Kılıçdaroğlu’ndan Motorin Zammına Sert Tepki: Milletimiz Kaderine Terk Edilmiştir

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, motorine üst üste yapılan zamlara tepki göstererek, “Bu millet için birlikte ne yapabileceğimizi konuşmak üzere acilen toplanmamız lazım. Milletimiz kaderine terk edilmiştir!” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, motorine üst üste yapılan zamlara, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

“Akaryakıta yine zam geldi. Kara Kış Fonu hemen kurulmalı,” mesajını paylaşan Kılıçdaroğlu, yarın enerji sektörü paydaşları ve CHP’li belediyelere davet mektubu göndereceğini ifade etti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Bu millet için birlikte ne yapabileceğimizi konuşmak üzere acilen toplanmamız lazım. Milletimiz kaderine terk edilmiştir!” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Vesayet’ Yanıtı: Hep Aynı Nakarat

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Angola, Nijerya ve Togo’yu kapsayan Afrika seyahati öncesi yaptığı açıklamada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, memurlara yaptığı çağrıyı değerlendirdi.

Haber Merkezi / Erdoğan, açıklamasında, “Türkiye bir hukuk devletidir. Kabile devleti değildir. Bu açıklama CHP’nin vesayet zihniyeti olduğunun itirafıdır. Bu açıklama bir suçtur. Bu dil darbe dönemi dili” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla Erdoğan’ın açıklamasına yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, paylaşımında, “Milletin evlatları ‘KPSS’ diye umutlansın, Erdoğan ve şürekası vakıf süslü paralel yapılarla onların geleceğini çalsın. Sonra ‘vesayet’ falan, hep aynı nakarat. Geçiniz bunları, kimse yemiyor.” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun Muğla Marmaris’teki Yerel Medya Çalıştayı’nda yaptığı konuşmasından paylaştığı kesitte yer alan ifadelerse ise şöyle;

“Kamu görevlisi, bir ailenin veya sarayın memuru değil, onlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin şerefli memuru olmak zorundadır. Güneydoğu’da veya Doğu Anadolu Bölgesi’nde fakir ailelerin çocuklarının en büyük umudu, devlet memuru olmaktır. ‘Devlette memur olacağım. Güvencem olacak, belli bir aylığım olacak, ailem olacak.’ Bu beklentiyi onların elinden alıp bir vakıf aracılığıyla belli kişilere verirseniz bunun savunulacak yönü var mıdır? Bunun ahlaki yönü var mıdır? Bunun adalet yönü var mıdır? Kanun dışı size ne yaptırıyorlarsa pazartesi itibariyle durun, yapmayın artık. Orada durun.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan Bürokratlara Çağrı

Sosyal medya hesabından paylaştığı bir video ile devlet memurlarına seslenen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “18 Ekim Pazartesi itibariyle bu düzenin illegal isteklerine verdiğiniz tüm desteğin sorumluluğu size de ait olmaya başlayacaktır. ‘Emir almıştım’ diyerek bu kirli işlerden sıyrılamazsınız. Size kanun dışı her ne yaptırılıyorsa Pazartesi itibariyle durun” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Türkiye Devleti yeniden halkın devleti olma yoluna girmiştir. Kurumları bir şahsın ve ailesinin ahırına dönüştürenler, elbette ki hesap verecektir. TÜGVA benzeri vakıfların üzerine örttükleri devletin malları hazineye iade edilecektir. Sizler hala bu pislikten kendinizi sıyırma şansına sahipsiniz. Bu şansı kullanın. Siz de şahit olun sevgili halkım” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu ülkenin bürokratlarına sesleniyorum; halkımızı da şahit olmaya davet ediyorum.” notuyla paylaştığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Lağım kokusu yine her yeri sardı”

“Sevgili halkım; bugün devletimize hizmet eden memurlarımıza yani bürokratlarımıza önemli bir hususta seslenmek istiyorum, sizi de buna şahitlik etmeye davet ediyorum. Unutmayın, Türkiye Devleti’ni şahıs devletine dönüştürmüş bir kişi ve ailesi var. Bu şahsın ve ailesinin kişisel çıkarlarına hizmet etmeye zorlamış bir kısım devlet memurları var. Bazıları çok baskı altında. Bunun da elbette farkındayız. Ancak unutulmamalıdır ki devlete değil, şahsi çıkarlara hizmet etmenin sorumluluğu var. TÜGVA rezaletini hep beraber izliyoruz. Lağım kokusu yine her yeri sardı. Şahıs ve ailesi, vakıf süsü verdikleri bir paralel yapı ile devleti zapturapt altına almaya çalışmış.

Sevgili halkım; herhalde neyi çaldıklarının farkındasınız. Çalınan çocuklarınızın memuriyetidir yani geleceğidir. Bu sistemde Erdoğan ve şürekasının kurdukları vakıfların tezgahından geçmeyenlerin, memur olmalarının neredeyse imkânsız hale getirildiği görülmektedir. Daha önce memur olanların da görevde yükselmeleri, TÜGVA tezgahından geçmelerine bağlanmıştır. Böylece kamuda yapmak istedikleri ne kadar illegal iş, rant, mafyatik çıkar varsa bunları yapacak memur militanlar düzene eklemlenmiştir. Şimdi hepimizin gördüğü, bildiği bir şey daha var. İktidarın değişmesine az kaldı. İktidar değiştiğinde soruşturmalar başlayacak ve eminim ki bu bürokratların bir kısmı ‘efendim emir aldık uygulamak zorunda kaldık’ diyeceklerdir.

“Siz Erdoğan ailesinin değil, bu devletin şerefli memurlarısınız”

İşte bunu diyerek sıyrılırım diye düşünen, sarayın baskısına boyun eğerek kanun dışına çıkmış o devlet memurlarına buradan seslenmek istiyorum. Cenap Şahabettin’in bir sözü var, der ki: ‘En ağır angarya faydasızlığından emin olduğunu işi vazife namına ifa etmektir.’ Açıkça söylüyorum; vazife namına mafyatik düzene hizmet edemezsiniz. Kanun dışı işleri, emir olarak telakki edemezsiniz. Siz Erdoğan ailesinin değil, bu devletin şerefli memurlarısınız. Kamil akla gelmeniz için, Kılıçdaroğlu abinizin, amcanızın bu size son çağrısıdır.

18 Ekim Pazartesi itibariyle bu düzenin illegal isteklerine verdiğiniz tüm desteğin sorumluluğu size de ait olmaya başlayacaktır. ‘Emir almıştım’ diyerek bu kirli işlerden sıyrılamazsınız. Size kanun dışı her ne yaptırılıyorsa, pazartesi itibariyle durun. Bu illegal, paralel sistemlerden elinizi eteğinizi çekin. Size bunları yaptıranlara farklı bir muamele olacak elbet. Çünkü Sadi’nin dediği gibi, ‘Zalimleri bağışlamak, yoksullara cefadır.’ Söylediklerimi özetlemem gerekirse, Türkiye Devleti yeniden halkın devleti olma yoluna girmiştir. Kurumları, bir şahsın ve ailesinin ahırına dönüştürenler, elbette ki hesap verecektir.

“Sizler hala kendinizi bu pislikten sıyırma şansına sahipsiniz”

TÜGVA benzeri vakıfların üzerine çöktükleri devletin malları, hazineye iade edilecektir. Sizler hala kendinizi bu pislikten sıyırma şansına sahipsiniz. Bu şansı kullanın. Siz de şahit olun halkım. Konuşmama son vermeden önce, buradan bir selam göndermek istiyorum; memur Teoman, seni unuttuk zannetme kardeşim; aklımızdasın, gönlümüzdesin, hakkını alacaksın.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’na Neden Gittiğini Açıkladı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’na neden gittiğine dair yaptığı değerlendirmede, “Gitmekteki amacım şu: TCMB tüm milletimizindir. Saray ve şürekası, akıl dışı emirler vererek ‘Benden sonrası tufan’ demekten derhal vazgeçmelidir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Gazeteci Candaş Tolga Işık, sosyal medya hesabından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile olan konuşmasını paylaştı. Kılıçdaroğlu’na, Merkez Bankası ziyaretinin nedenini sorduğunu söyleyen Işık şunları paylaştı:

“Az önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile konuştum, Merkez Bankası ziyaretiyle nereden çıktı diye sordum, “Gitmekteki amacım şu: TCMB tüm milletimizindir. Saray ve şürekası, akıl dışı emirler vererek “Benden sonrası tufan” demekten derhal vazgeçmelidir.

“Biz o tufanı önlemek için mücadele ediyoruz. İktidara gelene kadarki sürede, şartlar neyi gerektiriyorsa onu yapacağız. İnsanımızın uçurumlara sürüklenmesini önlemek için şartlar neyi gerektiriyorsa, nerede olmamız gerekiyorsa bizi orada göreceksiniz” dedi.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Merkez Bankası’ Çağrısı

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nu ziyaret eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının önemine dikkat çekerek, “Buradan Erdoğan’a açık ve net çağrı yapıyorum. Lütfen Merkez Bankası’nın kurumsal kimliğine saygı göster ve Merkez Bankası’nın, ‘faiz yükselir mi, faiz düşer mi’ bu konuda kararı sen değil, kararı liyakatli kişiler versinler” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, zam yağmuru arka arkaya geliyor. Dövizin kontrol edilememesi, Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi bizim açımızdan da, sokaktaki vatandaş açısından da, sanayici açısından da bir sorun olarak önümüzde duruyor. Bu konudaki hassasiyetimizi büyük ölçüde ifade ettiklerini belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini, “Son 45 günde Türk lirası, dolar karşısında yüzde 10 değer kaybetti. Bu rakam ciddi bir rakam. 45 günde Türk lirasının büyük değer kaybetmesi fiyat istikrarının olmadığını gösteriyor. Ve bunun yansımaları sokaktaki insana gelecek. Sokaktaki insan bunun yansımalarından büyük ölçüde etkilenecek. Esnafından tutun taşeron işçisine kadar veya işsizlere kadar mutfağı büyük ölçüde etkileyecek bu” şeklinde sürdürdü.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile bir görüşme gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’na, görüşme sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

