Kılıçdaroğlu’ndan “İsveç” Yorumu: Erdoğan 180 Derece Döndü

İsveç’in NATO üyeliği konusunda hükümete yüklenen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “İsveç’in NATO’ya üyeliği dolayısıyla terör örgütü mensuplarını koruduğu, ülkesinde tuttuğu için Türkiye ‘biz NATO’ya üyeliğini kabul etmiyoruz’ dediler. ‘Asla üye olamazlar’ diye açık ve net ifadeler kullanıldı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İsveç, geri adım atmadı. Bizim kutsal kitabımız Kuran’ı yaktılar. Ona da iktidar kanadı yeterince tepki göstermedi. Biden telefon etti Erdoğan’a. Erdoğan birden bire 180 derece döndü, İsveç’in NATO’ya girişine evet diyeceğiz, Meclis’e getireceğiz dedi. Bir devlet böyle yönetilir mi?”

Ekonomiye de değinen Kılıçdaroğlu “. Devlet de gırtlağına kadar borçlu. Dünyanın parasını alıyorsunuz, Türkiye’yi borç batağına sürüklüyorsunuz, Düyûn-ı Umûmiye kabinesi kuruyorsunuz sonra” derken, “Şimdi satacak bir şey kalmadı. THY var, Turkcell var, bunları pazarlamaya çalışıyorlar.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu “Körfez ülkelerinden para dileniyorlar. Hiçbir uluslararası tefeci böyle bir ülkeye yatırım için gelmez. Buraya gelecek yabancı paranın aradığı iki konu vardır: Yüksek faiz olursa gelirim, yüksek kârlı şirketler varsa onları alırım.” şeklinde de konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulunuyor. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının satırbaşları şu şekilde:

Vatan sadece benim vatanım değil hepimizin vatanı. Benim sıkıntım varsa, benden daha zor durumda olan vatandaşın da sıkıntısı var. Bugün soykırım ekonomisi uygulayan siyasal iktidara, onlara oy verenlerin bir ders vermesi lazım. Onların seslerini yükseltmesi gerekir. AK Parti’ye oy veren kardeşlerimin vicdan muhasebesi yapması gerekir.

Haksızlık karşısında susan bir uygarlığı kabul etmiyoruz. Suriye’de kan gövdeyi götürürken seslerini çıkarmıyorlardı. ne zaman ki sığınmacılar gelmeye başladı, o zaman konuşmaya başladılar. CHP’nin çizgisi, insanlık ve uygarlık çizgisidir. Asla ötekileştirme kavramı lügatımızda yer almadı, almayacak da. Türkiye’nin Srebrenitsa Soykırımı’nı Meclis’e getirmesi lazım.”

Cezaevleri tıka basa dolu. Siyasi gücü olanlar adamını bulup çıkabiliyor. Hatay Milletvekili Can Atalay hala içeride. Merdan Yanardağ, hakkında yargılama kararı olamamasına rağmen cezevnde. RTÜK, TELE1’e ceza yağdırıyor. Basın hürdür, sansür edilemez. Dünaynın bütün demokrasilerinin kabul ettiği temel ilke budur. Dİyarbakır’da 18 gazeteci yargı karşısına çıkacak.

NATO’da kararlar oy birliği ile alınır. İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda. Türkiye, İsveç’in üyeliğini kabul etmiyoruz, dedi. İsveç geri adım atmadı. Sonra ne oldu? Biden, telefon etti Erdoğan’a, Erdoğan 180 derece döndü. Son seçimlerde Ak Parti’ye oy veren kardeşlerim, onuruyla varlığını büyüten bir devlet böyle yönetilir mi? Dün söylediğinizi bugün neden inkar ediyorsunuz? Bir devlet böyle yönetilmez. Bunlar teröristleri hala koruyorlar mı? Sen dün ‘Hayır’ dedin, bugün neden ‘Evet’ diyorsun.

Dünyadan haberi yok. Orası NATO, Avrupa Birliği değil. Avrupa Birliği’ne seni yıllardır çağırmıyorlar. Bizi Avrupa Birliği’ne alacaklarsa demokratik standartlar var. Kendi ülkene demokrasiyi getiriyor musun? Demokrasinin yolu, AB’nin yolu Can Atalay, Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay bunlardan geçiyor sen bunları serbest bırakacak mısın? AB’nin yolu Selahattin Demirtaş’tan, Emine Şenyaşar’dan tweet attı diye gözaltına alınan gencecik çocuklardan geçiyor.

Sen bunların gereğini yapacağına söz verdin mi? AB’nin yolu Diyarbakır’da tutuklu gazetecilerden, Galatasaray Meydanı’nda annesinin babasının, çoluğunun çocuğunun hakkını arayan Cumartesi Anneleri’nden geçiyor. Sen bunların haklarını teslim edecek misin? Cumartrsi Anneleri’nin yolunu hepimiz gözlemek zorundayız. Hiç kimse evladının faili meçhul bir cinayete kurban gitmesini istemez. Anneler annedir. Bütün annelerin başımın üstünde yeri vardır.

Bu memlekette adalet vardır diyen varsa gelsin beni görsün, beni ikna etsin. Bu memlekette adaletin olmadığını herkes biliyor. Tek başlarına iktidar oldular. O zaman devletin hazinesi en azından toparlanmıştı. Fabrikaları sattılar. Cumhuriyetin kurduğu fabrikaları sattılar ve bu paraları ne yaptılar hala hesap veren yok. Devlet şimdi gırtlağına kadar borçlu. Sonra Duyun-u Umumiye kabinesi kuruyorsun. Şimdi satacak bir şey kalmadı. THY var, Turkcell var bunları pazarlamaya çalışıyorlar. Körfez ülkelerine gittiler acaba para verirler mi diye. Hiçbir yatırımcı böyle bir ülkeye gelmez.

“Yerel seçimlerden sonra faizleri pik yaptıracaklar”

Körfez ülkelerine gittiler para dileniyorlar. Hiçbir ahlaklı yatırımcı buraya yatırım için gelmez. Vurgun için yabancı sermaye faizin yükselmesini bekliyor. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız, faizi yükseltmezler diyebilir. Yerel seçimleri bekliyorlar. Yerel seçimlerden sonra faizleri pik yaptıracaklar.

