85 Milyon Nüfusa 104 Milyon Kredi Kartı

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “14-65 yaş arasında bulunan 66 milyon insana karşın 104 milyon kredi kartı kullanımda. Kredi kartı alan vatandaş sayısı her ay düzenli şekilde artıyor. Geçen yılın mart ayında kredi kartı sayısı 88 milyon iken bu rakam 16 milyon artış ile 2023 yılı mart ayında 104 milyona ulaştı. Kredi kartı ekonomik kriz arttıkça kullanıcı sayısında da artış yaşanıyor” dedi ve ekledi:

“Birden çok bankadan kart alan bir bankanın ödemesi diğerini etkilemeyecek biçimde planlıyor. Bu süreçte vatandaş borçlanarak yaşamanın, icraya düşmeden borcu borçla kapatmanın bir yolunu bulmaya, bu sayede de ayakta kalmaya çalışıyor. Sokakta dertli olmayan, geçim sıkıntısından söz etmeyen yurttaş neredeyse kalmadı. Yandaş ve rantçı kesim dışında dertli vatandaşların sayısı artmış durumda.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, vatandaşların ekonomik kriz nedeniyle yaşam şartlarının zorlaştığını ve bu doğrultuda kredi kartı harcamalarının arttığını belirtti.

Vatandaşın gelecek kazancını dahi kredi kartı harcamalarıyla bugünden ipotek ettiğini belirten Gürer, “Vatandaş kredi kartı ile döngü sağlıyor. Peşin alışveriş yapacak takati yok. Pazarcı esnafı dahi kredi kartı ile satış yapar duruma geldi. Araç yakıtından, gıdaya hatta vergisini öderken bile kredi kartıyla ödeme yapmak durumunda. Geliri gideri karşılamada kredi kartının sağladığı avantajı kullanmaya çalışıyor. Vatandaş kredi alabilirse kredi ile alamazsa eldeki kredi kartı ile borçlanarak yaşam mücadelesi veriyor” dedi.

Ömer Fethi Gürer, ülke nüfusunun 85 milyon, çalışma çağındaki nüfusumuz ve 65 yaş üstü nüfusumuzun toplam nüfusumuza oranı yüzde 78 olduğunu bunun da 66 milyon kişiye denk geldiğini anımsattı.  Gürer, “14-65 yaş arasında bulunan 66 milyon insana karşın 104 milyon kredi kartı kullanımda. Kredi kartı alan vatandaş sayısı her ay düzenli şekilde artıyor. Geçen yılın mart ayında kredi kartı sayısı 88 milyon iken bu rakam 16 milyon artış ile 2023 yılı mart ayında 104 milyona ulaştı.

Kredi kartı ekonomik kriz arttıkça kullanıcı sayısında da artış yaşanıyor. Birden çok bankadan kart alan bir bankanın ödemesi diğerini etkilemeyecek biçimde planlıyor. Bu süreçte vatandaş borçlanarak yaşamanın, icraya düşmeden borcu borçla kapatmanın bir yolunu bulmaya, bu sayede de ayakta kalmaya çalışıyor. Sokakta dertli olmayan, geçim sıkıntısından söz etmeyen yurttaş neredeyse kalmadı. Yandaş ve rantçı kesim dışında dertli vatandaşların sayısı artmış durumda.” dedi.

Akaryakıta gelen zam ve vergilerdeki artış sonrası vatandaşın akaryakıt harcaması ve vergi ödemelerinde kredi kartı kullanımındaki artışın dikkat çekici olduğunu ifade eden Gürer, “Bir önceki ay kredi kartından ödeme yapılan kamu/vergi ödemleri, 2 milyar 977 milyon TL’den 15 milyar 85 milyon TL’ye çıkmış durumda. Akaryakıt ödemeleri 8 milyar 846 milyon TL iken bu ay 12 milyar 260 milyon TL’ye ulaştı. Yaklaşık 4 milyar akaryakıtta 13 milyar vergi ödemelerinde artış yaşanmıştır. Kredi kartı harcamalarının yüzde 15’ini oluşturan 27 milyar TL bu iki kalem harcamaya kullanılmıştır” şeklinde konuştu.

“Vatandaş vergi ödemesini kredi kartından yapıyor”

CHP’li Gürer, “Kredi kartından ödemesi yapılan vergiler ekstreye borç olarak yansırken bankaların sağladığı avantajlar doğrultusunda vergi borcunun taksitlendirilmesi mümkün olabiliyor. Yani vergi taksitlendirmesi bankanın müşterilerine sunduğu hizmetlere göre farklılık gösterebiliyor. Bu sebeple çok sayıda vatandaş vergi ödemesini kredi kartından yapıyor. Bu sayede ödeme imkânı yokken vergisini ödemiş oluyor ancak gelecek ayki gelirini bağlamış oluyor.

Hayat pahalılığının bu denli arttığı bir ortamda vatandaş mecbur kredi kartına yükleniyor. Enflasyon karşısında geliri değer kaybeden vatandaş, borcunu ödeme zorluğu çekiyor veya ödeyemiyor. İcra dairelerindeki dosya sayısındaki artış ve negatif nitelikli kredi ve kredi kartı sayısının artması da bunun somut göstergesidir. 21 milyon aşan icra dosyalarının yanında kredi kartını ödeyemediği için takibe düşenler de var. Kara listedeki vatandaşlar, Risk Merkezi’nin verilerine göre son beş yılda bankalar tarafından kredi kartı ve/veya bireysel kredi borcu yüzünden icra takibine alındığı halde borcunun tamamını ödeyemeyenlerin sayısı ise 3 milyon 840 bin kişiyi geçti.

Risk Merkezi’nin verilerine göre Mayıs 2023 itibariyle toplam 38 milyon 565 bin vatandaşın bankalara ve finansman şirketlerine bireysel kredi borcu bulunuyor. Bankalara kredi kartı borcu bulunanların sayısı ise aynı tarih itibariyle 37 milyon 892 kişi olarak açıklandı. 27 milyon 873 bin kişinin de kredili mevduat hesabı bulunuyor. Bu rakamlar birçok kişinin aynı zamanda hem bireysel kredi hem kredi kartı hem de kredili mevduat hesabı borçlusunun olduğuna işaret ediyor” dedi.

(Kaynak: Gazete Pencere)

Paylaşın

CHP’li Sarıgül’den “Değişim” İsteyenlere Sert Tepki

Cumhuriyet Halk Partisi’nde 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. Son olarak CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Mustafa Sarıgül, parti içindeki lider ve yönetim değişimi çağrıları hakkında Haber Global’den Çağlar Cilara’nın sorularını yanıtladı.

“Gerçek CHP’lilerin böyle bir değişim istediği olmadığını” savunan Sarıgül, “Tencere kaynarken, maymun oynarken herkes yanınızdadır. Tencere kaynamadığı zamanda da gerçek dostlar yanınızda olur. Tarihi kolay işten çıkanlar yazmaz, zor işten çıkan kahramanlar yazar. Bugün delikanlı, mert olanların, omurgalı siyaset yapanların yapması gereken tek iş canla başla çalışan ve helalleşmeyle birlikte hiç bir araya gelmeyen insanları bir araya getiren ve yüzde 48 oy alan Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durma zamanıdır. Gün birlik, beraberlik zamanıdır, ayrışma değil kucaklaşma zamanıdır” diye konuştu.

Cilara’nın “CHP şu aşamada değişime ihtiyaç olmadığını düşünüyorsunuz anladığım kadarıyla” sözlerine yanıt veren Sarıgül, “Kesinlikle. Şu anda CHP’de tek ihtiyaç var, yerel seçimlere nasıl hazırlanabiliriz, yerel seçimlerde bu başarıyı nasıl elde edebiliriz” dedi.

Seçim gecesi “Siz kaybetmediniz, biz kazandıramadık” şeklinde paylaşım yaptığını hatırlatan Mustafa Sarıgül, “Bugün değişim isteyenler, güzel kardeşlerim, aslan parçaları, yiğitler siz zaten o işin başındaydınız, o işin içindeydiniz. Benim gibi bir tek Erzincan’a mahkum olmadınız. Genel Başkanımız her türlü önünüzü açtı, siz zaten bu çalışmaları yaptınız. Orada bir kayıp varsa, kusura bakmayın, o kaybın baş sorumlusu sizsiniz kardeşim” ifadelerini kullandı.

“Lider, kadro, proje”

Çağlar Cilara’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve değişim isteyen diğer isimlere “Kılıçdaroğlu’na yeteri kadar oy toplayamadınız, getiremediniz” şeklinde bir eleştiri mi yönelttiğini sorması üzerine Sarıgül, “Kesinlikle. Kardeşim başarı 3 şeyden geçiyor: Lider, kadro, proje. Lider çalışıyor, peki kadrosu olarak ne yaptınız? Bu çalışmalarda hiç mi kabahatiniz yok?” dedi ve şöyle devam etti:

“Siz Şırnak’ta, Batman’da, Silopi’de, Cizre’de, Mardin’de, Yozgat’ta, Nevşehir’de, Rize’de, Trabzon’da, Edirne’de kaç kere miting yaptınız, kaç kere görev yaptınız, kaç kere gittiniz? Bu soruları lütfen kendinize sorun. Sadece CHP’nin güçlü olduğu İstanbul’da, Şişli’de, Kadıköy’de, Beyoğlu’nda, İzmir’de, Konak’ta siyaset yapmakla siyaset olmuyor. Gel bakalım aslan parçası gel, Erzincan’a bir siyaset yap da neyin ne olduğunu gör. Gel de bir selam ver bakalım nasıl oluyor bu işler? Gel bakalım CHP’nin uzun yıllar milletvekili çıkaramadığı yere gel de burada siyaset yap. Bulunduğun makamlarda, koltuklarda konuşmak kolay.”

Paylaşın

“Değişim” Tartışmaları: CHP Genel Merkezinde Neler Konuşuluyor?

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nın yakın çevresi de tüm bu eleştiri ve açıklamaları yakından izliyor.

Mevcut yönetiminde CHP’yi yerel seçimlere Kılıçdaroğlu’nun götürmesi gerektiği fikri hakim. Bu çevrede “Kılıçdaroğlu önderliğindeki yenilenmenin” yeni bir sinerji yaratacağı düşünülüyor. Kılıçdaroğlu, şimdiye kadar her ne kadar “Ben adayım demem” demese de kurultayda aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem de Kılıçdaroğlu’nun aday olması için imza toplayacaklarını açıklamıştı. Bu nedenle özellikle il kongrelerinde seçilecek yeni kurultay delegelerinin önemine dikkat çekiliyor. Kurultayda, illerden toplam bin 200 delege seçilecek.

Her il toplam milletvekili sayısının iki katı sayıda delege seçebiliyor. Toplama 98 milletvekili olan İstanbul 196 delege, 36 milletvekili olan Ankara 72 delege seçiyor. Bu nedenle büyükşehirlerde belirlenecek delege seçimlerinde genel merkez ile muhalif isimlerin yarışa girmesi bekleniyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” çağrıları sonrası CHP’deki tartışmaların bu hafta sonu başlayacak ilçe kongreleri ile daha derinleşmesi bekleniyor. İmamoğlu ayrıca önümüzdeki hafta bir “değişim manifestosu” açıklayacak. Bu manifestonun da parti içindeki cepheleri keskinleştireceği tahmin ediliyor.

İmamoğlu’nun şimdiye kadarki çıkışlarında bir genel başkan değişikliğini mi, yoksa parti ideolojisi veya söylem değişikliğini mi kast ettiği konusunda net bir çerçeve yok. Ancak İmamoğlu geçen hafta Gazete Oksijen’e yazdığı yazıda bir lider tarifi vermiş ve “Demokratik lider beklentilerin gerisinde kaldığında görevi bırakmayı bilir” ifadelerini kullanmıştı.

“Değişim tartışmasına ilişkin açıklama yapacağım”

İki hafta önce partinin üst düzey isimleriyle gerçekleştirdiği Zoom toplantısıyla gündeme gelen İmamoğlu, son olarak CHP’nin eski genel başkanları Altan Öymen ile Hikmet Çetin ve eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın’la bir araya geldi. Pazartesi akşamı gerçekleşen bu buluşmaya ilişkin soruları yanıtlayan Murat Karayalçın, Beylikdüzü Belediyesi’nin etkinliğine katıldıklarını ve ardından da İmamoğlu ile görüştüklerini söyledi.

Karayalçın, “CHP’liler bir araya gelince konu elbette CHP’ye gelir. Ben son dönemde yapılan tartışmaların doğru olduğunu düşünüyorum. Tartışarak doğru yol bulunur. 2023 yenilgisini tartışarak, eleştirerek, konuşarak çözümleriz. Ekrem Bey’in Oksijen Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmeyi de okudum. Her eleştiri her değerlendirme çok önemli. Bunları konuştuk” dedi. Eleştirilerin parti hukuku ve saygınlığı içerisinde olması gerektiğini belirten Karayalçın, “Her konuda açık olmalıyız. Genel başkanların saygınlığını da zedelememeliyiz” şeklinde konuştu.

Görüşmede İmamoğlu’nun beklenen çıkışına ilişkin kendilerine bir değerlendirme yapılmadığını ifade eden Karayalçın, önümüzdeki günlerde kendisinin değişim ve dönüşüm tartışmalarına ilişkin bir açıklama yapacağını söyledi.

İmamoğlu genel başkanlığa aday olacak mı?

DW Türkçe’den Kıvanç El‘in İmamoğlu’na yakın isimlerden edindiği bilgilere göre, önümüzdeki hafta yapılması beklenen açıklama İmamoğlu’nun süreçteki en önemli adımlarından biri olacak. Açıklamanın tarihinin 10 Ağustos olacağı söyleniyor. 5 Ağustos tarihinde başlayacak ilçe kongrelerini izleyecek olan İmamoğlu’nun genel başkanlığa adaylığını ilan etmesi beklenmiyor, ama “genel başkan değişiminin neden olması gerektiğini” anlatacağı ifade ediliyor.

İmamoğlu’nun ilçe kongrelerinin ardından 16 Eylül’de başlayacak olan il kongrelerine kadar girişimlerini sürdüreceği, il kongrelerinin ardından da genel başkan değişimini “isim” üzerinden konuşmaya başlayacağı tahmin ediliyor.

İmamoğlu’na yakın isimlerin verdiği bilgiye göre İmamoğlu’nun atacağı adımlarda yapılan bir saha çalışması dikkate alınıyor. Söz konusu çalışmada, “Genel başkan değişikliği olmaması halinde İstanbul, Ankara gibi büyükşehirler kaybedilebilir” tespitinin yapıldığı belirtiliyor. Mayıs seçimlerde yaşanan yenilginin belli bir kesimde yılgınlık ve öfkeye neden olduğu sonucunun elde edildiği çalışmaya göre CHP’de değişim olmaması halinde bu seçmen kitlesi sandığa gitmeyebilir.

Bu verileri değerlendiren İmamoğlu’nun önünde ise farklı ve zorlu yollar var. İmamoğlu’nun CHP genel başkanlığına aday olmaya karar vermesi halinde İBB’yi bırakması gerekecek. İBB’nin AKP’ye kaybedilmesi durumunda ise tepkilerin İmamoğlu’na yönelmesi söz konusu. CHP’nin bir kesiminde “İmamoğlu’nun halkta karşılığı olsa da CHP delegelerinde olmadığı” düşünülüyor. Bu da olası adaylıkta İmamoğlu’nu yıpratabilecek bir süreç olabilir. Bu nedenle en riskli seçenek olarak genel başkan adaylığı görülüyor. İmamoğlu’nun yakın çevresinde bu riski alması gerektiğini düşünenler de azınlıkta değil.

İmamoğlu için diğer bir yol ise İBB adaylığı. Aday olup bir kez daha kazanması durumunda “gücüne güç katacağı” değerlendiriliyor. İmamoğlu’nun tekrarlanan seçimle birlikte ikisi 2019’da olmak üzere İBB’yi kazanıp üç kez AKP’yi yenmiş olmasının oldukça güçlü bir siyasi argüman olacağı ifade ediliyor. Ancak bu o kadar kolay değil. İmamoğlu çevresi yapılan saha çalışmasını da dikkate alarak “Genel başkan değişikliği olmazsa İBB’yi kazanmak zor” yorumu yapıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıkta kalması halinde ise ittifakın genişletilmesinin daha zor olacağı ve partilerin kendi adayları ile yarışmasının AKP’ye yarayacağı düşünülüyor.

“Özgür Özel formülü” olur mu?

Tüm bu olasılıklara paralel bir de “Özgür Özel genel başkan adayı olsun” formülü tartışılıyor. CHP Grup Başkanı Özgür Özel ile yapılacak bir ittifakın “kazan-kazan” modeli olabileceği değerlendiriliyor. Değişim çağrısı yapan isimlerden biri olan Özel, Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı bir açıklamada “parti içerisinde reform ve devrimlerin yapılmasının” şart olduğunu ifade etmişti. Özel’in İstanbul seçimlerinde CHP adına en fazla oyu alabilecek siyasinin İmamoğlu olduğunu sözlerine eklemesi ise “İmamoğlu’nun İBB’de kalmasından yana” yorumlarına yol açmıştı.

Bu muhtemel işbirliğine ilişkin “İmamoğlu destek verirse Özgür Özel emanetçi olarak algılanır” şeklinde çekinceler de var. Ancak bu yoruma İmamoğlu çevresi katılmıyor. İmamoğlu’na yakın isimlerden biri DW Türkçe’ye “Özgür Özel genel başkan seçilirse Ekrem İmamoğlu kendisi ile sadece uyumlu çalışır. ‘Emanetçi’ gibi bir algı yaratılmasını herkesten önce Ekrem Bey istemez” yorumunu yaptı.

Kılıçdaroğlu’nın yakın çevresi de tüm bu eleştiri ve açıklamaları yakından izliyor. Mevcut yönetiminde CHP’yi yerel seçimlere Kılıçdaroğlu’nun götürmesi gerektiği fikri hakim. Bu çevrede “Kılıçdaroğlu önderliğindeki yenilenmenin” yeni bir sinerji yaratacağı düşünülüyor.

Kılıçdaroğlu, şimdiye kadar her ne kadar “Ben adayım demem” demese de kurultayda aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem de Kılıçdaroğlu’nun aday olması için imza toplayacaklarını açıklamıştı. Bu nedenle özellikle il kongrelerinde seçilecek yeni kurultay delegelerinin önemine dikkat çekiliyor. Kurultayda, illerden toplam bin 200 delege seçilecek. Her il toplam milletvekili sayısının iki katı sayıda delege seçebiliyor. Toplama 98 milletvekili olan İstanbul 196 delege, 36 milletvekili olan Ankara 72 delege seçiyor. Bu nedenle büyükşehirlerde belirlenecek delege seçimlerinde genel merkez ile muhalif isimlerin yarışa girmesi bekleniyor.

Kurultayda genel başkanlığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde İmamoğlu’nun nasıl bir yol izleyeceğine dair sorunun yanıtı ise şu aşamada yok. “Ekrem İmamoğlu İBB’ye aday olmama seçeneğini masaya koyar mı?” sorusuna İmamoğlu’na yakın isimler, “bunun bugünden konuşulamayacağı” karşılığını veriyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun kazanması durumunda İmamoğlu’nun kenara çekilerek bir süre beklemesi gerektiğini düşünen kurmayları da var.

Paylaşın

CHP’de İstifa Depremi: Gaziantep İl Başkanı İstifa Etti

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Gaziantep İl Başkanı Neşet Uçar görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Dün yapılan İl Yönetim Kurulu toplantısının ardından istifa ettiğini açıklayan Neşet Uçar, “Partimizin Gaziantep’te uzun bir zamandan bu yana düşüşte olan oylarını %15’ten alarak %20.4’e çıkardık. Ancak bu artış seçimleri kaybetmiş olmamız nedeniyle bir anlam kazanamadı” dedi.

Konuyla ilgili sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Uçar, “Tüm kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere partimizde kongreler takvimi başladı. Parti içi demokrasimize katkı sağlamak amacıyla 2 yılı aşkın süredir gururla sürdürdüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep İl Başkanlığı görevimden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

Uçar paylaşımında şunları yazdı:

“Değerli Cumhuriyet Halk Partililer, Kıymetli Gaziantepliler; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gelecek nesillere bıraktığı en büyük miras olan Cumhuriyet Halk Partisini bir adım ileri taşımak için hayatım boyunca mücadele ettim.

14 ve 28 Mayıs seçimlerine giden süreçte de İl Başkanı olarak partimizin alabileceği en yüksek oyu alabilmesi için mücadele ettik. Partimizin Gaziantep’te uzun bir zamandan bu yana düşüşte olan oylarını %15’ten alarak %20.4’e çıkardık. Ancak bu artış seçimleri kaybetmiş olmamız nedeniyle bir anlam kazanamadı.

Tüm kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere partimizde kongreler takvimi başladı. Parti içi demokrasimize katkı sağlamak amacıyla 2 yılı aşkın süredir gururla sürdürdüğüm Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep İl Başkanlığı görevimden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum.

Bundan önceki yaşamımda nasıl partimin emrindeysem bundan sonra da partimin emrinde olacağımın tüm kamuoyu tarafından bilinmesini isterim.

Görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız İlçe Başkanlarımız başta olmak üzere tüm il yönetim kurulu üyelerimize, birlikte görev yaptığımız milletvekillerimize ve Karkamış Belediye Başkanımıza teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.”

Paylaşın

İBB Başkan Ekrem İmamoğlu’nun Önündeki Üç Senaryo!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası yaşanan “değişim” tartışmaları devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını bir hafta içerisinde açıklayacağını belirten Sözcü yazarı İsmail Saymaz,, İmamoğlu’nun önünde üç senaryo bulunduğunu kaydetti.

“İmamoğlu’nun zor kararı” başlıklı yazısında İsmail Saymaz, “İmamoğlu, üç senaryodan birini tercih ederek, 1 hafta içerisinde yol haritasını açıklayacak. İBB Başkanı, İstanbul’u kaybetmeden CHP’yi kazanmak istiyor. Mümkün mü? Zor…

Hem de çok! İmamoğlu, kritik bir kararın eşiğinde… İstanbul’u kendi elleriyle iktidara vermenin siyasi maliyeti mi? Yoksa Erdoğan’ı kendi kalesi gördüğü şehirde bir kez daha kez yenmenin mükafatı mı? İmamoğlu, eğer başarırsa muhalefetin tartışmasız lideri olacaktır” yorumunda bulundu.

Saymaz, İmamoğlu’nun önündeki üç senaryoyu şöyle aktardı: “İBB başkanlığına aday olmak: İmamoğlu CHP’nin İstanbul’da çıkarabileceği en güçlü aday. Belki de tek… Hatta ben AK Parti’nin İmamoğlu çapında aday bulmakta zorlandığını düşünüyorum.

Ancak bu durum, İBB başkanlığına aday olduğunda İmamoğlu’nun kesinlikle kazanacağı anlamına gelmiyor. AK Parti ve MHP’nin ortak aday çıkaracağı ihtimali düşünüldüğünde İmamoğlu’nun zafer elde etmesi için muhalif kitlelerdeki ölü toprağının kaldırılması, Millet İttifakı ve HDP desteğinin sağlanması gerekiyor.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak kaldığı CHP, seçmende 2019’daki motivasyonu yaratamayabilir. Daha şimdiden İyi Parti ile Saadet – Gelecek ayrı hareket edeceklerini, HDP aday çıkaracağını ilan etti.

Sadece İstanbul değil, Ankara, Antalya, Hatay, Mersin, Adana ve Eskişehir de elden gidebilir. İmamoğlu’nun karizması İstanbul’u almaya yetmeyebilir.

CHP liderliğine aday olmak: İmamoğlu’nun, gelecek ekim ayında yapılacak olağan kurultayda aday olduğu takdirde bütün vaktini kongrelere ayırması, ilçe ve il kongrelerinde Kılıçdaroğlu ile liste liste çarpışması gerekiyor. Ki, zafer çantada keklik değil.

İmamoğlu, olur da liderliği alırsa belediye başkanlığını bırakmak ve belediyenin anahtarını Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’ya vermek zorunda kalacak.

O durumda CHP’liler tarafından çeyrek yüzyıl sonra geri alınan İstanbul’u kendi elleriyle AK Parti’ye teslim etmekle suçlanacak. Bu hiç de haksız bir eleştiri olmaz. İBB yerel seçimlere altı ay kala el değiştirirse CHP döneminde işe alınan binlerce çalışan çıkarılacak.

İmamoğlu’nun işlem ve harcamaları seçimde kara propaganda için kullanılacak. İBB’nin kaynakları AK Parti’ye akıtılacak. İmamoğlu açısından, CHP liderliğine aday olmak sonuçları itibarıyla riskli bir karar…

İmamoğlu-Özel ittifakı: İmamoğlu’nun değişimin fiili lideri olduğu, ancak İBB’yi teslim etmemek adına CHP’nin genel başkanlığını Özel’in üstleneceği bu senaryo sıklıkla dillendiriliyor. AK Parti’nin kuruluş yıllarındaki Erdoğan – Gül formülünü andırıyor.

Ancak Özel’in adaylığı İmamoğlu’nun bizzat sahaya çıkması ve aday olmasıyla aynı sonucu vermeyebilir. Özel’in iyi bir ikinci adam olduğuna kuşku yok. Ne var ki… Birinci adam olmak için İmamoğlu’nun desteğine ihtiyacı var.”

Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’li Özgür Özel: Bu Sonucu Yenilgi Olarak Görmeyenler…

CHP’de yaşanan “değişim” tartışmalarına değinen Özgür Özel, “Bu sonucu yenilgi olarak görmeyenler tabanımızın ve örgütümüzün hissiyatını da anlamıyor demektir. Kendi hissiyatının anlaşılmadığını gören seçmenimiz ve tabanımızda yerel seçimleri de etkileyebilecek bir duygusal kopuş tetiklendi” dedi ve ekledi:

“Bugüne kadar partimizin almış olduğu en ağır yenilgilerde dahi, baraj altında kaldığımızda bile yaşanmamış bir öfke söz konusu. Bu durumun yok sayılması partimizin geleceğine ve yaklaşan yerel seçimlere ilişkin kaygılarımızı artırıyor. Tabanımızın hissiyatını anladığımızı tabanımıza hissettirebilirsek, bu travmadan kurtulup ayağa kalkarak birlikte yeni bir mücadele başlatabiliriz.”

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde hedeflenen başarının elde edilemediği Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP’de Grup Başkanı Özgür Özel, parti içi meseleleri Cumhuriyet’ten İklim Öngel‘e değerlendirdi. Özgür Özel, şunları kaydetti:

“Bu sonucu yenilgi olarak görmeyenler tabanımızın ve örgütümüzün hissiyatını da anlamıyor demektir. Kendi hissiyatının anlaşılmadığını gören seçmenimiz ve tabanımızda yerel seçimleri de etkileyebilecek bir duygusal kopuş tetiklendi.

Bugüne kadar partimizin almış olduğu en ağır yenilgilerde dahi, baraj altında kaldığımızda bile yaşanmamış bir öfke söz konusu. Bu durumun yok sayılması partimizin geleceğine ve yaklaşan yerel seçimlere ilişkin kaygılarımızı artırıyor. Tabanımızın hissiyatını anladığımızı tabanımıza hissettirebilirsek, bu travmadan kurtulup ayağa kalkarak birlikte yeni bir mücadele başlatabiliriz.

“Yeni bir yol haritasının yollarını aramalıyız”

Parti örgütlerimizi, partimize yakın sivil toplum örgütlerini, üyelerimizi, yurttaşları anlayışla ve sabırla dinlememiz gerekiyor. Elbette ilçe ve il kongrelerinin yapılması belli olanaklar sağlayacaktır ancak seçim atmosferi sağlıklı tartışmalara engel olabilir, bu durumda üyelerimizle danışma kurullarını özel gündemle toplamak, eleştirilerini ve önerilerini almak, içinde bulunduğumuz krizi çözmenin, travmayı atlatmanın ve önümüze yeni bir yol haritasını birlikte koymanın yollarını aramalıyız.

Bunları yapmak yerine tabanın ve üyenin tepkisini yok sayarsak, bu onarılmaz sonuçlar doğurabilir. Cumhuriyet Halk Partisi, olması gerekenin çok altında üye sayısına sahip. Üyeyle bağımızı kongre salonlarına sıkıştırmamalıyız, doğal tabanlarımız olan sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, toplum kesimleriyle bağlar kurmamız gerekiyor.

Partimizin üyeleriyle 81 ilde ve neredeyse tüm ilçelerde, sadece Edirne, Antalya, İzmir’de değil, Muş’ta, Iğdır’da, Kilis’te, Rize’de, Kayseri’de, Diyarbakır’da hem partililerimizle birlikte çalışmış, hem vatandaşın partimize ilişkin görüş ve eleştirilerini dinlemiş birisi olarak, birtakım reformları ve devrimleri süratle yapmak zorundayız.

Değişim temalı Zoom toplantısı

Özgür Özel, kendisinin de katıldığı, İmamoğlu liderliğinde yapılan değişim temalı Zoom toplantısıyla ilgili olarak, “Bu toplantının sızdırılmasının ardından Genel Başkanımızla görüşmelerim oldu, ancak bu toplantı özelinde bir konuşma yapmadık” dedi.

“Bir lider görevi ne zaman bırakmalı” sorusunu yanıtlayan Özgür Özel, “Bugünlerde dönem sınırlaması çok tartışılıyor. Bunun olmasının partiye bir dinamizm katacağını değerlendiriyorum. Dönem sınırlaması ölçülebilir, kanıta dayalı bazı koşullar tarif edilerek, mutlak başarı şartıyla istisnaya tabi tutulabilir. Ayrıca bir liderin, partisini iktidara taşıyamayacağına, büyütemeyeceğine inandığı anda görevini bırakması en doğal demokratik beklentidir” yanıtı verdi.

Kurultay’ın 29 Ekim’de olmasını öneren CHP’li Özel, “Kılıçdaroğlu aday olmalı mı?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Genel başkan; aday olsun ya da olmasın, ismi geçenler aday olsun olmasın, Cumhuriyet Halk Partisi, parti içi demokrasi açısından örnek bir süreç işletmek zorunda. Birbirine düşmüş, kavga eden, sevenlerini üzüp, düşmanlarına keyif veren bir süreç yaşanmamalı.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’ye önerdiği demokrasiyi kendi içinde yaşadığını büyük bir özgüvenle gösterebilmeli. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizde liderini çoklu yarışla seçebilen tek parti. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir eksikliği değil, rakiplerine karşı en önemli üstünlüğü.

Partimiz, rakiplerini hain, terörist, sapkın ilan eden anlayışın aksine, farklı hissedenlerin ve düşünenlerin, yönetenler kadar kendisini ifade edebildiği, propaganda imkanlarından yararlanabildiği, en özgür ortamda, en eşit koşullarda yarışabildiği bir parti olarak rakiplerinden ayrışmalıdır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: CHP, Dışarıdan Dizayn Edilmeye Çalışılıyor

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin dışarıdan dizayn edilmeye çalışıldığını belirterek, “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var” dedi ve ekledi:

“Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, muhalif tabandaki karamsarlık hakkında bunun umutsuzluk olmadığını, mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların sosyal medyada değerlendirilmemesi yönünde talimat verdiğini de belirtti.

Kılıçdaroğlu, Sözcü yazarı Aytunç Erkin’e yaptığı açıklamalarla gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, muhalif tabanda seçim sonrası yaşanan hayal kırıklığına ilişkin olarak, “Umutsuzluk değil. Toplumun bir travma yaşadığını kabul ediyorum. Bunu karabasana, umutsuzluğa çevirmek gibi bir geleneğimiz yok ve olamaz. Böyle olmamalı. O zaman her şeyi bırakacağım demektir. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Bütün bu rezaletlere karşı tek sesini çıkaran biziz” yorumunu yaptı.

CHP’nin dışarıdan dizayn edildiğini düşündüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var.

Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların parti içinde görüşülmesi, medya üzerinden değerlendirilmemesi yönünde arkadaşlarına talimat verdiğini ifade etti:

“Yeni seçilen vekil arkadaşlarımla görüşeceğim. Artık parti içi tartışmaları tamamen bir tarafa bırakıyoruz ve ülkenin sorunlarına odaklanıyoruz. Gittiğiniz yerlerde, illerde, ilçelerde özellikle de oyumuzun düşük olduğu yerlerde ziyaretleri gerçekleştirin ve halkla buluşun. Onlara, sorunları nasıl çözeceğimizi anlatın diye talimat verdim. Bu talimata karşı parti içine yönelik konuşmam doğru olmaz. Partideki arkadaşlarım artık bulundukları illerde ilçelerde her yerde halkın sofrasına oturacak ve onların sorunlarını kamuoyuna taşıyacak.”

“Bahçeli, vatandaşa sahip çıksın”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önceki gün Meclis’teki “Özgür Bey’in konuşması çok heyecanlı yapılmış bir konuşma. Aynı zamanda kongre konuşması havasındaydı. Kongre konuşmasına benzer bir konuşma usulüyle. O bakımdan kendi kendime sordum, CHP’de sınıf arkadaşım devam etmezse Ekrem’e karşı Özgür derim” açıklamasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Bahçeli önce milli paramıza sahip çıksın. Bu kadar zam yaşanırken vatandaşa sahip çıksın. (Beş kuruş para dilenmek için Türkiye Cumhuriyeti’nin başındaki kişinin dilenciler gibi gezmesini içime sindiremiyorum) diye açıklama yapsın. Lozan’ı düşünsün, Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu ve şimdi Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu karşılaştırsın. CHP’yi düşünmesin. CHP yolunda gidiyor, Kuvay-ı Milliyeci’dir.”

Paylaşın

Tanju Özcan CHP’den İhraç Edildi: Karar Yargı Yolunda

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın partiden ihracına karar verdi. Özcan’ın avukatı Kübra Özcan, ihraç kararıyla ilgili yargı yoluna başvuracaklarını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Yüksek Disiplin Kurulu’nun 26.07.2023 tarihli toplantısında, Tanju Özcan hakkında CHP Tüzüğünün 68. Maddesi 1- a) ve 1- b) fıkraları uyarınca kesin çıkarma cezası verilmiştir” denildi.

Tanju Özcan ihraç kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerde bulundu: Başarısız Bay Kemal 12 seçim kaybetti ama anahtar liste ile kendi seçtirttiği YDK’ya beni partiden ihraç ettirtti.

Tanju Özcan’ın dosyasının görüşüldüğü CHP YDK’nin ardından açıklama yapan avukat Kübra Özcan, kurula sözlü savunmada bulunduğunu söyledi. Sadece usule ilişkin savunma yaptıklarını belirten Özcan, “Süre talep ettik çünkü yasal savunma süremiz henüz dolmamıştı. Fakat bizim itirazlarımız değerlendirilmeksizin ve süre verilmeksizin ihraç kararı çıktı. Bu itirazlarımız değerlendirilmediğinden kararı kabul etmiyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Armağan Çağlayan’ın YouTube programında tüp bebek tedavisi için kendisinden yardım isteyen bir kadınla ilgili anısını anlatırken kullandığı cinsiyetçi ifadeler tepki çekince CHP, Tanju Özcan’ı 26 Eylül 2022’de 1 yıl süreyle ihraç etti.

Geçici ihraç süresi dolan Tanju Özcan, 13 Haziran’da CHP’ye döndü. Özcan, partiye dönüşünün ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na değişim çağrısı yaptı.

Özcan, 2024’teki yerel seçimlere aynı kadro ve söylemlerle gidilmesi halinde partinin başarı şansı olmadığını savundu, “Aynı moral bozukluğuyla devam edilirse seçimde başarı, altılı ganyanda en fazla oran veren sürpriz ata oynamak gibi bir şey, keloğlanın yeniden saçlarının çıkmasını istemek gibi bir şey olur” dedi.

Özcan’ın sosyal medya paylaşımlarının parti tüzüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle ‘kesin ihraç’ talebiyle ikinci kez Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildi. Özcan bunun üzerine Bolu’dan CHP’nin Ankara’daki genel merkezine ‘Değişim ve Adalet’ yürüyüşü yaptı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Çaldığınız Servetin Esiriyseniz, Ülkeyi Yönetemezsiniz

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar. O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi. Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda ise, Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor.

Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor. Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dünya kadar sorunumuz var ama bu sorunlar sadece bugüne özgü değil. Tarihimize baktığınızda o tarihlerde de ciddi sorunlar vardı ama o sorunlar, akılla, bilgiyle, birikimle ve güçlü bir iradeyle yenildi.

O sorunlardan birisi de Osmanlı’nın yıkılışı ve yıkılan bir imparatorluktan genç bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkmasıydı ve bu genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan’da bütün egemen güçlere karşı mücadelesini verdi; büyük bir başarının altına imza attı ve Türkiye’nin bağımsızlığını bütün dünyaya duyurdu ve onaylattı. Dolayısıyla biz, Lozan’ın 100. Yılında bu büyük başarıya imza atan ve aramızda olmayan bütün kahramanlara, devletin bütün yöneticilerine başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere hepsine şükran borçluyuz.

Onlar, bir tarih yazdılar ama kulaklarımıza küpe olsun diye rahmetli İsmet İnönü 15 Ekim 1973’te TRT’de Nazmi Kal ile yaptığı bir söyleşi var. Orada rahmetli İnönü’nün anlattığı bir öykü var. ‘Batılılar Lozan’ı istemeye istemeye kabul etti diyor. Doğrudur.

Emperyal güçler, Osmanlı’yı parçalamak ve yemek istiyorlardı. Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon ve Amerikan delegesi oturuyorduk. İngiliz delegesi Lord Curzon, Lozan’dan memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Ne ile nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var (Amerikan delegesini işaret ederek) bir de ben de var. Geleceksiniz, para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz. Reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim’ dedi.

Bunu hiçbir zaman unutmam diyor rahmetli İsmet İnönü. Ve unutmadı. İktidarı muhalefete devrettiği zaman da Merkez Bankası’nın kasasında 122 ton altın vardı. Dolayısıyla bugün aradan 100 yıl geçmesine karşın bugün devleti yönetenlerin kapı kapı gezip para dilendikleri bir ortamı yaşıyoruz. 100 yıl önce hangi mücadeleyi verdik; 100 yıl sonra hangi noktadayız? Bunu bizi dinleyen bütün vatandaşlarımın unutmaması gereken bir gerçek olduğunu bilmelerini isterim.

24 Temmuz aynı zamanda Basın Bayramı. Basında sansürün kaldırılışının tam 115. Yıl dönümüydü dün. Hapishanelerimizde gazeteciler var. Merdan Yanardağ şu anda hapiste. Üstelik tutuklu yani mahkum değil. Medya üzerindeki baskıları görüyoruz. Bunları yaşıyoruz. Dünyada basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 165. Sıradayız.

Bu ayıp bile hangi noktada olduğumuzu gösteriyor. Adliyelerde haber takibi yapanlar var. Bu yılın ilk 7 ayında, o haber takibi yapan gazetecilerin tam 364 kez hakim karşısına çıktığını da bilmenizi isterim. Haber takibi yapan tekrar hakim karşısına çıkıyor sorgulanmak üzere. Bu arada doğru haberlerin de engellendiğini biliyoruz. Ama medyada bir özgürlüğün olmadığını da günlük yaşamımızda da olsa görüyoruz ve yaşıyoruz.

Akbelen’de kadınlar direniyor. Köylü kadınlar direniyor. CHP Grubu’ndan Akbelen’de direnen, ormanı için, ağacı için direnen o kadınlara buradan güzel bir alkış gönderelim lütfen. İki yıldır mücadele ediyorlar. Dün güvenlik güçleri TOMA’larla engellemek istedi. Yahu neyi engelliyorsunuz? Ağacı korumak suç mu? Doğayı korumak suç mu? Onlar kendileri için değil o coğrafyada yetişen evlatları için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla onların mücadelesi, toplumun her kesimine örnek olsun diyelim.

Dimitry Orlov’un güzel bir ‘toplumların çöküşü’ teorisi vardır. Şöyledir: Toplumların çöküşü, beş ana aşamada meydana gelir der. Birinci aşama, finansal çöküştür. Yani kurumlar borçlarını ödeyemez noktaya gelirse bir finansal çöküşle karşı karşıya kalırsınız.

İkincisi, ticari çöküştür der. Yani yerli para değerini kaybeder, paradan kaçış başlar ve yatırımcı önünü göremez; dolayısıyla ticari çöküş gündeme gelir. Üçüncüsü, politik çöküş der. Hükümet meşruiyetini ahlaki ve siyasi olarak ve yönetim kabiliyetini kaybeder. Evet ahlaki ve siyasi açıdan sorgulanan bir hükümet var. Zaten liyakat denen bir olay da Türkiye’de söz konusu değil.

Dördüncü çöküş, sosyal çöküş. Aile yapısının kökten sarsılması, boşanmaların artması, işsizliğin artması, uyuşturucu bataklığına o ülkenin sürüklenmesi, intihar vakalarının artması sosyal çöküşün habercisidir diyor. Beşincisi kültürel çöküş. Ahlaki değerlerin temelden sarsılması. Adalet duygusunun giderek zayıflaması, devleti soyanların itibarlı hale gelmesi. Savurganlığın, saygınlık olarak algılanması… bunlar da kültürel çöküşün ana parametreleridir. Toplumların çöküşünde Orlov, bunlar anlatıyor.

Haziran ayında 219 milyar lira bütçe açık verdi. Yani para yok ama harcıyorsunuz. Hazine’nin ödeyeceği kısa vadeli borç, vadesine bir yıldan daha kısa zaman kalan dış borç 207 milyar dolar. Tam bir rekor. Hem dış borcu ödeyip hem de cari işlemler açığını finanse edebilmeniz için 207 milyar doların 270 milyar dolara çıkması lazım.

Yani bir yıl içinde 270 milyar dolar para bulmanız gerekiyor. Neden gidip el etek öpüyorlar, neden düne kadar şerefsiz dediklerinin saraylarına gidip ‘yahu biz ettik sen etme, ne olursun para ver’ diye dilenenlerin arkasındaki gerçek bu. Bütün bunlara rağmen hani olur bu kadar borç olur ama Merkez Bankası’nda da paranız olur. Yok. Merkez Bankası’nda eksi 48 milyar dolar…

Merkez Bankası’nın da rezervi böyle. Bunun yanında kur korumalı mevduat var. Bu yıl ve geçen yıl 117 milyar lira para ödendi kur korumalı mevduat sahiplerine. Bunlar hem vergi ödemeyecekler hem paraları dolar bazında garanti altında. Türk lirasına güven tamamen kaybolmuş vaziyette yani ticari çöküş. Bankada hesapları olanların yüzde 67’si döviz üzerinden tutuyor parasını.

Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini üç görüşle ifade edeceğim. Bir, diyor ki Türkiye ‘Sana borcumun anaparasını ödeyemiyorum. Param yok. Sana anaparayı ödemek için bana borç ver.’ İki, ‘Senden aldığım borcun faizini de ödeyemiyorum. Param yok. Anapara dışında faizini de ödemem için bana borç ver.’ Üç, ‘Ayrıca bütçede açığım var. Bu açığı kapatmam için de bana borç para ver.’ Lozan dedik, rahmetli İsmet İnönü dedik. Lord Curzon’un ‘geleceksin Türkiye’yi imar etmek için, fakir fukara bir ülkesin, ben o zaman cebime koyduklarımı senin önüne koyacağım…’ Türkiye’nin geldiği nokta budur.

Vatandaş icra dairelerinde… -Oradan da bir rakam vereyim. Geçen yılın 1 Ocak’la 22 Temmuz arasında geçen yılla aynı döneme baktığınızda icra dosyalarındaki artış, yüzde 63. İnsanlar icradan kaçınmak için adreslerini de değiştiriyorlar. Vatandaş maalesef borç batağında. Tek kişilik hükümet kuruldu. Yetkiyi aldı ve bu tabloyu değiştirmek istiyor. Bir, ne yapmam lazım diyor? Yeni vergiler getirmem lazım diyor. Mükerrer vergiler dahil. İnsafsız zamlar… Onun dışında bir şey yapılmadı.

Bunun için TBMM’ye bir ek bütçe getirdiler. 1.1 trilyon liralık bir bütçe. Saygın bir yatırım kuruluşu var. Bu bütçede bir hesaplama yapıyor. Diyor ki, ‘Zamlar ve ek vergilerden gelecek paranın tutarı, 265 milyar liradır.’ Oysa Mayıs’tan Haziran’a yani bir ayda devletin borcu tam 900 milyar lira arttı. Mayıs’tan Haziran’a dövizdeki oynama nedeniyle devletin borcu 900 milyar lira arttı. Devletin yönetilmediğini artık hepimiz biliyoruz. Biz borç para vermek isteyenler de bu gerçeği biliyor. O nedenle diyorlar ki, ‘Limanları vereceksin bana. Arsaları arazileri vereceksin bana.

Ben çalıştıracağım.’ O zaman sana borç veririm diyor. Bu, devleti yönetememenin gerçek bir tablosudur. Akaryakıt zamları, vatandaşın cebinden çalınan paradır. Bu gerçeği, hiç kimsenin unutmaması lazım. O nedenle biz, yapılan uygulamayı bir ekonomik soykırım olarak tanımlıyoruz. 85 milyonu bir avuç kişiye hizmet eder hale getirmek, bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir. Dikkat ederseniz alınan önlemler arasında saray harcamaları dolayısıyla bir israf genelgesi yok. Sarayda her şey mükemmel.

Hiç kimse biriktirdiği veya çaldığı servetin esiri olmamalıdır. Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar.

O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor? Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi.

Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var. Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si.

Sarayın Türkiye’sine bakalım. Kimler var burada? Erdoğan ailesi var. Beşli çeteler var. Dört beş yerden aylık maaş alanlar var. İhale takipçileri var. Rüşvet alan büyükelçiler var. Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiler var. Rüşvet alanları meşrulaştıranların tamamı sarayın Türkiye’sinde. Sarayın Türkiye’sinde yaşayanların kira derdi diye bir şeyleri yok.

Elektrik parası, doğalgaz parası, yakıt parası diye bir dertleri yok. Sarayın Türkiye’sinde asla ve asla işsizlik diye bir dert yok. Herkes malı götürmekle meşgul. Sarayın Türkiye’sinde oturanlar, vatandaşın kanına ekmek doğrayanlardır. Onların alın terini sömürenlerdir. Ev sahibiyle, kiracılar arasında kavgalar oldu, cinayetler işlendi. İktidar sahipleri gördüler mi kiralardaki artışları? Görmediler. Çünkü, sarayın Türkiye’sinde kira yok. Vatandaşın Türkiye’sini hepiniz biliyorsunuz.

Devletin hazinesini düzeltmek istiyorsanız bu soyguna son vereceksiniz. Akıl var, mantık var, bilgi var, adalet var, dolarla verdiğin garantilerin tamamını Türk lirasına çevireceksin kardeşim bu kadar açık. Tasarruf yapacaksan vatandaştan değil, saraydan başlayacaksın. Genelge çıkaracaksan saraydan çıkaracaksın.

Bütün bunların temelinde adaletsizlik yatıyor. Adaleti dağıtan organın adına da biz, mahkeme diyoruz. Hakim, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Barış Terkoğlu, 10 Temmuz’da bir yazı yazdı Cumhuriyet gazetesinde. Yargıdaki bozulmayı anlattı ve o yazı karşısında bekledi ki Adalet Bakanlığı ya da Hakimler Savcılar Kurulu’ndan bir açıklama gelir ‘ya böyle bir şey yoktur’ denir. Ama bu çok önemli bir yazı ve bu yazı şu anda adeta sahipsiz. Bu yazıda, yazılanları soru haline getirdim. Bu soruları arkadaşlar bir sorsunlar bakalım. Sorular şu:

Önceki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Daire Başkanı Halil Koç ve Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, seçimlerden önce nisan ayında İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkanı Ramazan Acar’ı Ankara’ya kendisiyle görüşmek üzere çağırdılar mı, çağırmadılar mı?

Ankara’da yapılan görüşmede Halil Koç ve Hasan Yılmaz, Mahkeme Başkanı Hasan Acar’ı tehdit etti mi, etmedi mi? Tehdit gerekçesi de şu: Elinde bir dava var. Davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması lazım. O yüzden 3 Mayıs’taki duruşmada mutlaka karar vermenizi istiyoruz. Dava dosyasının karar aşamasına gelmemiş olmasının hiçbir önemi yok diyor. Sen karar ver, gerisini bize bırak diyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir soygun düzenidir?

Yine aynı şekilde ilgili firma lehine karar verilmesi için İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkan ve üyelerine baskıda bulundu mu, bulunmadı mı?

Yeni Adalet Bakanı’nın atanmasına bir gün kala 1 Haziran 2023 tarihinde Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Dairesi’ne gidip davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması gerektiğini, mahkeme heyetinin arıza çıkararak duruşmayı ertelettiğini söyleyerek, heyetteki arıza çıkaranların yerine yeni heyet atanması gerektiğini söyledi mi, söylemedi mi?

3 Mayıs 2023. Bu duruşmada bütün baskılara rağmen karar verilmemiş olması nedeniyle, hakim iradesini sarayın ipoteğine vermemiş bir insan. Hakim diyor ki daha henüz dosya tamamlanmadı, karar vermiyorum. Mahkeme başkanı ve üyesi talepleri de olmamasına rağmen kararname öncesi alelacele başka mahkemelere sürüldü mü, sürülmedi mi? Yine kararname dışı, yerlerine başka hakim atandı mı, atanmadı mı?

İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi’ne yeni atanan hakimler istenen şekilde, firma lehine karar verdi mi, vermedi mi?

“Neron Roma’yı yaktı, Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor”

Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor. Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor.

Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.”

Paylaşın

“Değişim” Tartışmalarının Yaşandığı CHP’de Parti Meclisi Ne Mesaj Verdi?

28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de tartışmaların oluşturduğu gerilim hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; CHP’de seçimlerin kaybedilmesi ile başlayan “değişim” tartışmaları ile parti içi tartışmaların ele alındığı “zoom toplantısı”nın sızdırılması sonrası gerçekleşen Parti Meclisi’ne değişimin gerginliği de yansıdı. Karşılıklı sert eleştirilerin yapıldığı 12 saatlik toplantıda yapılan oylamada il başkanlarının göreve dönüşüne onay çıkmadı ancak muhalifler gücünü göstermiş oldu.

CHP’de seçimlerin ardından kurultay süreçleri başlamasına karşın parti içerisinde sancılı bir değişim tartışması yaşanıyor. Bu sancılar hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

Ekrem İmamoğlu öncülüğündeki “zoom toplantısı”na katılan isimlerden Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, eski MYK üyeleri Bülent Tezcan, Onursal Adıgüzel, Tekin Bingöl ve Muharrem Erkek’in arasında olduğu PM üyeleri, toplantıya katıldı.

Parti Meclisi’nde yapılan oylama ne mesaj verdi?

Parti Meclisi toplantısının ana gündemini görevden alınan il ve ilçe başkanlarının itirazları oluşturdu. Genel merkez tarafından görevden alınan Muş İl Başkanı İsmail Adanur, Ağrı İl Başkanı Nihat Aslan, Mardin İl Başkanı Mehmet Kılınçaslan, Kayseri İl Başkanı Zeki Özkan ile İstanbul Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün görevden almaya ilişkin itirazları görüşüldü ve ardından gizli oylama yapıldı.

İtirazların kabulü için 60 üyeli PM’de, 3’te 2 çoğunluk olan 40 oya ulaşılması gerekirken hiçbir oylamada bu sayıya ulaşılamadı. Böylece il ve ilçe başkanlarının görevden alınmasını Parti Meclisi de onaylamış oldu. Ancak parti içi muhalefetin de Parti Meclisi’ndeki gücü ortaya çıkmış oldu.

Muş İl Başkanı Adanur’un itirazı için 31 kabul 30 ret, Mardin İl Başkanı Kılınçaslan’ın itirazı için 31 kabul, 28 ret 2 çekimser oy çıktı. Böylece bu iki il başkanına dair oylamada “değişimci” olarak adlandırılan isimler salt çoğunluğu elde etmeyi başardı. Ancak gereken 40 oya ulaşamadı.

Ağrı İl Başkanı Aslan’ın itirazı için 30 kabul 31 ret, Kayseri İl Başkanı Özkan’ın itirazı için 28 kabul 33 ret oyu çıkarken Beykoz İlçe Başkanı Düzgün’ün görevden alma itirazı için ise 26 kabul 35 ret oyu ile oylama sonuçlandı.

Düzgün’ün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile arasının açık olduğu, İmamoğlu’na yakın bir isim olduğu biliniyordu. Bu nedenle bu görevden almaya dair oylamanın Parti Meclisi’nin İmamoğlu’na desteğini de yansıtacağı yorumları bir süredir yapılıyordu.

“Değişim” çağrıları yapan isimler her ne kadar 40 oya ulaşıp istediği kararı aldıramasa da Parti Meclisi’nde “azımsanmayacak” güçleri olduğu yorumunu yaptıkları da kaydedildi. Bazı oylamalarda salt çoğunluğa ulaşılmasının olası olağanüstü kurultay tartışmalarını da sıcak tutacağı belirtiliyor. Bu nedenle yerel seçimler öncesi Genel Merkez’in bir kurultay kararını gündeme taşımaması durumunda PM’de imza toplanarak olağanüstü kurultayın toplanmasının önünün açılabileceği değerlendiriliyor.

Özdağ eleştirileri

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Toplantıda ağırlıklı olarak muhalif isimler Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası yaptığı açıklamaları gündeme taşıyarak eleştiriler getirdiği, yerel seçimlere giderken kamuoyuna değişime dair doğru mesajların verilememesi durumunda seçimde beklenen hedefe ulaşılamayacağı savunuldu.

Özellikle Ümit Özdağ ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesi yapıldığı ortaya çıkan “gizli” protokolün hem parti içerisinde hem de ittifak ortaklarında bilinmemesinin bir kırılmaya yol açtığı ve seçmende bu durumun “güvensizlik” yarattığı ifade edildi.

“Zoom toplantısı”nda yer alan isimlerden PM üyesi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın da bu toplantıya gelen eleştirilere karşı, “Konuşulanların hangisi gizli, ihanet içeren cümleler. Hepimizin konuştuğu başlıklar yine partililerce değerlendirildi” yorumu yaptığı kaydedildi. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu isimler için “şu anda disipline sevk edilmeyecekleri ancak toplantılara devam etmeleri durumunda sevk edilebileceklerine” dair sözleri de eleştirildi.

“Değişim” isteyen isimlerin bu değerlendirme toplantılarının katılımcıların da artırılarak devam edeceği ifade ediliyor.

“Koltuğa yapışmadım”

Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi. Değişimi yönetecek ismin Kılıçdaroğlu olduğunu belirten üyeler, kurultayın toplanacağını ve kimsenin adaylığının engellenmediğini dillendirdi.

Bazı parti yöneticileri de muhalif kanadın açıklamalarını eleştirilerek, “değişimden kastın ne olduğu hâlâ kamuoyuna anlatılamadı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun hedef alınmadığı söyleniyor ama hedef kim o zaman. Açık ve net olarak ne isteniyorsa söylenmeli” değerlendirmesi yaptığı kaydedildi. Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan bir üyenin de “Değişim isteyenler 20 yıldır bu partide görev alanlar, bu isimlerle mi değişim yapılacak” eleştirisi getirdiği belirtildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında yerel seçimlere odaklanılmasının daha doğru olduğuna dair değerlendirmeler yaptığı da bildirildi.

Öte yandan CHP’den Erzincan milletvekili olarak seçilen Mustafa Sarıgül’ün kurucusu olduğu ve genel başkanlığını yaptığı Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılma kararı da PM’de kabul edildi. Sarıgül, bu karara ilişkin, sosyal medyadan “CHP Parti Meclisi şu an itibariyle Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılımını onaylamıştır. Bu kararla TDP-CHP bütünleşmesi tamamlanmıştır. Bu bütünleşme ülkemiz ve demokrasimiz açısından sevindirici ve gurur vericidir” açıklaması yaptı.

Paylaşın