Tuncer Bakırhan: Mücadele Etmeye Devam Edeceğiz

Hacı Bektaş-ı Veli anma etkinliklerinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “DEM Parti olarak, cemevlerinin yasal statüye bir an önce kavuşması için çalışmaya, sizinle birlikte bu talebin gerçekleşmesi için mücadele etmeye varız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Alevi çocuklarını asimile eden, onlara başka bir inancı dayatan bu anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Alevilerin ısrarla yıllardır mücadelesini verdikleri eşit yurttaşlık haklarının gerçekleşmesi için, DEM Parti olarak, hayatın her alanında Alevi canlarla birlikte mücadele etmeye varız. Aleviliği Saray’a bağlamaya çalışan Kültür ve Turizm Bakanlığının, Alevilere dayattığı bu koruculuk anlayışı ve sistemi karşısında bütün katliamlara rağmen inancından, duruşundan vazgeçmeyen Alevi yurttaşlar ve canlarla birlikte olmaya devam edeceğiz.”

Nevşehir’de Hacı Bektaş-i Veli anma etkinliği düzenlendi. Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

Etkinlikte Bakırhan bir konuşma yaptı. Bakırhan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Sayın genel başkanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, çok kıymetli canlar, Alevi kurum temsilcileri, STK temsilcileri, hepinizi DEM Parti adına sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bugün burada Hacı Bektaş-ı Veli Diyarında siz Alevi canlarla olmaktan mutluyum, gururluyum. Çünkü bu topraklar 800 yıl önce barışın, kardeşliğin, insanca bir arada yaşamanın tohumlarının ekildiği ve halen de devam ettirildiği kutsal topraklardır. Bu topraklarda aslında ilk kayyım, Hacı Bektaş-ı Veli Dergahına atanmıştır. 200 yıl önce Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı, Nakşi şeyhlerine devredilmiştir.

Bugün halkın iradesine yapıldığı gibi Alevi halkının inancına, Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine de kayyım atanmıştır. Dün Hacı Bektaş-ı Veli Dergahına atanan kayyımları nasıl ki Alevi canlar kabul etmeyip bütün fiziki ve kültürel kırımlara ve asimilasyon politikalarına rağmen inançlarını 200 yıldır yaşatarak bugünlere getirdilerse, bugün halkın iradesine atanan kayyımları da bizler Alevi yurttaşlarımız gibi, Alevi canlar gibi bu coğrafyada kabul etmeyeceğiz. Atanan kayyımları kabul etmeyerek Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine sahip çıkacağız.

30 milyon Alevi yurttaşımızın ibadethanelerini yasaklıyorlar, bugün 30 milyon insanın ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli Dergahı gibi müzeye çeviriyorlar. Bu dergah müze değildir; Alevi yurttaşlarımıza açılmalıdır, Alevi yurttaşlarımıza bırakılmalıdır. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bunu savunuyoruz, savunmaya devam edeceğiz. Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir.

Türkiye’de ikili hukuk Kürtlere ve Alevi canlara uygulanıyor. Dergahın içinde hem cami var hem de cemevi var. Cami ibadete açık, cemevi ise kapalı. İşte biz bu ikili hukuka itiraz etmediğimiz müddetçe camiler açık, cemevleri kapalı kalacak. Onun için Hacı Bektaş-ı Veli inancına sahip siz değerli canlarla birlikte, cemevlerinin yasal statüye kavuşması için birlikte omuz omuza mücadele edeceğimiz günler bugünlerdir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada savaş ve çatışmalar var. Eğer 200 yıl önce dergahına kayyım atanan Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşünceleri bugün bu ülkede, bu coğrafyada egemen olsaydı bu savaşlar ve sömürü düzeni olmayacaktı; iktidarlar için, egemenler için, emperyalistler için insanlar birbirini katletmeyecekti. Tam da bugün savaşların, çatışmaların, inkar ve asimilasyon politikalarının sürdüğü bu coğrafyada Hacı Bektaş-ı Veli fikriyatını yaşatma, büyütme, ona sahip çıkma günlerinin içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu dergah gerçek sahiplerine iade edilmelidir, Alevi yurttaşlara iade edilmelidir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevi açılmalıdır. Seçimler geldiği zaman, yeri geldiği zaman “Aleviler kardeşimizdir” diyorlar ama sıra Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevine gelince açmıyorlar, müze yapıyorlar. İşte biz Alevileri, Kürtleri yok sayan bu riyakar anlayışla mücadele ediyoruz. Meclis’te, sokakta, Hacı Bektaş’ta, Türkiye’nin dört bir yanında Alevi yurttaşlarımızın cemevlerinin resmi olarak ibadetgah olması için mücadelemize devam edeceğiz.

Alevilerin, Alevilikle ilgili hiçbir hakkı tanınmıyor. Alevilerin ne yasal ne de anayasal hakları var. 30 milyon insanın inancının yasal bir güvencesi olmaz mı? Demek ki onlar Hacı Bektaş Veli fikriyatını yok sayıyorlar ama onlara hatırlatma zamanı geldi. Bugün burada olduğu gibi Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, genciyle, kadınıyla birlikte Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının yasal statüye kavuşması için ortak mücadele edeceğimiz günler içindeyiz.

“Aleviler asla yaratılmaya çalışılan koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir”

Utanmadan başka bir şey daha yapıyorlar; 30 milyon Alevinin inancını, Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Bakanlığının içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Alevi’yi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler rızalığı siz canlardan alır. Aleviler asla ve kata Saray’dan rızalık almazlar.

Onun için Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inancını yaşayabileceği bir zemin yaratılması gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu; bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar. Ama şunu çok iyi bilsinler ki Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla paraya pula, mevki ve makama fikriyatını satmayacaktır.

DEM Parti olarak, cemevlerinin yasal statüye bir an önce kavuşması için çalışmaya, sizinle birlikte bu talebin gerçekleşmesi için mücadele etmeye varız. Alevi çocuklarını asimile eden, onlara başka bir inancı dayatan bu anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Alevilerin ısrarla yıllardır mücadelesini verdikleri eşit yurttaşlık haklarının gerçekleşmesi için, DEM Parti olarak, hayatın her alanında Alevi canlarla birlikte mücadele etmeye varız. Aleviliği Saray’a bağlamaya çalışan Kültür ve Turizm Bakanlığının, Alevilere dayattığı bu koruculuk anlayışı ve sistemi karşısında bütün katliamlara rağmen inancından, duruşundan vazgeçmeyen Alevi yurttaşlar ve canlarla birlikte olmaya devam edeceğiz.

ÇEDES adı altında Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışan bu anlayışı kınıyoruz. Alevi çocuklarına başka bir inancı dayatan bu anlayışın bir an önce okullardan kaldırılarak Alevi çocuklarının kendi inançlarını öğrenebilecekleri bir müfredat yaratılması için mücadele edeceğiz. Buraya gelmeden önce sizlere bir selam iletildi. Biraz önce Erkan Başkan da söyledi; bu sömürü, savaş ve rant düzeni karşısında direnenler cezaevlerindedir. Ben de sizlere cezaevinden Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların selamlarını getirdim. Onlar içeride ama yürekleri bugün Hacı Bektaş-ı Veli’de Alevi canlarla birliktedir. Haklı mücadelenizi ve duruşunuzu saygıyla selamlıyoruz.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: AKP, Türkiye Halklarının Başına Beladır

Partisinin “Ekmek ve Adalet Buluşmaları”nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “AKP gerçekten bu toprakların; Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların yaratmış olduğu direniş mevzisi olan Türkiye halklarının başına beladır. Bunlar gitmeden işçi ve emekçinin belini düzeltme, rahat yaşama şansı yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Önümüzdeki günlerde bu savaş, sömürü ve sermaye sistemine hep birlikte dur dememiz gerekiyor. Kürtler anadilini konuşmasın, statü sahibi olmasın diye bu ülke 40 yılda 3 trilyon dolar para harcadı. 3 trilyon dolar demek; Türkiye’nin dünya ekonomisi içerisinde ilk 5’e girmesi demektir, işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kalkması demektir, geçim sıkıntısının olmaması demektir. Ama onlar işçi ve emekçiyi düşünmüyorlar. Tek dertleri var: Kürtler anadilini konuşmasın, statü elde etmesin, kendi kimliğini ve kültürünü yaşatmasın. Hakkımızı almak istiyorsak savaşa, Saray’a, sermayeye harcanan bu bütçeye karşı çıkmamız, bu savaş düzeni karşısında hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekmek ve Adalet Buluşmaları kapsamında Kocaeli’de işçi ve emekçilerle bir araya geldi. Toplantıda bir konuşma yapan Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Tuzla, Gebze, Yalova ve İzmit’in dört bir yanından buraya gelen işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, halklarımızı saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Sadece Kürt’ü değil aynı zamanda emekçiyi inkar eden, hakkını ve hukukunu yok sayan bu sistem karşısında yılmadan greve giden Mersen işçisi arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Onların direnişlerini selamlıyor, başarılar diliyorum.

İzmit bir işçi ve emekçi havzasıdır. İzmit Türkiye’de emekçilerin aynasıdır. Türkiye’de eğer emeğin gündemi nedir, emek hangi haldedir, emek vermiş olduğu çalışmanın karşılığını alabiliyor mu, emeğin hakkı var mı diye bakacaksanız İzmit’e bakmanız lazım. İzmit’te Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi büyük bir emek sömürüsü var. Emekçiler ve işçiler yok sayılıyor, güvencesiz çalıştırılıyor, sendika kurmaları engelleniyor. İşçileri görmeyen, ne yaşadıklarını bilmeyen, bilse dahi bunun için kılını kıpırdatmayan işçi düşmanı, Kürt düşmanı, halklar düşmanı bir iktidarla karşı karşıyayız. 22 yılda AKP-MHP iktidarı ne yaptı? Ciddi bir ekonomik kriz yarattı; işçileri, emekçileri büyük bir krizle ve kaosla karşı karşıya bıraktı. 22 yıldır emeği sömürdükçe sömürüyor.

Emeğin hakkını sermayedarlara peşkeş çekmeye devam ediyor. Ne oldu 22 yıl içinde? Yoksullaştık, emeğimizin karşılığını alamıyoruz. 17 bin lira asgari ücrete mahkum edildiğimiz, 12 bin lira emekli maaşıyla geçinmek zorunda kaldığımız bir Türkiye’de AKP iktidarı döneminde sermaye karına kar katıyor. İşçiler emeğinin karşılığını almıyor ama AKP iktidarı döneminde sermaye yüzde 500 oranında kar elde ediyor. Onun için diyoruz ki AKP işçi, emekçi düşmanıdır. “AKP nedir?” diye sorarlarsa; AKP’nin sermaye dostu, yandaş dostu, emekçi düşmanı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.

Sadece geçen Haziran ayında 137 işçi emekçi arkadaşımız güvenli koşullarda çalışmadıkları için iş kazalarında yaşamını yitirdi. Kendileri gitti, aileleri perperişan kaldı. Çocukları ekmeğe muhtaç kaldı. 6 ayda 878 işçi, Haziran ayında 137 işçi yaşamını yitirdi. 22 yıldır AKP iktidardır ve bu 22 yılda 40 bin işçi çalışırken yaşamını yitirdi. 40 bin ancak savaşlarda yaşanabilecek bir kayıptır. Ama bu iktidar işçi dostu olmadığı için, sermayeyi koruyup kolladığı için, yoksul Kürt ve Türk çocukları iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için inşaattan düşürüyor, zehirleniyor. Bu 40 bin insanımız yaşamını yitirdi ama tek bir sermayedar hesap vermedi. İktidar iş kazalarında yaşamını yitirenler için fıtrattır diyor. İşte biz DEM Parti olarak işçinin ölümüne fıtrat diyenlerin karşısındayız, biz DEM Parti olarak Mersen işçilerinin yanındayız.

Bu sömürü çarkı ve düzeni karşısında emeğini arayan, demokrasi isteyen, insanca yaşam mücadelesi veren emekçi ve işçilerin yanındayız. DEM Parti olarak başta Meclis olmak üzere tarlalarda, sokaklarda, fabrikalarda nerede bir işçi direnişi varsa oradayız. Nerede işçiler, emekçiler, KHK’liler ve kadınlar emeğinin karşılığını arıyorsa oradayız. Halklarımız nerede direniyorsa DEM Parti oradadır. AKP sermaye dostu ise biz işçilerin, emekçilerin dostuyuz. AKP sermaye ile yol arkadaşlığı yapıyorsa, bizim yol arkadaşlarımız işçilerdir, emekçilerdir, emeklilerdir. Bu böyle olmaya devam edecektir. Bizim partimizin mayasında emek vardır. Emek bizim mücadele gerekçelerimizden biridir. DEM Parti’nin olduğu her yerde emek savunusu vardır.

22 yılda Türkiye’yi sermayeye cennet yaptılar. Ama 22 yılda Türkiye’yi işçi ve emekçiler için cehenneme çevirdiler. İşçiler, emekçiler çocuklarına yiyecek götürmek için bazı geceler uyumuyor. 17 bin liralık asgari ücretle yaşanılan, kiranın en düşüğünün 15-20 bin olduğu bir ülkede işçilerin ve emekçilerin nasıl çabalayıp didindiklerini siz bilirsiniz. Çünkü hep birlikte yaşıyorsunuz. Nazım Hikmet, “Gündüzleri sömürülmeyen, geceleri aç yatağa girilmeyen günler için mücadele ediyoruz” diyordu.

DEM Parti olarak, işçilerin ve emekçilerin sömürülmediği demokratik bir Türkiye mücadelesini daha büyük bir kararlılıkla devam ettireceğiz. Kürt emekçiler ile Türkiye’deki emekçiler bir araya gelmedikçe bu sermaye dostları iktidarlarına devam edecektir. 31 Mart’ta Türkiye’deki emekçiler, yoksullar ilk defa bir araya geldiler, aynı duyguyu taşıdılar. 31 Mart’ta bu sermaye düzeni kaybetti. Birlikte omuz omuza mücadelemizden sonra da AKP-MHP iktidarı önümüzdeki dönem daha büyük kaybetmeye mahkumdur.

“Adalete ve ekmeğe ulaşmak için mücadele etmemiz gerekiyor”

İşçiler uzun çalışma sürelerine mahkum ediliyor. Güvence yok, sigorta yok. Bu havzada çalışan işçilerin yüzde 90’ı taşeron işçisidir. Dünyanın hiçbir yerinde çalışan işçilerin yüzde 90’ı taşeron işçisi değildir. Taşeron düzenini getiren de bu işçi düşmanı iktidardır. Taşeron sistemi demek sermayenin daha fazla kazanması, işçi ve emekçinin daha az ücret alması demektir; sendika hakkının yok sayılması, güvencesiz çalışma demektir. Onun için DEM Parti olarak önümüzdeki günlerde bu taşeron sistemi karşısında da güçlü bir mücadele yürüteceğiz. Adalet yoksa ekmek yok. Adalete ulaşmak için, ekmeğe ulaşmak için mücadele etmemiz gerekiyor. Türkiye’nin yüzde 80’i emekçidir, yoksuldur, ezilendir ama Türkiye’nin kaymağını yiyen yüzde 10 Türkiye’nin 80-90’ını yönetiyor.

Bu tablo karşısında kendimizi sorgulamalıyız. Bu kadar çoğunlukta olmamıza rağmen 17 bin lira asgari ücretle çalışıyorsak, suçun büyüğü iktidarındır ama birazı da bizimdir. Bu sömürü düzenine karşı fabrikalarda, sokaklarda, caddelerde hep birlikte Kürt, Türk, Arap demeden bir araya gelip omuz omuza mücadele edebilirsek; çocuklarımız için daha iyi bir Türkiye, geleceği olan bir Türkiye, umudu olan gençlerin yaşadığı bir Türkiye olabilir. Sermaye vahşidir. Sermayede vicdan yoktur, sermayede ayıp yoktur. Sermaye daha fazla karına kar katmaya çalışır, cebimizde olanı daha fazla almaya çalışır. Onun için bu sermaye düzenine, bu sömürü düzenine, savaş düzenine karşı mücadele boynumuzun borcudur.

Saray’ın bir dakikalık gideri ne kadar? 3 tane emekli maaşı kadar. Saray’ın bir saatlik masrafı 180 tane emeklinin maaşı kadar. 365 günde Saray ne kadar masraf ediyor? Saray’a tasarruf yok, Saray’da bütçeyi kısmak yok ama emekçiye 17 bin lira ila geçinin diyorlar. Çocuklarına şatafat, çocuklarına gelecek ama emekçilere ve yoksullara baskı, zor, zulüm ve taşeron sistemi. İşte Mersen işçilerinin bundan dolayı desteklenmesi gerekiyor. Mersenleri çoğaltabilirsek, bu sömürü düzenine karşı örgütlü ve güçlü mücadeleler ortaya koyabilirsek emeğimizin hakkını alabiliriz, alın terimizin hakkını alabiliriz. 17 bin liraya razı olursak, 12 bin 500 lirayla geçinmek için didinirsek vallahi AKP iktidarı yıllarca devam eder ve bu sömürü düzeni bizi ezdiği gibi çocuklarımızı, torunlarımızı da ezmeye devam eder.