Erdoğan’ın çok sıktığı borç alan emir alır sözü… Evet artık o noktadalar. Hepimizin görmesi gereken gerçekler var. Türkiye’yi teslim alan dolar baronları. Ekonomik soykırım programı koydular. 85 milyonu mağdur edecek soykırım programı koydular. Ekonomik soykırım programı Şili’de bir iktisatçının programı. Şili halen o yüzden sırtını düzeltmiş değildir. Bu program Türkiye’nin ekonomik anlamda bağımsızlığını büyük ölçüde kaybettiği programdır.

Ekonomik bağımsızlığınız yoksa siyasal bağımsızlığınız tehlikededir. Ekonomik soykırım programıyla zamlar yağmur gibi yağmaya başladı. Bağırıyorlar vatandaşlar bu kadar vatandaşlar bu kadar zam geldi neden sesiniz çıkmıyor. Benim değil asıl sizin sesiniz çıkması lazım. Sadece zamlar değil, bu programın bir özelliği de yağmur gibi vergiler de gelecek. Vergilerin Anayasa’ya uygun ya da aykırı olmasına bakmıyorlar. Seçimler bitti milleti atın bir köşeye biz bundan sonra tefecilerin borçlarını ödeyeceğiz.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: CHP’de 48 İl Yönetimi İçin 31 Denetçi

14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yerel seçimler öncesinde parti örgütlerini dinleme, eksiklikleri belirleme ve güçlendirme çalışmalarına bir yenisi eklendi.

CHP yönetimi Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’daki 48 il yönetimi için 31 denetçi görevlendirdi. Edinilen bilgiye göre eski ve yeni milletvekilleri ile Parti Meclisi üyelerinden oluşan denetçiler 48 il ve bu illerin ilçelerinde denetimler gerçekleştirecek.

Karadeniz’de yaşanan sel ve heyelan felaketi nedeniyle eksik toplanan CHP Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) bu haftaki toplantısı 5 saat sürdü.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre CHP’de geçtiğimiz hafta toplanan MYK’nin gündem maddelerinden biri bazı il başkanlarının görevden alınmasıydı. Yaklaşık bir saat süren tartışmanın ardından Kayseri, Ağrı, Muş, Mardin, Van ve Hakkâri il başkanları ve yönetimleri görevden alındı.

Edinilen bilgiye göre il başkanlarının görevden alınmasının görüşüldüğü MYK toplantısında bazı üyeler “Yanlış anlaşılacağı” gerekçesiyle görevden almalara karşı çıktı. Kurultay takvimi işlerken görevden almanın seçimlere müdahale anlamına geleceği ifade edildi. Ancak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu kararda ısrarcı oldu.

Toplantı sırasında 6 il yönetiminin 14 Mayıs seçimlerinde başarısız olduğu tespiti dile getirilirken 28 Mayıs seçimlerine gidilirken bu kararın alınmak istendiği, seçim arasında olumsuz etkisi olacağı gerekçesiyle bu kararın ertelendiği ifade edildi.

Bazı genel başkan yardımcıları görevden alma kararlarının kurultay ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilişkilendirilebileceğini bildirerek tekrar düşünülmesini talep etti. Buna yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun, “Bu il başkanlarını 14 Mayıs’tan sonra görevden alacaktık. Seçimlerde yeterince çalışmadığı tespit edilen bu kişileri iki seçim arasında görevden alma düşüncemiz, o dönem de olumsuz sonuç doğurabileceği için ertelenmişti. Görevden alınma kararlarının başka bir nedeni yok” dediği ve kararın bu sözlerin ardından resmiyet kazandığı öğrenildi.

Öte yandan CHP’de görevden alınacak il başkanlarına yönelik sayının artacağı iddia edilmişti. Bu hafta yapılan MYK toplantısının gündemine ise yeni görevden alma kararları gelmedi. Bazı MYK üyeleri görevden alma gibi teşkilatla ilgili kararların konuşulduğu MYK’lerin tartışmalı geçtiğini aktarırken, bu haftaki MYK’de konunun gündeme gelmemesi nedeniyle toplantının diğer toplantılara göre daha kısa sürdüğünü ifade etti. Bir MYK üyesi, toplantı için “Görevden almalar olmayınca MYK toplantıları daha erken bitiyor” diye konuştu.

48 il yönetimi için 31 denetçi görevlendirildi

CHP’nin yerel seçimler öncesinde parti örgütlerini dinleme, eksiklikleri belirleme ve güçlendirme çalışmalarına bir yenisi eklendi. CHP yönetimi Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’daki 48 il yönetimi için 31 denetçi görevlendirdi. Edinilen bilgiye göre eski ve yeni milletvekilleri ile Parti Meclisi üyelerinden oluşan denetçiler 48 il ve bu illerin ilçelerinde denetimler gerçekleştirecek.

Parti örgütlerinin seçim sürecinde nasıl çalışmalar yaptığını, yerel seçimlere ne kadar hazırlanıldığını kayda geçirecek olan denetçiler eleştiri ve özeleştirileri dinleyerek raporlaştıracak. Kongre sürecinde her mahallede delege seçimleri için sandık kurmayı hedefleyen CHP’nin denetçileri deprem bölgesinde bu fiziki şartların olup olmadığını da yerinde gözleyecek. CHP’nin gelecek hafta oluşturacağı yeni denetçiler kalan 33 il yönetimini denetlemesinin ardından hazırlanacak raporu MYK’ye sunacak.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun geçtiğimiz hafta yaptığı “değişim” çağrısının yankıları CHP Genel Merkezi’nde bu hafta da sürdü. Edilen bilgiye göre geride kalan iki haftada 100’ün üzerinde CHP’li belediye başkanı CHP Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Burada görüşmeler gerçekleştiren belediye başkanlarının Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlere kadar partinin başında kalması yönünde destek verdiği öğrenildi.

CHP’de “değişim” çağrısıyla Bolu’dan Ankara’ya yürüyen Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın yürüyüşü 12 Temmuz Çarşamba günü saat 17.00’de CHP Genel Merkezi’nde bir açıklamayla son bulacak. Edinilen bilgiye göre Özcan’ı CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın karşılayacak. Akın’ın Özcan’ı genel merkeze davet ederek taleplerini dinlemesi ve ardından bunları Kılıçdaroğlu’na aktarması planlanıyor.

CHP’de bir diğer gündem ise hem Genel Kurul’da hem de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek maaşlara ek zam ve ek bütçe paketi oldu. Kurmaylarından tekliflerle ilgili bilgi alan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, Meclis’te etkin muhalefet talep ettiği ve milletvekillerinin teklifleri engelleyici adımlar atmasını istediği öğrenildi

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Yenilenme” Mesajı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, ‘yenilenme’ mesajı verirken, İmamoğlu’nun ‘değişim’ bildirisine karşı kamuoyuna açıklama yapacağının sinyalini verdi.

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, kurultaya giderken partide oluşan İmamoğlu-Kılıçdaroğlu bölünmesini şu sözlerle değerlendirdi:

”Yıllardır söylüyorum. Ki bunu kamuoyu önünde de söyledim. Kişi endeksli bir politika asla doğru değildir. 100 yıllık bir parti bir kişiye asla teslim edilemez. Hiç kimse ‘Kemalci’ olmasın. CHP’de kişi endeksli bir politika olmaz…”

Tüzüğün yanı sıra programda da revizyona gidileceği mesajını veren Kılıçdaroğlu, ”Program değişikliğine de ihtiyacımız var. Bu konuda da yapılan güzel çalışmalar var. Yetiştirebilirsek bu çalışmayı da kamuoyunun tartışmasına açmayı düşünüyoruz” dedi.

“Değişim’e karşı ‘yenilenme'”

Değişim tartışmalarına ilişkin hazırlıklarını kamuoyu ile paylaşacağını belirten Kılıçdaroğlu, ”Gerçek yenilenmeyi göreceksiniz… Bu konuda gerekli açıklamaları, çalışmalar olgunlaştıktan sonra kamuoyu ile paylaşacağım” dedi.

Seçim sonuçlarını ve ittifak modelini değerlendiren Kılıçdaroğlu, ‘Altılı Masa ile devam edecek misiniz’ sorusuna kesin yanıt vermekten kaçınarak ”6’lı Masa ile yürüttüğümüz politikayı doğru buldum. Partiler birlikte hareket edebilecekleri gibi ayrı ayrı da seçimlere girebilirler. Bunu zaman gösterecek” dedi.

Akşener’in İYİP kurultayındaki “En büyük pişmanlığım CHP’den 15 milletvekili istememdi” sözlerine değinen Kılıçdaroğlu, ”Akşener partisinin nabzını tutmak zorundadır” dedi.

Yerel seçimlerde HDP ve İYİP’in destek vermedikleri senaryoya karşı hazırlıklı oldukları sinyalini veren Kılıçdaroğlu, ”Biz politikalarımızı sanki hiç ittifak olmayacakmış gibi belirlemek zorundayız. İttifakların olması elbette olumlu sonuçlar verecektir. Tek seçenekli politika zaten olmaz…  Tek kanatlı kuşun uçmayacağı gibi…” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Götüremez Bunlar, Gidecekler

Son zamlara ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek” dedi ve ekledi:

“Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerde üst üste yapılan zamlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözcü yazarı Saygı Öztürk‘e konuşan Kılıçdaroğlu, uygulanan ekonomi politikasının tam bir ekonomi soykırım olduğunu ifade etti.

“Nedeni de şu! 85 milyon insan bir avuç insana çalışır hale getirildi” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Yapılan zamlardan büyük bir kesim, 80 milyon, 85 milyon etkileniyor ama bu yapılan zamlardan nemalanan bir avuç insan var. O nedenle bir ekonomik soykırımdır diyorum. Çiftçisi, işçisi, emeklisi, memuru… Herkes bundan zarar görüyor. Ekonomik soykırımdan bedel ödüyor bunların tamamı. Bunlara ‘efendim maaşınıza zam yaptım’ deniyor ama öbür taraftan ekmeğinden tutun suyuna kadar her şeyine zam yapılarak bir elden verdiğini öbür elden yani kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor.”

“Niye ‘ekonomik soykırım’ diyorum?” diyerek devam eden Kılıçdaroğlu, “Çünkü dolar bazında ihale alanlar, dolar bazında devlete borç verenler, dolarla bankalarda mevduat hesabı tutanlar, kur korumalı mevduat hesabı dolar bazında garanti edenler buradan olağanüstü gelir elde ediyorlar, olağanüstü… Bunların hiçbir şekilde ekonomik gidişten zararlı değil” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri, şunları ifade etti: “Tam tersine izlenen ekonomik politikadan nemalananlar. Milyonlarca kişiyi perişan ediyorsunuz, bir avuç insana kaynak aktarmak için. Yani 5’li çeteler buradan en büyük yararı sağlayanlar. Kamu-özel işbirliğiyle büyük avantaj sağlayanlar bunlar. Çünkü bunlar devlete bütün işlerini dolar endeksli yaptılar, döviz endeksli yaptılar. Bunların zararı asla söz konusu değil. Bunlar 85 milyon kanını emen insanlar ve bu kanlarını emen insanlara yol açan da alınan ekonomik kararlar. Onun için bunlara ekonomik soykırım diyorum.”

“Batı’ya gidemiyorlar, Körfez ülkelerine yalvarıyorlar”

“Şimdi bunlar içerden dışarıdan para bulamadıkları için içeriden bu zamları yaparak, içeriden bu insanların haklarını emeklerini alın terlerini sömürüyorlar” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Şimdi dışarıya gidiyorlar, yalvarıyorlar ‘bize para verin’ diye. Batı’ya gidemiyorlar dikkatinizi çekeyim… Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika’ya vs gidemiyorlar. Gidiyorlar Körfez ülkelere, yalvarıyorlar yakarıyorlar. Bakanları gönderiyorlar. Kendileri de en sonda gidecekler. Şimdi Mısır’la görüşmeye çalışıyorlar bir şekilde. ‘Acaba oradan da bir şeyler alabilir miyiz’ diye. İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin itibarı bu kadar ayaklar alına alınmıştır. Hiçbir hükümet yalvar yakar, batının egemen güçleri önüne gidip diz çöküp para dilenmemiştir.”

“Ekonomik soykırımın ikinci boyutu da budur, dışarısıdır” diyen Kılıçdaroğlu, “Şimdi onlar ‘Evet, size vereceğiz ama en karlı işletmelerinizi bize verirseniz size veririz’ diyorlar. ‘Onları bize satacaksınız. Ama sizin istediğiniz koşullarda değil bizim istediğimiz koşullarda bize verirseniz size para veririz’ diye. Geldiğimiz nokta budur bir ekonomik soykırımla Türkiye karşı karşıyadır” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı, şöyle devam etti: “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek. Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

“Türkiye çok zor durumda”

“Sen vatandaşın alın terini sömürüyorsun” vurgusunu yapan Kılıçdaroğlu, ‘Ben götürdüm ama şimdi tamamını getiriyorum. Türkiye zor durumda’ desinler. Niye getirmiyorlar? Niye ‘Dolar bazında ihaleleri ya artık Türk lirasına çevirelim. Türkiye çok zor durumda… İşçinin üstüne fazla gitmeyin. Emeklinin üstüne fazla gitmeyin. Üreticinin üstüne fazla gitmeyin’ demiyorlar. Üreticiler, sanayiciler, gerçek anlamda sanayiciler, gerçek anlamda üreticiler de perişan vaziyette. Sistemden yararlananlar, dolarla devlete borç verenler, dolarla mevduat hesabı açanlar, dolarla kamudan ihale yapılanlar, bütün bunların keyfi yerinde. Bunlardan ‘5 kuruş para getir devlete öde’ diyen de yok. Çünkü bunlar bu ekonomik soykırım çerçevesinde halkın kanını emenler bunlar.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP’de “1994 travması” Yeniden Yaşanabilir Uyarısı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ısrarının partiye yeniden “1994 travması” yaşatabileceği uyarısında bulunanlar var.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 26 Mart 1994 yerel seçimlerinde CHP tarafından yönetilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de büyükşehir belediyelerinin kaybedildiğini hatırlatan değişimciler, yeni yapılan bir araştırmaya göre CHP’nin seçim sonrası oyunun yüzde 20 altına kadar gerilediğine dikkat çekerek, “Böyle gidersek seçmen 94 seçimlerinde olduğu gibi partimizi cezalandıracak. Bu tabloyu hak etmiyoruz. Buna izin vermemeliyiz” diyor.

Seçim yenilgisinin ardından “değişim” tartışmasının yaşandığı CHP’de endişeler büyüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan kendisini de içine alacak bir değişime önderlik etmesi çağrısı karşılık bulmadı.

Parti üst yönetiminde bazı değişimler yapmakla yetinen Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olmak istediği, yerel seçimlere kadar partisinin başında kalmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

Ancak değişim çağrısı yapanlar bu bakışın partiyi daha da gerileteceği görüşünde. Kılıçdaroğlu’nun ısrarının partiye yeniden “1994 travması” yaşatabileceği uyarısında bulunanlar var.

26 Mart 1994 yerel seçimlerinde CHP tarafından yönetilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de büyükşehir belediyelerinin kaybedildiğini hatırlatan değişimciler, yeni yapılan bir araştırmaya göre CHP’nin seçim sonrası oyunun yüzde 20 altına kadar gerilediğine dikkat çekerek, “Böyle gidersek seçmen 94 seçimlerinde olduğu gibi partimizi cezalandıracak. Bu tabloyu hak etmiyoruz. Buna izin vermemeliyiz” diyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Mücadelemizi Sürdürmek Zorundayız

14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan parti üyelerine bir mektup gönderen Kılıçdaroğlu, “Adil ve özgür bir Türkiye için hak, hukuk ve adalet için mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu nedenle partimizin hedefine daha büyük kararlılıkla ulaşmasını sağlayacak adımları hep birlikte atacağız. Atatürk’ün ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ sözü partimize gönül vermiş olanların hiç unutmaması gereken temel bir ilkedir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüm parti üyelerine bir mektup gönderdi. Kılıçdaroğlu’nun “Değerli yol arkadaşım” diye başlayan mektubunda şu ifadeler yer aldı:

“Cumhuriyet tarihimizin en kritik seçimlerinden birini geride bıraktık. Karanlığın baskının iftiraların yanında yalanların, hilelerin ve hukuksuz bir biçimde devlet olanaklarının kullanıldığı adaletsiz bir seçimden çıktık. Süreç çalıştığımız beklediğimiz ve dilediğimiz gibi sonuçlanmadı.

“Mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız”

Demokrasi mücadelemizde birlikte yol almak için gösterdiğiniz büyük çaba ve kararlılığın çok değerli olduğunu bilmenizi isterim. Elini taşın altına koyma cesareti gösteren sizler sayesinde partimiz daha da güçlendirmektedir.

Adil ve özgür bir Türkiye için hak, hukuk ve adalet için mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız. Bu tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu nedenle partimizin hedefine daha büyük kararlılıkla ulaşmasını sağlayacak adımları hep birlikte atacağız.

Atatürk’ün ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ sözü partimize gönül vermiş olanların hiç unutmaması gereken temel bir ilkedir.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu’nun Çıkışını Yönetim Nasıl Karşıladı?

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), İBB Başkanı İmamoğlu’nun “İktidar İçin Değişim Daveti” ile tartışma yeniden alevlendi.

İBB Başkanı İmamoğlu’nun çağrısının ardından toplanan CHP MYK’da bu konuda değerlendirme yapılmadı. Ekonomi alanında yaşanan gelişmelerin ele alındığı toplantının bir diğer başlığı ise kurultay süreci ve tüzük hazırlıkları oldu.

Bayram sonrası toplanan CHP MYK yaklaşık 5 saat sürdü. Edinilen bilgiye göre, ilçelerde başlayan kongre süreciyle ilgili MYK üyelerinden bilgi alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim süreçlerinde herhangi bir müdahale olmaması ve üyelerin baskıdan uzak şartlarda hareket etmesini talep etti.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, MYK gündemine dair açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Faik Öztrak, toplantıda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı “İktidar için değişim” kampanyasının konuşulmadığını belirtti.

Bu açıklamadan dakikalar sonra sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Ekrem İmamoğlu, “değişim” çağrısıyla oluşturulan internet sitesini bir günde yarım milyona yakın kişinin görüntülediğini, toplamda da 32 bin 827 görüş ve öneri geldiğini açıkladı.

CHP MYK’sında söz konusu çağrının konuşulmadığı ifade edilse de yapılan çağrı parti kurmaylarının gündemindeydi. Kurmaylara göre İmamoğlu’nun bu adımı CHP yönetiminin bu süreçte attığı “değişim” adımına benzer nitelikte ama “doğrudan” seçmene ulaşmaktan uzak.

Kongre sürecinde üyelerle doğrudan temas edilmesi için kendilerinin de çalışma yaptığını belirten CHP’li kurmaylar bu kapsamda 1 milyon 300 bin parti üyesinden, partide değişmesini istedikleri başlıklarla ilgili görüş yazısı istediklerini hatırlattı.

‘Metin ve internet sitesi beklentinin altında kaldı’

İmamoğlu tarafından yayınlanan metnin “manifesto” niteliğinde olduğu değerlendirmelerinin yapıldığını fakat “açık” bir tutum alış görülmediğini ifade eden CHP’li kurmaylara göre metin ve internet sitesi beklentinin altında kaldı.

CHP’li üyelere gönderilen mesaj ile partinin tüzüğünde yer alması gerekenlerin sorulduğunu ifade eden bir partili, “Demokratik talepler olabilecek en hızlı sürede yeni parti tüzüğünde yer alacak. Bu nedenle ortada farklı bir durum göremiyoruz” dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aynı görüşte olduğunu ifade eden partililer, Kılıçdaroğlu’nun “Değişim süreci zaten başladı” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı.

‘İmamoğlu’nun açıklamaları toplantıda konuşulmadı’

CHP’nin MYK’sinin ardından Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarına dair toplantıda değerlendirme yapılıp yapılmadığına ilişkin bir MYK üyesi, toplantının teknik konular çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti.

Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarının toplantıda konuşulmadığını ifade eden CHP’li yönetici, “Adı anılmadı. Gündeme gelmedi” ifadelerini kaydetti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti çalışmaları hakkında bilgi aldığını belirten kurmay, İmamoğlu’na dair Kılıçdaroğlu’nun da MYK toplantısında bir yorumda bulunmadığını aktardı.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İlhan Cihaner’in Adaylığı İlan Edilecek

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), “Gelecek İçin Biz” grubunun lideri, eski İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Genel Başkanlığa aday olduğunu açıkladı.

İlhan Cihaner, “Neden adaysınız?” sorusuna, “CHP politikasını doğru şekilde ortaya koyarsa daha yaşanabilir bir Türkiye, daha yaşanabilir bir dünyaya katkı sunabilir. Şu anda LGBTİ haklarıyla ilgili İnsan hakkı savunusu bile yapamıyoruz. Merdan Yanardağ birilerinin hoşuna gitmeyen sözleri nedeniyle tutuklandı. Orada refleks çok geç verildi” yanıtını verdi.

İlhan Cihaner, Sözcü’den İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı. İlhan Cihaner, şöyle konuştu:

“CHP’de bir değişim gerekiyor mu?

Değişimin üç ayaklı olması gerekiyor. İlkin, partinin politik ve ideolojik tutumunun netleştirilmesi lazım.

En son genel başkanın danışman ataması (Kılıçdaroğlu, Zafer Partili Gökşen Anıl Ulukuş’u danışmanlığa atadı) bugüne kadar izlenen merkez sağa oturma çizgisinin terk edilip Zafer Partisi’ne yakın, daha milliyetçi çizgiye işaret ettiğini düşünüyorum. Bu ikinci bir intihar olacaktır.

O halde ZP ile ittifaka atanmasına karşısınız.

Özdağ ile olan ittifak zaten çok anormaldi. Niye? Birinci turda sığınmacı politikasıyla ilgili olarak başka bir şey söylemişsiniz. İkinci turda ZP’nin dilini kullanıyorsunuz.

Protokolde, ilk dört maddenin değiştirilemeyeceğine nasıl imza atarsınız? CHP’nin genetiğinde olan şey bu. Bu çok aşağılayıcı.

Kayyum politikaları protokolde ne geziyor? Nitekim ikinci turda Kürt seçmenin sandığa gitmesinde çekingenlik oldu.

İkinci ayağa geliyoruz. O da kadro. Genel Başkan, ‘CHP kadro hareketidir’ diyorsa da kadro böyle olmaz. Parti Meclisi’ndekiler danışmandan nasıl hesap soracak?

Danışmana, örgütleri veremezsiniz. Danışmana sosyal medyayı veremezsiniz. Siyasi sorumluluğu olmayan adama yetki veriyorsun. Bir sabah kalkıp şu partiyle ittifak kuracağım diyemezsiniz. Tek adamın belirlenmesiyle milletvekili listesi oluşturursanız kadrodan bahsedemezsiniz.

Üçüncü ayak, parti içi demokrasi. Antidemokratik uygulamaların günah keçisi olarak siyasi partiler yasası gösteriliyor. Bu büyük bir aldatmaca.

Hiçbir partinin önünde milletvekillerini üyelerle belirlemesinde, adayların yarısını kadın yapmada engel teşkil etmiyor.

Partiyi yönetenler, seçim sonuçlarının tabanımızda nasıl bir yıkım yarattığının farkında değil.

“25 milyon oya ulaştık” söylemi olağanüstü yanlış. 25 milyon oy iki seçenekli cumhurbaşkanı seçiminde verildi.

Kılıçdaroğlu, başarı olduğunu düşünüyor. 

Başarıyı bırakın, hezimet olarak adlandırıyorum. Önemli kısmı sadece Erdoğan’dan kurtulmak için verildi.

Bunların hepsini getirip “Bu bizim başarımızdır” diyemezsiniz. Hezimet dememin en büyük gerekçesi şu: Parlamentodaki çoğunluğu kaptırmışız, tarihin en gerici parlamentosu oluşmuş. AKP ile hareket edebilecek bir sürü milletvekili girmiş. Bu tablodan başarı nasıl çıkarılır?

Hangi hatalar yapıldı? 

Partinin dili muhafazakar milliyetçi dile döndü. AKP ve MHP iktidarının karşısına alternatif politik dille çıkmak yerine, “Onlar gibi konuşmamız lazım” denildi. İdeolojik bulamaca dönüştü CHP. CHP sağ bloka iltihak etti. Altılı Masa, sağın karşısına sağ ittifak olarak kuruldu.

İnce süreci iyi yönetilemedi.

Akşener’in masadan kalkıp dönüşü soruna yol açtı.

İki CHP’li belediye başkanının cumhurbaşkanı adayı yapılması kafa karışıklığı yarattı.

Cumhurbaşkanı adayı geç belirlendi. Aylarca CHP’li üç aday yarıştırıldı. Hepsi birbirine karşı yıpratıldı.

Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsaydınız ne yapardınız?

İstifamı açıklardım. Başka kaygım varsa derdim ki: ‘Aday olmayacağım.’ Olağanüstü kurultay çağrısı yapardım. “Sürecin yönetilmesini gözeteceğim” deyip siyasetle ilgili keserdim.

Kılıçdaroğlu’nun çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Değişim dinamiklerini boğdular. Danışmanlarla yürütülebilecek bir siyaset izlenecek.

Kılıçdaroğlu devam ederse ne olur?

Üç temel değişim sağlanmazsa genel başkan gitse de gitmese de yerel seçimlerde hezimet kaçınılmaz olur.

Değişim arayışları için ne düşünüyorsunuz?

Partililerin mevcut durumun analizini yapması lazım. Biz niye yenildik? O süreci eleştirmeyen ve alkışlayan, sürecin aktörü olanların değişimin gerçek aktörü olabileceği kanaatinde değilim.

Bir yandan parti içi iktidarın konforunu süreceksin şimdi değişimin konforunu süreceksin. Bu olmaz.

İmamoğlu’nun çağrısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İmamoğlu’nun partiyi daha sol-sosyal demokrat bir çizgiye mi oturtacak, bir şey bilmiyoruz.

Siz adaysınız değil mi?

Tabii ki.

Neden adaysınız?

CHP politikasını doğru şekilde ortaya koyarsa daha yaşanabilir bir Türkiye, daha yaşanabilir bir dünyaya katkı sunabilir. Şu anda LGBTİ haklarıyla ilgili İnsan hakkı savunusu bile yapamıyoruz. Merdan Yanardağ birilerinin hoşuna gitmeyen sözleri nedeniyle tutuklandı. Orada refleks çok geç verildi.

Daha bir solda bir CHP mi arzunuz?

Tabi. Sol, ittifakları öyle kurmaz. Laikliği görmezden gelemez. Eğitimden özelleştirme politikalarına cesur adımlar atar. Sol bir parti emek örgütleriyle organik bağlar kurar. Çevre mücadelesinin ana aktörü haline gelir. İş veren sendikası kuramaz. Cumhurbaşkanı adaylarını, siyasal İslamcılardan seçemez. Bir gün Deniz Gezmiş’i, bir gün Adnan Menderes’i anarak solculuk olmaz. Sahte solculuk bu.

Kurultay ne zaman yapılmalı?

Derhal.

Yerel seçimden sonraya bırakılması tartışması var.

Yanlış buluyorum. Kurultayın derhal yapılıp tartışmaların bitirilmesi lazım. Aksi taksirde tartışmaları yerel seçime götürür. Asıl sorun o zaman ortaya çıkar.

Karamollaoğlu diyor ki, ‘CHP’nin oyunun yüzde 7-8’i dışarıdan geldi.” CHP niye suskun?

CHP açıklama yapamaz çünkü “Bu oy bizim” dediğinde ittifak kurgusunun yanlış olduğu ortaya çıkacak. Eleştiren bizlerin haklılığı ortaya çıkacak. Yüzde bir bile oyu olmayan bir oluşuma 40’a yakın milletvekili verdiniz. Tabanınızı da dönüştürdünüz ittifak yürüsün diye. “Hayır, bunların dediği doğru” dediğinde oyun yüzde 20’nin altına düşmesi gibi bir tablo çıkacak. Onun için CHP açıklama yapamaz.

Paylaşın

CHP’de İl Ve İlçe Kongre Tarihleri Belli Oldu

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), ilçe kongreleri 5 Ağustos’ta il kongreleri ise 16 Eylül’de başlayacak.

Haber Merkezi / Kongrelerde, partiye ilişkin önemli kararların alınması ve yönetim kadrolarının yenilenmesi bekleniyor. CHP’de, 13. Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili seçimleri nedeniyle büyük kurultay ertelenmişti.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından 6 Haziran itibarıyla il ve ilçe kongrelerinin başlayacağı belirtilmişti.

CHP

9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kurulan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), siyasi ideolojisini sosyal demokrasi ve Atatürkçülük olarak tanımlar. Merkez sol siyasi yelpazede yer almakta olup tüzük ve programında belirtilen ideolojilerin yanında demokratik sosyalist ve sosyal liberal eğilimler de barındırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve ilk yasal siyasi partisi olma özelliklerini taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi, 1923’ten 1950’ye kadar aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar genellikle tek parti yönetimini uygulamıştır. Türkiye’de en uzun süre iktidarda kalmış siyasi partidir.

Atatürk tarafından “Halk Fırkası” adıyla Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olarak kurulan partinin adının başına, 10 Kasım 1924’te “Cumhuriyet” sözcüğü eklenmiş, 1935’teki 4. Kurultay’da “fırka” sözcüğü yerine dış dünyayla daha uyumlu bir sözcük tercih edilmesi kararlaştırılmış ve bugünkü “Cumhuriyet Halk Partisi” adı benimsenmiştir.

12 Eylül Darbesi’nin ardından, o dönem Bülent Ecevit’in Genel Başkanlık yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış; daha sonra 3821 sayılı yasaya dayanarak, kuruluşunun 69. yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 tarihinde tekrar açılmıştır.

CHP, kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti ile tasarruf haklarını CHP’ye bıraktığı Türkiye İş Bankası’nın bir bölüm hissesinin de sahibidir. CHP’nin tasarruf hakkına sahip olduğu %28,1’lik orandaki bu banka hisselerinin kazancı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna aktarılmaktadır.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Çağrılarına Yanıt: CHP Kadro Partisidir

Partisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, “CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Atatürk’ten, günümüze CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Bir tek adam partisi hiç olmamıştır. Tarihinde doğruları yanlışları olmuştur. Ama bu hareket her zaman haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP’nin tüm kadroları dünden bugüne siyasi yaşamlarının hiçbir döneminde kişisel ikballerinin peşinde koşmamışlardır” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama tek başıma kattım ne de CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama, dilsiz şeytan olmama inancımızın koalisyonunda olmak istediler. Onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen hala hapiste tutulan Can Atalay’a ilişkinde değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri, “Can Atalay… 50 günü geçti. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı daha güzel bir örnek göstermez herhalde. YSK, vekil adayı olabilirsin diyor. Vekil seçiliyor. Tutuklusunuz, mahkum değilsiniz ve dışarı çıkarılmıyorsunuz. Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, yasalara aykırı şekilde hapiste tutuluyorsa ve kendisi girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Kurtulmuş’a çağrı yapıyorum. Cindoruk’un yazılarını çıkarabilir, nasıl mücadele ettiğini görebilir. Artık TBMM Başkanı karar alırken, saraydan irade almamalı.” dedi.

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, “Merdan Yanardağ… Bir gazeteci, bir yazar, televizyoncu. Niçin içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk partide, ziyaret edildi. Bir gazeteciyi tutuklamak, hangi aklın işidir? Troller devreye giriyor, her suçlama yapılıyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklama kararı veriliyor. Akıl alır gibi değil.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Acısıyla, tatlısıyla bir bayramı daha geçirdik. Acısız bir bayramı geçirmek acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne nasip olacak mı diye kafamda hep bir soru işareti var. Deprem hadi diyelim oldu, büyük acılar yaşandı. Ama bazen kendi irademizle haksızlıklara kapı aralıyoruz. Cezaevlerinde düşüncesinden ötürü, ifade ettiği için hapis yatan çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, avukatlar, siyasetçiler var.

Hiç kimse 21. yüzyılın Türkiye’sinde düşüncelerinden ötürü hapse atılmamalı. Düşünce, özellikle aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Düşünceden, aklımızı kullanmaktan hiç kimse ötekileştirilmemeli, yargılanmamalı. Biz eğer aklımızı kullanabilirsek Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağız. Birileri benim gibi düşünmediğin için ben seni hapse atarım derse o ülkede demokrasi olmaz.

Acılar var evet, bayramda da yaşandı bu acılar. Sivas Katliamı’nın 30. yılı. Aydınların, gazetecilerin, şairlerin yakıldığı bir Türkiye asla kabul edilemez. Bir aydının, düşünürün, ozanın, ressamın yakılarak öldürülmesi kadar vahşi bir şey yoktur. Bu bir insanlık suçudur. O ateş hala yüreklerimizde yanıyor. Adaletin sağlanmadığı bir yerde bu ateşler hep yanar. Adaletin sağlanması lazım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bunun zaman aşımının olmaması lazım.

Can Atalay hapiste. 50 günü geçti. Gidiyorsunuz, başvuruyorsunuz, YSK “Aday olabilirsin” diyor. Halkın oylarıyla vekil seçiliyorsunuz, oluyorsunuz. Demokrasinin kuralı işliyor. Tutuklusunuz, hükümlü değil. Dışarıya çıkarmıyorlar sizi. Ben Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, haksız yere yasalara, anayasaya aykırı olarak tutuluyor ve kendisi hiçbir girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Sayın Kurtulmuş’a tekrar çağrı yapıyorum. Artık TBMM Başkanı karar alırken Saraydan irade almamalı. Saray ne diyecek diye sormamalı. Çünkü o sarayın hakkını, hukukunu değil Türkiye Cumhuriyeti’nin hakkını, hukukunu savunmak zorundadır.

Gezi Davası tutukluları da başlı başına bir dramdır. Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater tam 435 gündür hapiste. Dava açıldığında birisi yurt dışından geldi. Kaçma niyetleri yok zaten, suç işlemediler ki kaçsınlar. Ama tutuklandılar. Şimdi Yargıtay’ın kararını bekliyorlar. Bu kararın bir an önce açıklanması lazım. Onlar da büyük olasılıkla saraydan bekliyor görüş.

“Adalette çifte standart olmaz”

Bir hakimin, savcının iradesi saraya ipotek edilemez. Osman Kavala tam 2 bin 72 gündür özgürlüğünden mahkum edildi. AİHM kararı var suçsuzdur diye. Türkiye’den iki ayrı mahkeme tahliyesi için karar verdi. İki ayrı mahkeme beraat için karar verdi ama kararları takan kim? Neden içeride? 75 yaşında, 80, 85 yaşında insanlar, eski komutanlar içerideler. İnsanda biraz vicdan, adalet olur. Eğer biz bunları dillendirmezsek siyaseten görevimizi yapmıyoruz demektir. Biz hakkı, hukuku, adaleti savunuyoruz. Adalette çifte standart olmaz.

Merdan Yanardağ, bir televizyoncu, gazeteci, yazar. Niçin içeride? Hangi gerekçe ile içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk CHP Grubu olarak. Bir gazeteciyi, televizyoncuyu tutuklamak hangi aklın işidir? Önce bekliyorlar hiçbir şey yok, troller devreye giriyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklanma kararı veriliyor. Akıl alacak şey değil. Bunun adı kısacası hainliktir.

Var olan kabineyi Düyûn-ı Umûmiye Kabinesi olarak ilan etmiştim. Bu ülkeyi borç batağına sürükleyenler bir süre sonra batının tefecileri tarafından teslim alındı. Artık onlar ülkeye Hazine ve Maliye Bakanı, Merkez Bankası Başkanı tayin eder hale geldiler. Uluslararası tefeciler artık bakan, başkan atıyorsa çok ciddi bir beka sorunumuz var demektir. Erdoğan kontrol eden değil, artık kontrol edilen kişidir. Uluslararası tefecilerin kontrol ettiği ve yönlendirdiği kişidir. Düne kadar faizi arttırmam diyen kişiye tükürdüğünü yalatmak bu uluslararası tefecilerin görevleri arasında olmuştur. CHP olarak bunları içimize sindiremiyoruz.

Döviz kurundaki bir liralık artışın maliyeti devletin borçlanması açısında 145.5 milyar lira. Bu yükü, 85 milyon insan ödüyor. Doları olanlar, beşli çeteler kazanıyorlar. Onlara şimdilik hiç kimse dokunmuyor.

“CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır”

Hepinizin bildiği gibi CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Doğrular, yanlışları olmuştur ama bu hareket her zaman ve her zaman ezilenlerin, sesi duyulmayanların, haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır.

Mustafa Kemal Atatürk gibi saray ve işgal kuvvetlerinin kendisine sunduğu ihtişamlı hayatı elinin tersiyle iterek, idam edilme pahasına uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, genç bir Cumhuriyet’i kurmayı başarmıştır. Örneğin Ecevit, uluslararası tüm tehditlere ve siyasi yaşamını zora sokma pahasına Kıbrıs’a barış harekatı düzenlemiş, Beşparmak Dağları’na Türk bayrağı dikmeyi başarmıştır. Örneğin Deniz Baykal, 1 Mart tezkeresindeki kararlı duruşuyla Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta Doğu kaosunun dışında tutmayı başarmıştır.

Bugün, özellikle de son 10 yılda Türkiye giderek büyüyen bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Özellikle aile yapısını temelden sarsmaya başlamıştır. Boşanma davalarının çığ gibi artması bunun en önemli göstergesidir. Yaşadığımız onca sıkıntı yetmiyormuş gibi uygulanan göçmen politikası ülkemizin demografisini değiştirmiş, Türkiye’yi Avrupa’nın sığınmacı deposu haline getirmiştir. İktidar ailesi üyelerinin dış ülkedeki mal varlıklarının ülkenin dış politikasında pazarlık unsuru haline gelmiş olmasıdır. Türkiye bu ve benzeri sorunların kaynağı olan otoriter bir iktidar tarafından teslim alınmıştır.

Bunların karşısında CHP olarak sessiz durmamız, klasik politika araçlarıyla klasik muhalefet yapmamız beklenemezdi. Konumum gereği yapılması gerekenleri yapmalıydım. Ne mi yaptım? Asla görüşülemez denilenler ile görüştüm, bir araya gelinmez denilenlerle bir araya geldim. Daha önce görmezden gelinen tüm toplumsal kesimleri helalleşmeye çağırdım. Hiç kimseyi ötekileştirmedim, kin tutmadım. Ülkemizin farklı toplumsal, siyasal, kültürel kesimleriyle bir fincan da olsa kahve içtim.

Tüm bunları herkes için hak, hukuk, adalet hedefiyle yaptım. Biz ülkemizin tüm sorunlarının çözümü için sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik tüm sorunlarına karşı akılcı çözüm öneriyle vatandaşlarımızın karşısına çıktık. Tüm sorunların çözüm adresi olarak TBMM’yi gösterdik. Eğer bizim hayat görüşümüz haksızlığa karşı mücadeleyse doğru yolda olmanın verdiği haz her şeyden üstündür. Asıl mücadele devrimi, değişimi gerçekleştirdiğimize de haklının yanında kalabilmektir. Ne seçimi aldığımızda haksızlığa karşı mücadeleyi bırakacaktık, ne de seçimi alamadık diye mücadeleyi bırakacağız.

“Biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz”

Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama kattım, ne de tek başına CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama koalisyonunda olmak istediler. Çünkü onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler. O halde biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz.

Bizler 25 milyon gibi birçok ülkenin toplam nüfusuna sahip insanla birlikte çıkarsız, parasız sadece ama sadece hakkın yanında olmak için bir araya gelen bir koalisyon kurduysak, başörtülüsü, seküleri, milliyetçisi, Atatürkçüsü bir araya gelebildiysek büyük bir değişimi zaten başlatmışız demektir. Biz, toplum olarak neyin değiştiğine değil, neyin değişmediğine bakarsak hata yapmış oluruz.

Değişen şeyler yüzde 20’lerden yüzde 48’lere uzanan kitlelerdir. Değişen şeyler asla görüşülemez denilen cenahlarla görüşmek, ittifak yapmaktır. Bugün bu değişimleri yaparak 25 milyonu davamıza kattık. Yarın 35 milyonu davamıza katacağız. Anlatmaya çalıştığım şu, 25 milyonu bir araya getirmenin başarısının sadece bana yani sadece lidere ait olmadığıdır.

Bizler, yani hakkın yanında olanlar, insanların kimliğini, inancını, yaşam tarzını siyaset malzemesi yapmayan 25 milyon kişiyiz biz. Eğer tüm kara propagandaya, yapılan sahtekarlıklara, sermaye gücüne rağmen haksızlığı görüp hakkın yanında yer alabilmişsek bu başarı 25 milyon olarak hepimizindir. Başarıyı tek başına üstlenmem ama bu birlikteliği başarısızlık olarak tanımlarsanız o zaman tek başıma karşınızda dururum. 25 milyona dokundurtmam.”

Paylaşın