Hatimoğulları’ndan Erdoğan Ve Bahçeli’ye: Çözümünüz Ne?

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrıyla başlayan yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Soruyoruz: Var mı bir demokratik çözümünüz? Umutsuzum diyen Cumhurbaşkanı, barışa dair projeniz nedir? Bu soruna dair yaklaşımınız nedir? Bunu 85 milyon merak ediyor” dedi ve ekledi:

“Bizler geçtiğimiz salı günü İmralı’ya gitmek için başvurduk, henüz bir yanıt alamadık. Takipçisiyiz bu sürecin. Erdoğan yine geçtiğimiz gün şunu söyledi. Cesur olacağız, yeni adımlar atacağız dedi. Bizler de bir cesaret örneği olarak İmralı’nın kapılarını açın diyoruz, sayın Öcalan’la görüşmeler sağlansın diyoruz, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun barışına hep beraber çalışalım diyoruz.”

Suriye’deki son gelişmelere ilişkin de konuşan Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “Maalesef yine savaşın büyük bedelini bölgenin halkları en ağır şekilde ödüyor. Halep’ten Tel Rıfat’a kadar devam eden çatışmalarda on binlerce insan göç yolunu tutmaktadır. Uluslararası güçlere çağrıda bulunuyorum: İnsani koridorların oluşturulması herkesin sorumluluğudur. Bu arada, İsrail ile Lübnan arasındaki barış antlaşmasının mürekkebi kurumadan, Suriye cephesi kaynamaya başladı.

El Nusra ve HTŞ gibi tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen gruplar, Suriye Milli Ordusu’nun ilerlemesine imkan tanıyan koşullardan faydalanıyor. Suriye’nin önemli kentlerinden Halep’e giren bu gruplar, çeşitli etnik ve dini toplulukların yaşadığı mahallelerde zorla hükmetmeye çalışıyorlar. Tel Rifat’a yönelik çete saldırıları da devam ediyor. Bu durumu 2011’den beri izliyoruz ve şimdi bu filmin yeni sahnelerine tanık oluyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Küresel hegemonya mücadelesi giderek kızışıyor. Bu kızışmalar birçok yerde sıcak çatışmalara dönmüş durumdadır. Dünya kapitalist sistemin krizi her geçen gün daha da derinleşmektedir. Bu krizi aşmak için oluşturulan ittifaklar ve yeni kamplaşmalar söz konusudur. Ticaret savaşları, enerji hakları, jeopolitik rekabet, yapay zeka üzerinden gerilimler gittikte artıyor. Soğuk savaştan bu yana en sıcak süreçlere tanıklık ediyoruz. Bu kaosun odağında ise tarihi kırılmaların yaşandığı Ortadoğu var. Bitmeyen çatışma ve savaşların yaşattığı kırılmalar her yerde taşları yeniden, yeniden oynatıyor. Ortadoğu’da düzensizlik üzerine yeni bir düzen ikame edilmeye çalışılıyor.

HTŞ ve SMO, El Kaide ve IŞİD’in uzantıları olan bu örgütler kimin vekalet savaşını yürütüyor. Halep; Arapların, Kürtlerin, Ermenilerin, Sünnilerin, Alevilerin barış içinde yaşadığı bir kent. Ve bu kente bu çeteler çökmeye çalışmaktadır. Tel Rıfat’a göre çete savaşları sürüyor. Biz bu filmi 2011’de izlemiştik, şimdi bu filmin yeni sahneleri çekiliyor. Lübnanlaşma riski bugün Türkiye dahil, bütün ülkeler için bir tehlikedir. Türkiye’de iktidarın bu konuyla ilgili çıkaracağı önemli dersler olduğunu düşünüyoruz. Neo Osmanlıcı hayallerinizden vazgeçin.

Ülkeyi daha bir beter felakete sürükleyeceksiniz. Rojava’ya yaşayan Kürtlere mızrak, Türkiye’deki Kürtlere zeytin dalı olmaz, olamaz. 1 Ekim’den itibaren MHP Genel Başkanının bazı mesajları oldu ve biz de acaba bir fırsat olarak baktık, bakmaya devam ediyoruz. Ortadoğu’daki her gelişmede Kürtlerin kazanımlarını hedef alan bir akıl, doğru bir akıl değildir. Bu akıl, Ortadoğu’da kaosu derinleştiren bir akıldır. Sınırın öte tarafındaki Kürtlere saldırarak iç barışı sağlamak mümkün değildir. Yayılmacı hayallerle, neo Osmanlıcı politikalarla Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışmak Türkiye’ye fayda getirmedi, getirmez de.

IŞİD’in pratiği ve anlayışını sergileyen HTŞ’nin Türkiye’de ve dünyada zarar üreteceği bilinmelidir. HTŞ’yi, SMO’yu bizlere güzelleme yaparak anlatmaya çalışmayın. Bizler bu pratiğini gayet iyi biliyoruz. Döner bu tehlike sizi vurur, Reyhanlı sınır kapısında SMO’nun maaşları yatmadığında Türk bayraklarını nasıl yaktıklarını hatırlatmak isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun Kürt halkı ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yanında olan haklar, hem Kürt halkının kazanımları hem de demokratik bir Ortadoğu için mücadele etmeye devam edecektir. Bu saldırılar hepimize ve geleceğimize dönüktür.

Biz DEM Parti olarak bölgede yaşanan kaosun, hangi güçler tarafından çıkarıldığını gayet iyi biliyoruz. Bizim safımız belli, biz demokrasi ve özgürlükten yanayız. Sözde değil özde demokratik bir Ortadoğu inşasından yanadır. Dünya nükleer savaş gibi bir tehdidin altındayken, çare barıştır, barış bütün sınırlar için en önemli güvenlik yöntemidir. Türkiye 911 kilometrelik sınırında barışı sağlayabilirse güvendedir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, çeteler ve onların arkasındakiler güçler yenilecektir.

“Yurttaş aç ve sefalet içinde”

Türkiye ekonomisi için tehlike çanları çalıyor. Ekonomi resesyona girmiştir. Artık Türkiye ekonomisi için alarm zilleri olabildiğince yüksek çalmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, siz çarşıya markete gidiyorsunuz ve biber 120 TL, domates 80 TL… Biz ekonomiyi uçurduk diyen ey iktidar, sizin meyve sebze fiyatından haberiniz var mı? Siz yurttaşın ne kadar aç ve sefalet içinde olduğunun farkında mısınız? Sanki bu ekonomiyi bu kadar kötü yöneten başka birisiymiş gibi ‘biz bu ekonomiyi düzelteceğiz’ mesajı vermekten hicap duymuyor musunuz? DEM Parti 85 milyon yurttaşın derdiyle demleniyor. DEM Parti açlıkla, yoksullukla mücadele ediyor. Herkes iş, aş bulsun diye mücadele ediyor. Çocuklar istismara uğramasın, katledilmesin, kadınlar erkekler tarafından katledilmesin diye mücadele ediyor.

1 Ekim’den beri Türkiye’nin gündeminde MHP Genel Başkanının yaptığı açıklamalar var, Kürt sorunuyla ilgili belirsiz açıklamalar devam ediyor. Toprak ölümden yoruldu, tencere sefaletten yoruldu. O nedenle artık bu sefalet, bu çatışma bitsin istiyoruz. Biz onurlu bir barış için dilimizi büyük bir ciddiyetle kurduk. Ar damarı çatlamış kesimler DEM eş başkanları çözüm istemiyor diye veryansın ediyorlar. Değerli Türkiye halkları bunlar külliyen yalandır. Bir de DEM Parti’de umut görmeyenler varmış. Bunlar sözde barışı dillendirenlerin, barışa mesafesini gösteriyor. DEM Parti bu kürsüde büyük bir onurla ve özgüvenle, kararlılıkla diyoruz ki, DEM Parti Kürt sorununun onurlu bir barış çerçevesinde çözümünde taraftır ve üzerine ne düşüyorsa yapmaya hazırdır.

“Sizin çözümünüz ne?”

Asıl biz soruyoruz: Var mı bir demokratik çözümünüz? Umutsuzum diyen Cumhurbaşkanı, barışa dair projeniz nedir? Bu soruna dair yaklaşımınız nedir? Bunu 85 milyon merak ediyor. Bizler geçtiğimiz salı günü İmralı’ya gitmek için başvurduk, henüz bir yanıt alamadık. Takipçisiyiz bu sürecin. Erdoğan yine geçtiğimiz gün şunu söyledi. Cesur olacağız, yeni adımlar atacağız dedi. Bizler de bir cesaret örneği olarak İmralı’nın kapılarını açın diyoruz, sayın Öcalan’la görüşmeler sağlansın diyoruz, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun barışına hep beraber çalışalım diyoruz.

Yine bugün bu kürsüde, bazı konuşmalar gerçekleşti. Yine MHP Genel Başkanı “DEM Parti nerededir?” diye sordu. Öncelikle şunu söylemek istiyoruz ki, tehdit dilinden vazgeçin, tehdit ederek diyalog kurulamaz, bunu bilince çıkarın. Ve duymak isteyen kulaklar için tekrar ediyoruz, DEM Parti demokrasidir, çözümdür, DEM Parti ortak vatandaşlıkta inkarın karşısındadır. DEM Parti farklılıklarımıza rağmen bir arada yaşayabildiği bir Türkiyelilik kimliğini savunmaktadır. DEM Parti sizden daha Türkiyelidir, bunu hepiniz bilesiniz. DEM Parti Ankara ve Diyarbakır’dır, halkların bahçesidir. Ve biz asıl soruyu kendilerine sormak istiyoruz, siz bu barış sürecinin neresinde duruyorsunuz? Barış canınızın istediği anda, onu aparat olarak kullanacağınız bir şey değildir, barış cesurların işidir, ferasettir barış.

Biz DEM Parti olarak bu ülkenin onurlu barışı için, demokratik bir Ortadoğu için hep birlikte çalışmaya adayız. Onurlu barışın rotasını şaşırmadan, büyük bir cesaretle, derin okyanuslarda yüzmeye hazırız. Barışa giden yolları kapatırlarsa, bizler yeniden kanatlanacağız ve barışın rotasında uçmaya devam edeceğiz. Tıpkı ağzında zeytin dalı bir güvercin gibi.”

Paylaşın

Bahçesaray Belediyesi’ne Kayyım Atandı: Van’da Gösteri Ve Yürüyüşlere 10 Gün Yasak

Bahçesaray ilçesinin DEM Partili Belediye Eş Başkanı Ayvaz Hazır görevden alındı ve yerine kayyum atandı. Van Valiliği ise, il genelinde açık veya kapalı alanda yapılacak toplantı, yürüyüş, basın açıklaması ve oturma eylemi gibi etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Hazır’ın “PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan soruşturmasının devam ettiği belirtildi. Bakanlık, Belediye Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince Van’ın Bahçesaray ilçesine, Belediye Başkan Vekili olarak Harun Arslanargun’un görevlendirildiğini duyurdu.

2015’te hakkında açılan bir davada 3 yıl 1 ay hapis cezası alan Van’ın Bahçesaray ilçesinin DEM Partili Belediye Eş Başkanı Ayvaz Hazır görevden alındı ve yerine kayyum atandı. Bugünkü kayyum atamasıyla birlikte yerel seçimlerden sonra 6 DEM Parti ve 2 CHP belediyesine kayyum atanmış oldu.

İçişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Bahçesaray (Van) Belediye Başkanı Ayvaz Hazır’ın Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/196 esas sayılı dosyası kapsamında PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmamak ile birlikte terör örgütü adına suç işlemek  suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası alması ve Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2023/130 esas sayılı dosyası kapsamında PKK/KCK silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturmasının devam etmesi nedeniyle, Ayvaz Hazır’ın Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ıncı maddeleri uyarınca Bahçesaray Kaymakamı Harun Arslanargun, Van Valiliğince Bahçesaray Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Hazır’ın hapis cezasına çarptırıldığı davaya konu olay belediyede memur olarak çalıştığı 2015 yılında yaşandı. Belediye önündeki bir basın açıklaması nedeniyle, aralarında Hazır’ın da bulunduğu 15 kişi hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma daha sonra davaya dönüştü. 2016 yılında karara bağlanan dava, Yargıtay’da bozularak, yeniden görüldü.

Yeniden görülen ve dün sonuçlanan davada Hazır hakkında, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Davaya katılan diğer sanıklar hakkında 3 yıl 1 ay ile 6 yıl 3 ay arasında değişen hapis cezaları verildi. Hazır’ın avukatı Şahin Cangüler, gerekçeli karar yazıldıktan sonra itiraz edeceklerini söyledi.

DEM Parti Van İl Örgütü tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, ortak mücadele çağrısı yapıldı. Yapılan paylaşımda, “Bahçesaray belediyemize yönelik kayyım darbesini kabul etmiyor, tüm halkımızı bu hukuksuzluğa karşı demokratik tepkisini göstermeye çağırıyoruz. Kayyım gaspını kabul etmeyeceğiz” denildi.

DEM Parti Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada da “Van Bahçesaray Belediye Eş Başkanımız Ayvaz Hazır’a jet hızıyla ceza verilerek kayyım atanmasına gerekçe yapıldı. Haksız ve hukuksuz bir şekilde irademizi gasp eden kayyım darbesine karşı halkımızı demokratik protesto hakkını kullanmaya, iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz!” denildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından karara ilişkin paylaşım yapan Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “Van Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atanması, halk iradesinin hiçe sayılmasıdır. Bu irade gaspını kınıyoruz!

Demokrasinin kırıntısının dahi ortadan kaldırıldığı bu kayyım zorbalığı ile iktidar meşruiyetini sıfırlamaktadır. Kayyıma gerekçe yapılan suçlamaların hepsi safsatadır. İktidara sesleniyorum; Kürtler ve tüm halklar nezdinde tabela partisine döndünüz. Çok yakında o kentlerde kayyımlarınızdan başka kimseyi yanınızda bulamayacaksınız. Kayyım zalimliğiniz arttıkça zevalinizi de bulmanız çok yakındır. Demokratik kamuoyuna çağrımız, Van direnişi ruhuyla Bahçesaray’a sahip çıkalım. Hep birlikte bu sürekli darbelere karşı demokrasiyi savunalım.”

Bakırhan’ın tepkisi de şöyle: “Van Bahçesaray belediyemize dönük yapılan kayyım darbesini lanetliyorum. Van’da 14-0 hezimetini yaşayanlar iflas etmiş kayyım siyasetinden medet umacak kadar aciz bir yönetim aklıyla hareket ediyorlar. İktidarın bu darbeci politikaları halkın iradesine her seferinde çarpıp tuzla buz olacaktır. İktidar bilsin ki; atadığı her kayyımda demokratik meşruiyetini yitirmekte; Kürt kentlerinde zorla, copla, gazla, hileyle, hukuksuzlukla var olmak dışında tek bir siyasi varoluşu kalmamaktadır. Bahçesaray bizimdir, belediyemizi alana kadar mücadelemizi amansızca sürdüreceğimizin sözünü veriyoruz.”

CHP Lideri Özel’den sert tepki

Kayyım atanmasına bir tepki de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den geldi. Özel, sosyal medya hesabından konuya ilişkin şu paylaşımı yaptı: “İktidarın ardı ardına seçilmiş belediye başkanlarına yönelttiği operasyonlar, milletin iradesini hiçe saymaktır, bir çaresizliğin itirafıdır. Dün nasıl Esenyurt’un, Tunceli’nin, Mardin’in yanındaysak bugün de Bahçesaray’ın ve Bahçesaray halkının iradesinin yanında duracağız.”

DEM Parti, 31 Mart yerel seçimlerinde Van Büyükşehir Belediyesi dahil 14 belediyenin tamamını kazanmıştı. Hazir, bu seçimde Bahçesaray halkının yüzde 21,33’ünün oyunu alarak seçilmişti.

Geçen hafta da Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ile Tunceli iline bağlı Ovacık İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden uzaklaştırılarak yerlerine kayyum ataması yapılmıştı. Ayrıca yine Kasım ayı içinde Mardin, Batman ve Şanlıurfa Halfeti belediyelerine ve geçen ay İstanbul’un Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanması kararlaştırılmıştı.

Bu karar öncesinde kayyum uygulamalarına tepki gösteren muhalefet partilerinden CHP ve DEM Parti’nin liderleri Cuma günü bir araya gelerek, söz konusu uygulamaya karşı haızrlanan ortak kanun teklifine destek talep ettiler.

Van’da gösteri ve yürüyüşler yasaklandı

Kayyum kararının ardından Van Valiliği de il genelinde açık veya kapalı alanda yapılacak toplantı, yürüyüş, basın açıklaması ve oturma eylemi gibi etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

Valilikten yapılan yazılı açıklama şu şekilde: “Anayasamızda ve kanunlarda öngörülen sınırlandırma ve yasaklama şartlarını doğrudan ve açıkça oluşturduğu değerlendirilen eylemler ile saldırı olaylarının önüne geçmek, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak, terör örgütlerinin planlarını bertaraf etmek ve bu bağlamda, milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin devamının temini ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi amacıyla; Van ili coğrafi sınırları içerisinde 29.11.2024 tarihinden geçerli 08.12.2024 tarihi de dahil olmak üzere (10) gün süre ile, Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü, açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantıları, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması ve her türlü protesto eylemi şeklindeki faaliyetler 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun ilgili maddeleri doğrultusunda yasaklanmıştır.

Belirtilen tarihler arasında, ilçelerimizden veya çevre illerden bireysel veya toplu olarak veya ilimiz güzergâhını kullanarak, her türlü kanuna aykırı eylem, etkinliğe katılım sağlanmasının önlenmesi amacıyla, kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılması muhtemel şahıs/şahıslar/grup/grupların 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. Maddesinin (c) fıkra hükümleri gereğince ilimiz ve ilçelerimizden giriş ve çıkışlara, buralardan bireysel veya toplu olarak çıkışlarına ve bu kapsamda belirtilen yere geçişler için başka illerden gelerek ilimiz güzergâhının kullanılmasına izin verilmemesi  kararı alınmıştır”

Paylaşın

“Erdoğan, Abdullah Öcalan – DEM Parti Görüşmesi İçin Talimat Verdi” İddiası

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İmralı ile DEM grubu görüşmesi gecikmemeli” açıklaması gündemdeki yerini korurken Erdoğan’ın görüşme için talimat verdiği öne sürüldü.

İddiaya göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bir ‘ön hazırlık’ yapacak, bu hazırlıkların tamamlanmasından sonra DEM heyetinin İmralı’ya gitmesine izin verilecek.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüşmek için yaptığı başvuruyla ilgili Adalet Bakanlığı’ndan henüz yanıt gelmezken iktidara yakın Türkiye gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talebe sıcak baktığını ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sürecin hızlandırılması için talimat verdiğini yazdı.

Haberde, “Erdoğan’ın, geçmişteki çözüm sürecinde yaşananların tekrar etmemesi için, yeni sürecin ‘temkinli ve dikkatli’ yürütülmesi talimatını verdiği öğrenildi. DEM Parti’nin Adalet Bakanlığı’na bu konuda yaptığı başvurunun kısa sürede olumlu sonuçlanmasına kesin gözüyle bakılıyor” denildi.

İddiaya göre, MİT bir ‘ön hazırlık’ yapacak, bu hazırlıkların tamamlanmasından sonra DEM heyetinin İmralı’ya gitmesine izin verilecek. AK Parti kaynakları “Öcalan, DEM’lilere örgütle bağlantılarını kesmeleri, örgütün de lağvedilmesi yönünde bir şey söylerse; İmralı ziyaretlerinin devamı gelir” değerlendirmesini yaptı.

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, 28 Kasım tarihli yazısında DEM Partililerin Öcalan’a görüşmesine izin verileceğini belirtmişti. Selvi, “DEM içinden çözümü destekleyen ve Öcalan’ın mesajlarını doğru aktarabilecek deneyimli isimler tercih edilebilir” demişti.

MHP’ye yakınlığı ile bilinen Türkgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Müftüoğlu, DEM Parti – Öcalan görüşmesinin cumartesi günü olabileceğini iddia etmişti.

Ne olmuştu?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekim ayı başında partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmada İmralı Cezaevi’nde bulunan Abdullah Öcalan’ın ‘umut hakkından faydalanması’ ve ‘DEM Parti’nin Meclis grubunda konuşması’ çağrısında bulunmuştu. Bu çağrısını sık sık yineleyen Bahçeli, salı günü de “22 Ekim grup toplantısında ne demişsek aynen arkasındayız. İmralı ile DEM grubu görüşmesi gecikmemeli” dedi.

Bahçeli’nin bu sözlerinden sonra ‘görüşme olup olmayacağı’ sorusu yanıtını aramaya başladı. Bahçeli’nin konuşmayı yaptığı 26 Kasım’da DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşmek için resmi başvuruda bulunduklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 27 Kasım’da AK Parti’nin grup toplantısının ardından gazetecilerin, Bahçeli’nin ‘İmralı ile DEM Parti görüşsün’ çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna “Görüşüyor” yanıtı verdi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yine 27 Kasım’da DEM Parti Eş Genel Başkanlarının İmralı başvurusuna ilişkin konuştu. Tunç, “Başvuruyu değerlendiriyoruz. Makul bir sürede cevap verilir” dedi.

‘Görüşme olacak mı olmayacak mı’ tartışmaları sürerken Adalet Bakanlığı’nın görüşmeye izin verdiği iddiası ortaya atıldı. Ancak DEM Parti, Adalet Bakanlığı’na yapılan, Abdullah Öcalan ile görüşme başvurusuna ilişkin bakanlıktan kendilerine herhangi bir geri dönüş olmadığını bildirdi.

Paylaşın

CHP Ve Dem Parti’den Ortak Açıklama: Herkesin Eşit Hissettiği Bir Ülke İstiyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile basın toplantısı düzenleyen CHP Lideri Özgür Özel, Biz  yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

DEM  Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberindeki heyet ile CHP Genel Merkezi’ne geldi. CHP Yurtiçi ve Yurtdışı Örgütlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, Eş Genel Başkanları kapıda karşıladı.

Hatimoğulları ve Bakırhan daha sonra CHP’nin toplantı salonuna geçti. Özgür Özel’e Genel Sekreter Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de eşlik etti. Basına verilen fotoğraf ve görüntünün ardından görüşme başladı. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı da düzenlendi.

Burada konuşan Bakırhan, “Kayyum, yönetim biçimine doğru ilerliyor. Bu mesele sadece DEM Parti’nin değil, hepimizin meselesidir. Yasal düzenlemeler yapılarak bu kayyum sorunundan kurturulur. CHP’nin bu konuda ortaya koyduğu pratik değerliydi. Bu ülkeyi umarım bu ayıptan kurtarabiliriz” dedi.

Bakırhan, PKK lideri Abdullah Öcalan ve DEM Parti’nin görüşmesine ilişkin Adalet Bakanlığı’na yapılan başvuruya ilişkin kendisine sorulan soruyu yanıtladı. Bakırhan, “Başvurumuzu yaptık ama henüz resmi bir yanıt gelmedi. Olumlu bir yanıt gelmesini umuyoruz. Önemli olan oraya kimin gittiği değil, orada ne söylenildiği ve ne düşünüldüğüdür. Bekliyoruz” diye konuştu.

Ardından CHP lideri Özgür Özel konuştu. Özel, yeni süreç hakkında “Samimiyetle ve şeffaflıkla davranılırsa Türkiye 40 yıldır çözemediği ve hepimize çok acılar yaşatmış bir sürecin toplumsal barış sürecine dönmesi Türkiye’deki herkese kazandırır. Türkiye’yi çok sayıda riskten de kurtarır” ifadelerine yer verdi.

“Herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz”

Kayyum atamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye genelinden ilk günler yaratılan algının oldukça değiştiğini ve anket değerlendirmelerinde kayyum atamanın hoş karşılanmadığını hep birlikte görüyoruz.

Bu günlerde Meclis’teki 10 muhalefet partisi bir araya geldi ve kanun teklifi verdi. Yargı süreci tamamlanmamış olanlar için yargı süreci işler. Ama görevine devam eder.

Biz yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz. Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Özel, bir gazetecinin Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle kendisi hakkında başlatılan soruşturmayla ilgili sorusunu yanıtladı. Özel, “Kendisine görevi ile ilgili hakaret ettiğimi söylüyor. Sabahın köründe bir eve gitmek senin görevin mi? Öyle aynayla konuşan başsavcıdan bize de kendisine de faydası yok” dedi.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Bakırhan’dan “Önce İktidar Netleşsin” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Önce onlar netleşsin. Bu sorunu nasıl çözmek istiyorlar? Bunu merak ediyoruz. Türkiye kamuoyu da merak ediyor” dedi.

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında “Gerçek demokrasiyi uygulayan, farklılıkların farklılığını kabul eden, hak ve hukuku hayata geçiren, demokratik, insanların iradesine kayyım atanmadığı, insanların kendini farklılıklarıyla birlikte eşit ve özgür bir şekilde yansıttığı bir zeminden bahsediyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Medyascope’da Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı. “Partililerin İmralı’ya gitmesi olayını Bahçeli gündeme getirdi. Olabileceğini varsayıyoruz. Bunun bir diğer aşaması olarak aynı partilerin geçen sefer olduğu gibi İmralı’nın mesajını Kandil’e taşıması gibi bir seçenek yine gündeme gelebilir mi?” diye soran Çakır’a, Bakırhan şöyle yanıt verdi:

“Biz postacılık falan yapacak değiliz. Biz demokratik zeminde üzerimize düşen sorumluluk neyse yaparız. Bu meselenin toplumsallaşması, kamuoyuna, halklara, tabanımıza, Türkiye’ye anlatılması için kent kent dolaşırız. Bütün insanlara dokunuruz. Önemli bir sorumluluğumuz var. Bence bunu bana soracağınıza Filipinler Devleti ile Moro halkı arasında arabulucu olan Türkiye’ye deyin ki, Orada nasıl yaptıysanız burada da yapın’. Somali’de arabuluculuk yapan, şu anda milletvekili olan bir beyefendiyle biz görüştük. Mesela burada çok büyük önemli deneyimler anlattı. Şimdi bence onlar buna bir yol bulur. Koskoca Türkiye Devleti’dir.”

Bakırhan, Ömer Öcalan’ın hem DEM Partili milletvekili olması hem de Abdullah Öcalan’ın yeğeni olması nedeniyle bu geçiş sürecinde İmralı’ya gitmek için ideal bir isim olduğunu belirtti. Kamuoyuna kısa bir açıklama yapsa da Ömer Öcalan’ın, amcasıyla uzun süre görüştüğünü aktaran Bakırhan, bunların detaylarını paylaştı.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın moral ve motivasyonunun yüksek olduğunu söyledi. Bakırhan, Öcalan için “Dinamik, morali yerinde ve umudunu hiç yitirmemiş” dedi. Bakırhan, “Marx yazdı ama son kitabını yazamadı. Bu konuda ciddi bir yoğunlaşmam var. Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” şeklinde bir mesaj ilettiğini açıkladı.

Bakırhan, Öcalan’ın “Türkiye’nin dinamikleriyle bu sorun çözülsün. Türkiye’de çözülsün. Demokratik cumhuriyet zemininde çözülsün” mesajını verdiğini, ayrılıkçı olmayan bir yaklaşımla Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerinin tanınmasını önerdiğini belirtti.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, son dönemde yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına dair de konuştu. “İktidarın söylemi ile pratiği arasında büyük bir makas açıklığı, büyük bir uçurum var” diyen Bakırhan, mevcut sürecin sadece Bahçeli’nin “kendi kendine icat ettiği” bir süreç olmadığını, temelinde “meseleye dönük iktidarın programları ve projeleri” olduğunu vurguladı.

İktidar ile MHP arasındaki ilişkiyi analiz eden DEM Parti Eş Genel Başkanı, “Bir rol paylaşımı olmuş olabilir. Ama içerik, nitelik ve nüansta farklılıklar olduğu kesin” değerlendirmesinde bulundu. Bu durumu örneklerle açıklayan DEM Parti Eş Genel Başkanı, “Bahçeli Ahmet Türk’e övgüler diziyor, bir hafta sonra farklı bir tutum sergiliyor. Ömer Öcalan İmralı’ya gidiyor. Yani Bahçeli ne diyorsa tersine bir pratik işliyor” ifadelerini kullandı.

“Bu sorunu nasıl çözmek istiyorlar? Merak ediyoruz”

İktidarı da eleştiren Bakırhan, “Önce onlar netleşsin. Bu sorunu nasıl çözmek istiyorlar? Bunu merak ediyoruz. Türkiye kamuoyu da merak ediyor” dedi. Bakırhan, “Gerçek demokrasiyi uygulayan, farklılıkların farklılığını kabul eden, hak ve hukuku hayata geçiren, demokratik, insanların iradesine kayyım atanmadığı, insanların kendini farklılıklarıyla birlikte eşit ve özgür bir şekilde yansıttığı bir zeminden bahsediyoruz” açıklamasında bulundu.

DEM Parti’nin Kandil ile herhangi bir diyalogunun olmadığını vurgulayan Bakırhan, şunları kaydetti: “Ben şuna inanıyorum: Şu anda Öcalan’ın sözü üzerine başka bir söz söyleyecek Kürt aktör yok. Sonuçta örgütü kuran kendisi. Örgütün kurucu lideri. Onların da ‘başmüzakereci’, ‘önderlik’ dediği bir insanı dinlemeyeceklerini sanmıyorum.

Mesela bazen, bazı yayın organlarında biz Öcalan’ı dinlemiyoruz diye tartışıyorlar. Bazen de Kandil dinlemiyor diye tartışıyorlar. Bazen bir Selahattin Demirtaş’ı dikkate almıyoruz deniliyor. Böyle bir dünya yok Kürt zemininde. DEM Parti’nin durduğu yer belli: Müzakereyle, diyalogla bu sorun çözülsün. Ben ilk defa KCK’nin bu konuda çok net somut bir açıklamasını okudum. KCK, Öcalan’ın işareti ederek, ‘Muhatap oradadır. Bizim için söylediği söz tartışılmazdır’ dedi.”

Paylaşın

DEM Parti’den Bahçeli’nin “Öcalan” Çıkışı Yorumu: “Çizgimize Gelsinler” Derlerse Yokuz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘İmralı ile DEM grubu görüşsün’ sözlerini değerlendiren DEM Partililer, “Kendilerince bize bir yol çizmişler, bizi ona dahil edip, ona razı etmeye çalışıyorlar. Şimdi buna razı olsak, bu kadar yıldır niye bunun bedelini ödeyelim” diyor ve ekliyorlar:

“Bütün haklardan vazgeç, halkına sırtını dön, gel seninle konuşalım. Böyle bir şey olabilir mi, biz kendi hakikatimizi nasıl inkar edelim, halkın bunu kabul eder mi? DEM Parti barışa dair sözünü her gün kuruyor. Her çağrıya anlamlıdır diyoruz. Ama kasıt ‘DEM Parti amasız fakatsız gelsin, bizim çizgiden yürüsün’ diyorlarsa, biz ona yokuz. Ama bu niyeti açıklarsa bilebiliriz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında bir kez daha Öcalan çağrısında bulunarak, “İmralı ile DEM grubu arasında yüz yüze temasın yapılmasını bekliyoruz” dedi. Bahçeli’nin açıklamasının ardından partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları ile birlikte, PKK lideri Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuracaklarını açıkladı.

Grup toplantısının ardından ise başvuru Adalet Bakanlığı’na iletildi. Bu açıklamaların ardından Meclis kulisleri de hareketlendi. Bahçeli’nin çıkışını ve DEM Parti’nin İmralı başvurusunu AK Parti ve DEM Parti kaynakları Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’a değerlendirdi.

Görüştüğümüz DEM Partili kaynaklar, DEM Parti’nin Adalet Bakanlığı’na yaptığı görüşme başvurusunun sistematik bir şekilde yapıldığına dikkat çekerek, bu başvurular arasında DEM Parti Eş Genel Başkanlarının başvurusunun da bulunduğu belirtti ve ekledi: “Başvurumuz bir gün önce hazırdı, sadece çakıştı. Bu fluluk içinde bir top çevirme hali var. Biz başvurumuzu yaptık, o zaman başvurumuzu kabul edin. Gereğini yapın” dedi.

MHP liderinin açıklamalarının partide bir şaşkınlık yaratmadığını ve önceki konuşmaları ile tutarlı olduğunu söyleyen partili, “Bahçeli bu kez sadece bir tık daha öteye götürerek, yüz yüze görüşsün açıklamasında bulundu” dedi.

Bahçeli’nin yaptığı Öcalan’ın DEM Parti ile görüşsün açıklamalarının parti içindeki yansımalarına da değinen partili, “DEM Parti’den bu konuda ne bekleniyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bir görüşme, bir diyalog olacaksa buna bir mekanizma gerekiyor. Burada DEM Parti’nin gitmesi de bir mekanizma, heyetin gitmesi de bir mekanizma. Doğal olarak demokratik siyaset alanında Kürt sorunu gibi meselelerin çözümünde DEM Parti muhataptır.

Ama Kürt sorunun çözümünde İmralı muhataptır, Sayın Öcalan muhataptır. Bu anlamda iki etkili muhatabın görüşmesinde bir sıkıntı yok. Bu çok doğal, olması gereken bir şey. Burada ya avukatlar ya da siyasi heyet belirlenecekti. O siyasi heyet içerisinde DEM Parti’den bağımsız bir heyet zaten olamaz. Bu açıdan farklı bir durum yok ama bunu pekiştirilmiş oldu.”

Bahçeli’nin açıklamalarına karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir açıklama gelmemesine de dikkat çeken DEM Partili yetkili “Top iktidarın sahasında” tespitinde bulundu ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “İktidarın bu söylenenlere yekten cevap vermiyor olması bizim için de anlaşılır değil, bizim için de sorunlu bir alan. Kendi ittifakının ortağı olan bir parti bu kadar çok söz söylüyor ve tüm bu sözlerin karşısında cumhurbaşkanı hiçbir söz etmiyor.

Ama herkesin beklediği Cumhurbaşkanının konuşması. Fikir ayrılığı yok gibi sözler söylenmiş olsa da bu anlamda bir rol bölümü mü var, bir mutabakat mı var yoksa bir çatlak mı var, bütün bunları tahlil etmek mevcut haliyle çok zor. Bizim de beklentimiz cumhurbaşkanının açıklama yapması, çıksın açıklama yapsın. Bu sorun çözülecekse muhataplarından birisi de hükümetin başıdır.”

Bir taraftan kayyım atamalarının gerçekleşmesi, Öcalan’a avukat kısıtlaması getirilmesinin de anlaşılır olmadığını söyleyen partili, “İyi polis, kötü polis midir? Yoksa başka bir strateji midir inanın bilmiyoruz” diye konuştu.

Bahçeli’nin “DEM Parti bir tercih yapsın, Kandil ile arasına mesafe koysun” yönünde yaptığı açıklamalarını ise klasik bir retorik olarak değerlendirdiklerini belirten partili, “AKP’de sürekli bunu söylüyor. Bu sözlerin toplamda bu sürece katkısı olmadığı açık ve nettir. Demokratik siyaset alanındayız. Kürt sorunun demokratik çözümü için bedel ödüyoruz. Biz bu bedeli vermesek, bu sistemin daha çok kötüsüne tanıklık edeceğiz. Mesele çözülecekse bu dilin artık terkedilmesi gerekiyor. PKK Kürt sorununun nedeni değildir, bir sonucudur. O yüzden nedenleri üzerine konuşmamız gerekiyor” dedi.

“Bu dille nerede buluşabiliriz ki?” sorusunu da yönelten partili, şöyle devam etti: “Kendilerince bize bir yol çizmişler, bizi ona dahil edip, ona razı etmeye çalışıyorlar. Şimdi buna razı olsak, bu kadar yıldır niye bunun bedelini ödeyelim. Bütün haklardan vazgeç, halkına sırtını dön, gel seninle konuşalım. Böyle bir şey olabilir mi, biz kendi hakikatimizi nasıl inkar edelim, halkın bunu kabul eder mi? DEM Parti barışa dair sözünü her gün kuruyor. Her çağrıya anlamlıdır diyoruz. Ama kasıt ‘DEM Parti amasız fakatsız gelsin, bizim çizgiden yürüsün’ diyorlarsa, biz ona yokuz. Ama bu niyeti açıklarsa bilebiliriz.”

İktidar kanadı ile görüşmeye yönelik bir değerlendirme yapmadıklarını belirten partili, ama bunun görüşmeyeceklerin anlamına gelmediğini de ifade etti. Kürt sorununun demokratik çözümü için herkesle görüşebileceklerini belirterek, “Ama bu zaman, zemin ve yol almakla ilgili. Ortada sadece beyanlar var. Gün geldiğinde görüşmenin önünde bir engel yok” diye konuştu.

Ufuk Uras ile Devlet Bahçeli’nin yaptığı görüşmeye ilişkin Ufuk Uras’ın da aralarında olduğu heyetin bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini belirten DEM Partili yetkili, Bahçeli’nin de heyetin içinden görüşmek Ufuk Uras’ı seçtiğini söyledi. Ufuk Uras’ın DEM Parti Eş Başkanları ile sohbet için geldiğini belirten partili, şöyle devam etti:

“Gündemde olan bir görüşme değildi. Yarım saat sürdü ve eş başkanlarımız Bahçeli ile yapacağı görüşmeye sahip değildi. Görüşmenin sonunda MHP’ye ziyarette bulunacağını ifade etti. Bizim ayarladığımız ve gündemini belirlediğimiz bir görüşme değildi, tamamen bizden bağımsız ama bizden görüştükten sonra MHP’ye gitmesi planlı gibi bir algı yarattı. Öyle bir durum yok. Mesele zaten aracılarla çözülecek bir konu değil.

Kürt sorunu gibi kadim bir sorun çözülecekse muhatapları bellidir. Bu muhataplarla oturulup konuşulur. Arabulucu meselesini aşan bir mesele. Sürece ilişkin Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile bir görüşme gerçekleşecek mi?” sorusuna ise sistematik olarak ziyaretlerin gerçekleşti yanıtını verdi. Süreç açısından yeni bir gelişme olmadığını belirten partili bu nedenle resmi bir ziyaretin de olmadığını söyledi.

“Bahçeli yeni bir yol açtı”

AK Partili kaynaklar ise, Bahçeli’nin bu konuda muazzam bir yol açtığını belirterek, Bahçeli’nin bütün ezberleri bozduğunu aktardı. “Bunun ötesinde söylenecek, içini dolduracak bir şey yok” diyen AKP’li yönetici mevut yolların kullanıldığını belirterek, “Ama sonuçları olumlu olmadı. O zaman en baştan, yeni bir şey yapmanız lazım. Bahçeli yeni bir yol açtı” dedi. AK Partili yönetici sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bahçeli’nin açtığı yolda, ölçüt PKK’nin silah bırakması. Nihayetinde, PKK’nın silah bırakması, lağvedilmesi ve bu ülkenin bir parçası olarak ülkenin çıkarlarına hizmet etmesi noktasına varılacaksa gelsin yapsın. Ölçüt bu; silah bırak, örgütü lağvet; demokratik, sivil hayatın parçası ol. Bu ülkenin çıkarlarının, geleceğinin parçası ol.”

Aynı AK Partili yetkili DEM Parti’nin başvurusuna izin verilip verilmeyeceğinin teknik bir konu olduğunu belirterek “Bu tür mahkumların görüşme durumunu Adalet Bakanlığı değerlendirir. İnfaz kanunu gereğince uygulama yöntemi oluşması lazım, bakılması lazım. Milletvekilleri olabilir, İnsan Hakları Komisyonu Cezaevleri Alt Komisyonu olabilir. Bunlar teknik konular. O sağlanır, cezaevi yönetmeliği neyse ona göre sağlanır” dedi ve ekledi:

“Esas olan Devlet Bey’in açtığı yolun ne kadar anlaşıldığı. Önemli olan zihinlerde oluşan engelleyici kuralları yumuşatmak, normalleştirmek. Ondan sonra uygulamada kanunlar bile dönem dönem değişir. Muazzam bir yeni bir yol açılmış. Önemli olan buna samimiyetle yaklaşmak. Uygulama kolay iş.”

Kamuoyunda Erdoğan-Bahçeli arasında anlaşmazlık yaşandığına yönelik haberlerin doğruyu yansıtmadığını belirten AK Partili yönetici, 1 Ekim’den bu yana aynı çizgide, birbirlerini tamamlayan açıklamalar yaptıklarını ifade etti. AKP’li kurmay, “Hızlı bir süreç beklememeliyiz. Toplumun her kesimi bu gelişmeyi kendine özgü tarif edecektir. Bunu görmek lazım. Tarif ettikçe belki yeni şeyler ortaya çıkacak, belki yanlış anlaşılmalar doğruya evrilecek” açıklamasında bulundu.

Önceki süreçte herkesin kendi muradını tarif ettiğini belirten aynı partili, şimdi ise alışkanlıkların bir kenara bırakılması gerektiğine dikkat çekti ve şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı uzun süredir ‘İç cepheyi sağlam tutmak gerekir’ nihayetinde hedef ülkenin refahı, daha güçlü, zengin bir ülke olması. Göreceğiz, her bir şeyin riski olduğu gibi bu sürecin de riskleri var. Risklerin büyüklüğüne, özelliğine göre avantajları da olacaktır.”

Paylaşın

Bakırhan’dan “İç Cephe” Açıklaması: Demokratik Siyasetin Tasfiyesi

Partisini grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “İmralı ile DEM Parti grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyoruz, çağrımızı kararlılıkla yineliyoruz.” açıklamasına yanıt veren Bakırhan, uygulanan tecridi ve 6 ay görüş yasağını hatırlatarak “Tülay Hatimoğlu ile birlikte bugün başvuru yapacağız, eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Madem işaret ediyorsunuz kapısını açın” diye seslendi.

Bakırhan grup toplantısına kadınlar 25 Kasım eylemlerini anarak başladı. Kadınların yasaklanmaya çalışılan “Jin, Jiyan, Azadi” sloganına sahip çıktığını belirten Bakırhan, “Kadınların şiddetsiz, sömürüsüz, özgür bir yaşam mücadelesi aynı zaman partimizin mücadelesidir.” dedi.

Bu sabah pek çok kentte düzenlenen operasonlarda çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Bakırhan, “Emekten, kadına basına kadar muhalif olan herkese bir biçimiyle yargı sopasıyla operasyon çekiyorlar. Arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalı” diye seslendi.

Bakırhan, partisinin 30 Kasım’da KESK’in Ankara’da düzenleyeceği “Geçinemiyoruz” mitingine katılacaklarını bildirdi.

Ovacık ve Dersim’e kayyım atanmasının “darbeci zihniyetin” ürünü olduğunu ifade eden Bakırhan, iktidarın 31 Mart’ta Dersim’de yüzde 13 oy alamadığını hatırlattı. Dersim halkının geçmişte de hedef alındığını belirten Bakırhan, “Asıl terör halkın iradesine kayyım atamaktır. Anadilime, belediyeme sahip çıkıyorum demek mi terördür, seçme ve seçilme hakkım demek mi terördür. Bu yalanları, bu psikolojik harbi bir kenara bırakın. Çıkın bütün Kürtler terördür deyin, zaten pratikte bunu uyguluyorsunuz. Kürt meselesini terör meselesi olarak görmek büyük bir gaflettir. Ya Kürt sorununu çözeceksiniz ya da bu mücadele karşısında çözüleceksiniz” diyerek tepki gösterdi.

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “1920’lerde bir çatı kuruldu. Bu çatı kurulurken Kürtler de emek verdi. Emeğini canını verdi bedel ödedi. Ama şimdi bu Ortadoğu’daki fırtınalardan ve bu çatının altındaki insanların mutlu olmamasından kaynaklı artık o çatı çürümeye başladı. Çatının altındakiler mutlu değil. Birilerini yok sayıyorsun, birilerini ötekileştiriyorsun, birilerine zorla bir inanç bir etnik kimlik dayatıyorsun. Şimdi soruyorum bu çatıyı hep birlikte onaracak mıyız ya da bu çatının akmasını çürümesini mi izleyeceğiz? Biz nerde miyiz? Biz bu çatının yeniden herkesi kapsayan eşit yaşadığı bir şekilde onarılmasından yanayız. Ama bu çatı çürüsün diye sistem sürekli oraya ateş taşıyor.

Üçüncü dünya savaşı kapımızı çalarken, bundan korunmak için çok net yapılması gerekenler var; demokrasiyi büyütmek, halkın iradesini farklılıkları tanımak, Türkiye’de hakkı ve hukuk sağlamaktır. Eğer bunları yapabilirsek çatımız da altındakiler de güvende olur. Mutlu şekilde bir arada yaşarlar. Ama AKP ne yapıyor, jeopolitik kurnazlıklarla kendisine rol çalmaya çalışıyor. Bundan dolayı da bütün Türkiye halkları kaybetti. 10 lira emekli maaşı alınıyorsa bundan kaynaklıdır, bu, savaş halinden bir şey devşirme halinden kaynaklıdır. Buna son vermeye çalışıyoruz.

Sık sık olası savaştan söz ediyor AKP iktidarı. Evet bölgemizde süren ciddi bir savaş riski var bu doğru ama bu riske biz emekçiler, halklar, ezilenler farklı bakıyoruz, iktidar farklı bakıyor. Bizler bu risklerden kurtulmanın yolu güçlü bir şekilde demokrasiyi uygulayarak korunuruz diyoruz, onlar rant devşirmeye çalışıyor. Bu risklerden korunmak istiyorsanız önce kayyım atamaktan vazgeçin. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye hem bu risklerden korunabilir hem de fırsatlardan yararlanabilir. Yerel demokrasi temelinde inşa edilmiş bir demokratik cumhuriyet, bir demokratik ulus en akılcı en mantıklı çözüm yoludur. Ancak bu şekilde iç barışımızı sağlayabileceğimize inanıyoruz.

Ortadoğu’da Kürtler hesaba katılmadan jeopolitik olmaz. Kürt jeopolitiğini dikkate alan da yol alır. Onun için iktidarı Kürtleri dikkate alan bir yaklaşıma davet ediyoruz. Kürt sorununu yok sayarak mı tehditleri bertaraf edeceksiniz. Kürtleri oyun dışında bırakarak mı? Bu soruların cevabını alamıyoruz. Gerçek gündeme gerçek cevaplara bir türlü giremediler. İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız. Boş havuz gösteriyorlar burada yüzün diyorlar. Boş havuzda yüzülmez diyoruz.

Öcalan’ın dedikleri yapmıyor diyorlar, dinlemiyor diyorlar, DEM Parti çözümden yana değil diyorlar. Öcalan ne dedi? Ne istedi? Biz bunu bilmiyoruz. O zaman bu zeminin Öcalan’ı dinleyip dinlemediğini nasıl anlayacağız, Öcalan’ın tecridini kaldırın, bakalım ne diyor? Tecrit var, 6 ay daha üzerine görüş yasağı koyacaksınız,  bir taraftan da Öcalan dinlenmiyor. Ne dedi bilmiyoruz. Bir zahmet tecridi kaldırın, bakalım Öcalan dinleniyor mu dinlenmiyor mu? Bunu söyleyenler sanki belediyelerimize kayyım atayanlar değil, bu ahlaksızca politikalardan aartık vazgeçin. Bu kirli psikolojik savaşa artık Kürtler, Aleviler, halklar kanmıyor.

Bugün de konuşuldu MHP’nin grubunda. Dün hazırlıklarımızı yapmıştık. Demek çözüme dönük akıl bazen aynı işliyor. Biz Tülay eş başkanımızla ile birlikte İmralı’da Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığına bugün başvuru yapacağız. Eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Hem gerçekten bu süreç hakkında ne düşündüğünü ne dediğini birinci elden görmek duymak istiyoruz hem de barış sürecine DEM Parti adına eş başkanlar olarak katkı sunmak istiyoruz. Türkiye’de barış isteyen, demokrasi isteyen aydını, yazarı, sanatçısı kurum temsilcileri de oraya gitmelidir, madem işaret ediyorsunuz kapısını açın.

Parlamentoda siyasi temsili buluna 10 siyasi parti kayyımlara karşı kanun teklifi verdi, bu çok önemlidir, değerlidir. Burada Meclis Başkanına da sesleniyorum bu iradeyi dikkate alarak siz de değerlendirin. Bütün milletvekillerine çağrı yapmak istiyorum, gelin bu 10 partinin verdiği bu yasayı TBMM’en geçirerek Türkiye demokrasisini bu kayyım ayıbından kurtaralım diyorum.

Eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bir Türkiyelilik kimliğine varız diyoruz. Herkesin kendi dili inancı ve kimliği ile Türkiye’de Ortadoğu’da eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşadığı bir sistemi inşa etmeye DEM Parti olarak varız.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Asla Biat Etmeyeceğiz Boyun Eğmeyeceğiz

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Kurulu’nda konuşan DEM Parti  Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyım atamalarına ilişkin, “Bizler kayyımcı zihniyete ve rejime asla biat etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Bizler, bize dayatılan faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kayyım halkın iradesini çalmaktır. Kayyım yargı ve polis eliyle yapılmış bir siyasi darbedir. Bunun 12 Eylül’de askerlerin postallarıyla, tankıyla, topuyla yaptığı darbeden hiçbir farkı yoktur. Seçilmişi ortadan kaldırıp yerine atanmışı getirmek yurttaşımızın erken dönemde elde etmiş olduğu hak olan seçme ve seçilme hakkını ortadan  kaldırmak demektir. Seçimsiz şekilde atanmışlarla bu ülkeyi yönetmeye kalkmak demektir ki bu demokrasiyi tabuta koymak ve son çivisini çakmak demektir. İşte bunlar kayyım rejimiyle bizlere bunu dayatıyorlar ve bunu asla kabul etmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 13. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli canlar hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın kongresini kutluyorum. Bugüne kadar görevlerinden hiç ödün vermeden  mücadele eden bütün arkadaşların emeklerine sağlık. Yeni belirleyeceğiniz yönetim kuruluna da şimdiden başarılar diliyorum. Bizler  tarih boyunca acılarla yoğrulmuş bir coğrafyada yaşayan Aleviler olarak birçok zorluğa, baskıya, asimilasyon politikasına maruz kaldık. Ne yazık ki çokça canlarımız katledildi. Birçok Alevi katliamına tanıklık ettik, yaşadık. Hala bizler 21. yüzyılda evlerimizin işaretlendiği bir dönemde yaşıyoruz. Bizler elbette Koçgiri’yi, Dersim’i, Maraş’ı, Çorum’u, Gazi’yi, Sivas’ı ve Suriye’de İştebrak’ta katledilen Alevi canlarımızı unutmadık. Onları sizlerin huzurunda bir kez daha saygıyla anıyorum, mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli canlar benden önce konuşan değerli başkanlarımız ifade etti. Bizler tarih boyunca katledildik, asimilasyon politikalarına maruz kaldık. Bu dönemde AKP-MHP iktidarı katliam ve asimilasyon politikalarının biçimine yeni bir şey daha ekledi. Biraz önce sizler de bahsettiniz Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Cemevi oluşturmaları. Bizlere Turizm Bakanlığına bağlanacak tırnak içinde bir kültürel motif gözüyle bakanlar şunu bilsin ki Alevilik bir inançtır. Alevilik tarih boyunca bedeller ödeyerek inançlarını yaşayabildikleri bir toplumdur. Turizm Bakanlığına bağlı bir başkanlığın kayyım ataması yöntemiyle Aleviliği dizayn edemezsiniz, asimile edemezsiniz, inançlarından vazgeçiremezsiniz. Alevilik tekçi, ırkçı anlayışınıza tarih boyunca teslim olmadığı gibi bugün de teslim olmaz, olmayacaktır da.

Bu süreç içinde değinmek istediğim önemli bir konu şudur. Bu iktidarın başvurduğu en önemli yöntemlerden biri içimize oynamak, içimizde olay çıkarmaktır. Şu bilinsin ki Alevilik rızalıktır ve dedeler, pirler, analar rızalıkla, Alevi toplumunun rızasıyla varlıklarını bugüne kadar sürdüre gelmiştir. Alevi toplumundan rıza almayan, saraydan kayyım atanmış olan zihniyetin vereceği rızalığı bizler asla kabul etmedik, etmeyiz. Devletin gücünü arkasına alarak güç zehirlenmesi yaşayan bu iktidar Alevilerin içine parayla, pulla, statüyle, koltukla oynamaya kalkmaktadır. Ama şu bilinsin ki Hacı Bektaş ona sunulmuş olan bütün sofraları reddetmiş, mazlumun yanında yer almış olan bir felsefedir, bir öğretidir. Hacı Bektaş böyle yapmıştır. Bizler de onun bu öğretisinin öğrencileri olarak öyle yapmaya da devam edeceğiz.

Burada iki projeden bahsetmek istiyorum. Bunları hepimiz gayet iyi biliyoruz ama ben buradan bunlara dönük mücadelemizi daha güçlü kılmak açısından bir kez daha bahsetmek istiyorum. Bugün ÇEDES projesiyle müfredat programına yapılmış olan asimilasyon politikalarını başka bir evreye taşımak amacıyla yapılan değişiklikleri asla kabul etmiyoruz. Maarif programını asla kabul etmiyoruz. Bugün Alevi öğrencilere ilkokuldan başlayarak verilmekte olan bu eğitimleri, bu programı asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bizler DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de bilimsel, laik, anadilinde eğitim için mücadele etmeye devam edeceğiz. Değerli canlar yine önemli noktalardan biri Alevi Bektaşi Veli Dergahı’nı müzeye çevirme planları. Biraz önce bahsettik, başkanlık aracılığıyla Alevilere kayyım atamaya kalktı bunlar. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Hacı Bektaş Veli Dergahı Alevi inancının kalbidir, ser çeşmesidir, ondan asla vazgeçmeyeceğiz.

Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkı temeliyle ilgili bizler çok yoğun çalışmalar yürüttük. Burada bu salonda bulunan Alevi canlarla beraber birlikte çok toplantılar yaptık, çok çalışmalar yürüttük. Ben Eş Genel Başkan olmadan önce HDP’de MYK üyesiyken Halklar ve İnançlardan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısıydım. O dönemde Alevi canlarımızla çokça çalışmalar yürüttük. Ben şunu biliyor ve görüyorum, bizler daha çok çalışırsak, daha çok dayanışırsak, biraz önce değerli başkanımızın ifade ettiği gibi, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya kavuşmasını pekala sağlayabiliriz. İhtiyacımız olan, 72 milletten insanının kendini hissetiği, kendini orada gördüğü, o sayfaları çevirdiğimizde sadece kelimelerde ve cümlelerde değil ruhen kendimizi içinde hissettiğimiz bir demokratik Anayasayı pekala bizler hep birlikte yapabiliriz.

Biz siyasi partilere bu konuda çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor, farkındayız. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, Alevi canlarımıza, Alevi canlarımızın örgütlerine bu anlamıyla çok önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Çünkü bizler 72 millete aynı nazarda bakan insanlarız. Biz öyle bir ülkede, coğrafyada yaşamak istiyoruz. Ortadoğu, Türkiye, Anadolu, Mezopotamya toprakları rengarenk bir çiçek bahçesidir. Rengimizi soldurmak, bizi dalımızdan koparmak istiyorlar. Buna karşı mücadelemizle, farklılıklarımızla, hangi dine, hangi kültürel değerlere, hangi dile sahipsek o dokuyla bu ülkede yaşayacağımız demokratik bir cumhuriyeti hep birlikte el ele kurabileceğimize yürekten inanıyorum.

Kayyım zihniyeti bu iktidarın bütün toplumsal hücrelere yaymaya çalıştığı bir yöntem haline geldi. Artık bu tek adam rejimi, kayyımcı rejim anlayışı sarayda belirlenip toplumda tatbik edilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda en muzdarip partilerden biri bizleriz. Üçüncü dönemdir yerel yönetimlerde oylarımızı katlayarak kazandığımız belediyeleri, sayıları katlayarak arttırdığımız belediyelerimize bir kez daha kayyım atanmıştır. Kayyımlar Hakkari’de başladı daha sonra Esenyurt’ta sonra Batman, Halfeti, Mardin, Dersim ve Ovacık’ta devam ettirildi. Dün Dersim’deydim ve Belediye Başkanımız da katıldı dün yaptığımız buluşmaya. Ben Dersim halkının o derin, kültürel inançları bir arada bulunduran, kültürel değerlerini bu zamana kadar mücadeleyle ayakta tutmuş Dersim halkının selamlarını getirdim size.

“Faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz”

Bizler kayyımcı zihniyete ve rejime asla biat etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Bizler, bize dayatılan faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz. Kayyım halkın iradesini çalmaktır. Kayyım yargı ve polis eliyle yapılmış bir siyasi darbedir. Bunun 12 Eylül’de askerlerin postallarıyla, tankıyla, topuyla yaptığı darbeden hiçbir farkı yoktur. Seçilmişi ortadan kaldırıp yerine atanmışı getirmek yurttaşımızın erken dönemde elde etmiş olduğu hak olan seçme ve seçilme hakkını ortadan  kaldırmak demektir. Seçimsiz şekilde atanmışlarla bu ülkeyi yönetmeye kalkmak demektir ki bu demokrasiyi tabuta koymak ve son çivisini çakmak demektir. İşte bunlar kayyım rejimiyle bizlere bunu dayatıyorlar ve bunu asla kabul etmeyeceğiz.

Değerli canlar bir konudan daha bahsederek sözlerimi tamamlayacağım. Bizler Türkiye’de bütün farklı inançların ve halkların bir arada olduğu, çalışmalarını ortak yürüttüğü bir siyasi partiyiz aynı zamanda. Bütün farkıllıkların kendi renkleriyle temsil edildiği bir partiyiz ve özellikle son süreçte Kürt sorununa ilişkin kimi tartışmalar ve parlamentonun gündemine gelen kimi konular var. Bizler şunun altını bir kez daha çizmek isteriz, bu ülkede en çok ezilen, en çok dışlanan, inkar edilen, asimilasyon politikalarına, tekçi inkarcı politikalara maruz bırakılan kimlerdir?

Alevilerdir, Kürtlerdir. Aleviler ve Kürtlerin sorunlarının demokratik ve barışçıl bir zeminde çözülmesi için mücadelemizi daha güçlü bir biçimde ortaya koymamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Özellikle başta Ortadoğu, Kuzey Afrika olmak üzere aynı zamanda Rusya ve Ukrayna’da devam eden savaş ve şimdilerde üçüncü dünya savaşı arifesinden bahsedilen bir dönemden geçiyoruz. Dünya nükleer silah tehdidi altında olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Barış dışında bir seçeneğimiz yoktur. Sınır güvenliğimiz için de barışa ihtiyacımız var, iç barışı sağlayabilmezsek bizler Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözemezsek emin olalım ki ne Alevilerin, ne kadınların, ne de demokrasinin uygulanmamasından mağdur olan hiç kimsenin sorununu çözemeyiz. O yüzden bu adım çok önemlidir. Gelin Alevi canlar, bizler de hep beraber Kürt halkının verdiği bu demokratik mücadeleye katkı verelim ve Türkiye’de barışı, demokratik Türkiye için barışçıl bir zeminde ilerleyecek Ortadoğu politikası için gelin hep birlikte mücadele edelim.

Bizler bu iktidarın baskılarına, bu iktidarın şantajlarına, tehditlerine dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz. Biraz önce başkanımız ifade etti biz korkuyu Kerbela’da bıraktık. Bizler “yürü Bre Hızır Paşa senin de çarkın kırılır, güvendiğin padişahın gün gelir o da bir gün devrilir” diyen Pir Sultan’ın torunlarıyız. Bizler derisi yüzülen, işkence gören ama En-el hak diyen Hallacı Mansur’ların torunlarıyız ve bizler bu öğretinin öğrencileri, bu öğretinin, bu felsefenin gücüne inananlar olarak asla ve asla Hızır Paşalara, saraylara padişahlara boyun eğmeyeceğiz. Bunun için bir olalım, beraber olalım, diri olalım. Hızır yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Kayyım Tepkisi: Baş Eğmeyeceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyım atanan Tunceli Belediyesi önünde yaptığı açıklamada, “Dersim halkı Seyit Rızalarla anılır; Seyit Rızalar baş eğmedi, Dersim baş eğmedi, baş eğmeyecek zulmünüze. Bu iktidar bir yandan barış eli uzatıyor, sözde barış eli uzatıyor, öte yandan da kayyım atıyor. Sadece kayyım atamıyorlar, Belediye Eş Başkanımız Cevdat Konak’a cezalar yağdırdılar” dedi ve ekledi:

“Hakkari’de başlattılar, Esenyurt’ta devam ettiler. Batman’da, Halfeti’de, Mardin’de ve bugün Dersim’de, Ovacık’ta halkın iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Halk, kayyım atanmasına rağmen üçüncü kez belediyesini seçiyorsa, bilsin ki o Saray’da oturup yargıyı Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandıranlar, halkın iradesi onlara yar olmayacak. Dün olmadığı gibi bugün de yar olmayacak. Halk bu zulme karış direnmektedir. Sandıkta da halkımız direndi ve kayyım rejimine rağmen, kayyım seçmene rağmen iradesini ortaya koydu. Sandıkta elimizi bükemeyenler, galibiyet sağlayamayanlar, bütün seçim oyunlarına ve hilelere rağmen bizimle baş edemeyenler, şimdi yargı eliyle ve OHAL’den kalma sahte yasayla bize biat ettireceklerini, baş eğdireceklerini zannediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Dersim ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimindeki Ovacık belediyelerine kayyum atanması protesto edildi.

MA’da yer alan habere göre, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na, buradan da belediyeye kadar kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ile PİA Genel Başkanı Mehmet Kamaç da yürüyüşe katıldı.

Beton duvarlarla kapatılan belediye önünde konuşan Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Dersim halkı Seyit Rızalarla anılır; Seyit Rızalar baş eğmedi, Dersim baş eğmedi, baş eğmeyecek zulmünüze. Bu iktidar bir yandan barış eli uzatıyor, sözde barış eli uzatıyor, öte yandan da kayyım atıyor. Sadece kayyım atamıyorlar, Belediye Eş Başkanımız Cevdat Konak’a cezalar yağdırdılar. Hakkari’de başlattılar, Esenyurt’ta devam ettiler. Batman’da, Halfeti’de, Mardin’de ve bugün Dersim’de, Ovacık’ta halkın iradesini gasp etmeye çalışıyorlar.

Halk, kayyım atanmasına rağmen üçüncü kez belediyesini seçiyorsa, bilsin ki o Saray’da oturup yargıyı Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandıranlar, halkın iradesi onlara yar olmayacak. Dün olmadığı gibi bugün de yar olmayacak. Halk bu zulme karış direnmektedir. Sandıkta da halkımız direndi ve kayyım rejimine rağmen, kayyım seçmene rağmen iradesini ortaya koydu. Sandıkta elimizi bükemeyenler, galibiyet sağlayamayanlar, bütün seçim oyunlarına ve hilelere rağmen bizimle baş edemeyenler, şimdi yargı eliyle ve OHAL’den kalma sahte yasayla bize biat ettireceklerini, baş eğdireceklerini zannediyor.

Defalarca söyledik, bir kez daha buradan altını çiziyorum. Bu kayyım zulmü devam ettikçe bu tekrardan asla kaçınmayacağız. Türkiye halkları askeri darbelere tanıklık etmiş bir halktır. 80 döneminde asker tankla ve topla kentlere indi. Askeri vesayet rejiminden kurtulacağız diye gelen AKP iktidarı, 12 Eylül darbecilerine rahmet okutuyor. Kenan Evren yaşasaydı, ‘Netekim bunlar benden daha iyi darbe yapıyor’ derdi. İşte o sarayda oturanlar, yargı eliyle siyasi darbe gerçekleştirmeye devam ediyor. Sadece yargı eliyle de değil. Türkiye halkları görsün ve bilsin ki şu arkamızdaki belediye binasını yoğun bir polis koruması altına almışlar ve etrafını beton bloklarla çevirmişler. Kayyım atandığında beton bloklarla çeviriyorlar belediyeleri. Belediyeler kışla değildir; belediyeler halkın evidir, karakol değildir. Biz halk olarak o belediyelere elimizi kolumuzu sallayarak girmeliyiz.

Haklıysanız, gerçekten bir hukuka dayandığınızı düşünüyorsanız neden halkın iradesine yasak getirip belediyeyi betonlarla çeviriyorsunuz? Cezaevine girenler bilir o resimleri. Hapishane duvarlarına mavi deniz dalgaları çizerler, yanılsamalı bir özgürlük yaratmak için. İşte belediyelerimizin birçoğunun etrafında yükselen beton bloklara deniz dalgalarını çizerek halkın iradesiyle bir kez daha alay ediyorlar. İstedikleri kadar kayyım atasalar, kayyım rejimini başımızda Osmanlı kılıcı gibi sallandırmaya devam etseler de bizler Türkiye halkları olarak, tıpkı Dersim’de olduğu gibi, irademize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Demokratik taleplerimizden, demokrasi mücadelemizden asla geri durmayacağız. Seyit Rıza nasıl baş eğmediyse bizler de baş eğmeyeceğiz.

“Türkiye’nin demokrasi güçleri ve devrimcileriyle yan yana olmaya devam edeceğiz”

Dersim, demokrasi güçlerinin ve devrimci güçlerin bir araya gelmesiyle, ittifakla kazanılmış bir kentimizdir. Kayyım rejimi, demokratik ittifakımıza dönük de bir saldırıdır. Bütün Türkiye halklarıyla, Türkiye’nin devrimcileri demokratlarıyla, demokrasiden yana olan muhafazakar kesimlerle, herkesle beraber haktan ve hukuktan yana olmaya devam edeceğiz. Kayyım darbedir, kayyım hırsızlıktır, kayyım irade gaspıdır. Kayyım, seçme ve seçilme hakkımızı elimizden almaktır. Dersim halkına soruyorum: Kayyıma geçit verecek miyiz? İşte bu! Saray duysun, bu kayyımları atayanlar duysun ki halk burada ve kendi evi olan belediyelerine sahip çıkmaya devam edecek. Demokrasinin son nefesini kesen bir yaklaşıma asla evet demeyeceğiz. Asla bunu suskunlukla karşılamayacağız.

Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yana olduğumuzu, Dersim sokaklarından cümle aleme bir kez daha duyuruyoruz. Bir yandan küçük ortakları “Kürt sorununu çözelim” diyecek, diğer yandan kayyım atayarak bize diz çöktürecekler. Yok öyle bir dünya, yok öyle bir gerçeklik! Kayyım rejimi ortadan kalkmadığı sürece, kayyım rejimi kendini lağvetmediği sürece, bu yasa muhalefetin de önerdiği kanun teklifiyle ortadan kalkmadığı sürece biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Hangi barıştan bahsediyorsunuz? Ortadoğu barışı diyorsunuz, Dersim’e zulmediyorsunuz. Ortadoğu barışı diyorsunuz, İsrail’e karşı olduğunuzu söylüyorsunuz; fakat İsrail Filistin’e ne yaptıysa, Dersim halkına dün aynısını yaptınız, yapmaya devam ediyorsunuz. Sokakta polis terör estiriyor. Su sıkarak, gaz sıkarak, cop kullanarak nizam sağlayacağını zannediyor. Aynısını İsrail de zannediyor, haberiniz olsun. Kendi yurttaşınıza aleni şekilde kameralar önünde işkence yapan bir rejim olarak tarihe geçtiniz. Bu otoriterliktir, faşizmdir!

İnancından, geleneklerinden, dilinden ve kültüründen katliamlara rağmen vazgeçmeyen Dersim’den bütün Türkiye halklarına sesleniyorum: Gelin, faşizme karşı omuz omuza mücadele edelim. Kayyım rejiminden, bu beladan hepimiz kurtulmak zorundayız. O yüzden safları daha fazla sıklaştırma zamanı. Daha çok yan yana durma, daha çok dayanışma zamanı. Demokratik zeminde mücadelemizi büyütme zamanı. O yüzden gelin dayanışmamızı daha çok büyütelim. Bunlar bizi kayyımlarla tehdit etmeye devam ededursunlar, halk burada. Şimdi burada bir sandık kurulsa, yine belediye eş başkanlarımız seçilecektir. Bunu Ankara da çok iyi biliyor. Buradan Ankara’ya, Saray’a sesleniyorum: Bu zulmünden artık vazgeç. Zulüm ile abat olunmaz. Anayasayı, yasaları çiğniyorsun. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri çiğniyorsun. Suç işliyorsun. Suç dosyanı gittikçe kabartıyorsun ve buna kayyımlarla yeni sayfalar ekliyorsun.

Şunu bilesin ki sen kayyım atadıkça, bizlere sokak ortasında işkence yaptıkça, gözaltına aldıkça, tutukladıkça biz direnmeye devam edeceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler Seyit Rızaların, Deniz Gezmişlerin, Mahir Çayanların, Mazlumların yoldaşı olarak direnmeye devam edeceğiz. Sadece Dersim’de değil, Türkiye’nin dört bir tarafında; sadece kayyım atanan kentlerimizde değil, her yerde kayyım rejimine ve faşizme karşı mücadelemizi daha da büyüteceğiz. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, Anayasanın çiğnendiğini düşünen herkese çağrımızdır: Gelin, kayyım rejimine, bu faşist otoriter rejime karşı mücadelemizi daha da büyütelim. Dayanışmayla başaracağız ve direnişimiz mutlaka muzaffer olacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. “

Paylaşın

CHP Ve DEM Parti’den Kayyım Tepkisi: Hukuksuzluğa Direneceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Tunceli Belediyesi ile Ovacık Belediyesi’ne atanan kayyımlara tepki gösterdi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik tüm saldırılara karşı olduğu gibi bu hukuksuzluğa da direneceğiz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim ve Ovacık belediyelerini gasp eden sarayın kayyım siyasetini tanımıyoruz” derken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, “İyi bilinmelidir ki; Dersim kayyımla yönetilemez, iradesi zorbalıkla teslim alınamaz. Halkın iradesine uzanan bu el, Dersim’in onurlu tarihine çarpacaktır” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hakkındaki hapis kararları gerekçesiyle iki belediyeye kayyım atadı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kayyım atamasına tepki gösterdi.

Kararı “milli irade hırsızlığı” olarak nitelendiren Özel, “Ovacık Belediyemize ve Tunceli Belediyesi’ne kayyım atama kararı, kılıfına bile uydurulamamış milli irade hırsızlığıdır. Ovacık Belediye Başkanımız Mustafa Sarıgül’ün 2012’de katıldığı bir cenaze töreni, 2022’de dava konusu yapılmış, 2024’te suç sayılmıştır” dedi.

“Taziye ölüye değil, diriye yapılır. Ne aile evladının suçundan sorumlu tutulabilir ne de taziyeye gelenler” diyen Özel, “İki dönemdir halkın oyuyla seçilen bir belediye başkanını, 12 yıl önce katıldığı bir cenaze nedeniyle görevden almanın, gitmekte olan bir iktidarın son çırpınışlarından azade bir hükmü yoktur. Biz, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik tüm saldırılara karşı olduğu gibi, bu hukuksuzluğa da direneceğiz. Kendi menfaatini, Türkiye’nin menfaatinin üzerine koyanlara, bu milleti teslim etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Dersim boyun eğmez, zulme teslim olmaz”

Kayyım kararının ardından yazılı açıklama yapan DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, kararı darbe olarak nitelendirdi. Açıklamada, “AKP iktidarı, Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyım atayarak halk iradesine yönelik darbeci zihniyetini bir kez daha tescillemiştir. Bu kayyım atamaları yalnızca belediyelerin gaspı değildir; halkın tarihine, kültürüne ve değerlerine açık bir saldırıdır. Dersim gibi direnişin ve onurun simgesi bir kente yönelik bu müdahale, halkın iradesine karşı beyhude bir teslimiyet dayatmasıdır. Ancak tarih şahittir ki Dersim boyun eğmez, zulme teslim olmaz” denildi.

Kayyım kararına karşı ortak mücadele çağrısı yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Kayyım politikaları ile toplumsal barış iddiası çelişmektedir. Halkın seçilmiş temsilcilerinin görevden alınması demokratik siyasetin gaspıdır. Dersim’i kayyımla yönetmeye çalışmak, halkın irade sahibi olmasına karşı bir korkunun dışavurumudur. Ne Dersim ne de diğer kentler kayyım ile yönetilemez. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Kayyımlar gidecek, halkın iradesi baki kalacaktır. Tüm demokrasi güçlerini, bu darbeye ve irade gaspına karşı omuz omuza durmaya çağırıyoruz. Biz alışmayacağız, halkımızı da bu zulmü kabullenmeye asla alıştıramayacaksınız.”

Sosyal medya hesabından açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim ve Ovacık belediyelerini gasp eden sarayın kayyım siyasetini tanımıyoruz. Kayyımları reddediyoruz! Dersim ve Ovacık halkının iradesine kayyım atayan darbeciler; Dersim’in tarihi direniş geleneği ekseninde kurulan ittifak politikaları, dayanışma kültürü ve demokratik halk iradesi karşısında büyük kaybedecekler. Yarın Dersim’deyiz, yüreği demokrasiden yana atan herkesi kayyıma karşı demokratik tepki vermeye çağırıyoruz. Kesintisiz darbelere artık yeter diyoruz” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Dersim, tarih boyunca direnişin ve onurun simgesi olmuş bir kenttir. Zorbalığa, baskıya ve zulme karşı verdiği mücadele, onu yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir değer haline getirmiştir. Bu topraklar, 1938’de insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen katliamla sınandı; acılarla yoğruldu, ama boyun eğmedi. Toplumsal barış diyenlerin cebinden kayyım çıkıyor, el uzatıyoruz diyenlerin diğer elinde kayyım beliriyor. İyi bilinmelidir ki; Dersim kayyımla yönetilemez, iradesi zorbalıkla teslim alınamaz. Halkın iradesine uzanan bu el, Dersim’in onurlu tarihine çarpacaktır” dedi.

Paylaşın