“Hakkımızı TÜİK’e helal etmiyoruz”

Dün Ankara’da bir emekçi tişört giymişti; önünde “AKP’ye hakkımı helal etmiyorum”, arkasında da “TÜİK elini cebimden çek” yazıyordu. İşte o emekçinin tişörtüne yazdığı slogan milyonların sloganıdır. Hakkımızı bu iktidara helal etmiyoruz. Hakkımızı sermayenin dostu olan, sermaye düzenine rant taşıyan bu iktidara helal etmiyoruz. Hakkımızı 3 kuruş daha az maaş alalım diye enflasyon rakamı ile oynayan TÜİK’e helal etmiyoruz, etmeyeceğiz.

12 Eylül Darbesi olduğunda TUSİAD Genel Başkanı Halit Narin şunu söylemişti işçilere: “Şimdiye kadar siz güldünüz, bundan sonra gülme sırası bizde.” Yani ne demek istemişti? Darbe işçileri ezmek için yapıldı. Sermayeyi koruyup kollamak ve zenginleştirmek için yapıldı. Peki, Recep Tayyip Erdoğan ne dedi? “Bizimle birlikte grev denilen olaylar ortadan kalktı”. 12 Eylül mantığı ile 22 yıllık AKP-MHP iktidarının mantığı aynıdır. Grev olmayacak, işçinin ve emekçinin maaşı kısılacak. İşçi ve emekçilere tasarruf tedbirleri uygulanacak ama sermayeye vergi muafiyeti ve teşvikler verilecek. AKP’nin bir milletvekili çıkıp itiraf etti, “Birçok büyük şirketten vergi almıyormuşuz” dedi. Çocuk mamasından vergi almasını biliyorlar, çocuk bezinden vergi almasını biliyorlar ama kaymaklı büyük rant ihaleleri alan sermayeden vergi almıyorlar.

AKP gerçekten bu toprakların; Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların yaratmış olduğu direniş mevzisi olan Türkiye halklarının başına beladır. Bunlar gitmeden işçi ve emekçinin belini düzeltme, rahat yaşama şansı yoktur. Önümüzdeki günlerde bu savaş, sömürü ve sermaye sistemine hep birlikte dur dememiz gerekiyor. Kürtler anadilini konuşmasın, statü sahibi olmasın diye bu ülke 40 yılda 3 trilyon dolar para harcadı. 3 trilyon dolar demek; Türkiye’nin dünya ekonomisi içerisinde ilk 5’e girmesi demektir, işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kalkması demektir, geçim sıkıntısının olmaması demektir. Ama onlar işçi ve emekçiyi düşünmüyorlar. Tek dertleri var: Kürtler anadilini konuşmasın, statü elde etmesin, kendi kimliğini ve kültürünü yaşatmasın.

Hakkımızı almak istiyorsak savaşa, Saray’a, sermayeye harcanan bu bütçeye karşı çıkmamız, bu savaş düzeni karşısında hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Diyarbakır’da insanların halay çektiği için tutuklanmasına ses çıkarmadığımız müddetçe bizim Mersen işçilerimiz daha çok grev yapmak zorunda kalacak. Demokrasi sadece Gebze’de kurulmaz, demokrasi sadece Tuzla’da, Kocaeli’de kurulmaz. İşçiler sadece haklarını fabrikalarda almaz. Alsa bile Türkiye’deki kanayan yara kanamaya devam edecektir.

O nedenle hakkımız, hukukumuz ve geleceğimiz için savaşa karşı çıkacağız. Kürtler anadilini konuşmasın diye harcanan 3 trilyonluk bütçenin emekçiye, yoksula, Alevi’ye, Kürt’e, Arap’a, gence harcanması için birlikte mücadele etmemiz artık bir zorunluluktur. Birlikte mücadele etmediğimiz sürece 5’li çeteler büyüyecektir. Birlikte mücadele etmediğimiz müddetçe hakkımız, hukukumuz, grev hakkımız, güvenceli çalışma hakkımız gasp edilmeye devam edecektir.

Biz burada durmayacağız. Kızıltepe’den başladık, ekmek ve adalet mücadelesini her yere götürüyoruz. Kızıltepe’deydik, Hatay’daydık, Ankara’daydık. Yarın Karadeniz’de olacağız, İstanbul’da olacağız. Türkiye emekçileri ve yoksullarıyla, tarımla ve hayvancılıkla geçinenlerle buluşmaya devam edeceğiz. Ekmek ve Adalet Kampanyamız kadar hiçbir kampanyamız bu hükümeti korkutmadı. Çünkü ekmek ve adalet sadece Kürtlerin ihtiyaç duyduğu bir şey değil. Karadenizli de Tekirdağlı da ekmeğe ve adalete ihtiyaç duyuyor. Cezaevlerinde yatan KHK’liler de ekmek ve adalete ihtiyaç duyuyor. Onun için Ekmek ve Adalet Kampanyasına nerede olursa olsun sahip çıkmanızı bekliyoruz. Ekmek ve adalet talebini iktidarın duyabileceği şekilde büyütmeye katkı sunmanızı bekliyoruz.

İşçi sağlığı ve güvenliği, taşeron işçilerin durumu, güvencesiz çalıştırılma, iş kazaları, ücretlerin insanca yaşanacak bir seviyeye çekilmesi ve grev ve toplu sözleşme hakkı için bugün olduğu gibi bugünden sonra da bu çalışmayı Türkiye’nin dört bir yanına yayacağız. Bu buluşmalarla Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Meclis’te de iktidarın bu yalan yanlış politikalarını teşhir edeceğiz ve halkların önümüzdeki günlerde daha güçlü bir şekilde bu zulüm ve savaş düzeni karşısında ayakta durması için büyük bir çaba içerisinde olacağız. Sizleri saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

DEM Partili Kızıltepe Belediye Eş Başkanı Partisinden İstifa Etti

DEM Partili (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Kızıltepe Belediye Eş Başkanı Zeyni İpek, partisinden istifa ettiğini görevine bağımsız belediye başkanı olarak devam edeceğini açıkladı. 

Haber Merkezi / DEM Parti, yaklaşık bir hafta önce, Zeyni İpek hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını kamuoyuna duyurmuştu.

Zeyni İpek, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Değerli Kızıltepe halkı; bildiğiniz üzere benim üzerimden oluşturulan kirli bir komplo ile kamuoyunu meşgul eden art niyetli bir durum yaşandı. Benim üzerimden partimi de hedef alan bu kumpasın partime zarar vermemesi adına üyesi olduğum Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden istifa ettiğimi açıklıyorum.

Belediye başkanlığı seçim sürecinde Zeyni İpek olarak Kızıltepe halkına, hak ettiği iyi bir kent ve iyi bir sosyal yaşam adına verdiğim sözlerin sorumluluğunu da yerine getirmem icap ettiği için bağımsız bir belediye başkanı olarak hizmet etmeye devam edeceğimi açıklıyorum. Şehrimizin daha öncelikli ve daha hayati sorunlarına birlikte çözüm arayacağımız bu süreçte hepinizin sunacağı destekle güzel bir Kızıltepe yaratacağımızı umut ediyorum.”

DEM Parti’den Zeyni İpek hakkında başlatılan disiplin soruşturmasına ilişkin yapılan açıklamada, “Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’na ulaşan şikâyet ve belgelerden partimizin program, ilke ve ahlaki değerlerine aykırı davranışlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle kendisiyle ilgili disiplin soruşturması başlatılmıştır. Kısa sürede sonuçlandırılacak olan disiplin soruşturmasının sonuçları kamuoyu ile ayrıca paylaşılacaktır” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara “Kürtçe” Tepkisi

DEM Partili Mehmet Rüştü Tiryaki, “Bu ülkede iki kelime Kürtçeden rahatsız olan iktidarlar var. İki kelime Kürtçeden rahatsız olan bir yönetim var. Önce yaya ve yanına peşi peya yazılmasından rahatsız olan bir siyasi iktidar var. Bu bakış açısını reddetmek ancak bir zenginlik olarak görmekle olur” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Mersin Akdeniz Belediyesi’nde stratejik plan çalışmaları sürüyor. Artı Gerçek’ten Abidin Yağmur’un haberine göre; Mahalle toplantılarıyla halkın görüşüne başvuran Belediye Eş Başkanlar Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız, son olarak sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya gelerek Akdeniz’in beş yıllık hedeflerini konuştu.

Toplantıya DEM Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkanı Mehmet Rüştü Tiryaki de katılarak açılış konuşmasını yaptı. Türkiye’de belediyeciliğin tarihinin 150 yıl öncesine, batıda ise 900 yıl öncesine uzandığını kaydeden Tiryaki, “Batı’daki belediyeciliğin geçmişi, merkezi yönetime muhalefetle eş değer. Belediyeler merkezle mücadele ederek belediye hizmetlerini verecek yerel yönetimleri güçlendirmişler. Yani belediyecilik tarihi aslında muhalefet tarihi” dedi.

Osmanlı’da ve Türkiye’de ise belediyeciliğin merkezi kamu idaresinin yereldeki yansıması biçiminde olduğunu ifade eden Tiryaki, “Cumhuriyet’ten sonra da belediyeler demokratik ve yerel hizmeti sunan kuruluşlar olmamış. Bugüne kadar, her zaman devletin vesayet yetkisi yerel yönetimlerin üzerinde olmaya devam etmiş. 1980 öncesinde birkaç örneği saymazsak, Fatsa’da Terzi Fikri’nin, Batman’da Edip Solmazlar’ın yarattığı geleneği saymazsak bu topraklarda belki de ilk demokratik belediyeciliği, ilk muhalif belediyeciliği, ilk halkın belediyeciliğini savunan parti bizim mirasını devraldığımız partiler oldu ve 1999’dan sonra biz ilk kez kamu otoritesinin yerel yansıması olan değil halkın olan belediyecilik hizmetlerini savunmaya başladık” dedi.

21. yüzyılın yerel yönetimler açısından altın çağ olacağını ifade eden Tiryaki, “Çünkü dünyanın dört bir yanında belediyeler artık geleneksel belediye hizmetlerini sunmakla yetinmiyorlar. Gerçekten çok karmaşık hizmetleri sunan kuruluşlar olmaya başladılar. Belediyeler neredeyse kentin tüm hizmetlerini, her ihtiyacını karşılar hale geldi” şeklinde konuştu.

Stratejik planın kapalı kapılar ardında değil, halkla birlikte yapılmasının önemine işaret eden Tiryaki, “Halkın katılımı olmadan, demokratik kitle örgütlerinin katılımı olmadan, o kentte yaşayanların katılımı olmadan düzenlenecek bir stratejik planın gerçek anlamda o kentte birlikte yaşayan insanların sorunlarını çözme olanağı yoktur” ifadelerini kullandı.

Akdeniz Belediyesinin “Akdeniz bütün renkleriyle güzel” sloganını çok beğendiğini ifade eden Tiryaki sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerçekten bu ülke bütün renkleriyle güzel olan bir ülke. Fakat birileri Akdeniz’in bütün renkleriyle güzel olmasını değil mermer olmasını istiyor. Türkiye’nin bütün renkleriyle güzel olmasını değil mermer olmasını istiyor. Tek renkli, tek sesli ve tek yapılı bir belediye olmasını istiyor. Biz bunu reddediyoruz. Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu kentte ve bu ülkede yaşayan her inancın, her etnik kökenden insanın, her mezhebin, her yaşam biçimin kendisine yer bulacağı bir ülke olmasını istiyoruz.

Her din, her dil, her inanç, her yönelim bu ülkede bölücü değil bu ülkenin zenginliği olarak kabul edilmesi gerekir. Akdeniz’de eğer bunu yaratabilirsek emin olun bütün ülkeye yayılacak bir vaha olarak yaşatabiliriz. Bu çok önemli. Çünkü bu ülkede iki kelime Kürtçeden rahatsız olan iktidarlar var. İki kelime Kürtçeden rahatsız olan bir yönetim var. Önce yaya ve yanına peşi peya yazılmasından rahatsız olan bir siyasi iktidar var. Bu bakış açısını reddetmek ancak bir zenginlik olarak görmekle olur. Akdeniz Belediyesi bunu yapıyor. Akdeniz tüm renkleriyle güzel demesi peşi paya yazısını inkar edenlere verilmiş en güzel yanıt olacaktır. Bu sloganın bu döneme denk düştüğünü söylemek isterim.”

“Kendimizi de kentimizi de kendimiz yönetiyoruz””

Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan da, “Bizim yönetim anlayışımızda toplumun bütününün dahil olacağı karar süreçleri esastır. Bu nedenle önce mahalle toplantılarıyla halkımızın görüşlerini aldık. Bugün de sivil toplum örgütlerinin görüşlerini alıyoruz. Akdeniz’in ciddi sorunları var. Bunları çözmek için kentin dinamiklerine ihtiyacımız var. Mersin’de çok etkili bir kadın yapılanması var. Akdeniz’in gelecek 5 yılını planlarken kadın bakış açısıyla planlamak istiyoruz. Akdeniz’in can yakıcı sorunlarından biri de uyuşturucu sorunu. Bu konuda yerel yönetimler olarak, kent dinamikleri olarak elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Bizim için önemli olan hep birlikte karar alıp hep birlikte uygulamak” dedi.

Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız da “Amacımız en başından beri demokratik, katılımcı, şeffaf yerel yönetim anlayışıyla, kendimizi de kentimizi de kendimiz yönetiyoruz anlayışıyla çalışmaktı. Bu çalıştay ile stratejik planımızı yapmak için ortak yol haritasını örmüş olacağız” dedi.

Paylaşın

CHP, İYİ Parti Ve DEM Parti’den “Instagram” Hamlesi

TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nun CHP, İYİ Parti ve DEM Partili üyeleri, BTK’nın “katalog suçlara uymadığı” gerekçesiyle engelleme kararı verdiği “Instagram” için komisyonu toplantıya çağırdı:

“Uluslararası standartlar ve insan hakları belgeleri, iletişim özgürlüğünün korunmasını ve bu özgürlüğün engellenmemesini temel bir hak olarak tanımaktadır. Instagram’ın erişime engellenmesi, ifade özgürlüğü ve bilgi paylaşım hakkını kısıtlamakta, dolayısıyla demokratik değerlere aykırı bir durum teşkil etmektedir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu’nun Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) üyeleri, Instagram’a getirilen erişim engeliyle ilgili olarak komisyonun 8 Ağustos’ta olağanüstü toplanmasını talep etti.

Artı Gerçek’in aktardığını göre; Milletvekillerinin ortak imzayla Komisyon Başkanlığı’na yaptıkları başvuruda, şu ifadelere yer verildi:

“İletişim ve bilgi paylaşımında önemli bir rol oynayan dijital mecraların özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmez bir parçasıdır. Son dönemde İnstagram sosyal medya platformunun erişime engellenmesi, bireylerin iletişim özgürlüğü ve bilgi edinme hakkını doğrudan etkileyen bir durum ortaya koymuştur. Anayasamızın herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama, yayma özgürlüğünü güvence altına almıştır.

Ayrıca, uluslararası standartlar ve insan hakları belgeleri, iletişim özgürlüğünün korunmasını ve bu özgürlüğün engellenmemesini temel bir hak olarak tanımaktadır. Instagram’ın erişime engellenmesi, ifade özgürlüğü ve bilgi paylaşım hakkını kısıtlamakta, dolayısıyla demokratik değerlere aykırı bir durum teşkil etmektedir.”

Paylaşın

DEM Partili Belediye Eşbaşkanları: Daha Çok Kürtçe Çalışma Yapacağız

Batman Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük, Kürtçeye yönelik saldırı olduğunu belirterek, “Bizler demokratik belediyeler olarak, sadece yollarda değil, yaşamın her alanında Kürtçeye yer vereceğiz, Kürtçe konuşacağız ve Kürtçe çalışmalar yapacağız” dedi ve ekledi:

“Çünkü Batman halkının yüzde 95 Kürt’tür ve anadilleri Kürtçedir. O nedenle eğer herkese eşit bir şekilde bir hizmet yapılıyorsa Kürtlere de anadillerine göre, kültürlerine göre bir hizmet yapılmalı. Bütün saldırılara rağmen bizler daha çok Kürtçe çalışma yapacağız ve daha çok Kürtçe konuşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki belediyelerin yaya geçitlerine yazdıkları “Pêşî Peya/Önce Yaya” ve “Hêdî/Yavaş” uyarı yazıları İçişleri Bakanlığı talimatıyla birçok yerde silindi. Uyarı yazılarının silinmesine, ‘standartlara uymuyor’ gerekçesi gösterildi. Ancak belediyeler, silinen yazıların yerine yenilerini yazdı.

Batman Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük ve Diyarbakır-Yenişehir Belediye Eşbaşkanı Safiye Akdağ, çok dilli çalışmalarının devam edeceğini vurguladı. Sönük, demokratik ve halkçı bir belediyecilik anlayışıyla hareket ettiklerini belirtti. Sönük, seçim sürecinden bu yana çok dilli çalışmalar yaptıklarına işaret ederek, “Bütün çalışmalarımız çok dilli olacak, sadece bir dille çalışma yürütmeyeceğiz’ dedik. Kentin anadili ne ise hizmetinin de öyle olması gerektiğinin şiarıyla yürüdük. Bu çalışmamıza da ilk olarak yolların üzerinde uyarıları yazmakla başladık. Aslında saldırı politikası ilk olarak Kürtçe uyarılar ile başlamadı. Mersin’de Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çeken gençlerin hedef gösterilmesi ve ardından tutuklanmasıyla başladı. Bu sıralı ırkçı saldırı daha sonra birçok kente sirayet etmeye başladı” dedi.

Sönük, Batman’da da Kürtçeye yönelik saldırı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Yazıları silme gerekçeleri ‘karayolları müdürlüğünün standartlarına uymaması.’ Fakat bizler tek tek karayollarının maddelerini okuduk, orada dil farklılıkları adına bir madde yok. Bu durum bize bir kez daha şunu gösterdi; Türkçe dışında başka bir dili tanımıyorlar. Fakat bizler demokratik belediyeler olarak, sadece yollarda değil, yaşamın her alanında Kürtçeye yer vereceğiz, Kürtçe konuşacağız ve Kürtçe çalışmalar yapacağız. Çünkü Batman halkının yüzde 95 Kürt’tür ve anadilleri Kürtçedir. O nedenle eğer herkese eşit bir şekilde bir hizmet yapılıyorsa Kürtlere de anadillerine göre, kültürlerine göre bir hizmet yapılmalı. Bütün saldırılara rağmen bizler daha çok Kürtçe çalışma yapacağız ve daha çok Kürtçe konuşacağız.”

“Her alanda Kürtçe”

Yenişehir Belediye Eşbaşkanı Safiye Akdağ ise, Kürtçe hizmet vermeye devam edeceklerini vurguladı. Akdağ, “Kürt halkı varlığına, kültürüne ve diline yapılan bu zorbalığı kabul etmez ve buna karşı mücadele eder. Bizler kentlerimizde ismi değiştirilen sokakların, parkların ve kurumların isimlerini yeniden Kürtçe yapacağız. Kürtçeye ilişkin şu an mevcut çalışmalarımız var çocuklar ve gençler için Kürt dili kursları açtık. Kentin her alanında Kürtçeyi yaşatacağız” diye belirtti.

Saldırılara karşı Kürtçeyi yaşatacaklarını ifade eden Akdağ, tasarruf genelesine ve bütün engellemelere rağmen çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Akdağ, “Güçlü ve komin bir şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kürtçe çalışmalarda yer alan gönüllü öğretmenler bizimle çalışmak ve destek çıkmak istediler. Kültür, sanat ve dil alanında bize destek çıkan onlarca gönüllü genç arkadaşımız var. Halkımızla beraber, halkımızdan güç olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Hatimoğulları: Hiçbir Güç Bizi Anadilimizden Koparamaz

Partisinin Van’da düzenlediği Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Çalıştayı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Son zamanlarda düğünlerde halay çektikleri için, geleneksel kıyafetler giydikleri için tutuklananların sayısının gittikçe arttığını, böylesi bir farklı operyasonel yaklaşım olduğunu görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Buradan iktidara sesleniyoruz. Yerelden merkeze Kürtçeyse Kürtçe, Arapçaysa, Arapça, Lazcaysa Lazca, sayamadığım Türkiye’de konuşulan bütün dillerde anadilimizde konuşmaya, şarkılar söylemeye, dans etmeye, halay çekmeye, rüya görmeye devam edeceğiz. Hiçbir güç bizi anadilimizden koparamaz. Bugün 30 milyona yakın Kürt’ün yaşadığı bir ülkedeyiz. 30 milyona yakın bir halkın dilinin yasaklanması hiçbir anlayışın kabul edebileceği bir şey değil. Fiilen bunu yapmaları mümkün değil.”

Hatimoğulları, konuşmasının devamında, “Bu konuda bütün yerel yönetimlere çağrımızdır. Sadece DEM Partili yönetimlerin olduğu yerler de değil. Karadeniz’de Lazların olduğu belediyelerde, Akdeniz’de Arapların olduğu belediyelerde, ez cümle bütün belediyelerde Arapça, Lazca, yani o belediyenin sınırları içinde konuşulan bütün dillerde hizmet sağlanması, o dillerde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimler eliyle sürdürülmesi çağrısını yapıyoruz. 72 milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşamak istediği bir ülkede olması gereken yönetsel anlayış budur. Bu konuda ısrarcıyız ve bu ısrarımız iktidara dert olsun” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Kurulu, Van’da “Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Çalıştayı” düzenledi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’da çalıştayda bir konuşma gerçekleştirdi. Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

“Çalıştay eminim çok başarılı geçecek. Kadınlarla bir arada olmanın o pozitif enerjisini sabahın ilk saatlerinde programımıza başlarken hepimiz yürekten hissettik. Dört gün devam edecek olan programımızın başındayız. Yerel Yönetimlerde Eğitim Çalıştayı. İlk iki günü kadınlarla birlikte gerçekleştireceğiz, ikinci iki günü de karma bir şekilde gerçekleşecek.

Bu dört günlük süre boyunca demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızı nasıl daha fazla derinleştirebileceğimizi, hayata nasıl en iyi şekilde tatbik edebileceğimizi konuşacağız. Farkındalıklarımızı artıracağız, birikimimizi arttırmayı hedefleyeceğiz. Bu dört günlük çalışmanın sonucunda da belediyelerimizde en iyi şekilde bu fikriyatı tatbik etmek için tazelenmiş bir enerjiyle buradan çıkacağımıza inanıyorum.

Bütün yönetim anlayışımızın tamamında eş başkanlık ve eşit temsilliyet vazgeçilmezimizdir. ‘Eş başkanlık ve eşit temsiliyet mor çizgimizdir’ dedik, bunun için çok bedel ödedik. Sürecin bugüne kadar gelmesinde emek vermiş olan ve bedel ödeyen, kapı kapı dolaşıp bu anlayışı hanelere kadar örgütleyen, yerelden merkezi siyasete taşıyan emektar kadınlar var bu salonda. Bedel ödemiş kadınlar bu salonda. Bugüne gelmenin öyle kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Erkek egemen sistemin beş bin yıllık ağır etkilerine başta yerel yönetimler olmak üzere parti içinde de hala tanıklık ediyoruz.

Seçimlere hazırlık yaptığımız dönemde, özel harp yönteminin kadın hareketi üzerindeki saldırılarına çokça tanıklık ettik. Resmi başkanın kim olacağından tutun da erkek egemen anlayışın kendini dayatmasına kadar bu baskıları çok farklı kanallardan üzerimizde hissettik. Ama Kadın Meclisi ve kadın hareketiyle beraber çok güçlü bir yanıt ürettik. Bu kadar ağır bedel ödeyerek kazanmış olduğumuz eş başkanlık ve eşit temsiliyetten asla vazgeçmeyeceğimizi, yerel seçimlere hazırlanırken dosta da düşmana da gösterdik. Emeği geçen bütün arkadaşlara, bu mücadeleyi veren bütün arkadaşlara saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Emeklerinize sağlık. İyi ki direndiniz, iyi ki bizleri bugüne taşıdınız.

78 belediyemiz var ve hepsinde kadın eş başkanımız var. Yani 78 kadın eş başkan. Bugün Türkiye’ye model oluştan bir sistem. Aslında sadece Türkiye’ye de değil. Bu sistemin Ortadoğu’da çok konuşulduğunu, birçok kadın hareketinin eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemini büyük bir merakla araştırdığını bilmemiz lazım. 468 belediye meclis üyesi kadın var. Belediye Kadın Meclisi Grubumuz var. Aynı şekilde de parlamentoda da Kadın Grubumuz var. Bu şekilde bir kadın grubu kuran başka bir siyasi parti ne yazık ki Türkiye’de yok.

Bir günde oluşmadı bu gelenek, çok ağır bedeller ödendi. 1979’da Hilvan’da Düre Kaya, Emine Hacıyusufoğlu ve Saadet Yavuz meclis üyesi olarak seçildi. Bu büyük bir başarıdır. Bu Kürt kadınların 79’da ektiği tohumların, 2024’te bu salonda sonuçlarını yaşıyoruz. Saadet Yavuz hayatta. Kendisini Hilvan’da ziyaret ettik seçim çalışmaları sırasında, deneyimini dinledik. Gerçekten o kadar öğretici ki bütün kadın belediye eş başkanı arkadaşlarımızın gidip kendisiyle görüşmesini ve o deneyimi dinlemesini öneririm.

Türkiye kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi kotayı tartıştı bir dönem, kadınların lehine pozitif ayrımcılığı tartıştı. Türkiye kadın hareketi ile Kürt kadın hareketinin ideolojik yaklaşımlarını, akıllarını ve pratiklerini birleştirmeleri bizleri bugüne taşımış oldu. Partimizde bunu yaşatabiliyorsak kadın hareketlerinin bundaki payı büyüktür. Taşıdıkları bilinç ve ideolojik yaklaşımlarının sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz. Biz ‘yenge başkan’dan bugüne kadar geldik. Sevgili Aysel Tuğluk anılarını yazmıştı. Gültan Kışanak burada, kendisini sevgiyle selamlıyorum.

‘Kürt Siyasetinin Mor Rengi’ kitabında bu sürecin ilmek ilmek kadınlar tarafından nasıl işlendiği, pratikte hangi sorunlarla karşılaşıldığı çok iyi yazılmış kadınlar tarafından. Bu fikri bir araya getiren Sevgili Gültan Kışanak oldu kitabında. Önemli bir kitap. Bizim bugün yaptığımız bu çalışmalara çok önemli bir ışık sunuyor. Erkek egemen zihniyet her yerde. Erkek egemen zihniyet ile mücadele ettik ve başardık diyebileceğimiz bir süreçte değiliz. Bizler sürekli başarmak zorundayız. Çünkü erkek egemen ve iktidarcı anlayış bulduğu her alanda, kadın hareketinin zayıfladığını hissettiği her anda karşımıza çıkar.

Boşlukları iktidarlar çok kolay doldurur. Mücadelemizdeki diriliği ve sürekliliği canlı tutmak çok önemli. Yerellerde seçilmiş kadın eş başkanlar olarak da sanıyorum ki en büyük görev ve sorumluluk sizlerin üzerindedir. Çünkü sizler halkın iradesini, kadınların iradesini temsil ediyorsunuz. Her birinizin pratik bir adımı o ilde, ilçede, belediyede örnek teşkil edecektir. Biz sadece biz değiliz. Seçilmişler sadece kendileri değildir, temsil ettikleri kadınlardır. O yüzden attığımız her adımın sorumluluğunun bilincinde davranmak gibi çok önemli bir görev ve sorumluluğumuz var.

Biraz önce de bahsettim. Bizlerin yaşadığı iyi olmayan pratiklerden biri de seçilmişler konusunda kadın erkek ayrımının arada bir karşımıza çıkmasıdır. Erkek yönetim anlayışının tuzaklarına karşı uyanık olmamızın özellikle altını çizmeliyim. Bunu şu sebeple söyledim. İktidar kötü bir hastalıktır. İktidar, kötü ve bulaşıcı bir hastalıktır. Bizler o makama geldiğimizde zannediyoruz ki bütün dünyanın tek ve en önemli insanıyız. Oysa böyle değildir. Bizler halkı temsilen oradayız.

Halkın isteklerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek ve paradigmanın ışığında bir pratik sergilemek üzere oradayız. İktidarcı anlayışın bulaşıcılığından biz kadınlar kendimizi korumak durumundayız. Koruma altına alabilmenin en önemli yolu da ideolojik donanımımızdır, paradigmamızı en iyi şekilde bilmek ve içselleştirmektir. Aksi takdirde iktidarın olumsuz etkilerini engelleyemeyiz. Bizler toplumsal cinsiyete duyarlı ve eşitlikçi kadın bakış açımızın farkındayız.

Erkek egemen anlayışın, o anlayışın etkisindeki hiç kimsenin bizi bu pratiğimizden vazgeçirmesine asla müsaade etmemeliyiz. Siz değerli kadın eş başkanlarımızdan en büyük beklentimiz de yerel yönetim pratiğini mahalle mahalle bütün kadınlara gerek davranışlarınız gerekse pratiğinizle aktarmanızdır. Bu görev ve sorumluluk siz değerli eş başkanlarımıza, yönetici arkadaşlarımıza ve bir bütün olarak hepimize aittir. Ama özel olarak yerellerde sizlere önemli oranda görevler düşmektedir.

“Eşitlikçi paradigmayı hayata geçirmek için modeller oluşturmalıyız”

Eşitlikçi paradigmayı hayata geçirmek için örneklerimizi artırmalıyız, modeller oluşturmalıyız. Bu modellerin sadece kendi yerellerimizde değil; Türkiye’de, Ortadoğu’da ve bütün dünyada konuşulabilmesini sağlayabilmek ve pratik deneyimimizi başka yerlere aksettirmek çok önemlidir. Türkiye’de yerel yönetim anlayışımızı oluştururken “Porto Allegra Deneyimi”ni okuyoruz. Biz isteriz ki DEM Parti’nin kadınlarla ilgili yaptığı çalışmalarını ve yerel yönetim modelini İspanya’daki de okuyabilsin, Amerika’daki de okuyabilsin, Cezayir’deki de okuyabilsin, Mısır’daki okuyabilsin. Biz bunu sağlayabiliriz. Pratiğimizin görünür kılınması çok önemlidir.

Belediyecilik hizmetimizle ilgili çok kısa birkaç noktaya değinmek istiyorum. Merkezi hükümetin erkek egemen, ırkçı ve faşist anlayışının ürünü olarak, kadın politikalarımıza ve tarihsel kazanımlarımıza vurmak istediği darbeye tanıklık ediyoruz. İstanbul Sözleşmesinden bir gece ansızın çekildiler. Şimdi geri çektiler ama 9’uncu Yargı Paketinde 6284 Sayılı Kanunu tartışmak istediler ve nafaka hakkını tırpanlamak için atmadıkları adım kalmadı. Bu faşist otoriter yönetimin attığı adımları, yerellerimizde kayyımcı anlayışla kadınların kazanımlarını nasıl yok ettiklerini en iyi sizler biliyorsunuz.

Kayyım atandığında ilk olarak kadın danışma merkezlerini, kadın sığınma evlerini, kadın kooperatiflerini, kadınla ilgili kurumlarımızı kapatmaları boşuna değildi. Eş başkanlık sistemimize saldırmaları boşuna değildi. Çünkü onlar biliyor ki yerellerde kadınların örgütlülüğü güçlü oldukça o hareketin siyasi gücü yerelde de güçlü olur merkezde de güçlü olur. O nedenle sürekli kadın hareketine, bizlere, Kürt kadın hareketine ve Türkiye’deki kadın hareketine karşı bu operasyonel yaklaşımları sergiliyorlar.

Hem ideolojik hem siyasi anlamda hem de pratikte gözaltı ve tutuklamaların temel nedeninin bu olduğunu gayet iyi biliyoruz. Yerelde kayyım politikalarına karşı kazanmış eş başkanlar olarak bunları boşa düşürmek konusunda pratik adımlarımızı en hızlı şekilde atmalıyız. Bazı belediyelerimizin pratikleri oldukça hızlıydı. Kadın danışma merkezlerinin hızla açılması çok önemliydi. Belediyelerin birinci ödevinin bunu hayata geçirmek olduğunun altını çizmek lazım.

‘Alo Şiddet’ hattından tutalım da kadın danışma merkezlerinin kurulmasına kadar, kadın üretim kooperatifinin kurulmasına kadar, kadın emeğinin değerlendirileceği pazarlara kadar her türlü çalışma kadın eş başkanlar başta olmak üzere belediye yönetimlerinin sorumluluğudur. Bize karşı olan saldırılara bu somut adımlarla yanıt vermek zorundayız. Bunu de en iyi şekilde yapacağınızdan hiç şüphem yok. Bizler bu kültürü ve geleneği Behice Boranlardan, Şirin Tekelilerden, Sevelerden, Pakizelerden alarak bugüne geldik.

“Anadilimizde şarkılar söylemeye, halay çekmeye devam edeceğiz”

Sözlerime son verirken bir noktaya da daha değineceğim. Son zamanlarda düğünlerde halay çektikleri için, geleneksel kıyafetler giydikleri için tutuklananların sayısının gittikçe arttığını, böylesi bir farklı operyasonel yaklaşım olduğunu görüyoruz. Buradan iktidara sesleniyoruz. Yerelden merkeze Kürtçeyse Kürtçe, Arapçaysa, Arapça, Lazcaysa Lazca, sayamadığım Türkiye’de konuşulan bütün dillerde anadilimizde konuşmaya, şarkılar söylemeye, dans etmeye, halay çekmeye, rüya görmeye devam edeceğiz.

Hiçbir güç bizi anadilimizden koparamaz. Bugün 30 milyona yakın Kürt’ün yaşadığı bir ülkedeyiz. 30 milyona yakın bir halkın dilinin yasaklanması hiçbir anlayışın kabul edebileceği bir şey değil. Fiilen bunu yapmaları mümkün değil. Bu konuda bütün yerel yönetimlere çağrımızdır. Sadece DEM Partili yönetimlerin olduğu yerler de değil.

Karadeniz’de Lazların olduğu belediyelerde, Akdeniz’de Arapların olduğu belediyelerde, ez cümle bütün belediyelerde Arapça, Lazca, yani o belediyenin sınırları içinde konuşulan bütün dillerde hizmet sağlanması, o dillerde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimler eliyle sürdürülmesi çağrısını yapıyoruz. 72 milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşamak istediği bir ülkede olması gereken yönetsel anlayış budur. Bu konuda ısrarcıyız ve bu ısrarımız iktidara dert olsun.

Değerli arkadaşlar; ben bu çalıştayın konuştuğumuz bütün bu konulara açıklık getireceğine, bu çalıştayda bilgilerimizi ve hafızamızı yeniden tazeleyeceğimize ve bu tazelenmiş bilgiler ve hafızamız ışığında bir pratik süreç içerisinde çalışmalarımızı en iyi şekilde halkımıza sunacağımıza eminim. Bu duygu ve düşüncelerle çalıştayın başarılı geçmesini diliyorum. Şimdiden hepinizin emeğine ve yüreğine sağlık. Kolay gelsin.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Halay” Tepkisi: Kürtlere Suç İcat Ediliyor

Kürtçe müzikle halay çekenlere dönük operasyonlara tepki gösteren DEM Partili Ayşegül Doğan, “Günlük yaşamı üzerinden Kürtlere suç icat ediliyor. Böyle yaparak ırkçılık da normalleştirilmeye çalışılıyor. Günlük hayatın parçası rutiniymiş gibi bir algı yaratılmaya ve örülmeye çalışılıyor. Bu çok tehlikeli bir algı yaratma girişimdir” dedi ve ekledi:

“Mersin’den Hakkari’ye Siirt’ten Aydın’a farklı kentlerde süren yeni bir operasyon, süreç başlatıldı. Ne hikmetse Kürtlerin katıldığı düğünlerin, sokak etkinliklerinin görüntüleri taranıyor, bulunuyor, yine ne hikmetse sosyal medyada paylaşan, bunu arayan, tarayan, bulan ve şimdi nedense bir anda bunu bir şekilde servis eden bir akıl çıktı ortaya.

Görüntülerin bazıları bugünlere, bazıları da geçmişe ait. Kadınlar, gençler,  halay çektikleri için Kürtçe şarkı eşliğinde eğlendikleri için düğüne katıldıkları için tutuklanıyorlar. Onlarca insan şu anda tutuklu. Sebebi halay çekmişler. İstedikleri Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmişler. Ne yapalım? Sizin verdiğiniz playlistlerle mi halay çekelim? Bu mudur Türkiye’nin geldiği nokta. Hani siz nefret suçunu kaldırmıştınız?”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. MA’nın aktardığına göre, Doğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Belli ki bu iktidar da geçmiş iktidarlar gibi yaşananlardan ders çıkartmıyor. Türkiye’yi nasıl bir maliyetle karşı karşıya bıraktığını görmüyor. Bu politikalar onlarca yıldır sürdürüldü ama kimse sonuç almadı. Eğer böyle güç kazanacağını düşünenler varsa; özellikle onlara DEM Parti adına sesleniyorum; böyle, olsa olsa sonunuzu hızlandırabilirsiniz. Kürt düşmanısınız. Bunu bu şekilde adlandırmak zorundayız. Doğru bir haliyle ifade etmek zorundayız.

Neden iktidara sesleniyoruz; çünkü bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Olan biten her şeyin sorumlususunuz. Bugün yaşadığımız tablonun da sorumlusu sizsiniz. Günlük yaşamı üzerinden Kürtlere suç icat ediliyor. Böyle yaparak ırkçılık da normalleştirilmeye çalışılıyor. Günlük hayatın parçası rutiniymiş gibi bir algı yaratılmaya ve örülmeye çalışılıyor. Bu çok tehlikeli bir algı yaratma girişimdir.

Mersin’den Hakkari’ye Siirt’ten Aydın’a farklı kentlerde süren yeni bir operasyon, süreç başlatıldı. Ne hikmetse Kürtlerin katıldığı düğünlerin, sokak etkinliklerinin görüntüleri taranıyor, bulunuyor, yine ne hikmetse sosyal medyada paylaşan, bunu arayan, tarayan, bulan ve şimdi nedense bir anda bunu bir şekilde servis eden bir akıl çıktı ortaya. Görüntülerin bazıları bugünlere, bazıları da geçmişe ait. Kadınlar, gençler,  halay çektikleri için Kürtçe şarkı eşliğinde eğlendikleri için düğüne katıldıkları için tutuklanıyorlar. Onlarca insan şu anda tutuklu. Sebebi halay çekmişler. İstedikleri Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmişler. Ne yapalım? Sizin verdiğiniz playlistlerle mi halay çekelim? Bu mudur Türkiye’nin geldiği nokta. Hani siz nefret suçunu kaldırmıştınız?

Bakın tüm Türkiye kamuoyuna hatırlatayım. Bizatihi Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkçenin yanı sıra başka dil ve lehçeleri öğrenme fırsatı verdik’ diyor. Böyle mi öğrenme fırsatı verdiniz. ‘Bu dillerde siyasi propaganda yapma olanağı sağladık’. ‘Onlara radyo ve televizyon açtık’ diyor. Bitmiyor; ‘Kürtçe yasaklanmış mıydı’ sorusuna ‘Evet yasaktı. Bugün Kürt vatandaşlarımız ve kardeşlerimiz Kürtçe her türlü siyasi propagandayı yapabilirler.

Biz bu yolu açtık. Nefret suçu ilk kez dönemimizde ceza mevzuatına girdi’ diyor. Peki bugün yapılan nedir? Bu arada hatırlatalım, bugün bunu savunanlar, buna sessiz kalanlar, görmezden gelenler, duymazdan gelenler, daha dün 31 Mart yerel seçimlerinden önce her yerde Kürtçe şarkılarla sözüm ona partilerinin propagandalarını yapanlar. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yöneticileri milletvekilleri aday adayları. Niye Kürtçe şarkılar eşliğinde propaganda yaptınız?

Ceza mevzuatımıza yeni bir şey daha girmiş. Kürt olmak suçtur. Dilini konuşamaz, halayını çekemez, seçilemez… Demek ki ceza mevzuatına nefret suçu Kürtler ve diğer halklar hariç şekilde girmiş.

Halay videosunda gözaltı ve tutuklama gerekçeleri arasında sayılan sloganlar var. Mesela ‘Bijî Serok Apo’ demek. Bu bir hakikat. Bir gün bir şarkıda, bir gün sloganda, bir gün bir halayda, bir gün yürüyüşte, toplumsal etkinlikte, bir gün bir siyasi arenada ama mutlaka hakikat bir şekilde karşınızı çıkar. Bugün çıktığı gibi. Bir kere bu sloganı atmak suç değil. Bununla ilgili AYM, Yargıtay ve AİHM kararları var. Bu karalara göre bu sloganı atmak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor.

Buradan Türkiye kamuoyunu bir çağrı yapmak istiyorum. Gelin hep birlikte bu halayı büyütelim. Nasıl ki Karadeniz horondan vazgeçmez, Ege zeybekten vazgeçmez, Kürtler de halaylarından vazgeçmeyecekler. O yüzden bu halayı hep birlikte büyütelim, bu halaya birlikte duralım.

Yalnızca halay mı? Kütlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgelerde yani Kürdistan coğrafyasında yollardaki yaya uyarı işaretleri, yazıları levhaları bunlara da tahammül edilmiyor. Bunları Türkiye 90’lı yıllarda da yaşadı. Yeşil sarı kırmızı renkli bahçelerin peyzaj düzenlemesine bu ülkede, üstelik Ankara’da müdahale etmek istendi. Bu renkler yıllarca yasaklandı. Puşi, slogan, renkler yasaklandı. Ne oldu? İktidar bloğuna sesleniyoruz. Kendi iktidar kavganızı Kürtler üzerinden yapmayınız. Toplumu tehlikeli bir ayrışmaya sürüklüyorsunuz. Çözümsüzlük politikalarını peşinde sürüklenerek kendi sonunuzu yaratmayın. Tutukladığınız bu suçsuz insanları serbest bırakın.

“Mücadelemize devam edeceğiz”

Günlerdir insanlar ayakta, bu katliam yasasına ilişkin itirazlarını yükseltmeye çalışıyorlar. Biz DEM Parti olarak bu yasa teklifi gündeme geldiği andan bugüne kadar, buna karşı hem Mecliste hem sokakta mücadele ettik. Bu yasayı belediyelerimizin uygulayacağını açıkladık. Buna rağmen Silvan’dan gelen bazı görüntülerle sosyal medyada DEM Parti’nin verdiği bu mücadele manipüle edilmeye çalışılıyor.

Farklı bir şekilde gösterilmeye çalışılıyor. Hayvan hakları aktivistlerine DEM Parti olarak bir kez daha söylüyoruz; biz bu yasaya karşı mücadelemize devam edeceğiz. Bu yasayı uygulamayarak bu mücadeleye devam edeceğiz. O yüzden şu anda sokakta Silvan’da hayvanlar toplanıyor ve barınaklara götürülüyor şeklinde yayılmaya çalışılan ve özellikle sosyal medyada manipüle edilmeye çalışılan bu haberin doğru olmadığını söylemek isterim. Barınaklara tedavi için götürülüyorlar.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Bu Faşizan Zihniyeti Kabul Etmiyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Caddelerdeki Kürtçe yazılamaların silinmesi ve halay avıyla başlayan Kürt düşmanlığının bir devamı olan bu haksız, hukuksuz girişimler derhal son bulmalıdır. Arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Bu faşizan zihniyeti asla kabul etmiyoruz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Van başta olmak üzere birçok ilde Kürt diline, kültürüne, kimliğine yönelik ırkçı pratiklerin sonucu olarak gelişen bu girişimleri asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, partilerinin Van il eşbaşkanlarının da aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınmasına tepki gösterdiler.

Tuncer Bakırhan, sosyal medya hesabından açıklamada, “Dün Van İl binamıza yapılan saldırı, gece ev baskınları ile devam etti. İl Eşbaşkanlarımız Veysi Dilekçi ve Gülşen Kurt’un da aralarında olduğu çok sayıda arkadaşımız gözaltına alındı. Caddelerdeki Kürtçe yazılamaların silinmesi ve halay avıyla başlayan Kürt düşmanlığının bir devamı olan bu haksız, hukuksuz girişimler derhal son bulmalıdır. Arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Bu faşizan zihniyeti asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Saldırıların sadece DEM Parti’ye veya bir gruba yönelik olmadığını söyleyen Bakırhan, “Bu saldırılar, demokratik siyasete, farklı düşüncelere ve kimliklere yöneliktir. Bu saldırılar Van halkının iradesine yöneliktir. Bu saldırılar, Kürt düşmanlığına ve toplumsal ayrışmaya hizmet etmektedir. Bu saldırılar, bizi yıldırtamaz, bizi susturamaz! Bizler, haklı davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Gözaltılara tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Van başta olmak üzere birçok ilde Kürt diline, kültürüne, kimliğine yönelik ırkçı pratiklerin sonucu olarak gelişen bu girişimleri asla kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın” dedi ve ekledi:

“Halay suç değildir, Kürtçe uyarı yazısı suç değildir, basın açıklaması suç değildir. Tüm bunlar asgari demokratik haklardır. Bu akıl tutulmasından vazgeçin. Buradan sağduyulu tüm kamuoyu çevrelerine sesleniyorum: Bu keyfiyet politikaları ve aleni düşman hukukunun karşısında duralım, sesimizi yükseltelim.”

Ne olmuştu?

Van’da, sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında DEM Parti Van İl Eşbaşkanları Veysi Dilekçi ile Gülşen Kurt, DEM Parti Edremit İlçe Eşbaşkanı Cemil Baydar, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) Eşbaşkanı Hanım Kaya, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Aynur Sarıca, Barış Anneleri Sarya Süer, Hazal Süer ile Münife Kaçak, Adem Onat, Fazıl Numaş, Tahir Artim ve Selma Cintan gözaltına alınmıştı.

DEM Parti Van İl Örgütü’nden edinilen bilgiye göre, gözaltı sayısı ile ilgili net bir bilgi bulunmuyor. Öte yandan, gözaltında tutulanlara 24 saatlik avukat görüş yasağı da getirildi.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları’ndan İktidarın Tarım Politikalarına Eleştiri

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ekmek ve Adalet” kampanyası kapsamında Hatay’ın Samandağ ilçesinde çiftçilerle bir araya geldi. Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen buluşmaya, çok sayıda çiftçi katıldı.

Hatimoğulları, ekonomik krizle insanların artık nefes alamayacakları duruma geldiklerini belirtti. Buluşmanın amacının iktidarın ekonomi politikalarına karşı güçlü bir tavır ortaya koyabilmek olduğunu söyleyen Hatimoğulları, tüm sektörlerde faaliyet gösteren kesimleri buluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğunu dile getiren Hatimoğulları, “AKP iktidara gelmeden önce Türkiye, tarımda kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. Tarım ürünlerinde ihracat yapabilen ilk dokuz ülkenin içindeydi. Ama şimdi uyguladıkları yanlış tarım politikalarıyla -hatta yanlış demeyelim- bilerek tarımı ülkede bitirmek için ve bizi ithalata bağımlı bir hale getirmek için uyguladıkları politikalarla şu an halimiz ortadadır. Şimdi çiftçi üretim yapamıyor. Çiftçi neden üretim yapamıyor? Çünkü çiftçinin bu uygulanan politikalarla çiftçiye demiş oluyorlar ki: ‘Sen ekme biçme ve geçinme.’ AKP’nin parolası tamamen budur” ifadelerini kullandı.

Kendine “yerli ve milli” diyen iktidarın ülkeyi tarım ürünlerinde ithalatçı bir konuma getirdiğini vurgulayan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Çiftçinin üretimde bu kadar aksaklık yaşamasının en sebeplerinden biri tohumun, gübrenin, mazotun, elektriğin, suyun pahalı olması. Bugün Türkiye’de artık üretici, üretirken koyduğu masrafı kazanamayacak bir duruma gelmiş durumda. Birçok üretici, üretim yapmaktan imtina etmeye başlamış. Bugün Devlet Su İşleri, illere göre, farklılık arz etmektedir. Her ile ayrı bir politika izliyorlar, doğrudur. Ama suya, sulama suyuna koydukları zam yüzde 60 ile yüzde 400 arasında değişiyor. Çiftçinin kullandığı elektriğe yüzde 30 ve üzeri zam yapıldı. Narenciye üreticilerinin hali ortadadır. Özellikle Hatay’da narenciye üretiminin olduğunu biliyoruz. Ama bu deprem bizi her açıdan çok etkiledi” diye konuştu.

“Bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Depremin getirdiği göç nedeniyle kentte narenciye işlerinde çalışacak kimsenin bulunmadığını ifade eden Hatimoğulları, ülkede çiftçilerin 850 milyarı aşmış durumda olduğunu söyledi. Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız” diye belirtti.

Hükümetin mazota, elektrik, sulama, tohum destek vermek, ithal tohuma son vermesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, Samandağ ilçesinde artan beton santralleri ve taş ocaklarına da değindi. Çayırlı köyü etrafında kurulmuş taş ocakları ve yol üzerinde kurulmuş beton santrallerinin çevre kirliliğiyle sağlığı tehdit ettiğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Çevre Şehircilik Bakanlığı ile Valiliğe buradan çağrımızı bir kez daha yapıyoruz: Bu işletmenin buradaki yeri mutlaka ama mutlaka kapatılmalıdır. Başka bir yere taşınıyorsa taşınsın. İnsanların olmadığı bir yerde, yaşam alanı olmayan bir yere taşınıyorsa kendilerinin bileceği iş ama halk çok net bir biçimde yaşam alanlarında zehir saçan, hastalık saçan bu beton santralini istemiyor. Bu konuda da yetkilileri göreve çağırıyorum” diye konuştu.

Depremin insanlar üzerinde yarattığı umutsuzluğa değinen Hatimoğulları, sözlerini şöyle tamamladı: “Depremde yaşadığımız bu kadar yıkıma rağmen, depremden sonra yaşadığımız zaman yüksek yoksulluğa, daha yüksek ve derinleşmiş bir açlığa rağmen umudumuzu kaybetmeden yaşama tutunuyoruz. Bizi toprağımızdan koparmak isteseler de depremi dahi bizi topraklarımızdan koparmak için kullansalar da bizler asla topraklarımızı terk etmedik, terk etmeyeceğiz. Her daim olduğu gibi tarım üreticilerinin yanınızdayız. Her konumda yanınızdayız. Başaracağız, birlikte aşacağız.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından çiftçilerin sorunları ve talepleri dinlendi. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın