İçişleri Bakanlığı Duyurdu: Tunceli Ve Ovacık Belediyelerine Kayyım Atandı

İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Tunceli Belediyesi ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimindeki Ovacık Belediyesi’ne kayyım atandığını duyurdu.

Yerine kayyım atanan Tunceli Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, “AKP-MHP fotoğrafı budur. İrade gaspı budur” diye konuştu.

DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak, CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile birlikte 4 sanık hakkında “terör örgütüne üye olma” suçundan açılan davada Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, “terör örgütüne üye olma” suçundan 6 yıl 3’er ay hapis cezası alan DEM Partili Konak ve CHP’li Sarıgül, İçişleri Bakanlığı’nca görevden alınarak, yerlerine kayyım atandı.

İçişleri Bakanlığı’nca yapılan duyuruda, şu ifadelere yer verildi: “Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak’ın Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2022/99 esas sayılı dosyası kapsamında “PKK/KCK “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 YIL 3 ay hapis cezası alması ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2024/1146 Sayılı soruşturma dosyasında “PKK/KCK terör örgütü propagandası yapmak” suçundan soruşturmasının devam etmesi nedeniyle, Cevdet Konak, Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45 ve 46’ıncı maddeleri uyarınca Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.

Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2022/99 esas sayılı dosyası kapsamında “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması nedeniyle; Mustafa Sarıgül, Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ıncı maddeleri uyarınca Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen, Tunceli Valiliği’nce Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.”

Mezopotamya Ajansının aktardığı bilgilere göre yerine kayyım atanan Tunceli Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, “Trafikte yolumu keserek tebligatı imzalatmak istediler. Kenti işgal ettiler, AKP-MHP fotoğrafı budur” diyerek tepki gösterdi. Belediye önünde konuşan eş başkanlardan Cevdet Konak, “Bize bu yetkiyi Dersim halkı vermiştir. Araçlarla trafiği kapatarak hem yol işgali yaptılar, en büyük yolsuzluğu yaptılar” diye konuştu.

“AKP-MHP fotoğrafı budur”

Belediyeden çıkarken yolların trafiğe kapatıldığını ve kendisine tebligatnamenin polislerce verildiğini söyleyen Konak, “Yolu niye kapatmışsınız, işgal etmişsiniz diye sordum. Bana ‘Bakanlığın tebligattı var imzala’ dediler.  Ben imzalamadım. Kenti işgal ettiler. AKP-MHP fotoğrafı budur. İrade gaspı budur” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti: Kürt Meselesinin Çözüm Zemini Var

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Hem dünyadaki gelişmeler hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de siyasi şartlar Kürt meselesinin çözümünü dayatıyor. Bunun için uygun bir zemin var” dedi ve ekledi:

“Günlük hamasetle bunu geçiştirmeye çalışanlar, gelin bu tarihsel anı birlikte yakalayalım. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz; Bu sese artık çözümsüzlük politikalarıyla değil, çözümün emaresi kabul edilecek yeni somut ve politik adımlarla yanıt verin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, “Barış toplumsallaştırılsın diye yürüdük. Barışa bir ihtimal, bir şans, bir fırsat daha tanınsın diye yürüdük. Tecridin kaldırılmasını talep ederek, işte bu kapıları zorlamak için yürüdük. Kürt sorununun çözümüne dair talebin toplumsallaşması için yürüdük. Buradan nasıl suç üretebilirsiniz, bunu nasıl bir suçmuş gibi bir mahkeme kararına dönüştürebilirsiniz?” diye sordu.

Mahkeme kararlarında İmralı tecridine dair “sözde” ifadesinin kullanıldığına dikkati çeken Ayşegül Doğan, “Ne demek sözde tecrit? Sözde falan değil. Tecrit var ve yıllardır devam ediyor. 1999’dan bu yana sistematik bir biçimde bir tecrit politikası ile yönetiliyor bu ülke. Yalnızca İmralı Ada Hapishanesi değil, bu ülke tecrit rejimi dolayısıyla kaybediyor. Bu tespiti daha kaç kez yapacağız? Yalnızca Kürtlere, demokrasi güçlerine kaybettirmiyorsunuz. Türkiye bir bütün olarak tecridi sürdürerek kazanması mümkünken ne yazık ki kaybetmeyi sürdürüyor. Niye? İktidar bloğu böyle istediği için. Halklar bunu istiyor mu? Hayır” diye belirtti.

“Çözümün zemini var”

Ayşegül Doğan, şöyle devam etti: “Özgürlük Yürüyüşü’ne katılmak suç değildir. Özgürlük Yürüyüşü’ne katılmak belediye eş başkanlarımızın yerine kayyım atamanızın gerekçesi olamaz. Buradan DEM Parti olarak bir daha sesleniyoruz; hem dünyadaki gelişmeler hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de siyasi şartlar Kürt meselesinin çözümünü dayatıyor. Bunun için uygun bir zemin var. Günlük hamasetle bunu geçiştirmeye çalışanlar, gelin bu tarihsel anı birlikte yakalayalım. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz; Bu sese artık çözümsüzlük politikalarıyla değil, çözümün emaresi kabul edilecek yeni somut ve politik adımlarla yanıt verin.

Savaşın bu ülkede ölüm, gözyaşı ve acı dışında hiçbir şey getirmediğini bir bütün olarak gördük. Bunu senelerdir ifade ediyoruz. Bir ihtimal daha var; bu imkan olabilir. Bu ihtimali doğurmanın ve bu imkanı yaratmanın en önemli yolu daha önce de söylediğimiz gibi; tecridi kaldırın. Sayın Öcalan, Kürt meselesinde demokratik çözümün ihtimali mesajını çok açık bir biçimde ifade ediyor.

İmralı Adası’nın kapıları açılsa, Sayın Öcalan’ın dikkat çektiği koşullar oluşturulsa, bugün yine kendisinin söz ettiği siyasi ve hukuki zemini konuşma ihtimalimiz olabilirdi belki. Çağrımız yeniliyoruz; Biz olduğumuz yerdeyiz. Disiplin cezalarıyla, avukat görüş yasaklarıyla bu tecridi sürdürmek yerine Sayın Öcalan’ın çağrısına ve mesajın kulak verin. Gereklerini bu yasaklarını kaldırarak umudu büyüterek yanıt verin.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Kayyım Bir Siyasi Darbedir

Kayyım atamasına dair tepkisini sürdüren DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, “Kayyım anti demokratiktir, kayyım yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, kayyım seçimde yenemediğinizi seçilmişin yerine atanmışı getirerek demokrasiyi katletmektir, seçimleri fiilen ortadan kaldırmak demektir” dedi ve ekledi:

“Kayyım bir siyasi darbedir. Darbe sadece postalla, tankla, topla yapılmaz. Aynı şekilde bizler kayyım atamasını yargı ve polis eliyle bir siyasi darbe olarak niteliyor ve bunu asla kabul etmiyoruz. Bu konuyla ilgili parlamentoda iktidar ve ortağı dışındaki bütün siyasi partilerin anlaşmış olduğu kayyıma karşı bir kanun teklifi söz konusu. Biz buradan parlamentodaki 600 milletvekiline seslenmek istiyoruz; Bu kanun teklifine hangi partinin mensubu olursanız olun demokrasiyi yaşatmak için bu kanun teklifine destek verilmesini talep ediyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan; Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan ile bir araya geldi. Görüşme sonrası ortak basın toplantısı düzenlendi.

İlk olarak söz alan Tülay Hatimoğulları, görüşmede Türkiye ve bölgedeki gelişmelerin gündeme geldiğini paylaştı. Tülay Hatimoğulları ayrıca kayyım atamasına dair de görüş alışverişinde bulduklarını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Kayyım meselesinde elbette Türkiye’deki birçok siyasi parti gibi bugünkü görüşmemizde de oldukça pozitif mesajlar ortaya çıktı. Daha önce yine sayın başkanın verdiği demeçlerde olduğu gibi bugün de kayyımın Türkiye demokrasisine verdiği büyük zararları değerlendirdik. Kayyım bir rejim olmaya doğru hızla gidiyor. Belediyelere atanan kayyımların sadece belediyelerle sınırlı olmadığını Türkiye’de mevcut iktidara biat etmeyen bütün her kesime ve yapıya doğru olduğunu görüyoruz” dedi.

Kayyım atamasına dair tepkisini sürdüren Tülay Hatimoğulları, “Kayyım anti demokratiktir, kayyım yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, kayyım seçimde yenemediğinizi seçilmişin yerine atanmışı getirerek demokrasiyi katletmektir, seçimleri fiilen ortadan kaldırmak demektir. Kayyım bir siyasi darbedir. Darbe sadece postalla, tankla, topla yapılmaz. Aynı şekilde bizler kayyım atamasını yargı ve polis eliyle bir siyasi darbe olarak niteliyor ve bunu asla kabul etmiyoruz. Bu konuyla ilgili parlamentoda iktidar ve ortağı dışındaki bütün siyasi partilerin anlaşmış olduğu kayyıma karşı bir kanun teklifi söz konusu. Biz buradan parlamentodaki 600 milletvekiline seslenmek istiyoruz; Bu kanun teklifine hangi partinin mensubu olursanız olun demokrasiyi yaşatmak için bu kanun teklifine destek verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

Kürt sorununa dair tartışmaların da toplantıda gündeme geldiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Atılabilecek adımları istişare ettik. Evet, bugün Türkiye’de özellikle 1 Ekim’den bu yana bu konu çeşitli vesilelerle Türkiye’nin gündemine oturdu. Bizler Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl demokratik yöntemlerle çözülmesi için Türkiye barışına, Ortadoğu barışına sağlayacağı katkıları her daim ifade ettik. Bugün bu yeni tartışmalar ümit ediyoruz ki bir toplumsal barışa doğru hep birlikte evriltmeyi başarabiliriz” diye belirtti.

Söz alan Erbakan da, kayyım atamasına tepki gösterdi ve DEM Parti ile bu konuda hem fikir olduklarını söyledi. Kürt sorununa dair tartışmalara da değinen Erbakan, “Kürt kardeşlerimizin o bölgede hangi bölgede hangi ırka mensup olursa olsun vatandaşlarımızın yaşamış olduğu problemlerle ilgili görüş alışverişinde bulunuldu. Ve çözüme ilişkin ne gibi adımlar atılabileceği değerlendirildi. Biz de Yeniden Refah Partisi olarak her zaman ifade ettiğimiz gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki Kürt kardeşlerimizin haklarının teslim edilmesi, taleplerinin yerine getirilmesi ile ilgili her zaman hazır olduğumuzu ifade ettik” dedi.

Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk ve Kürt öz kardeştir. Türkü Kürt’ten ayırırsanız ortada ne Türk kalır, ne Kürt kalır. Ama Türk ve Kürt bir olursa, beraber olursa onların karşısında Amerika da duramaz İsrail de duramaz, dünya da bir araya gelse onları yıkamaz sözlerini her zaman ifade etmiş, Türk Kürt kardeşliğine her zaman vurgu yapmış.”

Gazetecilerin “Yol haritası var mı?” şeklindeki sorularına yanıt veren Hatimoğulları, “Siz de ifade ettiniz sorunuzda bu konuda bir yol haritası açıklanmış değil. Sayın Bahçeli’nin sürdürdüğü bir süreç var” dedi. Hatimoğulları, kendilerinde bu konuda bir bilginin olmadığını söyledi. Hatimoğulları, “Bizler bu sürecin bütün Türkiye kamuoyunun yeterince bilgilendirilmesini ve sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğine ilişkin vurgumuzu yinelemek isteriz. Bu açıklamaların arkasını getirecekler mi? Elbette Türkiye’de aydınların, yazarların akademisyenlerin barış yanlısı herkesin bu konuda oynayacağı bir rol var. Bu çorbada herkesin tuzu olmalı. Ben buradan bu sorunuz vesilesiyle Türkiye’de bütün siyasi partiler dışında bütün demokrasi güçlerini STÖ’leri, akademi dünyası aydın yazar sanatçıların her kesimin katkı sunabileceğine inanıyorum. Buradan çağrımızı yenilemek isterim” dedi.

Abdullah Öcalan’a görüşme yasağı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve avukatlarına dair getirilen yasağa ilişkin de soruyu yanıtlayan Hatimoğulları, “Tecride dair yasak kalkmadı sadece süresi uzatılıyor. Bu uygulama da o sürenin uzatılmasının bir parçası. Bununla ilgili bütün hukuki süreci işletiyoruz. Bizim bu alandaki hukuki mücadelemiz kesintiye uğramadı. Son verilen 6 aylık görüşme cezasına dair de hukuki ve siyasi çözümlerin aranması ve zorlanması için adımlarımızı devam ettireceğiz” diye kaydetti.

Tartışmalara dair soruyu yanıtlayan Erbakan ise, “Sayın başkanın ifade ettiği gibi YRP olarak sürecin şeffaf olarak yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir adım atılacaksa, herhangi bir çözüme ulaşılacaksa meşru sivil toplum partilerinin sivil toplum kuruluşlarının bölgedeki kanaat önderlerinin muhatap alınması gerektiğini ifade etti. Çözüm için de Türkiye’nin milletiyle devletiyle bölünmez bütünlüğüne hiçbir şekilde halel getirmeyecek şekilde adımların atılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Hatimoğulları: Türkiye Çelişki Ve Çatlaklar Arasında Siyaset Yapıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Orta Doğu’daki gelişmeler içerisinde siyasetin de değişimlere gittiğini ifade ederek, Türkiye’nin çelişki ve çatlaklar arasında siyaset yaptığının altını çizdi.

Tülay Hatimoğulları, “Türkiye’nin bugüne kadar yürüttüğü siyasette ne diplomatik ne de barışçıl diyaloğa dayalı. Türkiye’nin uyguladığı siyasetin Türkiye’yi ayağına dolanacağını, yıllardır ifade ediyoruz ve şu an bu dolanma halinin çok açık ve net biçimini görüyoruz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) “Ege Bölgesi Örgütlenme Toplantısı”nı gerçekleştirdi. Bayraklı’da bir restoranda düzenlenen toplantıya, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, DEM Parti milletvekilleri, DEM Parti Ege Bölgesi il ve ilçe yöneticileriyle partililer katıldı.

Toplantı öncesi kısa bir konuşma yapan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu’da emperyalist savaşların bitmediğini, olası İsrail-İran savaşının bölgede büyük felaketlere neden olacağını söyledi. Savaşların bölgeyi felaketlere sürüklediğini çok iyi bildiklerini ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Biz bütün bu atmosferin içinde elbette dört parça Kürdistan’da, Kürt halkının vermiş olduğu mücadeleyi bu tablo içinde birlikte de değerlendirmeye ihtiyacımız var. Özellikle burada Kuzey ve Doğu Suriye, Rojava bölgesi üzerindeki gelişmeleri değerlendirmemiz gereken bir sürecin içinden geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’daki gelişmeler içerisinde siyasetin de değişimlere gittiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları, Türkiye’nin çelişki ve çatlaklar arasında siyaset yaptığının altını çizerek, “Türkiye’nin bugüne kadar yürüttüğü siyasette ne diplomatik ne de barışçıl diyaloğa dayalı. Türkiye’nin uyguladığı siyasetin Türkiye’yi ayağına dolanacağını, yıllardır ifade ediyoruz ve şu an bu dolanma halinin çok açık ve net biçimini görüyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin ekonomik durumuna ve yaşanan son gelişmelere değinen Tülay Hatimoğulları, “Biz onurlu bir barışın barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için mücadeleye bugün başlamış değiliz. 10 yıllardan beridir Türkiye’de demokratik kesimler olarak barışa hep birlikte gücümüz yettiğince katkı vermeye çalıştık” diye belirtti.

“Türkiye toplumu Kürt sorununu konuşmak konusunda algılarını açmıştır”

Tülay Hatimoğulları barış mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini vurgulayarak “Bizim şu dönemde özellikle televizyonları açtığınızda Sayın Öcalan üzerinden konuşmaların döndüğünü, bu yeni gelişmelerin üzerinde konuşulduğunu biliyoruz. Bu da demektir ki, şu an Türkiye toplumu Kürt sorununu konuşmak konusunda algılarını açmıştır. Türkiye toplumunda, çok daha geniş bir kesimin şu an bu sorunu değerlendirdiğini, bu sorunun artık Türkiye’nin bir gündemi haline bir kez daha geldiğini gördük” şeklinde konuştu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan ekseninde dönen tartışmalara işaret eden Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “İmralı tecridinin kalkması, Sayın Öcalan’ın çıkması, hem Türkiye’deki Kürt sorunuyla ilgili hem bölgedeki gelişmelerle ilgili konuşmasının sadece Türkiye ve Kürtlere değil, bölge halklarına da büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bölge barışına güçlü bir hizmet de sağlayacağına inanıyoruz. Bu nedenle de İmralı tecridi kalkmalı, Sayın Abdullah Öcalan konuşmalı diyoruz.”

Paylaşın

“Etki Ajanlığı” Düzenlemesi: Muhalefet Katkı Vermeyecek

Başta CHP, İYİ Parti ve DEM Parti olmak üzere muhalefet partileri, Mayıs ve Ekim aylarında TBMM gündemine getirilen ve tepkiler sonrası geri çekilen “etki ajanlığı” düzenlemesine katkı vermeyecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, MİT’in ya da AK Parti’nin neden “etki ajanlığı” düzenlemesine ihtiyaç olduğuna açıklama getirmediğini söyledi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, “Topyekün muhalefet olarak bir daha herhangi bir torba kanun teklifine benzer maddeleri ekleme ihtimallerine karşı hazırlıklı olacağız” mesajını paylaştı.

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, kesinlikle iktidar cephesiyle toplumsal muhalefeti olumsuz etkileyecek herhangi bir düzenlemeye katkı vermeyeceklerini söyledi.

AK Parti iktidarınca gözden geçirilmesi sonrasında yasalaştırılacağı açıklanan “etki ajanlığı” düzenlemesi üzerindeki çalışmalara katkı vermeme kararı alan muhalefet, casuslukla ve ajanlık faaliyetleriyle mücadeleyi amaçladığı belirtilen düzenlemede neyin suç olduğu açıkça yazılmadığı sürece TBMM’ye gelecek teklife karşı çıkmaya hazırlanıyor.

Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “etki ajanlığı” gerekçesiyle eklenecek yeni suç tanımlaması, muhalefet partileriyle uzlaşma sağlanması amacıyla AK Parti iktidarınca geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu gündemindeki yasa teklifinden çıkarıldı. Böylece “Noterlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi” kapsamında 16’ncı maddede yer alan “etki ajanlığı” düzenlemesi, şimdilik yasama gündeminden düşmesine rağmen iktidar cephesi yeni suç oluşturmakta kararlı olduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz hafta boyunca AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Adalet Bakanlığı’yla birlikte yeniden bu suç düzenlemesi üzerine çalışma yapılacağını belirterek, “etki ajanlığı” düzenlemesinden tümüyle vazgeçmedikleri mesajını defalarca ifade etti. “Tekliften çıkaracağımız casusluk düzenlemesiyle ilgili önümüzdeki hafta muhalefetin de öneri ve itirazlarını ele alacağımız bir toplantı gerçekleştireceğiz. Bu, Bakanlık yetkililerinin de katılacağı bir toplantı olacak. Daha sonra bu düzenlemeyi tekrar gündemimize alacağız” diyen Güler’in açıklamasıyla gözler muhalefet partilerine çevrildi.

AK Parti daveti üzerine muhalefet temsilcilerinin katılımıyla nasıl bir suç tanımlaması yapılabileceği merak konusu oldu. Ancak CHP, İYİ Parti ile DEM Parti, herhangi bir şekilde iktidar cephesiyle etki ajanlığı düzenlemesiyle yeni suç yaratılmasında müzakere etmeme kararı aldı.

AK Parti ise, Adalet Bakanlığı’nın yanısıra Cumhur İttifakı ortağı MHP’yle birlikte hazırlığı üzerinde çalışıldıktan sonra önümüzdeki haftalarda kısmı değişiklikle yeniden etki ajanlığıyla ilgili yasa hükmü teklifinde bulunulabileceğini işaret etti. Dolayısıyla muhalefet katkısı olmaksızın özellikle MHP’nin de talep etmesi nedeniyle TBMM gündeminden geri çekilmiş düzenlemeyi yasalaştırma yönünde AK Parti’nin gelecek günlerde harekete geçeceği vurgulandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise, hem Milli İstihbarat Teşkilatı hem de diğer hukuki kadroları itibariyle devletin bürokrasisinde gerekli yasa maddesi yazma olanağı olduğunu belirterek, AK Parti iktidarına suç yazımına katkı vermeyeceklerini ve “etki ajanlığı” şeklinde düzenleme gelirse karşı koyacaklarını açıkladı.

Özel, CHP milletvekillerine geçtiğimiz haftaki mücadeleleri için teşekkür ettiği grup konuşmasında, AK Partili isimlerce muhalefet ile birlikte “etki ajanlığı” düzenlemesi hazırlanacağı yönündeki açıklamalara karşılık şunları söyledi:

“Etki ajanlığı. Bu yasa ile güya MİT, Türkiye’deki üçüncü ülkelerin, birinci ülkelere yaptığı operasyonlarda filan filan’… Ama bir yazmış AK Parti grubu, herkes ajan. Gazeteci ajan, televizyoncu ajan, öğrenci ajan, siyasetçi ajan, her muhalif ajan. Dedim ki, ‘Arkadaşlar kırmızı alarm ilan ediyoruz. Bu yasa geçmeyecek. Geçmemesi için elden gelen ne varsa yapılacak’. Grup mesajı aldı. Geçen hafta mücadele verildi, Etki Ajanlığı Yasası geri çekildi. Şimdi derler ki, ‘CHP yazsın getirsin o zaman’. Meramımızı nasıl anlatacağımızı, o yazıyı yazmak muhalefetin işi değil. Biz iktidara bütün eleştirilerimizi, uyarılarımızı yaptık. Taslağı hazırlasınlar, ajana ‘ajan’ desinler.

‘Efendim üçüncü ülke, Türkiye üzerinden bomba ile bir başka ülkeye gidecek. Yakalayınca sadece patlayıcı maddeden ceza veriyoruz’. Yazın oraya ne yazacaksanız. Ama MİT’in istediği veya devletin güvenlik güçlerinin istediği öğrenciyi, öğretmeni, öğretim görevlisini, siyasetçiyi, gazeteciyi tehdit etmeyen, kısıtlamayan, ‘ajan’ demeyecek, sadece bu durumu tanımlayacak maddeyi yazacak akıl, beceri, erdem, lügat bu ülkenin bürokrasisinde var. Yazsınlar, alın getirin. Oturmaya, konuşmaya, düzeltmeye, en uygun hale getirmeye biz varız. Ama sakın ha sakın geçen haftakine benzer bir metnin orasını, burasını değiştirip, aynı niyetle gelmeyin. Kırmızı alarm kalkmadı, sadece sarıya çevirdik. Gerektiğinde yeniden ilan ederiz, aynı mücadeleyi tekrar veririz.”

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de, MİT’in ya da AK Parti’nin neden “etki ajanlığı” düzenlemesine ihtiyaç olduğuna açıklama getirmediğini kaydetti.

Gökçen, “Adalet Komisyonu’nda MİT Hukuk Müşaviri geldi ve şunları söyledi: ‘Bazı suçlar işleniyor Türkiye’de. Uyuşturucu, tehdit, şantajla ilgili cezalar yeterli değil. Biz bunları ajanlığa bağlayamıyoruz ama ajanlık faaliyetleri gelişti. Farklı yöntemlerde artık ajanlık yapılıyor.’ Doğru farklı yöntemlerde ajanlık yapılıyor. Ama işin esasına döndüğümüz zaman tehdidin, şantajın, insan kaçırmanın, uyuşturucunun cezası bu kadar mı yetersiz de siz buna ihtiyaç duyuyorsunuz? Ama gerçekten bir ihtiyaç varsa ve bu ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü hiç ilgilendirmeyen bir şekilde ve mevcut kanunlarda ne eksik olduğu anlatılırsa o zaman bu tartışma imkanı da doğabilir. Ama şu anda bu koşullarda değiliz maalesef. Yapılan açıklamalar da demokratik düzlemden uzaklaşılmış olduğu gerçeğini kabul eden açıklamalar değil” dedi.

İYİ Parti: “Benzer madde ekleme ihtimaline hazırlıklıyız”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve parti grubu da “etki ajanlığı” düzenlemesiyle ilgili tümüyle karşı çıkma tavrını koruma kararlılığında. Geçtiğimiz hafta Dervişoğlu, “Kamuoyunda etki ajanlığı yasası olarak da adlandırılan yeni düzenleme ülkemizin güvenliği için atılan bir adım olarak sunulmak istenen bu yasal düzenleme, aslında ifade özgürlüğünü sınırlayan, eleştiriyi kriminalize eden, kamusal alanda bazı faaliyetlerin, devletin güvenliğiyle ilişkilendirilip cezalandırılmasını sağlayan bir istibdat arayışıdır” açıklamasıyla bu düzenlemeye karşı çıkmaya devam edeceklerini mesajını verdi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu da, “Topyekün muhalefet olarak bir daha herhangi bir torba kanun teklifine benzer maddeleri ekleme ihtimallerine karşı hazırlıklı olacağız” mesajını paylaştı.

“Biz buna asla razı olmayacağız”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, kesinlikle iktidar cephesiyle toplumsal muhalefeti olumsuz etkileyecek herhangi bir düzenlemeye katkı vermeyeceklerini söyledi. TBMM’deki basın toplantısında gündemi yorumlayan Koçyiğit, Mayıs ayında “etki ajanlığı” düzenlemesi yapılacağı açıklaması üzerine demokratik muhalefet tepkisiyle teklif edilmeyen suç hükmünü AK Parti’nin Noterlik Kanunu içinde getirdiğini ama yine tepkiler ardından geri çektiğini hatırlattı.

AK Parti’nin muhalefet ile müzakere etme açıklamasına karşılık Koçyiğit, TBMM’deki basın toplantısında, “Ama anlaşılan getirmekte ısrarcılar, yeniden getirmek için zaman kolladıklarını görüyoruz. Şunu açıkça söylüyoruz: Toplumun, sivil siyasetin, basın meslek örgütlerinin ve derneklerin her türlü işini ve sözünü kriminalize eden, casusluk faaliyeti olarak nitelendiren böyle bir yasaya asla razı olmayacağız, yol vermeyeceğiz. Sonuna kadar hem sokakta hem de Meclis’te böyle bir düzenleme karşısında tutum alacağız. İktidar yetkilileri, ‘Gelsinler tekliflerini söylesinler, yoksa aynı şekilde getireceğiz’ demiş. Bizim teklifimiz açık ve nettir. Toplumun ve demokratik kamuoyunun alanını daraltacak; onun her sözünü kriminalize edecek, casusluk faaliyeti olarak nitelendirecek iş ve işlemlerden uzak durun. Biz buna asla razı olmayacağız” diye konuştu.

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokratik Zeminde Onurlu Bir Barıştan Yanayız

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu ülkede ve bölgede Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu yoktur diyenlere altını kalın kalın çizerek ifade ediyorum. Son günlerde devam eden tartışmalarda bizler bu konudaki sözümüzü her fırsatta ifade ettik” dedi ve ekledi:

“Biz DEM Parti olarak demokratik zeminde, onurlu bir barıştan yanayız. Bunun için de İmralı tecridi derhal kalkmalıdır, Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır. Hem ülkemiz hem bölgemizin barışı için yapacak çok şeyi olduğunun altını ısrarla çizdik, bunu on yıllardır söylüyoruz. Son dört senedir devam eden ağırlaştırılmış tecride karşı mücadeleyi her yerde verdik, vermeye de devam edeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatioğullları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlük tarafından katledilen Mirabal kardeşleri saygıyla anıyorum. Mirabal kardeşler öyle bir mücadele mirası bıraktılar ki bizlere; Dominik’te Rojava’ya, Şili’den Filistin’e erkek egemen kapitalist sisteme karşı özgürlük mücadelesi veriyoruz.

Selam olsun iktidarın çoklu saldırılarına karşı mücadelede en ön safta yer alan kadınlara. Selam olsun Kazdağları’nda toprağı için mücadele veren kadınlara. Kayyıma karşı mücadele eden kadınlara binlerce kez selam olsun. Özgürlükleri için, bilimsel anadilde eğitim için mücadele veren kadınlara selam olsun. Selam olsun barış mücadelesini beyaz tülbentleriyle alanlarda en saflarda mücadelesini veren Barış annelerine, Cumartesi Annelerine.

Sadece 2024 yılında 395 kadın erkekler tarafından katledildi. Ekim ayında 48 kadın katledildi. 23 kadının ölümüyse şüpheli. Bu ölümlerin faili erkek egemen düzenin ta kendisidir.

Rojin Kabaiş, şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Bizden Rojin’in ölümünün şüpheli olmadığına inanmamızı bekliyorlarsa yanılıyorlar. Rojin annesi ve ablası aramızda. Asla bu mücadeleyi yalnız vermeyeceksiniz, yanınızda olacağız. Dersim’de Gülistan Doku kaybedildi. Akıbeti bilinmiyor. Gülistan Doku nerede, demeye devam edeceğiz. Biz bir kişi daha eksilmek istemiyoruz. Örgütlenerek mücadele ederek bunlarla baş edebiliriz. bunun dışında bir seçeneğimiz yoktur.

Kayyım anayasaya ve Avrupa Özerlik Şartı’na aykırıdır, yurttaşın seçme ve seçilme hakkının gaspı demektir, bir siyasi darbedir kayyım. Kayyım, Kürt düşmanıdır, kadın düşmanıdır, muhalif olan her kesimin düşmanıdır. Eş başkanlık sistemimize de bir saldırıdır da aynı zamanda. Belediyelerimizde kadın kenti olmak için attığımız adımları ortadan kaldırmak istiyorlar. İlk icraatleri kadın merkezlerimizi ve daire başkanlıklarımızı kapatmak oldu. En son atanan kayyımların bir kaç icraatinden bahsedeceğiz. Mardin’deki ücretsiz ulaşım için “Jin kart” uygulamasının tamamını durdurdu. 25 Kasım programlarını iptal etti. Biz kadınlar ne yaparlarsa yapsın, eş başkanlık, eşit temsiliyet mor çizgimizdir demeye devam edeceğiz.

İktidar merkezi bütçede toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor. 2025 bütçesinde her kadın için düşen pay 139.3 TL. Bunun neyiyle kadına karşı şiddetle mücadele edeceğiz?

“Çocuğuna bir bardak süt veremeyen annenin öfkesinden kurtulmayacaksınız”

Yoksullukla yüzleşmekten özel olarak kaçıyorlar. Bunlar sanki kendi sorunları değilmiş gibi davranıyorlar. Bu ne rahatlık ya, bu ne rahatlık? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu yoksulluktan siz sorumlu değil misiniz? Yoksul için bütçe yapmak sorumluluğunu üzerinizden savarak kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz. Yoksulun elinden kurtulamazsınız, açın elinden kurtulamazsınız. Evde çocuğuna bir bardak süt veremeyen annenin öfkesinden kurtulmayacaksınız.

İzmir’de 5 çocuk yanarak yaşamını kaybetti. Bu iktidar kendi sorumluluğu yokmuş gibi konuştu. Bunu magazin haberi gibi değerlendirdiler. Duygu kalmamış, vicdan kalmamış iktidarda. Kadının yaşam tarzı diyecek kadar ileriye gidebiliyor. Bu ekonomiyle açıklanamaz, neyle açıklanırmış, kadının yaşam tarzıyla. Yuh size, yuh size.

Bu ülkede ve bölgede Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu yoktur diyenlere altını kalın kalın çizerek ifade ediyorum. Son günlerde devam eden tartışmalarda bizler bu konudaki sözümüzü her fırsatta ifade ettik. Biz DEM Parti olarak demokratik zeminde, onurlu bir barıştan yanayız. Bunun için de İmralı tecridi derhal kalkmalıdır, Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır. Hem ülkemiz hem bölgemizin barışı için yapacak çok şeyi olduğunun altını ısrarla çizdik, bunu on yıllardır söylüyoruz. Son dört senedir devam eden ağırlaştırılmış tecride karşı mücadeleyi her yerde verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Sarayda kulağına üfürüleni mürekkebiyle yazan, Sayın Öcalan’ın çözüm gücü ve iradesine dair fitne üretmeye çalışanlar var. DEM Parti’nin çözümden yana olmadığını söyleyenler var. Bu bize atılmış bir iftiradır. Bu fitne çabasıyla neyi amaçlıyorsunuz, kimin kelimelerini yazıyorsunuz? Bu dil nefret dilidir, bu dil Ezop’un lanetli dilidir. Kan var büyün kelimelerinin altında der Cemal Süreya. Her kelimenin altından barışın fışkırmasını istiyoruz. Bu dil çözümsüzlüğün dilidir. Çözümsüzlüğün faturasını kimse DEM Parti’ye kesemez.

Çözümsüzlük peşinde koşmadık. Biz çözümü içerde arıyoruz. Türkiye’de arıyoruz. Ankara’da, Amed’te görüyoruz çözümü. Eşit ve özgür bir ortamda Türkiye’de ortak bir yaşamda görüyoruz çözümü. Müzakerede görüyoruz. Müzakerenin yeri de parlamentodur diyoruz. Onurlu barış mücadelemize kimse çamur atmasın, o çamur döner size bulaşır.”

Paylaşın

Bakırhan: Kayyımlarla Kimse Bizi Hizaya Getiremez

Kayyım atamalarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kayyım atamalarıyla iktidarın demokrasiye ve Kürt halkının iradesine yönelik düşmanca yaklaşımını bir kez daha gördük” dedi ve ekledi:

“İktidar hala Kürt halkının iradesini tanımamakta ısrar ediyor. Belediyeleri bir ekonomik talan alanı olarak görmeye devam ediyor. Kayyım, bir halkın iradesine siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel olarak bir çökme politikasıdır. Bu çökme politikasını bin defa da deneseler çökecek. Bir yandan Kürtleri çökertme diğer taraftan Türkiye barışı nasıl sağlanacak? Kayyımlarla kimse bizi hizaya getiremez.”

Tuncer Bakırhan, “Kayyım politikası, müzakere ve diyalog ortamına zehirleyen bir pratiktir. Buradan çözüm çıkmaz. Bu zihniyetten çözüm çıkmaz. Siz elli yıl da kayyım atasanız, halk yine kendi iradesini seçer” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Mezopotamya Ajansı’ndan Selman Güzelyüz’ün sorularını yanıtladı. Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından bölümler şöyle:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendi siyasi penceresinden Kürt sorununun çözümüne dair yaptığı çıkışı nasıl değerlendirdiniz? 

Kürt sorunu 100 yıldır çözülemeyen ve Türkiye’deki diğer meseleleri de tetikleyen bir mesele. Bu gerçeğin Bahçeli gibi karşı uçta yer alan bir siyasetçi tarafından söylenmesi tabi ki kamuoyunda bir şaşkınlığa neden oldu. Fakat bir mesele kendisini dayatıyorsa, ülkenin çeşitli alanlardaki gidişatını engelliyorsa, iktidar ciddi bir tıkanma yaşıyorsa böyle bir açıklama yapılması gayet normaldir. Yıllardır bu riske dikkat çekiyorduk, gecikmiş de olsa bu noktaya gelinmesini önemli buluyoruz. Tabi ki niyet ve samimiyeti, atılacak pratik adımlarla göreceğiz.

Bahçeli ile sorunun çözüm yöntemi ve ele alış biçimimizde belirgin fark var. Ama iki temel konuda bizim düşündüğümüz bir noktaya geldi. Birincisi; Bahçeli, Kürt sorununun muhatabını doğru gösterdi. Sayın Öcalan’ın Kürt meselesinin çözümü konusundaki iradi gücünü kabul etti. İkincisi; yıllardır devam eden tecritten bahsetti ve “kapılar açılsın, gelsin konuşsun” dedi.

Tüm bu önemli tespitlere rağmen Bahçeli ve Erdoğan’ın Kürt meselesinin çözümüne dair bir program ve politikası henüz yok. Aksine meseleyi daha da çözümsüz kılan pratiklerle karşılaşıyoruz. Varsa gerçekçi bir çözüm iddialarını kamuoyuyla paylaşılmalılar. Bahçeli, tecridi işaret ederken, “Türkiye barışı” derken, tam olarak neyi kastediyor? AKP bu konuda Bahçeli ile aynı şeyleri mi düşünüyor? Toplum bir yanıt bekliyor. Kürt sorunun demokratik çözümünde sözü aşan, somut bir politikaya, söyleme, programa ihtiyaç var.

Kürt sorununun çözümüne dair atılacak ilk adım ne olmalı? 

Öncelikle tecridin kaldırılması gerekiyor. İmralı kapısına vurulan kilidin önce açılması gerekiyor. Bu aynı zamanda bir samimiyet testi de olur. Toplum, İmralı’dan çıkacak sesi büyük bir merakla bekliyor. Aynı zamanda somut adımlar atılmasını bekliyor. Tek taraflı söylenen, yürütülen bir tartışma ve hiza vererek sorun çözülemez. Taraflar konuşmalı, Türkiye sivil toplumu tartışmalara dahil edilmeli. Barışın zemini ancak bu şekilde güçlenir. Bahçeli, “Türkiye barışı” dedi. Türkiye barışını arıyorsa o vakit barışın da tarafları vardır. Kürt meselesi artık bilinmeyen, kapalı kapılar ardında tartışılarak çözülecek bir mesele değildir.

Tüm yurttaşlar genel hatlarıyla neyin tartışıldığını, ne yapılmaya çalışıldığını bilmelidir. Kürt meselesi sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye’deki en büyük eksikliklerden birisi buydu. Cezayir meselesinin sadece Cezayirlilerin meselesi olmadığı gibi. En başta Fransız aydınları, entelektüelleri, Fransız halkı çok güçlü bir biçimde “savaşa hayır” dedi. Cezayir halkının haklı taleplerinin yanında durdu. O sorunu, Fransa’nın bir meselesi olarak algıladı. İşte Türkiye’de de aydın, yazar ve sanatçısından bütün sivil toplum dinamiklerine kadar herkes güçlü bir biçimde barışı örgütlemeli. Bu konuda bir araya geldikçe, barışın önemini anlattıkça daha çok yol alabiliriz.

23 Ekim’de bir görüşme gerçekleşti, ancak sonrasında yapılan başvurular henüz yanıtsız. Buradan yola çıktığımızda sizin de bahsettiğiniz ‘ilk adım’ halen atılmış değil… 

Açık söylüyorum, devlet burada da oyun oynuyorsa -ki yıllardır bu meseleye samimi yaklaşılmadı- büyük yanlış yapar. Tartışmaların daha başlangıcındayız. 100 yıldır denenen pratikler çözümsüzlüğü derinleştirdi. İğne ucu kadar bir olanak ve imkan varsa; DEM Parti olarak iğnenin ucu kadar olan umut ışığını büyütmeye, toplumsallaştırmaya ve örgütlemeye uğraşıyoruz.

Sizin aracılığınızla söylüyoruz; biz demokratik bir çözüme ve onurlu bir barışa varız. Sayın Öcalan, hukuki ve siyasi zemin vurgusuyla “buradayım” diyor. “Teorik ve pratik gücümle çözüme katkı sunmaya hazırım” diyen Öcalan’ın açıklamasından sonra KCK de açıklama yaptı. “Biz buradayız, Sayın Öcalan’ın geliştireceği süreci esas alacağız” dedi. Tüm bunlar ne anlama geliyor? Kürt sorunun demokratik çözümünde sorumluluk sahibi olanlar “buradayım, varım” diyor.

Kürtler buradaysa, çözüm iradesini ortaya koyuyorsa, samimi ve iyi niyetli davranıyorsa, o zaman şunu sormak lazım; Sayın Bahçeli, siz var mısınız? Buyurun Sayın Erdoğan, siz var mısınız? Eğer halen bir devlet aklı kalmışsa sormak istiyorum; Bu mesele Türkiye’nin gelişmesini, demokratikleşmesini, refah içinde yaşamasını engelliyorsa, demokratik bölgesel bir güç olmasına izin vermiyorsa, Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

Abdullah Öcalan’ın son görüşmede verdiği mesaja da iktidar ve ortağından bir yanıt gelmediğini görüyoruz. İmralı’da resmi ve kamuoyuna açık bir görüşmenin sağlanması nasıl bir geleceğe kapı aralar? 

Çok önemli, tarihi bir fırsat var. Meselenin muhatabı olan ve adres gösterilen Sayın Öcalan, çözüm meselesinde somut bir proje sunuyor. Demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, eşit yaşam modeli sunuyor. Şerafettin Elçi, “bu meseleyi çözebilecek son kuşağız” demişti. Bu meselenin demokratik çözümü ve barışı için elleri havada bekleyen bir kuşak, bir Kürt siyasal aklı var. İkinci yüzyılda ‘cumhuriyeti demokratikleştirelim’ deniliyorsa, Sayın Öcalan ile derhal konuşulmalı ve müzakereye geçilmeli.

Bakın, İmralı’da bir çözüm iradesi var iken, bu fırsat değerlendirilmeli. İmralı’da barış ve müzakere kampı kurulmalı. Türkiye’nin enerjisini ve ekonomisini bitiren, toplumu yoksullaştıran, demokrasiyi ve özgürlükleri ortadan kaldıran bir meseleden bahsediyoruz. Bakın, 13 Cumhurbaşkanı ve 40’ın üzerinde başbakan görmüş bir meseleden bahsediyoruz. Burada tarihe mal olmuş bir meseleyi çözen olarak tarihe geçmekten daha kıymetli bir şey var mıdır

Meclis’te bulunan diğer partiler de “yeni süreç” tartışmalarına dair kimi açıklamalarda bulundu. CHP başta olmak üzere diğer muhalefet partilerinin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Muhalefetin ilk olarak sorumluluk alarak söz kurmalarını olumlu karşılıyorum. Başta Özgür Özel olmak üzere Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Temel Karamollaoğlu, Fatih Erbakan ve birçok siyasi parti lideri farklı perspektiflerden de olsa Kürt meselesinin çözümüne dair olumlu bir yerde duruyorlar. Muhalefetin duruşu, bu anlamda biraz iktidarın olası yan çizmelerine karşı da bir emniyet supabı olacaktır. Bakın 2013-2015 sürecinde muhalefetin büyük kısmı o dönem çözüm sürecinin karşısındaydı.

Bugün bu tartışmaları başlatan Bahçeli başta olmak üzere Sayın Özgür Özel’in partisi de bu meselenin karşısındaydı. Başka güçler vardı. Bugün dikkat ederseniz olumlu bir yaklaşım var. Dünyanın her yerinde yüzde yüz bir mutabakatın sağlanması mümkün değil. Kimi ufak tefek ırkçı, milliyetçi partilerin zehirli dillerine takılmamak gerekiyor. Türkiye siyasi tarihinde ilk defa Kürt meselesinin demokratik çözümüyle ilgili bu kadar geniş bir destek skalası oluşmuş durumda. Bu geniş konsensüs zemini tarihi bir fırsat sunuyor. İktidar ve devletin bunu görerek tarihi fırsatı heba etmemesi gerekiyor.

Tartışmaların sürdüğü bir dönemde bazı belediyelere 3’üncü kez kayyım atandı. Bazı belediyeler için de kayyım tehditleri sürüyor. Bununla partiniz “hizaya mı çekilmek” isteniyor?

İşte bütün mesele burada yatıyor. Bu ülkeyi bir kayyım cumhuriyetine dönüştürmek isteyenler ile cumhuriyeti demokrasiyle buluşturmak isteyenlerin mücadelesiyle karşı karşıyayız. Biz halk diyoruz, iktidar vesayet diyor. Biz yerel demokrasi diyoruz, iktidar kayyım diyor. Toplumun farklılıkları zenginliktir diyoruz, farklılıklara saldıran bir zihniyet ile yüz yüzeyiz.

Kayyım atamalarıyla iktidarın demokrasiye ve Kürt halkının iradesine yönelik düşmanca yaklaşımını bir kez daha gördük. İktidar hala Kürt halkının iradesini tanımamakta ısrar ediyor. Belediyeleri bir ekonomik talan alanı olarak görmeye devam ediyor. Kayyım, bir halkın iradesine siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel olarak bir çökme politikasıdır. Bu çökme politikasını bin defa da deneseler çökecek. Bir yandan Kürtleri çökertme diğer taraftan Türkiye barışı nasıl sağlanacak? Kayyımlarla kimse bizi hizaya getiremez.

Kayyım politikası, müzakere ve diyalog ortamına zehirleyen bir pratiktir. Buradan çözüm çıkmaz. Bu zihniyetten çözüm çıkmaz. Siz elli yıl da kayyım atasanız, halk yine kendi iradesini seçer. Günlerdir Mardin, Halfeti ve Batman başta olmak üzere birçok kentte insanlar iradesine sahip çıkıyor. Kayyım darbesine karşı mücadele edeceğiz, diğer yandan da Kürtlerin özgürlüğü, Türkiye’nin demokratikleşmesinin sağlanmasına katkı sunacak diyalog ve müzakere zeminini güçlendirmekten de geri durmayacağız. Müzakere de mücadele dinamiğinin bir parçasıdır.

Tepkiler üzerine “geçici görevlendirme’ açıklaması geldi. Bunu nasıl okudunuz?

İktidarın kayyım politikaları iflas etti. Hem seçimlerde kayyımlar gönderildi, hem de Türkiye’de yaşayan büyük bir çoğunluğun gözünde zerre meşruiyeti yok. Dolayısıyla topluma ‘Bu kayyım başka bir kayyımdır’ mesajı vermek istiyorlar. Farklı bir kavram kullanarak kayyım uygulamasının iflasını örtmeye çalışıyorlar. Ama nafile, kayyım demokrasiye darbedir. Halk iradesinin gaspı ve Kürt halkını tanımamaktır.

Paylaşın

DEM Parti: Müzakereye De Mücadeleye De Hazırız

Partisinin Batman’da düzenlediği “Demokrasi ve Özgürlük” mitinginde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kürt halkı müzakere ve diyalog sürecinin demokratik zeminde gelişmesini istiyor. Sizler devlet aklı ve iktidar olarak buna hazır mısınız? Bu sorunun yanıtını bekliyoruz. Bizler müzakereye de mücadeleye de hazırız” dedi.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı’nca, haklarındaki terör soruşturmaları gerekçesiyle 4 Kasım’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Mardin Büyükşehir Belediyesi Ahmet Türk, Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük ve Şanlıurfa’nın Halfeti Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Karayılan’ın görevden alınarak, yerlerine kayyum atanmasına tepki amacıyla Batman’da ‘Demokrasi ve Özgürlük’ mitingi düzenlendi.

DEM Parti ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından Batman kent merkezinde Dört Yol Kavşağı’nda düzenlenen mitinge, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, yerlerine kayyum atanan belediye başkanları, DEM Parti milletvekilleri, bölgedeki il ve ilçe belediye başkanları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Müzik etkinliğiyle başlayan mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

Değerli Batman halkı, değerli halklarımız hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, baş göz üstüne geldiniz. Bir selamımız Edip Solmaz’a. 79’da o dönemin gerilimine rağmen burada siz Batman halkının iradesini yansıtan ve seçimle gelen Edip Solmaz’ı burada saygıyla anıyorum. Şu bilinsin ki o dönem Edip Solmaz’a kurşun yağdıranlar şimdi belediyelerimize kayyım atayan zihniyetin ta kendisidir.

O dönemde o kurşunları yağdıranlar daha sonra asker postallarıyla sokaklara inerek, darbe yapanlarla şimdi belediyelerimize kayyım atayanlar aynıdır, darbecidir. Hakkari’de, Esenyurt’ta, Batman’da, Mardin’de ve Halfeti’de. Halkın iradesine katlanamayanlar, seçim kaybedenler, seçimle belediye yönetimine gelemeyenler, halkın istemediği o saraylı iktidarlar kayyım atayarak bizlerin iradesini yok saymaya çalışıyorlar. Batman burada, halk burada, irade burada. Duy sen Ankara duy!

Bunlar kayyım atayarak başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’deki yurttaşların seçme ve seçilme hakkını elinden aldılar. Seçimleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu yönetimlerin adı demokrasi olamaz. Bu yönetimin adı olsa olsa faşizm olur. Bizler faşizme karşı omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Batman’ın kayyımı twit atıyor ve diyor ki Türkler ve Kürtler aynı kaderi paylaşıyor, aynı umutları yaşıyor. Yalanın daniskası! Batman halkı burada, Batman halkının umudu, kardeşlik anlayışı senin temsiliyetinde zuhur edemez.

Sen kayyımsın, sen hırsızsın, sen polis kalkanlarıyla belediyeye zorla yerleştin. Halk her seferinde belediyelerimize kayyım atandığı halde oyunu katlayarak, belediye sayısını artırarak bugüne kadar geldi. Bu da siz değerli Kürt halkının ve diğer halkların ortak mücadelesiyle gerçekleşti. Son seçimlerde kayyıma ve kayyım seçmenlere rağmen belediyelerimizi ve oylarımızı artırarak kazandık. Bu sizlerin başarısıdır değerli halkımız, size sonsuz teşekkürler. Bu mücadeleyi büyüttüğünüz için sonsuz teşekkürler.

Bugünlerde Kürt sorunu onların akıllarına yeni geldi bir kez daha. Acaba Kürt sorununda çözüm olur mu diye bir soru atıldı ortaya. Şu an bütün Türkiye bu soruyu konuşuyor ve tartışıyor. Bir tokalaşma ile başlayan ve tam olarak ne istediklerini bilmediğimiz çeşitli gelişmeler var. Biz DEM Parti olarak, Kürt halkı olarak, Türkiye halkları olarak elbette onurlu barışın yanındayız. Bizler 40 yılı aşkındır mücadelemizi barış için veriyoruz. Bizler bu ülkeye adalet ve demokrasi gelsin diye, halklar arasında gerçekten bir kardeşlik ve eşitlik olsun diye mücadele ettik.

Onlar ne yaptılar, her seferinde Kürdün başını ezmeye kalktılar. Kürt halkıyla dayanışan Türkiye’deki devrimcilerin başını ezmeye kalkıştılar. Ama başaramadılar. Başaramadıklarını bu alanda, bu meydanda siz değerli halkımız onlara gösterdiniz. Buradan Ankara’ya sesleniyoruz. Bizler onurlu bir barışa, demokratik zeminde bir çözüme hazır olduğumuzu her fırsatta, her yerde ifade ettik.

Bunun için de dedik ki şayet bu konuda oyun oynamıyorsanız, bu konuda insanların umutlarıyla alay etmiyorsanız, ciddiyseniz, bir devlet ciddiyeti ile davranacaksanız öncelikle İmralı kapılarını açın, Sayın Öcalan dışarı çıksın, mesajını bütün Ortadoğu’ya versin. iktidarın küçük ortağının kamuoyuna verdiği mesajlarda eğer ciddiyse öncelikle bakanlıklarını devreye koysun ve İmralı kapıları sonuna kadar açılsın, Sayın Öcalan çıksın, Kürt halkına ve tüm Ortadoğu halklarına barışla ilgili mesajlarını versin diyoruz.

“Böyle kardeşlik olmaz”

Erdoğan konuşmuyor. Oysa iktidar makamı olan onlardır. Küçük ortağın açıklamasına Erdoğan’ın nasıl yaklaştığını bilmiyoruz, akıllarında bir çözüm var mı konusunda mesajını vermiş değildir. Konuşmuş değildir. Bugün küçük ortağın genel başkanı icra makamında değildir. İcra makamında olan AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanının kendisidir. Bu konuda çözüm önerileri varsa çıkıp konuşacaklar, bir program açıklayacak. Kendisi bugüne kadar ağzını açmadı. Kim konuşuyor onun yerine? Danışmanları konuşuyor, sözcüleri konuşuyor.

Diyorlar ki kayyım terörle mücadeleymiş, hadi ordan! Asıl terörü siz yapıyorsunuz. Gülistan Sönük Batman halkının yüzde 65 gibi Türkiye’deki en yüksek oy oranı ile seçilmiş ama siz kalkmış kayyım atıyorsunuz buna da terörle mücadele diyorsunuz ve sonra da Kürtler kardeşimizdir diyorsunuz. Böyle kardeşlik olmaz, böyle kardeşlik olamaz, böyle bir haksızlığı hiçbir kardeş asla kabul etmez. Biz Kürtlerle kardeşiz diyorlar ama kırmızı çizgiler sayıyorlar.

Bu kırmızı çizginin içinde Kürt yok, farklı halklar ve inançlar yok. Bu kırmızı çizginin içinde yüzyılık inkar ve imha, tekçilik anlayışı var. Diyorlar ki “bizler kardeşiz ama senin adın olmasın, Kürtlüğün olmasın, Kürtçe konuşma, anadilinde eğitim talep etme. O zaman gel kardeş olalım”. Böyle kardeşlik olur mu, Batman halkı size soruyorum. Bu yanıtı bizler değil alanlardan değerli halkımız veriyor. Bunu saray duysun, Ankara duysun, iktidarın ortakları duysun.

Yine aynı sözcüler diyorlar ki “DEM Parti barış sürecini elinin tersiyle itiyor”. Küliyen yalan! Elimize her mikrofonu aldığımızda partimiz adına kim konuşursa konuşsun onurlu bir barış için hazırız dedik. Demokratik zeminde bir çözüme hep birlikte hazırız dedik. İktidar şuna karar vermeli, devlet şuna karar vermeli; uzatılan el tunç eli mi barış eli mi? Uzatılan el barış eliyse bizler o eli tutmaya hazırız. Ama uzatılan el tunç eliyse biz o ele karşı halklarımızla beraber bugüne kadar olduğu gibi onurlu bir mücadeleyi vermeye hazırız. Uzatılan el tunç eliyse, tunç yasalarını devreye koyacaklarsa bilsinler ki onlara karşı en güçlü mücadeleyi bizler yürüteceğiz.

Bugün bir yandan Kürtler kardeşimizdir diyenler iki yasa hazırlıyor. Daha doğrusu iki gündemli yasa hazırlıyorlar. Birisi milletvekili seçimleri diğeri belediye seçimleriyle ilgili. Diyorlar ki bu yaklaşımı biz 1980 darbesinde gördük. Ne yapmak istiyorlar? Bir gözaltınız varsa, herhangi bir cezanız olmamasına rağmen baştan yasaklı kılmak istiyorlar. İşte bu elin adı tunç elidir, bu barış eli olmaz, olamaz.

Buradan Batman’dan değerli halklarımızla beraber devlet aklı ve iktidara bir kez daha çağrı yapıyoruz. Onurlu barış istiyoruz. Kürt halkı anadilinde eğitim hakkını istiyor. Kürt halkı müzakere ve diyalog sürecinin demokratik zeminde gelişmesini istiyor. Sizler devlet aklı ve iktidar olarak buna hazır mısınız? Başta Batman halkı olmak üzere Kürdistan halkları, Türkiye halkları hep beraber bu sorununun yanıtını bekliyor.

Değerli arkadaşlar şu bilinmeli ki; bizler her fırsatta mesajımızı verdik, bizler müzakereye de mücadeleye de hazırız. Şu bilinsin ki bugün Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmediği için Türkiye halklarının ekmeği küçülmüştür. İHA ve SİHA’lara yaptıkları yatırımlarla Türkiye’deki emekçiler, işçiler, Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkesler, Ermeniler yani bu ülkede yaşayan 72 milletten insan aç. Daha geçtiğimiz günlerde 5 çocuk yanarak yaşamını yitirdi. Bunun sorumlusu bu iktidardır.

Ama onlar savaşa, İHA’ya, SİHA’ya, özel harp politikalarına para ayırdıkları için, Kürtleri kardeş olarak görmedikleri için, Rojava’daki Kürt kardeşlerimize sınırötesi operasyonu mubah gördükleri için Türkiye halkları mutsuz, aç ve demokratik olmayan bir ortamda yaşıyor. Direnişin merkezinde kayyımlara karşı büyük bir direniş verilen, gece gündüz demeden kayyıma karşı direnen Batman’dan bütün Türkiye halklarına seslenmek istiyorum. Buraya atadıkları kayyımların benzerini Esenyurt’a da atayarak bunun Kürdistan’la sınırlı kalmayacağını gösterdiler.

“Şayet benden değilsen hangi siyasi partiye oy vermiş olursan ol ben senin iradeni tanımıyorum” diyorlar. Bugün Ahmet Özer hapishaneye konuldu. Ahmet Özer belediye başkanı olmadan önce Erdoğan imzalı teşekkür mektubu gönderilmiş kendisine. Çünkü kendisi Kürt sorunuyla hemhal olmuş, çözüm önerileri sunmuş bir akademisyen. Ama o akademisyen, o Kürt bilim insanı başka siyasi partide siyaset yaptığı için onu hapishaneye koydular ve yerine kayyım atadılar. O nedenle Türkiye’deki bütün halklara sesleniyoruz, Kürt halkını yalnız bırakmayın.

Bizler Kürt halkını yalnız bıraktık diye bugün Esenyurt’ta kayyım atandı. Birbirimizi yalnız bırakırsak Türkiye’deki halklar olarak, demokrasi güçleri olarak yan yana durmazsak her şeye kayyım atarlar ve bizim yaşayacağımız bir ülke, bir toprak bırakmazlar geriye. Direniş kenti Batman’dan bütün herkese sesleniyoruz. Gelin dayanışmayı büyütelim, gelin haksızlıklara karşı çıkalım. Gelin Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesine hep birlikte öncülük edelim. Gelin Türkiye halkları için, demokratik cumhuriyet için barış diyelim.

Bu iktidar en fazla zulmü kadınlara uyguluyor. Kadınların siyasette var olmasına, kamusal alana çıkmasına tahammülleri yok. Bizler bunun deneyimlerini, hizbulkontranın bu konudaki etkilerini bizzat Batman’da bu seçim sürecinde deneyimledik. Buna rağmen Batman halkı büyük bir onurla partisini sahiplendi ve partimizin adayını seçti.

Buraya kayyım atanması başta olmak üzere bu anti-demokratik uygulamalar biz kadınların her yerde temsil edilmesine karşı yapılan bir duruştur aynı zamanda. Bizlerin mor çizgisi olan eş başkanlık ve eşit temsiliyet çizgisini bunlar kabul etmediler. Bunlar kadınların siyasette aktif rol oynamasını kabul etmiyorlar. “Elinin hamuruyla siyasette ne işin var, hadi evine git” diyorlar. Oysa biz kadınlar Kadın Yaşam Özgürlük, Jin Jiyan Azadî diyenleriz.

“Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle hep birlikte çözelim”

Sizler seçim sürecinde her şeye rağmen, burada yaşanan bütün provokasyonlara rağmen dayanışma içinde oldunuz partimizi yücelttiniz. Kayyım atamalarından sonra da gece gündüz demeden siz değerli halklarımız sahip çıktınız partinize. Bundan dolayı partimiz adına hepinize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Şu bilinsin ki Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu’ya barışın gelmesi için bizler gece gündüz demeden emek vermeye devam edeceğiz.

Kızıl denizde, bütün dünyanın savaş gemilerinin demirlediği bir yerde, ortada bu kadar sert bir sürecin yaşandığı bir dönemde, üçüncü dünya savaşından bahsedildiği bir dönemde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü hayatidir. Biz buradan birkez daha çağrımızı yineliyoruz. Gelin Türkiye’de Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle hep birlikte çözelim.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, Ortadoğu barışına daha güçlü bir şekilde öncülük edebilir. Buna yürekten inanıyoruz. İşte bu nedenle bir kez daha değerli gençlerle, sevgili kadınlarla hep beraber diyoruz ki İmralı kapıları açılsın, Sayın Öcalan dışarı çıksın. Yapacağı çağrıların sadece Türkiye halklarına değil, tüm Ortadoğu halklarına sunacağı katkıları bilerek bunları söylüyoruz. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum, sağolun, var olun.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Siyasi Partilere “Kayyım” Çağrısı: Gelin Hep Birlikte…

Kayyım atamalarının yayılmaya başladığını ifade eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasi partilere çağrıda bulunarak, “Gelin hep birlikte kayyım yasasının ortadan kaldırılması için Meclis çatısı altında mücadele verelim. Bununla ilgili kanun teklif verelim” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, yaptıkları görüşme sonrası Gelecek Partisi’nde ortak basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda ilk olarak söz alan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, partiler arasında diyaloğun önemli olduğunu ifade etti. Davutoğlu, “Partiler arası diyalogun son derece önem taşıdığı günlerden geçiyoruz” dedi. Ahmet Davutoğlu, daha sonra DEM Partili Eş Genel Başkanların söz almasını istedi.

Söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, kayyım atamasına tepki göstererek, kayyım atamasının Türkiye’ye yayılmaya başladığını ifade etti. Hatimoğulları, siyasi partilere çağrıda bulunarak, “Gelin hep birlikte kayyım yasasının ortadan kaldırılması için Meclis çatısı altında mücadele verelim. Bununla ilgili kanun teklif verelim” dedi. Hatimoğulları, MHP Genel Devlet Bahçeli’nin sözlerine de işaret etti. Hatimoğulları, ziyarette bu sözler ve Kürt sorunu bağlamında tartışma yürüttüklerini ifade etti.

Hatimoğulları, “Kürt sorununun barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmesini de istişare ettik. Elbette biz mesajlarımız iki eşbaşkan olarak çok netti. Evet, bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Uğrunda mücadele ittikleri, kavga ettikleri ve savaştıkları petrol kadar insan kanı var o topraklarda. Gelin anaların gözyaşını hep birlikte dindirelim. Bunun yolu çok kolaydır. Kürt halkı Türk halkı gibi bu toprakların kadim halkıdır. Kürt halkı ve Türk halkı ve diğer halklar gibi bu toprakların bugüne gelmesinde ağır bedel ödemiş bir halktır. Kürt halkı başta olmak üzere bu ülkede diğer bütün elbet halklarla barışı ve kardeşliği ve Türkiyelilik kimliği üzerinden, Türkiye yurttaşlığı üzerinden pekala çok küçük düzenlemelerle alınacak çok yol vardır” diye konuştu.

Tüm kesimlere çağrıda bulunan Hatimoğulları, “Türkiye’de barışın türkülerinin söylenmesini isteyen, kan ağlayan Ortadoğu coğrafyasında barışın türkülerinin söylenmesini isteyen herkese bir kez daha çağrı yapıyoruz. Onurlu bir barış için gelin hep birlikte elimizi taşın altına koyalım. Gelin hep birlikte demokratik bir zeminde barışı büyütelim” dedi.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

DEM Parti: Barışın Yolu Kayyımdan Geçmez

İçişleri Bakanlığı önünde açıklama yapan DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kayyum gasptır, talandır, iradeyi yok saymaktır, kadın özgürlük mücadelesini yok saymaktır, demokrasi adına kalan bütün kırıntıları yok sayan yeni bir rejimin adıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir taraftan barış diyorlar. Bir taraftan kayyum atıyorlar. Barışın yolu, kayyumdan geçmez. Barışın yolu asla ve asla darbelerden geçmez. Bugün barış ortamını zehirleyen bir kayyum rejimi var. Bütün Türkiye Halkları bilsin, bizler yan yana gelirsek, omuz omuza mücadele edersek, Esenyurt’tan Hakkari’ye kardeşlik ve demokrasi köprüleri kurarsak, işte o zaman bu iktidarı yeneriz. Barışı da, demokratik rejimi de AKP’ye rağmen inşa ederiz. Bunun koşulları her zamankinden fazla vardır. Bunun koşulları olgunlaşmıştır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli’nin de aralarında olduğu DEM Parti heyeti, kayyumları protesto için TBMM’den İçişleri Bakanlığı önüne yürüdü ve basın açıklaması yaptı.

Sandığa saygı duymayan bir iktidarla karşı karşıyayız”

Gülistan Kılıç Koçyiğit, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün İçişleri Bakanlığının önündeyiz. Neden buradayız? Çünkü bu bakanlık, 8 yılı aşkın bir süredir halk iradesine darbe yapan, kayyım atayarak halk iradesine el koyan, sandık demokrasisini yok sayan AKP iktidarının bir kayyım aparatına dönüşmüştür. İçişleri Bakanlığının önündeyiz. Çünkü bu ülkede, 2015’te başlayan ve sistematik olarak devam ettirilen, halk iradesini yok sayan bir anlayış tahkim edilmek isteniyor.

AKP iktidarı, 2016’daki darbe girişiminden sonra ilan ettiği OHAL ile hayata geçirdiği KHK’ları daha sonra yasallaştırdı. OHAL’den beslenen, o cunta aklından beslenen KHK’larla her gün demokrasiye, sandığa, halk iradesine darbe üstüne darbe yapıyor. Sandığa saygı duymayan, halka saygı duymayan, seçme ve seçilme hakkını her gün ama her gün yok sayan bir iktidar aklıyla karşı karşıyayız.

Bu iktidar 31 Mart Yerel Seçimlerinde yenildi. Halkın büyük çoğunluğu AKP iktidarına kırmızı kart gösterdi. Büyük kentler dahil, ülkenin nüfusunun yüzde 70’inden fazlası AKP iktidarını yerel yönetimlerde iktidardan düşürdü ve “Aklınızı başınıza alın, demokrasiye dönün, hukuka dönün, halkın iradesine saygı duyun” diye açık bir çağrı yaptı. Tıpkı 2015’te yaptığı gibi. AKP de “Mesajı aldık” dedi. Biz de herhalde demokrasiye dönecekler, hukukun üstünlüğünü kabul edecekler, kendilerinin de Anayasayla bağlı olduğunu hatırlayacaklar, sandığa ve seçmen iradesine saygı duyacaklar, sandıkla gelenin sandıkla gideceği bir döneme adım atacaklar diye düşündük.

Türkiye halklarında böyle bir beklenti oluştu. Ancak sürekli olarak meşruiyetini yitiren, anketlerde eriyen, teşkilatları çözülen, koltuğunu kaybedeceğini anlayan AKP çok kısa bir süre sonra yine bildik yöntemlere tevessül etti, yine halkın iradesine darbe yaptı. 3 Haziran’da Hakkari’de başlayan kayyım süreci, 31 Ekim’de Esenyurt’a uzandı. En son da 4 Kasım’da, yani HDP’ye ve demokratik siyasete darbe yapılan tarihin yıldönümünde yine yeni bir darbeyle uyandık. Türkiye halklarına yeni bir darbe yaptılar.

2016’da kayyım atandığı zaman, “Bugün Hakkari’ye, Van’a, Mardin’e, Diyarbakır’a kayyım atanması yarın İzmir’e, Adana’ya, Mersin’e, İstanbul’a kayyım atanacağının habercisidir. Bu ülkede hukuksuzluk önce Kürt coğrafyasında sınanıyor. Bütün hukuksuzluklar önce Kürt halkına yapılıyor. Ama bilin ki Kürt halkına yapılan hiçbir hukuksuzluk asla ama asla orayla sınırlı kalmıyor. Oradan Türkiye’ye yayılıyor” demiştik ve ne yazık ki haklı çıktık.

O gün Türkiye demokrasi güçleriyle ve parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerle yeterince yan yana gelmediğimiz için, bu kayyım hukuksuzluğuna yeterince ses çıkarılmadığı için, Türkiye’nin dört bir yanında kayyıma karşı sokaklara çıkılmadığı için bugün Esenyurt’a, yani kent uzlaşısıyla kazanılmış bir CHP belediyesine de kayyım atanmış oldu. O nedenle çağrımız açık ve net: Bu hukuksuzluk bütün Türkiye halklarına yapılıyor.

Bu darbe bütün Türkiye demokrasisine yapılıyor. Bu hepimize yönelik bir tehdittir. Hepimizin seçme ve seçilme hakkını yok sayan, yurttaşlık hakkını yok sayan, sandık demokrasisini yok sayan yeni bir süreci başlatmak istiyorlar. Bu çok açık ve nettir. Yeni yol yürüyüşlerini Türkiye’nin dört bir yanını cehenneme çevirerek, hukuksuzlukları yayarak, darbeyi genişleterek, darbeyi genelleyerek yapmak istiyorlar. İşte buna karşı bizim de yan yana gelmemiz lazım.

Çünkü biliyoruz ki kayyım gasptır, talandır, iradeyi yok saymaktır; kayyım, kadın özgürlük mücadelesini yok saymaktır, ket vurmaktır. Kayyım, Türkiye’de demokrasi adına kalan bütün kırıntıları yok sayan yeni rejimin adıdır, AKP iktidarının en temel niteliğidir. Kendini demokrasiye bağlı hissetmeyen, sandıktan kendi çıktığı sürece o sandığa saygı duyan ama halkın başka tercihleri olduğunda bütün bu tercihleri yok sayan bu iktidara karşı bugün yan yana gelmemiz, birleşmemiz ve hep beraber demokrasiyi savunmamız gerekiyor.

Bir taraftan barış diyorlar, bir taraftan kayyım atıyorlar. Barışın yolu kayyımdan geçmez, darbelerden asla geçmez. Bugün barış ortamını zehirleyen bir kayyım rejimi vardır. Bütün demokratik muhalefet, mücadelenin paydaşları, bizler yana yana gelip omuz omuza mücadele edersek, Esenyurt’tan Hakkari’ye kardeşlik ve demokrasi köprüleri kurarsak işte o zaman bu iktidarı yeneriz, bu faşizmi yeneriz. Bu ülkede demokratik cumhuriyeti de barışı da AKP’ye rağmen inşa ederiz. Bunun koşulları her zamankinden fazla vardı. Bunun koşulları olgunlaşmıştır.

Bizler kayyım değil demokrasi diyoruz. Esenyurt’ta da Hakkari’de de Halfeti’de de Mardin’de de Batman’da da kayyıma karşı direnmeye ve anayasal, demokratik, barışçıl protesto hakkımızı kullanmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Hiç kimse halkımızın iradesini yok sayan bu ceberut rejime, bu faşist akla diz çökeceğimizi, teslim olacağımızı sanmasın. Bütün tarihimiz bu hukuksuzluklara karşı direniş ve mücadeleyle doludur. 2016’da nasıl mücadele ettiysek, 2019’da nasıl mücadele ettiysek, bugün de çok daha güçlü, çok daha geniş bir zeminde bu hukuksuzluklara karşı mücadele edeceğiz.

Kadınlardan gençlere, işçilerden emekçilere, siyasi partilerden demokratik kitle örgütlerine kadar hiçbirimiz kafamızı kuma gömemeyiz. Bu böyle bir dönem değildir. Kral çıplak. Karşımızda zorbalık, zalimlik, hukuksuzluk ve demokrasi düşmanlığı yapan bir iktidar var. Çok açık ve net barışı zehirleyen bir iktidar var. Barışımızı çalan bir iktidar var. İşte zorbalığa karşı direnmek haktır, meşrudur. Hukuku, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri savunmak bizler için tarihi bir görevdir, sorumluluktur.

İşte bu sorumluluk bilinciyle ve bu tarihi görevin bize yüklediği misyonla bugünden yarına mücadelemizi büyüteceğimizi ve bu faşizme karşı tereddüt etmeden nerede olursak olalım dik duracağımızı, sözümüzü söyleyeceğimizi bütün Türkiye halkları bilmelidir. Yan yana duralım, el ele duralım, omuz omuza duralım ve bu faşizmi yerle yeksan edelim. Demokratik cumhuriyeti inşa edelim. Türkiye halklarının özlediği o barışı kuralım. Hep beraber eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamanın yolunu hep beraber bulalım.

“Türkiye’nin barış ve demokrasi umutlarını ortadan kaldırıyorlar”

Açıklamada söz alan Sezai Temelli ise şunları söyledi: “Bugün özellikle buraya geldik. Bakın arkamızda İçişleri Bakanlığı, önümüzde de Türkiye Büyük Millet Meclisi var. Yani atanmış ve seçilmişlerin karşı karşıya geldiği bir noktada duruyoruz. Atanmış bir içişleri bakanı Hakkari’de seçilmiş belediye eş başkanına karşı; atanmış bir içişleri bakanı Halfeti’de, Batman’da, Mardin’de, Esenyurt’ta seçilmişlere karşı. Aslında sistemin ne denli çarpık ve antidemokratik olduğunu, ne denli hukuk tanımaz olduğunu resmeden bir yerde duruyoruz.

Bir tek oy bile almamış ama halkın oyuyla seçilmişlere karşı bu icraatları hayata geçiriyor. Aslında Türkiye’nin demokrasi ve barış umutlarını da ortadan kaldırıyorlar. Toplumsal barış için ortaya çıkmış olan beklentileri ve umutları adeta dinamitliyorlar. Barışı yok sayan bir anlayışla bu zihniyet ayakta duramaz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi aslında bir kayyım sistemidir, bundan da öteye gidemiyor. Dönüyor dolaşıyor aynı yere geliyor.

Bakana, içişleri bakanı olmadan önce sorduk nasıl bir bakan olacağını. “Ben benden öncekilere benzemem. Ben hukukun dediği neyse onu yaparım, benim icraatım böyle olacak” demişti. Bu tutanaklarda var. Meğerse zihniyet hiç değişmemiş, sadece ambalaj farklıymış. Dolayısıyla kendinden önceki içişleri bakanının yapmış olduğu icraatları yine hukuk tanımaz bir şekilde Anayasayı ihlal ederek sürdürmeye devam ediyor.

OHAL döneminde çıkarılmış olan bir kanun hükmünde kararnameye sığınarak bugünkü hukuk sistemini yok saymayı, ona karşı darbeci bir akılla hareket etmeyi içine sindirebiliyor. Kendinden önceki içişleri bakanı da bunu yapıyordu. Cumhurbaşkanının yanına çıkıp bu kayyım tezgahını örgütleyen anlayışı aynen devam ettiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bunu kabul etmiyoruz. Kimse kabul etmiyor.

Böyle bir vesayetçi anlayışı hiçbir seçilmiş kabul edemez. Tek bir oy bile almamış bir zihniyet gelip halkın, milyonların oyuyla seçilmişlere bu vesayeti dayatacak. Bunu kabul etmiyoruz. Kabul etmediğimiz için de alanlardayız, sokaklardayız, mücadele ediyoruz. Halk sokaklarda protestolarını gerçekleştiriyor. Buna karşı yaptıkları ise daha beter. Sokakta protesto hakkını kullanan halka, gençlere, kadınlara gözaltında sürecindeki işkenceleri, hukuk tanımazlığı sokaklara kadar yayabiliyorlar.

Bu işkencelere, hukuk tanımazlığa, saldırılara karşı direnmeye devam edeceğiz. Çünkü biz hukuku savunuyoruz; hukuk devletini, demokrasiyi, barışı savunuyoruz. Biz meşruyuz ama bize saldıranlar meşruiyetini yitirmiştir. Toplumda, halkta meşru bir karşılıkları söz konusu değildir. Kayyımın savunulması kabul edilebilir değildir. Zaten savunamadıkları için işkence yapıyorlar, hukuku yok sayıyorlar.

Savunulacak bir tarafı olmadığı için her türlü yalan ve iftirayla günlerini kurtarmaya çalışıyorlar. Kayyım geleli daha 10 gün olmasına rağmen, her kayyım 10 tane suç işlemiştir en az. Çünkü 2016’dan 2024’e kadar geçen 8 senede kayyımların yaptıkları bir suç icraatıdır. Dosyalar ortadadır. Yaptıkları yolsuzluklar, gasplar ve hukuk dışı bütün icraatları ortadadır. Biz beklerdik ki toplumsal barışa dair adım atılması umudunun yükseldiği bu dönemde, İçişleri Bakanı çıksın geçmiş kayyım döneminin icraatlarına yönelik soruşturmalar başlatsın.

Çünkü kendi personeli, kendi valisi, kendi kaymakamıdır. Bu yolsuzluklarla, bu irade ve hak gaspıyla ilgili soruşturmalar başlatmasını beklerdik kendisinden. Bırakın bunu yapmayı, bunların üstünü örten, yine kayyımla yoluna devam etmek isteyen bir iktidar anlayışını sergilediler. Bunu kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadelemizi vereceğiz. DEM Parti bugün bu mücadelenin en önünde yer almaktadır.

Buradan ben de bir kez daha çağrı yapmak istiyorum: Eğer demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsanız, eğer hukuk devletinin hakim olduğu bir ülkede yaşamak istiyorsanız, eğer barışınızı arıyorsanız mutlaka kayyıma karşı çıkmalısınız. Hukuk devletini dinamitleyen tecrit anlayışı 25 yıldır bu ülkede her yeri çürüttü, çürütmeye de devam ediyor. Çöktürme Planını yapanlar, o planın altında kaldılar.

O zaman şimdi hukuka, demokrasiye ve barışa hep birlikte sahip çıkma zamanıdır. Tecride karşı, siyasi tutsaklığa karşı, hukuk dışı olan her şeye karşı, başta da kayyımlara karşı yan gelmeliyiz. Biz buradan bir kez daha demokrasiden yana olanları, kadınları, emekçileri, bu halkın mağdur edilmiş ve sömürülmüş tüm insanlarını bu mücadelede yan yana olmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın