Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Babacan, afetlerde zarar gören vatandaşların ve esnafın yaralarının bir an önce sarılması gerektiğini belirtti. Afetlere hazırlık konusunda merkezi yönetim ve belediyelerin önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Babacan, yanlış imar planları, imar afları ve denetim eksikliklerinin insan hayatını tehlikeye attığını ifade etti.
“Bütçede öncelik üretim değil, faiz”
2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ni eleştiren Babacan, bütçenin iktidarın ekonomi politikalarındaki önceliklerini ortaya koyduğunu söyledi. Faiz giderleri için ayrılan kaynağın büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, 2027 yılında faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrıldığını belirtti.
Babacan, 2026 yılı için güncellenen faiz ödeneğiyle karşılaştırıldığında 2027’deki artışın yüzde 41’e ulaştığını, buna karşılık Orta Vadeli Program’da 2027 yılı enflasyon beklentisinin yüzde 21 olarak açıklandığını hatırlattı.
Emekli maaşları, asgari ücret, çiftçi gelirleri ve esnaf kazançlarında da benzer oranlarda artış yapılıp yapılmayacağını soran Babacan, iktidarın bütçe tercihlerini eleştirerek, “Bütçede öncelik üretim değil, alın teri değil, faiz” dedi.
Faiz ödemelerinin gelir dağılımını da etkilediğini savunan Babacan, bütçenin yoksul kesimlerden varlıklı kesimlere kaynak aktarımına yol açtığını öne sürdü. Eğitim, tarım ve sağlık gibi alanlara ayrılan kaynakların da bütçe önceliklerini gösterdiğini belirten Babacan, ekonomide üretim ve emeğin ön plana çıkarılması gerektiğini dile getirdi.
Fon krizi için Meclis araştırması çağrısı
Konuşmasının önemli bölümünü fon krizine ayıran Babacan, milyonlarca insanın birikimini ilgilendiren olayın tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından bir video izleten Babacan, Şimşek’in bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerine ilişkin sözlerini hatırlattı.
Babacan, bu açıklamadan hareketle hükümete, söz konusu iddialara ilişkin neden daha önce etkili adımlar atılmadığını sordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olaydan haberdar olup olmadığı konusunda da açıklama beklediğini belirten Babacan, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 11 Aralık 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından da bir video paylaşan Babacan, Şimşek ve Yılmaz’ın açıklamaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.
Fon krizine ilişkin listelerin açıklanmasını ve TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Babacan, denetim mekanizmalarının bağımsız biçimde çalışması gerektiğini söyledi. Haksız kazançların iade edilmesinin sorumluları cezadan kurtarmaması gerektiğini de vurgulayan Babacan, aksi yaklaşımın yeni dolandırıcılık olaylarını teşvik edebileceğini belirtti.
Babacan, fon krizinin yalnızca ekonomik büyüklükler üzerinden değerlendirilmesine de karşı çıktı. Kaybedilen birikimlerin vatandaşların ev ve araba hayallerini, işletme sermayelerini ve eğitim planlarını etkilediğini söyleyen Babacan, yaşananları “bir siyasi ahlak meselesi” olarak nitelendirdi.
“Şirket değerlerindeki kayıp 100 milyar dolar”
Fon krizi sonrasında Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerinde 100 milyar dolarlık düşüş yaşandığını savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık gelirleriyle karşılaştırdı.
Babacan, bu yılki yaş çay rekoltesini 1 milyon 400 bin ton, kilogram başına alım fiyatını ise 35 lira olarak hesapladığını belirterek, toplam değerin yaklaşık 49 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi.
Türkiye’nin yıllık fındık üretiminin değerini de yaklaşık 2 milyar dolar olarak değerlendiren Babacan, şirket değerlerindeki kaybın büyüklüğünü vurguladı. Bu karşılaştırmalarla fon krizinin ekonomik etkilerine dikkat çeken Babacan, mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini kaydetti.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması için şeffaflık istedi
Babacan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerinde ise İslam ülkeleri arasındaki iş birliğini desteklediklerini ancak anlaşmanın içeriğinin açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi.
Anlaşma metninin TBMM’ye sunulma sürecine ilişkin eleştirilerde bulunan Babacan, kamuoyunun metne uluslararası basın üzerinden ulaşabilmesini sorguladı. Anlaşmanın hangi tehditlere karşı hazırlandığının, hangi koşullarda uygulanacağının ve Türkiye’nin hangi durumlarda askeri yardım sağlayacağının açıklanmasını istedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkede görevlendirilmesi konusunda ayrıca Meclis kararının gerektiğini vurgulayan Babacan, anlaşmada yer aldığı belirtilen 10 yıl boyunca çekilememe şartına da dikkat çekti. Metinde teknik hatalar ve birbiriyle çelişen ifadeler bulunduğunu ileri süren Babacan, şeffaflığın ve uzman değerlendirmelerinin önemini dile getirdi.
Türkiye’nin bölgesel gelişmelerde ilkeli ve güvenilir bir arabulucu rolünü koruması gerektiğini belirten Babacan, anlaşmanın hedefleri ve uygulama koşulları konusunda sorularının yanıtlanmasını istedi. Mısır ve İran’ın da dahil olacağı daha geniş bir bölgesel iş birliğinin değerlendirilmesi gerektiğini savunan Babacan, mevcut sorular yanıtlanmadan anlaşmayı destekleyemeyeceklerini ifade etti.
“Milletin verdiği yetki bir emanettir”
Konuşmasının son bölümünde kamu yönetiminde hukuk, liyakat ve siyasi ahlak vurgusu yapan Babacan, devlet yönetiminin millete karşı sorumluluk taşıdığını söyledi.
Kamu kaynaklarının korunması ve hukukun herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirten Babacan, siyasi bağlantıların emeğin ve liyakatin önüne geçmemesi gerektiğini ifade etti. Kamu ihaleleri, imar düzenlemeleri ve yolsuzlukla mücadele alanlarında reform çağrısını yineleyen Babacan, iktidarın bu konularda adım atmaması halinde seçmenin sandıkta karar vereceğini söyledi.
Babacan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bizim istediğimiz alın terinin, emeğin, dürüstlüğün yeniden değer kazandığı bir Türkiye’dir.”




