“Sıcak siyasetin Merkez Bankası’na müdahale etmesini asla istemedik ve istemiyoruz da”

“Burası bağımsız bir kurum. Fiyat istikrarından sorumlu olan bir kurum. Kurumun bağımsızlığı sadece bizim için değil, dünya finans piyasaları için de son derece değerli ve önemli. Sıcak siyasetin Merkez Bankası’na müdahale etmesini asla istemedik ve istemiyoruz da. Bu düşüncemizi sayın başkana da ifade ettik” sözleriyle açıklamasına başlayan Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

“Ayrıca Merkez Bankası’nın yetkilerinin kararnamelerle alınıp, başka bir kuruma verilmesini de doğru olmadığını, özellikle fiyat istikrar komitesine vurgu yaparak da ifade ettik. Merkez Bankası’nın iyi bir kültürü var. Cumhuriyet tarihi boyunca bu kültürü adım adım oluşturmuş vaziyette. Bu kültürün yok olmamasını istedik.

İyi bir kadrosu var. Kadrosunun korunması gerektiğini istedik. Bu konuda da elimizden gelen her türlü yardımı da yapabileceğimizi de ifade ettik, Merkez Bankası’nın kimliğinin, kişiliğinin korunması açısından…

Zam yağmuru arka arkaya geliyor. Dövizin kontrol edilememesi, Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi bizim açımızdan da, sokaktaki vatandaş açısından da, sanayici açısından da bir sorun olarak önümüzde duruyor. Bu konudaki hassasiyetimizi büyük ölçüde ifade ettik.

Son 45 günde Türk lirası, dolar karşısında yüzde 10 değer kaybetti. Bu rakam ciddi bir rakam. 45 günde Türk lirasının büyük değer kaybetmesi fiyat istikrarının olmadığını gösteriyor. Ve bunun yansımaları sokaktaki insana gelecek. Sokaktaki insan bunun yansımalarından büyük ölçüde etkilenecek. Esnafından tutun taşeron işçisine kadar veya işsizlere kadar mutfağı büyük ölçüde etkileyecek bu.

Gördüğümüz tablo şudur, bugüne kadar hep vatandaşın ağzında bir lokma vardı, lokmayı almaya çalışıyordu mevcut hükümet, şimdi mutfağındaki tencereyi de almaya çalışıyor. Dolayısıyla önümüzdeki süreç bir zam yağmuru olarak vatandaşın önüne gelecek. Bu konudaki bütün duyarlılıklarımızı, hassasiyetimizi bir şekliyle ifade ettik. Bunu da ifade etmek zorundaydık zaten.

Dövizin sürekli Türk lirası karşısında yükselmesi ya da Türk lirasının değer kaybetmesinin endişelerini de ifade ettik. Çünkü önümüzdeki kış zam yağmuru gelecek. Elektrikten, akaryakıttan, doğalgazda ‘Kara Kış’ olmayabilir ama fakirin fukaranın hakkını hukukunu korumak açısından, onların pahalı elektrik, pahalı doğalgazla karşılaşmamaları açısından en azından bütçelerine belli zaman dilimleri içerisinde katkıda bulunmak için bir fonun oluşturulması gerektiğini ifade ettim. Bu fon mutlaka olmalı, aksi halde bu kış vatandaşlar için çok kötü olacak.

“Merkez Bankası’nın kurumsal kimliğine saygı göster”

Merkez Bankası’na müdahale eden kişinin Erdoğan olduğunu ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz, Mısır’daki sağır sultan da biliyor. ‘Faiz oranları düşsün’ ya da ‘faiz oranları şu seviyeye insin’ diye ilk bilgiyi veren kişinin veya bu konuda talimat verdiğini söyleyen kişinin Erdoğan olduğunu biliyoruz.

Buradan Erdoğan’a açık ve net çağrı yapıyorum. Lütfen Merkez Bankası’nın kurumsal kimliğine saygı göster ve Merkez Bankası’nın, ‘faiz yükselir mi, faiz düşer mi’ bu konuda kararı sen değil, kararı liyakatli kişiler versin. Eğer onlar bu kararı verebilirlerse o zaman dünyada pek çok finans kuruluşu da doğal olarak Merkez Bankası’na saygı gösterecektir.”

Paylaşın

CHP’li Açıkel’den Bakan Bilgin’e ‘Beyin Göçü’ Tepkisi

CHP Milletvekili Fethi Açıkel, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in “Gençlerin yurt dışına gitme hevesi eğitimli gençlerde daha fazla. Gençlerdeki bu arzunun olması doğal. ‘Türkiye’den kaçmak istiyorlar’ diye bakmamak lazım. Gençler dünyayı tanımak istiyorlar” şeklindeki sözlerine tepki gösterdi.

Haber Merkezi / AK Parti iktidarının rantçı bir azınlığı önceleyen ve dışa bağımlılığı arttıran ekonomi yönetimi ve özgür düşünce iklimini boğan, liyakatsizliği yücelten uygulamaları nedeniyle gençlerin yurt dışına çalışmak için gitmek zorunda bırakıldığını söyleyen CHP’li Açıkel’in açıklaması şu şekilde:

“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in, ülkemizin en yakıcı sorunlarından birisi haline gelen beyin göçü sorununa dair talihsiz değerlendirmesi, AKP iktidarının yarattığı sorunları inkar etme ve gençleri sorumlu gibi gösterme politikasının son örneğidir. Beyin göçü ve nitelikli işgücü kaybı sorunu, TÜİK verilerine dahi yansımış ve verilere göre 2016’da 69 bin 400 kişi olan yurtdışına giden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayısı 2018’de yaklaşık 137 bin kişi olmuş yani 2 yılda ülkeyi terk eden kişi sayısında %97 artış yaşanmıştır. 2019’da Türkiye’den en çok göçün yaşandığı yaş grubu ise 25-29 arası gençlerden oluşmaktadır.

20-34 yaş arasında olup ülkemizden göçen gençlerin sayısında ise son 4 yılda %70 artış yaşanmıştır. Beyin göçünün resmi verilere de net şekilde yansıdığı, liselerden mezun olan öğrencilerimizin dahi yüksek öğrenim için yurtdışına gitmeyi tercih ettiği bir dönemde, yurt dışına giden gençlerin amacının ‘dünyayı tanımak’ olduğunu söylemek; çaresizce yurtdışına çıkan gençlerimizi ve ailelerini anlamaktan çok uzaktır. Üstün yetenekli gençleri yurtdışına kaçırtan Erdoğan zihniyeti, maalesef hala mevcut durumun vahametini inkar ve gençleri suçlama eğilimi içindedir.

“Genç işsizliğin rekor kırdığı Türkiye’de beyin göçü kaçınılmaz sonuç”

Genç işsizliğinin astronomik seviyelere ulaştığı, eğitimli ya da eğitimsiz milyonlarca gencimizin ‘ev genci’durumuna düştüğü, sarayın liyakatsiz ve kayırmacı zihniyetinin hakim olduğu Türkiye’de, gençlerimiz hayallerini yurt dışında aramak zorunda bırakılıyor. Tüm imkanlarını, çocuklarının iyi bir eğitim alması için kullanan aileler ise çocukları işsiz kalınca yıllardır yaptıkları maddi birikimlerini feda ederek, çocuklarının yurt dışına gitmesini sağlamaya çalışıyor. AKP iktidarının eğitim ile istihdam arasındaki bağı koparan politikaları nedeniyle Türkiye’de iş bulamayan gençlerimiz, özgürlük iklimini boğan ve liyakat kriterlerini aşındıran insan kaynakları politikaları nedeniyle de vasıflı iş gücümüz çareyi yurtdışında aramaktadır.

“Saray ve atama bakanları ise gençlerimizin ve ailelerinin bu talebini görmezden geliyor”

Bakan Vedat Bilgin, gençlerimizin neden yurtdışına gitmek istediğini anlamak istiyorsa; en azından kendi bakanlığına bağlı Türkiye İş Kurumu’na işe yerleştirilmek için başvuran doktora ve yüksek lisans mezunu işsiz gençlerimizle görüşebilir. Gençlerimiz aldıkları eğitime uygun olarak işe girmek, hayatlarını özgür ve verimli olarak kendi ülkelerinde çalışarak geçirmek istiyor. Saray ve atama bakanları ise gençlerimizin ve ailelerinin bu talebini görmezden geliyor.

CHP, vasıflı iş gücümüzün dışarıya kaçmasına, yüksek teknoloji alanında istihdamı arttırarak ve ulusal düzeyde yüksek yetenek inşasını hızlandırarak son verecektir. Ulusal kalkınmamız için yüksek yetenekli insan kaynaklarımızın korunması, stratejik planlama anlayışının yeniden yerleştirilmesi ile mümkün olacaktır. CHP iktidarında, gençler özgür düşünce ve yaratıcılık iklimine kavuşacak, istihdam atılımı gerçekleştirilecek ve gençler işsizlik çıkmazından kurtarılacak, plansız eğitim politikalarına son verilerek, eğitim ve istihdam arasındaki bağlantı yeniden inşa edilecektir. Etkin ve kapsamlı politikalar neticesinde, gençlerimizin hayalleri için yurtdışına çıkmasına gerek kalmayacaktır. CHP iktidarında, gençlerimiz ve vasıflı iş gücümüz sadece dünyayı tanımak için ya da kendileri tercih ettiği için yurtdışına çıkacaktır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Babacan’dan ‘Merkez Bankası’ Tepkisi

Dün gece Merkez Bankası’nde üst düzey görev değişiklikleri gerçekleşmişti. Bu değişikliklere CHP Lideri Kılıçdaroğlu ve DEVA Lideri Babacan’dan sert tepki geldi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan ve Merkez Bankası Başkanı el ele verdi, halkımızı fakirleştiriyorlar” derken Babacan, “Bağımsız olması gereken bir kurum, tek bir kişinin elinde oyuncak oldu” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşmesi sonrası, bankada dikkat çeken üst düzey görev değişiklikleri gerçekleşmişti.

Merkez Bankası’nda Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Tümen ve Dr. Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu Üyesi Prof. Dr. Abdullah Yavaş görevden alındı. Başkan Yardımcılığına Taha Çakmak ve Para Politikası Kurulu üyeliğine Prof Dr. Yusuf Tuna atanmıştı.

Bu değişikliklere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve DEVA Genel Başkanı Ali Babacan, sert tepki gösterdi.

“Unutmayacağım bunu!”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasında, “Erdoğan ve Merkez Bankası Başkanı el ele verdi, halkımızı fakirleştiriyorlar. Bu açıkça millete zulümdür. Şunu da söyleyeyim, Merkez Bankası Başkanı’nın bu ihanette sorumluluğu gitgide artıyor. Unutmayacağım bunu!” ifadelerini kullandı.

“Kurum, tek bir kişinin elinde oyuncak oldu”

DEVA Lideri Babacan ise, “Bağımsız olması gereken bir kurum, tek bir kişinin elinde oyuncak oldu. Önerimi tekrar ediyorum: Sayın Erdoğan, uğraşmayın getir götürle. Varlık Fonu’nda yaptığınız gibi, Merkez Bankası Başkanlığı’na da kendinizi atayın. Gece yarısı kararlarıyla ülkeye zarar vermeye son verin” dedi.

Paylaşın

CHP’li Özel’den ‘Merkez Bankası’ Tepkisi: Bir Kişinin İnadı

Dün gece Merkez Bankası’nde üst düzey görev değişiklikleri gerçekleşmişti. Bu değişiklikleri değerlendiren CHP’li Özel, “Bir kişinin inadı, Merkez Bankası’na yaptığı siyasi baskılar ülkemizi çok büyük bir ekonomik krizle baş başa bıraktı” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşmesi sonrası, bankada dikkat çeken üst düzey görev değişiklikleri gerçekleşmişti.

Merkez Bankası’nda Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Tümen ve Dr. Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu Üyesi Prof. Dr. Abdullah Yavaş görevden alındı. Başkan Yardımcılığına Taha Çakmak ve Para Politikası Kurulu üyeliğine Prof Dr. Yusuf Tuna atanmıştı.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Merkez Bankası yönetiminde yapılan görev değişimlerine, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.

“Aynı hataları yapıp farklı sonuçlar bekleyen…”

Özel, paylaşımda, “Bir kişinin inadı, ekonomiyi bilmeden ekonomi yönetimine müdahalesi ve Merkez Bankası’na yaptığı siyasi baskılar ülkemizi çok büyük bir ekonomik krizle baş başa bıraktı. Aynı hataları yapıp farklı sonuçlar bekleyen bu yönetim değişmeden vatandaş rahat nefes alamayacak!” ifadelerini kullandı.

 

 

 

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Çok Sert Anayasa Çıkışı: Hiç Kimse İlk Dört Maddeye Dokunamaz

Ankara’da Kanaat Önderleri, Muhtarlar ve STK Temsilcileri Buluşması’na katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasında, “Şimdi devletin organları nedir? Devletin organları bu, anayasa belirler, referanduma sunulmuş vatandaşlar da kabul etmişler; diyorlar ki, devletin organları burada var, güzel. İlk dört madde zaten değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeler. Bunlar da tartışılıyor son günlerde ama o tartışmaların tamamı yapay. Hiç kimse ilk dört maddeye dokunamaz, ilk dört maddenin teminatı Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli vatandaşlarıdır, bunu herkesin bilmesini isterim.” dedi.

Haber Merkezi / “Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları biliyorsunuz, ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Dolayısıyla el birliğiyle Türkiye’yi aydınlığa çıkarmamız lazım, bir barış ortamı getirmemiz lazım, bir huzur ortamının olması lazım, siyaset kurumunun topluma güven vermesi lazım, karşılıklı güvenin, saygının oluşturulması lazım” diyen Kılıçdaroğlu “Devleti devlet yapan, tasada, kıvançta beraber olmaktır. Yani o devletin bütün vatandaşları bir arada huzur içinde yaşasınlar. Elbette ki, herkesin siyasi görüşü farklı olabilir, elbette ki farklı siyasi görüşlere saygı duymak zorundayız ve dolayısıyla beraber önce milli değerlerimizi, milli hasletlerimizi bir arada tutmak zorundayız. Asıl amacımızın, siyasetin de asıl amacının bu olması lazım” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının devamında, “Şu anda Türkiye çoklu organ yetmezliğiyle karşı karşıyadır diye. Çoklu organ yetmezliğinden neyi kast ediyoruz? Var olan hükümet çoklu organ yetmezliğiyle karşı karşıyadır neyi kast ediyoruz? Şimdi milli egemenlik dediğimiz bir kavram var. 1921 anayasasından şimdiye kadar bütün anayasalarda yer alan bir hüküm var. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir der. Cumhuriyetin kuruluşunda, 1921 Anayasasında “hakimiyet bila kaydü şart milletindir” diye ifade eder. Arapça ama şimdi Türkçe olarak egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyen Kılıçdaroğlu’nun toplantıda yaptığı konuşmadan öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları biliyorsunuz, ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Dolayısıyla el birliğiyle Türkiye’yi aydınlığa çıkarmamız lazım, bir barış ortamı getirmemiz lazım, bir huzur ortamının olması lazım, siyaset kurumunun topluma güven vermesi lazım, karşılıklı güvenin, saygının oluşturulması lazım. Devleti devlet yapan, tasada, kıvançta beraber olmaktır. Yani o devletin bütün vatandaşları bir arada huzur içinde yaşasınlar. Elbette ki, herkesin siyasi görüşü farklı olabilir, elbette ki farklı siyasi görüşlere saygı duymak zorundayız ve dolayısıyla beraber önce milli değerlerimizi, milli hasletlerimizi bir arada tutmak zorundayız. Asıl amacımızın, siyasetin de asıl amacının bu olması lazım.

“Hiç kimse ilk dört maddeye dokunamaz”

Şimdi devletin organları nedir? Devletin organları bu, anayasa belirler, referanduma sunulmuş vatandaşlar da kabul etmişler; diyorlar ki, devletin organları burada var, güzel. İlk dört madde zaten değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeler. Bunlar da tartışılıyor son günlerde ama o tartışmaların tamamı yapay. Hiç kimse ilk dört maddeye dokunamaz, ilk dört maddenin teminatı Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli vatandaşlarıdır, bunu herkesin bilmesini isterim.

Şimdi değerli arkadaşlarım, geçmişte şöyle bir konuşmada ifade etmiştim. Şu anda Türkiye çoklu organ yetmezliğiyle karşı karşıyadır diye. Çoklu organ yetmezliğinden neyi kast ediyoruz? Var olan hükümet çoklu organ yetmezliğiyle karşı karşıyadır neyi kast ediyoruz? Şimdi milli egemenlik dediğimiz bir kavram var. 1921 anayasasından şimdiye kadar bütün anayasalarda yer alan bir hüküm var. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir der. Cumhuriyetin kuruluşunda, 1921 Anayasasında “hakimiyet bila kaydü şart milletindir” diye ifade eder. Arapça ama şimdi Türkçe olarak egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Peki, millet egemenliğini nasıl kullanacak? Millet, egemenliğini yine bu anayasaya göre organları aracılığıyla kullanır. Yani yetki bir kişiye verilmez, bir aileye verilmez, bir kuruma verilmez. Diyor ki anayasa üç organ var, yasama yani TBMM; yürütme yani cumhurbaşkanlığı ve bakanlar kurulu ve yargı yani hakimler. Üç organ aracılığıyla millet egemenliğini kullanır diyor. Bunlardan birincisi, yasama organı yani TBMM. TBMM’de sizin seçtiğinizi sandığınız milletvekilleri, bunu bir daha tekrar edeyim acaba bizim oyumuza Kılıçdaroğlu farklı bir anlam mı yüklüyor diye düşünebilirsiniz, onu da anlatacağım. Sizin seçtiğinizi düşündüğünüz ve sandığınız milletvekilleri gerçekten de TBMM’de milleti temsil ediyorlar mı? Bu önemli bir soru.

Sizin önünüze gelen ve sizin de altına mühür bastığınız listeler milletvekilleri listeleri sizin seçtiğiniz milletvekilleri mi, başkalarının seçtiği milletvekilleri mi? Siz aslında seçim sandığına gittiğinizde milletvekili seçmiyorsunuz, bir partiye oy veriyorsunuz yani milletin vekilini millet seçmiyor bunu bir bilmemiz lazım. Öyle olunca ne oluyor? Öyle olunca TBMM’de görev yapan milletvekilleri kendisini seçen organa bağlı oluyor millete değil. Yani Genel Başkanlara bağlı oluyor. Genel Başkanlar ne derse aynısını yapıyorlar. Dolayısıyla yapmamız gereken çoklu organ yetmezliğinden iktidarı kurtarmanın yolu, ilk yapacağımız iş milletin vekilini milletin seçmesidir. Milletin vekilini millet seçerse gelip doğal olarak sizi dinleyecektir.

İkinci konumuz yürütme yani bakanlar, yani cumhurbaşkanı ve bakanlar. Bunlar yine anayasanın öngördüğü bütün kurallara göre görevlerini yaparlar. Devleti saydam kılarlar yani devlet hesap verir konumda olur. Sizin ödediğiniz her kuruş verginin hesabı millete verilmiş olur. Bütün bunların hepsi yürütme organının görevidir. TBMM’nin çıkardığı kanunların gereğini yürütme organı yapar. Örneğin ihale nasıl yapılacaktır kanun belirler. Ama ihaleyi yapan ilgili bakanlıktır veya ilgili kurumdur. Eğer bu kurumlarda ve ilgili bakanlıklarda sorun varsa o zaman yürütme organı da görevini yapamaz.

Bugün geldiğimiz nokta; dün önemli bir belge ulaştı, arkadaşlara söyledim bunu kamuoyuyla paylaşın diye. Gidiyorsunuz, önce temel atıyorsunuz, temel attıktan bir süre sonra ihale yapıyorsunuz, temeli atan firmaya ihaleyi veriyorsunuz. Akıl alacak şey mi bu, böyle bir uygulama olur mu? Önce ihaleyi yaparsınız, ihaleyi kim kazanıyorsa gidersiniz temelini atarsınız eyvallah. Ama ihaleyi yapmadan önce gidip temeli atıp sonra ihale yapıp aynı firmaya veriyorsanız ortada bu milletin cebine göz dikenlerin iradesi var demektir. Bu çerçevede bakmak lazım.

Üçüncüsü yargıdır, mahkemelerdir. Mahkemelerin bağımsız olması lazım. Yine bu anayasanın bakın değerli arkadaşlarım, 138.maddesini okuyayım. Hiçbir organ, yani hiçbir kimse makam, mevki veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hakimlerin bugün iradeleri yok ve baskı altında. Böyle bir yapı içinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlıklı yönetilmesi mümkün değildir.

Bakın, şöyle bir uygulamayı düşünün, eElinizi vicdanınıza koyup şöyle bir uygulamayı düşünün. En altta bir hakim var, bir karar veriyor, yanlıştır doğrudur, karar gider yukarıya, oradan ta gider Anayasa Mahkemesine, Anayasa Mahkemesi der ki, bu karar yanlıştır düzeltin. Anayasa Mahkemesinin kararı bütün makamları, mevkileri bağlar, yine bu anayasa söylüyor. Ama en alttaki hakim diyor ki, hayır ben Anayasa Mahkemesi kararını uygulamam. O zaman yargıya nasıl güveneceksiniz, hakime nasıl güveneceksiniz? Bunu uygulamayan hakimi de terfi ettireceksiniz, iyi ki uygulamadın diye. Bakın ne dedim, hakimlik yani yargı, can ve mal güvenliği demektir. Benim can ve mal güvenliğimi sağlayacak olan hakimdir. Bir haksızlıkla karşılaştığımda ilk başvuracağım yer hakimdir. Nereye başvuracağım ben? Eğer orası adalet değil de adaletsizlik dağıtıyorsa hepimizin oturup konuşması lazım.

“Nereye gidiyor bu paralar?”

Demokrasi diyoruz, gayet güzel. Demokrasi demek herkesin düşüncesini özgürce ifade etmesi demektir. Farklı düşüncelerden korkmayacağız. Farklı düşünceler çok değerlidir. Farklı düşünceleri dile getirmek, bir ülkenin büyümesini sağlamak demektir, bir ülkenin kalkınmasını sağlamak demektir. Bizim atalarımız söylemiş “akıl akıldan üstündür” diye. İstişarenin olmadığı yerde bir devlet yönetilir mi? Bir devlet, bir kişinin iradesine teslim edilebilir mi?

Milliyetçilik sıradan bir kavram değildir, onun da altını özenle çizmek isterim. Milliyetçi olmak da kolay bir olay değildir. Milliyetçilik her şeyden önce kendi ülkesinin çıkarlarını savunmaktır, bu milletin çıkarlarını savunmaktır. Eğer Merkez Bankasında yaşa dışı 128 milyar dolar yok edildiyse ve bunun hesabı verilmiyorsa ortada bir sorun var demektir. Dile kolay, 128 milyar dolar… Eğer biz 190 milyar doların üzerinde bir faizi Londra’daki tefecilere ödüyorsak, kim ödüyor bu parayı? Sizler ödüyorsunuz. Ekmek alırken, sakız alırken, süt alırken, elektrik yakarken, doğalgazı tüketirken, kömürü alırken bedel ödüyorsunuz. Nereye gidiyor bu paralar?

Yapacağımız işler;

Sakarya’da Katar ordusuna peşkeş çekilen tank palet fabrikası var. Bir hafta içinde Katar ordusundan o tank palet fabrikasını alacağım, şanlı ordumuza teslim edeceğim, bilmenizi isterim.

Esnafın pandemi döneminde bankalara borcu var, faiz borcu var, bir hafta içinde faizlerin tamamını sıfırlayacağız anaparayı da normal taksite bağlayacağız. Esnafın kira, stopaj borcu var veya kesiliyor, onu sıfırlayacağız. Ne demek esnaftan kira stopajı, zaten esnaf vergi veriyor.

Çiftçilerin bankalardan aldıkları veya Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldıkları borçların faizlerini sileceğiz, anaparayı da taksite bağlayacağız. Çiftçi de rahat bir nefes alacak.

Bakın değerli arkadaşlar; Kredi Yurtlar Kurumundan fakir ailelerin çocukları para alıyorlar üniversiteyi okurken. Üniversiteyi bitiriyor, işi yok, ama gidip yakasına yapışıyorlar ya çocuğun ya babanın borcunu öde diye. İş ver ki borcunu ödesin. İş olmadan nasıl ödeyecek borcunu. Zaten sen ona üniversiteyi bitirsin diye para vermişsin, şimdi geri istiyorsun ama önce iş vermen lazım. Onu da bir hafta içinde düzelteceğiz ve diyeceğiz ki, devlet o çocuğa iş verdikten sonra veya sigortalı bir işe girdikten sonra onun borcu taksitle alınır, faizleri silinir. O kadar! İşi yoksa nasıl ödeyecek? İşi olmuyor, çocuğun da işi yok, babasının malvarlığına, bankadaki hesabına el koyuyorlar. Doğru değil bunlar.

15 Temmuz Şehitleri ve Beşiktaş’ta terör dolayısıyla hayatını kaybeden şehitlerimiz- içlerinde 40’ın üstünde polis kardeşlerimiz vardı- bu şehitler için toplanan paraların tamamını bir hafta içinde hak sahiplerine iade edeceğiz, hepsini iade edeceğiz hepsini! El koydular, paranın üzerine çöktüler, onu da kaldıracağız.

Yine şartlar ne olursa olsun, Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, Süleyman Şah Türbesini ve şanlı bayrağımızı yine kendi topraklarımıza götürüp bayrağımızı dikeceğiz, Süleyman Şah Türbesini de oraya bırakacağız. Bizim tarihimizde, Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, kendi toprağından bayrağını indirip Süleyman Şah Türbesini kaçırdılar. İçimde ukdedir, bir hafta içinde yapmazsam siyaseti bırakacağım. Ne demek ya sen kendi bayrağını indireceksin, Süleyman Şah Türbesini kaçıracaksın, üstelik karşında bir ordu da yok, terörden kaçıyorsun! Bizim şanımıza yakışmaz, bunların tamamını düzelteceğiz.

Ankara’nın Başkent oluşunun yıldönümü. Ankara’yı da görkemli bir kent yapmak zorundayız. Mansur Başkan elinden gelen çabayı gösteriyor, hepinizin huzurunda Mansur Başkana teşekkür ediyorum.

Şimdi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasını İstanbul’a taşımak istiyorlar. Bir yere gittiğinde Osmanlı döneminde veya başka dönemlerde orayı aldığınızda aldığınızın nişanesi olarak para basarsınız orada, burası bana aittir dersiniz, paranın öyle bir gücü vardır, burası bana aittir dersiniz. Burası Başkenttir kardeşim, Başkentte hemen hemen dünyada bütün ülkelerin başkentlerinde Merkez Bankaları vardır.

Şimdi biz Merkez Bankasını İstanbul’a taşıyacağız. Niye taşıyoruz? Ankaralılar buna izin verecek mi, Ankaralılar? Hayır efendim, Merkez Bankasını da taşıyın, yarın gelecek TBMM’yi de taşıyalım diyecekler. Ankaralıların kendi bankalarına, bu milletin bankasına, Merkez Bankasına sahip çıkmaları lazım. Orada finans merkezi yapıyoruz diyorlar, oraya taşıyacağız diyorlar; sen finans merkezi ayaklarını bırak, Londra’daki tefecilerden 83 milyonu kurtar, sen önce onu yap bakalım!

Paylaşın

CHP’li Erdoğdu’dan ‘Kel’ Esprisi: Şampuan Reklamı Yıldızları

CHP’li Mahmut Tanal’ın sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğraf espri konusu olurken, CHP’li Aykut Erdoğdu, fotoğrafı alıntılayarak yaptığı paylaşımda ‘Şampuan reklamı yıldızları’ ifadesini kullandı.

Haber Merkezi / CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın paylaştığı fotoğraf sosyal medyada espri konusu oldu.

Tanal, Meclis’ten paylaştığı fotoğrafta, kendisiyle birlikte Engin Özkoç, Enis Berberoğlu gibi kel olan vekillerin olması, CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun dikkatini çekti.

Erdoğdu, fotoğrafı alıntılayarak yaptığı paylaşımda ‘Şampuan reklamı yıldızları’ ifadesini kullandı. Bu esprili paylaşıma Tanal da ”Tarak ve şampuana hayır” paylaşımı ile destek verdi.

Paylaşımın altına yapılan yorumlardan bazıları şöyle;

  • CHP’nin ülkemizin bütün problemlerini çözeceğine inanıyoruz, kellik hariç.
  • Valla şimdiden çok çalışın çünkü çok parlak bir iktidar devir alamayacaksınız. Allah yardımcınız olsun.
  • İktidarın derdinden adamlarda saç kalmamış. Türkiye Cumhuriyeti milleti olarak kel kalmak istemeyenler için iktidar değişimi şarttır. Onlarda ki beyin yoksunluğundan dolayı, bizlerde saç yoksunluğu başlıyor.
  • Maden olan yerde ot bitmezmis. Sayın vekillerim. İyi çalışmalar.
  • Mahmut amca az çalışın , kafada saç kalmamış.
  • Tarrrrak kırmızı çizgimizdir.
  • Kuaföre çalışıyor gibisiniz…:))
  • Hayir bu grubun kuafore ihtiyaci yok.
Paylaşın