CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu Neden ‘Adayım’ Demedi?

İstanbul Belediye Başkanlığı (İBB) için adaylığını açıklayan Ekrem İmamoğlu, basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Seçim sonrasında CHP’de değişim tartışmalarını başlatan ve öncülüğünü yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu açıkladığı yol haritasıyla, tercihini İstanbul’dan yana koydu ve bir kez daha belediye başkanlığına aday olacağının sinyalini verdi.

İmamoğlu’nun bu kararı, CHP Genel Merkezi’nde, görünür bir şekilde de memnuniyet yarattı. CHP’de yapılan ilk yorumlar, “İmamoğlu, bekleneni yaptı, parti artık yerel seçim sathına girer, oybirliğiyle de belediye başkanlığına aday gösterilir” yönünde oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını açıkladığı basın toplantısını, parti genel merkezinde bazı yakın kurmayları ile izledi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuşan CHP kurmaylarına göre Kılıçdaroğlu İmamoğlu’ndan böyle bir açıklama bekliyordu, o nedenle de rahattı ve şaşırmadı.

Bir parti yöneticisi İmamoğlu’nun seçimden hemen sonra söyledikleriyle, bugün söyledikleri arasında bir fark olmadığını savunarak “Üstelik İmamoğlu’nun bugün söylediklerini, Genel Başkan da söyledi. Değişim olmalı, İstanbul adayımız İmamoğlu olmalı dedi. Yani gelinen noktada ikisinin de söyledikleri birbiriyle örtüşüyor” görüşünü dile getirdi.

Seçimden sonra CHP, kendisini İmamoğlu’nun başını çektiği değişim tartışmaları içinde bulmuş ve seçimlere kadar yakın kurmayları arasında yer alan bir çok isim artık Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olmayarak, değişimin önünü açması talebini dile getirmişti.

Kılıçdaroğlu’nun yerel seçim sürecinde “gemiyi terk etmeme” kararı nedeniyle, değişimcilerin bu talebi gerçekleşmedi. Ancak bu tartışmalar, TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin yarattığı hayal kırıklığı, yerel seçimlere odaklanmasını da büyük ölçüde engellendi.

O nedenle genel merkez yönetimi, İmamoğlu’nun yol haritasını netleştirmesi ile artık partinin “yerel seçimlere odaklanacağını” düşünüyor.

Partinin yerel seçim kampanyasını bir an önce başlatması ve seçimlere odaklanabilmesi için İmamoğlu’nun adaylığının bir an önce Parti Meclisi’nde görüşülüp, ilan edilmesini savunanlar da var. Parti yöneticilerine göre Parti Meclisi’nde İmamoğlu, oy birliğiyle İBB’ye yeniden aday gösterilebilir.

İmamoğlu, İBB’de karar kılmasına karşın, partideki değişim talebinden vazgeçmediğini de ortaya koydu ve adı genel başkan adaylığı için geçen Grup Başkanı Özgür Özel’in de ismini anarak, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlardan birisi, ismi geçtiği için söylüyorum Özgür Özel’dir” görüşünü dile getirdi.

Özel ise İmamoğlu’nun İstanbul kararının ardından yaptığı ilk değerlendirmelerde, değişim tartışmalarının başında dile getirdiği, “sorumluluk üstlenmekten de fedakarlık yapmaktan da kaçmam” dediği noktada olduğunu belirtti.

CHP kulislerindeki beklenti Özel’in, İmamoğlu ve değişim talebini dile getirenlerle birlikte kararını netleştireceği yönünde. Genel merkez yönetimi ise İmamoğlu’nun yarıştan çekilmesi ile Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı yeniden rahat kazanacağı görüşünde.

İmamoğlu desteklese de Özel’in delegede umduğunu bulamayacağını, “delegenin Kılıçdaroğlu’na akacağını” hatta il ilçe kongre sonuçlarına göre Özel’in aday olmayabileceğini savunanlar da var.

Özel’in aday olması halinde bunun bir sorun oluşturmayacağını savunan bir parti yöneticisi “Bir demokrasi yarışı olur, parti yoluna devam eder. Daha önce Muharrem İnce ile yarış oldu, yaşandı bitti yolumuza devam ettik, hiçbir sıkıntı olmaz” görüşü dile getiriliyor.

CHP’de Özel’in aday olsa da İmamoğlu gibi bir etki yaratmayacağı için Kılıçdaroğlu’nun kurultay yarışını rahat önde bitireceği görüşü hakim. Ancak başta İmamoğlu olmak üzere değişim isteyen ekibin, partiyi almaya dönük bir strateji izleyebileceği ifade ediliyor.

1972’de Bülent Ecevit’in Genel Başkan İsmet İnönü’ye karşı PM listesi çıkarıp çoğunluğu alması örnek gösterilerek, “Ecevit-İnönü kurultayına çevirmek ve Parti Meclisi’nde (PM) çoğunluğu sağlayarak güçlü olmak isteyebilirler” görüşü dile getiriliyor.

Genel merkeze göre İmamoğlu’nun genel başkanlık yarışına girmeyecek olması nedeniyle, delege büyük oranda Kılıçdaroğlu’na destek olacağı için böyle bir tablo beklenmiyor. Bir çok parti yöneticisi önümüzdeki süreci “Siyaset biraz durağanlaşacak. Çünkü artık kararsızlık sona erdi, belediye başkan aday adayları artık genel merkeze gelmeye başlayacak ve parti artık seçime odaklanabilecek” diye özetliyor.

2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı içinde yer alan muhalefet partilerinin desteği ve HDP’nin de aday çıkarmamasıyla kazanan İmamoğlu yol haritasını açıklarken, İstanbul’u kazanmak için “partiler üstü ittifak” kuracağını da ifade etti.

Seçimlerden sonra ittifak kararını yeniden gözden geçirmeye hazırlanan İYİ Parti’nin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceği CHP’de de merak konusu.

Parti yöneticileri yerel seçimlere giderken İYİ Parti dahil, muhalefetle ittifak koşullarının yeniden değerlendirilebileceğine işaret ederken, “Onların da elbette şartları olacak, oturup konuşacağız. Tepeden bir şeyler dayatmak doğru değil. Yani İYİ Parti, ülkeyi yönetmeye layık gördüğü İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a destek vermeyecek mi? En önemli soru bu. Kemal Bey öyle bir denklem kurar ki, partideki herkesi birleştirir” görüşü dile getiriliyor.

İmamoğlu’nun siyasi partilerin ortaklaşa destekleyeceği bir yapı kurma çabasının da başarılı sonuç vereceği düşünülüyor.

İYİ Parti yerel seçimlerde ne yapacak?

İYİ Parti ise yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi önümüzdeki günlerde netleştirecek. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’nin 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un başladığı Afyonkarahisar’da yapacağı mitingin bu konuda önemli bir milat olması bekleniyor.

İYİ Parti’de, partinin kurulduğundan bu yana seçimlere sürekli ittifaklarla girmesi nedeniyle parti kimliğini perdelediği ve seçmene de bu nedenle kendisini istediği gibi anlatamadığı görüşü hakim. Yeni dönemdeki adımların bu anlayışı kırmaya dönük olması planlanıyor.

Partinin oy oranı ve siyasi konjonktür nedeniyle, ittifaklara tamamen kapıları kapatan bir anlayış söz konusu olmayacağı, ancak kendi kurumsal kimliğini öne çıkaracak bir ittifak anlayışının egemen olacağı ifade ediliyor. Çerçevesi şimdiden kesin çizilmiş olmamakla birlikte partide ağırlıklı görüş, Millet İttifakı gibi belli bir ittifak ismi yerine, yerel işbirliklerine gidilmesi yönünde.

Seçimlerde “muhalefete kaybettiren” olmanın risk olacağı düşünüldüğü için İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde yerel işbirliklerine açık olunacağı ifade ediliyor. Ancak 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifini götüren İYİ Parti, 2024 içinse CHP’nin kapısını çalmasını ve getireceği teklifi görmeyi istiyor.

İYİ Parti’de bazı kurmaylar, Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediye başkanlarının ittifak belediyesi gibi davrandığını belirtse de İYİ Parti’nin bu kez elini yüksek tutacağı ve bazı yerlerde CHP’nin fedakarlık yapmasını isteyebileceğine işaret ediliyor.

Ekrem İmamoğlu neden ‘adayım’ demedi?

Ekrem İmamoğlu basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Kılıçdaroğlu, Siyaseten Yok Hükmündedir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini eleştiren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini hedef alan açıklamalarda bulundu. Çelik’in açıklamaları şöyle:

“Demokrasi tarihi açısından siyasi katılım oranı yüksekliği ve şeffaflığı ile çok yüksek standartlara sahip olan bir seçim gerçekleştirdik. Bu seçimin net ve tartışmasız sonucunda aziz milletimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçmiş ve Yüce Meclis’te çoğunluğu Cumhur İttifakı’na vermiştir.

Bu gerçeği anlamayan tek kişi defalarca sandıkta hezimete uğramasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Dün yaptığı açıklamada yine Cumhurbaşkanımıza ve seçim sonuçlarına saldırmış. Sayın Kılıçdaroğlu’nun nitelikli bir siyasetçi olmadığını biliyorduk. Yaptığı açıklamalarla zerre miktar demokrasi adabına sahip olmadığını da gördük.

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci boyunca terör odağı Kandil’e karşı net bir tavır koyamayan, Kandil’den yapılan geceli gündüzlü kendisine destek açıklamalarını net bir şekilde reddedemeyen Kılıçdaroğlu, halen seçim sonuçlarının şaibeli olduğundan bahsediyor.

Kılıçdaroğlu’nun söz konusu tutumuna, aziz milletimiz sandıkta gerekli cevabı vermiştir; Kılıçdaroğlu sayısını hatırlamakta zorlandığımız kez sandıkta hezimetle karşılaşmıştır.

Kılıçdaroğlu, CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın demokratik iradesini istismar etmeye devam ediyor. Bu iradeye saygı duymak yerine, kendi koltuğunu sağlama almak için çirkin sözlerle milli iradeye saldırıyor.

CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın da tanıklığı ile Kılıçdaroğlu’nun gerçeklikle bağı kopmuş, siyasi tutumu demokrasi karşıtlığına dönüşmüştür.

Terör odağı Kandil’in “Cumhuriyeti yeniden kurma, siyasi özerklik, terörist başına imtiyaz”dan bahsettiği dönemde suskun kalan Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

Paylaşın

CHP İstanbul’da Kılıçdaroğlu, “Değişimciler” Karşısında Önde

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ederken, CHP İstanbul ilçe teşkilatlarında 5 Ağustos’ta başlayan ilçe kongreleri sürüyor. Şu ana kadar 17 ilçede seçimler yapıldı. Kalan 22 ilçenin seçimleri ise 3 Eylül’e kadar tamamlanacak.

Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın parti içi yarışın İstanbul ayağında şu ana kadar ‘köklü değişim’ talebini sürekli dile getiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yakın isimler geride kalmış görünüyor.

Tamamlanan seçimlerde il kongresinde oy kullanacak 230 kurultay delegesi seçildi. Bu delegelerin 150’sinin genel merkeze yakın isimler, 80 delegenin ise İmamoğlu’na yakın ve değişimi destekleyen partililer olduğu belirtiliyor.

İstanbul’da ‘değişimciler’ ile genel merkezin tercih ettiği isimler arasında 5 Ağustos’ta başlayan yarış 3 Eylül’e kadar devam edecek. Seçimleri tamamlanan 17 ilçeden Bağcılar, Silivri ve Başakşehir’de ilçe başkanları İmamoğlu’na yakın isimler oldu.

Yine İmamoğlu’na yakın olduğu bilinen Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün ise ilçe kongresinde delege listesine alınmadı. Önceki dönemlerde hep delege seçilen Akgün’ün adı böylece ilk defa listede yer bulamadı. İddiaya göre Akgün’ün isminin listeye eklenmesini İlçe Başkanı Halis Çiçekçi istemedi.

Bülent Kerimoğlu delege olamadı

Genel merkeze yakın isimlerden ise Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu ilçe kongresinde delege olmak istemedi. Kerimoğlu’nun bu tercihinin gerekçesine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

Kongre süreci başlamadan kısa bir süre önce Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul ilçe başkanlarıyla bir toplantı düzenlemişti. O toplantının amacının 39 ilçenin ‘değişim’ yönünde bir fotoğraf vermesi olduğu belirtilmişti. Ancak toplantıya sadece 12 ilçe başkanı katılınca fotoğraf da verilmemişti.

5-13 Ağustos tarihleri arasında 17 ilçede yapılan seçimlerde göreve gelen ilçe başkanları şöyle oldu:

Ataşehir: Celal Yalçın
Beylikdüzü: Mülayim Demirtaş
Gaziosmanpaşa: Hakan Bahçetepe
Tuzla: Eren Ali Bingöl
Zeytinburnu: Metin Doğan
Avcılar: Erdal Nas

Bağcılar: Murat Sönmez
Bakırköy: Gizem Başaran Arslan
Başakşehir: Beyzade Kayabaşı
Bayrampaşa: Hasan Mutlu
Beşiktaş: Alican Şen

Büyükçekmece: Halis Çiçekçi
Çatalca: Mehmet Seddar Çoban
Çekmeköy: Melda Tutan
Esenyurt: Hüseyin Ergin
Sancaktepe: Muharrem Aydın
Silivri: Berker Esen

22 ilçede yapılacak seçimler

Geriye kalan 22 ilçedeki seçim tarihleri ise şöyle:

19 Ağustos: Arnavutköy, Bahçelievler, Beykoz, Esenler, Ümraniye.
20 Ağustos: Eyüpsultan, Kağıthane, Maltepe, Şişli, Sultanbeyli.
26 Ağustos: Adalar, Beyoğlu, Küçükçekmece, Sultangazi, Üsküdar.
27 Ağustos: Pendik, Kadıköy.
3 Eylül: Şile, Güngören, Sarıyer, Fatih, Kartal.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Seçim Yorumu: Sonuçların Sağlıklı Bir Analizi Yapılmıyor

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, Saray ve çevresi de kaybedeceğini ilk kez düşünmeye ve yazmaya başlamıştı. O kadar ki Cumhur İttifakı kazanmak için ahlaki meşruiyetin dışına çıktı ve sahte videolar ve yalanlarla iktidarını korumaya çalıştı. Ben sonuçların sağlıklı ve verilere dayalı bir analizinin bizim entelektüel camia tarafından da yeterince ele alındığını ve değerlendirildiğini düşünmüyorum” dedi ve ekledi:

“Bütün verileri ele alıp, o çerçevede bir değerlendirme yapılabilseydi bence çok daha iyi olurdu. Kişisel baza indirgeyip; ‘Kazandı veya kazanmadı’, ‘yenildi’ veya ‘yenilmedi’ şeklindeki bir tartışmayı sürdürmeyi çok doğru bulmuyorum… Kuşkusuz bunları ‘tartışılmasın’ anlamında söylemiyorum. Ama tartışmaların veriye dayalı yapılması bizim de eksikliklerimizi görme olanağı sağlar. Ayrıca bu söylemlerim, bizim araştırma yapmadığımız şeklinde de yorumlanması… Biz de dersimize olabildiğince çalıştık ve çalışmaya da devam ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, T24’ten Metin Kaan Kurtuluş‘a konuştu. Kılıçdaroğlu, kendisine gelen eleştirilere yönelik “Toplumun tüm kesimleriyle barışma ve demokrasi için buluşturma çabası yanlışsa, bu yanlışın en büyüğünü ben yaptım” dedi.

Kılıçdaroğlu, toplumun büyük bir bölümünü seçimi kazanacakları yönünde ikna etmelerini bir “başarı” olarak nitelendirirken, sonuçların beklenen yönde gelmemesinin muhalif seçmende “derin bir travma yarattığını” söyledi. Bu travmanın 2024 yerel seçimlerinde sandığa yansımayacağını düşündüğünü ifade eden CHP lideri, “Elbette hayal kırıklığı içinde veya beklentilerin gerçekleşmemesi nedeniyle bu tür söylemler oluyor. Yazılıyor, çiziliyor, sosyal medyada da söyleniyor. Ben sonuçta bu ülke insanının sağduyulu davranacağını düşünüyorum. Bizim kitabımızda umutsuzluğa yer yok” diye devam etti.

Kılıçdaroğlu, 2024 yerel seçimlerinde İYİ Parti’nin CHP adaylarını desteklemediği ve HDP’nin kendi adaylarını çıkardığı senaryoda CHP’nin İstanbul ve Ankara’yı kaybetme olasılığı sorulduğunda ise, “Niye kaybedelim? Belediye başkanlarımız başarılı” yanıtını verdi ve partisinin daha fazla belediye kazanacağını söyledi.

“Parti mücadelesi değil, demokrasi mücadelesi”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 vekil istedik. Hayatımın en büyük pişmanlığıdır” ifadeleriyle ilgili olarak da, “Ben o tür tartışmalara girmek istemem, kendi açımdan doğru da bulmam. Şuna inanırım, biz bir parti mücadelesi değil, bir demokrasi mücadelesi veriyoruz…” dedi.

Kılıçdaroğlu, seçimlerdeki oy oranlarını ise şöyle yorumladı: “Milletvekilliği seçimleri penceresinden sonuçlara baktığımızda oylarımızın arttığını görüyoruz. Uzun yıllardır milletvekili çıkaramadığımız bazı illerden (Rize – Kars – Düzce – Diyarbakır – Karabük – Erzincan gibi) milletvekili çıkardık. Bu bağlamda milletvekilliği seçim sonuçlarını en azından ilk kez milletvekili çıkardığımız iller için bir kazanım olarak gördük. Ayrıca deprem bölgesinde bizim oylarımız arttı. Bu sonuçlar sizi tatmin etti mi diye soracak olursanız, elbette ki hayır. Ama her halükarda oyu düşen parti AK Parti, ama tartışılan parti CHP oldu. Bizim oyumuz yükseldi, ama buna rağmen beklediğimiz sonucu alamadık. Beklediğimiz sonucu alabilseydik tartışmalar farklı yöne evrilecekti.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelince, Millet İttifakı olarak kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, Saray ve çevresi de kaybedeceğini ilk kez düşünmeye ve yazmaya başlamıştı. O kadar ki Cumhur İttifakı kazanmak için ahlaki meşruiyetin dışına çıktı ve sahte videolar ve yalanlarla iktidarını korumaya çalıştı. Ben sonuçların sağlıklı ve verilere dayalı bir analizinin bizim entelektüel camia tarafından da yeterince ele alındığını ve değerlendirildiğini düşünmüyorum.

Bütün verileri ele alıp, o çerçevede bir değerlendirme yapılabilseydi bence çok daha iyi olurdu. Kişisel baza indirgeyip; ‘Kazandı veya kazanmadı’, ‘yenildi’ veya ‘yenilmedi’ şeklindeki bir tartışmayı sürdürmeyi çok doğru bulmuyorum… Kuşkusuz bunları ‘tartışılmasın’ anlamında söylemiyorum. Ama tartışmaların veriye dayalı yapılması bizim de eksikliklerimizi görme olanağı sağlar. Ayrıca bu söylemlerim, bizim araştırma yapmadığımız şeklinde de yorumlanması… Biz de dersimize olabildiğince çalıştık ve çalışmaya da devam ediyoruz.”

Paylaşın

Karayalçın’dan CHP’ye: Örgütü Çalıştıramadığımız İçin Kazanamadık

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. Eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın, yaklaşan CHP kurultayı öncesi partililere yönelik 24 sayfalık mektup kaleme aldı.

Karayalçın, “Neden yüzde 40’larda değiliz de yüzde 20’lerdeyiz? Oy oranımız, yaklaşık olarak 2011 Haziran seçiminde de yüzde 25, 2023 Mayıs seçiminde de yüzde 25. Hatta son seçimde alınan oy içinde, ne kadar olduğunu kestiremediğimiz; Deva, Gelecek ve Saadet Partileri ve Demokrat Partinin de oyları var. Bu durumun nedeninin örgüt kapasitesi olduğunu iddia ediyorum. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir” dedi.

“Beyaz atlı prens-prenses beklemeyelim, sağdan oy almak için transfer yapmak yönteminden vazgeçelim” diyen Karayalçın, tüm CHP üyelerinin dört ayrı kritere göre puanlanmasını, yetkili makamlara üyelerin alacakları puanlara göre getirilmesini önerdi. Konuların ve puanların ağırlıklarının ise şu şekilde olması gerektiğini söyledi: “Eğitim 40 puan, parti görevleri 30 puan, aidat 20 puan, kıdem 10 puan.”

Karayalçın ayrıca partideki yönetim yapılanmasına ilişkin Genel Başkanlık için süre sınırlaması önermediğini söyledi, “Bu, genel başkanların anlayışına, tercihine kalmış bir şeydir” dedi. Parti meclisinin 60 olan üye sayısının 200 olmasını önerdi.

Geçen haftalarda partinin üst düzey isimleriyle gerçekleştirdiği Zoom toplantısıyla gündeme gelen Ekrem İmamoğlu, CHP’nin eski genel başkanları Altan Öymen ile Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’la bir araya gelmişti.

Karayalçın, “Mektup” başlıklı 24 sayfalık yazısında şunları belirtti: “Sevgili partili kardeşim, bu metni, kıdemli bir partili olarak, 2023 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını yorumlamak ve bundan sonrası için ne yapmamız gerektiğine ilişkin düşüncelerimi açıklamak için hazırladım. Seçim gecesi geç saatlerde ya da ertesi sabah, karşı karşıya olduğumuz durumu nitelemek için kullandığımız sözcüklerin aramızda duyarlılık yarattığını, hatta tartışmalara neden olduğunu gördüm.

O nedenle 2023 Mayıs’ında yapılan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri için, ‘kazanamadık’ demekle yetiniyorum. Bu seçimlerde her şeyi doğru yaptık, her kapasiteyi sonuna kadar kullandık, her şeyi doğru söyledik diyemeyiz… Her şeyi yaptık, ama buraya kadarmış dersek bir sonraki seçimde seçmenlerden nasıl oy isteyebiliriz? 2023 Mayıs seçimlerini tüm yönleriyle de tartışmamız gerekiyor; eleştiri, özeleştiri yapmamız gerekiyor.

Bana göre sorun kişisel değil, yapısaldır. Partimizin örgüt yapısı, yerelden merkeze, yeniden yapılandırılmalıdır… 2023 Mayıs seçimlerini örgütümüzü tam kapasitede çalıştıramadığımız için kazanamadığımızı iddia ediyorum. Ayrıca bu durum yeni de değil. CHP örgütü çok uzunca bir süredir kapasitesinin altında çalıştırılmaktadır.

Yine burada, mektupta, açıklamaya çalıştığım önerilerden çok temel olan iki tanesini özetle belirteyim: Birincisi yerelde güçlü nitelikli bir örgüt yapısı ve ona dayalı bir ön seçim; ikincisi de, genel merkez ve yerel örgütler arasında, parti oligarşisini önleyen, parti kapasitesini artıran yeni bir yetki paylaşım modeli… Partimizde yapısal dönüşümü sağladığımızda efsane geri dönecektir.

Biz yaklaşık olarak bir milyon üç yüz bin kişiyiz. Her birimiz bu tartışmaya katılmalıyız. Ancak tartışmalarımızda şu dört ilkeyi de önemle gözetmeliyiz. Birinci ilkemiz, Partimizin bütünlüğüdür. Buna halel veremeyiz. CHP’nin örgütsel bütünlüğü hepimizin kırmızı çizgisi olmalıdır.

İkinci olarak başta Sayın Genel Başkan olmak üzere birbirimizin saygınlığına özen göstermeliyiz. Üçüncü ilke açıklık olmalıdır. Kimi eleştirdiğimizi, neyi eleştirdiğimizi, ne istediğimizi çok açık bir biçimde ortaya koymalıyız. Son olarak da parti hukukuna uygun davranmak zorunda olduğumuzu aklımızda tutmalıyız.

Direnme gücü olmayan yaşayamaz

Partimizin on iki yıl kapalı kalmasına, mallarına devletçe iki kez el konulmasına ve bir kez de baraj altına inmesine karşın ayakta kalabilmesi, örgütümüzün direncini, gücünü göstermektedir. CHP örgütü hem yaşama gücüne, hem de direnme gücüne sahip.

Her ikisi de iç içe geçerek birbirini besliyor. Direnme gücü olmayan bir örgütün zaten yaşama gücü de olamaz. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir.

‘Örgüt kapasitesi’ ifadesi ile neyi anlatmak istediğimi açıklayacağım ama önce örgütümüzün uzun süre kapasitesinin altında tutulmasının bizde ‘siyasi tembelliğe’ yol açtığından söz etmek istiyorum. İki örnek vereyim. Siyasi olarak tembelleşmemizin ilk örneği bir kurtarıcı beklentisidir. Çok iyi konuşan, çok yoğun çalışan, yumruğunu sık sık masaya vuran birisi gelecek ve bizi iktidara taşıyacak. Buna beyaz atlı prens- prenses beklentisi diyorum.

Oysa böyle bir şey yok. Bizi iktidara taşıyacak olan güç, prensler- prensesler değil, örgütümüzdür. Bir başka tembellik örneği de ‘sağdan oy alamıyoruz, bari siyasetçi alalım, onlar da sağ seçmeni getirir’ anlayışıdır. Tabii ki partimize sağdan siyasetçi de seçmen de gelecektir, gelmelidir. Partimiz böyle büyüyecektir. Ayrıca bu arkadaşlarımız Partimize girdikleri andan itibaren de Partimizin herhangi bir üyesi kadar CHP’li olacaklardır. O nedenle benim eleştirim bu katılımlara asla değil, bu anlayışla yapılan transferlerdir.

Oligarşik Yapı

Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün yüksek kapasite ile çalışması dört şeyin eş zamanlı ve eş değerli olarak sağlanmasına bağlıdır:

Örgütlenme etkenliği,
Örgütün adayları seçmesi,
Örgütün siyaseti belirlemesi,
Örgütün olağan işlevi,

Partimizin Türkiye coğrafyasındaki örgütlenmesi hemen hemen yalnızca Siyasi Partiler Yasasının getirdiği örgütlenme kalıbı ile sınırlıdır. Siyasetin belirlenmesi ve adayların seçilmesi ise hemen hemen yalnızca genel merkez tarafından üstlenilmiştir. Örgütlerimiz yalnızca örgütün olağan işleri diye adlandırabileceğimiz ‘broşür- afiş- pankart’ işleri ile seçim işleri ile sandık güvenliği işleri ile sınırlı bir hizmet üretmektedir. Bu nedenle örgütümüz kapasitesinin altında çalışmak durumunda kalmaktadır.

Bu durum Cumhuriyet Halk Partisi’nde ‘oligarşik’ bir yönetimin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Partinin izleyeceği siyaset, Genel Başkan ve merkez yöneticileri ile danışmanlar, uzmanlar tarafından belirlenmekte, hazırlanan siyaset metinleri daha sonra örgüte kullanması, seçmenlere dağıtılması için gönderilmektedir. Kimi durumlarda da örgüt, o konuda öyle bir siyaset izleneceğini gönderilen metinlerden değil, yöneticilerin açıklanmalarından öğrenmektedir. Aynı şekilde partinin milletvekili ve belediye başkan adayları ile yerel meclis üye adayları da merkez kadroları tarafından seçilmektedir. Parti kapasitesini tanımlayan bu temel işlerde üyeler ve yerel örgütler değil genel merkez devrede. Oligarşik yönetim dediğim budur. Buna oligarşinin ‘Tunç Yasası’ da deniliyor. Oligarşinin Tunç Yasası, “seçilenlerin seçenler, vekillerin vekâlet verenler, temsilcilerin temsil edilenler üzerindeki egemenliğini” açıklayan bir kavram.

Son yıllarda yapılan sohbetlerde, ‘yerel örgütler olmasa da olur, hatta olmasa daha iyi olur’ gibi ifadelere tanık olunabiliyor. Çok yaygın olarak dile getirilmese de bu anlayış şöyle bir değerlendirmeye dayanıyor:

Karayalçın’ın tüzük önerileri

Parti olarak bu güne kadar Siyasi Partiler Yasası’nın getirdiği zorunlu örgütlenme biçiminin dışına pek çıkmadık. İllerimizde, ilçelerimizde var olan toplum kesimleri içinde, ayrıca üretim alanlarında, proje odaklarında örgütlenebiliriz; üyesi olan, üyelerinin seçilme yöntemleri, görevleri, yetkileri tüzükte belirtilen platformlar yaratabiliriz. Bunları Kurul diye adlandırabiliriz, ya da tüzükte bu kurulların ‘meclis’ olarak da adlandırılacağını söyleyebiliriz.

Örneğin; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü İşçi Kurulu ya da İstanbul İl Örgütü İşçi Meclisi gibi. İster kurul, ister meclis olsun, bu platformların işlevsel kılınabilmesi, etken olabilmesi için, birkaç sayfalık bir metin yazmaları yerine, önerilerini bulundukları konuma göre ilçe, il kongrelerine doğrudan sunmalarına olanak sağlanmalıdır… Her anlamlı proje alanı, bizim için potansiyel örgütlenme hedefi olmalıdır.

Partimizin milletvekili, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üye adayları, yerel örgütler tarafından seçilmelidir. Kontenjan adayları merkez örgütü tarafından atanmalıdır. Seçimlere başka partilerle ittifak yapılarak girilmesinde de çok özel durumlar dışında, bu yöntem uygulanmalıdır. Yani partimizin adayları, asıl olarak, örgüt tarafından, ön seçim yoluyla seçilmelidir.

Ülkemizin yönetimine ve ülkemizdeki yerel yönetimlerin yönetimine talibiz, o nedenle de nitelikli, liyakatli kadrolar yetiştirmeliyiz. Bunun sağlanabilmesi, aynı zamanda, ön seçimlerle ilgili olarak dile getirilmekte olan olumsuzlukların da giderilmesine bağlıdır.

Önerim şöyledir: Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm üyeleri, illerinde, dört alanda değerlendirmeye tabi tutulacak ve bunlardan puan toplayacaklardır. Konular ve puanlar (ağırlıkları) şöyledir:

Eğitim 40 Puan
Parti Görevleri 30 Puan
Aidat 20 Puan
Kıdem 10 Puan

Partilerin puanları ilçelerinde tutulacak ve bilgisayara yüklenecektir. Bu işlem, bir anlamda partililerin, başarımlarının (performanslarının) kayıt altına alınmasıdır. Kayıtlar açık olmalıdır. Her partili kendi puanlarını görebilmelidir. İtirazlar il örgütünde yapılmalıdır. Önerim biraz KPSS sistemini andırıyor. Her partili puan toplayacaktır.

Parti içi seçimlerde, o arada ön seçimde de oy kullanabilmek için, yani seçme hakkını kullanabilmek için, belli sayıda puanın toplanması; en yüksekten başlayarak sırasıyla milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve il genel meclis üyesi adayı olabilmek için de o sayıdan daha yüksek sayıda puanın toplaması gerekecektir. Seçme puanları ile seçilme puanlarının ne olacağı PM tarafından belirlenecektir. Mahalle temsilciliğinden başlayarak PM üyeliğine kadar giden, parti içi görevler için yapılacak seçimlerde de benzer bir puanlama sistemi işletilmelidir.

Partinin patronu, partinin gerçek egemeni olan partilidir… İlçe ve il kongrelerinde, delegelere hangi yöntemi tercih edersiniz diye sormadan, doğrudan çarşaf liste uygulamasına gidilerek her partiliye yönetimde ve üst kurullar için temsilde yer alabilme fırsatı sağlanmalıdır. Aynı şekilde genel başkanların kurultaylarda liste hazırlamaları ya da örtülü bir yolla anahtar liste dağıtmaları önlenmelidir. Genel başkanlar; Siyasi Partiler Yasasının 37. maddesinin milletvekilliği için öngördüğü yüzde 5’lik kontenjanı, PM için de kullanabilirler. O arada genel başkanların gerekli gördükleri illere, kongre öncesinde il başkanı seçilmesini istediği isimleri fısıldamaları da önlenmelidir. Her partiliye ilçelerde, illerde ve genel merkezde yönetimlerde yer alabilme hakkı tam anlamıyla sağlanmalıdır.

Parti meclisinin bugünkü üye sayısı 60 kişidir. Parti meclisinin üye sayısının 200 olmasını öneriyorum. Her ilimiz Parti Meclisinde bir üye ile temsil edilecektir. Geri kalan 119 üye, illerin son seçimlerde elde ettikleri başarı düzeyi bir ağırlık olarak kullanılıp, Kurultay tarafından seçilecektir. Parti Meclisine, iki ya da üç başkan vekili ve gerekli görülen sayıda yazmandan oluşan bir Başkanlık Divanı öneriyorum. Parti Meclisinin gündemi başkanlık divanı tarafından hazırlanıp, Genel başkanın onayından sonra üyelere sunulmalıdır. Kurulacak başkanlık divanı ayrıca Parti Meclisinin genel kurul ve komisyonlar şeklindeki çalışmalarını planlayacaklar, partinin öteki birimleriyle ilişkilerini düzenleyecekler, PM üyelerinin çalışmalarının, etkinliklerinin eşgüdümünü sağlayacaklardır.

Parti Meclisi çalışmasını komisyonlar ve genel kurul olarak yürütmelidir. Kurulacak komisyonların sayısını belirlemede TBMM’deki komisyonların sayıları ve alanları esas alınmalıdır. Komisyonların çalışma sonuçları ya da Partinin, hangi birimde hazırlanmış olursa olsun, ideolojik ve siyasi duruşunu belirleyecek olan tüm çalışmalar, karara bağlanmak üzere PM Genel Kuruluna sunulmalıdır. PM Genel Kurulu, CHP’nin en büyük buluşma platformu olacaktır. TBMM grup başkan vekilleri ve grup yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları genel başkanı ve gençlik kolları genel başkanı PM’de yer almaktadır. Genel başkan yardımcıları ve genel sekreter zaten PM üyeleridir. Genel başkan ise disiplin kurulunun dışında bütün Parti örgütünün başkanıdır. Bu nedenle partinin değişik alanlardaki politika ve stratejisinin, TBMM’ye sunulan yasa, tasarı ve teklifleri de içinde olmak üzere PM’de karara bağlanması doğaldır.

Partimizde, ‘Örgütlenmenin Etkenliği’, ‘Adayların Seçilmesi’, ‘Siyasetin Belirlenmesi’ başlıklarının dışında kalan işlerin tümünü ‘Olağan İşler’ başlığı altında topluyorum. İl ve ilçelerimizdeki üye yapısının, oralardaki toplumsal doku ile uyumlu olmasını bir örgütlenme ilkesi olarak benimsemeliyiz. Partimizde olası tüzük ve program ihlallerini önlemek için mevcut disiplin kurulu, etik kurul gibi yapıların yeterli olmadığı kanısındayım.

Tüzük ve Program ihlali iddiaları için pratik işleyişi olan bir kuruma ihtiyacımız var. Bunu Parti Ombudsmanlığı ya da Parti Hakemliği diye adlandırabiliriz.

Bir başka önerim, sol bir parti kimliğimizle yapay zekâ konusunu önemle ele almamız gerektiği şeklindedir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Kongreler sürecinde bu önerilerimi değerlendirmenizi istiyorum. Kuşkusuz başka öneriler de olacaktır, onları da değerlendirmelisiniz. 2023 Mayıs seçimleri sürecinde katıldığım her toplantıda partililerimizin tempolu bir biçimde ‘iktidar, iktidar’ diye haykırışlarına tanık oldum. Daha önceki seçimlerde böyle bir seslenişi anımsamıyorum. Ayrıca bu haykırışı bir dilek olarak değil, bir iddia olarak alıyorum. Evet, bunu yapabiliriz, iktidara gelebiliriz! Ama önce örgütümüzün kapasitesini yükseltmeliyiz. Gelin hep birlikte efsaneyi geri getirelim.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İngiltere’yle İmzalanan ‘Yasa Dışı Göçmen’ Anlaşmasına Tepki

İngiltere ile imzalanan ‘yasa dışı göçmen’ anlaşmasına tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Saray ve şürekâsına şunu söylemek isterim: ‘Bu iş, beceremediğiniz, yapamadığınız ya da her ne sebeple olursa olsun başarısız olduğunuz bir konuda Türkiye’ye müdahale anlamına geliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ne kadar süslü laflarla paketlenirse paketlensin sonuçta bu birilerinin iç sistemimize müdahalesidir.’ Hem anlaşmanın hem de bizde kurulacak Mükemmeliyet Merkezi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarafından değil de, İngiltere tarafından duyurulması son derece vahim ve sorunlu.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye ile İngiltere arasında imzalandığı İngiltere tarafından açıklanan ‘yasa dışı göçmen’ anlaşmasına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından konuya ilişkin açıklamada bulunan Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:

“İngiltere, ‘insan kaçakçılığı yapan şebekeleri engelleme ve çökertme’ odaklı, Türkiye ile bir anlaşma yapıldığını açıkladı. Anlaşmayla, Türkiye’de polis teşkilatı içerisinde İngiltere’nin desteklediği ‘kaçak göçle mücadele hedefli’ bir birim oluşturulduğu ve bu birimin adının ‘mükemmeliyet merkezi’ olduğu da ifade ediliyor.

Göçten sorumlu İngiliz Devlet Bakanı Robert Jenrick, geçen ayki Türkiye ziyaretinde Kapıkule’de incelemelerde bulunmuştu. Jenrick bugün, yaptığı açıklamada Türkiye- İngiltere ortaklığının maddi destek içerdiğini de söyledi ama miktar vermedi.

Saray ve şürekâsına şunu söylemek isterim: ‘Bu iş, beceremediğiniz, yapamadığınız ya da her ne sebeple olursa olsun başarısız olduğunuz bir konuda Türkiye’ye müdahale anlamına geliyor. Ne kadar süslü laflarla paketlenirse paketlensin sonuçta bu birilerinin iç sistemimize müdahalesidir.’

Hem anlaşmanın hem de bizde kurulacak Mükemmeliyet Merkezi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarafından değil de, İngiltere tarafından duyurulması son derece vahim ve sorunlu. İngiliz basınında ayrıca bunun ardından, AB ile yaptığımız geri kabul anlaşmasının benzerinin Türkiye- İngiltere arasında yapılmasının gündeme geleceği de yazılıyor.

T.C. Cumhurbaşkanlığının, Dışişleri Bakanlığının, İçişleri Bakanlığının, Londra Büyükelçiliğinin, Emniyet Genel Müdürlüğünün internet sitelerinde de bu konu ile ilgili şu ana kadar bir açıklama yok… Biz yapılanları yabancılardan öğreniyoruz. Soru: Türkiye’yi kim yönetiyor?”

Paylaşın

“İmamoğlu, Aday Olmayacağını Açıklayacak” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP kaynaklarına göre İmamoğlu, genel başkanlık yerine yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına ilişkin tercihini de kamuoyu ile paylaşacak. 

Seçim sonrası değişim çağrısı yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” manifestosu bekleniyor. İnternet sitesi üzerinden tabanın değişim taleplerini belirleyen İmamoğlu’nun 10 Ağustos’a kadar bu açıklamayı yapacağı bildirilmişti.

Ancak hem çalışmaların henüz tamamlanmaması hem de geçtiğimiz hafta sonu başlayan ilçe kurultaylarındaki eğilimi gözlemlemek için açıklamanın ay sonuna sarkabileceği belirtiliyor. Hürriyet’in haberine göre kulislerde, İmamoğlu’nun bu açıklamasıyla hem partisiyle ilgili değişim taleplerini somutlaştıracağı hem de kişisel yol haritasına ilişkin güçlü işaret vereceğinden söz ediliyor.

CHP kaynaklarına göre İmamoğlu, bu açıklamasında genel başkanlık yerine yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına ilişkin tercihini de kamuoyu ile paylaşacak. İmamoğlu, ‘İstanbul problemi’ nedeniyle kararını bir türlü netleştiremedi.

CHP kaynakları, “Bu süreçte kimse İstanbul’u kaybetmenin sorumluluğunu üstlenmek istemez. İstanbul’u kaybetmiş bir isim olarak genel başkanlık koltuğunda oturmak da kolay olmaz. Ekrem Bey de bugüne kadar bu probleme uygun bir çözüm bulamadığı için arada kaldı. Ancak şimdi, tercihi İstanbul’dan yana olacak. Zaten son günlerde yakın çevresi de, ‘Ekrem Bey genel başkanlık adaylığı için kendisi ortaya çıkmayacak ama Özgür Bey aday olursa kendisini destekleyecektir” dediler.

İmamoğlu, CHP içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı

Öte taraftan, Halk TV yazarı Fikret Bila, İmamoğlu’nun Tunceli’de ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile cep telefonundan gerçekleştirdiği görüşmeyi köşesine taşıdı.

‘Değişim’ ekibinin sosyal medyaya sızdırılan toplantısından sonra özellikle Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki iplerin koptuğunun, liderlik yarışının başladığına dair haberlerin kamuoyuna yansıdığını hatırlatan Bila, şöyle devam etti:

“Bu sürecin kurultayda genel başkanlığı kim kazanırsa kazansın CHP’nin parçalanmasıyla sonuçlanacağı yorumları yapılıyordu. Hatta İmamoğlu’nun ayrı bir parti kurmak için harekete geçtiği de öne sürülmüştü.

Bu tür haber ve yorumlar dağınık bir CHP görüntüsü yaratıyordu. İmamoğlu, bu görüntüyü ve parti içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı.

Ziyaret ettiği Tunceli’den kameraların önünde Kılıçdaroğlu’nu aradı ve sıcak bir konuşma yaptı. İmamoğlu bu telefon sohbetiyle Kılıçdaroğlu’yla aralarında ‘baba-oğul’ ilişkisi kalmadığına yönelik haberleri tekzip ettiği gibi diyaloglarının kopmadığını, görüşmeye devam ettiklerini göstermiş oldu.

İmamoğlu’nun bu adımı onarıcı ve önemli bir adımdır. Parti içi rekabetin nezaket sınırları içinde, kırıp, dökmeden de yürütülebileceğini ortaya koymuş, CHP’de kavga, gürültü, dağılma, parçalanma bekleyenlerin heveslerini de kırmıştır. Bu CHP için olumlu bir gelişmedir.”

İmamoğlu’nun görüşme sırasında Kılıçdaroğlu’na “Genel başkanım cebinizi aradım ama ulaşamadım. Evinizin numarasını da çevirdim valla. Tunceli’deyiz, memnunuz burada ziyaretlerimizi yapıyoruz. Nazimiye’de bir konukevi yapmıştık biliyorsunuz. Orayı ziyaret edeceğiz. Sonra dönüş yapacağız. Bu benim dördüncü gelişim. Zaten çok seviyorum” dediği anlar kameralara yansımıştı.

Özgür Özel, kurultay için anadolu turuna çıkacak

Ayrıca Özgür Özel’in bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edeceği ve ardından kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre Özel, bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edecek. İstifa etmesinin ardından Özel’in, kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Öte yandan Özel ve değişimcilerin bu planla, “İmamoğlu’nu 2028 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde ‘CHP’nin cumhurbaşkanı adayı’ göstermeyi hedeflediği” de iddia ediliyor.

Özel’in Anadolu turunu seçim bölgesi Manisa’dan başlatacağı kulislerde konuşuluyor. Bunun yanı sıra Manisa il yönetiminin istifalar sonucu düşmesi kulislerde yeni bir tartışma yarattı. Kılıçdaroğlu, önceki gün yapılan MYK toplantısında Manisa il başkanlığına yeni yönetiminin atanması için yetki aldı.

Ardından Kılıçdaroğlu, il başkanlığına eski Manisa il başkanı Semih Balaban’a yakın isimlerden olan Kuyumcu’yu atadı. Balaban ile Özel’in arasının iyi olmadığı biliniyor. Bu açıdan duyum kulislerde, “Özel’in önceki il, ilçe ve mahalle kurultaylarında Balaban’a karşı başarı kazanamaması” anımsatılarak “Kılıçdaroğlu’nun Özel’e karşı yaptığı bir hamle” olarak değerlendirildi.

Ancak Özel’in özellikle Adana ve Osmaniye’de etkili olduğu belirtilirken “değişim” ekibinin “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde etkili olabileceği” de gündemde.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: Özgür Özel Kurultay İçin Anadolu Turuna Çıkacak

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in kurultay için Anadolu turuna çıkacağı iddia edildi.

Özgür Özel’in bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edeceği ve ardından kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre Özel, bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edecek. İstifa etmesinin ardından Özel’in, kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Öte yandan Özel ve değişimcilerin bu planla, “İmamoğlu’nu 2028 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde ‘CHP’nin cumhurbaşkanı adayı’ göstermeyi hedeflediği” de iddia ediliyor.

Özel’in Anadolu turunu seçim bölgesi Manisa’dan başlatacağı kulislerde konuşuluyor. Bunun yanı sıra Manisa il yönetiminin istifalar sonucu düşmesi kulislerde yeni bir tartışma yarattı. Kılıçdaroğlu, önceki gün yapılan MYK toplantısında Manisa il başkanlığına yeni yönetiminin atanması için yetki aldı.

Ardından Kılıçdaroğlu, il başkanlığına eski Manisa il başkanı Semih Balaban’a yakın isimlerden olan Kuyumcu’yu atadı. Balaban ile Özel’in arasının iyi olmadığı biliniyor. Bu açıdan duyum kulislerde, “Özel’in önceki il, ilçe ve mahalle kurultaylarında Balaban’a karşı başarı kazanamaması” anımsatılarak “Kılıçdaroğlu’nun Özel’e karşı yaptığı bir hamle” olarak değerlendirildi.

Ancak Özel’in özellikle Adana ve Osmaniye’de etkili olduğu belirtilirken “değişim” ekibinin “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde etkili olabileceği” de gündemde.

Gözler İmamoğlu’nun kararında

Öte taraftan seçim sonrası değişim çağrısı yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” manifestosu bekleniyor. İnternet sitesi üzerinden tabanın değişim taleplerini belirleyen İmamoğlu’nun 10 Ağustos’a kadar bu açıklamayı yapacağı bildirilmişti.

Ancak hem çalışmaların henüz tamamlanmaması hem de geçtiğimiz hafta sonu başlayan ilçe kurultaylarındaki eğilimi gözlemlemek için açıklamanın ay sonuna sarkabileceği belirtiliyor. Hürriyet’in haberine göre kulislerde, İmamoğlu’nun bu açıklamasıyla hem partisiyle ilgili değişim taleplerini somutlaştıracağı hem de kişisel yol haritasına ilişkin güçlü işaret vereceğinden söz ediliyor.

CHP kaynaklarına göre İmamoğlu, bu açıklamasında genel başkanlık yerine yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına ilişkin tercihini de kamuoyu ile paylaşacak. İmamoğlu, ‘İstanbul problemi’ nedeniyle kararını bir türlü netleştiremedi.

CHP kaynakları, “Bu süreçte kimse İstanbul’u kaybetmenin sorumluluğunu üstlenmek istemez. İstanbul’u kaybetmiş bir isim olarak genel başkanlık koltuğunda oturmak da kolay olmaz. Ekrem Bey de bugüne kadar bu probleme uygun bir çözüm bulamadığı için arada kaldı. Ancak şimdi, tercihi İstanbul’dan yana olacak. Zaten son günlerde yakın çevresi de, ‘Ekrem Bey genel başkanlık adaylığı için kendisi ortaya çıkmayacak ama Özgür Bey aday olursa kendisini destekleyecektir” dediler.

İmamoğlu, CHP içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı

Ayrıca, Halk TV yazarı Fikret Bila, İmamoğlu’nun Tunceli’de ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile cep telefonundan gerçekleştirdiği görüşmeyi köşesine taşıdı.

‘Değişim’ ekibinin sosyal medyaya sızdırılan toplantısından sonra özellikle Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki iplerin koptuğunun, liderlik yarışının başladığına dair haberlerin kamuoyuna yansıdığını hatırlatan Bila, şöyle devam etti:

“Bu sürecin kurultayda genel başkanlığı kim kazanırsa kazansın CHP’nin parçalanmasıyla sonuçlanacağı yorumları yapılıyordu. Hatta İmamoğlu’nun ayrı bir parti kurmak için harekete geçtiği de öne sürülmüştü.

Bu tür haber ve yorumlar dağınık bir CHP görüntüsü yaratıyordu. İmamoğlu, bu görüntüyü ve parti içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı.

Ziyaret ettiği Tunceli’den kameraların önünde Kılıçdaroğlu’nu aradı ve sıcak bir konuşma yaptı. İmamoğlu bu telefon sohbetiyle Kılıçdaroğlu’yla aralarında ‘baba-oğul’ ilişkisi kalmadığına yönelik haberleri tekzip ettiği gibi diyaloglarının kopmadığını, görüşmeye devam ettiklerini göstermiş oldu.

İmamoğlu’nun bu adımı onarıcı ve önemli bir adımdır. Parti içi rekabetin nezaket sınırları içinde, kırıp, dökmeden de yürütülebileceğini ortaya koymuş, CHP’de kavga, gürültü, dağılma, parçalanma bekleyenlerin heveslerini de kırmıştır. Bu CHP için olumlu bir gelişmedir.”

İmamoğlu’nun görüşme sırasında Kılıçdaroğlu’na “Genel başkanım cebinizi aradım ama ulaşamadım. Evinizin numarasını da çevirdim valla. Tunceli’deyiz, memnunuz burada ziyaretlerimizi yapıyoruz. Nazimiye’de bir konukevi yapmıştık biliyorsunuz. Orayı ziyaret edeceğiz. Sonra dönüş yapacağız. Bu benim dördüncü gelişim. Zaten çok seviyorum” dediği anlar kameralara yansımıştı.

Paylaşın

CHP’li Hamzaçebi: Kılıçdaroğlu Partinin Önünü Açmalı

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” paylaşıma açıklık getiren CHP’li Akif Hamzaçebi, “Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır” dedi ve ekledi:

“Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

Son seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) liste dışı bırakılan eski İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’a açıklamalarda bulundu. Hamzaçebi’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Başta CHP’yi ilgilendiren pek çok tartışmayı beraberinde getiren seçim sonuçlarını nasıl okuyorsunuz?

“Genel Merkez, sonucu başarısızlık olarak görmüyor. Kılıçdaroğlu’nun aldığı yüzde 48’lik oy için “Fena değil, hatta iyi, cumhurbaşkanlığını kıl payı kaçırdık” deniliyor. Bir kere bu tamamen yanlış. Sayın Erdoğan bugüne kadar üç cumhurbaşkanlığı seçimine girdi, üçünde de yüzde 52 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. Muhalefet adaylarının her üç seçimde aldığı oyların toplamı da her üç seçimde yüzde 48 oldu.

Durumu daha çarpıcı kılan ise AK Parti’nin oyu düşerken Erdoğan’ın oyunun azalmaması. CHP’nin oy oranı ise 2011’den 2023’e pek değişmemiş, yüzde 25 civarında kalmış. Son seçimlerde 4 siyasi parti CHP listelerinden seçime girmiş olmasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak girdiği ilk seçim olan 2011 seviyesinin 0.5 puan altında oy almışız.

Durum böyle olduğu halde seçim sonucunu başarı olarak değerlendirmek Erdoğan iktidarını tahkim etmekten başka bir şey değildir. Ana muhalefet partisi için başarının tek bir ölçüsü vardır; iktidar olmak. CHP’yi sıkışıp kaldığı yüzde 25’lik banttan yukarı çekemediğimiz sürece bugün Kılıçdaroğlu, yarın Ahmet, Mehmet; CHP Genel Başkanı kim olursa olsun adaylar Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hep kaybedecektir. CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilmesi için oy oranının yüzde 30 seviyesinin üzerine çıkarılması şarttır.

Şimdi Türkiye’yi bu açmazdan kurtarmak, CHP’yi kadro partisi değil, Cumhuriyetimizin temel değerlerini referans alan kitle partisi yapmak; kimlik ve her türlü değerler üzerinden yaratılan kutuplaşmayı sona erdirmek; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve dayanışma gibi evrensel değerlere yaslanarak iktidara taşımak için yola çıkmanın zamanı geldi. Bu büyük hedefe değişim, yenilenme gibi laflarla ulaşılmaz. Bunlar zaman kaybıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘İdare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar’.”

Bu durumda değişim ve yenilenme gibi kavramları yetersiz, karşılıksız mı buluyorsunuz?

“Evet. Değişim kavramını yüzeysel bulduğumu ifade etmek isterim. Yenilenme de bana bir şey ifade etmiyor. MYK ve danışman değişiklikleri derde deva değildir. Kurultayda Parti Meclisi ve sonrasında MYK değişikliğine gidilecek olması, tüzük değişikliği gibi hususlar da temeldeki sorunu çözmez. Bu adımlarla parti bir santim ileri gitmez. Seçmen de bu adımları asla ve asla yeterli görmeyecektir.

Türkiye’de 21 senelik AK Parti iktidarından sonra bir AK Parti eliti ve buna eklemlenmiş kadrolar oluştu. Bu çerçevede Türkiye’de CHP açısından politik sınırlar, geleneksel sosyal sınıflar arasında değil, AK Parti iktidarlarının kazananları ve kaybedenleri arasında çizilmek zorundadır. Üçüncü Yol, CHP’yi klasik orta sınıfın değil, yalnız emek kesiminin değil AK Parti iktidarları döneminde kaybeden tüm kesimlerin, yani neoliberal politikaların kaybettirdiklerinin partisi yapma iddiasındadır.”

Üçüncü Yol tarifinizin başka ne gibi farklı politika önerileri var?

“Türkiye’de seçimlerin sonucunun belirlenmesinde kent yoksulları dediğimiz kitle büyük bir role sahip. Köylü ve esnaf kesiminin siyasi tercihlerini değiştirmek kolay değildir. Ama kent yoksulları için aynı şeyi diyemem. AK Parti, 21 yıllık iktidarı boyunca kentin artan rantının bir kısmını imar ve gecekondu afları ile bu kesime aktararak mutlu etmesini bildi.

Türkiye’de demokrasiyi bütün kurumlarıyla taşıyacak büyüklükte bir orta sınıfın olmaması bu kesimin önemini artırıyor. Bu kitlenin siyasi tercihlerini ekonomik vaatlerle değiştirmenin imkanı yok. Orta sınıf siyaseti ile bu kitleyi kazanamayız. Başta biraz önce söylediğim dış politika alanlarındaki politika değişiklikleri ve terör örgütleriyle mücadelenin kararlı bir şekilde devam edeceği vurgusu ve izlenecek politikalar bu kesimlerin siyasi tercihlerinde değişikliklere yol açacaktır.

Elbette ki kent yoksullarının güvenceli işlerde istihdamı, artan milli gelirden yeterli payı almaları sürekli bir politika olarak uygulanacaktır. Refah artışı orta ve uzun vadede bu kitlenin siyasi tercihini kendiliğinden değiştirecektir.”

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” ifadesini kullandığınız bir paylaşımınız var. Kılıçdaroğlu ne yapmalı partinin önünü açmak için?

“Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır. Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

“Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı yıpratır”

CHP Genel Başkan adaylığı için adı en çok geçen isim Ekrem İmamoğlu. Ancak yaklaşan, zorlu bir yerel seçim var. Sizce İmamoğlu ne yapmalı?

“Sayın İmamoğlu başarılı bir büyükşehir belediye başkanımızdır. Doğru olan bu görevine devam etmesidir. Bu aşamada genel başkan adaylığı siyasette onu yıpratır. Doğru bulmam.

Devam eden tüm tartışmaları düşündüğümüzde “CHP kongresine giderken taraflar netleşiyor ya da en azından pozisyon alınıyor” yorumunu yapmak yanlış olmaz sanırım. Siz kıdemli bir partili olarak kendinizi nerede tarif ediyorsunuz?

Ben partimden yanayım. Değişim, yenilenme gibi laflarla zaman kaybedilmemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü sağduyu sahibidir, öngörülüdür. Onların da farklı düşündüğünü sanmıyorum. Üçüncü Yol dediğim şey bu sessiz çoğunluğun sesidir.”

Paylaşın

İlke Ve Demokrasi Hareketi’nden Kılıçdaroğlu’na “Aday Olma” Çağrısı

14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası “değişim” tartışmalarının başladığı CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na kurultayda aday olmama çağrısı geldi: Kurultayda genel başkan adayı olmamanız ve bunu en kısa sürede açıklamanız en doğrusu olacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İlke ve Demokrasi Hareketi sözcüsü Prof. Dr. Örsan Öymen, CHP’deki kongre ve kurultay sürecine ilişkin Kılıçdaroğlu’na yazdıkları çağrı mektubunu Taksim’deki bir otelde düzenlenen basın toplantısında açıkladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; CHP’nin ilke ve programlarının kurultay tarafından belirlendiğini, her partilinin de bu ilkelere uymakla yükümlü olduğunu vurgulayan Öymen, geçen yıllarda ve mevcut yönetim döneminde bu ilkelere en üst seviyede uyulmadığını savundu.

‘Başta laiklik olmak üzere, bu ilkelerin bertaraf edildiğini gözlemlediklerini’ ifade eden Öymen, CHP’de değişim isteyen diğer aday adaylarının da bu ilkelere ve partinin ideolojisine yeterince sahip çıkmadıklarını öne sürdü. Öymen, kurdukları İlke ve Demokrasi Hareketi’nin kendi içinde genel başkanlık için aday adayı çıkartacağını kaydetti.

Mayıstaki seçimlerden sonra kongre ve kurultay süreci hakkındaki görüşlerini aktarmak için Kılıçdaroğlu’na bu mektubu yazdıklarını dile getiren Öymen, söz konusu mektubu okudu.

“Şahsınızın, örgütlerin ve parti üyelerinin son seçimlerden önce ortaya koyduğu yoğun emeklere ve çalışmalara rağmen seçim ne yazık ki kaybedilmiştir” denilen mektupta, CHP’nin kaybettiği ilk seçim olması halinde partide yönetimin değişmesi konusunda bu kadar yoğun bir tartışma yaşanmayacağına işaret edildi. Mektupta, “Ancak ne yazık ki CHP, sizin genel başkanlığınızla girilen tüm seçimleri, 13 yılda girilen 12 seçimi kaybetmiştir” ifadesi kullanıldı.

Bu seçimlerin içinde 5 milletvekili seçimi, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi, 2 referandum ve 2 belediye seçimi olduğu savunulan mektupta, ‘2019’daki belediye seçimlerinde kazanılan kentler kısmen bir başarı olsa da Türkiye genelinde o seçimlerin de kaybedildiği’ belirtildi.

Mektupta, ‘seçimlerin kaybedilme nedenleri’ şöyle sıralandı: “Parti içi demokrasinin yeterli seviyede uygulanmamış olması. Başta laiklik olmak üzere, partinin parti programında ve tüzüğünde ifade edilen kurumsal kimliğinin ve temel ilkelerinin büyük ölçüde bertaraf edilmiş olması. Devletçi, kamucu, halkçı, sosyal demokrat ve demokratik solcu ekonomi politikalarının yeterli ve somut biçimde geliştirilmemiş ve halka aktarılmamış olması. Milletvekilliği listelerinde oy oranı çok düşük olan ittifak içindeki siyasi partilere seçilebilecek sıralardan orantısız sayıda fazla milletvekilliğinin verilmiş olması.”

Mektupta, seçimlerden sonra yönetim tarafından gerçekçi bir analiz ve öz eleştirinin ortaya konulmadığı, yönetimi eleştirenlerin disiplin cezası ve partiden ihraçla tehdit edildiği savunularak, Zafer Partisi ile yapılan gizli protokolün de hayal kırıklığına neden olduğu öne sürüldü.

Kılıçdaroğlu’na mektupta şu çağrıda bulunuldu: “CHP’nin ve Türkiye’nin geleceği için, demokratik laik, sosyal hukuk devletinin yeniden inşa edilmesi ve Cumhuriyet’in korunması için, ayrıca şahsınızın da daha fazla yıpranmaması için demokrasinin ve siyaset etiğinin bir gereği olarak yerel seçimlerden önce kurultayın yapılmasını sağlamanız, önümüzdeki kurultayda genel başkan adayı olmamanız ve bunu en kısa sürede açıklamanız, kurultaydaki genel başkanlık yarışında herhangi bir aday adayını desteklemeden tarafsız kalmanız ve kongre kurultay seçim sürecine müdahale etmemeniz en doğrusu olacaktır.”

“Bir sonuca varmış değiliz”

Öymen, İlke ve Demokrasi Hareketi’nin aday adayının kim olacağı sorusuna şu yanıtı verdi: “Arkadaşlarla bir araya gelip isim konusunda karar alacağız. Fakat şu kadarını söyleyebilirim, örgütten, tabandan, üyelerimizden benim CHP genel başkan aday adayı olmam konusunda öneriler, beklentiler, talepler geliyor. Henüz bir sonuca varmış değiliz. Bu konuda sorumluluk üstlenmeye hazırım.”

Paylaşın