ancak ikna edici fikirler mevcut.

Bilimsel Perspektif: Modern bilime göre bilinç, beynin nöral aktivitelerine bağlıdır. Ölümle birlikte beyin fonksiyonları durur (oksijen ve kan akışı kesilir), bu nedenle bilinç de sona erer.

Şu anki bilimsel veriler, bilincin fiziksel bedenden bağımsız olarak varlığını sürdürebileceğine dair kanıt sunmaz. Nörobilim, bilincin beyindeki karmaşık sinir ağlarının bir ürünü olduğunu öne sürer.

Felsefi Perspektif: Bazı filozoflar, bilincin doğası hakkında farklı görüşler sunar.

Materyalistler, bilincin tamamen fiziksel süreçlere dayandığını ve ölümle sona erdiğini savunurken; dualistler, bilincin (veya ruhun) bedenden bağımsız olabileceğini ve ölümden sonra varlığını sürdürebileceğini öne sürer. Ancak bu, deneysel olarak kanıtlanamaz.

Dini ve Manevi Perspektifler:

İslamiyet: Öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığına ve ahiret hayatında yeniden yargılanmak üzere varlığını sürdürdüğüne inanılır. Kur’an, ölüm sonrası bilincin devam ettiğini ve kişinin ahirette yaptıklarından sorumlu tutulacağını belirtir.

Hristiyanlık: Çoğu mezhep, ruhun ölümden sonra cennet, cehennem veya ara bir duruma (örneğin, araf) gittiğine inanır.

Budizm: Bilinç, yeniden doğum döngüsü (samsara) içinde başka bir bedende devam edebilir. Nirvana’ya ulaşılmadıkça bilinç, karma’ya bağlı olarak yeniden doğar.

Hinduizm: Benzer şekilde, ruhun (atman) reenkarnasyon yoluyla başka bir bedende varlığını sürdürdüğü kabul edilir.

Parapsikolojik ve Deneyime Dayalı Görüşler: Yakın ölüm deneyimleri (NDE) yaşayan bazı kişiler, ölüm anında bilincin devam ettiğini iddia eder (örneğin, tünel ışığı, bedenden ayrılma hissi). Ancak bu deneyimler bilimsel olarak tartışmalıdır ve genellikle nörolojik süreçlerle açıklanır.

Sonuç olarak: Bilimsel açıdan, bilinç ölümle birlikte sona erer gibi görünse de, bu soruya kesin bir yanıt vermek mümkün değildir. Felsefi ve dini inançlar, kişinin dünya görüşüne bağlı olarak farklı cevaplar sunar.

Paylaşın

Türkiye’de Antidepresan Kullanımı Yüzde 67 Arttı

2014 yılında 39 milyon kutu olan antidepresan kullanımının, 2024 yılında yüzde 67’lik bir artışla 65,5 milyon kutuya yükseldi. CHP’li Mustafa Sarıgül, “Derin yoksulluk derin yaralar açıyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, 2025 yılının ilk yarısında gerçekleşen muayene sayıları ve TÜİK’in yoksulluk verilerini bir araya getirerek, Türkiye’deki sağlık sorunlarının temelinde ekonomik sıkıntıların yattığına dikkat çekti.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde 2025’in ilk yarısında 239 milyon 166 bin muayene yapılması, Türkiye nüfusunun yaklaşık üç katına denk geliyor. Sarıgül, bu rakamın sorgulanması gerektiğini belirterek, TÜİK’in 2024 verilerine göre Türkiye’de yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan 25 milyon kişiye ve 3,6 milyon aşırı yoksul haneye işaret etti.

T24’ün haberine göre Sarıgül, “172 bin çocuk yatağa aç giriyorsa, 4 milyon hane elektrik faturasını ödeyemiyorsa, 100 kişiden 40’ı et ve et ürünleri yiyemiyorsa o toplumun sağlıklı olmasını bekleyemezsiniz” diyerek, yetersiz beslenme ve stresin yol açtığı sağlık sorunlarının ciddiyetini vurguladı. “85 milyon vatandaşımız sadece 6 ayda üç defa hasta oldu” sözleriyle durumun vehametini özetledi.

