İsrail: Filistinliye Aşık Olan Bildirimde Bulunacak

İsrail hükümeti, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’ya girip çıkan yabancılar için yeni kısıtlamalar getirdi. Yabancıların Filistinlilerle aşk ilişkilerine kadar uzanan yeni sınırlamalar Avrupa Birliği’nin, insan hakları savunucularının ve iş dünyasının tepkisini çekti.

Batı Şeria’da yaşayan veya yaşamak isteyen yabancılar için getirilen yeni kurallardan bazıları şöyle:

  • Batı Şeria’nın işgal altındaki bölgelerinde Filistinli kimliği bulunan bir kişi ile romantik bir ilişkiye başlayan yabancıların, bu durumu 30 gün içinde İsrailli yetkililere bildirmesi gerekecek.
  • Bir Filistinli ile evlenen yabancıların 27 ay sonra Batı Şeria’yı en az altı aylığına terk etmesi istenecek.
  • Filistin üniversitelerine 150 yabancı öğrenci ve 100 yabancı öğretim üyesi kotası getirilecek.
  • Vize süreleri ve vizelerin uzatılmasına dair kurallar, birçok vakada Batı Şeria’da çalışan veya yardım kuruluşlarında gönüllü olan kişilerin birkaç aydan daha uzun süre kalmasını kısıtlayacak şekilde sıkılaştırılacak.

97 sayfalık liste yayınlandı

Pazartesi günü yürürlüğe girecek yeni kurallar, İsrail Savunma Bakanlığı’nın Filistin topraklarındaki işgal yönetiminden sorumlu birimi Cogat tarafından getirildi. İsrail hükümeti, Cogat’ın 97 sayfalık yeni kurallarının güvenlik için gerekli olduğunu savunuyor. İlk olarak şubat ayında yayımlanan ama uygulaması ertelenen kurallarda, 1990’larda yapılan ama birçok maddesi bizzat İsrail tarafından uygulanmayan geçici barış anlaşmalarına atıf yapılıyor.

‘Demografi mühendisliği’

Yabancıların Batı Şeria’daki özgürlüğünü kısıtlayacak olan kurallar birçok kesimden tepki çekti. Filistinliler ve İsrailli yardım kuruluşlarını ‘kısıtlamaların yeni bir seviyeye yükseltildiği’ tepkisini gösterirken, İsrail Yüksek Mahkemesi’nden kararın iptalini talep eden HaMoked isimli yardım kuruluşundan şu açıklama geldi: “Bu, Filistin toplumunda demografik mühendislik yapılması ve Filistinlilerin dış dünyadan tecrit edilmesi anlamına geliyor. İnsanların gelip Filistinli kurumlarda çalışmasını, gönüllü olmasını, yatırım yapmasını, öğretmenlik ve öğrencilik yapmasını zorlaştırıyor.”

‘Aparteid düzenlemesi’

Filistin Kurtuluş Örgütü’nden de, yeni kısıtlamalar için “tek devletin ve iki farklı sistemin gerçekliğini dayatan apartheid düzenlemeleri” nitelemesi geldi. Giriş Hakkı (Right to Enter) isimli insan hakları kuruluşu ise “İsrailli yetkililerin ayrımcı, gaddar ve keyfi eylemlerinin aileleri zorla birbirinden ayırdığını” belirtti.

Avrupa Komisyonu da, Erasmus öğrenci değişim programından faydalanan İsrail’in Filistinlileri aynı haktan mahrum bırakmasına tepki gösterdi.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Hamas’tan Türkiye’ye ‘İsrail’ Tepkisi: Reddediyoruz

Türkiye ve İsrail’in ilişkilerini en üst düzeye çıkarması ve karşılıklı büyükelçi atama kararı almasını Sputnik’e değerlendiren Hamas’ın Siyaset ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Dr. Basem Naim, bu adımın İsrail’in işgallerine yeşil ışık anlamına geldiğini ifade etti.

Naim, “İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz” dedi.

Rus haber ajansı Sputnik’ten Turan Salcı’ya konuşan Naim, “İsrail işgali altındaki Filistin halkı olarak, İsrail devleti ile normalleşmeye yönelik herhangi bir adımın bu işgalin meşrulaştırılmasına, Kudüs dâhil yasadışı yerleşimlerin genişletmesine ve halkımıza karşı savaş suçları işlemeye devam etmesine yeşil ışık olduğunu düşünüyoruz” diyerek şöyle devam etti:

“Bu nedenle İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz. Bu nedenle tüm Arap, İslam ve dünya genelindeki dost ülkelerimizi, Filistin’e bağımsız egemen devlet haklarını verene kadar, köylerimize ve şehirlerimize geri dönene kadar yani rejim uluslararası hukuktaki yükümlülüklerini yerine getirene kadar İsrail’i boykot etmeye ve yaptırım uygulamaya çağırıyoruz.”

‘İşgali ve kuşatmayı sürdürmesine destek’

“Türk devletinin, bağımsız egemen bir Filistin devletinin haklarına sürekli desteği olduğunu biliyoruz” diye devam eden Naim, “Ancak Filistin’e ulusal haklarını vermeden işgal rejimiyle ilişkinin normalleşmesine yönelik herhangi bir adım İsrail rejimine işgallerini ve kuşatmalarını sürdürme planlarına destek ve planlarını bizim topraklarımızda uygulamaya devam etmelerine yeşil ışık olarak görülecektir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsrail’in Hedef Aldığı Filistin İslami Cihat Örgütü Nedir?

İsrail ordusu, “Şafak” operasyonu kapsamında Filistin’e yönelik son saldırılarında İslami Cihat Örgütü’nü hedef aldığını açıkladı. İsrailli yetkililerden yapılan açıklamada “Gazze Şeridi’nde İslami Cihat Hareketi kaynaklı tehditler karşısında ordunun harekete geçtiği” bildirildi. 

Gazze saldırılarının 3. gününde İslami Cihat üst yöneticisi Halid Mansur’un öldürüldüğü açıklandı. Örgütün önde gelen isimlerinden Teysir el-Caberi’nin de cuma günkü İsrail saldırılarında Gazze’de öldürüldüğü duyurulmuştu.

İsrail, Filistin İslami Cihat Örgütü’nün İran ile bağlarını giderek derinleştirdiğini öne sürüyor.

İsrail Başbakanı Yair Lapid, örgütün saldırı tehdidini gerekçe göstererek cuma günü operasyon izni verdiğinde İslami Cihat lideri Ziyad en-Nahhale’nin İran’da olduğunu söyledi.

Ziyad en-Nahhale cumartesi günü İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami ile Tahran’da bir araya geldi. Selami’nin en-Nahhale’ye “Bu yolda sonuna kadar yanındayız.” dediği aktarıldı.

Filistin İslami Cihat Örgütü kimdir?

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Filistin İslami Cihat Örgütü, İsrail devletine karşı silahlı İslami direniş hareketi olarak 1981’de kuruldu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan grup 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın “kardeş örgütü” olarak görülüyordu.

Her iki örgüt de Mısır’da başlayan ve sonrasında Arap coğrafyasına yayılan “Müslüman Kardeşler” hareketinden doğdu.

1992’de “Kudüs Tugayları” olarak bilinen askeri kanadı kurulan İslami Cihat’ın merkezi Gazze ancak Batı Şeria’da da güçlü bir varlığı olduğu biliniyor.

Örgütün kurucusu ve ilk lideri, 1995’de İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad tarafından Malta’da öldürülen yazar ve Doktor Fethi Şikaki’ydi.

İslami Cihat özellikle 2000-2005 yılları arasında İsraillileri hedef alan çok sayıda intihar saldırısını üstlendi. Örgüt, 1989’da Tel Aviv-Kudüs seferi yapan bir otobüse saldırı düzenlemiş ve saldırıda 16 kişi hayatını kaybetmişti.

İsrail ile müzakereyi reddeden İslami Cihat, Oslo Anlaşması’na şiddetle karşı çıkıyor. Örgüt İsrail yanlısı olarak gördüğü anlaşmanın Filistinlilere ve haklarına zarar verdiğini düşünüyor.

Örgüt geçtiğimiz mayıs ayında İsrail’le yaşanan çatışmalarda Hamas’la koordineli bir şekilde faaliyet göstermişti ancak İsrail’in son saldırılarında Hamas’tan bağımsız hareket etmeye başladı. Hamas cuma gününden bu yana İsrail saldırılarına yanıt vermedi.

Paylaşın

İsrail, Filistinlilere İşkence Etmeye Devam Ediyor

Filistin halkının “büyük felaket” olarak tanımladığı en-Nakba; Filistin halkının topraklarından sökülüp göçe zorlandığı 15 Mayıs 1948, aynı zamanda Filistinlilerin emperyalist devletler tarafından kendi kaderini tayin etme hakkının önüne set çekildiği de tarih.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), “En Nakba” için yayınladığı basın açıklamasında, İsrail’in saldırı politikasının devam ettiğine dikkat çekti. Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları imzalı açıklama şöyle:

Açıklama şöyle:

“74’üncü yıldönümünde, İsrail devletinin uyguladığı sistematik saldırı politikası bugün halen devam ediyor. Filistin halkına olduğu kadar, başta Araplar olmak üzere diğer tüm bölge halklarının mücadelelerine karşı sınırsız şiddet, işgal ve savaş saldırıları onlarca yıldır sürüyor. Filistin-İsrail arasındaki çözümsüzlük giderek daha fazla derinleşiyor.

İsrail hükümetleri yeni yerleşim alanlarını uluslararası hukuka aykırı bir şekilde inşaya açarak Filistinlileri evlerinden etmeye devam ediyor. AKP iktidarı ise tüm bu zulme karşın; İsrail ile askeri, siyasi ve ekonomik anlaşmalar yapmaya devam ediyor. İkiyüzlü dış siyaset politikasını Filistin meselesinde de sürdürüyor, her geçen gün İsrail ile yaptığı ticaret hacmini artırmaya dönük hamleler yapıyor. Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşmesi sonrası birlikte çalışmaya devam edeceklerinin basına yansıması bunun son örneğidir.

Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’yi katledip, cenazesine saldıran İsrail güçlerinin görüntüleri ile sürgünde hayatını kaybeden, dün Dersim’de memleketinde defnedilmek istenen siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırı görüntüleri; her iki devletin izlediği politikaların ne kadar aynı olduğunu gözler önüne serdi.

Türkiye-İsrail ticareti durdurulmalı, ikili ilişkiler gözden geçirilmeli ve bu iki yüzlü politikalara son verilmelidir. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası toplum Filistin’de yaşanan zulmün son bulması için acil rol ve sorumluluk almalıdır. Yeni Nakba anlamına gelen “Yüzyılın Projesi”ne geçit verilmemelidir.

Filistin halkının ortak olmadığı hiçbir yol çözüm olamaz. Filistin sorunu ancak demokratik yöntemlerle ve onurlu bir barışla çözülür. Filistin ve tüm Ortadoğu halklarına dayatılan ulus-devlet anlayışının tekçi, katliamcı politikalarını reddediyoruz. Çözüm; halklar ve inançların özgür ve eşit koşullarda yaşayacağı, ortak yaşam modelleri ile mümkündür.”

Nakba hakkında

İsrail’in kurulması Filistinliler için katliam ve sürgün hayatının başlaması anlamına geliyor, Filistinliler her yıl bu günü Nakba (büyük felaket) adıyla anıyor.

Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) dediği, İsrail’in kuruluş yıldönümü  Filistinlilerin İsrail’in 1948 yılında kurulduğu tarihe atıfla felaket olarak niteledikleri olay. Nekbe 700 binden fazla Filistinlinin 1948’de topraklarından sürülmesinin adı. Sözcük ilk olarak Arap aydını Konstantin Zureyk tarafından Ağustos 1948’de ortaya atıldı.

Zureyk, Nekbe sözcüğünü ‘sürmekte olan’ olarak kullandı. Zira 500’den fazla Filistin köyünün yıkımı 1948’de değil, İsrail  işgali takip eden yıllar içerisinde gerçekleşti.

Her yıl, “Nekbe Günü” olan 15 Mayıs’ta Filistinliler evlerine dönme talebiyle gösteriler yaparken, mülteciler uzun süredir kayıp olan evlerinin anahtarlarını sembol olarak saklıyor.

Birleşmiş Milletler Yardım ve Kalkınma Ajansı’na (UNWRA) göre,  Ortadoğu ülkelerine dağılmış dört milyondan fazla kayıtlı Filistinli mülteci var.

Filistin resmi rakamlarına göre, İsrail tarafından işgal edilen Filistin topraklarında 1948 yılında 1 milyon 400 bin Filistinli yaşamaktaydı. Bu nüfusun 800 bini köylerinden çıkarılarak, Batı Şeria veya Lübnan, Ürdün ve Suriye gibi komşu ülkelere sürüldü.

An itibariyle tarihi Filistin topraklarında 11.8 milyon kişi yaşıyor. Yahudi nüfusun oranı yüzde 51 olmasına rağmen, söz konusu toprakların yüzde 85’inde yaşıyor. Geriye kalan yüzde 15’lik bölümde ise nüfusun yüzde 49’u, yani Filistin halkı hayatını devam ettirmeye çalışıyor.

El Cezire gibi kaynaklara göre, 1948’de Siyonist çeteler 70 farklı katliam gerçekleştirdi. Bu katliamlarda 15 bin Filistinli hayatını kaybetti.

1948 öncesinde Filistinliler, 1300 köy ve şehirde yaşamaktaydı. Yahudiler bu iskan alanlarının 774’ünü ele geçirdi ve 531 köyü tamamen yerle bir etti.

1948 yılında 1.4 milyon olan Filistinlilerin bu günkü toplam nüfusu 11.6 milyondur. Bu nüfusun 5.6 milyonu Batı Şeria ve Gazze’de geri kalanı ise hala sürgünde yaşamaktadır. Lübnan’daki kamplarda yaşayan Filistinliler’e eğitim ve mülk edinme gibi hiçbir hak tanınmamaktadır.

Filistin Kurtuluş Örgütü, komşu ülkelerde yaşayan Filistinlilere vatandaşlık verilmesine karşı tavır sergilediğinden, yıllardır Filistin halkı üçüncü sınıf bir kenar mahalle sakini olarak kabul edilmektedir. Sadece Ürdün FKÖ’nun baskılarına rağmen Filistinlilere vatandaşlık vermiştir.

Ürdün’de yaşayan Filistinliler, Lüban ve Suriye’deki Filistinlilere oranla daha fazla iş, eğitim, mülk edinme, özgüven, vatan ve devlet gibi insani duygulara sahiptir. Diğer ülkelerdeki Filistinli nesiller, hala Nekbe’yi veya faciayı yaşamaktadır.

2013 verilerine göre halen, 5.3 milyon Filistinli sığınmacı durumundadır. Sığınmacıların yüzde 59’u Ürdün, Suriye ve Lübnan’da, yüzde 17’si Batı Şeria’da, yüzde 24’ü ise Gazze’de yaşamaktadır. Gazze aslında bir mülteci kampıdır.

Lübnan’da 12, Suriye’de 9, Ürdün’de ise 10 ayrı sığınmacı kampı bulunmaktadır. Buralara hala Arapça’da çadır kent anlamına gelen, “muhayyemat” denilmektedir.

Vatanlarını bütün uygulamalara rağmen terk etmeyen Filistinlilere “48” Filistinlileri deniliyor. İsrail topraklarında İsrail vatandaşı olarak yaşayan “48” Filistinlilerinin nüfusu 2012 verilerine göre 1.4 milyon.

1918 yılında Filistin’de yaşayan Yahudiler, nüfusun yüzde 8’ini oluşturuyordu. Toprakların ise sadece yüzde 1.56’sı Yahudilere aitti. “Nekbe” internet sitesi verilerine göre 1800 yılında Filistin’de 5 bin civarında Yahudi vardı. 1918’e gelindiğinde sayı 55 bine, 1948 yılında ise 650 bine yükseldi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın