DİSK: Milyonlarca İşçinin 28,5 Puanlık Zammı Gasp Edildi

İşçi, memur ve emekli maaş zamlarına ilişkin açıklama yapan DİSK, açıklamasında, “12 Aylık ortalamalara göre  enflasyon yüzde 58,51, asgari ücret zammı sadece yüzde 30. Milyonlarca işçinin 28,5 puanlık zammı gasp edildi” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “2024 yılı son 6 aylık enflasyon yüzde 15,75. İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için uygulanacak zam oranı yasa gereği yüzde 15,75, memur emeklileri zam oranı yüzde 11,54” denildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), TÜİK, 2024 yıl sonu enflasyon verileriyle hesaplanan işçi, memur ve emekli maaş zamlarına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“TÜİK milyonların ekmeğiyle oynadı!
Resmi enflasyon oranları açıklandı!
Aralık 2024 enflasyonu sadece yüzde 1,03!!!
2024 yıl sonu resmi enflasyonu yüzde 44,38
12 Aylık ortalamalara göre enflasyon yüzde 58,51!

Asgari ücret zammı sadece yüzde 30!
Milyonlarca işçinin 28,5 puanlık zammı gasp edildi.
2024 yılı son 6 aylık enflasyon yüzde 15,75!
İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için uygulanacak zam oranı yasa gereği yüzde 15,75.
Memur emeklileri zam oranı yüzde 11,54!”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon, Aralık 2024’te aylık bazda yüzde 1,03 olurken, yıllık bazda yüzde 44,38’e geriledi.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise tüketici fiyatlarında artışı aylık 2,34; yıllık yüzde 83,40 olarak hesapladı.

TÜİK’e göre yıllık bazda en hızlı fiyat artışı yüzde 91,64 ile eğitimde kaydedildi. Fiyat değişimi en az, yüzde 25,88 artışla ulaştırmada görüldü. Aylık bazda giyim ve ayakkabı kategorisinde eksi yönlü fiyat hareketi görülürken ev eşyası yüzde 2,78 ile artışın en yüksek yaşandığı grup oldu.

TÜİK Kasım ayında enflasyonun aylık yüzde 2,24; yıllık yüzde 47,09 oranında arttığını hesaplamıştı.

Aralık verisiyle birlikte emekli zamlarına etki eden altı aylık enflasyon farkı da belli oldu. Altı aylık enflasyon oranı yüzde 15,75 olarak hesaplanırken SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarında bu oranda artış yapılacak.

Paylaşın

DİSK, TÜRK-İŞ Ve HAK-İŞ’den “Asgari Ücret” Çağrısı: İnsanlık Onuruyla…

DİSK, Türk-İş ve Hak-İş, asgari ücretin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre işçinin ve ailesinin insanca yaşamasını mümkün kılacak ve insanlık onuruyla bağdaşacak şekilde belirlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ), asgari ücrette ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay ve HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın imzasını taşıyan ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İşçiler enflasyonun sebebi değil mağdurudur. Enflasyon artışını ücret gelirlerinde gören yaklaşım kabul edilemez. Asgari ücret, emeğe gösterilen saygının ölçüsüdür. Ülkemizdeki asgari ücret düzeyi AB üyesi çoğu ülkenin gerisindedir. Türkiye’nin rekabet şartları düşük ücret politikasıyla sağlanmamalıdır.

Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde, gelir dağılımında adaleti ve iyileştirmeyi temel alan, refahın geniş kitlelere yayılmasını amaçlayan bir yaklaşımla asgari ücretin tespit edilmesi, toplumsal huzur ve iş barışının sağlanması için gereklidir.

İşçi temsilcileri, ‘insan onuruna yaraşır’ bir düzeyde asgari ücret belirlenebilmesi için, komisyon çalışmaları sırasında temel alınması gereken ilkeleri aşağıdaki biçimiyle savunmaktadır: Asgari ücretin saptanmasında Anayasa’da yer alan ‘geçim şartları’ yaklaşımına öncelikle uyulmalıdır.

Günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre işçinin ve ailesinin insanca yaşamasını mümkün kılacak ve insanlık onuruyla bağdaşacak asgari ücret belirlenmelidir. Asgari ücret, herhangi bir ayrım yapılmadan yine ulusal düzeyde tek olarak belirlenmelidir.

İşçilerin arasında nitelik, kıdem, işin mahiyeti gibi ekonomik amaçlı değerlendirmelerin tümünden bağımsız olarak ele alınmalıdır. Asgari ücret, sosyal bir ücret olarak kabul edilmeli ve buna göre belirlenmelidir.

Devlet çalışanlar arasında ayrım yapmamalı, kamuda geçerli en düşük aylık tutarını asgari ücret belirlenirken de dikkate almalıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı ve asgari ücret teşviki sadece sendikal örgütlenmenin olduğu iş yerleri için uygulanmalıdır.”

İlk toplantı  10 Aralık’ta

Öte yandan 2025’te uygulanacak asgari ücreti belirlemek için toplanacak olan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ilk toplantı tarihi 10 Aralık olarak netleşti. 15 üyeden oluşan komisyonda, işçileri TÜRK-İŞ, işverenleri TİSK temsil edecek.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı temsilcileriyle, asgari ücretle çalışan dört çalışan da komisyonda yer alacak. İlk kez bir gazeteci de komisyonda yer alacak.

İlk toplantının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılması bekleniyor. Görüşmelerde ekonomik göstergeler değerlendirilecek. Asgari ücret şu an 17 bin 2 lira. Bu ücrete 2024’te, 2023’teki gibi ara zam uygulanmadı.

Türk-İş’in ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın Kasım 2024 sonuçlarına göre dört kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden ‘açlık sınırı’ 20 bin 562 lira oldu.

Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ysa 66 bin 976 lira. Araştırmaya göre bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ aylık 26 bin 712 lira.

Ankara’da yaşayan dört kişilik ailenin asgari gıda harcaması bir önceki aya göre yüzde 0,64 arttı. Son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 46,60, yıllık ortalama artışsa yüzde 67,20 hesaplandı.

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, asgari ücretin insanın insanca yaşayabileceği, hayat standartlarını rahatlatıcı düzeyde olması gerektiğini söyledi.

Atalay, “Rakamdan öte insanın insanca yaşayabileceği ve en azından hayat standartlarına nefes aldıracak ücret olması lazım. Asgari ücrete bir rakam koyarsın, enflasyon devam ettiği müddetçe asgari ücretin ne önemi, ne özelliği var” dedi.

Paylaşın

Dar Gelirlinin “Gıda Enflasyonu” Yüzde 86,2

DİSK-AR’ın  TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre; emeklinin gıda enflasyonu yüzde 67 olurken, dar gelirlinin gıda enflasyonu ise yüzde 86,2 oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi DİSK-AR, kasım ayı enflasyon verileri sonrası her ay olduğu gibi değerlendirme yayımladı. “Enflasyon çok yüksek, yoksulun enflasyonu daha da yüksek!” başlıklı değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:

“TÜİK verilerine göre TÜFE’deki değişim 2024 Kasım’da bir önceki aya göre yüzde 2,24 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,09 oldu. 2024 yılının ilk on bir ayında ortalama fiyat artış oranı ise yüzde 42,91 olarak gerçekleşti.

2024 Kasım döneminde en yüksek fiyat artışı yıllık yüzde 92,5 ile eğitim oldu. İkinci en yüksek fiyat artışının görüldüğü harcama grubu yıllık yüzde 74,45 artışla konut olurken üçüncü harcama grubu ise yüzde 60 ile lokanta ve oteller oldu. Gıda enflasyonu da ortalama enflasyonun üzerinde gerçekleşti ve yüzde 48,57 oldu.

TÜİK, Kasım 2024 döneminde gıda enflasyonunu yüzde 48,57 olarak açıkladı. Ancak bu enflasyon halkın hissettiği gerçek enflasyonu yansıtmaktan oldukça uzak bir oran. DİSK-AR’ın  TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 67 oldu. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 54,2 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 67,8 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 86,2 olarak gerçekleşti.

Son bir yıllık seriye baktığımızda ortalama resmi enflasyon ile en yoksul kesimin enflasyonu arasında ciddi bir fark olduğu ortaya çıkıyor.

Yüksek gelir gruplarının daha düşük gıda enflasyonu hissettiği görülüyor. Dördüncü (yüksek) yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 47,3 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 34,1 oldu. Böylece en yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 86,2 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 34 düzeyinde kaldı. Bu durum enflasyonun gelir gruplarına, farklı toplumsal kesim ve sınıflara göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor.

Gıda enflasyonunda olduğu gibi resmi ortalama enflasyon oranları da düşük gelirlilerin, emekçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ve hissettiği oranlar değildir. Uluslararası alanda Avrupa, ABD, Almanya ve Japonya Merkez Bankaları gibi çeşitli kuruluşlar tarafından hissedilen/algılanan ve beklenen tüketici enflasyonu düzenli olarak yayımlanıyor. Ancak TÜİK, aylık Tüketici Eğilim Anketi gerçekleştirmesine rağmen, bunun çıktısı olan “hissedilen/algılanan enflasyon”u açıklamıyor. TÜİK, uluslararası kuruluşların yaptığı gibi halkın hissettiği/algıladığı enflasyon oranı ve beklenen enflasyonu da elinde hazır bulunan verileri işleyerek yeni bir veri olarak yayımlamalıdır.  TÜİK ayrıca gelir gruplarına göre enflasyon farklılaşmasını da açıklamalıdır.

TÜFE ve gıda fiyatları endeksi artmaya devam ediyor. 2005 Kasım’da 122 olan TÜFE endeksi, Kasım 2024’te 2657’ye yükseldi. 2005 Kasım’da 116 olan gıda fiyatları endeksi ise 2024 Kasım’da 3792’ye yükseldi. Kasım 2005’te yüzde 7,6 olan yıllık enflasyon oranı Kasım 2024’te yüzde 47,09 oldu. Kasım 2005’te yüzde 5,7 olan yıllık gıda enflasyonu ise Kasım 2024’te yüzde 48,5’e yükseldi.

Öte yandan son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başladı. Kasım 2005’te TÜFE’yle benzer seyreden gıda fiyatları endeksi Kasım 2024’te TÜFE’nin 1135 puan üstüne çıktı.

TÜİK veri saklamaya devam ediyor

TÜİK madde fiyat listesini Haziran 2022’den bu yana açıklamadığı için ürün ve hizmet bazında ortalama fiyatlar tam olarak bilinmiyor. TÜİK, DİSK tarafından açılan ve kazanılan davaya rağmen yargı kararını uygulamayı reddetti. Bu nedenle enflasyon oranını hesaplanmasına kaynak teşkil eden madde fiyat listesi görülemiyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığın hukuksuz işleme koymama kararı, TÜİK’in madde sepeti ve ortalama madde fiyatlarına ilişkin veri setini açıklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumları keyfi olarak hareket edemez. TÜİK’in yöneticileri Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını gecikmesizin yerine getirmek zorundadırlar.”

Enflasyon, ENAG’a göre yüzde 86,76, TÜİK’e göre yüzde 47,09

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım ayı enflasyon oranlarını açıkladı. Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Ekim ayına göre yüzde 2,24 arttı. Yıllık artış ise yüzde 47,09 olarak kayıtlara geçti.

TÜİK verilerine göre, son bir yılın ortalamaları dikkate alındığında tüketici fiyatları yüzde 60,45, yurt içi üretici fiyatları ise yüzde 42,6 arttı.

Geçen yılın Kasım ayı ile kıyaslandığında fiyatların en fazla arttığı gruplar yüzde 92,49 ile eğitim ve yüzde 74,45 ile konut oldu. En az fiyat artışı ise yüzde 26,24 ile ulaştırma ve yüzde 31,45 ile giyim ve ayakkabıda kaydedildi. Aylık değişimlerde ise en fazla fiyat artışı yüzde 5,1 ile Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yaşandı. Giyim ve ayakkabı grubunda ise Ekim ayı ile kıyaslandığında Kasım’da yüzde 0,25 fiyat düşüşü olduğu kaydedildi.

Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre ise, tüketici fiyatları Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 4,06, geçen yılın Kasım ayına göre de yüzde 86,76 arttı. ENAG’ın geçen ay için hesapladığı yıllık enflasyon ise yüzde 89,77 olarak açıklanmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek enflasyon rakamlarıyla ilgili “Hizmet enflasyonundaki gerileme ve iyileşen enflasyon beklentileri katılıkları azaltmada önemli mesafe katettiğimizi gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 72 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 20 bin 860 liraya, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak hesaplanan yoksulluk sınırı ise 72 bin 156 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 33 bin 634 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) / Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), ekim ayına ilişkin açlık ve yoksulluk verilerini açıkladı.

Buna göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı ekim için 20 bin 860 liradır. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 72 bin 156 lira olarak gerçekleşmiştir.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 5 bin 837 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 5 bin 564, 15-18 yaş bir genç için 5 bin 802, 4-6 yaş arası bir çocuk için 3 bin 657 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 20 bin 860 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 72 bin 156 liraya ulaşmaktadır.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 33 bin 634 lira olmalıdır. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 33 bin 634 lira olarak tespit edilmiştir.

Günlük harcamalarda ekim ayında en yüksek maliyet grubunu 211.62 liralık harcama gereksinimi ile meyve sebze grubu oluşturmaktadır. İkinci en yüksek maliyetli harcama grubu 182.6 liralık harcama gereksinimi ile süt ve süt ürünleri olmuştur. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 131.97 liradır.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 57.11 liradır. Katı yağ ve sıvı yağ ise 34.67 lira masraf yapılması gereken ürün grubudur. Yumurta için 11.86, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 16.02 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda meyve ve sebze yüzde 30.4 ile ilk sıradayken, süt ve süt ürünleri grubununun payı yüzde 26.3’tür. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı ise yüzde 25.5 oldu. Ekmek, makarna vb. için pay yüzde 10.5, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7.3 oldu.

Paylaşın

DİSK’ten Saraçhane’de Miting: Bu Kara Tablo AKP’nin Eseri

Saraçhane’de gerçekleştirilen “Büyük İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur” dedi.

Arzu Çerkezoğlu ayrıca, “Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için yan yanayız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), İstanbul Saraçhane’de miting düzenledi. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “Büyük İşçi Buluşması” adı verilen mitingde açıklamalarda bulundu. Çerkezoğlu’nun açıklamasında öne çıkan bölümler şöyle:

“İki yılı aşkın süredir gelirde adalet, vergide adalet mücadelesi veriyoruz. İş yerlerinden başladık, meydanlara taşıdık sesimizi. Binlerce imza topladık. İstanbul’dan Ankara’ya yürüdük. Şimdi de yeni bir mücadele süreci içerisindeyiz. Türkiye’nin dört bir yanında, bütün illerde işçi buluşmaları yaptık.

Ardından bölge mitinglerine başladık. İzmir’de sokakları kırmızıya boyadık. Binlerce arkadaşımızla birlikte haykırdık. Şimdi Saraçhane’deyiz. Bu meydan, işçi sınıfının bundan 63 yıl önce ayağa kalktığı meydan.

Bizi asgari yaşama, asgari ücrete en düşük emekli aylığına mahkum edenlere hesap sormak için buradayız. Sendikal haklarımızı yok sayanlardan hesap sormak için buradayız. Sermaye zihniyetine karşı, vergide adalet için yan yanayız. Emeğimiz, ekmeğimiz için, eşitlik, özgürlük için yan yanayız.

Önce şunun adını koyalım: Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur. 2 yıldır meydanlardan yükselen bu sesi duymayanlar, bu politikalarda ısrar etmeye devam ediyorlar.

Enflasyon düştü mü? Çarşıda pazarda enflasyonun düştüğünü gören var mı? Bizi yoksulluğa mahkum eden bu politikalara asla teslim olmayacağız. Orta Vadeli Program’da ne var? Güvencesiz çalışma var, sosyal güvenliğe ayrılan payın azaltılması var. Yani emekli olmak daha da zorlaşacak. Emeklilikteki bütün mağduriyetler devam edecek. Ucubu sistemle 12 bin 500 liraya milyonlarca emekliyi mahkum edecekler.

Bir de büyük bir tuzak var. Maaşlar o kadar düştü ki ikinci emekli aylığı aldatmacası adı altında tamamlayıcı emeklilik sigortası var. Bu ne demek çok iyi biliyoruz. Biz tanıyoruz bu tuzağı. Kıdem tazminatımızı ortadan kaldırmak var. Asla aklınızdan bile geçirmeyin. Daha önce kıdem tazminatını gasp etmek için her türlü girişim, DİSK’in duvarlarına nasıl çarpıp geri döndüyse aynı kararlılığı sürdürüyoruz.”

Paylaşın

DİSK’ten “Kıdem Tazminatı” Açıklaması: “Ölmek Var Vermek Yok”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir riskinde kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret ederek, “Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu?” dedi ve ekledi:

“Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

DİSK’in ‘Yeter artık, geçinemiyoruz’ sloganıyla düzenlediği bölge mitingi Mersin’de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda yapıldı. Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Niğde ve Karaman’dan işçilerin katıldığı mitinge DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, CHP Mersin Milletvekilleri Gülcan Kış ve Hasan Ufuk Çakır, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Toroslar Belediye Başkanı CHP’li Abdurrahman Yıldız katıldı.

Artı Gerçek’ten Abidin Yağmur’un aktardığına göre; Mitingin kadın cinayetlerinin sembol ismi Özgecan Aslan’ın adının verildiği meydanda yapıldığına dikkat çeken DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Diyarbakır’da Narin’in, Tekirdağ’da Sıla bebeğin yaşadığı acıları herkesin yüreğinde hissettiğini söyledi. Çerkezoğlu, “Biliyoruz ki çocuklarını koruyamayan bir ülke geleceğini de koruyamaz. Kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin arttığı bir ülke çocuklarının geleceğini koruyamaz” diye konuştu.

Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için alanlara çıktıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Herkesi asgari ücrete, herkesi asgari emekli maaşına, herkesi asgari bir yaşama mahkum etmeye çalışanlardan hesap sormak için bir aradayız” dedi.

Türkiye işçi sınıfının bugün yaşadığı sorunların ilk adımlarının 12 Eylül 1980 darbesinden sonra atıldığına işaret eden Çerkezoğlu, “Adını doğru koyalım bugün yaşadığımız bu ağır tablo, bu işsizlik, bu yoksulluk, bu hayat pahalılığı tesadüf değil. Ülkeyi yöneten iktidarın ekonomi kurmaylarının, o sık sık değişen maliye bakanlarının beceriksizliği ve iş bilmezliği değil. 22 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonucudur. Oysa tam tersi mümkün. Yeter ki tercihler değişsin. Yeter ki gelirde, vergide, ülkede adalet sağlansın” diye konuştu.

“Bu düzenin bütün çarkları yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmak için dönüyor” diyen DİSK Başkanı Çerkezoğlu, geçtiğimiz günlerde açıklanan orta vadeli programda yer alan öngörülerin de bunu kanıtladığını söyledi. Çerkezoğlu, “Orta vadeli program dediğimiz hükümetin önümüzdeki 3 yılda yapacaklarının özeti. Orta vadeli programda hayat pahalılığı var. Orta vadeli programda daha düşük büyüme var. Yani daha fazla işsizlik var. Orta vadeli programda enflasyonu düşürmek için asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretleri baskılamak var.

Tutturmuşlar bir yalan. Enflasyonun nedeni ücretlermiş. Koca bir yalan arkadaşlar, koca bir yalan. Türkiye’de enflasyonun nedeni işçinin, emekçinin ücreti değil. Enflasyonun nedeni dolarizasyon. Şirketlerin, bankaların aşırı kârları, arz problemleri. Ülkeyi üretimden koparmak enflasyonun nedeni. ‘Ücretleri baskılayarak enflasyonu düşüreceğiz’ dediler. Asgari ücrete ara zam yapmadılar. Ne oldu? Milyonları açlıkla yüz yüze bıraktılar. Ama enflasyon hedeflerini 8 puan yükseltmek zorunda kaldılar” dedi.

Orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir diğer riskind e kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret eden DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu? Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

Paylaşın

DİSK’ten Orta Vadeli Program’a Sert Eleştiriler

“Trakya İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var” dedi ve ekledi:

“Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil. Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir.”

Arzu Çerkezoğlu, konuşmasının devamında, “DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK), “Gelirde adalet, vergide adalet” talebiyle başlattığı eylemler devam ediyor. Tekirdağ’daki Hasan Ali Yücel Meydanı’nda bugün “Trakya İşçi Buluşması” düzenlendi. Eyleme CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar da katıldı.

Yeniçağ’ın aktardığına göre; Burada açıklamalarda bulunan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, iki yılı aşkın bir süredir iş yerlerinden başlayarak vergi dairelerine kadar sayısız eylemler ve mitingler yaptıklarını ifade ederek, taleplerinin ve hedeflerinin son derece açık ve net olduğunu, herkesin çalışıp ürettiğini ve üretilen değerin hakça paylaşmak istediklerini ifade etti.

Bugün Türkiye’nin temel meselesinin bir bölüşüm meselesi olduğunu ifade eden Çerkezoğlu, “Türkiye yoksullaştığı için biz yoksullaşmıyoruz. Üretiyoruz ama ürettiğimiz değerden payımızı alamadığımız için milyonlarca işçi, emekçi, emekli, kadınlar, gençler, bu ülkenin gerçek sahipleri her gün daha fazla yoksullaşıyoruz. Yüksek enflasyon karşısında her gün alım gücümüzü yitiriyoruz. Bilelim ki bugün yaşadığımız bu tablonun bir tane nedeni var.

Ülkeyi yöneten iktidarın, o sık sık değişen Maliye Bakanlığı’nın ekonomi kurmaylarının beceriksizliği ya da iş bilmezliği değildir bugünkü yoksulluğumuzun nedeni. 22 yıldır ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye’de öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. Bu düzenin bütün çarkları yoksuldan alıp zengine vermek için dönüyor. O nedenle gelirde adalet, vergide, ülkede adalet diyoruz ve bu yürüyüşü devam ettiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Milyonlarca işçi, emekçi, emekli alanlarda adalet diye haykırırken iktidar bu politikalarında inat ve ısrarını sürdürdüğünü belirten Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var. Kıdem tazminatı başta olmak üzere işçi sınıfının bütün kazanılmış haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir program var.

Emekli olmayı daha da zorlaştıran, emeklilikteki bütün mağduriyetleri artıran bir yaklaşım var. Bu ülkenin milyonlarca emeklisini 12 bin 500 lirayla yaşamaya mahkûm etmek var. Bu ülkenin tüm işçilerini asgari ücrete mahkûm etmek var. Sendikasızlık var, kazanılmış hakların ortadan kaldırılması var. Bile isteye yapıyorlar, bile isteye ve bütün politikalarının hedefinde de milyonlarca işçinin, emekçinin, çoluğunun çocuğunun ekmeği var. Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil.

“Bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor”

Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir. DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Çerkezoğlu açıklamalarına şu sözlerle devam etti, “Bu ülkede gelirde adaletin, vergide adaletin sağlandığı, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği, işçi sınıfının örgütlenmesinin, sendikalaşmasının önündeki tüm engellerin kaldırıldığı, kıdem tazminatı başta olmak üzere kazanılmış tüm haklarımızın güvence altında olduğu, yani üretenlerin yöneten olduğu bir Türkiye’yi, emeğin Türkiye’sini kurmak için yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Bugün buradan, Trakya İşçi Buluşması’ndan, Tekirdağ’dan bir kez daha ülkeyi yöneten siyasi iktidara sesleniyoruz.

Bu politikalarınız milyonları açlığa, yoksulluğa mahkûm etmektedir. Bu tercihlerin değişmesiyle bu tabloyu tamamen tersine çevirmek mümkündür. Yani bizler bu kara tabloya mahkûm değiliz. İşsizliğe, yoksulluğa, açlığa, bu kara tabloya asla mahkûm değiliz. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer bu ülkenin 85 milyonunu, işçisini, emekçisini, işsizlerini, emeklileri, kadınları, gençleri, çocuklarımızı insanca yaşatmaya yeter de artar bile. Yeter ki tercihler değişsin, yeter ki adalet sağlansın.

Bizler bu ülkede, bu topraklarda eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve kardeşlik temelinde demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği emeğin Türkiye’sini kurmanın mücadelesini mutlaka ama mutlaka başarıya ulaştıracağız. Biliyoruz ki bu ülkenin geleceği buradadır. Biliyoruz ki ikinci yüzyılına giren Cumhuriyetimizin geleceğe taşınmasının yolu da budur. O nedenle yan yana, omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bugün burada, bu buluşmada bizleri yalnız bırakmayan bütün yol arkadaşlarımıza, mücadele arkadaşlarımıza da DİSK adına bir kez daha teşekkür ediyoruz.”

Paylaşın

“Yoksulluk Sınırı” Asgari Ücretin Dört Katına Dayandı

Dört kişilik bir aile için açlık sınırı 19 bin 44 liraya, yoksulluk sınırı 65 bin 874 liraya ulaştı. Tek başına yaşayan bir kişi için ise yoksulluk sınırı 30 bin 604 lira olarak hesaplandı. Sağlıklı ve dengeli beslenmek için günlük yapılması gereken harcama tutarı 634,80 lira olarak saptandı.

Haber Merkezi / Mayıs ayında dört kişilik bir aile için açlık sınırı 18 bin 489 TL, yoksulluk sınır 63 bin 955 liraydı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), haziran ayı ‘açlık ve yoksulluk sınırı’ raporunu yayımladı.

Buna göre, Türkiye’de dört kişilik bir ailenin güncel açlık sınırı 19 bin 44 liraya, yoksulluk sınırı ise 65 bin 874 liraya çıktı. Yapılan hesaplamalara göre tek başına yaşayan bir kişinin yoksulluk sınırı ise 30 bin 604 TL.

Hazırlanan raporda açlık sınırı, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için aylık yapması gereken harcamaya denk geliyor. Bunun için de bireylerin alması gereken kalori miktarı hesaplanıyor. Söz konusu değerin yetişkin bir erkek için 2 bin 953, yetişkin bir kadın için 2 bin 658, 15-18 yaş arası gençler için 3 bin 244 ve 4-6 yaş arası çocuklar için bin 963 kalori olduğu belirtiliyor.

Buna göre yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenebilmek için bir ay boyunca yapması gereken harcama, BİSAM raporuna göre en az 5 bin 330 TL. Bu meblağ yetişkin kadınlar için 5 bin 56 TL, 15-18 yaş arası bir genç için 5 bin 336 TL ve 4-6 yaş arası çocuklar için de 3 bin 323 TL olarak hesaplandı.

Sadece gıda giderlerini yansıtan açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasındaki fark, yoksulluk sınırında eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma ve ulaşım gibi diğer giderlerin de hesaplanması. Gıda harcamalarının üstüne bu kalemlerdeki harcamalar da eklenince, dört kişilik bir aile için 65 bin 874 TL olan yoksulluk sınırına ulaşılıyor.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme için, yetişkin bir bireyin süt ve süt ürünlerine günde en az 174 lira harcaması gerektiğini aktaran BİSAM raporu, et, tavuk ve balık grubu için minimum 133 lira, sebze ve meyve içinse 168 lira harcanması gerektiğini ortaya koyuyor. Ayrıca ekmek için 57, katı ve sıvı yağ için 32, yumurta için 8, şeker, bal, reçel ve pekmez için de günde ortalama en az 14 TL harcanması gerekiyor.

Paylaşın

Üç İşçi Konfederasyonu: İnsan Onuruna Yaraşır Yaşam Talep Ediyoruz

Emek sınıfının temel sorunlarına çözüm önerileri sunmak üzere bir araya gelen DİSK, Türk-İş ve Hak-İş, yayınladıkları ortak bildiride, insan onuruna yaraşır bir yaşam talep ettiklerini vurguladılar.

Haber Merkezi / Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), emek sınıfının temel sorunlarına çözüm önerileri sunmak üzere bir araya geldi. Türk-İş’teki toplantıya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan katıldı. Toplantının ardından ortak bir bildiri yayınlandı.

Ortak bildiri öncesi ilk konuşmayı Türk-İş Genel Başkanı Atalay yaptı. “Şu an bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Bu kriz ne 94 krizine, ne 2001 krizine, ne de 2008 krizine benzemiyor” diyen Atalay, şunları söyledi: “Yaşanan ekonomik kriz öncekilere benzemiyor, asgari ücretle 1 ay değil 1 hafta geçinme şansınız yok, dayanma gücümüz kalmadı. TÜİK’in açıkladığı rakamları kamuoyu gerçekçi bulmuyor ve rakamlar piyasayla örtüşmüyor. Ülkemizde yüzde 20’lik kesim refah içinde yaşıyor, bedelini yüzde 80 ödüyor.

Geçmişte kamuda ücretler yüksekti, normal bir ücret alıyordu. Şimdi kamu en düşük duruma düştü. Ama maalesef özel sektördeki patronlar, kazandıkları para ve kârları ortada. Ona rağmen 10 yıllık 20 yıllık bir işçiye 10-15-20 bin lira parayı çok görüyorlar. Bunlar bizi köle sanıyorlar. İşçiyi maraba zannediyor. Bizim üzerimizden ekonominin düzelmesinin şansı yok. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler.”

Hakİ-ş Genel Başkanı Mahmut Arslan ise iş güvencesine ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellere vurgu yaptı. Arslan özetle şu açıklamayı yaptı: “Biz rekabet ediyoruz ama temel sorunlarda bir araya gelme mecburiyetimiz var. Belli konularda birleşmiş olmamız çok kıymetli.

Makro ekonomi göstergelerine bakarsak olumlu bir seyir var. Üretim çarkları devam ediyor. Özel sektörde pek çok şirket üç vardiya çalışıyor. İşsizlik azalıyor. Peki emek hareketinin tablosu ne? Büyümeye rağmen emekçilerin milli gelirden aldığı pay azalıyor.

Maalesef en kolay iş, işten çıkarmalar. Muhalefet partilerindeki belediyelerden işten çıkarmalara son vermelerini istiyoruz. Refahın adil dağılımını gerçekleştirmek için yapılacak ilk iş sendikal örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmasıdır.”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, tüm emek güçlerini ortak mücadeleye çağırdı. Enflasyonda hiçbir sorumlulukları olmadığı halde ekonomik krizin tüm yükünün emekçilerin sırtına yüklendiğini ifade etti ve şunları söyledi:

“Hepimizin yarattığı değer bu ülkede yaşayan 85 milyon rahatça yaşamasına yeter. Yeter ki kaynaklar adil dağıtılsın, gelir ve vergi dağılımı adaletli olsun. Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakkı olmaz. İşçi sınıfı başta olmak üzere bütün toplumsal kesimlerin seçimden seçime değil hayatın her alanında söz hakkına sahip olduğu bir ülkede bu sorunu çözebiliriz.

Emekten yana bütün siyasi partileri omuz omuza mücadeleye davet ediyoruz ve insan onuruna yakışan bir zam istiyoruz. Ortak açıklama metninde, asgari ücretten vergiye çalışmaya hayatına dair 10 başlık altında topladığımız konular yer alıyor. Yaşadığımız bu tablo tesadüfen ortaya çıkmış değil. Ülkeyi yöneten siyasi iktidarın siyasal ve sınıfsal tercihlerinin bir sonucudur.

Gerçek bir demokrasiyle bu sorunların üstesinden gelinebilir. Emeğine ekmeğine sahip çıkan herkesin, bütün sendikaları, emeğin yanında olan bütün siyasi partileri memlekete sahip çıkmak için herkesi yan yana omuz omuza mücadeleye davet ediyoruz.”

Üç İşçi Konfederasyonu tarafından yayınlanan ortak bildiri de ise şu ifadeler yer aldı:

Vergide Adalet İstiyoruz: Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut tarife ve artan oranlar çalışanları mağdur etmektedir. Ücretliler için düzenlenen gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi 2024 yılı için 110 bin TL olarak belirlenmiştir. 2002 yılında brüt asgari ücret 222-TL ve gelir vergisi tarifesinin ilk basamağı 3.800-TL iken; gelir vergisi tarifesinin ilk basamağı asgari ücretin 17 katıydı. Bu oran 2010 yılında 12 katına, günümüzde ise 5,5 katına kadar gerilemiştir. Geçmiş yıllarda yılın son aylarına kadar ikinci vergi dilimine girmeyen birçok işçi, günümüzde Mart ayında ikinci vergi dilimine girmekte, yılda bir buçuk aylık ücretini vergi olarak ödemektedir.

Vergi dilimleri başlangıcının düşük ve sonrasında tarife aralığının dar olması nedeniyle, bu durum işçinin eline geçen net tutarın ve satın alma gücünün azalmasına, refahının düşmesine neden olmaktadır. Bu sistem adil değildir. Hayat pahalılığının dar ve sabit gelirli kesimleri daha da zorladığı bu şartlarda sürdürülebilir de değildir. Az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Vergi sistemi, gelir adaleti dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli, aile yükümlülükleri esas alınarak farklılaştırılmalıdır.

Gelir vergisi tarifesinin ilk basamağının, geçmiş yıllarda olduğu gibi, yıllık asgari ücret brüt tutarı toplamının (fazla mesai, yol, yemek, yakacak yardımları gibi ek menfaatler de dikkate alınarak) bir miktar üzerinde tespit edilmesi, diğer vergi tarifesi oranlarının da ilk dilim esas alınarak çalışan lehine güncellenmesi gerekmektedir. Asgari ücret istisnası vergiden değil, matrahtan indirim yöntemiyle uygulanmalıdır. Mevcut uygulamada asgari ücret vergi dışı bırakılmasına rağmen ücretliler aleyhine sonuca yol açmıştır.

Vergi matrahı -eskiden olduğu gibi- ücretli çalışanların lehine farklılaşmalı asgari ücret sonrası ilk vergi basamağı için uygulanacak oran da yüzde 10 olmalıdır.

İşçiler hem kaynaktan kesilen doğrudan vergiler hem de harcamalar yoluyla dolaylı vergi ödemeleri nedeniyle çifte vergilendirmeye tabi tutulmaktadır. Bu kapsamda, çalışanlar üzerindeki doğrudan ve dolaylı vergiler azaltılmalıdır. Bu kapsamda, ailesiyle birlikte yaşamını sürdürmesi için yaptığı temel ve zorunlu harcamaları (eğitim, sağlık, kira, ulaşım vb.) ödenen gelir vergisinden istisna tutulmalıdır. Harcamalarında ağırlıklı yer kaplayan doğalgaz, elektrik, su, ulaşım ve iletişim hizmetleri tüketiminden alınan KDV yüzde 1’e düşürülmelidir. Temel tüketim mallarından alınan KDV sıfırlanmalıdır.

Öte yandan, işverenin sosyal güvenlik primi düşürülmüş ve buradan doğan milyarlarca liralık gelir kaybı Hazine tarafından karşılanmaktadır. Ancak işçilerin sosyal güvenlik priminde bir indirim yapılmamıştır. Sosyal devletin koruyucu vasfı öncelikle düşük gelirli olan ücretli çalışanlar için olmalıdır.  İşverenlere sağlanan sosyal güvenlik prim desteğinin benzeri bir destek işçilere de verilmeli ve işçilerin sosyal güvenlik haklarında bir kayıp yaratmayacak şekilde işçi SGK prim payının 5 puanı bütçeden karşılanmalıdır. Böylece işçilerin milli gelirden hak ettikleri payı almaları sağlanmalıdır.

Enflasyonla Mücadele Ücretleri Düşük Tutarak Sağlanamaz: TÜİK, Haziran ayı enflasyon oranını yüzde 1,64, altı aylık enflasyonu da yüzde 24,7 olarak açıklamıştır. İşçi, memur ve emekli maaşları bu zam oranları dikkate alınarak artırılmaktadır. Ancak bu kesimlerden önemli bir bölümü bu açıklanan oranları dahi alamamaktadır.

Kaldı ki; açıklanan enflasyon ile yaşanan enflasyon arasında büyük bir fark vardır. İşçinin elde ettiği gelirle zorunlu temel ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olmadığı bu dönemde, emekçilerin başta gıda olmak üzere temel harcama kalemlerindeki artış oranları ile TÜİK enflasyon oranı arasında ciddi bir fark ortaya çıkmaktadır.

Açıklanan enflasyon rakamlarına göre söz konusu zam oranları henüz ücretlere ve maaşlara yansımamışken elektrik fiyatına yüzde 38 zam yapılmıştır. Elektrik fiyatına yapılan zammı akaryakıt zammı takip etmiştir. Akaryakıt fiyatlarında yaşanan artışın akabinde hammadde ve nakliye maliyetlerinde yaşanacak artışa bağlı olarak birçok temel tüketim maddesi fiyatlarının da artması beklenmektedir.

Dar ve sabit gelirli henüz zamlı maaşını alamadan, yaşamını sürdürmek için yapması zorunlu olan tüm harcama kalemlerine zam gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, dar ve sabit gelirlinin alacağı zam daha cebine girmeden satın alma gücünü yitirmiş olmaktadır.

Bu nedenle, ücretleri enflasyonunun temel nedeni olarak gören yaklaşım terk edilmeli, bilimin ışığında enflasyonla mücadele edilerek fiyat artışlarının önüne geçilmesi sağlanmalıdır. Çalışan kesimin yoksullaşması pahasına bir ekonomi politikası sürdürülmemelidir.

Asgari Ücret Acilen Artırılmalıdır: Ülkemizde kayıtlı çalışanların yarısına yakını asgari ücret seviyesinde gelir elde etmektedir. Asgari ücrete yapılacak artış diğer bütün ücret seviyelerine yapılacak zam oranlarını da etkilediğinden bütün işçileri doğrudan ilgilendirmektedir. İstisnai olması gereken asgari ücret artık ortalama ücret haline gelmiştir. Enflasyonu yükselteceği iddia edilerek asgari ücrete zam yapılmamasını işçilerin kabul etmesi mümkün değildir.

Ülkedeki yüksek enflasyonun sebebi dar ve sabit gelirli işçiler değildir. Yüksek enflasyonun sebebi, hızla artan döviz kuru, dışa bağımlı üretim gibi nedenler başta olmak üzere sermayenin bitmek bilmeyen kâr hırsıdır. Enflasyonun yükselmesinde hiçbir sorumluluğu olmayan işçilerin enflasyonu düşürmek için fedakârlık etmesi beklenmemelidir. İşçiler enflasyonun nedeni değil, mağdurudur. Açlık sınırı altında kalan asgari ücrete Temmuz ayından geçerli olmak üzere zam yapılması gerekmektedir.

Kamuda Ücret Dengesizliği Sona Erdirilmelidir: Nitelikli ve kıdemli işçiler asgari ücretin çok az üzerinde ücret alır hale gelmiştir. Özellikle kamuda ücret farklılığı had safhadadır. Bu kapsamda oluşan ücret dengesizliği sona erdirilmelidir.

En Düşük Emekli Aylığı Asgari Ücret Tutarında Olmalıdır: Ülkemizde hem emekli olabilmek hem de emekli olarak insanca bir yaşam sürmek giderek zorlaşmaktadır. Milyonlarca emekli ve hak sahibi asgari ücretin çok altında aylık ve gelir elde etmektedir.

Geçmiş yıllarda sosyal güvenlik mevzuatında yapılan değişikliklerle yaşlılık aylığının hesaplanmasına ilişkin hükümler yeniden düzenlenmiştir. Yaşlılık aylığı bağlama oranları düşürülmüş ve güncelleme katsayısı azaltılmıştır. En düşük emekli aylığının hazine desteği ile 10 bin lira olması bu durumun vahametini göstermektedir.

En düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesinde olması gerekmektedir. Emekli aylıkları arasındaki dengesizliğin giderilmesi için intibak düzenlemesi yapılmalı, aylık bağlama oranları eski düzeyine çekilmeli, emekli aylıkları hesaplanırken ve arıtılırken büyümenin tümü hesaba katılmalıdır.

Sendikal Örgütlenmenin Önündeki Engeller Kaldırılmalıdır: Sendikal hakların kullanımının önündeki engeller varlığını sürdürmektedir. Mevzuatımızda yer alan düzenlemelere rağmen sendika üyeliğinden dolayı işçilerin kitlesel olarak işten çıkarılmasının önüne geçilememektedir. Toplu iş sözleşmesi sürecinin etkin işlememesi, yetki davaların uzun sürmesi, işverenlerinin yetki itirazlarının yetki tespitinde bekletici sebep sayılması nedeniyle işçilerin toplu iş sözleşmesine kavuşmaları gecikmekte; hatta bazı durumlarda mümkün olmamaktadır.  Grev hakkı özgürce kullanılamamaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarına uygun bir çalışma mevzuatına ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu konuda sosyal tarafların beklentilerini karşılayacak bir düzenleme hayati önemdedir.

Ülkemiz çalışma hayatının en önemli sorunlarının başında sendikalaşma oranlarının düşük seviyelerde olması gelmektedir. Sendikal örgütlenmenin önünde yasal ve idari engellemeler bulunmaktadır. Son yayımlanan istatistiklere göre yaklaşık 17 milyon sigortalı işçinin sadece yüzde 15’i sendikalıdır. Ayrıca toplu sözleşmeden yararlanma oranı da giderek düşmekte ve kayıtlı işçilerin yalnızca yüzde 10’u toplu iş sözleşmesinden yararlanmaktadır. Özel sektörde bu oran yüzde 5’lere kadar gerilemektedir. Emekçilerin haklarının güçlendirilmesi için sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz. Kayıtdışı istihdamla mücadele etmenin en etkin yolu sendikal örgütlenmenin artırılmasıdır.

Çalışanların sendikal haklarını işten atılma ve mobbing endişesinden uzak bir şekilde özgürce kullanabilecekleri hukuki düzenlemelerin yapılması zorunludur. Güçlü bir iş güvencesi sistemi ülkemizde sendikalaşma oranını artıracak ve sendikal hakların kullanılmasını kolaylaştıracaktır. Neticesi tazminata bağlı olan iş güvencesi yerine, iş ilişkisini ayakta tutmayı önceleyen mutlak bir iş güvencesi talebimizi yineliyoruz. Sendikal nedenler ve farklı gerekçelerle işten çıkarmalar ve baskılar son bulmalıdır.

696 Sayılı KHK kapsamı dışında bırakılan Kamu Taşeron İşçileri Daimi Kadroya Geçirilsin: 696 sayılı KHK’nın kapsam dışında tuttuğu işçiler ile 696 sayılı KHK’nın yürürlüğe girmesinin ardından taşeron firmalarda istihdam edilmeye başlamış olan işçilerin de sürekli işçi kadrosuna geçirilmesi ve bu yolla kamuda taşeron uygulamasına tamamıyla son verilmesi, yerel yönetimlerde işçilerin de hiçbir ayrım olmadan kamu işçisi statüsüne geçirilmesi için gerekli mevzuat değişikliklerinin gerçekleştirilmesini talep ediyoruz.

Tasarruf Tedbirleri Gerekçesiyle Çalışanların Hakları Aşındırılmasın: Kamu kaynaklarının israf edilmemesi,  hukuksuz, usulsüz ve kamu yararına olmayan harcamaların sona erdirilmesi doğru olsa da tasarruf adı altında işçinin emeğinin karşılığı olarak hak ettiği ücreti ve sosyal hakları yönünden bir sınırlandırmaya gidilmesi kabul edilemez.

İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları: İnsan onuruna yakışır iş için, çalışma ortam ve koşullarını iyileştiren, ölümlü iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltan ve süreç içinde ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yaklaşım esas alınmalıdır. Bunun için kamusal bir işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı yaratmak için bütünlüklü bir sistem gerekmektedir.

Çalışma Hayatında Ayrımcılık Son Bulmalıdır: ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi ülkemiz tarafından da onaylanmalı ve etkin bir biçimde uygulanmalıdır. İşçi sınıfının önündeki bu engellere ve işçilerin yaşadığı bu sorunlara karşı üç işçi konfederasyonu olarak bizlerin ortak tutum alması ve geçmişte olduğu gibi birlikte hareket etmesi hem bir sorumluluk hem de üyelerimize karşı bir görevdir.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da En Düşük Asgari Ücrete Sahip 6. Ülke

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek asgari ücret bizde. Türkiye’de asgari ücret düşük değildir” açıklamalarına karşın, Türkiye’nin Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip ülkeler arasında olduğu ortaya çıktı.

Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler ise Makedonya (360 Euro), Arnavutluk (385 Euro), Bulgaristan (477 Euro), Karadağ (532 Euro) ve Sırbistan (544 Euro) olarak sıralandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, araştırma merkezinin (DİSK-AR) Asgari Ücret ve Vergi Raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Sözcü’nün aktardığına göre; İki bölümden oluşan raporun ilk kısmında asgari ücret ikinci kısmında ise vergi konusu ele alındı.

Raporda “2021 yılı son çeyreğinde başlayan döviz krizi ve takiben hızla artan fiyatlar emeğiyle geçinenlerin alım güçlerinde ciddi kayıplara yol açtı” ifadelerine yer verildi. Hükümetin enflasyon düşecek söylemlerine karşılık raporda “Bu durum hükümetin bütün iddialarına rağmen uzunca bir süre böyle kalmaya devam edecek” denildi.

İktidarın asgari ücrete 2024 yılında ikinci kez zam yapılmasına karşı çıktığı belirtilen raporda “Hükümetin izlediği ekonomi politikası, asgari ücreti artırmak yerine, çalışanları enflasyona ezdirmeye yol açıyor. Türkiye’de asgari ücret kapsamı genişlerken asgari ücret zamlar karşısında iyice yetersiz kalıyor. İşçiler pahalılık altında eziliyor” açıklamalarına yer verildi.

Raporun “Asgari ücret neden artmalı?” başlıklı bölümünde “Hükümetin izlemiş olduğu “sıkı” para ve maliye politikasının bir sonucu olarak emek gelirleri bastırılıyor ve alım gücü düşük tutulmaya çalışılıyor. AKP hükümeti enflasyonda mücadelenin yolu olarak ücret ve diğer emek gelirlerini bastırmayı görüyor. Sıkı para politikası ve sıkı maliye politikası olarak bilinen bu politikanın anlamı enflasyonun faturasını ücretlere çıkarmaktır” denildi.

Raporda açlık sınırının altında kalan asgari ücrete zam yapılırsa enflasyonun tetikleyeceğine yönelik iddialara cevap olarak ise şunlar kaydedildi:

“Hükümetin ücret artışlarının enflasyonu artıracağı iddiası gerçek dışıdır. Ekonomide bir ücret fiyat (enflasyon) sarmalı değil, tersine bir fiyat (enflasyon)-ücret sarmalı söz konusudur.
Enflasyon ücretler arttığı için artmıyor, tersine ücretler enflasyon arttığı için artıyor. Ücret artışları savunmadadır.

Ülkemizde enflasyonun temel sebebi aşırı dolarizasyon, fahiş şirket (firma) kârları ve çeşitli arz sıkıntılarıdır. Ücretlerin, özellikle de asgari ücretin enflasyonu tetiklediği yönündeki iddiaların dayanağı yoktur. Enflasyon, asgari ücrete zam yapmamanın sebebi olamaz. Tersine enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, alım gücünü korumak için asgari ücrete birden fazla kez zam yapılmalıdır.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek asgari ücret bizde. Türkiye’de asgari ücret düşük değildir” açıklamalarına karşın DİSK- AR raporunda Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre Türkiye’nin Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip ülkeler arasında olduğu belirtildi.

Raporda “Türkiye’de Euro cinsinden asgari ücret son 10 yılda (2014-2024) yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında artmıştır. Türkiye’de 2014’te 362 Euro olan brüt asgari ücret, 2024 yılında 613 Euro olmuştur” denildi.

Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler ise Makedonya (360 Euro), Arnavutluk (385 Euro), Bulgaristan (477 Euro), Karadağ (532 Euro) ve Sırbistan (544 Euro) olarak sıralandı.

Özet kısmında ise asgari ücretin artırılmasını gerektiğini gösteren nedenler şöyle sıralandı:

Asgari ücret, daha Nisan 2024’te açlık sınırının altına geriledi: 2023 ve 2024 yıllarında asgari ücretin açlık sınırını geçtiği ay sayısı sadece 4’tür. 2024 yılında asgari ücret artışı yapılmazsa 2024 sonunda açlık sınırının 4-5 bin TL altında kalabilir. Asgari ücret altın fiyatları karşısında eriyor: Asgari ücretli 2016’ya göre 7, 2003’e göre 13 ve 2005’e göre 19 Cumhuriyet altınını kaybetti.

1970’lerde kişi başına GSYH’nin yüzde 80,6’sı düzeyinde olan asgari ücret, 2023’te kişi başına GSYH’nin yüzde 50,7’sine geriledi. Türkiye Avrupa’nın en düşük asgari ücretli ülkeleri arasındadır: 2014’te Avrupa’da Türkiye’den düşük asgari ücretli 12 ülke varken, 2024 yılı başında sadece 5 ülke vardır. DİSK-AR’a göre işçilerin yaklaşık yüzde 50’si asgari ücretin altında ve civarında (+/- yüzde 20) ücret alıyor.

Merkez Bankası raporlarına göre sanayide çalışanların yüzde 50’si asgari ücret civarında bir ücretle çalışıyor. Türkiye’de TİS kapsamı yaklaşık yüzde 10 ve asgari ücret kapsamı yüzde 50 civarındayken AB’de ortalama TİS kapsamı yüzde 60, asgari ücret kapsamı yüzde 4’tür. Asgari ücret kapsamının düşürülmesi için toplu pazarlık kapsamı genişletilmeli, sendikal hakların kullanımının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

DİSK’in asgari ücret talepleri

Asgari ücret değil, toplu iş sözleşmesi kapsamı genişletilmelidir. Toplu iş sözleşmesi kapsamın yaygınlaşması için sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalı, 6356 sayılı Yasa’da yer alan teşmil mekanizması işletilmelidir.
Asgari ücret yüksek enflasyon dönemlerinde yılda 4 kez belirlenmelidir.

Asgari ücret tespitinde asgari ücretin ortalama ücret haline geldiği dikkate alınmalıdır. Asgari ücret artışında resmi enflasyon oranları değil, kişi başına GSYH artışı esas alınmalıdır. Asgari ücret belirlenirken geçim şartları (açlık ve yoksulluk sınırı) göz önüne alınmalıdır.

Asgari ücret uluslararası standartlara uygun saptanmalı, işçinin kendisi ve aile birlikte hesaba katılmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir. Asgari ücret bütün işçiler ve memurlar için ortak saptanmalıdır. 2024 asgari ücreti derhal güncellenmelidir.

Raporda ayrıca artan hayat pahalılığı yanında işçilerin geçinmelerini zorlaştıran bir diğer etkenin de vergi ve kesintiler olduğu belirtildi.

“Gelir vergisi oranlarının yüksekliği, vergi tarife dilimlerindeki adaletsizlikler ve asgari ücret vergi istisnasının çalışanlar aleyhine uygulanması sebebiyle işçilerin vergi yükü artıyor” ifadelerine yer verilen raporda şunlar kaydedildi:

“Dolaysız vergiler yanında dolaylı vergilerin yüksekliği de çalışanların vergi yükünü artırıyor. Bir yandan gelir vergisi bir yandan dolaylı vergiler, ülkenin vergi gelirlerinin önemli bir kısmını çalışanlardan karşılanmasına yol açıyor. İşverenlere vergi indirimleri ve prim destekleri sürerken, büyük servetlere yönelik servet vergisi uygulanmıyor, servet (mülkiyet) vergisi cüzi miktarlarda kalıyor. Türkiye’de en zengin yüzde 1’in servetinin bütün ülkenin servetinin yüzde 39,5’ini oluşturmasına rağmen bu büyük servetlerden vergi alınmıyor.

Asgari ücreti artırmayan hükümet, işçilerin üzerindeki vergi yükünü düşürecek düzenlemeleri de hayata geçirmiyor. Gündemdeki vergi paketinde ücretlilerin vergi yükünü hafifletecek herhangi bir düzenleme bulunmadığı gibi çalışanları olumsuz etkileyecek çeşitli harçlar ve vergiler de bulunuyor. Vergilerin önemli bir işlevi olan gelirin yeniden bölüşümü ve gelir adaleti sağlamak görmezden geliniyor. Hükümet vergiyi “tabana” yaymaya devam ediyor. Sermayeden, zenginlerden, büyük servet sahiplerinden vergi alınmıyor.”

Paylaşın