Ekonomik krizin, işsizliğin ve geçim sıkıntısının halkın ruh sağlığını da olumsuz etkilediğini belirten Sarıgül, antidepresan kullanımındaki artışa dikkat çekti. 2014 yılında 39 milyon kutu olan antidepresan kullanımının, 2024’te %67’lik bir artışla 65,5 milyon kutuya yükseldiğini açıkladı. Sarıgül, “Derin yoksulluk derin yaralar açıyor” diyerek, vatandaşları sağlığından eden bu durumun ilk seçimde değişeceğini iddia etti.

Paylaşın

Et Solyanka, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tuzlu, ekşi ve baharatlı tatların birleşimiyle öne çıkan solyanka, Rus mutfağına özgü, zengin ve lezzetli bir et çorbası çeşididir. Bu tarif, solyankanın otantik lezzetini yansıtmaktadır.

Haber Merkezi / Tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri:

200 gr dana eti (küp doğranmış)
150 gr füme sosis veya sucuk (dilimlenmiş)
100 gr jambon veya salam (küp doğranmış)
100 gr füme tavuk veya pastırma (isteğe bağlı, doğranmış)

1 büyük soğan (yemeklik doğranmış)
2-3 diş sarımsak (ezilmiş veya ince kıyılmış)
2 orta boy patates (küp doğranmış, isteğe bağlı)
2-3 adet kornişon turşu (küçük küp doğranmış, yaklaşık 1 su bardağı)
2 yemek kaşığı domates salçası

1 su bardağı turşu suyu (kornişon suyundan)
1 litre et suyu veya su
10-12 adet siyah veya yeşil zeytin (dilimlenmiş)
1 yemek kaşığı kapari (isteğe bağlı)
1 defne yaprağı
1 çay kaşığı kırmızı toz biber (tatlı)

½ çay kaşığı karabiber
Tuz (turşu ve et suyu tuzlu olduğu için dikkatli ekleyin)
2 yemek kaşığı zeytinyağı veya tereyağı
Servis için:Taze dereotu veya maydanoz (kıyılmış)
1 limon (dilimlenmiş)
Ekşi krema (veya yoğurt)

Hazırlanışı:

Dana etini bir tencerede et suyu veya su ile orta ateşte kaynatın, üzerinde biriken köpüğü alın, et yumuşayana kadar yaklaşık 45-60 dakika haşlayın, haşlanmış eti sudan çıkarıp küçük parçalara ayırın ve suyunu kenarda tutun.

Geniş bir tencerede zeytinyağı veya tereyağını ısıtın, soğanı ekleyip 3-4 dakika pembeleşene kadar soteleyin, sarımsağı ekleyin ve 1 dakika daha soteleyin, domates salçasını ilave edip 2 dakika kavurun, ardından kırmızı toz biberi ekleyin.

Haşlanmış dana etini, füme sosis, jambon ve diğer et ürünlerini tencereye ekleyin, 2-3 dakika karıştırarak kavurun, patatesleri (kullanıyorsanız), kornişon turşularını, zeytinleri ve kapariyi ekleyin, defne yaprağını da ilave edin.

Et suyunu (veya suyu) ve turşu suyunu tencereye dökün, karabiber ve az miktarda tuz ekleyin (turşu suyu tuzlu olduğu için dikkatli olun). Kaynadıktan sonra ateşi kısın, kapağı kapatın ve 20-25 dakika, patatesler yumuşayana kadar (kullanıyorsanız) veya tatlar birleşene kadar pişirin.

Çorbanın kıvamını kontrol edin; gerekirse biraz daha su ekleyin, tadına bakarak tuz veya turşu suyu ilavesi yapabilirsiniz, defne yaprağını çıkarın.

Çorbayı kaselere paylaştırın, üzerine kıyılmış dereotu veya maydanoz serpin, her kaseye bir dilim limon ve bir kaşık ekşi krema (veya yoğurt) ekleyerek servis edin, yanında taze ekmek veya siyah ekmek sunabilirsiniz.

Püf Noktaları:

Et çeşitliliği: Solyanka’nın özelliği, farklı et türlerinin birleşimidir, füme etler çorbaya derin bir tat katar, bu yüzden mümkünse birden fazla çeşit kullanın.

Ekşilik ayarı: Turşu suyu ve limon, solyanka’nın ekşi tadını belirler, damak zevkinize göre turşu suyu miktarını artırıp azaltabilirsiniz.

Saklama: Buzdolabında 3-4 gün saklanabilir, dondurucuda 2-3 ay dayanır; tekrar ısıtırken biraz su eklemek gerekebilir.

Varyasyonlar: Patates yerine lahana veya havuç eklenebilir, vejetaryen bir versiyon için et yerine mantar kullanılabilir.

Besin Değeri (Yaklaşık, 1 porsiyon):

Kalori: ~300-350 kcal
Protein: ~20 gr
Yağ: ~15 gr
Karbonhidrat: ~15 gr (patates kullanılırsa artar)

Paylaşın

Tatlı Patates Ve Siyah Fasulye Çilisi

Tatlı patates ve siyah fasulye çilisi, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın!

Tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri:

2 orta boy tatlı patates (500-600 gr, soyulmuş ve 1 cm’lik küpler halinde doğranmış)
1 su bardağı kuru siyah fasulye (veya 2 su bardağı haşlanmış/konserve siyah fasulye, süzülmüş)
1 büyük soğan (yemeklik doğranmış)
3 diş sarımsak (ezilmiş veya ince kıyılmış)
1 kırmızı dolmalık biber (doğranmış, isteğe bağlı)
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı domates püresi (veya 3 rendelenmiş domates)

1 su bardağı sebze suyu veya su
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı toz kırmızı biber (tatlı veya acı, tercihe göre)
½ çay kaşığı kuru kekik
½ çay kaşığı pul biber (isteğe bağlı, acılık için)
Tuz ve karabiber (damak zevkine göre)
½ su bardağı mısır taneleri (konserve veya haşlanmış, isteğe bağlı)

Servis için (isteğe bağlı): Taze kişniş, avokado dilimleri, limon dilimi, vegan yoğurt veya ekşi krema

Hazırlanışı:

Kuru siyah fasulye kullanıyorsanız, bir gece önceden suda bekletin, suyunu süzün ve düdüklü tencerede 400 ml su ile 20-25 dakika veya normal tencerede 600 ml su ile 45-60 dakika haşlayın, süzüp kenara alın. Konserve fasulye kullanıyorsanız bu adımı atlayın.

Geniş bir tencerede zeytinyağını orta ateşte ısıtın, soğanı ekleyip 3-4 dakika, saydamlaşana kadar soteleyin, sarımsak ve dolmalık biberi ekleyin, 2 dakika daha soteleyin.

Tatlı patates küplerini tencereye ekleyin, kimyon, toz kırmızı biber, pul biber ve kekiği ilave edip 1 dakika karıştırarak baharatların aromasını çıkarın.

Domates püresi ve sebze suyunu ekleyin, tuz ve karabiberle tatlandırın. Haşlanmış siyah fasulyeleri ve mısırı (kullanıyorsanız) ekleyin, karıştırıp kaynatın. Kaynadıktan sonra ateşi kısın, kapağı kapatın ve tatlı patatesler yumuşayana kadar (20-25 dakika) ara ara karıştırarak pişirin.

Çili koyu bir kıvama ulaşana kadar pişirin, daha sulu bir kıvam isterseniz, biraz daha sebze suyu veya su ekleyin.

Çiliyi kaselere paylaştırın, üzerine taze kişniş, avokado dilimleri, limon suyu veya vegan yoğurt ekleyerek servis edin, yanında mısır ekmeği, tortilla cipsi veya pilav ile sunabilirsiniz.

Püf Noktaları:

Baharat Ayarı: Acıyı seviyorsanız, pul biber veya taze jalapeño ekleyebilirsiniz.

Saklama: Çili buzdolabında 4-5 gün, dondurucuda 3 ay saklanabilir.

Ek Malzemeler: Ispanak, lahana veya başka sebzeler ekleyerek tarifi zenginleştirebilirsiniz.

Besin Değeri (Yaklaşık, 1 porsiyon):

Kalori: ~250-300 kcal
Protein: ~10 gr (fasulye ve mısırdan)
Karbonhidrat: ~45 gr
Lif: ~12 gr

Paylaşın

Epikür Kimdir? Öğretileri

MÖ 341 yılında Samos Adası’nda dünyaya gelen Epikür, MÖ 270 yılında hayatını kaybetmiştir. Epikür, Atina’da Bahçe (Kepos) adlı okulunu kurarak öğretilerini yaymıştır.

Haber Merkezi / Epikür,’ün felsefesi, bireysel mutluluğu (eudaimonia) hedefleyen pratik bir etik sistem üzerine kuruludur.

Epikür’ün yazıları büyük ölçüde kaybolmuştur, ancak Menoeceus’a Mektup, Temel Öğretiler ve öğrencisi Lucretius’un De Rerum Natura (Şeylerin Doğası Üzerine) adlı eseri sayesinde fikirleri günümüze ulaşmıştır.

Epikür’ün Öğretileri

Epikür’ün felsefesi, hedonizm temeline dayanır, ancak bu, hazcılığın popüler anlamından farklı olarak, acıdan kurtulma ve ruhsal huzur (ataraxia) üzerine odaklanır. Öğretileri etik, fizik ve bilgi teorisi olmak üzere üç ana başlıkta incelenebilir:

1. Etik: Mutluluğa Ulaşma

Zevk ve Acı: Yaşamın amacı zevki (hedone) maksimize etmek ve acıyı minimize etmektir. Epikür için zevk, bedensel acıdan kurtulma (aponia) ve ruhsal huzur (ataraxia) anlamına gelir.

Zevk Türleri:

Katastematik Zevkler: Acıdan kurtulmuş, huzurlu bir durum (örneğin, açlık veya korkudan kurtulma). Bunlar en yüksek zevklerdir.

Kinetik Zevkler: Aktif hazlar (örneğin, yemek yeme, müzik dinleme). Bunlar geçicidir ve ölçülü olmalıdır.

İhtiyaçlar Sınıflandırması:

Doğal ve Gerekli: Yiyecek, su, barınak gibi temel ihtiyaçlar. Mutluluk için yeterlidir.

Doğal ama Gerekli Olmayan: Lüks yiyecekler, cinsellik gibi. Ölçülü şekilde tatmin edilebilir.

Boş İhtiyaçlar: Şöhret, güç, aşırı zenginlik. Bunlar mutluluğa katkı sağlamaz.

Erdem ve Dostluk: Erdemler (adalet, ölçülülük, cesaret), mutluluğa hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Dostluk, güven ve destek sağladığı için mutluluğun temel unsurlarından biridir.

Pratik Bilgelik: Epikür, sade bir yaşamı savunur. Gereksiz arzuları terk etmek, ölçülü bir hayat sürmek ve dostlarla birlikte olmak mutluluğun anahtarıdır.

2. Fizik: Doğa Anlayışı

Epikür’ün doğa felsefesi, Demokritos’un atomculuk teorisinden etkilenmiş olup korkuları (özellikle ölüm ve tanrılar korkusunu) ortadan kaldırmayı amaçlar:

Atomculuk: Evren, atomlar ve boşluktan oluşur. Her şey maddi temellidir; ruh bile atomlardan oluşur ve ölümle dağılır.

Ölüm Korkusu: “Ölüm bizi ilgilendirmez; biz varken ölüm yoktur, ölüm varken biz yokuz.” Bu, ölüm korkusunu anlamsız kılar.

Tanrılar: Tanrılar vardır, ancak evrenin işleyişine karışmazlar. Bu nedenle tanrılardan korkmaya gerek yoktur.

Doğa Olayları: Yıldırım, deprem gibi olaylar doğaüstü değil, atomların hareketleriyle açıklanır. Bu, batıl inançları ortadan kaldırır.

3. Bilgi Teorisi (Kanoni): Bilginin Kaynağı

Duyular: Epikür, bilginin temel kaynağının duyular olduğunu savunur. Duyular yanıltıcı olabilir, ancak doğru yorumlandığında güvenilirdir.

Prolepsis: Genel kavramların (örneğin, “insan” veya “adalet” kavramı) zihinde duyusal deneyimlerden türediğini öne sürer.

Duygular: Zevk ve acı, bilginin değerlendirilmesinde bir ölçüt olarak kullanılır.

Epikür’ün Mirası

Epikürcülük, Helenistik dönemde Stoacılık ve Pyrrhonculuk ile rekabet etmiş, Roma döneminde Lucretius aracılığıyla popüler olmuştur. Orta Çağ’da yanlış anlaşılan hazcılık nedeniyle eleştirilse de, Rönesans ve modern dönemde bireysel özgürlük ve seküler etik anlayışına katkıda bulunmuştur.

Epikür’ün korkudan arınmış, sade ve dostluk temelli bir yaşam önerisi, modern hedonist ve hümanist düşüncelere ilham vermiştir.

Paylaşın

Pyrrhon Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 365 yılında Yunanistan’ın Elis Bölgesi’nde dünyaya gelen Pyrrhon, MÖ 275 yılında hayatını kaybetmiştir. Pyrrhon, kuşkuculuk (septisizm) akımının kurucusu olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Abderalı Anaksarkhos’un öğrencisi olan Pyrrhon, Büyük İskender’in Hindistan seferine katıldığı ve burada gymnosofistler (Hint bilgeleri) ile karşılaştığı söylenir.

Yazılı eser bırakmayan Pyrrhon’un fikirleri, öğrencisi Phliuslu Timon ve daha sonra Sextus Empiricus gibi filozofların yazılarıyla günümüze ulaşmıştır. Pyrrhon’un felsefesi, dogmatik inançlardan kaçınarak zihinsel dinginlik (ataraxia) ve yargıyı askıya alma (epokhe) pratiğine dayanır.

Pyrrhon’un Teorik Çalışmaları

Pyrrhon’un felsefesi, sistematik bir doktrinden ziyade, dogmatizmin yol açtığı zihinsel huzursuzluktan kurtulmayı hedefleyen pratik bir yaşam biçimidir.

Epokhe (Yargıyı Askıya Alma): Pyrrhon, şeylerin doğası hakkında kesin yargılara varmanın imkânsız olduğunu savunur. Duyular ve akıl, kesin bilgiye ulaşmada yetersizdir. Bu nedenle, herhangi bir konuda kesin yargılardan kaçınılmalı ve yargı askıya alınmalıdır (epokhe). Bu, zihinsel huzurun temel yoludur.

Ataraxia (Ruh Dinginliği): Pyrrhonculuğun amacı, dogmatik inançların ve çelişkili görüşlerin yol açtığı zihinsel kargaşadan kurtularak ruh dinginliğine (ataraxia) ulaşmaktır. Kesin yargılardan vazgeçmek, bireyi huzursuzluktan özgürleştirir.

Akatalepsia (Kavranılamazlık): Şeylerin doğası belirsiz ve kavranılamazdır. Pyrrhon’a göre, varlıklar adiaphora (ayırt edilemez), astathmēta (ölçülemez) ve anepikrita (karara bağlanamaz) özelliklere sahiptir. Bu, kesin bilgiye ulaşmanın imkânsızlığını vurgular.

Isostheneia (Eşit Güçlülük): Her iddia için, ona karşı eşit derecede ikna edici bir karşıt iddia bulunabilir. Bu nedenle, hiçbir görüş diğerine üstünlük sağlayamaz. Bu yaklaşım, dogmatik inançları sorgulamayı teşvik eder.

Fenomenler ve Gerçeklik Ayrımı: Pyrrhoncular, şeylerin nasıl göründüğünü (fenomenleri) kabul eder, ancak bunların ardındaki gerçeklik hakkında yargıda bulunmaktan kaçınır. Örneğin, “Bu elma kırmızı görünüyor” demek kabul edilebilir, ancak “Bu elma doğası gereği kırmızıdır” demek dogmatiktir.

Doğu Etkileşimleri: Pyrrhon’un Hindistan seferinde gymnosofistlerle tanışması, bazılarınca onun kuşkucu fikirlerinin Budist öğretilerden (örneğin, varoluşun geçiciliği ve bensizlik) etkilendiği şeklinde yorumlanmıştır. Ancak bu etki tartışmalıdır, çünkü kuşkuculuk Demokritosçu gelenekte de kökleri olan bir düşüncedir.

Pyrrhon’un Mirası

Pyrrhon’un felsefesi, Helenistik dönemde Stoacılık ve Epikürcülük ile rekabet etmiş, özellikle Sextus Empiricus’un yazılarıyla Roma döneminde etkili olmuştur. Rönesans’ta Montaigne ve modern felsefede Hume gibi düşünürler üzerinde derin izler bırakmıştır. Pyrrhonculuk, dogmatizme karşı eleştirel bir duruş sunarak felsefi sorgulamayı güçlendirmiştir.

Paylaşın

Peripatetik Ekol Nedir? Temsilcileri

Peripatetik Ekol, Antik Yunan filozofu Aristoteles tarafından kurulan ve onun öğretilerine dayanan felsefi bir okuldur. “Peripatetik” kelimesi, Yunanca “peripatetikos” (yürüyerek dolaşan) kelimesinden gelir.

Haber Merkezi / Peripatetik Ekol, Aristoteles’in öğrencileriyle Atina’daki Lykeion adlı okulda yürüyerek tartışmalar yapmasından türemiştir. Bu ekol, doğa, metafizik, etik, mantık, bilim ve siyaset gibi geniş bir yelpazede sistematik bir felsefi yaklaşım sunar.

Peripatetik Ekolün Özellikleri:

Mantık ve Bilgi Teorisi: Aristoteles’in geliştirdiği mantık sistemi (örneğin, kategoriler ve syllogism), ekolün temel taşlarından biridir. Bilginin deney ve gözlem yoluyla elde edildiği vurgulanır.

Metafizik: Varlığın ne olduğu, neden-sonuç ilişkileri ve töz kavramı üzerine yoğunlaşır.

Doğa Felsefesi: Evrenin işleyişi, hareket, değişim ve doğa yasaları üzerine sistematik incelemeler.

Etik ve Siyaset: Aristoteles’in “Nikomakhos’a Etik” adlı eserinde ortaya koyduğu erdeme dayalı etik anlayışı, bireyin ve toplumun mutluluğunu (eudaimonia) hedefler.

Bilimsel Yaklaşım: Peripatetik ekol, bilimsel gözlem ve sınıflandırmaya önem vererek biyoloji, fizik ve astronomi gibi alanlarda öncü çalışmalar yapmıştır.

Önemli Temsilcileri:

Aristoteles (MÖ 384-322): Ekolün kurucusu ve en önemli ismi. Mantık, metafizik, etik ve doğa bilimleri üzerine eserleriyle felsefe tarihini derinden etkilemiştir.

Theophrastos (MÖ 371-287): Aristoteles’in öğrencisi ve Lykeion’un ikinci lideri. Özellikle bitki bilimi (botanik) ve mineraloji üzerine çalışmalarıyla tanınır. “Karakterler” adlı eseri de önemlidir.

Straton (MÖ 340-268): Theophrastos’tan sonra Lykeion’un lideri. Daha çok fizik ve doğa bilimlerine odaklanmıştır.

Andronikos (MÖ 1. yüzyıl): Aristoteles’in eserlerini düzenleyip yayımlayan filozof. Metafizik kavramının isim babası olarak kabul edilir.

Aleksandros Afrodisiaslı (MS 2.-3. yüzyıl): Aristoteles’in eserlerine yaptığı yorumlarla Peripatetik felsefenin Roma döneminde devamını sağlamıştır.

Peripatetik ekol, Aristoteles’in sistematik düşünce tarzı sayesinde Orta Çağ’da İslam ve Hristiyan dünyasında büyük etki yaratmıştır. Özellikle İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd gibi İslam filozofları, Aristoteles’in fikirlerini geliştirerek Peripatetik geleneği sürdürmüştür.

Paylaşın