Cumhur İttifakı’nda ‘Dezenformasyon’ Çatlağı

Cumhur İttifakı’nın yaklaşık sekiz aydır üzerinde çalıştığı ve TBMM’ye sunulması için son şeklin verildiği açıklanan “dezenformasyon yasası” teklifinde AK Parti ve MHP’nin henüz bir anlaşmaya varamadığı ortaya çıktı.

AK Partili hukukçu milletvekillerinin taslakta yer alan ve “yalan habere yönelik hapis cezası” öngören düzenlemeye karşı çıktıkları, MHP’nin ise bu konuda ısrarcı olduğu öğrenildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Pazartesi günü Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 39 maddelik “Basın Kanunu’yla Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin hazır olduğunu ve Salı günü Meclis’e sunacaklarını belirtmişti.

Yıldız, yalan haber üretme ve yayma eylemine karşı düzenleme getireceklerini, bunun yanında teklifin temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında önleyici ve koruyucu tedbirler içerdiğini söylemişti. Yıldız, “Teklifi bugün Meclis’e sunuyoruz” demişti.

Üzerinde uzlaşma sağlanamadı

Ancak Yıldız’ın açıklamasının üzerinden iki gün geçmesine ve milletvekilleri arasında imzaya açılmasına rağmen kanun teklifi halen Meclis’e sunulamadı. AK Parti ve MHP’li milletvekillerine göre iki parti arasında bazı maddeler üzerinde uzlaşma sağlanamadı ve teklif üzerinde değerlendirmeler sürüyor.

TBMM Adalet Komisyonu üyesi AK Partili milletvekillerinin yasa taslağında yer alan bazı maddelere karşı çıktıkları belirtildi. AK Partinin karşı çıktığı maddelerin başında yalan haber üretme ve yayma eylemine yönelik getirilen hapis cezası düzenlemesi geliyor.

İki düzenlemede ayrılık var

AK Partili hukukçular, ilgili kanunlardaki düzenlemelerin yeterli olduğunu ve bu yüzden yeni bir maddeye ihtiyaç duyulmadığını savunuyor. MHP’nin ise bu maddede ısrarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra AK Partililer yalan haber üretme ve eyleminin tespitine yönelik Bilgi Teknolojileri Kurumu ile İletişim Başkanlığı gibi kurumlara yetki verilmesini isterken, MHP’liler ise bu konudaki yetkinin istinaf mahkemelerine bırakılması gerektiğini ileri sürüyor.

Teklif, üç başlıkta düzenleme öngörüyor

Aralarında Tebligat Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile Basın Kanunu’nun da bulunduğu 23 kanunun ilgili maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifi ile üç ayrı başlıkta düzenlemeler yapılması hedefleniyor. Sosyal medya platformlarına yeni sorumluluklar öngören düzenlemeyle, yalan haber üretme ve yayma eyleminin engellenmesi amaçlanıyor.

Kanun teklifindeki diğer başlık ise internet medyasına yönelik düzenlemeler. Teklife göre belirli kriterleri karşılaması durumunda internet medyasında çalışanlar da Basın Kanunu’na tabi olacak. Bu kuruluşların Basın İlan Kurumu’ndan ilan almaları da sağlanacak.

Paylaşın

Cumhur İttifakı, Kürt Oylarını Nasıl Etkilemek İstiyor?

Millet İttifakı’nın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Mesut Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını söyledi.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, yaklaşan 2023 seçimleri nedeniyle yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşınan Kürt meselesi ile ilgili çarpıcı tespitler yer aldı.

Uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine yürüttüğü akademik çalışmalarla tanınan Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçmenlerinin, 2023 seçimlerinin sonuçlarını belirleyecek önemde olduklarına dikkat çekildi, bunun Türkiye siyasetinde yol açacağa değişim mercek altına alındı.

Değişim süreciyle ilgili olarak DW Türkçe’den Deger Akal’ın sorularını yanıtlayan Yeğen, iktidar ve muhalefet bloklarının seçimi kazanmak için yürüttükleri mücadelede HDP ve Kürt seçmenleri konusunda izleyecekleri stratejiler, atmaya hazırlandıkları muhtemel adımlar hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Muhalefetin oluşturduğu ittifakın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP ile Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını anlattı.

Çalışmalarını, SWP bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde (CATS) sürdüren Mesut Yeğen’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

SWP için yazdığınız analizde, 2023 seçimleri yaklaştıkça Kürt sorununun yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşındığına, seçimlerde HDP’nin ve seçmenlerinin, sonuçları belirleyebilecek kilit bir konumda olacağına dikkat çekiyorsunuz. Seçimler öncesindeki siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz, HDP neden önemli?

Mesut Yeğen: HDP’yi belirleyici yapan işin matematiği. Hem 2019 yerel seçimlerinin işaret ettiği, hem de kamuoyu yoklamalarının gösterdiği, bir seçmen dağılımı aritmetiği var. Cumhur İttifakı dediğimiz AK Parti-MHP bloku, yüzde 40 ile 45 arasında değişen bir oy oranına sahip, bu oran yüzde 40’a doğru çekiliyor yavaş yavaş. Bunun karşısında, merkezinde CHP ve İyi Parti’nin olduğu Millet İttifakı var. Bu ittifakın da oy oranı yüzde 40 civarına sabitlenmiş durumda. Geride yüzde 20’lik bir kesim kalıyor, bunun bir çeyreğini Millet İttifakı ile hareket etmeye hazır görünen, AK Parti’den kopmuş muhafazakarlar oluştururken, yaklaşık yüzde 13 kadarını da HDP, Kürt oyları oluşturuyor. Millet İttifakı eğer AK Parti’den uzaklaşmış muhafazakarları ve HDP’li Kürtleri de yanına çekerse, o zaman neredeyse pürüzsüz bir şekilde seçimleri kazanacak gibi görünüyor. Ancak muhalefetin gördüğünü, gayet tabii ki iktidar da görüyor…

Peki bu durum Erdoğan’ın stratejisini nasıl etkiliyor?

Muhalefet bloku, bu aradaki yüzde 20’lik kesimi yanına çekmek için elinden geleni yaparken, iktidar da bu yüzde 20’nin muhalefete katılmaması için elinden geleni yapıyor… İşte bu aritmetik dağılım, seçimler öncesinde her iki blokun merkez aktörlerini Kürt meselesine, HDP’ye ilişkin tutumlarını gözden geçirmeye sevk etmiş durumda. Tarafların bu pozisyon değişikliğinin nihai amacı da Kürt meselesinde demokratikleşmenin önünü açmak değil, seçimleri kazanmak. Millet İttifakı Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye, bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışıyor. Ana stratejiler bunlar.

İktidarın HDP’yi etkisizleştirme stratejisinden söz ettiniz. Size göre bu amaçla atabilecekleri adımlar neler olabilir?

AK Parti, hatırlarsanız 2019 öncesinde sadece HDP’lileri, PKK’lıları değil, bütün bir Kürt kimliğini kriminalize eden bir siyaset izledi… Şimdi ise Erdoğan, Kürt sorunundaki pozisyonunu revize ederken çok daha karmaşık bir siyaset izliyor. Asıl amacı, HDP oylarının seçim sonuçlarına etkide bulunmasını engellemek. Erdoğan’ın planı, farklı enstrümanları içeren daha karmaşık bir plan. Bu planın en başında HDP’nin kapatılması geliyor. Bu dava hızla ilerliyor ve büyük bir ihtimalle bu yazın sonunda karar çıkmış olacak. Yanılabilirim ama büyük bir ihtimalle HDP kapatılacak. Büyük bir ihtimalle de 500’e yakın HDP’li siyasetçi, siyaset yasağı alacak. Bu sonucun oluşmasını önlemenin tek yolu, HDP’nin kendisini feshetmesi ve başka bir partiye katılmasıdır. Ama HDP bunu yapar mı yapmak ister mi bilmiyorum…

Peki HDP’nin kapatılması durumunda, bu önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını nasıl etkiler?

Parlamento seçimlerine çok önemli bir etkisi olur, AK Parti ve MHP’yi çok rahatlatır. Yapılan hesaplar, bugünkü oy oranıyla seçime girdiği takdirde HDP’nin 80 civarında belki de 100’e ulaşabilecek sayıda milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Bu da Cumhur İttifakı için parlamentoda çoğunluğu imkansızlaştıran bir durum. Dolaysıyla HDP’nin kapatılması parlamento seçimleri bakımından Cumhur İttifakı açısından çok önemli bir netice doğurur. Ama HDP’nin kapatılması aynı zamanda HDP’lileri, Kürt seçmenlerini, neredeyse fire vermeden muhalefetin adayına oy vermeye sevk edebilir. O itibarla, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmesini daha da kolaylaştırabilir… Bu nedenle büyük bir ihtimalle HDP’nin kapatılmasına başka adımlar da eşlik edecektir. Bunların da işaretlerini almış bulunmaktayız…

Nedir bu işaretler? HDP’nin kapatılmasına ne tür adımlar eşlik edebilir?

Bunlar bir yandan manipülatif diğer yandan da Kürtlerin kendilerini iyi hissetmesini sağlamaya matuf, daha kapsayıcı adımlar olabilir… Manipülatif adımlar daha çok HDP kadroları arasında ikilikler oluşturmak şeklinde olur. Ki onun bir örneğini Erdoğan’ın Öcalan ile Demirtaş arasında gerilim olduğuna dair açıklamaları oluşturuyor. “Demirtaş Öcalan’a hesap vermek zorunda olacak” türünden söylemlerle bu süreci başlattılar ki, bunun arkasının da geleceğini düşünüyorum. Sadece Öcalan ile Demirtaş arasında değil, Demirtaş ile HDP, HDP ile Kandil arasında problemler olduğu yönünde kamuoyu oluşturularak manipülatif adımları atacaklardır. Sadece bunlar da değil, bölgede HDP kapatılırsa, HDP’nin oylarına bir şekilde talip olacak, HDP’yi ikame edecek ama AK Parti için büyük sorun teşkil etmeyecek  yeni inisiyatiflerin, siyasi oluşumların önünü açmak isteyeceklerdir. Bunların da işaretlerini yavaş yavaş vermeye başladılar. Son olarak da kapsayıcı adımlar atacaklardır, buna hazırlandıkları bilgisi var.

AKP’nin Kürt seçmenlerin oylarını kazanmaya dönük, daha kapsayıcı adımlar da atabileceğini söylediniz. Bununla kastettikleriniz neler? 

AK Parti, Kürtçe seçmeli ders hakkının kitlesel olarak kullanılmasının önünü açmış durumda. Bildiğim kadarıyla partinin bazı genel başkan yardımcıları son dönemde, 5-6 aydır sürekli bölgede, bölgedeki kanaat önderleri ile görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerin bir şey üretmesini beklemiyorum ama bu görüşmeler kulaktan kulağa şu fikrin yayılmasına yol açıyor: “AK Parti, Kürt meselesinde mevcuttakinden başka bir şey yapmaya çalışıyor. Bu işi CHP’nin İyi Parti’nin halledeceği yok hallederse yine Erdoğan halleder.” İşte AK Parti’nin ileri gelenleri bölgede bu yönde fikir oluşturmaya çalışıyorlar anladığım kadarıyla…

HDP’nin kapatılması, Erdoğan’ın söz ettiğiniz adımları atması, Cumhur İttifakı’nın yeniden seçimi kazanması için yeterli mi? İstediği sonucu alabilir mi?

Bu adımları atıyor, atmaya hazırlanıyor olması, bunlardan istediği sonucu alacağı, başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Bunda HDP yönetiminin takınacağı tavır da önem taşıyor. Eğer parti kapatıldıktan sonra, HDP yönetimi bütünlüğünü korursa, Erdoğan sonuç alamayabilir. Eğer HDP yönetiminin, seçmenlerini bir yerden bir yere sevk etme yeteneği azalır, bunu yapamaz hale gelirse, HDP seçmeninin bir bölümünün sandığa gitmemesi söz konusu olabilir… Bu da Erdoğan’ın işine yarayabilir. Bence bu aşamada bu olası görünmüyor. Ama diğer yandan şunu aklımızda tutalım, seçimlere daha zaman var ve bunlar ancak şimdi görebildiğimiz adımlar, büyük ihtimalle buna benzer pek çok adım bir yerlerde planlanıyordur. Nitekim Irak’a yönelik son askeri operasyonun nasıl kullanılacağını bilmiyoruz…

Pençe-Kilit Operasyonu’ndan söz ediyorsunuz. Bunun iktidar tarafından ne şekilde kullanılabileceğini düşünüyorsunuz? 

Şu ana kadarki işaretlerden iki şekilde kullanılabileceğini görüyoruz. Birinci olasılık bundan Cumhur İttifakı’nın, devletin, bir başarı hikayesi çıkarması. “Nihayet artık PKK’yı Türkiye’ye giriş yapamayacak duruma getirdik” şeklinde… Ki buna yakın bir pozisyon oluşmuş durumda…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Operasyonun başarıyla tamamlanmasıyla hudut hattını tamamen kilitleyeceğiz. Teröristlerin sınırlarımıza girmesi mümkün olmayacak” dedi…

Evet. Bu aslında tamamıyla yanlış da değil…. Türkiye ordusunun Kandil’e ulaşması zor ama Kandil ile diğer yerler arasındaki bağlantıyı koparmak istiyor belli ki. Bunun bir kısmını onlarca karakol ve üs kurarak zaten yapmış durumdaydı, şimdi onun devamı yapılmak isteniyor… Bunu bir başarı hikayesi olarak kamuoyuna anlatabilirler. Ama şunu da yapabilirler. Bu operasyonu yaz mevsimine kadar devam ettirip, seçimlere kadar asayiş eksikliği hissiyatı yaratabilirler… Ama daha ziyade ilkinin olacağını düşünüyorum…

Bu tür operasyonlar başladığında, PKK tarafından da açıklamalar yapılıyor. Basında çıkan haberlere göre  Murat Karayılan, “Bu Kürt halkı için ölüm-kalım savaşı derken”, Duran Kalkan, Irak’ta yaşananı “ölüm kalım savaşı” olarak nitelendirdi, operasyonların devam etmesi halinde de “savaşı” Türkiye’ye, metropollere yayma tehdidinde bulundu. Siz bunu olası görüyor musunuz ? 

Yapabileceklerini düşünmüyorum çünkü Türkiye Kürtlerinin PKK’nın silahlı faaliyetlerine itirazı var. Onay bulmadıkça da bunun olmasına ihtimal vermiyorum, onay da uzun zamandır yok. Kürtler 1999’da aslında ilk kez silahlı faaliyetlerin bitirilmesi gerektiğine kani oldular hem kitle hem kadro itibarıyla. Ondan beri bu işin uzatmaları oynanıyor, o nedenle yapma kabiliyetleri olsa da, siyaseten bunu yapmaya cüret edeceklerini zannetmiyorum. HDP daha önce olmayan bir kararlılıkla bütün bu faaliyetleri kınıyor artık, Türkiyeli Kürtler de buna itiraz ediyor. … Bir de şunu görmek de lazım, PKK bunu gerçekten yapacak olursa bu HDP’nin değil, Cumhur İttifakı’nın işine yarar, seçim bazlı düşünürsek…

Erdoğan’ın geçmişten bugüne siyasi söylemlerine baktığımızda, Kürt meselesiyle ilgili çok farklı, çelişen açıklamaları oldu. Son olarak, “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Bu bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” dedi. Siz bu söylemi nasıl yorumluyorsunuz? 

Kürt sorununun çözülmediğinin en temel göstergesi HDP hakkındaki kapatma davası ve büyük bir ihtimalle de kapatılacak olması. HDP tarafından temsil edilen fikirler ve görüşlerin Anayasaya uygun bulunmaması, memleketin en az yüzde 15’inin Anayasa tarafından kapsanmıyor olduğu anlamına gelir. Zaten bu tür sorunlar öyle tereyağından kıl çeker gibi, askeri operasyonlarla da bitmez…. “Kürt sorunu bitti” diyenler, buna kendileri de inanmıyor. Aslında söyledikleri, “şiddet kısmını bastırdık, etkisizleştirdik” anlamına geliyor. Yanlış değil, orası doğru. Ama bu siyaseten sorunun bittiği anlamına gelmiyor, yüzde 15’lik HDP oyu var. Tüm kamuoyu yoklamaları, HDP’li Kürtlerin tamamının, AK Parti ve diğer partilere oy veren Kürtlerin de büyük bir kısmının, mevcut anayasal sisteminin olanak sağladığının dışında, anadilde eğitim, yerelleşme gibi talepleri olduğunu gösteriyor…

Seçimler öncesinde, CHP’nin ve Millet İttifakı’nın da Kürt seçmenlerin desteğini kazanmaya dönük çabaları var. Altı muhalefet partisinin üzerinde uzlaştıkları metinlerde, yaptıkları açıklamalarda, HDP seçmenine de mesajlar verdikleri görülüyor. Sizin gözlemleriniz neler? 

2016’da dokunulmazlıkların kaldırılması için oy kullanarak HDP milletvekillerinin cezaevine girmesinin önünü açan CHP, bugün Kürt meselesinde, müttefiki İYİ Parti’yi ittifaktan ve CHP’li ulusalcıları da CHP’den uzaklaştırmayacak kadar liberal, demokratik bir tutum alıp, HDP’li Kürtleri yanına çekmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm için bildiğiniz gibi “muhatap HDP’dir” açıklamasını yaptı ve bütün kriminalizasyon çabalarına rağmen HDP’yi muhatap olarak gördüğünü söyledi… HDP’li seçmenleri yanına çekmeye çalıştıklarını ayrıca CHP’li milletvekillerinin Demirtaş’ı ziyaret etmesinden, Kılıçdaroğlu’nun hem Mithat Sancar hem Pervin Buldan ile görüşmesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca zaman zaman, Kürtçe’nin eğitimde sınırlı da olsa kullanılmasına razı olunduğunun beyan edildiğini görüyoruz. Ben altılı ittifakın kabul ettikleri metinlerin önemsiz olmadığını düşünenlerdenim. Ama Kürt meselesinin çözümünü sağlayacak parametrelere muhalefet halen çok uzak görünüyor… Zaten mesele, seçimlerden önce Kürt meselesinin çözümü değil. Mesele seçimler sırasında muhalefet ve HDP’nin birlikte hareket etmesinin nasıl sağlanacağı…

Peki HDP’nin Millet İttifakı‘na destek verme konusunda en önemli beklentileri size göre neler?

Anladığım kadarıyla HDP’nin meşru bir aktör olarak tanınması, HDP’li belediye başkanlarının iktidar değiştiği takdirde görevlerine dönmesi ve seçilmişlerin cezaevlerinden salıverilmelerini sağlayacak hukuki düzenlemelere dair bir söz verilmesi. Muhalefet bunu yaparsa HDP’yi hem kurumsal olarak hem de seçmen bazında kendi yanına çekebilir. İYİ Parti’de buna yönelik bir direnç var ama eskisine göre bir değişme de var. Bu nedenle, bunu önlemek için iktidar da şapkasından daha çok tavşan çıkartacaktır diye düşünüyorum…

Kürt meselesinin yeniden siyasetin ana gündem konularından biri haline gelmesi, size göre seçimler sonrasında çözüm umutlarını da yeşertebilir mi? Bu meselenin çözümü gerçekten çok mu zor? 

Bu toplumun ve siyasi elitlerin Türkiye’nin nasıl bir yer olmasını istedikleri ile ilgili bir soru. Türkiye’nin demokratik bir dünyanın bir parçası, devletinin de vatandaşlarının temel haklarına hürmet gösteren bir devlet olması isteniyorsa meselenin çözümü zor değil, çözüm temelde eşit vatandaşlık prensibinin çalışmasıyla ilgili. Ama “bizim için asıl olan demokrasi değil” diyorsanız o zaman Kürt meselesini çözmeye niyet etmeseniz de olur. Çünkü, bu tür meseleleri çözmeden de varlığını sürdüren devletler var dünyada. İsrail’e bakın, Sri Lanka’ya bakın… Bu meselelerle yaşanmaz diye bir şey yok ama bunun ekonomik, siyasi ve askeri bir maliyeti var. Bu tür meselelerin çözümü devletleri ne zaman zorlar? Ayrılıkçılığa döndüğü zaman zorlar. Ama Kürt meselesinin buna yaklaşan bir tarafı yok. Türkiye’deki Kürt meselesinde ayrılıkçılık güçlü bir damar olsaydı, o zaman evet çözüm zor diyebilirdik. Ama değil…

Siz çok uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine akademik çalışmalar yapıyorsunuz, AB-Türkiye ilişkilerini de yakından izliyorsunuz. SWP tarafından yayımlanan analizinizde ilginç bir noktaya dikkat çektiniz. Ukrayna savaşı nedeniyle AB ile Türkiye arasında bir yakınlaşma olduğunu, bunun demokratikleşmeye olumlu yansımaları olabileceğini, AB’nin Erdoğan’ı demokratik adımlar konusunda cesaretlendirebileceğini belirttiniz. Ancak bu hafta Gezi Davası’nda Osman Kavala müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bazı uzmanlar da, Batı’nın artan jeostratejik önemi nedeniyle, Türkiye’deki anti-demokratik gelişmeleri görmezden geleceği endişesini dile getiriyor. Son gelişmeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gezi kararı, iktidarın AB tarafından yapılacak baskılara böyle kolaylıkla cevap vermeyeceğini gösteriyor, gelmesi muhtemel  baskılara karşı ön almaya yönelik bir hamle yapılmış gibi görünüyor. Hükümet, Kavala ve Gezi aktivistlerini, büyük bir ihtimalle Kobani davasından sonra Demirtaş ve diğer birçok kişiyi daha uzun süre içeride tutmanın planlarını yapıyor belli ki… Belki çok kısa vadede bir şey beklenmeyebilir, Türkiye’nin Batı açısından jeopolitik öneminin artması, Batı’nın Türkiye’ye dönük müsamahasını biraz daha uzatabilir. Ama öte yandan Türkiye’nin Batı ile temasının artması sadece jeopolitik meselelerle ilgili değil, iktisadi olarak da Türkiye’nin Batılı kaynaklara ihtiyacı var. Onları rahatlıkla kullanabilmek için de demokrasi standartlarının esnetilmesi gündeme gelebilir. Daha uzun vadeli baktığınızda, “Türkiye jeopolitik önemi nedeniyle bir yandan Batı’nın yanında dursun ama demokrasi standartlarında kafasına göre takılsın” denemez… Bu sürdürülebilir olmaz. Kısa vadede belki biraz tolere edilebilir, ama orta ve uzun vadede başka bir pencere açılacaktır diye düşünüyorum.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’yla İlgili Dikkat Çeken Yorum

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘düşük faiz’ politikası doğrultusunda atılan adımların Türkiye’de hayat pahalılığını günden güne artırması AK Parti ve MHP’nin oylarında düşüşe neden olurken, iktidar partisinin ‘sığınmacılar’ ve ‘Kürt sorunu’ başta olmak üzere birçok konuda Cumhur İttifakı’ndaki ortağıyla aynı noktaya gelmesi seçmen nezdinde soru işaretiyle karşılanıyor. 

‘Ankara kulislerini iyi koklamasıyla’ tanınan gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında son gelişmeleri değerlendirdi.

“(…) MHP ile Bahçeli’nin iktidardaki bugünkü varlığının ve etkisinin ben görünenden daha ciddi ve büyük olduğunu düşünenlerdenim” diyen Bozkurt, şöyle devam etti:

“Bahçeli’yi biraz tanıdığımı zannettiğim için söyleyebilirim, 99 gül ile yaşanan magazin tartışmaları bizzat Bahçeli’nin Erdoğan ile paylaşarak gerçekleştirdiği ‘medyaya konuşacak malzeme çıksın’ kurgusudur. Ve amacına da ulaşmıştır.

MHP, AKP’yi politik olarak kendi çizgisine getirmiş bürokraside de hedeflediği amaca ulaşmış gözükmektedir. AKP’nin özellikle Kürt meselesinde siyaset yapma alanını tamamen kısıtlamıştır. Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin bir düzenleme AKP tarafından dile getirildiği anda MHP hemen buna karşı çıkmaktadır.

1 ay kadar önce Ankara’da billboardlar MHP’nin Cumhurbaşkanlığı sistemini savunan afişleriyle dolmuştu. Nedeni muhtemelen Cumhur İttifakı içinde gündeme gelebilecek bir cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin tartışmada ön almaktı. MHP’nin sisteme AKP’den daha sıkı sahip çıkması ilginçtir. Sonuçta tabanında ciddi sıkıntılar barındırsa da MHP, Cumhur İttifakı’ndaki pozisyonundan memnundur ve bunu değiştirmeyi düşünmemektedir. Gündeminde de erken seçim de yoktur.

“AKP, Kürtlerin 2’nci partisi olma niteliğini kaybetmek üzere”

MHP’nın bu memnun olma hali doğal olarak AKP’de sıkıntı yaratmaktadır. Kürtlerin 2’nci partisi olma niteliğini kaybetmek üzeredir AKP. Hem de ciddi oy kayıpları yaşadığı bu dönemde. Bu tablo Kürt oylarına çok ihtiyaç duyulan seçimler için büyük risk oluşturmaktadır. Parti yöneticilerinden sadece Numan Kurtulmuş son dönemde Güneydoğu illerini ziyaret ederek parti faaliyeti yapabilmiştir. Onun kullandığı dil de AKP’ye halen ait olmayan SP ve Has Parti döneminde kullandığı ve Kürt seçmende çok olumlu etki yaratan dildir.

Milli Görüş’ün etkisinin AKP tabanında halen varlığını sürdürdüğünün tek işareti Kurtulmuş’un teşkilata moral veren ziyaretleri değil doğal olarak. AKP’in ve Erdoğan’ın önemini daha çok anlatmış olmasına karşın medyada sadece eleştirileri haber olan Bülent Arınç’ı da unutmamak lazım. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: MHP’li İki İsim Bakan Olabilir

MHP Lideri Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Milli Gazete’den Muhammed Vefa’nın kulis haberine göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığında yaşanan bakan değişiminin ardından bazı bakanların daha görevden alınacağı konuşuluyor. Özellikle son günlerde Cumhur İttifakı kulislerinde, MHP’li bazı isimlerin kabinede yer alabileceği sık sık ifade ediliyor.

İki isim atanabilir

Haberde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Hedef ‘heyecan’ oluşturmak

Cumhur İttifakı kulislerine dayandırılan haberde, söz konusu MHP’li isimlerin kabineye atanması halinde Cumhur İttifakı’nın seçime daha büyük heyecanla gidebileceğinin düşünüldüğü belirtildi. Buna göre MHP teşkilatlarında bir rahatsızlık oluşması da önlemeye çalışılacak. AK Partili bazı isimler de kabineye MHP’li bakanların atanmasına sıcak bakıyor.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Zam’ Rahatsızlığı

Katıldığı bir televizyon programında TÜİK’i eleştiren MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy’un “Açıklanan rakamların üzerinde enflasyon oranları var” sözleri nedeniyle parti disiplin kuruluna sevk edilmesi, gözlerin Cumhur İttifakı’na çevrilmesine neden oldu.

MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, bir televizyon programına katılarak enflasyon rakamları ile ekonomiye ilişkin eleştirilerde bulunmuştu. Ersoy, “Açıklanan rakamların üzerinde enflasyon oranları var. Zamlar bu milletin belini büküyor. Bunlar gerçek. Bunları görmemezlikten gelemeyiz” ifadelerini kullanmıştı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da bu açıklamaların ardından Ersoy’un parti politikalarına aykırı açıklamalarından dolayı tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edildiğini açıklamıştı.

AKP’li vekiller: Vatandaş zamlardan şikayetçi

MHP’de Baki Ersoy’la ilgili bu gelişmeler yaşanırken AKP ve MHP içinde bazı başka milletvekillerinin de Ersoy gibiekonomiye yönelik rahatsızlıklarının bulunduğu belirtiliyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorusunu yanıtlayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir AKP milletvekili, “Fiyatların artışını biz de görüyoruz, vatandaş da görüyor. Zaten esnaf ziyaretlerimizde sürekli bunu bize söylüyorlar” dedi. Vatandaşların,alım gücünün düşüklüğünden şikayetçi olduğunu kaydeden vekil, vatandaşın tutumuyla ilgili olarak “Ancak peşine de ‘bunu çözerse AK Parti çözer’ diyor” ifadesini kullandı.

Başka bir AKP’li milletvekili ise “Vatandaşlarla bir araya geldiğimizde özellikle elektrik ve doğal gaz zamlarından şikayetçi olduklarını görüyoruz” dedi. Aynı vekil, vatandaşların zamların geri alınmasını istediğine de dikkat çekti.

Özkiraz: Daha önce de benzer olaylar yaşanmıştı

Cumhur İttifakı’ndaki tartışmalarla ilgili olarak Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, MHP’de yaşananlara dikkat çekerek geçmişte de benzer olaylar yaşandığını hatırlattı. Şu anda Demokrat Parti’de siyaset yapan eski MHP’li Cemal Enginyurt’un da eleştirileri nedeniyle ihraç edildiğini kaydeden Özkiraz, “Aynı şeyi muhtemelen şimdi de Baki Ersoy’a yapıyorlar” dedi. Tepkilerin yükselmesini ekonomik krize bağlayan Özkiraz, Cumhur İttifakı’nın seçimi kazanacağı görülürse itirazların gelmeyeceği, ancak seçimin kaybedileceğinin düşünülmesi halinde tepkilerin yükseleceği tahmininde bulundu.

Özkiraz, ayrıca MHP’nin CHP’ye tepki olarak başlattığı “Adım Adım 2023, İl İl Anadolu” programına da vatandaşların yeterince ilgi göstermediği görüşünü dile getirdi.

MHP’nin bu programla ilgili agresif bir kampanya yapamadığını kaydeden Özkiraz, “Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP ile çatı aday gösterilmesinden bu yana MHP zaten kendi başına, kendine münhasır bir siyaset izlemiyor, bir politika yürütmüyor” dedi. MHP’nin sokakta da çalışma yürütmediğini belirten Özkiraz, “Sokağa çıktığımız zaman MHP’nin sokak etkinlikleri MHP’nin 10’da 1’i kadar oy alan partilerden bile düşük. Bir TİP kadar bile sokakta hiç göremedik biz MHP’yi, Zafer Partisi kadar, Gelecek Partisi kadar sokakta yoklar” ifadesini kullandı.

Okuyan: Ciddi rahatsızlıklar var

Aktif siyaset hayatına MHP’de başlayan eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da MHP içinde ciddi rahatsızlık olduğunu iddia etti. TBMM’de hem AKP’li hem de MHP’li vekillerle sık sık sohbet ettiğini aktaran Okuyan, “Ekonomik kriz daha da derinleşirse özellikle istihdam krizine dönerse, muhtemelen ittifaktan ayrılmayı parti içinde daha çok dillendirecekler” öngörüsünü dile getirdi. Okuyan, durumdan memnun olan bir tane Cumhur İttifakı milletvekiline rastlamadığını da söyledi.

Adalet sistemini eleştirmişti, istifa ettirildi

MHP’deki rahatsızlıkların sadece artan fiyatlarla ilgili olmadığı tahmin ediliyor. MHP’de Baki Ersoy’un yanı sıra yakın zamanda bir başka milletvekilinin daha, bu kez adalet sistemini eleştiren açıklamaları nedeniyle genel merkez tarafından tepkiyle karşılandığı ortaya çıktı. MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada “Anadolu’nun dört bir yanında yöneticilik, idarecilik yapmış, unvanlı kararnamelerle görev almış tecrübeli savcılarımız, ki fiilen de zaten ‘kızağa çekilmek’ olarak görülüyor, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hantal yapısı içerisinde kendilerinden hiçbir şekilde istifade edilmeksizin bekletiliyorlar” ifadesini kullanmıştı.

Edinilen bilgiye göre, bu konuşmanın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bulut’tan komisyon üyeliğinden istifa etmesini istedi. Bulut da bunun üzerine istifasını sundu. Bulut’un yerine yeni üye olarak bildirilen MHP İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz da komisyonun 29 Mart’taki ilk toplantısına katıldı.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Seçim Kanunu’ Çatlağı

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Kocaeli Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Ziyarette oda yönetim kurulu üyeleri ve komite başkanları ile bir araya gelen Destici, sorunları dinledi. Buluşmada Destici, oda yöneticilerinin sorularına da cevap verdi.

Kocaeli Gazetesi’nden Serhat Güneş’in haberine göre, Meclis’e gelen seçim kanunu hakkında konuşan Destici, “Biz hükümet üyesi değiliz ama Cumhur İttifakı ortağıyız. Mesela Meclis’e seçim kanunu yasası sunuldu. Görüşmeye başlandı. Biz de bunu parti heyeti olarak konuştuk. Fakat bizim istediğimiz gibi yasa çıkmadı” dedi.

“Evet demeyeceğim”

Biz baraj sıfır olsun ya da yüzde 3 olsun dedik. Hazine yardımı kaldırılsın ya da adil dağıtılsın ya da seçimlerde ön seçim muhakkak uygulansın. Partilerin liderlerinin iki dudağından çıkmasın diye bunları öncelemiştik” diyen Destici, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Ha ne yapacağım; diyelim ki bana sordular. Ben evet vermeyeceğim ama çıkıp ittifak hassasiyeti olduğu için söylediklerimin dışında daha fazla şey söylersem bu istismar edilir. Doğru da olmaz.

En azından 10’dan 7’ye düşmesi kazançtır ama sıfır olmadı diye Cumhur İttifakı’nı bozacak değiliz. Büyük Birlik Partisi ne Meclis’te ne de kamuoyunda yanlış olan hiçbir şeye sessiz kalmamıştır.

Biz kendimize göre milletin istikbalini önceleyerek bireysel hiçbir teklife evet demedik. İnfaz yasasında evet demedik. Kişinin kişiye olan suçunu devlet affedemez. Devletin af yetkisi olmamalı. Bizim hassasiyetimiz bu. Bugün Ukrayna’nın başına gelenlerin yarın bizim başımıza gelmeyeceğini garantisi yok.

Paylaşın

AK Parti’de Oy Kaybına Karşı Hangi Önlemler Konuşuluyor?

AK Parti ve MHP’nin Meclis’e sunduğu seçim kanunu değişikliği siyasetin ana gündem başlıklarından birisi olurken siyasi partiler de seçim hazırlıklarına hız verdi. AK Partili kurmaylar kurmaylar ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

CHP Antalya’da ‘İktidara hazırız’ sloganıyla il başkanlarının katıldığı örgüt buluşması gerçekleştirdi, İYİ Parti Ankara’da ‘İl Başkanları Çalıştayı’ düzenledi. MHP Antalya’da belediye başkanları toplantısı yaparken AK Parti’de de seçim stratejisini belirlemek için toplantı üstüne toplantı yapılmaya başlandı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; özellikle ekonomik zorluklar nedeniyle oylarda görünür bir düşüş olduğunu kabul eden AK Partili kurmaylar buna karşın halen birinci parti olduklarına dikkat çekiyor, zorluğun ise 50+1 gereken Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacağını kaydediyor.

‘Strateji değiştirmek gerekiyor’

Bugüne kadar yapılan birçok seçimde oyları konsolide etmek için kutuplaştırma siyasetinden sonuç alındığına dikkat çeken kurmaylar bu seçimde ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

AK Parti’de öne çıkan birçok siyasetçinin savunduğu bu stratejiye göre seçim çalışmasının daha kapsayıcı, kuşatıcı, herkesi kucaklayan bir dil ve üslup üzerine kurulması gerekiyor. Partinin reformcu kimliğinin yeniden öne çıkarılarak topluma “Biz yaptık, yine yaparız” duygusunun verilmesi gerektiği ifade ediliyor.

AK Parti iktidarı döneminde yapılan hizmetlerin anlatıldığı daha sakin bir dil kullanılması gerektiğine dikkat çeken kurmaylar, “Her gün artı bir oy kazanmak zorunda olan biziz” diyor. Seçim stratejisi kapsamında yapılan toplantılardan çıkan sonucun bir süre sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulması bekleniyor.

Paylaşın

Başkanlık Sistemi Dönüp Erdoğan Ve Bahçeli’yi Vurabilir

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçilmezse, yerine gelecek olan oyunu aynen onun koyduğu kurallarla oynamaya devam edecek. Yani Bahçeli’nin deyişiyle Türk Tipi Başkanlık sistemi dönüp Erdoğan ve Bahçeli’yi vurabilir.”

Gazeteci yazar Murat Yetkin, DEVA Partisi Ali Babacan’ın muhalefet blokunun iktidara gelmesi halinde Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemini (CHS) değiştirmek için acele etmemesi gerektiği açıklamasına ilişkin olarak, “Cumhur İttifakı’nın aklına getirmek, telaffuz etmek istemediği endişesini açığa çıkardı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçilmezse, yerine gelecek olan oyunu aynen onun koyduğu kurallarla oynamaya devam edecek. Yani Bahçeli’nin deyişiyle Türk Tipi Başkanlık sistemi dönüp Erdoğan ve Bahçeli’yi vurabilir.” düşüncesini dile getirdi.

Murat Yetkin yazısın devamında, “Ekonomiyi sarsmadan toparlamak için de ülkeyi yeniden bir seçim yorgunluğuna sürüklemeyelim diyor Babacan. Beş yıllık bir geçiş süreci için de, gerekirse koaosiyon protokolüne dönüşecek bir yol haritası öneriyor.

Sanırım liderlerin Çankaya toplantısında sistemi değiştirmek için üzerinde anlaşılan anayasa taslağı kadar bu yol haritası konusu da tartışılacak. Erdoğan ve Bahçeli’nin güçlü iktidar rüyaları olan Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi kabuslarına dönüşebilir.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Araştırma: Cumhur İttifakı Sandıkta Çoğunluğu Bulamıyor

“Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” anketinin sonucunda kararsızlar dağıtıldığında AK Parti’nin yüzde 32, CHP’nin yüzde 25, İYİ Parti’nin yüzde 15, HDP’nin yüzde 9 ve MHP’nin yüzde 8.5 oy aldığı aktarıldı. Böylece Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1 çoğunluğunu sağlayamadığı görüldü.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın ocak ayı Türkiye Raporu’na göre, ülkenin genel gidişatı ile ilgili hisleri sorulan yurttaşların yarısı “endişeli” olduğunu söyledi. “Gençlerin yarısından fazlası ülkenin genel gidişatından endişeli” değerlendirmesinin yapıldığı raporda ayrıca “en güvenilmeyen kamu kurumlarının” Merkez Bankası ve TÜİK olduğu kaydedildi. Raporun siyaset başlığı altında ise Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1’i aşamadığı ortaya konuldu.

İstanbul Ekonomi Araştırma, siyasetten ekonomiye ülkedeki gelişmeleri değerlendirdiği ocak ayı Türkiye Raporu’nu yayımladı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, raporda yurttaşların kamu kurumlarına olan güvenleri ölçüldü. Bu ay ilk kez TÜİK’in de ölçüldüğü aktarılan raporda, TÜİK’in, Başkanı Sait Erdal Dinçer’in “Bir yanlışa imza atarsam 84 milyonun hakkını yemiş olurum” açıklamasına karşın, “en güvenilmeyen ikinci kurum” olduğu belirtildi.  Enflasyon oranlarıyla ilgili kuruma eleştiriler getirildiği ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kuruma yapmak istediği ziyaretin engellendiği anımsatılan raporda, “Bu ayki anketimizde katılımcılarımıza ilk defa TÜİK’e güvenip güvenmediklerini sorduk ve bu kuruma güvenenlerin oranı sadece yüzde 31 çıktı” bilgisi paylaşıldı.

En az güvenilen kurumun ise, “bağımsızlık” konusunda tartışmalarla ve “128 milyar dolar nerede?” sorusuyla gündeme gelen Merkez Bankası olduğu kaydedilen raporda, “Merkez Bankası en az güven duyulan kurum, ancak bu kuruma güven duyanların oranı da 3 puan yükseldi. Aralık ayındaki faiz düşürme kararının ardından dolar kurunda gözlenen ani yükselişin kur korumalı mevduat duyurusu ve müdahaleler ile kontrol altına alınması, bu kuruma ve diğer kurumlara güvende gözlemlenen sınırlı iyileşmenin arkasındaki neden olabilir” ifadelerine yer verildi.

Cumhur İttifakı çoğunluğu sağlayamıyor

“Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” anketinin sonucunda kararsızlar dağıtıldığında AKP’nin yüzde 32, CHP’nin yüzde 25, İYİ Parti’nin yüzde 15, HDP’nin yüzde 9 ve MHP’nin yüzde 8.5 oy aldığı aktarıldı. Böylece Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1 çoğunluğunu sağlayamadığı görüldü.

Erdoğan’ın oy oranı

Erdoğan’ın oy oranı, “bu pazar seçim yapılsa yüzde 37,5 – 40 arasında” olduğu aktarılan raporda, “Erdoğan’ın muhtemel rakiplerinin oy oranları ise daha geniş bir aralıkta değişiyor. Erdoğan’a rakip oldukları durumda, en düşük oy oranına Kemal Kılıçdaroğlu, en yüksek oy oranına ise Mansur Yavaş ulaşıyor” değerlendirmesi yapıldı.

Paylaşın

Hem Cumhur İttifakı Hem De İYİ Parti CHP’nin Zaafına Oynuyor

Evrensel yazarı İhsan Çaralan, 12 Ocak’ta AKP, CHP, MHP ve İyi Partinin TBMM grup başkan vekilleri bir araya gelerek yayımladıkları Kazakistan Bildirisi, İYİ Parti’nin HDP Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlık fezlekesine ilişkin tutumu ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlık fezlekesine “evet” diyecekleri yönündeki açıklamasını değerlendiren Çaralan, “Hem Cumhur İttifakı hem de İyi Parti, CHP’nin yumuşak karnı olan Kürt sorunu karşısındaki tutumu üstünden “HDP’yle mesafesi”ne oynarken “terör konusu”ndaki zaafı okşanarak da CHP’nin yığınların siyasete müdahalesinin önüne barikat olması için teşvik etmektedirler. Böylece, siyasetin bir laf yarışı olmaktan çıkıp sahada karşılığı olan bir mücadeleye dönüşmesinin önünü kesmede CHP’nin zaafları kullanılmaktadır. Ki, süreç ilerledikçe İyi Partinin Milet İttifakına ayar verme rolü daha açıkça görülür hale gelmektedir” dedi.

“Açıkça anlaşıldığı gibi dört parti, Kazakistan’daki halk isyanını “İnsan hayatını tehlikeye atan, kamu düzenini bozan ve mala zarar veren şiddet eylemleri” olarak gördüklerini söylüyor” değerlendirmesinde bulunan Çaralan, “ Peki bu dört partinin ağız birliği ederek “İnsan hayatını tehlikeye  atan, mala zarar veren eylemciler” olarak ilan ettiği isyancılar ne istiyordu? diye sordu.

Çaralan, “Özetle isyancılar “30 yıldan fazla bir zamandan beri ülkeyi yöneten Nazarbayev ailesinin ülkeyi babaların çiftliği gibi yönetip kendileri ve yakınlarının milyar dolarlarla ifade edilen servetler edinmesi”ne karşı “Halkı işsizliğe ve yoksulluğa mahkum eden rejime son verilmesi”ni, “Yapılan fahiş zamların geri alınması”nı, “93 Anayasa’sına geri dönülmesi”ni, “Sendika ve parti kurma hakkının tanınması”nı, “Halka yönelik baskılara son verilmesi”ni, yani özetle Kazakistan’daki tek adam rejimine karşı demokratik bir Kazakistan istiyorlardı! İsyanın tüm ülkeye yayılması karşısında Tokayev, “Hükümetin istifa ettiğini, zamların da geri alınacağını” duyurdu. Ancak isyancılar Nazarbayev ve Tokayev’in de istifa etmelerini ve diğer taleplerinin de karşılanmasını istiyordu. Ne var ki Tokayev, isyancıların taleplerini karşılamak yerine Kazakistan’a diğer ülkelerden gelen 20 bin silahlı yabancı teröristin girdiğini iddia ederek Rusya’yı yardıma çağırdı” anımsatmasında bulundu.

“Kazakistan tutumunun Meclisteki dört parti böyle bir rejime her tür desteği vermeye hazır olduğunu açıklıyor” tespitinde bulunan Çaralan, “ Burada ister istemez akla; Kazakistan halkının bu en haklı talepleri için isyanını, kendileri için de bir tehdit olarak algılayan Bahçeli geliyor. Çünkü Bahçeli, Kazakistan’daki isyanın zirve yaptığı günlerde, ülkedeki “Sokağa dökülme” tartışmasını da bahane edip Millet İttifakını da hedefe koyarak, “Kazakistan bitinizi mi kanlandırdı; Türkiye’den Kazakistan mı çıkarmak istiyorsunuz?” diye sormuştu. Tabii burada akla sadece Bahçeli’nin sorusu değil, “CHP ve İYİP’in bildiriye Bahçeli’nin bu sorusuna yanıt olarak mı imza attılar?” sorusu da geliyor. Çünkü bu bildiriye imza atarak bu partiler Bahçeli’yi çok rahatlatmış olmalı! Tabii aynı zamanda “Sokağa dökülme bizim kitabımızda yok” diyen Kılıçdaroğlu’nu da rahatlatmış olmalılar” dedi.

Çaralan’ın Evrensel’de yayımlanan yazısının bir kısmı şu şekilde:

İYİ Parti, Millet İttifakı’na ayar vermeye devam ediyor

AKP ve MHP, son günlerde HDP Milletvekili Semra Güzel’in PKK’li Volkan Bora ile 5 yıl önce, “çözüm süreci”nde çekilmiş fotoğrafları üstünde tepiniyor. Nitekim bu tepinme Semra Güzel’in milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlanıp Meclise gönderilmesine kadar geldi.

Büyük olasılıkla da AKP ve MHP tezkereyi Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Genel Kuruluna getirecekler. Tabii sadece AKP ve MHP de değil İyi Partililer de el ovuşturarak Semra Güzel’in fezlekesini bekliyorlar.

Nitekim İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, gazetecilerin sorusu üzerine; “Semra Güzel isimli milletvekilinin bir fezlekesi gelecek. Bildiğim kadarıyla ‘evet’ oyu verecek arkadaşlarımız. İYİ Partinin tutumu her zaman teröre yataklık, iltisak gibi konularda açık ve nettir” derken AKP ve MHP’lilerden bile heyecanlı olduğu Akşener’in sesine yansıyordu!

Böylece, daha AKP ve MHP’nin fezlekeyi Meclise getirip getirmeyeceği bile kesinleşmemişken İyi Parti çoktan kararını vermekle de kalmamış, bu kararı kamuoyuyla paylaşmakta da bir beis görmemişti.

Tabi Akşener, ortağı CHP’nin ne diyeceğini de umursamamıştı! Belki de Akşener, CHP içinde bir tartışma yaratmayı da amaçlayarak bu açıklamayı önceden yapmayı tercih etmişti!

Yani Akşener, “Biz tutumumuzu söyledik. Şimdi CHP düşünsün!” demiş olmaktadır.

Hem Cumhur İttifakı hem de İyi Parti, CHP’nin yumuşak karnı olan Kürt sorunu karşısındaki tutumu üstünden “HDP’yle mesafesi”ne oynarken “terör konusu”ndaki zaafı okşanarak da CHP’nin yığınların siyasete müdahalesinin önüne barikat olması için teşvik etmektedirler. Böylece, siyasetin bir laf yarışı olmaktan çıkıp sahada karşılığı olan bir mücadeleye dönüşmesinin önünü kesmede CHP’nin zaafları kullanılmaktadır. Ki, süreç ilerledikçe İyi Partinin Milet İttifakına ayar verme rolü daha açıkça görülür hale gelmektedir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın