Adalar Belediyesi AK Parti’ye Geçti

İstanbul Adalar Belediyesi’nde başkan vekilliği seçimi tamamlandı. AK Parti’nin adayı Kemal Türkyılmaz, yapılan oylama sonucunda başkan vekili seçildi. Böylece 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin yönetimine geçen Adalar Belediyesi’nin yönetimi AK Parti’ye geçti.

Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın tutuklanmasının ardından başkan vekilliğine seçilen Medine Pamuk’un 14 Eylül’de sağlık sorunlarını gerekçe göstererek görevinden istifa etmesi üzerine belediye meclisinde yeniden seçim yapılmasına karar verildi. İlk olarak 21 Eylül’de yapılması planlanan seçim, toplantı yeter sayısına ulaşılamaması nedeniyle 23 Eylül’e ertelendi.

Büyükada’daki Taş Mektep’te gerçekleştirilen seçimde AK Parti, Kemal Türkyılmaz’ı; CHP ise Aytül Ekşiyan’ı aday gösterdi. İlk turda Türkyılmaz 5, Ekşiyan 4 oy aldı. İkinci turda ise oylar 4-4 eşitlenirken, Türkyılmaz için kullanılan bir oy geçersiz sayıldı.

İkinci turun ardından seçim sırasında tartışma yaşandı. CHP ve Yeni Parti üyeleri, oylamada usulsüzlük yapıldığını savunarak seçimin iptal edilmesini istedi. Yaşanan gerginliğin ardından salon boşaltılırken CHP ve Yeni Parti üyeleri sonraki turda oy kullanmadı.

Üçüncü turda 5 oy alan Kemal Türkyılmaz, dördüncü turda da aynı oy sayısıyla seçimi tamamladı. Böylece Türkyılmaz Adalar Belediye Başkan Vekili olurken belediyenin yönetimi de AK Parti’ye geçmiş oldu.

Üç CHP’li meclis üyesi disipline sevk edildi

Seçimde AK Parti adayına oy veren üç CHP’li belediye meclis üyesi de gündeme geldi. CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, söz konusu üç üyenin kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini açıkladı.

Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat ise haziran ayında yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmış, ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. Akpolat’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından Medine Pamuk başkan vekili olarak görevlendirilmişti.

Paylaşın

Siyasi Meşruiyet Yargı Eliyle Yeniden Nasıl Üretilir?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve sonrasındaki süreçleri “mutlak butlan” kapsamında değerlendirmesi, aynı zamanda siyasal meşruiyetin üretim rejimlerine ilişkin normatif bir kırılma alanı olarak okunmayı gerektirmektedir.

Haber Merkezi / Söz konusu karar, siyasal meşruiyetin kaynağı, sınırı ve yeniden üretim mekanizmaları bağlamında üç düzeyli bir teorik sorunsal ortaya çıkarmaktadır: (i) yargının karşı-majoriter rolünün genişlemesi, (ii) siyasetin içsel kurumsal kapasite kaybı, (iii) hukukun siyasal alanı kolonize etme riski.

Karşı-Majoriter Yargı ve Meşruiyetin Normatif Kayması

Modern anayasal demokrasi teorisinde yargı, esas itibarıyla “karşı-majoriter güç” (counter-majoritarian difficulty) olarak konumlandırılır. Bu çerçevede mahkemelerin temel işlevi, çoğunluk iradesini denetlemek ve anayasal sınırlar içinde tutmaktır.

Bununla birlikte, incelenen kararda tartışma, yargının denetim işlevinden ziyade siyasal temsil yapısını doğrudan etkileyen sonuç üretici bir aktör haline gelip gelmediği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bir siyasi partinin kurultay iradesinin geriye dönük olarak hükümsüz sayılması, yalnızca hukuki bir geçerlilik değerlendirmesi değil; aynı zamanda siyasal temsil zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.

Bu durum, literatürde “judicialization of politics” (siyasetin yargısallaşması) olarak tanımlanan olgunun ileri bir evresine işaret eder: yargının yalnızca çatışmaları çözmesi değil, siyasal düzenin kurucu unsurlarını dolaylı biçimde yeniden belirlemesi.

Ex Tunc Hükümsüzlük ve Kurumsal Süreklilik Problemi

“Mutlak butlan” kavramının ex tunc etkisi, işlemin baştan itibaren hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur. Bu teknik yaklaşım özel hukukta normatif tutarlılık üretmek amacıyla geliştirilmiş olmakla birlikte, siyasi örgütler bakımından uygulandığında kurumsal süreklilik sorunu yaratmaktadır.

Siyasi partiler, yalnızca hukuki tüzel kişiler değil; aynı zamanda temsil, örgütlenme ve siyasal mobilizasyon fonksiyonlarını birlikte yürüten karma yapılardır. Bu nedenle geriye dönük hükümsüzlük, yalnızca bir işlem iptali değil, kurumsal hafızanın yeniden yazımı anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda temel soru şudur: Hukuki geçerlilik ile siyasal devamlılık arasında hangi normatif öncelik kurulmalıdır?

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Erozyon

İkinci analitik eksen, siyasetin içsel kurumsal kapasitesiyle ilgilidir. Siyasetin hukukileşmesi (legalization of politics), siyasal aktörlerin içsel ihtilaflarını çözme kapasitesini kaybederek sürekli yargısal mekanizmalara başvurması durumunu ifade eder.

Bu süreçte üç yapısal sorun öne çıkar:

Tüzüksel normların erozyonu: Parti içi kuralların bağlayıcılığının zayıflaması
İç denetim mekanizmalarının işlev kaybı: Disiplin ve karar organlarının klikleşmesi
Müzakere kapasitesinin çözülmesi: Siyasal uzlaşının yerini yargısal çözümün alması

Bu koşullarda yargı, dışsal bir müdahale aktörü olmaktan ziyade, içsel kurumsal boşlukların zorunlu tamamlayıcısı haline gelir.

Lawfare Literatürü ve Siyasal Araçsallaşma Riski

Uluslararası literatürde “lawfare” kavramı, hukukun siyasal mücadelede stratejik bir araç olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Issacharoff, Levitsky ve Ziblatt gibi yazarların çalışmalarında ortak vurgu, hukuki araçların siyasal rekabeti düzenleme kapasitesinin belirli eşikleri aşması halinde demokratik gerileme üretme riskidir.

Bu perspektiften bakıldığında, yargı kararlarının yalnızca normatif doğruluk üretmesi yeterli değildir; aynı zamanda siyasal sistemde rıza üretme kapasitesi de değerlendirilmelidir. Aksi halde hukuk, “rule of law” (hukukun üstünlüğü) yerine “rule by law” (hukuk aracılığıyla yönetim) rejimine evrilebilir.

Karşılaştırmalı Perspektif: Yargısal Müdahale ve Demokratik Erozyon

Karşılaştırmalı siyaset literatürü, benzer süreçlerin farklı rejimlerde sistemik sonuçlar ürettiğini göstermektedir:

Brezilya örneğinde, Lava Jato süreci yolsuzlukla mücadele bağlamından çıkarak siyasal yeniden dizayn tartışmalarına evrilmiş; bu durum popülist karşı hareketleri güçlendirmiştir.

Tayland örneğinde, anayasa mahkemesi kararları aracılığıyla parti kapatmaların süreklilik kazanması, seçimsel meşruiyetin aşınmasına yol açmıştır.

Pakistan örneğinde, parti içi yargısal müdahaleler siyasal istikrarsızlığı kronikleştirmiştir.

Bu örneklerin ortak sonucu, yargısal müdahalenin kısa vadede düzenleyici, uzun vadede ise kurumsal aşındırıcı etki üretebilmesidir.

Habermasçı Çerçeve: Yaşam Dünyasının Hukuki Kolonizasyonu

Habermas’ın “yaşam dünyasının kolonizasyonu” tezi, siyasal alanın sistemik mekanizmalar (hukuk ve bürokrasi) tarafından aşırı biçimde kuşatılması halinde iletişimsel rasyonalitenin zayıflayacağını ileri sürer.

Bu bağlamda siyasal alan, normatif olarak müzakere ve rıza üretimi üzerine kuruludur. Ancak siyaset, içsel olarak bu rızayı üretemediğinde, hukuk sistemik bir ikame mekanizması olarak devreye girer.

Ne var ki bu ikame, siyasal alanın normatif özerkliğini zayıflatır ve siyasal kararın toplumsal rıza üretme kapasitesini düşürür.

Meşruiyetin Çift Katmanlı Krizi

“Mutlak butlan” kararı, salt teknik bir hukuk tartışması olarak değil, siyasal meşruiyetin üretim rejimine ilişkin yapısal bir kriz olarak değerlendirilmelidir.

Ortaya çıkan tablo iki yönlü bir gerilimi işaret etmektedir:

Bir yanda yargının normatif sınırları genişleyen karşı-majoriter rolü
Diğer yanda siyasetin kendi iç meşruiyet üretim kapasitesindeki zayıflama

Bu iki eğilim kesiştiğinde, ne tam anlamıyla güçlü bir “rule of law” rejimi ne de istikrarlı bir demokratik temsil düzeni ortaya çıkmaktadır. Bunun yerine, hukuki geçerlilik ile siyasal meşruiyet arasındaki boşluk giderek büyümekte ve sistemik bir “meşruiyet açığı” üretmektedir.

Dolayısıyla temel mesele, yargının siyasal alanı ne ölçüde düzenleyebileceğinden ziyade, bu düzenlemenin siyasal rıza üretim kapasitesiyle ne ölçüde uyumlu olabileceğidir.

Paylaşın

CHP Hakkında “Mutlak Butlan” Kararı: Hukukun Siyasallaşması Mı, Siyasetin Hukukileşmesi Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile sonrasındaki süreçlere ilişkin olarak “mutlak butlan” sonucuna ulaşılması, hukuk-siyaset ilişkilerinin normatif sınırlarını yeniden tartışmaya açan nitelikte bir örnek teşkil etmektedir.

Söz konusu karar, salt bir örgüt içi usul uyuşmazlığı olarak değil, siyasi temsilin meşruiyet üretim mekanizmalarını doğrudan etkileyen yapısal bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede tartışma, iki teorik eksen etrafında yoğunlaşmaktadır: hukukun siyasallaşması ve siyasetin hukukileşmesi. Her iki kavram da modern anayasal demokrasilerde normatif gerilim alanlarını açıklamak için kullanılmakta olup, somut olayda eşzamanlı biçimde görünür hale gelmektedir.

Hukukun Siyasallaşması: Yargısal Alanın Genişleyen Müdahale Kapasitesi

“Hukukun siyasallaşması” tezine göre yargı organları, normatif uyuşmazlıkları çözme fonksiyonunun ötesine geçerek siyasi rekabetin dolaylı belirleyicisi haline gelmektedir. İncelenen kararda bu tartışmayı tetikleyen temel unsur, ana muhalefet partisinin kurumsal devamlılığını doğrudan etkileyen bir sonuç doğurulmasıdır.

Kararın zamanlaması ve etkisi, yargısal denetimin “siyasi sonuç üretme kapasitesi” tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır. Özellikle bir siyasi partinin liderlik yapısının fiilen yeniden tesis edilmesine yol açan müdahalenin, demokratik rekabetin doğal akışını kesintiye uğrattığı yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir.

Bu yaklaşımda temel kaygı, yargının tarafsız bir hakem olmaktan çıkarak siyasal alanın yeniden yapılandırılmasında aktif bir kurucu aktör haline gelmesidir. Literatürde bu durum, giderek “lawfare” (hukukun siyasal mücadele aracı haline gelmesi) kavramı ile de ilişkilendirilmektedir.

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Boşluk ve Yargıya Taşınan Siyasal Krizler

Buna karşılık “siyasetin hukukileşmesi” yaklaşımı, sorunun yalnızca dışsal bir yargısal müdahaleden ibaret olmadığını, siyasi örgütlerin iç işleyişindeki normatif zayıflıklardan kaynaklandığını ileri sürer.

Bu perspektife göre, siyasi partilerin kendi tüzüksel mekanizmalarını etkin biçimde işletememesi, iç denetim ve meşruiyet üretim süreçlerini zayıflatmaktadır. Parti içi ihtilafların siyasal ve kurumsal uzlaşı yerine yargısal mekanizmalara taşınması, yargıyı fiilen ikincil bir siyasal düzenleyici konuma yerleştirmektedir.

Dolayısıyla mahkeme müdahalesi, yalnızca dışsal bir aktörün müdahalesi değil; aynı zamanda içsel kurumsal boşlukların dışarıdan doldurulması işlevi olarak da okunabilir. Bu durum, siyasal alanın özerkliğinin aşınması sonucunu doğurmaktadır.

Mutlak Butlanın Hukuk Tekniği ve Geriye Yürüyen Hükümsüzlük Etkisi

Kararın merkezinde yer alan “mutlak butlan” kavramı, özel hukuk teorisi bakımından işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması sonucunu doğurur (ex tunc etki). Bu nitelik, yalnızca geleceğe dönük bir iptal değil, geçmişte doğmuş tüm hukuki sonuçların da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda, kurultay sonrası oluşan yönetim organlarının hukuki varlığı, kararın kabulü halinde tartışmalı hale gelmekte; parti içi temsil, yetkilendirme ve idari tasarrufların tümü geriye dönük olarak geçersizlik riskine maruz kalmaktadır. Bu durum, siyasi partiler hukuku bakımından “kurumsal süreklilik” ilkesinin ciddi biçimde sınandığı bir örnek oluşturmaktadır.

Demokratik Temsil ve Meşruiyet Üretimi Krizi

Söz konusu karar, demokratik sistemlerde meşruiyetin kaynağına ilişkin temel bir tartışmayı da yeniden gündeme getirmektedir. Siyasi partiler, modern demokrasilerde seçmen iradesinin kurumsallaşmış taşıyıcılarıdır. Bu nedenle liderlik değişiminin hangi meşruiyet zemini üzerinden gerçekleşeceği, sistemin normatif bütünlüğü açısından kritik önemdedir.

Yargısal müdahalenin bu sürece dahil olması, temsilin kaynağının seçimsel mekanizmalar mı yoksa yargısal denetim mi olduğu sorusunu keskinleştirmektedir. Bu gerilim, anayasal demokrasi literatüründe “karşı-majoriter güç” tartışmalarıyla doğrudan ilişkilidir.

Ekonomi-Politik Boyut: Öngörülebilirlik ve Risk Algısı

Siyasi kurumların istikrarına ilişkin belirsizlik, doğrudan ekonomik rasyonaliteyi etkileyen bir değişkendir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde siyasal öngörülebilirlik, sermaye akımlarının yönünü belirleyen temel parametrelerden biridir.

Bu bağlamda, ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına ilişkin yargısal belirsizlik, piyasalarda risk primi algısını yükselten bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Borsa endekslerindeki oynaklık ve ülke risk primindeki değişim, doğrudan hukuki öngörülebilirlik algısıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla mesele yalnızca iç siyasal denge değil, aynı zamanda makroekonomik istikrarın algısal temelleridir.

Karar, hukukun siyasallaşması ile siyasetin hukukileşmesi arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini görünür kılan tipik bir örnek olarak değerlendirilebilir. Bir yandan yargının siyasal alan üzerindeki etkisinin genişlemesi tartışılırken, diğer yandan siyasi aktörlerin kendi iç kurumsal zayıflıkları nedeniyle yargıyı zorunlu bir hakem konumuna taşıması söz konusudur.

Bu çift yönlü yapı, ne yalnızca yargısal bir “aşırılık” ne de yalnızca siyasal bir “çürüme” ile açıklanabilir. Aksine, her iki sürecin eşzamanlı işleyişi, Türkiye’de hukuk-siyaset ilişkisinin normatif sınırlarının geçirgenleştiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, mevcut tablo bir “kesişim kümesi” olarak değerlendirildiğinde, ortaya çıkan olgu ne tam anlamıyla konsolide bir yargı bağımsızlığı ne de kurumsallaşmış bir parti içi demokrasi üretmektedir. Bu durum, demokratik temsilin kurumsal aracılarının hem içsel hem dışsal baskılar altında yeniden tanımlandığı bir geçiş rejimi görünümüne işaret etmektedir.

Paylaşın

CHP Hakkında Mutlak Butlan Kararı: Siyasi Darbe

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” kararı vererek kurultayın hukuken hiç yapılmamış sayılmasına hükmetti.

Kararla birlikte mevcut Genel Başkan Özgür Özel ve kurultay sonrasında oluşan tüm parti yönetim organlarının görev ve yetkileri tedbiren askıya alınırken, parti yönetiminin karar kesinleşinceye kadar kurultay öncesindeki yapıya dönmesi öngörüldü.

Kararın açıklanmasının ardından Ankara’da siyasi trafik olağanüstü hızlanırken, CHP Genel Merkezi’nde kriz masası oluşturuldu. İktidar ve muhalefet cephesinden peş peşe açıklamalar gelirken, finans piyasaları da gelişmeye sert tepki verdi. Borsa İstanbul’da satış baskısı artarken BIST 100 Endeksi gün içerisinde devre kesici uygulamasına kadar uzanan sert dalgalanmalar yaşadı.

Mahkeme Kararı Siyasi Tarihe Geçti

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından hazırlanan yaklaşık 20 sayfalık gerekçeli kararda, CHP’nin kurultay sürecine ilişkin açılan davalar birlikte değerlendirildi. Mahkeme, sürecin başlangıç noktası olarak kabul edilen 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi’nde ortaya çıkan bazı işlemlerin delegelerin özgür iradesini etkilediği kanaatine vardı.

Kararda, söz konusu usulsüzlüklerin daha sonraki kurultay sürecine de doğrudan etki ettiği belirtilerek, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay’ın hukuki geçerliliğinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle kurultayın “mutlak butlanla malul” olduğuna hükmedildi.

Hukuk çevrelerinde oldukça istisnai kabul edilen bu kararın anlamı ise son derece ağır: Kurultay yalnızca iptal edilmiyor, aynı zamanda hukuken hiç gerçekleşmemiş sayılıyor. Bu durum da kurultay sonucunda seçilen tüm organların meşruiyetini doğrudan etkiliyor.

Kurultay Sonrası Tüm Kararlar Tartışmalı Hale Geldi

Kararın en dikkat çekici bölümü ise zincirleme sonuçları oldu. Mahkeme, mutlak butlan kararının yalnızca kurultay gününü değil, o tarihten sonra gerçekleştirilen tüm olağan ve olağanüstü kurultayları, parti meclisi seçimlerini ve alınan kurumsal kararları da etkileyebileceğini belirtti.

Bu kapsamda Özgür Özel yönetimi döneminde oluşturulan Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Parti Meclisi (PM) ve diğer parti organlarının hukuki statüsü tartışma konusu haline geldi. Mahkeme ayrıca doğabilecek telafisi güç sonuçların önüne geçmek amacıyla ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verdi.

Karar doğrultusunda Yüksek Seçim Kurulu (YSK), İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği başta olmak üzere ilgili kurumlara resmi bildirim gönderildiği öğrenildi.

Hukuki sürecin ise henüz tamamlanmadığı belirtiliyor. Kararın Yargıtay nezdinde temyiz incelemesine konu olabileceği, ancak tedbir hükümlerinin bu süreçte uygulanmaya devam edeceği ifade ediliyor.

CHP Genel Merkezi’nde Olağanüstü Hareketlilik

Kararın duyulmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu üyelerini acil toplantıya çağırdı. Genel Merkez binasında gün boyu süren görüşmelerde hem hukuki yol haritası hem de siyasi strateji ele alındı.

Parti yönetimi, kararı kabul etmediklerini ve tüm hukuk yollarına başvuracaklarını açıkladı. CHP kaynakları, kararın yalnızca bir parti meselesi değil, demokratik temsil ve seçmen iradesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Genel Merkez önünde toplanan partililere hitap eden CHP lideri Özgür Özel, oldukça sert ifadeler kullandı: “Müesses nizamın makbul muhalefet partisi olmayacağız. Biz buradayız, halkın iradesi burada. Yapsınlar baskın seçimi, bekliyoruz. Türkiye’de demokrasiye inanan herkesi bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmeye davet ediyorum.”

Özel’in konuşması sık sık sloganlarla kesilirken, parti yöneticileri de örgütlerin sürece sahip çıkacağını ifade etti.

Ekrem İmamoğlu: “Bu Karar Millet İradesine Müdahaledir”

Kararın ardından açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gelişmeyi yalnızca CHP’ye yönelik bir karar olarak görmediklerini söyledi.

İmamoğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bu karar yalnızca CHP’ye yönelik değildir. Doğrudan millet iradesine, demokrasiye ve hukuk güvenliğine yönelik bir müdahaledir. Yargı eliyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor. Buna karşı demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.”

İmamoğlu’nun açıklaması kısa sürede sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Mansur Yavaş’tan Sağduyu Çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha temkinli bir açıklama yaptı.

Yavaş, hukuki sürecin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Kararın tüm yönleriyle incelenmesi gerekiyor. Hukuk yolları açıktır. Ancak partimizin birlik ve beraberliğini koruyacak şekilde hareket etmesi büyük önem taşıyor. Gerekirse en kısa sürede demokratik yöntemlerle yeniden kurultaya gidilmesi değerlendirilebilir.”

Yavaş’ın açıklaması parti içindeki farklı yaklaşımların da işareti olarak yorumlandı.

81 İl Başkanından Ortak Bildiri

CHP’nin 81 il başkanı da ortak açıklama yayımlayarak Özgür Özel yönetimine destek verdi. Açıklamada, parti örgütlerinin seçilmiş yönetimin yanında olduğu vurgulanırken, hukuki mücadele sonuna kadar sürdürüleceği belirtildi.

Bazı il başkanları kararı “siyasi mühendislik girişimi” olarak değerlendirirken, parti tabanında da geniş çaplı destek kampanyaları başlatıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu Sessizliğini Kısa Bir Mesajla Bozdu

Mahkeme kararının ardından gözlerin çevrildiği isimlerden biri de CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Karar doğrultusunda tedbiren göreve dönmesi öngörülen Kılıçdaroğlu, ilk değerlendirmesinde yalnızca: “Hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar ise sürecin tamamen hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Eski yönetim çevresinde yapılan değerlendirmelerde, parti içinde yeni bir çatışma görüntüsü verilmesinin CHP’ye zarar vereceği görüşü dile getiriliyor.

Hükümet Cephesinden İlk Mesajlar

İktidar kanadında ise kararın ardından yapılan açıklamalarda yargı bağımsızlığı vurgusu öne çıktı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Yargı, önüne gelen uyuşmazlıkları anayasa ve kanunlar çerçevesinde değerlendirir. Mahkemelerin verdiği kararlar eleştirilebilir ancak hukuk devletinde bu kararların denetim mekanizmaları da bellidir. Siyasi tartışmaların yargı süreçlerini gölgelemesine izin verilmemelidir.”

Hükümet kaynakları da sürecin tamamen yargısal bir mesele olduğu görüşünü dile getirdi.

Muhalefet Cephesinde “Yargı Müdahalesi” Tartışması

Muhalefetin diğer partilerinde ise kararın zamanlamasına yönelik değerlendirmeler ön plana çıktı. Parti temsilcileri, ana muhalefet partisinin uzun süreli bir iç tartışmaya sürüklenmesinin Türkiye siyasetinde yeni sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Kulislerde birçok muhalefet temsilcisi kararın yalnızca CHP’nin iç yapısını değil, olası erken seçim senaryolarını, muhalefet ittifaklarını ve yerel seçim sonrasında şekillenen siyasi dengeleri de etkileyebileceğini ifade ediyor.

Piyasalar ve Kulisler Alarmda

Kararın ekonomik etkileri de kısa sürede hissedildi. Borsa İstanbul’da yatırımcıların satış yönlü işlemleri artırmasıyla birlikte endekste sert hareketler yaşandı. Döviz piyasalarında da volatilite yükselirken yatırımcılar gelişmeleri yakından izlemeye başladı.

Ankara kulislerinde ise tek bir soru konuşuluyor: Yargıtay süreci ne kadar sürecek ve CHP bu tarihi krizden yeni bir kurultayla mı çıkacak, yoksa parti içinde çok daha kapsamlı bir yeniden yapılanma mı yaşanacak?

Bu sorunun yanıtı önümüzdeki günlerde hem Türk siyasetinin yönünü hem de ana muhalefet partisinin geleceğini belirleyecek en kritik başlıklardan biri olarak görülüyor.

Paylaşın

Özgür Özel, Yeniden CHP’nin Genel Başkanı

Özgür Özel, geçerli bin 333 oyun tamamını alarak bir kez daha CHP’nin genel başkan seçildi. Böylelikle Özel, son iki yılda dördüncü kez CHP lideri seçilmiş oldu.

Özel, 4 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. Olağan Kurultay’da partinin sekizinci genel başkanı seçilerek göreve başlamıştı. Daha sonra, partiye kayyum atanması ihtimalini önlemek hedefiyle düzenlenen iki olağanüstü kurultayda da delegeler yine Özel’i seçmişti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 39. Genel Kurultay’ı  “Şimdi İktidar Zamanı” temasıyla Ankara Spor Salonu’nda gerçekleştirdi.

Kurultayda, rahatsızlığı nedeniyle katılamayan eski genel başkanlardan Hikmet Çetin’in mesajı okundu. Gözlerin çevrildiği eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu davetli olduğu kurultaya katılmadı ve herhangi bir mesaj da göndermedi.

Kurultayda ilk olarak, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yapay zeka ile hazırlanmış kurultay mesajı videosu izletildi.

İmamoğlu, iktidarın baskı politikalarına vurgu yaptığı açıklamasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal duruma ilişkin mesajlar verdi. Türkiye’nin Meclis’le değil Saray’la yönetildiğini belirten İmamoğlu, ülkenin bir reform hamlesine ihtiyaç duyduğunu kaydetti. İmamoğlu, bunu ancak CHP’nin gerçekleştirebileceğini söyledi.

Özel genel başkanlık seçimi öncesinde yaptığı konuşmada son iki yılın her gününü mücadele ile geçirdiklerini belirterek, iki yılda 62 ilde 208 kez meydanlara indiklerini anlattı.

“Ankara’da oturmadık. Bize istikamet çizenlere de teslim olmadık” diyen Özel, bu süreçte CHP’nin üye sayısını 1,2 milyondan 2 milyona çıkardıklarını da aktardı.

Özgür Özel konuşmasında, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı kendisinin ve partinin duruşunu da net ifadelerle vurguladı.

Kurultaya davet edildiği halde katılmayan Kılıçdaroğlu’nun, genel başkan seçiminin yapılacağı gün Sabah gazetesine demeç vermesi pek çok partilinin tepkisini çekti.

Şimdiye kadar “vefa” duygusundan uzaklaşmayacağını ve eski genel başkanlar hakkında kötü konuşmayacağını belirten Özel, kurultaydaki konuşmasında ise şunları kaydetti:

“Biz müesses nizamın çarkına çomak soktuk arkadaşlar. Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan arınacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır.”

Kılıçdaroğlu 22 Kasım’da sosyal medya hesabından paylaştığı videoda, partili belediyelere yönelik yolsuzluk iddialarını da hatırlatarak, “CHP’nin arınması” gerektiğini söylemişti.

Özel’in Kılıçdaroğlu’na yönelik çıkışının ardından eski Genel Başkan’ın disipline sevk edilip edilmeyeceği tartışması başlarken, kurultay salonunda bulunan bir parti yetkilisi buna gerek olmadığını çünkü “Kılıçdaroğlu’nun kendi kendisini bitirdiğini” savundu.

Özel konuşmasının sonunda, parti olarak zor zamanlardan geçtiklerini ancak bundan sonra da bedel ödemeye devam edecekleri mesajını verdi:

“Elbette zor zamanlardan geçiyoruz, geçeceğiz. En ağır bedelleri ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Ben sizlere ilk seçime kadar güzel günler vadetmiyorum. Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size mücadele vadediyorum… Ve tüm mücadelenin sonunda size iktidar vadediyorum.”

PM ve YDK seçilecek

Kurultayın yarınki bölümünde ise Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği seçimi gerçekleştirilecek.

Cuma günü yapılan tüzük değişikliği doğrultusunda 60’dan 80’e çıkarılan PM üyeliği seçimi çarşaf liste ile yapılacak.

Üye sayısının 80’e çıkarılmasının temel gerekçesi olarak, tüzükle Cumhurbaşkanı Aday Ofisi’yle entegre edilen “gölge kabine” üyelerinin PM içine alınmak istenmesi gösteriliyor.

Bazı gölge kabine üyelerinin de MYK dışında kalacakları için Özel’e bu taleplerini ilettiği belirtiliyor.

Paylaşın

“CHP Kurultay Davası” 24 Eylül’e Ertelendi

CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’te yapılan 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan dava reddedildi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kurultayın iptali davası hakkında, “Artık bu iş bugün tamamen ortadan kalktı. Böyle olacağını biliyorduk ama CHP’yi tartıştırmak istediler ve bugüne kadar geldiler” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan dava, mahkemece aktif husumet yokluğu ve konusuzluk gerekçesiyle reddedildi.

Karar, 24 Ekim Cuma günü Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın dördüncü duruşmasında çıktı. Mahkeme, ret gerekçesini “aktif husumet yokluğuna” dayandırdı ve dava konusuz kaldığı gerekçesiyle reddetti. Bu kararla birlikte mutlak butlan ihtimali ortadan kalktı.

CHP Genel Merkezi avukatı Çağlar Çağlayan, “İstinaf süreci devam eder ancak bu davaların ülkemizin gündeminden çıkması gerektiğini ifade ediyorduk. Umuyorum siyaset de normal seyrine dönecektir” dedi.

“Bizi hasta etmeye çalıştılar, olmadık, bünyemiz sağlam”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 38. Olağan Kurultay’ın iptali istemiyle açılan dava ve son süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özel, davanın sonuç odaklı değil süreç odaklı bir dava olduğunu, asıl amacı CHP içinde tartışma yaratmak olduğunu söyledi ve partinin birlik ve beraberliğini vurguladı.

Özel, davaya ilişkin değerlendirmesinde şu görüşleri dile getirdi: “Bu dava sonuç odaklı bir dava değildir, süreç odaklı davaydı. Amaç Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartıştırmaktı. Bir takım aparatları buldular; bizi hasta etmeye çalıştılar. Mikrop arayıp mikrop buldular, bünyeye onu sokmaya çalıştılar. Ancak CHP’nin güçlü bünyesi ne hastalandı ne güç kaybetti. Bu iş tamamen ortadan kalktı.”

Özel, kongre süreçleri ve parti tabanındaki reflekslere teşekkür ederek konuşmasını sürdürdü. İstanbul il delegeleri ile il yönetiminin sürece hızlı yanıt verdiğini, olağanüstü kongre ve delege kararlarıyla parti içi iradenin yeniden oluştuğunu belirtti:

“Bu süreçte İstanbul il delegeleri harekete geçti, karşı tarafa prim vermeden kongre istediler, yaptılar ve il başkanımız ile yönetimini yeniden seçtiler. Kurultay iradesi yeniden oluştu. Birlik ve bütünlüğü gösteren herkese teşekkür ediyorum. Ne İstanbul’da kayyıma izin verdik ne de başka ihtimallere. Demokrasi tarafı kazandı; otokrasi kaybetti. Yapılacak ilk seçimde de demokrasi kazanacak.”

Özel, partinin dayanışma gösteren muhalefet liderlerine ve demokrat kesimlere de teşekkür etti; “Nezaket ziyaretleri yapıldı, dayanışma gösterildi” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın muhalefete ilişkin sözlerine de yanıt veren Özel, ekonomik tabloda karşılaştırmalar yaparak eleştiride bulundu:

“Sayın Erdoğan uçaktayken iyice uçuyor. 25 kuruşa simit vardı, şimdi simit 20 lira. Ben ‘Erdoğan için en fena hatırlatma ne olur?’ desem, ‘25 kuruşa simit kalmadı’ derdim. Vatandaşa bunu hatırlatmak en etkili şeydir.”

Özel, Erdoğan’ın muhalefetteyken kendilerini yargılayacağı iddialarına ilişkin de “İktidara geldiniz, bizi yargılıyorsunuz; işte faşizan zihniyet” diyerek tepki gösterdi. Kongre kararlarının engellenmesine yönelik girişimleri “faşizan” olarak niteledi ve İstanbul’da seçimlerdeki yüksek halk desteğini hatırlattı.

Ekrem İmamoğlu hakkında gündeme gelen “casusluk” iddiaları ve İBB’ye yönelik tartışmalar da Özel’in gündemindeydi. Özel, benzer iddia ve dosyaların siyasi amaçlarla kullanıldığını savunarak geçmiş örnekler üzerinden eleştirdi:

“Biz bu filmleri çok gördük. FETÖ hiçbir şey beceremediğinde casusluk davaları açardı. İzmir askeri casusluk davası, İstanbul askeri casusluk davası… Hepsi beraat etti. En kolayı casusluk iddiası atıp algı yaratmaktır. Kime casus dediniz de siyaseten ispat ettiniz? Hepsi beraat etti.”

Ayrıca Türkiye’deki veri güvenliğine ilişkin dava ve iddialara atıf yaparak, “Hakan Fidan döneminde MİT ve bazı bakanlıkların veri güvenlik sorunları davalarda yer alıyor; kişisel verilerin çalındığı iddiaları var” dedi ve bu eksende öne sürülen casusluk iddialarını anlamsız bulduğunu vurguladı.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin soruya yanıt veren Özel, Yanardağ’a yönelik iddiaları reddetti ve medyadaki emekçilere destek mesajı verdi:

“Bu adama her seferinde bir şeyler bulaştırıyorlar. Merdan Yanardağ ve TELE1, onurlu bir gazetecilik çabası yürütüyor. Ona sürmedikleri leke kalmadı ama ispatlayamadılar. TELE1 ailesine geçmiş olsun; yanlarında olmaya devam edeceğiz.”

Özel, kurultay davası sonrası piyasadaki hareketlenmelere de dikkat çekti. Mahkeme kararının ardından borsada gözlenen yükselişi hatırlatan Özel, kayyım tartışmalarının Türkiye ekonomisi ve demokratik yaşam üzerinde yaratacağı etkilere dair uyarıda bulundu:

“Kurultay girişiminin ortadan kalkmasıyla borsa yüzde 5 yukarı fırladı. Bir şehre, İstanbul gibi metropole kayyım atamakla ülkeye ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu millet buna izin vermez. Ekonomik ve siyasal olarak kimse böyle bir cesaret edemez.”

Paylaşın

CHP’li Altı Başkan Hakkında Tutukluluğuna Devam Kararı

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere CHP’li Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanları ile Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş” ya da “Beşiktaş Soruşturması” olarak bilinen dosyada bugün akşam saatlerinde tutukluluk incelemesi yapıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Avukat Ersöz, geçen hafta cuma günü söz konusu dosyada tefrik (ayırma) kararı verildiğini duyurmuştu. Ersöz, sosyal medya hesabında bugünkü karara ilişkin, “Bu uygulama, ‘iddianame mahkemeye gönderilmeden hemen önce’, değerlendirme kararı verilmesi ve tensip zaptı düzenlenmesi için mahkemeye zaman kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesi olarak da nitelendirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin isimleri tutukluluk incelemesinde yer almadı.

Avukat Ersöz bu isimlerin yakın zamanda mahkemeye sunulması planlanan iddianamede yer almayabileceklerini belirterek “Ana dosyada (2024/236201) tutuklu bulunan Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Behçetepe tutukluluk incelemesinde yer almadı. Eğer başka bir Mahkeme tarafından yapılan bir tutukluluk incelemesi yoksa, bu isimlerin iddianame dışında kalabileceği anlamı taşıyabilir” dedi.

Paylaşın

Özel’den Dikkat Çeken Mesajlar: Sandığı Ortadan Kaldırmaya…

Partisinin program çalıştayında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Karşımızdakilerin demokrasiyi araç olarak gördükleri demokrasiyi artık bir kenara bırakıp hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz” dedi.

Konuşmasında mücadele vurgusu yapan Özgür Özel, “Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenecek CHP Program Çalıştayı’nın açılışında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugünkü toplantıya ve bu toplantıya gelene kadar… Ki bir yıllık meseleye bizim tarafımızda Selin Sayek Böke hocamızla birlikte değerli hocamız Armağan Erdoğan’ın, Parti Meclis Üyemiz Emine Uçak’ın, hem milletvekillerimiz, hem partimizin değerli yöneticileri Sayın Yunus Emre ve Yüksel Taşkın’ın emeklerini anmadan geçmek istemem. Çok büyük emek verdiler. Gayret sarf ettiler. Sizlerin böylesi bir atmosferde böylesine yoğun bir katılım göstermeniz, bugünkü programa 600’den fazla geçmişte de programımıza emek vermiş olan akademisyenin, uzmanın katkı sağlamak üzere burada bizlerle birlikte olmanız gerçekten hepimiz için onur verici olmasının yanında Türkiye’nin umduğumuz aydınlık geleceği için de umut verici. Bu yüzden katılımlarınız ve bugüne kadarki destekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve hoş geldiniz diyorum.

Cumhuriyet’in kurucu partisi, kendi vizyonunu en katılımcı anlayışla ve bilimin yol göstericiliğiyle şekillendiriyor ve hayata geçiriyor. Partimiz, dünyanın önde gelen program partilerinden biridir. 106 yıllık partimizin tarihinde, programlarımızda ortaya konulan vizyon Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır her zaman. Sizlerle birlikte yazmakta olduğumuz ve artık redaksiyon evresine devretmeyi umduğumuz bu haftanın sonunda, programımızın Cumhuriyet’in 2025 dünyasına uygun, 2025 Türkiye’sinin sorunlarına doğru çözümler üreten ve partimize, ülkemize yeni bir soluk, yeni bir vizyon kazandırmasını arzuluyoruz.

Bu vizyonu sizlerle birlikte hazırlıyoruz. Yine sizlerle birlikte uygulamayı ümit ediyoruz. Pek çok konuşmamda yer verdim, veriyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyaset kalesinin başarı kapısını 47 yıldır bir türlü aşamıyorduk. Elbette yerel seçimlerde kayda değer başarılarımız, zaman zaman elde ettiğimiz başarılar var. Ama kurulduğu gün Türkiye’nin birinci partisi olan, ne zaman Türkiye’nin birinci partisi olduysa; seçimleri kazandıysa iktidarda ve yürütmede yer aldıysa Türkiye’nin çok önemli sorunlarına tarihsel çözümler üreten ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihsel kazanımlar elde etmiş olan; daha ilk başta Cumhuriyet’i kuran ve ardından yokluğu, kıtlığı, hastalıkları aşan, Atatürk’ün deyimiyle ‘10 yılda 15 milyon genç’ yaratan, sonra da kaybettiği seçimde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi ve iktidarın seçimle el değiştirebilmesini hediye eden; kaybettiği seçimde bile…

Tekrar iktidar olduğunda bu sefer sosyal devleti; işçileri, örgütlenme hakkını, işçilerin güvencelerini ve sendikalı mücadeleyi Türkiye’ye kazandırmış olan, toprak reformunu tartıştıran, her türlü eşitsizliğin üzerine soldan bir bakışla, eşitlikçi ve kalkınmacı bir bakışla çözümler üreten bir partinin çok uzun süre iktidardan mahrum kaldığı bir süreçte bir kez daha demokrasiyi kurma, bir kez daha hep birlikte Türkiye’yi ayağa kaldırma, kalkındırma, kötü bölüşüme net bir müdahalede bulunma, yoksulluğu bitirme, daha çok kazanma ama adil bölüşmeye yönelik olarak; aynı zamanda demokrasiye yönelik olarak, aynı zamanda barışa yönelik olarak, Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal barışına olumsuz etki eden her meselenin çözümüne demokratik çözüm önererek ve cesaretle üstüne giderek, özellikle son dönemde çok büyük sıkıntılar çekilen toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında etkili, net, tarihsel, kalıcı bir müdahalede bulunmak üzere bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırlanıyor. Bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tarihsel katkısını bekliyor ve o konuda aslında önemli bir sürecin içindeyiz.

‘İşimize geldi, bindik. İşimize gelmediği gün ineriz’ dedikleri demokrasi tramvayından 31 Mart seçimlerinde kaybettikleri bir seçimden sonra inmeye karar verenlerin yaşattığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani içinde bulunduklarımız; ana muhalefet partisinin iki yıl önce yapılmış seçiminde seçilmiş ve yenisinin seçilmesine 15 gün kalmış İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanacak kadar 2025 yılında ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine kayyum atamayı ya da yapılmış seçimleri yok saymayı hedefleyecek kadarki geri dönmüşlük, aslında vaat ettiğimiz değişimin ne kadar büyük, ne kadar yapısal ve ne kadar kalıcı olduğunu ve o yüzden de ne kadar birilerini korkuttuğunu gösteriyor.

Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi, artık bir kenara bırakıp, hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Ama her mücadelenin bir fiziki tarafı, birimiz, birilerimiz ne kadar daha süreceği bilinmeyen haksız mahkumiyetle ve lüzumsuz, kötü niyetle uygulanan bir tutuklama tedbiriyle zindanlarda bedel ödüyorlar. Kimilerimiz meydanlardayız, otobüslerin üstündeyiz. Tarihte görülmemiş mitinglerle, meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin, bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz.

Tabloya bakıldığında durum kötü, durum karanlık. Hatta şöyle bir durum var. Geçen gün İstanbul İl Başkanlığına girerken durum artık iyice karikatürize oldu. Girdiğim binanın binası mahkemelik, elimizden almaya çalışıyorlar. Girdiğimiz binayı kimin yöneteceğine karar verilen iki yıl önceki İstanbul il kongresi mahkemelik. İstanbul İl Başkanımız verdiği demokratik mücadeleden dolayı 22 yıl hapisle yargılanıyor, mahkemelik. Bizim burada olduğu gibi orada da bir parti kedimiz vardı, adı Şanslı. Binaya girerken ‘Şanslı nerede dedim?’ o da olmuş veterinerlik. Bu şartlar altında halen daha umudumuzun şu kadar gerilemediğini, direncimizin şu kadar azalmadığını ve mücadele azmimizin ilk günkünden geride olmadığını hepinizin bilmesini isterim.

Ne bekliyorduk ki? Ne bekliyorduk? Tayyip Erdoğan eline beyaz zambaklar yaptırıp devir teslim için bizi mi bekleyecekti? Elbette böyle olacak. Bu kadar suça bulaşmış, bu kadar kirlenmiş, geçmişte bugün bizlere yapıştırmaya çalıştıkları, haksız şekilde yüzyılın yolsuzluğunu kendi kendilerine ortaya çıkarmışlar, bütün kanıtlar ortaya dökülmüş. Kanıtlar toplanırken deliller usulüne uygun toplanmadı diye kovuşturmaya geçirmemiş. Önce inkar edilmiş, hani şimdi arayıp arayıp bulamadıkları, ‘Mutlaka bir kasa olacak, içinden para çıkacak’ dedikleri yerde bizden mühür çıkıyor, korumanın kurşunu çıkıyor. Ama ayakkabı kutularından, kasalardan balya balya paralar çıkmış. ‘Önce onlar koydu yatak odama bunları’ demişler, sonra faiziyle geri istemişler.

“Güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi”

Öyle bir sürecin içinden geçenleri, ‘Aramızda kardeşlik hukuku var’ diyenlerin birbirinin boğazını sıktığı, birbirine darbe yaptığı, birlikte kurulan partideki 33 kurucudan 31’inin partide olmadığı ve sadece ve sadece artık biat edenlerin, övenlerin, ‘Yok bunu da iyi yaptınız’ diyenlerin parti yönetiminde ve ülke yönetiminde olduğu, liyakatsiz sadece sadakate dayanan, birbirlerine sadakate dayanan, güçlü bağlarla birbirine bağlı olduğu… Çünkü en güçlü bağ suç ortaklığı bağıdır. Suç ortaklığı bağıyla birbirine bağlı olanların, varıp da normal yollardan güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi.

O yüzden yatanımız yatacak, bedel ödeyenimiz bedel ödeyecek. Bu mücadele sırasında çok yorulacağız. Başımıza belki çok kötü şeyler gelecek. Ama hepimiz şunu biliyoruz ki; şartlar 100 yıl öncesinden ağır değil. Yani Akın Gürlek’in iftiralarıyla, yalancı tanıklarıyla, işbirlikçileriyle saldırıyorlar da; birinci Cumhurbaşkanının boynuna idam fermanını asarak Samsun’a geçtiğini, Havza’ya gittiğini, Amasya’da genelge yayınladığını, Erzurum’da kongre yaptığını, Sivas‘ta kongre yaptığını, daha sonra gelip de Ankara’da Meclis açtığını unutmamak lazım. Boynunda idam fermanına rağmen kurtuluşu örgütlemiş, kuruluşu başarmış, bu ülkeye bu Cumhuriyeti kazandırmışların partisinde ne moral bozukluğu olur, ne saldırılardan yılma olur, ne bir adım geriye atma olur. Hep söylediğimiz söyleyerek bitiririm. Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki; eğer biz bir kelime eksik söylersek bu milleti susturacaklar. Bu milleti konuşmaya, yüksek sesle tartışmaya biz alıştırdık, biz başardık bunu. Eğer bir adım geriye atarsak, bizi 100 yıl geriye götürecekler. O 100 yıl geriki karanlıktan bugünlere biz getirdik. Ve bir santim eğilirsek biz, onlar bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çökmeyen bir millet olduğu için Cumhuriyeti kazandırmış olan ve asla ve asla diz çökmemiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanı olarak hepinize emeğiniz için, cesaretiniz için, katkılarınız için ve geçmişte yazdığımız tarihi şimdi hep birlikte geleceğimizi yazmak üzere bize katıldığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.”

Paylaşın

CHP’nin İstanbul İl Kongre Seçimi İptal Edildi; Yönetim Görevden Alındı

CHP’nin 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi iptal edildi. CHP İstanbul İl Başkanlığı’na geçici olarak Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap heyeti görevlendirildi.

Haber Merkezi / CHP İstanbul İl Kongresi seçimlerine “hile karıştırıldığı” ve Seçim Kanunu’na “muhalefet edildiği” iddialarına ilişkin soruşturma başlatılmıştı. Haliç Kongre Merkezinde yapılan seçimleri Özgür Çelik 342 oyla kazanmıştı. Rakibi Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi’ni iptal etti.

Ara kararda şu ifadelere yer verildi:

“Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebinin reddine, 08/10/2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talebinin REDDİNE, İhtiyati Tedbir Ara Kararının taraflara ve geçici kurul olarak atananlara tebliğine, İhtiyati Tedbir Ara Kararının gereği için İstanbul İl Seçim Kuruluna, Sarıyer 1. İlçe Seçim Kuruluna ve İstanbul Valiliğine gönderilmesine,

Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11/10/2023 tarihli mazbata kararının ve ek listelerin mahkeme kararının eki sayılmasına, dair kararın kabul edilen kısımlarına yönelik HMK 394. Maddesi uyarınca mahkememize itiraz yolu açık, kararın reddedilen kısımlarına yönelik olarak HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir heyet atandı.

CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden alınan Özgür Çelik, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “Cumhuriyet Halk Partisi halktır, halkın evidir, baba ocağıdır. Teslim alınamaz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin İstanbul İl Kongresi, 8 Ekim 2023 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenmişti. Kongrede o dönem CHP Bahçelievler İlçe Başkanı Özgür Çelik, 342 oy alarak İstanbul İl Başkanı seçilmişti. Bir diğer aday Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

Çelik kongrede, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği aday olarak öne çıkmıştı. Canpolat ise o dönemki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olarak biliniyordu.

Kongreyle ilgili soruşturma haberi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’nda ‘kurultay günü para karşılığı oy kullandırıldığı’ iddialarına ilişkin soruşturma başlatmasının hemen ardından gelmişti.

Bu kurultayda Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak seçilmişti. Kurultayla ilgili dava 15 Eylül’de Ankara 42’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İl kongresinin iptali kararı, kurultayla ilgili davadan günler önce geldi.

Paylaşın

Yeterli Protein Alınıp Alınmadığı Nasıl Anlaşılır?

Protein, kasları ve diğer vücut yapılarını oluşturmaya ve korumaya yardımcı olan temel bir makro besindir. Alınan günlük kalorinin en az yüzde 20’si ila yüzde 35’inin protein olması önerilir.

Haber Merkezi / Protein denilince akla ilk et gelebilir. Ancak protein, tam tahıllar, fasulye ve mercimek, kuruyemişler, tohumlar ve hatta bazı sebzeler gibi birçok bitki bazlı gıdada da bulunur.

İşte yeterli oranda protein alınıp alınmadığını anlamak için birkaç ipucu:

Fiziksel ve sağlıkla ilgili işaretler:

Yetersiz protein alımı bazı fiziksel ve sağlıkla ilgili belirtilerle kendini gösterebilir:

Kas kaybı veya zayıflığı: Protein, kas dokusunun yapı taşıdır. Yetersiz protein alımı kas kütlesinde azalmaya ve güçsüzlüğe neden olabilir.

Yorgunluk ve enerji düşüklüğü: Protein, enerji metabolizmasında rol oynar. Sürekli yorgunluk, protein eksikliğinin bir işareti olabilir.

Saç, cilt ve tırnak problemleri: Protein eksikliği saç dökülmesi, kırılgan tırnaklar ve kuru, pullanan bir cilt gibi sorunlara yol açabilir.

Bağışıklık sisteminde zayıflık: Sık hastalanma veya enfeksiyonlara karşı dirençte azalma, protein eksikliğinin göstergesi olabilir.

Ödem: Vücutta sıvı birikmesi (özellikle bacaklarda veya ellerde şişme), ciddi protein eksikliğinde (örneğin, albümin düşüklüğünde) görülebilir.

Yavaş yara iyileşmesi: Protein, doku onarımı için gereklidir. Yetersiz protein alımı, yaraların yavaş iyileşmesine neden olabilir.

Günlük protein ihtiyacını hesaplama:

Yeterli protein alınıp alınmadığını anlamak için günlük protein ihtiyacı hesaplanabilir:

Genel kural: Yetişkinler için önerilen günlük protein alımı, vücut ağırlığının her kilogramı için 0.8-1.2 gram arasındadır. Aktif bireyler, sporcular veya yaşlılar için bu miktar 1.2-2.0 gram/kg arasında olabilir.

Örnek: 70 kg bir kişi için günlük protein ihtiyacı yaklaşık 56 – 84 gram (genel popülasyon için) veya 84 – 140 gram (aktif bireyler için).

Hamilelik, emzirme, ağır egzersiz, hastalık veya iyileşme süreçlerinde protein ihtiyacı artabilir.

Beslenme takibi: Günlük tüketilen yiyecekler kaydedilerek protein alımı takip edilebilir.

Laboratuvar testleri:

Serum albümin ve total protein seviyeleri: Kan testleriyle vücuttaki protein durumu ölçülebilir.

Prealbümin veya transferrin testleri: Daha kısa vadeli protein eksikliğini tespit etmek için kullanılabilir.

Tam kan sayımı (CBC): Genel sağlık durumunu ve beslenme eksikliklerini değerlendirmek için yardımcı olabilir.

Performans ve hedeflere göre değerlendirme:

Spor performansı: Eğer spor yapıyorsanız ve kas gelişimi durmuşsa veya performansınız düşüyorsa, protein alımınız yetersiz olabilir.

Kilo kontrolü: Protein, tokluk hissi sağlar. Sürekli açlık hissi, protein eksikliğinden kaynaklanabilir.

Paylaşın