DEVA Partisi Lideri Babacan’dan Erdoğan’a Emeklilik Çağrısı

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok” dedi ve ekledi:

“İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Now TV’de İlker Karagöz’ün sorularını yanıtladı. Babacan, Esad rejimi sonrası Suriye’deki genel tabloyu, asgari ücret zammını, TÜİK rakamlarını ve bütçe görüşmelerini değerlendirdi.

“Geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor”

“Suriye’yi yakından takip eden herkes gerçekten bu rejimin gittiğine seviniyor. Ama bu sevincin kimsenin kursağında kalmaması lazım. Özellikle Suriye vatandaşlarının kursağında bu sevincin kalmaması lazım. Bunun için ne yapılması gerekir? Bunun için acilen bir geçiş yönetiminin oluşturulması gerekiyor. Şimdi bu tür durumlarda bir rejim çöküp yeni bir sistem kurulana kadarki süreye geçiş dönemi denir. Bu geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor.

Geçiş dönemiyle ilgili bir adil temsile dayanan yönetim oluşturulması gerekiyor. Yani Suriye’de yaşayan bütün insanların temsil edildiği, farklı farklı grupların sesini ifade edebildikleri bir geçiş yönetimine ihtiyaç var. Bunun acilen yapılması gerekiyor. Çünkü bir atasözü var biliyorsunuz. ‘Su uyur, düşman uyumaz’. İşte ne oldu bu sabah? İsrail askeri birlikleri Suriye sınırını geçtiler ve Suriye içine doğru yürümeye başladılar. Suriye içerisinde bombalamalara başladılar. Fırsat bu fırsat deyip, İsrail bakalım nereye kadar gidebilecek, ne yapacak bunu dikkatle izlememiz gerekecek.

Rejimin devrilmesi, çökmesi çok önemli. Ama böyle bir zafer sarhoşluğuna girmemek lazım. Ben şu andaki bu tabloya bakıyorum, biraz zafer sarhoşluğu var. Allah korusun tarihimizde çok örneği vardır. İslam tarihinde çok örneği vardır. Böyle erken zafer sarhoşluğu hata yaptırır ve büyük yenilgileri arkasından getirir. Sevinelim ama sevincimiz kursağımızda kalmasın. Çok dikkat etmek gerekiyor ve adım adım izlemek gerekiyor. Keşke, keşke diyorum, Türkiye daha itibarlı bir aktör olabilseydi. Keşke Türkiye sözüne daha çok güvenilen bir aktör olabilseydi.

Nihai hedef çok önemli. Buradaki hedef toprak bütünlüğüdür. Siyasi birliği ve egemenliğine sahip bağımsız bir Suriye görmek istiyoruz. Bu Suriye nasıl yönetilmeli? Kendi sınırları içinde yaşayan bütün vatandaşlarının Arap, demeden, Kürt demeden, Türkmen demeden, Sunni-Alevi ayırt etmeden, Hristiyan demeden etnisitesi, mezhebi, dini ne olursa olsun yönetimde adil bir şekilde temsil edildiği bir yapıyı hedeflemek zorundayız Suriye’de. Fakat bu adil temsil mutlaka aynı zamanda eşit vatandaşlık ilkesine dayanmalı ve azınlık haklarının da korunmasına dayanmalı.

Biliyorsunuz, Baas rejimi aslında bir azınlık rejimiydi; bir azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği bir tablo vardı Suriye’de. Evet bir Nusayri azınlık var Suriye’de ve rejim de o Nusayri azınlık tabanına dayanan bir rejimdi. Yeni yapıda, Yeni Suriye’de mutlaka Nusayriler de dahil her azınlığın haklarının da sağlamca korunduğu bir yapı inşa etmek zorundayız. Yoksa sürdürülebilir olmaz. Herkesin ben bu ülkenin vatandaşıyım dediği, sahiplendiği ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir yapı; eşit vatandaşlığa dayanan bir yapı…

Bizim coğrafyada bazı zihinlerde seçim değil de iş başında olmanın doğal bir hak, iş başında olmanın adeta ilahi bir gücün onlara verdiği bir hak olarak görme eğilimi çok kuvvetlidir. ‘Bu benim hakkım canım, seçim ne demek’ denilebilir bizim coğrafyada. Bu seçenek oldukça geniş bir sahiplenmeye de sahiptir. Dolayısıyla burada mutlaka seçimin tasarlanması gerekiyor. Daha önceki BM çalışmalarında 18 aylık bir sürede Suriye’de seçimin yapılacağı öngörüldü, 18 ayda ve bu seçim içinde Suriye dışında yaşayan Suriye vatandaşlarının da oy kullanmasına imkân veren bir seçim olması gerekiyor. Çünkü şu anda baktığımızda Suriye’den kaçan, göç etmek zorunda kalan, ağırlıklı olarak Sünni ve ağırlıklı olarak Arap insanlar. Sünni Arapların temsil edilmediği, yeterince adil bir şekilde oy kullanamadığı bir seçim de olmamalı bu.

Şu andaki HTŞ de Birleşmiş Milletler’in tanımladığı terör örgütlerinden bir tanesinin, Nusra Cephesi’nin devamı niteliğinde. Dolayısıyla bununla ilgili çok hızlı bir karar almak gerekecek. HTŞ bir terör örgütünün uzantısı mıdır yoksa artık meşru bir muhatap mıdır? bunun çok hızlı çözülmesi gerekiyor. Hukuk önemli, uluslararası hukuki zeminin sağlam oluşturulması gerekiyor. Bir örgütün terör örgütü olup olmadığı genelde eylemlerine bakarak ölçülür. Şu ana kadar HTŞ’nin şu son iki haftadır yaptığı operasyonlar ve kontrolü ele aldığı şehirlerdeki uygulamalara baktığımızda gayet makul uygulamalar olduğunu görüyoruz.

“Sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor”

Türkiye açısından hudut, sınır güvenliği çok önemli. Sınırlarımızı güvenlik altında tutmamız çok önemli. Dolayısıyla sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor. Onlarla nasıl diyalog süreçleri oluşturulacak, onlar Suriye içerisindeki sürece nasıl katılacaklar; bunları da böyle nakış işler gibi ince ince işlemek gerekiyor. Bunu yapmak için de itibarlı bir Türkiye lazım, bunu yapmak için de sözünün gücü olan bir Türkiye lazım. Ben de tam o konuda biraz tereddütlüyüm. Mevcut yönetim uzunca bir süre, özellikle belli bir tarihten sonra Suriye meselesine ideolojik bir prizmadan baktı. İdeolojik bir prizmadan baktığınızda da doğru kararlar alamazsınız.

60 yılı aşkın bir zamandır devam eden ve bir azınlığın çoğunluğa hükmettiği çok zalim bir rejim… Ve dün itibariyle artık bitti, çöktü. Buna sevinelim ama bu sevinç kimsenin kursağında kalmasın. Bundan sonraki süreci akıllı bir şekilde istişareyle yönetelim. İstişare, istişare, istişare. Özellikle de Dışişleri Bakanlığı’nın teknik birikiminden istifade. Bu yapılmıyor, hâlâ yapılmıyor. Başka kurumların etkisi dış politikada Dışişleri Bakanlığı’dan daha fazla olabiliyor. Dışişleri Bakanlığı yapmış birisi olarak ben bunu söylüyorum. Oradaki binlerce sapasağlam, pırıl pırıl yetişmiş bir kadro var. Biraz kulağınızı eğin ve o teknik kadrolar ne söylüyor dinleyin.

Siviller için can emniyetinin sağlanması ve bu geçiş dönemleri, ben az önce de söyledim, çok risklidir. Çünkü karşılıklı rövanşist hisler vardır. İntikam duyguları olabilir. Şam’a bakıyorsunuz; Şam’da yaşayan farklı farklı etnik gruplar var. Farklı mezhepler var. Diğer şehirlerde öyle. Dolayısıyla bu rövanşist ya da intikam hisleriyle olabilecek fevri olayların da önlenmesi lazım. Bunun için de çok acilen, bu geçiş döneminde yani bir buçuk yıllık, on sekiz aylık geçiş döneminde, çok hızlı bir şekilde millî polis ve millî ordunun oluşturulması lazım.”

“Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil”

Sayın Bahçeli’nin durup dururken, hiçbir şey ortada dururken, pat diye böyle bir konuya girebilmesi, kendi partisinin yıllarca devam ettirdiği çizginin, tutumun tam tersine istikamette sözler ifade etmesi; bu normal bir şey değil, bu sıra dışı bir şey. Burada bazı akademisyenlerin çalışmaları önüne konmuş olabilir. Bizim bazı devlet birimlerinden gelen bazı raporlar da önüne konmuş olabilir. Bunların hepsi ihtimal dahilinde. Çünkü bu konuyla ilgili Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil. Kendi ekibinden gelen metinler de değil. Çünkü cümleler farklı, ifadeler farklı.

Çatışma çözümü dediğimiz çok önemli bir alan var artık dünyada. Çatışma çözümünü bilen ve başarılı örnekleri gören ve oralarda bu işler nasıl yapılmış, onu bizim örneğimize taşıyan bir sürü cümle var Bahçeli’nin konuşmalarında. Onun için biz bunu ciddiye aldık. Onun için dedik ya, ‘Burada %5 bile burada bir ihtimal olsa biz destek veririz, bu çok önemlidir’ dedik.

Amerika nasıl bir gün Afganistan’ı aniden terk etti gitti… O Kabil’de son havalanan askeri uçağın kanatlarına insanlar nasıl yapıştı; tekerleklerine nasıl tutundu; uçak havalandıktan sonra insanlar nasıl patır patır döküldü öldü; nasıl bir anda terk ettiler; nasıl Afganistan’da insanları kendi halinde bıraktılar… Bunu unutmasınlar. PYD-YPG de unutmasın. PYD-YPG’ye belki sempati besleyen Suriye’de yaşayan Kürtler de bunu unutmasın. Amerika bugün vardır, yarın işine gelir bir anda yok olur.

Biz bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak hep yan yana olacağız. Suriye’de yaşayan Kürtler de, Suriye’de yaşayan Araplar da, Sünniler de, Aleviler de… Biz bu coğrafyanın insanlarıyız, biz hep beraber olacağız. Onun için elin adamını şöyle bir ellerinin tersiyle itip, biz bu coğrafyanın insanları olarak, bu geniş coğrafyada yüzyıllarca yıldır beraber yaşayan insanlar olarak, kendi coğrafyamızın, kendi bölgemizin kaderini kendimizin tespit etmesi gerekiyor.

Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı”
ABD’nin dış politikası, demokrasiymiş, insani değerlermiş, bunları bir kenara bıraktılar. Böyle bir dertleri yok. Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı. İşlerine ne geliyorsa o. Suriye’de işlerine ne geliyorsa onu yapacak Amerikalılar, unutmayalım. Ama asıl bizim çıkarımız nerede? Bütün bu coğrafyada yaşayan halkların güvenliği, huzuru, refaha nasıl sağlanacak? Biz buna bakacağız yani.

“Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti”

Bizim dönemimizde enflasyon çok düşükken bile 1 Temmuz’da mutlaka asgari ücrete ara zam verildi. Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti. Açlık sınırı ne demek? Sadece gıda. Evin kirası yok hesapta. Üst baş yok. Çocukların okul masrafları yok. Sadece karın doyurmak için gereken para 20 bin lira, asgari ücret 17 bin lira.

Son bir yıldır Merkez Bankası’nda ve TÜİK’te bir çaba var. ‘Yıllarca yalan söylemişler, bari biz bundan dönelim’ diyorlar ama yıllarca yalan söyleyen bir kurumun birdenbire düzeldiğine, birdenbire doğru şeyler söylemeye başladığına da kimse güvenmez, inanmaz. Onun için biz dedik ki ‘Bakın TÜİK’in yönetimini değiştirin, atın bunları’. Çünkü bu adamlar talimata göre yalan rakam açıklayabiliyor. Böyle bir ekip. Bu da ispatlı yani. Hükümetin talimatıyla yalan rakamlar söylemişler.

TÜİK’in yönetimini atıp pırıl pırıl tertemiz bir ekip koymak lazım ve TÜİK’i de dışarıdan denetletmek lazım. Yani TÜİK ölçecek, birileri de arkadan denetleyecek. Çünkü atasözü ya, ‘Doğru hesaptan kaçmaz’. Doğru hesap vermekten kaçmaz. Bu kadar basit. Allah aşkına, Ali Babacan döneminde TÜİK Enflasyon sepetinde kullandığı ürünlerin fiyatını tek tek açıklarken; diyordu ki TÜİK o zaman; ‘Peynirin kilosu şu, sütün litresi şu. Elmanın fiyatı bu, biber bu, domates bu, fiyatlar bu’ diyordu. ‘Ben bu fiyatları alıp enflasyon hesabı yapıyorum’ diyordu. Millet de bunu görüyordu. Hangi akla hizmet siz o sepeti kapattınız?”

“Erdoğan’ın artık emekli olması lazım”

Erdoğan’ı emekli olmaya çağıran Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Şimdi bu karar meclisin kararı. Ama Erdoğan’ın dönemi çoktan doldu. Benim siyasete beraber başladığım, AK Parti’nin kurulcusu olduğum dönemdeki Erdoğan ne diyordu? ‘Üç dönem kuralımız var’ diyordu. ‘Üç dönemden fazlası lider sultasıdır’ diyordu. 2014’te sayın Erdoğan’ın üç dönemi doldu. 2014’ten sonraki her görev yılı 2001’deki akitleşmeye aykırıdır. Üç dönemden fazla ben genel başkan olmayayım deyip de bütün ahaliye söz verip, yemin edip, akitleşip, yazılı olarak 2014’ten sonra hala devam, devam, devam diyorsa, bu 2001’deki aktine, sözüne aykırıdır.

Zaten Türkiye’deki sorunların bir kısmı da Erdoğan’ın gerekenden fazla uzun sürede iş başında olmasının getirdiği sıkıntılardır. Çünkü devlet gücünü uzun süre kullanmak güç zehirlenmesine yol açıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Dolayısıyla artık Erdoğan’ın makul bir geçiş süreciyle yeni nesillere ve yeni bir yönetim anlayışına ülkeyi bırakmanın hazırlığını yapması lazım. O zaman erken seçim… Şimdi diyor ki, ‘bir ben bir Putin kaldık. Demek ki bir sorun var. Türkiye’de her şey güllük gülistanlık olsa, her şey çok daha iyiye gidiyor olsa…

Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok. İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan “Suriye” İçin Dörtlü Masa Önerisi

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, haberler.com’a konuştu. Ali Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“ABD’nin mevcut ya da gelecek yönetiminin PYD, YPG gibi derdi olduğunu düşünmüyorum. Onların derdi Ruslar buradalar, Suriye’yi Ruslara bırakmayalım, dengeli varlığımız olsun. İkincisi, İran üzerinden Suriye ve Lübnan’a uzanan Şii hilali etki altındakileri silahlı unsurlarla durduralım, engelleyelim, zorlaştıralım. Üç: Bu işten İsrail’in çıkarı gereği şunu, bunu yapalım. ABD derdi bu. Kendi askerlerinin canını tehlikeye atmadan başka silahlı unsurları kullanarak iş yapıyor Suriye’de. İşine ne geliyorsa onu yapıyor, işine kim geliyorsa onu kullanıyor.

Son bir haftadır olan gelişmeler Suriye rejimini nihayetinde masaya çekebilir. Burada amaç rejimi yıkmak mı, yoksa sıkıştırıp masaya oturtmak mı? Şu anda aslında Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de vermesi gereken çok önemli bir karar bu. Yani yıkalım bu rejimi, sonrasına bakarız mı? Yoksa rejimi sıkıştırıp, masaya oturtup, nihai bir siyasi çözüm olmasını sağlamak mı? İki tane büyük tercih var. Umarım ki bu iki tercih arasında bizim hükümet yanlış yollara sapmaz.

“Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup…”

 Türkiye’nin ve İran’ın içinde olduğu ama aynı zamanda maalesef uzaktan ya da yakından gelip Suriye’ye müdahil olan Amerika ve Rusya’yla da mutlaka konuşuyor olmak gerekiyor. Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor.

Bizim görmek istediğimiz Suriye toprak bütünlüğü olan, Suriye’de yaşayan tüm insanların temel hak ve özgürlüklerin yaşandığı, çoğulcu demokrasi ile Suriye halkının yönetime arzularının, iradelerinin yansıdığı bir Suriye. Biliyorsunuz Suriye’de etnik çeşitlilik, farklı dinler, mezhepler var. Bütün çeşitliliğin yansıtıldığı yönetim sistemi olmadı.

Suriye’de azınlığın çoğunluğa tahkim edildiği rejim var. Onların da haklarını gözetecek bir Suriye’yi hedeflemek gerekiyor. Böyle baktığımızda o hedefe ulaşmak için öncelikle iç diyalog sürecine ihtiyaç var. Önce insan dememiz gerekiyor. Yeni bir göç dalgasının, insanlık trajedisinin olmaması gerekiyor. Suriye’nin nihai çözümünde mutlaka doğal kaynakların adil paylaşıldığı bir hedefi de ortaya koymak gerekiyor.”

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Babacan’dan Dikkat Çeken Açıklamalar

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan “Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, iktidarın kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını söyledi.

İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getiren Ali Babacan, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara Kitap Fuarı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazeteciler İpek Özbey, Murat Ağırel ve Barış Terkoğlu ile sohbet eden Babacan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine dair çıkışını değerlendirdi. Babacan, Bahçeli’nin açıklamalarının iktidar içinde koordinasyonsuzluğa işaret ettiğini belirtti.

Babacan, Bahçeli’nin sözlerinin çözüm süreci tartışmalarını yeniden alevlendirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın bu konuda topyekün bir samimiyet testinden geçmesi gerekiyor. Henüz o samimiyet testinden geçtiklerini ben düşünmüyorum. Ayrıca senkronize olduklarını da düşünmüyorum. Bu kadar önemli meselelerde Bahçeli’nin böyle bir çıkış yapmadan önce mutlaka konuşmuş olduklarını varsayıyorum ama detayları çalışmadıkları çok açık.”

Babacan, hükümetin çözüm süreci gibi kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını vurguladı. İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

“Ciddi bir planlama yapılmadığı çok net”

Babacan, hükümetin uzun vadeli ve tutarlı bir politika geliştiremediğini, genelde olaylara anlık tepkiler verdiğini ifade etti. “Kervan yolda düzülür” mantığının, çözüm süreci gibi hassas konularda etkili bir yöntem olmadığını belirten Babacan, “Bu meselede ciddi bir planlama yapılmadığı, koordinasyonsuzluk içinde hareket edildiği çok net” dedi.

Babacan, eşi Zeynep Babacan ile birlikte Ankara Kitap Fuarı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Kırmızı Kedi Yayınları standında gazetecilerle sohbet eden Babacan, aynı zamanda fuara katılan okurlardan yoğun ilgi gördü.

Paylaşın

Babacan’dan “Esenyurt” Tepkisi: Demokrasiye Ve Milletin Tercihine Saygı Duymayı Öğrenin

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevden alınıp yerine kayyım atanmasına tepki gösteren DEVA Lideri Ali Babacan, “Demokrasiye ve milletin tercihine saygı duymayı öğrenin” dedi.

Haber Merkezi / Ali Babacan ayrıca, “Esenyurt’ta elinden belediyesini aldığınız CHP değil, millettir. Toplumun sinir uçlarıyla oynayan çağrılar yapmak yerine, hukuka uyun, yargıyı araç olarak kullanmaktan vazgeçin” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına tepki gösterdi. Ali Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla şunları söyledi:

“Hükümetin seçimi kaybettiği yerlerde adeta bir rövanş uygulaması olarak gördüğü kayyum uygulaması demokrasi ve temel hakların ihlal edilmesidir. Esenyurt’ta elinden belediyesini aldığınız CHP değil, millettir. Toplumun sinir uçlarıyla oynayan çağrılar yapmak yerine, hukuka uyun, yargıyı araç olarak kullanmaktan vazgeçin. Demokrasiye ve milletin tercihine saygı duymayı öğrenin.”

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevden uzaklaştırıldığını açıkladı. Bakanlık, Özer’in yerine Esenyurt Belediye Başkan Vekili olarak İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy’un görevlendirildiğini duyurdu.

İçişleri Bakanlığı, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2024/162302 sayılı soruşturma kapsamında “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olmak” suçundan mahkemece tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı şüpheli Ahmet ÖZER; Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır” açıklamasında bulundu.

Bakanlık açıklamasında, “5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ıncı maddeleri uyarınca İstanbul Vali Yardımcısı Can AKSOY İstanbul Valiliğince Esenyurt Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” denildi.

Ahmet Özer neyle suçlanıyor?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, Ahmet Özer hakkındaki soruşturmanın KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) Yürütme Konseyi Üyesi ve KONGRA-GEL Eş Başkanı Remzi Kartal’la 14 kez, PKK üyesi 694 farklı kişiyle temas kurduğu iddiasıyla başlatıldığını duyurdu.

Büronun medyayla paylaşılan bilgi notunda PKK mensuplarından ele geçirilen ve aynı zamanda örgütün Kandil’de yer alan yönetici kadrosuna da ulaştırılan örgütsel dokümanlarda Özer’in Öcalan tarafından sözde ‘demokratik özerklik projesi’ hakkında görevlendirildiği de ifade edildi.

Ahmet Özer, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine 2023 verilerine göre, 978 bin nüfusuyla yalnız İstanbul’un değil Türkiye’nin de en kalabalık ilçesi olan Esenyurt’ta 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimde geçerli oyların yüzde 49’unu alarak belediye başkanı seçildi.

Paylaşın

Ali Babacan, A Takımını Yeniledi: Gölge Bakanlar

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan olağan büyük kongrede yeniden Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı seçilen Ali Babacan, partisini birlikte yöneteceği A Takımını belirledi.

DEVA Partisi’nde yeni oluşturulan genel başkanvekilliği görevine eski Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı getirildi. Anayasa Mahkemesi (AYM) eski üyesi Celal Mümtaz Akıncı hukuk işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı oldu. Teşkilat İşleri Başkanlığı’nı Konya İl Başkanı Seyit Karaca üstlendi.

Meclis çalışmaları nedeniyle parti yönetiminde çok fazla yer almayan milletvekillerine “gölge bakan” görevi verildi. Yeni yönetimde 3 il başkanı yer aldı. DEVA Partisi’nin yeni yönetimi şöyle oldu:

Genel Başkanvekili İbrahim Çanakçı,
Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Karaca,
Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yakup Engin,
Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Celal Mümtaz Akıncı, Genel Sekreter Yusuf Türkmen,
İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Merdanoğlu,
Sivil Toplum ve İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kerem Altun,

Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Erdoğan,
Kadın Çalışmalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Sudan,
Gençlik Çalışmalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sait Başaran,
Tanıtım ve Medya İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Büşra Sakınmaz,
Parti İçi Eğitimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Burçin Yereli.

DEVA Partisi de CHP gibi iktidarın uygulamalarını takip etmek için milletvekillerinden “gölge bakanlar” belirledi. Buna göre, “gölge bakanlar” şu isimlerden oluştu:

İdris Şahin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı
Elif Esen, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
Selma Aliye Kavaf, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Mustafa Yeneroğlu, Dışişleri Bakanlığı
Sadullah Kısacık, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı

Ertuğrul Kaya, Gençlik ve Spor Bakanlığı
Burak Dalgın, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
Evrim Rızvanoğlu, İklim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Medeni Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Seda Kaya Ösen, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı

Mehmet Emin Ekmen, Milli Eğitim Bakanlığı
Sadullah Ergin, Milli Savunma Bakanlığı
İrfan Karatutlu, Sağlık Bakanlığı
Hasan Karal, Tarım ve Orman Bakanlığı
Cem Avşar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile İklim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

“Yeni bir yola ihtiyaç var”

Ali Babacan, kongre sonrası yaptığı açıklamada Türk siyasetinin 2 kutup arasına sıkıştırılmaya çalışıldığını belirtip şöyle konuşmuştu: “Bunlar siyaseti 2 kutuplu hale getirip Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar. Türkiye’yi siyaset siyasetsizleştirmek istiyorlar. Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar.

Çünkü ancak bu şekilde destek bulabiliyorlar. Bunlar siyaset zeminini yok edip çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini siyah ve beyaz olarak iki alana hapsetmek istiyorlar. Bu model kavga üretir, çatışma üretir, çoğulculuğu yok eder ve Türkiye’yi geriye götürür. Bu model ülkeyi kırılmalara götürür. Bu model ülkeyi umutsuzluğa götürür.

Bütün araştırmalarda şu anda başta gençlerimiz olmak üzere vatandaşlarımız ‘Gönlüme göre bir siyasi parti bulamıyorum. Beni temsil edecek insanlar bulmakta güçlük çekiyorum’ diyorsa bu iki kutba hapsedilmiş siyasetin sonucu işte biz tam da bu sebeple diyoruz ki milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var. Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli yeni bir yola ihtiyaç var”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan Ve Bahçeli’ye “Yeni Çözüm Süreci” Çağrısı

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Çok net bir şekilde, üstüne basa basa söylüyorum, iktidara sesleniyorum: Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli; kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye’yi onlarca yıl çektiği bu sorundan kurtarın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’yi, anaların ağlamadığı, genç yaşta evlatların toprağa girmediği bir ülke yapmak için gereğini yapın. Ha siz yapmazsanız, yapamazsınız biz bunu yapmaya hazırız! Ve iktidara gelir gelmez kolları sıvayıp çalışmaya başlayacağız. Diyarbakır’dan uzanan eli İzmir’de tutmak, Hakkari’de yakılan bir ağıda Sakarya’da gözyaşı dökmek, Uşak’ta ağlayan bir anneye Şırnak’ta derman olmak mümkün. Türkiye’yi doğusuyla batısıyla bir kılacak, birlik kılacak anahtar hepimizin elinde. Bu olacak… Er geç olacak… Bunun olması için biz tüm varlığımızı, bedenimizi ortaya koymaya hazırız.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 2. Olağan Büyük Kongresi’nde seçilen Genel Merkez Kurul Üyeleri toplantısının açılışında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına ve Yenidoğan Çetesi’ne değinen Babacan şunları söyledi:

“Çok net bir şekilde, üstüne basa basa söylüyorum, iktidara sesleniyorum: Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli; kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye’yi onlarca yıl çektiği bu sorundan kurtarın. Türkiye’yi, anaların ağlamadığı, genç yaşta evlatların toprağa girmediği bir ülke yapmak için gereğini yapın. Ha siz yapmazsanız, yapamazsınız biz bunu yapmaya hazırız! Ve iktidara gelir gelmez kolları sıvayıp çalışmaya başlayacağız. Diyarbakır’dan uzanan eli İzmir’de tutmak, Hakkari’de yakılan bir ağıda Sakarya’da gözyaşı dökmek, Uşak’ta ağlayan bir anneye Şırnak’ta derman olmak mümkün. Türkiye’yi doğusuyla batısıyla bir kılacak, birlik kılacak anahtar hepimizin elinde. Bu olacak… Er geç olacak… Bunun olması için biz tüm varlığımızı, bedenimizi ortaya koymaya hazırız.”

“Türkiye yeni bir yol ayrımıyla karşı karşıya. Önümüzde iki seçenek var: Ya eski sorunlarla, eski siyasetin açmış olduğu yaralarla devam edeceğiz ya da Cumhuriyet’in 102. yılında kendimize yeni bir yol seçeceğiz. Ya onlarca yıllık meseleleri tekrar tekrar tartışacak, tüm enerjimizi buna harcayacağız ya da akla ve sağduyuya güvenecek, eskinin sorunlarından azade yeni bir Türkiye için çalışacağız. Ya tedirgin bir biçimde arkamıza bakarak yürüyeceğiz ya da özgüvenle, daima ileriye bakarak yarınlara yürüyeceğiz.”

“Bunca yıl hep ilkelerimizle ve siyasi ahlak anlayışımızla hareket ettik. İnanmadığımız hiçbir şeyi söylemedik, bugün söylediğimizi yarın inkâr etmedik. Ne dediysek kayıt altına aldık, yazdık, plan program oluşturduk. Gittiğimiz her yerde söyledik, her zaman söyledik. Tekrar ediyorum ve buradan hükûmete sesleniyorum. Terörle mücadele kapsamlı bir yaklaşımla yapıldığı zaman başarılı olur ve hedefine ulaşır. Silahlı bir örgütle mücadele, mutlaka silahlı güçlerle yapılır. Ancak yalnızca silahla olmayacağını da hep söyledik, söylüyoruz. Silahlı mücadele örgütün varlığını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.”

“Erdoğan, ortağının sözlerine açıklık getirmelidir”

“1 Ekim’den bu yana söylenenler, yapılanlar bir samimiyet testinden geçmemiştir. İktidarın yaptığı, sadece ve sadece Meclis’te 360 veya 400 sayılarını yakalamaya dönük bir taktik midir bilmiyoruz. Bahçeli’nin sarfettiği sözlerin arkasında, devlet kurumlarının çalıştığı bir strateji var mıdır bilmiyoruz. Ve güvenmiyoruz. Bu kadar yalpa, bu kadar büyük bir U dönüşü… Bunlar bizde güven oluşturmuyor. Üstelik, eğer çözüm için gerçek bir çaba ortaya konacaksa, bunun toplumumuzun sinir uçlarına dokunarak yapılamayacağını en iyi bilmesi gereken iktidarın kendisidir. Madem çözüm yeri Meclis’tir, Cumhur ittifakı gelip Mecliste Bahçeli’nin sözleriyle ne kastettiğini açıklamalıdır. Sayın Erdoğan, ortağının sözlerine açıklık getirmelidir.”

Babacan, “Hatırlayalım: 2023 genel seçimlerine giderken Sayın Bahçeli neler neler söyledi. HDP yedinci ortaktır demedi mi? Bunlar teröristlerle beraber demedi mi? Sayın Erdoğan miting meydanlarında montaj videolar, ‘fake’ videolar göstermedi mi? Aldattılar… Sadece faiz, kur, enflasyonla değil… Evet, aldattılar… Bunlar teröristlerle beraber dediler, aldattılar. Montaj videolarla aldattılar. Onun için diyorum ki 2023 seçimlerinde aldıkları yüzde 52, milletimizi aldatarak aldıkları bir sonuçtur. Helal değildir! Seçimi Cumhur İttifakı kazanmıştır ancak helalinden kazanmamıştır. Aldatarak kazanmıştır” dedi.

TUSAŞ tesislerine düzenlenen terör saldırısının her yönüyle araştırılması gerektiğini vurgulayan Babacan, “Dün Ankara’da, Başkentimizde, üstelik gündüz saatlerinde hain bir terör eylemi gerçekleştirildi. Savunma sanayimizin en önemli kuruluşlarından biri olan TUSAŞ tesisleri hedef alındı. Üstelik Sayın Bahçeli’nin, terörle örgütüyle ilgili herkesi şaşırtan, hayretlere düşüren o sözleri sarfetmesinden tam bir gün sonra bu olay gerçekleşti. Her yönüyle araştırılması gereken, pek çok karanlık yönü bulunan bu terör eylemini nefretle lanetliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine, yakınlarına ve tüm savunma sanayi camiamıza başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza, acil şifalar temenni ediyorum. Dünkü terör eylemiyle ilgili, olası istihbarat ve güvenlik zaafiyetlerinin üzerine kararlılıkla gidilmesi, benzer eylemlerin bir daha tekrar etmemesi için her türlü önlemin alınması için buradan hükûmete bir kez daha çağrıda bulunuyorum” diye konuştu.

“Şunun altını da özellikle çizmek isterim ki ülkemizin demokratikleşme çabalarının terörle mücadeleden ayrı, bağımsız bir hatta yürümesi gerekir. Bizim kendi vatandaşlarımızın, temel hak ve özgürlükleriyle ilgili yapılması gereken ne varsa hemen, derhal uygulanmalıdır. Hak ve özgürlükler, hiçbir şekilde pazarlığa konu edilmemelidir.”

“Terörün kök sebeplerine inmek gerekiyor. Örgütü yalnızlaştırmak gerekiyor. Bölge ülkeleriyle, Rusya ve ABD ile açık açık yüzleşmek gerekiyor. Hükûmetin ‘Siz Suriye’de Irak’ta iç barış istiyor musunuz, kaçak güreşmeyin’ demesi gerekiyor. Bu ülkelere bunlar anlatılmalıdır. PKK anakronik bir yapıdır; PKK’nın bugünün bölge gerçekleriyle örtüşmeyen bir yapı olduğunu, barış ve istikrarın önündeki en önemli biri olduğu anlatılmalıdır. PKK olduğu sürece ne Irak’ta ne Suriye’de normalleşmekten bahsetmek mümkün olacaktır.”

“Ülkemiz artık çetelerle anılıyor”

Yenidoğan çetesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Türkiye için hep şu söylenir: Üç tarafı denizlerle çevrili, doğal güzellikleriyle meşhur bir ülke. Denizleri, ovaları, dağlarıyla ünlü bir ülke. Antik kentleriyle, coğrafyasıyla değerli bir ülke. Fakat öyle bir noktaya geldik ki ülkemiz artık doğa güzellikleriyle değil, çeteleriyle gündemde. Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına her yer çete. Sokaklar çete, mahalleler çete, esnafın dükkan açtığı çarşılar, pazar yerleri çete. Son dönemde, bu çetelere bir yenisi daha eklendi.

Birçoğunuz gibi benim de insanlığımdan utanarak okuduğu o haberlerden, Yenidoğan Çetesi’nden bahsediyorum… Öyle bir çete düşünün ki henüz bir günlük, iki günlük sağlıklı bebekleri annelerinin kollarından çekip alıyor, para uğruna bebekleri tıbbi işkencelere maruz bırakıyor. Öyle bir çete düşünün ki işkenceye maruz kalan bebekler yaşamış mı ölmüş mü umurlarında değil… Ölmek üzere olan yavrularımızdan, eşyadan daha değersizlermiş gibi bahsediyorlar… Çıkarları uğruna savcılarımızı tehdit etmekten dahi çekinmeyen, belli ki birilerine güvenen, gücünü birilerinden alan bir çete bu” ifadelerini kullandı.

Hükûmet uygulamalarının toplumsal çürümeye ve ahlaki çöküşe yol açtığına işaret eden Babacan, “Bu kötülüğe toplumsal çürüme diyebiliriz, ahlaki çöküş diyebiliriz. Ancak bu çürümeden bahsederken başımıza gelmiş bir musibetten, bir doğal afetten söz eder gibi söz edemeyiz. Neden ve sonuçlarını masaya yatırmadan, bu çürümüşlüğü yaratanlardan söz açmadan, bilhassa sorumlulardan, göz yumanlardan söz etmeden söylediklerimiz eksik olur, hatalı olur… Evet, onlara sesleniyorum! Kamuya insanları torpille yerleştirenler! Tanıdığı olmayanı haksız mülakatlarla eleyenler! Bu ahlaki çöküşün önünü açanlar! Evet, sizden bahsediyorum.

Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Adrese teslim ihale dağıtanlar! Haram yemeyi meşrulaştıranlar! Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Devleti çıkar sağlanacak, sömürülecek bir yer olarak görenler! En küçük ilçedeki belediyeden büyükşehirlere, haksız rant peşinde koşanlar! Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Siz önemsemediğiniz günahlarınızla, daha büyük günahların önünü açtınız. Minicik yavrusuna sarılamadan toprağa veren annelerin bedduaları, babaların feryatları, evlerde boş duran beşikler, giyilmemiş patikler, hepsi sizin eseriniz, önünü açtıklarınızın eseri” diye konuştu.

Paylaşın

Babacan’dan “Normalleşme” Yorumu: Muhalefet Dikkat Etmeli

“Normalleşme” tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Lideri Ali Babacan, “Normalleşmeden kasıt konuşuyor olabilmekse sonuna kadar destek veririz. Ama bu diyalog hiçbir zaman muhalefetin görevini yapmasına engel olmamalıdır. Yeterince eleştiremiyorsanız o da zarar verebilir” dedi ve ekledi:

“Normalleşme iktidarın ifadesi. Demek ki anormallik yaptıklarını kabul ediyorlar. Muhalefetin çok dikkat etmesi lazım. Biraz oralarda problem var. Benim gözlemim bu. Yeterince sağlam bir şekilde muhalif duruşu ortaya koymak lazım. Yanlışa yanlış diyebilmek lazım. Muhalefet ben daha iyi yaparım iddiasını ortaya koyması lazım. Biz her alanda görüşlerimizi ortaya koyuyoruz. Ansiklopedi büyüklüğünde çalışmamız var. İktidar olduğumuzda ülkeyi yönetmeye hazırız diyoruz. Bunu Türkiye’de yapan yok.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Fetullah Gülen, yakın tarihimizde bu ülkeye en büyük zararı vermiş insanlardan birisi. Kurmuş olduğu yapıyı hain darbe teşebbüsüne kadar yönlendirebilecek, bu ülkenin Meclis’i savaş uçaklarıyla bombalanmasına sebep olacak kadar dengesini yitirmiş bir kişi. Keşke Türkiye’ye iade edilip, hesap verebilseydi. Başka bir hesap yeri ver, orada ne yapar bilmem. Sadece Türkiye’ye değil aynı zamanda dinimizin kutsallarını istismar ederek çok geniş kitleleri yanlış yönlendirdi. Ölmüş bir kişinin arkasından konuşurken dikkatli olmak lazım ama sonuç olarak bakıldığında bu ülkeye en büyük zarar vermiş birisi.

Bu tür örgütler bazı ülkelerin servisleri açısından çok elverişli örgütlerdir. Herhalde bugüne kadar o örgütü destekleyen, koruyan, kollayan her kimse işlerine yarıyorsa kullanmaya devam edeceklerdir. Örgütün sonu da gelebilir. Biz ülkemizi, devletimizi FETÖ ve benzer yapılardan korumak. Çok dikkat etmek lazım. Bu örgüt aynı zamanda kendini saklamayı bilmiş bir örgüt. Çok çok dikkat etmek lazım. Bu işin yolu şuradan geçiyor, devlete alımlarda mutlaka ehliyet ve liyakat gözetilecek. Belli kurumlarda öbeklenmeler, klikleşmeler olduğunda her zaman risktir. Ehliyet ve liyakata göre birimlerin oluşması lazım. Kamuya alımlarda ve terfilerde objektif kriterlere göre hareket etmesi lazım. FETÖ gider METÖ gelir bu ülkenin başı dertten kurtulmaz. Ehliyet ve liyakattan sapmamak durumundasınız. Türkiye Cumhuriyeti kendine dikkat etmesi lazım. Asla bir al-vere girilmemesi lazım.

Türkiye son 6-7 yıldır büyük bir çöküş içinde. Bu sadece ekonomi değil aynı zamanda hukuk, adalet ve ahlaki çöküş. Türkiye’de insanlık çöküyor şu anda. Kadınların başını keserek katledenleri mi ararsınız, Narin kızımızın katledilişi, yeni doğmuş bebeklerin canıyla oynayanları mı ararsınız. Türkiye’de kurumlar sağlam çalışmadan, yargı bağımsız, tarafsız çalışmadan, Türkiye’nin herhangi sorunu çözmesi mümkün değil. Ekonomi bir tezahürdür. Rakam olarak görürsünüz. Onun altındaki sosyal çöküntüyü biraz sonra fark edersiniz. Bugün Türkiye’de uyuşturucu problemi var. Yasadışı kumar. Cep telefonundan insanlar yasa dışı bahis oynuyor. Siz Instagramı kapatabiliyorsunuz, Twitter’ı yaşatabiliyorsunuz. Devlet bunlarla uğraşabilir. Vatandaşın bu işe yönelmesi biraz da alnının teri, bileğinin gücüyle bu memlekette para kazanmak zorlaştı. Para kazanmak için kısa yoldan köşeyi dönme metodları arıyorlar. İhale peşinde koşan, kendine açılmış özel alanlarda para peşinde koşan gençlerle dolu oldu bu ülke.

Ekonomi işin kolay tarafı. Bugün Cumhurbaşkanı olsam sağlam 10 kişiyi ekonominin başına koyarım. Haftanın 2 saatlik toplantılarla en geç 2 yılda düzelir. Büyük bir hasar oluştu. Sayın Erdoğan’ın ‘Alanım ekonomi, ekonomistim’ diye diye, damat döneminden bu yana çok büyük hasar oluşturdu. TÜİK niye şeffaf çalışmıyor? TÜİK bizim zamanımızda herşeyi açıklarken niye şimdi açıklamıyor. Merkez Bankası niye açıklamıyor? Aldığı sattığı dövizi yayınlamak durumda. Kur Korumalı Mevduat açıklandığı an ‘Bu devleti Hazine’yi batırma projesedir’ dedim. Şimdi ondan kurtulmak için kıvranıyorlar. Yüz milyarlarca dolarlık maliyeti oldu bu işin.

Maliye ve para politikası sıkıştırması gerekli. Şu anda Cumhurbaşkanı olsam hemen Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplarım. Bu anayasanın gereği. Sosyal tarafları dinlemesi gerekir. Kurumları bağımsız ve güçlendirmesi gerekiyor. TUİK’i dışarıdan denetletirsiniz anında düzelir. Tasarrufla ilgili ne yaptılar bugüne kadar? Gerçek tasarruf kamu alımlarında. Devlet 1 liralık ürünü 3 liraya mal ediyor. Deprem konutlarındaki maliyete bakıyoruz bire üç maliyetler artıyor. Maliyetler gerçek inşaat maliyetlerin çok üzerinde seyrediyor. Kamu alımlarıyla ilgili en ufak değişiklikler yapıldı. Mevzuatta acele işler diye madde var. AB’nin kamu ihale mevzuatı var. Niye gelip Türkiye’de uygulamıyorsunuz? Şu anda 28 ülke bunu uyguluyor. 28 ülkede yatırım olmuyor mu? Şeffaf ve açık olduğunda menfaat şebekeleri çalışmayacak.

Türkiye’de en önemli kayıt dışılık gayrimenkul sektöründe. Gerçek fiyatından tapu alınabiliyor mu? Ödediğinin çok altında bir fatura ile alabiliyor. Ekonomi yönetimi şu anda el atamıyor. Siyasetin kayıt dışı finansmanı oralardan geliyor. Oralardan geldiği için siyasi partiler dokunamıyor, konuşamıyor. Biz rahatız, konuşuyoruz. İmar değişiklikliği belediye meclisinden oybirliği ile çıkar. Partiler imar meclisinde anlaşıyor.

Sosyal medyada bu iş yeraldığında ancak toplumda farkındalık oluşuyor. Birileri cep telefonuyla bir şeyleri çekmediğinde toplumsal farkındalık oluşmuyor, buna üzülüyorum. Doğal yollardan kamuoyunda farkındalık ve hassasiyet oluşması lazım. Hükümetle, iktidarla ilgili olan herşeyi örtme çabası var. Haber olmasını engelleme çabası var. Sosyal medyada ancak birileri yakalarsa farkındalık oluşuyor. Yaşlı bakımında, tedavisinde özel hastanelerin sosyal güvenlik kurumu ile bütün ilişkisini masaya yatırmak gerekiyor. Daha fazla işlem yapıyormuş gibi fatura edip, rakamları devletten almaları ile ilgili şebeke olabilir. Bu soruşturma geniş denetimle yürümeli. Esas olan kural bazlı yönetim. Daron Acemoğlu Nobel İktisat Ödülü aldı. Kurumların inşası ve sağlam kurumların refaha katkısıydı Acemoğlu’nun konusu.

Hukuk adalet işlemiyorsa, yargı tarafsız işlemiyorsa. Yargı sağlam çalışsa, kimse korunup, kollanmasa, suçlu hak ettiği cezayı görse insanlar buna cesaret edemez. Kırmızı ışıkta geçtiğinizde hiçbir bedel ödemeyeceğinize inansanız bir süre sonra kim takar. Bir grup insan bir şekilde iktidarla ilişkim var arkam sağlam diye düşünüyor. Kuralların işlemesi ancak uymayana yaptırımla mümkün. Bu yaz 2 gün Singapur’daydım. Bir sürü kural tabelası var. Tabelaların altında ceza miktarı yazıyor. TIR şoförlerimizin kurallara uyma şekliyle Avrupa’daki kullanış şekli farkıdır. Demek ki kural bazlı yönetimle çok çok alakalı. Ülkemizin Cumhurbaşkanı anayasaya uymuyorum, Anayasa Mahkemesi’ne saygı duymuyorum diyebiliyorsa. Hele hele kurala uymayan bundan menfaat sağlıyorsa tutabilene aşk olsun.

“Refahın en yüksek olduğu 10 ülkenin 9’u parlamenter sistemle yönetiliyor”

Yeni anayasa çalışmaları ilan edildi. Sayın Kurtulmuş bizi davet etti. Kendisine anayasa çalışmamızı bıraktık geldik. Bizim güçlü bir parlamenter sistemini hedefleyen, güçler ayrılığını sağlayan, Meclis’i güçlendiren, temel hak ve özgürlükler konusunda çalışmamız hazır. Bizim kafamız parlamenter sistemde çok net. Çık kılpayı farkla alınmış bir referandumdu. İnsanlar yaşadı, sonuçları gördü. Biz kendi adayımızla çıktık, sayın Erdoğan çıktı, 52’ye 48 çıktı.Şimdi kamuoyu araştırmalarında parlamenter sistemi isteyen vatandaşlarımızın sayısı çok. Sorulduğunda cevap veriyorlar. Biz partimizi kurarken dünyaya baktık. Hukukun üstünlüğünde ilk 10 ülkenin 9’u parlamenter sistemle yönetiliyor. Refahın en yüksek olduğu 10 ülkenin 9’u parlamenter sistemle yönetiliyor. Başkanlık sisteminin de tek tük başarı örnekleri var ama parlamenter sistem o ülkenin vatandaşı için daha yüksek mutluluk üretiyor ve hukuk daha iyi yönetiliyor.

Türkiye’de niye enflasyon patladı? Tek kişinin ısrarı ve inadı yüzünden. Gıda ve enerji enflasyonu neden dünyada en yükseklerde? Bir kişinin koskoca sistemi yanlış yönlendirmesiyle. Sağlam kurumlarınız, bağımsız çalışan Merkez Bankası yoksa, parlamento denetim görevini yapamıyorsa bir kişinin hataları koskoca ülkeyi bir yere götürüyor. Vatandaşlarımızın nihai oy tercihi, sadece ekonomi, enflasyon değil, bir bütüne bakıyor. 2023 seçimlerinde açık söyleyeyim, 6’lı masadaydık. Vatandaşlarımızı kavgasız, gürültüsüz bu ülkeyi yöneteceğimize ikna edemedik.

Normalleşmeden kasıt konuşuyor olabilmekse sonuna kadar destek veririz. Ama bu diyalog hiçbir zaman muhalefetin görevini yapmasına engel olmamalıdır. Yeterince eleştiremiyorsanız o da zarar verebilir. Normalleşme iktidarın ifadesi. Demek ki anormallik yaptıklarını kabul ediyorlar. Muhalefetin çok dikkat etmesi lazım. Biraz oralarda problem var. Benim gözlemim bu. Yeterince sağlam bir şekilde muhalif duruşu ortaya koymak lazım. Yanlışa yanlış diyebilmek lazım. Muhalefet ben daha iyi yaparım iddiasını ortaya koyması lazım. Biz her alanda görüşlerimizi ortaya koyuyoruz. Ansiklopedi büyüklüğünde çalışmamız var. İktidar olduğumuzda ülkeyi yönetmeye hazırız diyoruz. Bunu Türkiye’de yapan yok.

Vatandaşlarımıza ‘DEVA Partisi hakkında kanaati nedir?’ diye sorun. Taksi şoförüne sorun. ‘İyi yönetir, güvenilir ve sorunu çözer’ diyor. Bizim aynı zamanda güçlenmemiz gerekiyor. Geçen hafta büyük kongremizde yeni bir süreç başlattık. Bir yanda iktidar var bir yandan da ne yapacağını ortaya koyamamış ana muhalefet var. Vatandaşımız bu ikisinden birine mahkum kalmamalı. Biz Türkiye için hedefleri ve hayalleri örtüşen partilerin daha yakın çalışması lazım üçüncü bir yol inşa etmesi lazım. Gelecek Partisi’nden ‘birleşme olabilir’ mi dendi. Heyetlerimiz çalıştılar.

İleride belki olabilir. Gerçek birleşmenin neticesinde çift başlı sonucu olmaması lazım. Şahıslardan bağımsız şekilde gerçek birleşme olması gerekiyor. Biz şimdi onu rafa koyduk, her zaman raftan inebilir. Daha fazla partinin ortak cephe oluşturmasına çalışıyoruz. Konuştuğumuz partiler var. Onların rızasını almadan isim telaffuzunu uygun görmem. Önümüzdeki aylarda vatandaşlarımıza ‘İki tarafa gönlünüzün olmadığını anlıyoruz, onun için güçlü üçüncü seçenek için yola çıktık, birlik ve beraberlik içinde karşınızdayız’ demek istiyoruz. Bu belli sayıda partinin güç ve enerji birliği. Seçime giderken ittifak halinde mi gidilir, nasıl listelerle gidilir. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda neler olur, zaman içinde konuşulur. Önce birlik ve baraberliği sağlayıp vatandaşımızın karşısına çıkmak.”

Paylaşın

Ali Babacan: Yeni “Çözüm Süreci”ne Destek Oluruz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, siyaset kulislerinde konuşulan yeni “çözüm süreci”ne dair, “Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz” dedi ve ekledi:

“Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan,  DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde yaptığı merkez siyasette birlik ve beraberlik çağrısını yineledi. KRT TV’de konuşan Babacan, “AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz” dedi.

Siyaset kulislerinde konuşulan ‘çözüm süreci’ne dair de konuşan Babacan, diyalog ve çözüm gayretinin Türkiye için faydalı olacağını aktararak şunları söyledi:

“Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz. Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

Babacan, DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde sarf ettiği “İktidar ile muhalefeti yakında kol kola görürsek şaşırmayalım” sözlerine dair soruyu da yanıtladı. İktidarın hatalarının bazı muhalefet belediyelerinde de görüldüğünü söyleyen Babacan, İmar rantları üzerinden muhalefete eleştirilerde bulundu.

Babacan, “Bir belediye istese bunu düzgün yapabilir. Hükümetten kanun beklemesi şart değil. İmar rantları meselesi A,B,C,D partisi meselesi değildir. Çoğu belediye meclisinde iktidar ve muhalefet el ele vererek yapıyor bunu. Bu imar değişiklikleri oy birliğiyle geçiyor. Biz Altılı Masa’dayken ana muhalefetin de olduğu masada, bütün bu sorunların nasıl çözüleceğiyle alakalı çalışmalar yaptık. İmar rantı, yolsuzlukla mücadele, yerel yönetimlerde neler yapılmalıdır gibi konularda ana muhalefet partisinin de imzası var.

Bunu kendi belediyelerinde hayata geçirebilirler, engelleyen bir durum yok. Ancak yapmıyorlar. İktidarın bazı hataları muhalefette de oluyor. Temiz çalışanlar belediyeleri bir kenara koyuyorum ancak genele baktığımızda iktidar ile muhalefet belediyelerinin birbirinden farkı yok. Bir siyasi parti iktidar olmaya namzetse ilkeli duruşunu belediyelerde de göstermelidir. Göstermeli ki insanlar ‘bunlar işi sağlam tutuyorlar, ülkeyi de yönettiklerinde aynı hassasiyetlerde olacaktır’ diyebilmeliler” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez sağda konumlanan siyasi partilerle iş birliği yapmak istediklerini belirten Babacan, şunları söyledi: “Türkiye’de iktidar ve muhalefet bloku var. Biz dedik ki milletimizi bu iki tercihten birine mahkûm etmememiz gerekiyor. Seçmen iktidardan memnun değil ama eli de gitmiyor öbür tarafı desteklemeye. Dolayısıyla vatandaşlarımızın bu iki tercih arasında sıkışıp kalmaması gerekiyor.

DEVA Partisi olarak bu iki tercih dışında ülkenin yarınlarla ilgili görüşleri birbirine benzeyen, ilke ve değerler konusunda uzlaşabilecek siyasi partilerin biraz daha yakın çalışmasıyla ilgili üçüncü bir alternatif, üçüncü bir yol, bir blok oluşturmanın çok önemli olacağını düşündük. Partilerle temaslarımız oldu, farklı modeller üzerinde durduk ve nihayetinde bugün için üzerinde çalışmakta olduğumuz model belki üç, belki dört, belki daha fazla siyasi partinin bir iş birliği içerisinde yol yürümeye başlaması… Bu iş birliği içerisinde yürünen yolun da Meclis ayağında bir ortak grup olması…

AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz. Eğer bu yaptığımız başlangıç partiler arasında uyumlu bir şekilde, güzel bir çalışmaya beraberini de getirirse, bu ileride bir seçim ittifakına da dönebilir. Ama önce bunu böyle basamak basamak şey yapmamız lazım. Önce bir beraber çalışmaya alışmamız lazım.”

Babacan, bilim insanı Daron Acemoğlu’nun 2024 Nobel Ekonomi Ödülü aldığı çalışmasına atıf yaparak, “Daron Bey ve arkadaşları Nobel Ödülü’nü kurumların inşası ve sağlam kurumların refahın etkisi üzerine aldı. Türkiye’nin 2013’te zirveden aşağıya yuvarlanmaya başladığı dönemde ben sürekli ‘Kurumlar’ diyordum. Çünkü Türkiye’nin bu duruma gelmesinde en büyük etken olarak kurumların zayıflaması var.

Merkez Bankası bağımsız değil, TÜİK güvenilir değil, yargı zayıflamış durumda. Aslında Daron Bey ve iki arkadaşının Nobel alması bunun gayet güzel bilimsel şekilde ispatıdır. Kurumlar zayıfladıkça da düşüyor. 2014-2015 sayın Erdoğan’ın sürekli Merkez Bankası Başkanı’na vurduğu dönemdir. Siz kurumlara zarar verirseniz, dünyada parmakla gösterilen sapasağlam kurumları çürüttüğünüzde refah düşüyor. Ben refah için sürekli kurumların bağımsızlığını savundum; Nobel Ödülü alan çalışma ile kanıtlanmış oldu” diye konuştu.

Paylaşın

Ali Babacan, Yeniden DEVA Partisi Genel Başkanı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi 2. Olağan Büyük Kongresi’nde geçerli 556 oyun tamamını alan Ali Babacan Genel Başkanlığa yeniden seçildi. Babacan, genel başkanlık seçimine tek aday olarak girdi.

Haber Merkezi / Kongrede, genel merkez yönetim kurulu ve disiplin kurulu ile ilkeler ve değerler kurulu üyeleri de belirlendi.

Ali Babacan, kongrede yaptığı konuşmada, iktidar ve muhalefet seçmenine önemli mesajlar verdi. Babacan, ülke siyasetine yeni bir anlayış ve dil getirmek istediklerini belirtti. Babacan, “Açıkça ifade ediyorum: Türkiye, iktidar bloku ile muhalefetin arasındaki kayıkçı kavgasına mecbur değildir. DEVA Partisi birleştirici ve kapsayıcı üslubuyla, somut proje ve programlarıyla Türkiye siyasetinde çözümün ve umudun yegâne adresidir” diye konuştu.

DEVA Partisi Büyük Kongresi’nin yeni bir yolun başlangıcı olduğunu kaydeden Babacan, “Siyasi Partilerin Büyük Kongreleri bir muhasebedir. Ülkenin geldiği durumun muhasebesidir; partilerin yaptığı çalışmaların bir muhasebesidir. Büyük Kongreler aynı zamanda yeni bir heyecandır, yeni bir coşkudur. İşte bizim 2. Büyük Kongremiz de DEVA Partisi için yeni bir başlangıçtır; Büyük Kongremiz ülkemiz için yeni bir başlangıçtır. Büyük Kongremiz Türkiye için yeni bir yolun başıdır” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi’nin değer ve ilkelerini hatırlatan Babacan, kimlik siyaseti yapmayacaklarını vurguladı. Babacan, “Bazen diyorlar ki, DEVA Partisi tam olarak nedir? Yeni bir parti ama, nerede durmaktadır? Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun! DEVA Partisi; milletimizin içtimai, kültürel ve manevi değerlerini sahiplenir ve bunlara saygı duyar. Cumhuriyetimizin değerlerini ve milli menfaatlerimizi her zaman üstün tutar. Milletin egemenliğine ve kuvvetler ayrılığına tam inanır.

Her şart altında, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü savunur. Vatandaşa hizmet odaklı, şeffaf ve hesap veren bir devlet anlayışını savunur. Hür teşebbüs öncülüğünde çokça üretip, hakça paylaşmayı esas alır. Özgürlükçü, demokrat ve kalkınmacıdır. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eder. DEVA Partisi; özgürlükçü demokrasiyi, müspet milliyetçiliği, vatanperverliği, kalkınmacılığı, kurallı serbest piyasa ekonomisini, sosyal refah devletini, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi esas alan bir siyasi partidir” dedi.

“Gelelim Büyük Kongremizin asıl mesajına: Yeni bir yol, DEVA Yolu. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaseti iki kutuplu hale getirip, Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar. Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar. Siyaset zeminini yok edip, çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini siyah ve beyaz olarak iki kutba hapsetmek istiyorlar. Bu model kavga üretir, çatışma üretir. Çoğulculuğu yok eder, Türkiye’yi geriye götürür. Bu model ülkeyi büyük kırılmalara götürür. Toplumsal muhalefet refleksini yok eder.

Milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var. Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli bir yeni yola ihtiyaç var. Ülkesini seven herkes için yeni bir yol inşa etmek, artık sadece bir alternatif değil bir zorunluluktur. Tarihimizde ne zaman mevcut yollar tıkansa, bu vatanın öz evlatları yeni bir yol açmışlardır. Bu yol, dayatılan siyaset kalıplarına sıkışıp kalmadan, farklı görüş ve düşüncelerin sentezinden oluşan, makulün yoludur.

Bu yol, ülkenin yönetimini, yorgun ve yozlaşmış iktidardan kurtarmak, ancak beceriksiz muhalefete de bırakmamak isteyenlerin yoludur. Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Bu yol kürsüde de meydanda da tenhada da aynı sözü konuşanların yoludur. Arkadaşlarım! Çaresizlik yok! Umutsuzluk yok! Çünkü yeni bir yol var. Bizi yıldırmalarına izin vermeyeceğiz, bıkmayacağız, yorulmayacağız. Bu kongremiz çaresizliğe ve umutsuzluğa karşı, yeni bir yol açmak için, yeni bir başlangıcın kongresidir.

AK Parti’den uzaklaşan milyonlarca dindar muhafazakâr… Rahmetli Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı hayırla yad eden, merkez sağda yeni arayış içinde olan milyonlar… Siyasetten soğumuş, umudunu yitirmiş milyonlarca gencimiz var. Onlar bu iki tercihten birisine zorlanmak istemiyorlar. İşte onlar için açacağımız yeni bir yol var.”

Babacan, merkez sağda partiler arası sürdürülen görüşmelere ilişkin de “Önümüzdeki dönemde, benzer ilke ve hedefleri benimseyen partilerle geniş bir iş birliği yapmanın da çok önemli olacağını düşünüyoruz. Beraberce açacağımız bu yeni yolu, dostlarımızla beraber yürüyelim diyoruz. Birlikte, beraberlikte ‘bereket’ var diyoruz” mesajını verdi.

“Ülke olarak yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara, 3Y’ye esir olduk”

Babacan, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadelenin AK Parti’nin kuruluş iddiası olduğunu ancak gelinen noktasının içler acısı boyutlara ulaştığını söyledi. Babacan, “Yıl 2024… 3Y ile mücadeleye ne oldu? Şimdi size soruyorum… Bu ülkede yolsuzluk var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yasaklar var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yoksulluk var mı? Hem de nasıl var. Evet arkadaşlar, döndük dolaştık, ülke tekrar 3Y’nin esiri oldu” ifadesini kullandı.

“Bir zamanlar AK Parti’ye gönül vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum; sizleri biliyorum ve anlıyorum”
Erdoğan’a ve AK Parti’ye gönül veren seçmene de bir mesaj veren Babacan, bakanlık yaptığı döneme atıf yaparak, günde üç saat uykuyla bu ülke için 13 yıl çalıştığını dile getirdi. Babacan, “Sizleri biliyorum, anlıyorum. Ülkemizde yaşanan adaletsizlikleri sineye çekemediğinizi biliyorum. Her köşede karşınıza çıkan israftan ve yolsuzluktan rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Sinan Ateş cinayetinin korunan katillerinden; eşine, kardeşine reva görülenlerden rahatsız olduğunuzu biliyorum.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Hanım ile defalarca görüştüm. ‘Korkuyorum’ diyor. Siz, eşini kaybetmiş bir kadının ve çocuklarının korkmasına neden oluyorsanız, bu ülkeyi yönetemiyorsunuz demektir! Benim de içinden geldiğim AK Parti seçmenine sesleniyorum. Her ülkeden, her milliyetten çete üyelerine dağıtılan Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarından rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Emeklinin layık görüldüğü koşullardan, asgari ücretle ödenmesi imkânsız hale gelen kiralardan, torpille dönen işe alımlardan; bıktığınızı, usandığınızı biliyorum. Yanlışı savunmak zordur, zor” diye konuştu.

Babacan, “Ancak sanılmasın ki ülkenin geldiği yerde muhalefetin bir payı yok. Ülkenin ana muhalefeti en ufak bir krizde kim olduğunu hatırlıyor; aslına rücu ediyor. Mitingde bir vatandaş mı yumruklandı? İşte, muhalefet orada: şiddetin yanında. Bir yerlerde bir şekilde yerelde iktidarı mı aldılar? İşte, muhalefet orada, eş dost kayırmanın, haksız rantın yanında. Ülkenin iktidarı da muhalefeti de çıkarları neredeyse orada” dedi.

Babacan, gençlerin alın teri ve emekle çalışmaya olan inancını yitirmeye başladığına yönelik hükûmete uyarılarda bulunarak, sanal kumarhane tehdidine dikkat çekti. Erdoğan’a seslenen Babacan, “Gençler uyuşturucu batağında, kumar batağında… Herkesin cep telefonu sanal kumarhane olmuş durumda. Instagram’ı kapatıyorsunuz da neden bu sanal kumarhaneleri kapatamıyorsunuz? Küçücük çocukları kumara alıştırıyorlar bu ülkede. Kumarın dinimizdeki yerini en iyi kendisinin bilmesi gerekiyor” dedi.

Babacan, “Bu hükümet ‘dindar nesil’ yetiştireceğiz dedi, değil mi? Oysa son yıllarda ateizm ve deizm hızla yaygınlaştı, yaygınlaşıyor. Din samimiyettir. Din muameledir. Ahlak söylemde değil, eylemdedir. Gençler bu yönetenleri görüyor ve dinden soğuyor. Bu iktidar, dinimizin kutsallarını sürekli istismar ederken; muamelesi ve eylemleriyle dinimizin devlet yönetimindeki temel ilkelerini ihlal etmektedir. Devlet yönetiyorsan önce adalet, istişare, ehliyet olacak. Soruyorum: Bunlar var mı? Hiçbiri yok. Yeter kardeşim… Bu milleti aldatmaktan vazgeçin artık. Elinizdeki propaganda makineleriyle yalanları gerçek gibi pompalamaktan vazgeçin. Sizin yüzünüzden gençler dinden soğuyor. Ne kadar büyük bir vebal altında olduğunuzun farkında mısınız? Bu millet huzur istiyor. Bu millet sevgi istiyor. Bu millet samimiyet istiyor, samimiyet” ifadelerini kullandı.

Ali Babacan, “Bu devleti yönetenlere soruyorum: Devlet ne için var? Devlet sadece imkanları yandaşlara paylaştırmak için mi var? Devlet sokakların güvenliğini korumak için var, devlet adaleti tesis etmek için var. 23 yıl önce eşitlik, adalet ve kalkınma hayaliyle çıkılan yollar şimdi çetelerle, katillerle, istismarcılarla dolu. Yaşanılan tüm bu hadiselerde kaybettiklerimiz için yas tutan tüm vatandaşlarımızın acısını paylaşıyorum. İnsanların sokakta güvenle yürüyebildikleri bir ülke için elimizin taşın altında olduğunu bilmelerini istiyorum” dedi.

Enflasyonun iktidar eliyle patladığına dikkat çeken Babacan, tahribatın sadece ekonomide olmadığını, toplum yapısında da tahribatlar meydana geldiğini kaydetti. Sanal bahis, kara para aklama ve suç oranlarının artmasını ekonomik sorunlara da bağlayan Babacan, şu eleştirilerde bulundu:

“Peki çözüm ne? Bu derin sorunları çözecek kapsamlı bir programı ortaya koyamayan ve palyatif çözümlerden medet uman hükümet yeni bir çarpıtma içinde. Diyorlar ki; ‘Ülkenin başında Ali Babacan olsa, o da benzer adımları atacaktı.’ Hey yavrum hey! Yahu siz Ali Babacan’ın yaptıklarını anlamış olsaydınız, bu ülke bu hale düşer miydi? Siz ekonomiyi yöneten İbrahim Çanakçı’nın yaptıklarını anlasaydınız bu ülkede fukaralık artar mıydı? Mütevazi olmaya gerek yok; biz çalıştık, başardık, onlar keyfini sürdü.

Hala miras yiyorlar. Bakın arkadaşlar, bir kez daha ifade edeyim: Bugün uygulanan politikalar ile bizim ortaya koyduğumuz vizyon ve ekonomik programın uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ekonomik program diye ortaya koydukları faiz artışları ve vergi artışlarından ibarettir. Yeni ekonomi yönetimi faizleri ve vergileri artırmaktan, kamunun kontrol ettiği zamlardan başka ne yaptı? Aklınıza bir şey geliyor mu?

İşte biz, DEVA Partisi olarak, açıkladığımız 23 eylem planıyla ekonomi, demokrasi ve yönetim sistemine ilişkin yepyeni bir “Vizyon” ortaya koyduk. Almanya’dan ziyaretçilerimiz geliyor. ‘Sizin bu yaptıklarınızı Avrupa’da bile yapan yok’ diyorlar. İnanın çoğunun bunları okuyup kavrayacak durumu yok. Çünkü kafa başka yerlerde. Kafa avantada. Kafa haksız kazanç ve rantta.

Bakın, bizim vizyonumuzun ekonomi bacağında dijital devrim, yeşil dönüşüm ve kapsayıcılığı esas alan ‘Yeni Kalkınma Stratejisi’ var. Temel hedefimiz, üretken, uluslararası rekabet gücü yüksek, kaliteli istihdam yaratan ve tek bir vatandaşımızı dahi yatağa aç göndermeyen güçlü, dayanıklı ve kapsayıcı bir ekonomi inşa etmek. Hiç kimse; bizim verimliliğe, adil rekabete ve fırsat eşitliğine dayalı ekonomik sistem anlayışımız ile; mevcut iktidarın rant devşirmeye dayalı ‘ahbap-çavuş kapitalizmi’ anlayışını birbirine karıştırmasın.

Ben bugün, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olsam, öncelikle parlamenter sisteme geçişin startını veririm. Ekonomiye 10 sağlam yönetici hemen koyarım. Haftada iki kere, iki saat toplarım. Bu ülkenin ekonomisini toparlarım. Yaptık, yine yaparız… Kalan vakti hukuka, eğitime ayırırım. Ekonomik sosyal konsey toplarım. Kurumları bağımsız çalıştırırım. TÜİK, TCMB hepsini şeffaflaştırırım. Yeni ekonomi bakanı bunun böyle olacağını çok iyi biliyor. Neden hayata geçirmiyorlar? Eskinin ayıbını örteceğim diye kendi itibarınızı tüketiyorsunuz.

Tasarruf yapacağız. Kamu alımlarını şeffaflaştıracağız. İmar rantları adil olacak ki ekonomi adil dağılsın. Tarım arkadaşlar tarım! Çok önemli… Esnaf, KOBİ’ler. Gençlerimiz mesleksiz arkadaşlar mesleksiz! Bunların hepsini hayata geçiririm.

Yeni dönemde ‘sahada olacağız’ mesajı veren Babacan, partililere yönelik mesajlar da verdi. Babacan, “Haram yemeden, çıkar gözetmeden çok çalışacağız arkadaşlar, çok! İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, bina bina, ev ev çalışacağız. Demokrasi ve Atılım Partisi’ni herkese anlatacağız. Partimizde görev almış, yeni görev alacak arkadaşlara gönülden başarı diliyorum. Partimizde bir dakika bile emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Unutmayın arkadaşlar, aday listelerinde yer alan veya almayan bütün teşkilat mensuplarımızla yol arkadaşıyız. Görevler değişir, yol arkadaşlığı devam eder. Biliyorsunuz asıl liste, yedek liste kavramı siyasi partiler yasasının bir gereği. Ancak biz tam bir gönüldaşlık ilkesiyle, asıl demeden, yedek demeden hep beraber çalışacağız.” dedi.

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan “Birleşme” Açıklaması: Netleşen Bir Şey Yok

“Birleşme” müzakerelerine ilişkin değerlendirme yapan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, birlikte olma arzusunun olduğunu ancak netleşen bir şeyin olmadığını söylediler.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu; iki partinin “birleşme” müzakerelerine ilişkin konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; TBMM’nin yeni yasama yılı açılışı kapsamında düzenlenen resepsiyona katılan iki genel başkan “Birlikte olma arzusunun olduğu ancak netleşen bir şeyin olmadığı” açıklaması yaptı.

Resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ali Babacan, birleşme görüşmelerine ilişkin “Şu anda rafta duruyor ama her an raftan inebilir. Gelecek Partisi’nden arkadaşlarımız, çok sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yıllarca beraber emek harcadığımız arkadaşlarımız. Dolayısıyla birlikte olma arzusu var. Bugün olmazsa yarın olur, bakarız” yorumunu yaptı.

Babacan, Meclis’te Demokrat Parti ile ortak grup kurulması sürecine ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı: “O formül Demokrat Partili bazı arkadaşlar tarafından dillendirildi. Anlıyoruz ki parti genel merkezlerinde bu konuyla ilgili henüz bir değerlendirme yapılmamış. Biz şu anda bütün partiler ile iletişim halindeyiz. Milletvekillerimiz iletişimi kuruyor.

Önemli olan şu; Türkiye için daha geniş bir birliktelik, beraberlik… Türkiye’yi iki kutuplu bir siyasete hapsetmeyen bir çıkış kapsını biz önemli görüyoruz. Geçenlerde biz Yeniden Refah Partisi’ni de ziyaret ettik. Birçok siyasi parti ile iletişim halindeyiz. Bizim amacımız; Türkiye’yi iki kutup arasına sıkıştırmayacak, nefes aldıracak bir yol. Bunun da geniş bir birlik, beraberlik ile olabileceğini düşünüyoruz. Onun için temaslarımız devam ediyor.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise ‘birleşme’ gündemine ilişkin şöyle konuştu: “Çok sayıda parti aynı damarda siyaset yapıyor. Benim kanaatim, Türkiye’de siyasi dengenin yerine oturması için birbirine benzeyen partilerin birleşmesi lazım. o bakımdan DEVA Partisi’nden bize böyle bir görüşme talebi… Karşılıklı olarak arkadaşlar geldiğinde son derece önemli değerlendirdik. Sayın Babacan’ın birleşme teklifine de kamuoyu önünde de destek verdim.

Benzer şekilde Saadet’le Yeniden Refah’ın da birleşmesi iyi olur. Benzer, milliyetçi eksendeki partilerin birleşmesi, birbirine yakın partilerin birleşip sonra Türkiye’de üçüncü bir alternatife ihtiyaç var…”

Paylaşın