Yüksek Cep Telefonu Faturaları TBMM’ye Taşındı

Cep telefonu faturalarına gelen fahiş zamlara tepkiler devam ederken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, konuyu TBMM’ye taşıdı. 

Sevilay Çelenk, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığına soru önergesi verdi. Çelenk, “İletişim ve haberleşme ihtiyacı tıpkı beslenme ve barınma ihtiyacı gibi temel bir ihtiyaç ve gözetilmesi gereken bir haktır. Yüksek enflasyon nedeniyle zorlanan bütçeleri daha da sıkıntıya sokarak iletişim hakkının gaspına yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.

Bakanlığın bu zamlar için harekete geçmeye çağıran Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu üyesi Çelenk, “Cep telefonu operatörlerinin faturalara, Ağustos 2022 ile Ağustos 2024 arasındaki yüzde 141,5 oranındaki iki yıllık enflasyon oranını aşacak şekilde fahiş oranda zam yapmasının ardından Bakanlığınız bu konuda hangi adımları atacaktır? Bakanlığınızın son 10 yılda cep telefonu operatörlerinin yurttaşların faturalarına yansıttıkları zam oranları hakkında herhangi bir verisi veya raporu mevcut mudur?” diye sordu.

Fatura taahhüt süresi dolan yurttaşlar, paket yenilemek istediklerinde yüzde 200 ila yüzde 300 oranında zamlarla karşılaştı.Sosyal medyada faturalarını paylaşan bazı yurttaşların faturaları 162 TL’den 640 TL’ye, 235 TL’den ise 814 TL’ye çıktı. Telefon operatörlerine tepki gösteren Çelenk, “Bu yüksek oranlar neye göre belirlenmiştir?” dedi.

Türk Telekom’un CEO’su Ümit Önal, yurttaşların zamlara tepkisine yanıt vererek, kullandığı “4 kişilik bir ailenin ayda 5-8 damacana su tükettiğini düşünürsek ve bir alegori yaparsak, Türkiye’de internet tarifeleri ‘sudan ucuz’ demek yanlış olmaz” sözlerini eleştiren Çelenk, “Ünal’ın zamlar hakkında yaptığı bu açıklama, yurttaşların tepkisini ciddiye almayan ve sorunları göz ardı eden bir yaklaşım içermektedir. İletişim, temel bir ihtiyaç olduğundan, herkes için erişilebilir ve uygun fiyatlı olmalıdır” dedi.

“Şirketlerin kar marjlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?”

Son zamanlarda artan cep telefonu faturaları, kullanıcıların bütçelerini etkilerken, bu durum operatörlerin karları da merak konusu. Türk Telekom’un bu yılın ilk yarısındaki net kârı 2,5 milyar lira, Turkcell’in net kârı ise 5,7 milyar lira olarak açıklandı. Şirketlerin kar oranlarında yaşanan değişimleri de gündeme getiren Çelenk, “Operatörlerin yıllık finansal raporlarına göre, faturalardaki artışların kar marjlarına etkisi üzerine Bakanlığınızda veri bulunmakta mıdır? Buradaki verilere göre şirketlerin kar marjlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?” diye sordu.

Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, Türkiye’deki internet kalitesi ve cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle sıkça karşılaştırılmaya başlandı. Türkiye’nin internet hızları, bağlantı istikrarı ve maliyetleri, kullanıcılar tarafından merak edilen konular arasında yer alıyor. Bakanlığın bu konuda ne gibi verileri olduğunu soran Çelenk, “Türkiye’deki internet kalitesi ve fiyatları ile cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ne gibi sonuçların olduğunu sordu: “Türkiye’deki internet kalitesi ve fiyatları ile cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir tablo çizmektedir? Bakanlığınız bu konuda verilerine göre, şirketlerin kar oranlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?” dedi.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

Bakırhan’dan “Yeni Anayasa” Yorumu: İktidara Güvenmiyoruz

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye’de bir anayasa yapılacaksa, yurttaşlığın, ulus tanımının, merkez ve yerel arasındaki ilişkilerin özgürlükçü olması, laikliğin, ekonomik eşitliğin, doğa ve kadın haklarının ihtiyaca uygun bir şekilde tartışılması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Var mı böyle bir tartışma, biz göremedik. Biz parti olarak demokratik bir anayasayı yıllardır savunan bir partiyiz. Heyetimiz bizim anayasa çalışmamızı belirli bir aşamaya getirdi. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ama biz Türkiye’yi daha çölleştirecek, Kürdün iki kelimesini susturacak, Alevinin ibadet merkezini yok sayacak, AİHM ve AYM’nin kararlarını tanımayacak, ekonomik eşitliğin olmadığı, kadın ve eko kırımın yoğun olduğu bir süreçte, mevcut iktidarın anayasa samimiyetine güvenmiyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekmek ve Adalet Buluşmaları kapsamında Mersin’deydi. İlk olarak yerel basın temsilcileriyle bir araya gelen Bakırhan burada anayasa ve seçim tartışmaları dahil olmak üzere soruları cevapladı.

Anayasa tartışmalarına ilişkin soruyu cevaplandıran Bakırhan, Türkiye toplumunun yıllardır darbe anayasasından kurtulmaya çalıştığının altını çizerek, şu ifadeleri kullandı: “İktidar ve küçük ortakları sürekli darbe anayasasına bir gönderme yapıyor. Yargıda darbe dönemlerini arar hale geldik. Darbe dönemlerinde AYM kararları dikkate alınırdı, AİHM ihlal kararları istenmese bile darbe dönemlerinde yerine getirilmek zorunda kalınırdı. Yargının kalmadığı, siyasi erkin denetimine geçtiği, Türkiye’deki bütün halkların ve inançların renklerinin soldurulmaya çalışıldığı, Kürtçenin ve halayın bile yasaklandığı bir süreçte, iktidar ‘askeri anayasadan kurtulalım’ diyor.

Anayasayı herkes yapar, Kenan Evren bile yaptı. Anayasanın yapılmasından çok nitelikleri önemlidir. Demokratik midir, toplumun dinamikleri ile mi yapılmış, kapsayıcı mıdır? Toplumun bütün dinamiklerinin yer aldığı, herkesin kendisini içinde bulduğu bir anayasa mıdır? Böyle olmayan bir anayasa bir öncekilerin devamı ve kötü bir tekrarı olacak.

Mevcut anayasa farklı kimlikler, kültürler ve inançların yaşadığı bir ülkeye uymuyor. Alevinin eşit yurttaşlık hakkını tanımıyor. Kürdün dilini, kimliğini, halayını ve kültürünü tanımıyor. Süryaninin, Asurinin, Arabın kültür ve inançlarını içerisinde barındırmıyor. Yeni bir anayasa olmalı ama demokratik olmalı. Toplumun katılımı ile olmalıdır. Bu konuda bir samimiyet olmalı. Samimiyet nasıl olur, bir yol temizliği ile olur. Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların, Can Atalayların, onlarca seçilmişin ve belediye eş başkanlarının, gazetecilerin, twit atan insanların cezaevine atıldığı, kapısı kırılarak ters kelepçe ile gözaltına alınıp ceza aldığı bir ülkede anayasa yapım sürecinin samimi olduğunu kim söyleyebilir? Buna kim inanır? Bir yol temizliğine ihtiyaç var eğer samimilerse.

“Toplumun katılmadığı bir anayasa anayasa olmaz”

En önemlisi de sizin aracılığınızla soruyorum. Recep Tayyip Erdoğan kendi yetkilerinden ne kadar vazgeçecek? Buyursun önce o açıklasın. Var mı böyle bir şey? Susturun, kimse konuşmasın, sosyal medya yasası çıksın, tasarruf tedbirleriyle yoksullar daha yoksullaşsın. Vergi yoksula, zengine rant ve peşkeş. Konuşanın dayak yediği, işinden olduğu bir süreçte bir samimiyet görmüyoruz. Bu süreç olacaksa, bu süreçte STK’lar, akademisyenler ve etkili kesimlerle bir araya gelinmesi gerekiyor. Anayasa mecliste 3-5 partinin bir araya gelerek yapacağı bir şey değil. Toplumun katılmadığı bir anayasa anayasa olmaz. Adı anayasa olur ama demokratik olmaz.

Türkiye’de bir anayasa yapılacaksa, yurttaşlığın, ulus tanımının, merkez ve yerel arasındaki ilişkilerin özgürlükçü olması, laikliğin, ekonomik eşitliğin, doğa ve kadın haklarının ihtiyaca uygun bir şekilde tartışılması gerekiyor. Var mı böyle bir tartışma, biz göremedik. Biz parti olarak demokratik bir anayasayı yıllardır savunan bir partiyiz. Heyetimiz bizim anayasa çalışmamızı belirli bir aşamaya getirdi. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ama biz Türkiye’yi daha çölleştirecek, Kürdün iki kelimesini susturacak, Alevinin ibadet merkezini yok sayacak, AİHM ve AYM’nin kararlarını tanımayacak, ekonomik eşitliğin olmadığı, kadın ve eko kırımın yoğun olduğu bir süreçte, mevcut iktidarın anayasa samimiyetine güvenmiyoruz.”

Seçimlere ilişkin de bir soruyu yanıtlayan Bakırhan, seçmen taşımalara, hilelere rağmen toplumun halen seçimlere güvendiğini dile getirdi. DEM Parti’nin seçimlere önem atfettiğinin altını çizen ve ’31 Mart seçimleri bu iktidara büyük bir ders verdi, değişim mesajı verdi. İktidara “politikalarını değiştir’ dedi, muhalefete ‘ortak hareket et'” dedi. “İktidar ve muhalefete rağmen halk demokratik tercihlerde bulundu” diyen Bakırhan, seçimlerin tek başına çözüm olmadığını esas çözümün toplumun ortak örgütsel birlikteliği olduğunu söyledi.

Paylaşın

DEM Partili Doğan: Demokratik Çözümü Savunuyoruz

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Kürt özgürlük hareketinin eşitlik ve özgürlük talebini Türkiye halklarıyla buluşturma mücadelesine karşı yürütülen ideolojik ve politik saldırıların bu özden korkulduğu için yapıldığını biliyoruz. DEM Parti Kürt sorununda demokratik çözümü savunuyor, Türkiye’nin demokratikleşmesi eşit ve özgür bir toplum inşası için mücadele ediyor” dedi ve ekledi:

“Demokratik kurum ve yapılar ile eşit özgür ortaklaşma ilişkisi olan üçüncü yol stratejisini demokratik ittifak kararlılığının ve demokrasi mücadelesinde yan yana durmanın gerekliliğinin, radikal demokrasi anlayışla savunuyor. Konferansımızda üçüncü yol stratejisinin tam anlamıyla hayatıyla geçirilmemesi temel bir eksiklik olarak tespit edildi ve örgütlenme modelini buna göre yeniden düzenleyen kararlar aldı.

Bunları hayata geçirmenin kararlığının ifadesi olarak kabul etmek gerekiyor. Gelin bu çağrımıza kulak verin bu örgütlenme hamlemizde birlikte omuz omuza yürüyelim. Hiçbirimiz yalnız kalmasın. Tarihsel tecrübelerle deneyimledik ki; örgütlü bir halkı bir toplumu yenebilecek kuvvet yoktur. O yüzden birlikte yürüyüp birlikte kazanmayı ve başarmayı sağlamalıyız. Mutlaka başaracağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Merkezi ve Kadın Örgütlenme Konferanslarının sonuç bildirgesine dair genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Doğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yeni bir örgütlenme modeline geçiyoruz. Coğrafya üzerinden yeni yapılandırılan bir örgütlenme modeli. Detaylarını sizlere aktaracağım. yerelden başlayarak DEM Partinin örgütsel mekanizmalarının öncelikle konu başlığı ve stratejimiz çerçevesinde ele aldık. Çünkü yerelden başlayıp merkez doğru örgütlenmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu yıllardır verdiğimiz mücadele ile anlatmaya, yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. İlmek ilmek ördük bu konferansı yerelden başlayarak. Bunu tekrar tekrar altını çizeceğim. İl ilçe ve belde örgütlerimize onlarca toplantı çalıştay yaptık.

Hem dünyaya, Türkiye’ye ve Kürdistan’a baktığımızda; tarihsel eşikten geçtiğimizi görüyoruz. Bu tarihsel eşik ve buna uygun bir örgütlenme gücüyle harekete geçmek önemlidir. Dünyadaki kapital sistem yeniden dizayn ediliyor. Enerji ve ticaret hatları üzerinden bir hegemonya savaşı sürüyor. Küresel ve bölgesel düzeyde kritik gelişmeler yaşanıyor.

Malumunuz Ortadoğu’da bir kez daha soykırım trajedisi İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarıyla sürüyor. İktidar savaş ve çözümsüzlük politikalarından vazgeçmiyor. Nerede olursa olsun Kürtlerin kazanımlarına saldırılar devam ediyor. Bir yandan Irak Kürdistan Bölgesi’nde saldırılarını yoğunlaştırıyor, diğer yandan Rojava’ya yönelik tehditlerini de sürdürüyor. İmralı’daki tecrit rejiminin mutlak iletişimsizliğe dönüştüğü bir tarihsel eşikte gerçekleştirildi.

Mutlak bir iletişimsizlik haline dönüştürülen tecrit rejimi bu sistem değiştirilebilir. Konferansımızın önemli başlıklarından biri de buydu. Yani dayatılan emperyal savaşa karşı halkların barışına dair çözüm önerileri olan, Ortadoğu ve dünyada tüm ezilenlerin mücadelesine sunduğu teorik katkılarla çatışma ve savaşların son bulmasındaki anahtar rolüyle Sayın Öcalan’ın muhataplığının hayati önemini bir daha vurguladık.

Eğer Kürt sorununda demokratik çözüm yolu tercih edilir ve buna göre adımlar atılırsa; mevcut krizlere olumlu etki yaptığı görülecektir. Konferansta bu nedenle Sayın Öcalan’ın; fiziki özgürlüğünü de kapsayacak biçimde sağlık, güvenlik ve özgür çalışma koşullarının sağlanması için mücadeleyi yükseltmenin altı çizildi. Bir tarihsel kavşakta daha güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacımız olduğunu bazı ana başlıklarla anlatmaya birlikte anlatmaya çalıştık. Örgütlü bir toplumla bu krizi aşabileceğimizi söyledik.

“Coğrafi esaslara dayalı örgütlenme”

İşte bu çerçevede bir yeni düzenlemeye gidildi. Partimiz önümüzdeki dönem çalışma modeli coğrafi esaslı bölge modeli şeklinde olacak. DEM Parti önümüzdeki dönemde coğrafi esaslı bölge modeliyle örgütlenerek çalışacak. Toplumsal alanı örgütleyerek, güçlü dayanışma ağları örerek ve bunları genişleterek, mücadeleyi birleştiren, toplumu savunmayı hedefleyen DEM Parti; demokratik, konfederal, yerel, özerk ve özgürlükçü mekanizmaların inşa edilmesi amacıyla Türkiye’de coğrafi esaslara dayalı 12 bölge özelinde Parti Meclisi Üyeleri Bölge Koordinasyonu modeli ile örgütlenme kararı aldı.

Parti Meclisi Üyeleri Bölge Koordinasyonu modelimize ilişkin Merkezi Örgütlenme Komisyonumuz hazırlık içerisinde. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, PM’ye sunulacak. Örnek vermek gerekirse, Marmara Bölgesi 2 bölge olarak ele alınacak. Ege 2, Karadeniz 1 ve İç Anadolu 1. Parti meclisimiz bu şekilde çalışacak. 12 Bölge esaslı olarak. Konferansımızda, çoğulcu bir yapıyı benimseyen partimizin belde, ilçe ve il kongreleri ile büyük kongre hazırlık süreçlerinin partinin eşit temsiliyet ilkesi ile birey-bileşen yapısı dikkate alınarak yürütülmesi, kongre komisyonları ile mutabakat komisyonlarının radikal-demokratik ilkeler doğrultusunda çalışması karar altına alındı.

Bu yolda eksik bırakılanların giderilmesi için daha güçlü bir örgütlenme, Türkiye restorasyonla tadilatla sistem içi düzeltmelerle çözülemeyecek kadar derin yapısal sorunlarla boğuşuyor. Konferans delegasyonumuz, sistem kaynaklı bu sorunların çözümünün yine doğrudan ve ancak yeni bir sistem inşasına dayalı olarak çözülebileceğini düşünüyor. DEM Parti olarak sokakta, yerel yönetimlerde ve parlamentoda güçlü bir biçimde özneleştirilmek olduğunu ve bu ihtiyacın acil bir görev olarak önümüzde durduğunu bir daha vurguladı.

DEM Parti’nin farklı kesimlerle bir bir araya gelme ve bu mücadele alanını genişletme stratejisi hedef alınıyor. Niye? Türkiye halklarının tümünü temsil eden, onların direniş ve itirazlarını sahiplenen, Kürt siyasi hareketinin birikimini, sosyalist devrimci demokratik güçlerin mirasıyla birleştiren bir zemine dayanıyor. Tam da bu zemin aslında hedef alınmak isteniyor. İşte biz bu zeminden vazgeçmeyeceğimizi ve kararlığımızı bu konferansta bir kez daha yüzlerce delegasyonun katılımıyla şimdi sizlerin huzurunda ilan etmiş oluyoruz.

Kürt özgürlük hareketinin eşitlik ve özgürlük talebini Türkiye halklarıyla buluşturma mücadelesine karşı yürütülen ideolojik ve politik saldırıların bu özden korkulduğu için yapıldığını biliyoruz. DEM Parti Kürt sorununda demokratik çözümü savunuyor, Türkiye’nin demokratikleşmesi eşit ve özgür bir toplum inşası için mücadele ediyor. Demokratik kurum ve yapılar ile eşit özgür ortaklaşma ilişkisi olan üçüncü yol stratejisini demokratik ittifak kararlılığının ve demokrasi mücadelesinde yan yana durmanın gerekliliğinin, radikal demokrasi anlayışla savunuyor.

Konferansımızda üçüncü yol stratejisinin tam anlamıyla hayatıyla geçirilmemesi temel bir eksiklik olarak tespit edildi ve örgütlenme modelini buna göre yeniden düzenleyen kararlar aldı. Bunları hayata geçirmenin kararlığının ifadesi olarak kabul etmek gerekiyor. Gelin bu çağrımıza kulak verin bu örgütlenme hamlemizde birlikte omuz omuza yürüyelim. Hiçbirimiz yalnız kalmasın. Tarihsel tecrübelerle deneyimledik ki; örgütlü bir halkı bir toplumu yenebilecek kuvvet yoktur. O yüzden birlikte yürüyüp birlikte kazanmayı ve başarmayı sağlamalıyız. Mutlaka başaracağız.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Asla Geri Adım Atmayacağız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız” dedi ve ekledi:

“Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Birinci Merkezi Örgütlenme Konferansı, “Özgürlük için örgütleniyoruz” şiarıyla İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) başladı. Konferans salonuna, “Jin jiyan azadî”, “Dilimiz onurumuzdur” ve “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” yazılı pankartlar asıldı.

Konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra çok sayıda milletvekilli de katıldı.

Konferans, divanın oluşumu ve saygı duruşuyla başladı. Daha sonra divan adına söz alan Elif Bulut, DEM Partinin Kürt illerinde öncü, Türkiye’de ise ana muhalefet partisi olduklarını ifade etti. DEM Partinin bir paradigmasının olduğunu ve bu paradigmanın doğa talanına, yoksulluğa, çocuk şiddetine ve pek çok sorun ile birlikte mücadele etmeyi hedeflediğini dile getiren Bulut, aynı zamanda adalet, barış ve demokrasi mücadelesi de yürüttüklerini ifade etti.

Bulut, “Nasıl bir yol açacağız, tarihsel görevimizi nasıl yerine getireceğiz? Bu konferansta bunun yol ve yöntemlerini konuşacağız. Kadınların olmadığı, kadın siyasetin olmadığı yer şey eksik ve yarım kalır. İki gün boyunca tartıştık ve güçlü kararlar aldık. Bugün burada da alacağımız kararları halklar ile daha da büyüteceğiz. Tarihsel önemi olan bir konferans yapıyoruz. Bu bilinçle hareket edeceğiz” diye kaydetti.

“Herkesin sözü örgütü kadardır”

Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konferansta alınacak kararların önümüzdeki dönemde partilerinin yol hattını belirleyeceğini söyledi. DEM Parti’nin halkların ve emekçilerin tek umudu olduğunu ifade eden Bakırhan, şunları söyledi:

“Bunu Konferansımızı yaptığımız için söylemiyorum. Türkiye’deki mevcut tabloyu, mevcut ikili bloğun Türkiye halkları ve geleceği konusunda ortaya koyduğu iradeye bakarak söylüyorum. Bu zemin değerli ve kıymetli bir zemindir. Bunun için Türkiye halkları, Türkiye emekçileri, Türkiye ezilenleri partimizi büyük bir umut olarak görüyor. Partimizin umut olduğu bu süreçte en başta bu salonda bulunan delegasyona çok büyük sorumluluk ve görevler düşüyor.”

Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de halkların ve emekçilerin umudu olan bu zemini başarıyla ulaştırmak için her birimize çok büyük görev sorumluluklar düşüyor. Eminim bu konferans sonrasında bu görev ve sorumluluklarımızı tekrar bu salonda tartışarak çok önemli kararlaşmalara giderek bu tarihi misyonumuzu yerine getirmek için büyük bir çaba ve mücadele içinde olacağımız.

Tarihi misyonu yerine getirmenin en önemli en öncelikli görevlerinden birisi güçlü bir örgütlenme ve örgüttür. Güçlü bir örgütlenmesi olmayan hiçbir siyasi hareketin partini bu siyasette ortaya çıkan bu tarihi zemini ve fırsatı yerine getirmemek düşünülemez. Bu konferansta arkadaşlarımız bu tarihi sınavla karşı karşıya olduğumuz süreçte üzerine düşen görev sorumlulukları yerine getirecektir.

Siz de çok iyi biliyorsunuz örgütlenmesi güçlü olmayan bir parti parti değildir. Herkesin sözü örgütü kadardır. Örgütü güçlü olan partinin sözü de sesi karşılık bulur onun için örgütlenme konferansları önemlidir. Onun için yerellerde günlerce toplantılar yaptık yerel konferanslar yaptı.”

“Demokratik güç birliğine ihtiyacımız var”

Bakırhan’ın ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları kürsüye çıktı. Hatimoğulları, iki boyunca yaptıkları kadın örgütleme konferansına dikkat çekerek, konferansı SİHA saldırısı ile katledilen Kürt gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahaddin’e ithaf ettiklerini paylaştı. Konferansta tartışılan konulara değinen ve Türkiye’de 50 milyondan fazla insanın açlıkla mücadele ettiğini belirten Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Ekmek ve Adalet kampanyamızda yaptığımız sokak çalışmaları, işçi buluşmaları emekçi buluşmaları üretici buluşmalarında biz bir kez daha gördük ki üreticiler çiftçiler işçiler emekçiler artık dolmuş durumda. Bıçak ilikte. Gerçekten insanlarda o kadar büyük isyan bu iktidara kapitalist sisteme karşı bu sermaye düzenin ezen ve sömüren anlayışına karşı büyük bir tepki olduğunu yaptığımız çalışmalarda bir kez daha gözlemledik” dedi.

Hatimoğulları artık sadece Türkiye ve Ortadoğu’da savaş olmadığına işaret ederek, çatışmaların tüm dünyaya yayıldığını dile getirdi. Avrupa’ya da işaret eden Hatimuoğulları, “Korunaklı bölge gibi gözüken bölgede de savaş tamtamları var. Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız. Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır” diye kaydetti.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Değerli arkadaşlar bu salonda devrimci mücadelenin Türkiye devrimci mücadelesinin sol sosyalist hareketlerin bütün gelenekleri var. Bu salonda Kürt özgürlük hareketinin mücadeleci, direngen, serhildan geleneğinden gelenler var.

Bu salonda kadın mücadelesinde emek veren Türkiye kadın hareketleri, feministler var. Bu salonda Kürt özgürlük mücadelesinde mücadele veren kadınlar var. Kürt kadın hareketi var. Bu salonda insan hakları mücadelesi, doğanın haklarını, engellilerin, çocukların haklarını savunanlar. Bu salonda ezcümle bütün ezilen ve sömürülenlerin işçilerin, emekçilerin haklarını savunan bir salon bir bileşke. DEM Parti işte budur.

Cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza, İmralı tecridinden dolayı aylardır yıllardır haber alınamayan Sayın Öcalan’a, bu topraklardan kalkan İHA ve SİHA’Lara, katledilen gazetecilere, siyasetçilere bu topraklarda katledilen bütün siyasetçilere, yargısız infazda katledilenlere ve bizlerin aynı zamanda Narinlere ve çocuklara karşı çok büyük sorumluluğumuz var.

Bu görev ve sorumlulukla ve bu bilinçle biz elbette mücadelenin tıkanan bütün damarlarını tek tek nasıl açabileceğimizin yol haritasını hep birlikte bulmak ama sadece bulmak sadece tanımlamak değil aynı zamanda buradan nasıl bir eylem hattıyla çıkacağımızı konuşmak gibi tarihsel bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu örgütlenme konferansının da en önemli ve anlamlı yanlarından birinin de bu olduğu kanaatindeyim.

AKP – MHP ortaklığı, Ergenekonla kurdukları ortaklıklar, JİTEM ittifakı bu yöntem ehliyetini çoktan kaybetmiştir. Bizler buradan hareketle mücadelemizi büyütmemizi için aslında bütün nesnel koşulların ülkenin içinden geçtiği sosyo kültürel durum, çürüme, savaş siyaseti, tamamen muhaberata İHA ve SİHA’ya dayalı bir dış siyaseten yürüten bu iktidar ülkeyi yönetemez. Kadınları ve çocukları korumayan bunu ısrarla vurguluyorum çünkü bu kamusal bir görevdir, bu görevi yerine getirmeyen, bunu normalmiş gibi anlatan bu iktidara karşı bizlerin başarıya ulaşmasının koşulları pekala fazlasıyla oluşmuştur.

İktidar ve rejimin iflas ettiği, küresel sermayenin büyük çaplı kriz yaşadığı kapitalizmin krizde olduğu bir dönemde elbette emek mücadelesinin de kadın mücadelesinin de ekoloji, gençlik doğa haklarının inançların mücadelesi, her bir kesimin nesnel olarak olgunlaşan bu koşullarda önünün açık olduğunu bu toplumsal mücadeleleri hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor bu konferansta.

Bizler bütün bu mücadeleleri bir yandan DEM Parti kendini örgütleyerek bir yandan kampanyalarını yerelden merkeze kadar mahalle mahalle örgütleyerek yerelden merkeze yeniden bir yapılanmanın içine giriyoruz. Biz bu yeniden yapılanmayı sağlarken sadece DEM Parti değil aynı zamanda bizim dışımızdaki bütün kesimlerle bütün muhalif hareketlerle hep birlikte olacağımız bir demokratik güç birliğine ihtiyacımız var.

Bu tespitleri yaptıktan sonra faşizmin otoriter rejimin bu ülkede kendisini derinleştirmeye çalıştığı ama yapamadığı ama toplumsal rıza alamadığı bir dönemde tam da birlikte mücadele etmenin ittifak politikalarını güçlendirmenin tam da zamanı. Biz bunu başarırsak ki bu konuda partimizin de içinde olduğu çok sayıda kurumla birlikte yürütülen ortak bir ittifak çalışması var. Bunu ne kısa zamanda başarılı bir şekilde toplumun karşısında bu görevlere aday olarak hep birlikte çıkarız.”

Konuşmaların ardından konferans basına kapalı olarak devam etti. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

DEM Parti: Barışı İnşa Etmekten Başka Şansımız Yok

“1 Eylül Dünya Barış Günü” nedeniyle mesaj yayınla DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, “Artık barışı inşa etmekten başka şansımız yok” dedi ve eklediler:

“Buna gücümüz de var, inancımız da. Savaşa, tecride, ırkçılığa, darbelere ve hukuksuzluğa karşı 1 Eylül’de milyonların barış talebini ve sesini yükseltmeye devam edeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Bakırhan ve Hatimoğulları’nın mesajı şöyle:

“Ortadoğu’da başta Filistinliler ve Kürtler olmak üzere halklar ağır saldırı altındayken, Ukrayna-Rusya arasındaki savaş derinleşerek devam ederken, dünyanın pek çok yerinde çatışmalar artarken, şimdi yapılacak en anlamlı şey barış mücadelesini her zamankinden çok yükseltmektir.

Kendi geleceklerini çocukların, kadınların, milyonların sömürülmesine bağlayanlara en güzel cevap, eşit olarak barış ve kardeşlik içinde yaşanacak yeni bir dünya yaratmaktır. İçinde bulunduğumuz karanlık tabloya rağmen insanlık bunu yapabilir.

Herkesin kendi dili, dini ve rengiyle özgürce ve eşit yaşadığı bir dünya yaratmak mümkündür. Çıkar çevreleri, çatışmalardan beslenen odaklar faşizmi körüklüyor ve savaş tamtamları çalıyorken; milyonların sessiz çığlığında barış ve kardeşlik var, eşitlik ve özgürlük var.

Bugüne kadar çok bedel ödendi, çok acı çekildi. Artık barışı inşa etmekten başka şansımız yok. Buna gücümüz de var, inancımız da. Savaşa, tecride, ırkçılığa, darbelere ve hukuksuzluğa karşı 1 Eylül’de milyonların barış talebini ve sesini yükseltmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Parti, Eylül Ayından İtibaren “Örgütlenme Seferberliği” Başlatıyor

DEM Parti, eylül ayından itibaren, AK Parti ve MHP iktidarının muhaliflere yönelik baskı politikalarına karşı yeni bir “örgütlenme seferberliği” başlatmayı planlıyor. “Örgütlenme seferberliği” ile parti yönetimlerinin daha aktif hale getirilmesi planlanıyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) 26 Haziran’da gerçekleştirdiği toplantıda açığa çıkan kararlar doğrultusunda, Eylül ayında iki önemli konferans yapılacak. 13 Eylül tarihinde Kadın Örgütlenme Konferansı, 14-15 Eylül tarihleri arasında ise Merkezi Örgütlenme Konferansı düzenlenecek.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) düzenlenecek konferanslar yaklaşırken, DEM Parti birçok ilde çalışmalarını sürdürüyor.

Tüm il eş başkanları, Parti Meclisi (PM) üyelerinin doğal delege olarak katılım sağlayacağı konferansın delegasyonu, çeşitli kurumlara ve bileşen partilere verilen kotalarla tamamlandı. Kadın Örgütlenme Konferansı’na 200, Merkezi Örgütlenme Konferansı’na ise 360 delege katılacak.

Özellikle yerel seçimler sonrası parti içi işleyişlere dair seçmen tarafından getirilen eleştirilerin de gündeme alınacağı konferanslarda, örgütlenme modeli üzerine tartışmalar gerçekleştirilecek. Öte yandan, AKP-MHP iktidarının Kürt siyasal hareketi ve muhaliflere dönük yoğunlaştırdığı baskı politikalarına karşı bir “örgütlenme seferberliği” başlatılacak.

Mezopotamya Ajansı’ndan Fırat Can Arslan‘ın edindiği bilgilere göre; özellikle yerel seçimlerde DEM Parti’nin yaşadığı “yereldeki örgütler ile genel merkez arasındaki iletişimsizlik ve halk ile doğru temelde diyalog kuramama ” gibi dikkat çeken sorunlara dair çözümler sağlanması beklenen konferansta, Halkın Emek Partisi’nden (HEP) bugüne 32 yıllık demokratik siyasi mücadele deneyimlerinin güncelleştirilmesi ve daha verimli hale getirilmesi esas alınacak.

Demokratik Kürt siyasetinde geçmişten bu yana görev almış yöneticiler ve delegelerin de katılımıyla gerçekleşen il ve ilçe yönetim toplantılarında hazırlanan raporlarla birlikte konferansa dönük hazırlıklar somutlaşırken, söz konusu raporlar DEM Parti Yerel Yönetimler Kurulu’nun 3 Ağustos’ta Wan’da düzenlediği “Demokratik Yerel Yönetimler Çalıştayı’nda” sonuçlanmıştı. Tüm belediye eşbaşkanlarının katılımıyla gerçekleşen çalıştayda, Kürt halkının kendini yönetme talebine sahip çıkacağı ifade edilmişti. Söz konusu çalıştayda, Eylül ayındaki konferansa bir model önerisi taşıma amacı güdüldü.

Konferansta, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Yeşil ve Sol Gelecek Partisi’ne ve son olarak DEM Parti’ye geçiş sürecinde birçok il ve ilçede gerçekleşen olağan üstü kongreler sonrası şekillenen yönetimlerin “örgütlenme seferberliği” ile önümüzdeki dönemde başlayacak olağan kongre süreciyle birlikte daha aktif hale getirilmesi de hedefleniyor. Bu ihtiyaca cevap olabilmesi adına açılan “Parti Okulu”ndaki eğitimlerle ise süreç daha da kolaylaştırılmaya çalışılıyor. Konferansın odak noktalarından biri de Parti Okulu planlaması olacak.

DEM Parti, olası bir baskın seçime tam anlamıyla hazır olabilmek adına Eylül ayından itibaren çalışmalarını sürdürecek.

“İttifak” soruları yanıt bekliyor

Son olarak 21 Ağustos’ta toplanan DEM Parti MYK’sinin gündem maddelerinden biri olan “ittifak” tartışmalarına dair ise somut bir adım henüz atılmış değil. “Demokrasi İttifakı” vurgusunun yapıldığı MYK’de çalışmaların hızlandırılması için bizzat Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın temaslarda bulunmasına ve ilgili bir komisyonun kurulmasına karar verilmişti.

Bununla birlikte DEM Parti bünyesindeki bileşen zemininin ve son iki seçim sürecinde sol-sosyalist parti ve kurumlarla oluşturulan ittifak deneyimlerinin beklenen etkiyi yaratmaması da kamuoyunun yönelttiği dikkat çekici eleştirilerin başında geliyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a Yanıt: Simülasyonda Yaşıyor

Erdoğan’ın “İnsanımızın kökeninden, dilinden dolayı ötekileştirildiği günler geride kaldı” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sanırsın kendi iktidarında değil, simülasyonda yaşıyor” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erdoğan’ın Bitlis’teki konuşmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Tülay Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Her konuşmasında hakareti ağzından eksik etmeyen Erdoğan Bitlis’te ‘İnsanımız kökeninden, dilinden, inancından dolayı ötekileştirilmiyor.’ demiş! Hakkını isteyen işçiyi düşman, Kürtçe halay çeken anneyi düşman, kendi yaşam tarzında ısrar eden kadınları düşman ilan eden Erdoğan sanırsın kendi iktidarında değil, simülasyonda yaşıyor.

Ne diyor Erdoğan? Bölgenin geri kalmışlığı bitti. Erdoğan’a önerimizdir. İllerin sosyo – gelişmişlik haritasına baksın, kayyım atama haritasına baksın. Bir de Şark Islahat Planı’na baksın. Kimin, hangi zulümle yoksul bırakıldığını görür.

Geri kalan bölge halkı ve Türkiye halkları değil, AKP – MHP ittifakının zihniyetidir. 21. yüzyılda hala bir halkın iradesini yok sayan, eşit yurttaşlar olarak görmeyen, dilini-kültürünü ötekileştiren siyaset geri kalmıştır, çağ dışıdır.

Bir de utanmadan yasadışı faaliyetler bahanesiyle kayyım atamanın sınırlarını çiziyor. Yasa dışı iş yapan arıyorsan DEM Parti’ye değil, mafya-çete düzeninin hamisi olan ortağın MHP’ye bak. Belediyeleri batıran kayyımlara bak. Tek bir kuruş vergi ödemeyen şirketlere bak.

Kimsenin şüphesi olmasın. AKP – MHP iktidarına rağmen yasanın sınırlarını mafya-çete düzeninin değil, demokrasinin, adaletin ve eşitliğin çizdiği bir ülkeyi Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, ötekileştirilenleri olarak hep birlikte kuracağız.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan bugün Ahlat’ta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu topraklardaki kardeşlik hukuku tarihimizin hiçbir döneminde mezhebe, meşrebe, etnik kökene göre belirlenmedi. Birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukumuzu ortak kadere, ortak imana, ortak geçmiş ve geleceğe göre şekillendirdik.

Bin yıllık yol, mücadele ve kader arkadaşları olarak şimdi de istikbale yürüyoruz. Herkes şunu anlasın, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde 85 milyon biriz, beraberiz. Türk, Kürt, Arap, Zaza, Laz, Çerkez, Sünni, Alevi, hepimiz bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz.”

Paylaşın

Bakırhan: AKP – MHP İktidarını Göndereceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Erdoğan’ın Ahlat’ta yaptığı konuşmasına verdiği yanıtta, Hey Maşallah! Sanırsın, her gün insanlar Kürtçe şarkı söylediği ve halay çektiği için tutuklanmıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sanırsın bir takımın formasını giydiği için lince uğramıyor, tutuklanmıyor. Sanki, Siirt’te bir düğünde anneye ev hapsi, 3 kızına tutuklama kararı Kürtçe şarkı eşliğinde halay çektiği için değil, bir banka soygununda yakalandığı için verilmiş.”

Bakırhan, ayrıca, “Ama Erdoğan merak etmesin. Bu söylediklerini hayata geçirecek tek parti DEM Parti’dir. Demokratik, eşit, özgür bir ülke için AKP-MHP iktidarını göndereceğiz. Birlikte yaşamı kuracağız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Erdoğan’ın Bitlis’teki konuşmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Bakırhan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan Bitlis’te adeta BM İyi Niyet Temsilcisi gibi konuşmuş. ‘İnsanımızın kökeninden, inancından, dilinden dolayı ötekileştirildiği günler artık geride kalmıştır’ demiş.

Aman dikkat! Bu sözleri söyledikten sonra küçük ortağından bir subliminal mesaj daha gelebilir. Kendisine önerimiz var. Ülkeye bir ayna tutsun ve ülkedeki sokağın sesini dinlesin, ırkçı – ayrımcı siyaset sahiplerinden kendini kurtarsın!

Erdoğan öyle bir tablo çizmiş ki sanırsın, 2028 yılındayız. AKP – MHP iktidarı yok. Kürt meselesi demokratik temelde çözülmüş, Alevilerin eşit yurttaşlık talebi yerine getirilmiş ve ibadet sorunu çözülmüş, herkes anayasal olarak eşit yurttaş kabul edilmiş.

Erdoğan ve ortağının siyasette tek fonksiyonu var: Hakikati inkâr etmek! Bu söyledikleri, gerçeklikten kopuş değil, bilinçli şekilde ülkeyi yoğun bakımda tutmaktır!

Hey Maşallah! Sanırsın, her gün insanlar Kürtçe şarkı söylediği ve halay çektiği için tutuklanmıyor. Sanırsın bir takımın formasını giydiği için lince uğramıyor, tutuklanmıyor. Sanki, Siirt’te bir düğünde anneye ev hapsi, 3 kızına tutuklama kararı Kürtçe şarkı eşliğinde halay çektiği için değil, bir banka soygununda yakalandığı için verilmiş.

Ama Erdoğan merak etmesin. Bu söylediklerini hayata geçirecek tek parti DEM Parti’dir. Demokratik, eşit, özgür bir ülke için AKP – MHP iktidarını göndereceğiz. Birlikte yaşamı kuracağız.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan bugün Ahlat’ta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu topraklardaki kardeşlik hukuku tarihimizin hiçbir döneminde mezhebe, meşrebe, etnik kökene göre belirlenmedi. Birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukumuzu ortak kadere, ortak imana, ortak geçmiş ve geleceğe göre şekillendirdik.

Bin yıllık yol, mücadele ve kader arkadaşları olarak şimdi de istikbale yürüyoruz. Herkes şunu anlasın, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde 85 milyon biriz, beraberiz. Türk, Kürt, Arap, Zaza, Laz, Çerkez, Sünni, Alevi, hepimiz bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz.”

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye Yanıt: Ferdi Tayfur Dinle İyi Gelir

Partilerini hedef alan Devlet Bahçeli’ye yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bahçeli biraz efkarlı… Ferdi Tayfur dinlesin bence. Ona daha iyi gelir” dedi.

Bahçeli’nin ‘DEM Parti milletvekillerinin maaşları kesilsin’ sözlerine de dikkat çeken Bakırhan, “Meclisten at, belediyesini gasp et, halayını yasakla; partiyi kapat, idam sehpasını kur. Hitler bile öyle değil. Sen kimsin? Bin yıllardır bu coğrafyada yaşamış, kadim halklardan birisi. Ayıptır. ‘Devletin maaşını alıyor’ diyor. 30 milyon Kürt, devlete vergi ödüyor” diye konuştu.

Tuncer Bakırhan, ayrıca, AK Parti’nin kurucu kadrolarının bile MHP’den rahatsız olduğunu belirterek, “MHP, AKP’ye atanmış kayyımdır. İktidar, seçim için bunları söylemiyorum. MHP’nin ipi ile inilen kuyuda kalınır” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, t24’ten Gökçer Tahincioğlu ve Namık Durukan’ın sorularını yanıtladı. Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, partisini hedef alan açıklamalarına ilişkin şunları ifade etti:

“MHP gerçekten Türkiye’de oyun kurma peşinde değil. AKP, ‘ikinci yüzyıl inşası diye başladı’ ama MHP ile bir inşanın, bir demokrasinin, daha rahat nefes alınacak bir zeminin oluşmasının imkânı yok. Sürekli kendisini sahip gören, üstenci, hakaret ve küfürlerle başta partimiz olmak üzere muhalefeti sindirmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bizi sanırım bu toprakların parçası olarak görmüyor. Biz buradayız, bin yıllardır buralardayız, buralarda olmaya devam edeceğiz.

MHP muhalefetin, mevcut iktidar politikalarına eleştirilerini sindiremiyor. MHP’nin yaklaşımına dikkat ederseniz bugüne kadar Türkiye’deki herhangi bir meselenin çözümüne dönük olumlu tek bir programı, planı yok. Sürekli eleştireni tehdit eden, eleştiriler karşısında kendisini konumlayan ve aslında siyasete ait olmayan bir dili kullanmaya çalışıyor. Türkiye’de bugüne kadar siyaset dili böylesine dibe düşmemişti.

Biz Türkiye halklarına olan saygımızdan dolayı böyle bir dili kullanmayı düşünmüyoruz. Hakaret eden bu faşist zihniyet, anlayış karşısında söyleyeceğimiz tek bir şey var. Biz bunu tanıyoruz, bu dil bizim mücadelemizi engelleyemeyecek. Çetelerle, mafyalarla günün her dakikası, her saati poz veren, fotoğraf veren; onlar için yasal düzenlemeler çıkaran ve bunu aleni, açık bir şekilde yapan bir siyasi partinin bu ülkeye, bu ülkenin geleceğine, halklarına verebileceği bir şey yoktur.

Asıl bağımsız, tarafsız bir yargı olsaydı kapısına kilit vurulacak partinin hangisi olduğunu bence çok iyi görürdük. Sinan Ateş cinayeti… Güpegündüz çakarlı araçlarla bir insan katlediliyor. Her şey açık, aleni bir şekilde ortada. Böylesine pervasızca bir akılla karşı karşıyayız. Biz bu toprakların gerçek bileşenlerinden birisiyiz.

Bölgede işlenen her olay aslında, biraz kazınırsa, arkasındaki bence aktörler çok bellidir. Bu toprakları zehirliyor. MHP’nin dili halkları uzun vadede karşı karşıya getirecek bir zemin yaratıyor. Kavgadan, gürültüden, parmak sallamadan, kapatmaktan başka bir şey bilmiyor. Kirli işlerde büyük, ortaklıkta küçük, insanlık adına herhangi bir katkısı olmayan bir dille bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Bu zehirli dil halkları karşı karşıya getirmek istiyor ama zaten tam da biz onun için varız. Bizim varlığımız içeride çıkabilecek olumsuzları engelleyecek bir duruştur.

“Ferdi Tayfur dinlesin”

Bence Bahçeli biraz efkârlı. İktidarını kaybetmesinden kaynaklı, bizim Türkiye sathındaki bütün zemin ve alanlara son süreçte özellikle yoğun bir şekilde girip onların sorun alanlarında buluşmamız, sahiplenmemizden kaynaklı çok efkârlı ama efkarını küfürlerle bizim üzerimizden dağıtma yerine Ferdi Tayfur dinlesin bence. Ona daha iyi gelir.

Bugüne kadar AKP ile MHP’nin ya da başka siyasi partilerin kurmuş olduğu ortaklık ya da ilişki, bunlarla hiç böyle bir ilişki kurmadık. Sürekli eleştirel bir noktadaydık. Şunu da söyledik; demokratik bir anayasa, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda bir irade varsa, bir irade ortaya çıkarsa biz bu iradenin işlerinin kolaylaştırılmasını sağlarız. Çözüm sürecinde geleneğinden geldiğimiz partinin takındığı tutum da buydu.

Türkiye’nin geleceğine, halkın lehine, demokrasinin, özgürlüklerin lehine atılacaksa bir adım, varsa olumlu bir atmosfer buna katkı sunmak üzerine kuruluydu. Ama bu denendi. Burada bir kez daha gördük ki aslında AKP de meselenin çözümü konusunda sağlam bir iradeye sahip değilmiş, böyle bir perspektifi de yok. Eğer öyle olsaydı devam ettirirdi. Çeşitli gerekçelerle bu havayı bulandıran kimi pratiklerin karşısında sağlam durabilirdi. AKP’yi biraz MHP’ye iten aslında arka plandaki düşünceleriydi. Bizimle alakalı bir durum değil. Kürt meselesi, demokratikleşme, yeni anayasa biraz iktidarlarını devam ettirmek için kullandıkları bir argüman gibi duruyor.

Öyle olmasaydı bu karanlık ittifak bunca yıl devam etmezdi. Bahçeli racon kesiyor AKP yapıyor. Emin olun bakın AKP’nin kurucu lider kadrolarının birçoğu ile ben, partimiz çeşitli zeminlerde karşılaşıyoruz, sohbet ediyoruz dönem dönem, çok rahatsızlar. AKP-MHP arasındaki bu ilişkiden sanırım rahatsız olmayan sanırım sadece saray ve çevresidir. AKP’nin kendi kurucu zemini bence büyük oranda buna karşıdır.”

Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

DEM Parti’den Bahçeli’ye Yanıt: Derdiniz Ülke Sevdası Değil, Rant Ve Çıkar

DEM Parti, hazine yardımlarının kesilmesini ve milletvekillerinin yargılanmasını isteyen MHP lideri Devlet Bahçeli’ye verdiği yanıtta, “Derdiniz de ülke sevdası değil iktidar, koltuk, rant ve çıkardır” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Yanıtta ayrıca, “Anayasa Mahkemesini kapatmayı, anayasal düzeni askıya aldırmayı önerecek kadar darbeci bir zihniyetin temsilcisi olan bu zat ve partisi mafyanın, karanlık ve organize işlerin, gayri ahlaki ve gayri hukuki bütün uygulamaların ve cinayet şebekelerinin merkezi gibi çalışmaktadır” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), hazine yardımlarının kesilmesini ve milletvekillerinin yargılanmasını isteyen Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi. Yanıtta şu ifadelere yer verildi:

“Darbeci Bahçeli’ye yanıt… AKP’nin küçük ortağı MHP’nin Genel Başkanı yaptığı son açıklama ile Kürt düşmanlığını, DEM Parti hazımsızlığını, demokrasi ve hukuk karşıtlığını körüklemekte, anayasal düzenin son kırıntılarına da meydan okumaktadır. Önüne konulan her metni düşünmeden okuyan bu zat, galiz söylemlerle siyasette çukurlaşmanın örneğini sergilemektedir.

Bu zat ve dile getirdiği anlayış, Türkiye’deki en temel demokrasi, hukuk, insan hakları sorunu haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesini kapatmayı, anayasal düzeni askıya aldırmayı önerecek kadar darbeci bir zihniyetin temsilcisi olan bu zat ve partisi mafyanın, karanlık ve organize işlerin, gayri ahlaki ve gayri hukuki bütün uygulamaların ve cinayet şebekelerinin merkezi gibi çalışmaktadır.

“Bahçeli ve ona akıl veren derin dalkavukları akıllarını başlarına almalı”

Bu zata hatırlatırız ki, partimiz bu ülkede milyonlarca oy almış, yıllarca sürdürülen ucube seçim barajını yıkmış, çıkarılan her türlü engeli aşmış, tutuklama, saldırı ve her türlü hukuksuzluğa rağmen halkın desteği ile parlamentoya girmiştir. Bu ülke kimsenin babasının çiftliği değildir. Kendisi bu ülkenin sahibi, bizler de kiracısı değiliz. Bizler de bu ülkenin sahipleriyiz. Bahçeli ve ona akıl veren derin dalkavukları akıllarını başlarına almalıdır. Bu tehlikeli oyunla hedef aldığınız toplumsal barıştır.

Derdiniz de ülke sevdası değil iktidar, koltuk, rant ve çıkardır. Bu köhnemiş zihniyetiniz Türkiye’yi yangın yerine çevirmekten başka bir işe yaramaz. Partimizin kazandığı hakların tamamı, kendisine oy veren milyonların vergisidir, alınteridir. Biz bu ülkede demokrasi ve barış isteyen milyonların sesiyiz. Öyle sokak kabadayılığıyla hiç kimse partimizi susturamaz. Bizler 90’lı yılların cinayet şebekelerine eyvallah etmedik, bugünkü çakma meydan okumalara da pabuç bırakmayız!”

Paylaşın