CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan Yeni Seçim Vaadleri

Katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada “Bozulan düzen için ne yapmamız lazım?” diye soran CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Yeni kadrolar, yeni kurallar yeni kurumlar diyoruz. Biz bu üç adımı gerçekleştirirsek, yani düşündüğümüzü gerçekleştirirsek önemli sonuçlar elde etme konusunda önemli bir merhaleyi aşmış olacağız.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında “Yeni kadrolardan kastımız devlette liyakatin olmasıdır. Yani işi ehline teslim etmektir.  İkinci kural siyasette hesap verebilirlik. Üçüncü ise ihtiyaç duyulan yeni kurumların kurulması” ifadelerini kullandı.

Maltepe Ekonomi Forumu’na CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın yanı sıra çok sayıda isim katıldı. Burada gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Sorunları birlikte ve beraber aşmak zorundayız. Sorunları aşarken; bilimi, aklı, mantığı, uygulamaları, dünyayı iyi sorgulamak zorundayız. Önemli olan biz bu sorunları nasıl aşacağız? Neler yaparsak biz bu sorunları rahatlıkla aşabiliriz? Ekonomide ciddi bozulma olduğunu biliyoruz. Bütçe açığımız, dış ticaret açığımız, işsizliğimiz, hayat pahalılığı var. Üç temel adımdan ya da kuraldan söz ediyoruz. ‘Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar’ diyoruz. Biz bu üç adımı atarsak önemli sonuçlar elde etme konusunda önemli bir merhaleyi aşmış, yakalamış olacağız.

Yeni kadrolardan kastımız, devlette liyakatin olmasıdır. Yani işi ehline teslim etmektir. Eğer siz, Merkez Bankası yönetimine veya herhangi bir yönetim kurulu üyeliğine bir arkeoloğu atarsanız; bu olmaz. Banka yönetim kuruluna bir sporcuyu, güreşçiyi atarsanız, bu olmaz. Her bir kişinin bilgisi, birikimi, ağırlığı kendi alanında olursa o kendini hissettirebilir. Yeni kadrolardan kastettiğimiz, devletin yeniden yapılanmasında liyakat sisteminin yani işi ehline teslim etmenin kural olarak benimsenmesidir.

Bu kuralı uygulamada, yasalarda hayata geçirmemiz lazım. Bugün; devlette, bürokraside var olan çürümenin, yozlaşmanın temel nedeni liyakat sisteminin yok edilmesidir. Bilgiye, birikime değil yani işi yapana değil; sadece belli bir kişiye sadakatten yola çıkarak belli kişileri belli kadrolara taşırsanız, sonuç bugünkü yozlaşma tablosunu önümüze çıkarır. Buradan kurtulmamız lazım.

Yeni kurallardan kastettiğimiz, bir; devletin saydam olması lazım. Ben vergi ödüyorsam, vergilerin nereye harcandığını bilmem lazım. Bugün adeta bürokrasi kapalı bir kutu gibi. Soruyoruz, şehir hastanelerini kaça yaptınız? ‘Ticari sır.’ Yolu, köprüyü kaça yaptınız? ‘Ticari sır.’ Kardeşim parasını ben ödüyorsam nasıl ticari sır oluyor? Devlet yönetiminde şeffaflık, temel kurallardan birisi. İkinci kural, siyasette hesap verilebilirlik. Siyasetçi eğer devleti, bürokrasiyi yönetmeye kalkıyorsa kesinlikle hesap vermesi lazım.

Hesap vermenin onurunu yaşaması lazım, siyasetçinin. Burada iki temel kuralımız var. Birisi; bizim hem İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde, hem de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem modelini açıklarken ifade ettik. Kesin Hesap Komisyonu. Yani harcanan bütçenin, harcandıktan sonra paranın nereye harcandığını gösteren yasanın adına kesin hesap kanunu diyoruz. Kesin hesap kanunu, parlamentoda çok tartışılmaz, hep geleceğin bütçesi tartışılır. Oysa; paranın nereye harcandığını, hedeflerin ulaşılıp ulaşılmadığını, kesin hesap kanunu belirler. Kesin Hesap Komisyonu kuracağız, Plan ve Bütçe Komisyonu dışında; başkanı ana muhalefet partisinden olacak, yürütme organı parlamentoda, yaptığı harcamaların hesabını muhalefete verecek. Bu belki AB uygulamalarında da bir ilk olacak.

Temel nedeni, yürütme organının yaptığı harcamalar dolayısıyla yasama organına hesap verebileceğini bilmesidir. Komisyonda, yani uzmanların da bulunduğu bir komisyonda; yürütme organının yasama organına hesap vermesidir. Bu komisyonun bir başka önemi; ‘Ben nasıl olsa hesap vereceğim’ diyecek ilgili bakan, bürokratlar da orada hazır olacaklar, kesinlikle yolsuzlukların önlenmesi konusunda da önemli kilometre taşıdır, Kesin Hesap Komisyonu. İkincisi, Sayıştay. Uluslararası kurallara göre denetim yaparsa o zaman sağlıklı raporlar TBMM’ye gelmiş olur. Biz, Sayıştay’ın da yapısını değiştirerek, Uluslararası Sayıştaylar Birliği’nin öngördüğü temel kurallara göre Sayıştay’ın denetim yapmasını sağlayacağız. Bunun raporları da parlamentoya gelecek.

Üçüncüsü, israf. Yürütme organı, en tepeden başlayarak bir genelge çıkaracak. İsrafın kesinlikle yasaklandığını öngören kuralları, bürokrasiye duyuracak. İsraf konusunda yürütme organının duyarlı olmasının temel nedeni, siyasetçi ile vatandaş arasındaki güveni inşa etmektir. Ben vergi veriyorum, ama benim vergimi harcayan yürütme organı dikkatli davranıyor, israfı engelliyor. O güveni sağlamış olacağız. Dördüncüsü, Siyasi Ahlak Kanunu. Artık siyasetin de yozlaşma zincirini kırması lazım. Siyasetin ahlaklı, erdemli, hesap verilebilir konumda olması lazım. O nedenle, Siyasi Ahlak Kanunu çıkaracağımızı taahhüt ettik. İkinci önemli ayağı, kurallar bu.

Yeni kurumlar veya var olan kurumların daha sağlıklı işleyişi. Bir; Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Bir ülke kendi geleceğini planlayamıyorsa, o yürütme organının veya o ülkenin ekonomide başarılı olması, büyük başarılara imza atması mümkün değildir. Kaynakları verimli kullanması mümkün değildir. Planlama olacak ki savurganlık sona ersin, kaynaklar en verimli alanlarda kullanılabilsin.

İkincisi, Ulusal Vergi Konseyi kuracağız. Eğer ben vergi ödüyorsam, yeni doğan çocuk vergi ödüyorsa, en yaşlımız vergi ödüyorsa; biz ödediğimiz vergilerin nereye harcandığını bilmek zorundayız. Vergilerin sağlıklı, adil bir şekilde toplanıp toplanmadığını bilmek zorundayız. Ulusal Vergi Konseyi kurulmalı, her yıl vergilerle ilgili bütün ayrıntıları bir rapora bağlamalı ve Resmi Gazete’de yayınlamalı.

Merak eden herkes; ister üniversite kesimi, ister iş adamları, esnafı, çiftçisi, işsizi, sendikası girecek, orada vergilerin ne olduğunu ne kadar vergi alındığını; bütün ayrıntıları orada öğrenecek. Böylece toplum olarak ödediğimiz vergilerin hesabını sorma bilincini yakalamış olacağız. Bu demokrasinin güçlenmesi demektir. Ben ödediğim vergilerin hesabını soramıyorsam veya sormuyorsam o ülkede demokrasi yoktur. Kimse kusura bakmasın.

Bir başka yeni kurum, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu. Yeni bir kurum olarak ortaya çıkacak. Dolayısıyla demokrasinin güçlenmesi, hiç kendini öteki hissetmemesi için bir kurum. Kurumun kurallarını yerine getirmesi konusunda, bu kurum yetkili olacak.

Dördüncüsü, Aile Destekleri Sigortası Kurumu. Madem bir sosyal devletiz, bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli. Yardımı onları sıraya dizerek, yoksulluğunu afişe ederek yapamazsınız. 1971 yılında parlamentoda kabul edilen, aile destekleri sigortası olarak adlandırılan uygulanmadı. Nedeni, yoksulluğu siyasete malzeme etmek. Yoksulun onuruyla oynamak. Elli yılı aşkındır uygulanmayan bu sigorta dalını uygulayacağız, insan onurunu koruyacağız.

Var olan kurumlar var. Sıcak siyasetin büyük ölçüde yozlaştırdığı kurumlar var. Merkez Bankası’nı gerçekten bağımsız kılacağız. Asıl görevine dönecek. Fiyat istikrarını sağlayacak. Kamu İhale Kurumu’nu yeniden yapılandıracağız. BDDK, SPK bunları da yeniden ehil insanları getirerek, bu kurumları yeniden inşa edeceğiz. Bugün tamamen bir tarafa atılan Ekonomik Sosyal Konsey’i yeniden inşa edeceğiz.

Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar. Bunları yaptığımız zaman Türkiye kalkınır mı? Hayır. Bir şey daha yapmamız lazım. Bu kurumlarda, görev alanların belli bir strateji içinde hedefe kilitlenmesi lazım. Yoksa, hedefe kilitlenemezler.

Stratejinin de dört ayaklı olması lazım. Bir, demokrasi. Demokrasi yoksa can ve mal güvenliği yoktur, medya özgürlüğü, adalet yoktur, yabancı sermaye de yoktur. Demek ki, stratejinin en temel ayaklarından birisi ülkede demokrasiyi inşa etmek.

İkincisi üreten Türkiye. Özellikle sanayi ve teknolojide, katma değeri yüksek ürün üretmeye kilitlenmesi lazım Türkiye’nin. Üretemezseniz söz sahibi olamazsınız. Katma değeri yüksek ürün üretmenin yolu üniversitelerin bilgi üretmesidir. Üniversitelere sıcak siyasetin girmemesi ve her türlü düşüncenin özgürce tartışılması lazım. Bunu yapabilirsek Türkiye büyür.

Stratejinin üçüncü ayağı, güçlü bir sosyal devleti inşa etmektir. Demokrasiniz olabilir, üretim de yapabilirsiniz. Ama hakça bölüşmezseniz o ülkede barışı sağlayamazsınız. Yeni kuracağımız kurumlar arasında Aile Destekleri Sigortası dedik. Hepsi birbirini tamamlayan bir zincirler halkası.

Dördüncüsü de sürdürülebilirlik. Demokrasi sürekli gelişen bir kavramdır, üretim, sosyal devlet anlayışı sürekli değişen kavramlardır. Statik durursanız, kaybedersiniz. Bütün alanlarda kendinizi yenilemeniz, dünyada öncü olmanız gerekir.”

Paylaşın

The Economist, Kılıçdaroğlu’nu Manşetine Taşıdı: Tüm Oklar Onu İşaret Ediyor

İngiliz ekonomi dergisi The Economist, Türkiye’deki Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dikkat çekerek, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu manşetine taşıdı. Dergi, “İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor” diye yazdı.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Muhtemel Rakibiyle Tanışın” diyen dergi, Kılıçdaroğlu’nu okuyucularına tanıttı. İmzasız yayınlanan makalede, “Kemal Kılıçdaroğlu hayatının en büyük mücadelesine hazırlanıyor” denildi.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dikkat çeken dergi, “İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor” diye yazdı.

Makalede, “CHP lideri iyi bir Cumhurbaşkanında olması gereken özelliklere sahip olsa da, hala iyi bir aday olduğunu ispat etmesi gerekiyor” ifadesini kullanıldı.

İşte o yazının tamamı:

“Sosyal demokrat bir parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu hayatının en büyük mücadelesine hazırlanıyor. Partisinin Genel Merkezinde, “Erdoğan gitmemek için her şeyi yapacaktır” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu önümüzdeki sene yapılmasını beklenen seçimlerle alakalı düşüncesini paylaşıyor. “Erdoğan yargıya baskıyı arttıracak, özgür medyayı susturmaya çalışacak ve Yüksek Seçim Kurulu’nu manipüle etmeye çalışacak. Ancak ona sandıkta bir ders vereceğiz.”

Erdoğan’ın rakipleri saflarını sıklaştırıyor. 28 Şubat’ta CHP’nin de içinde bulunduğu 6 muhalefet partisi ortak bir mutabakata imza attı. Planları arasında Erdoğan’a sınırsız yetki veren Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni kaldırmak, Parlamento’ya yeniden güç kazandırmak, mahkemeler ve Merkez Bankası başta olmak üzere devlet bürokrasisini yeniden ayağa kaldırmak var. İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor.

Erdoğan ve partisi AKP bugün olduğu kadar hiç zayıf gözükmemişti. Erdoğan’ın düşük faiz konusundaki yanlış ısrarından dolayı, ülkedeki enflasyon yüzde 54’ün üzerine çıktı. Sene başından beri uygulanan döviz mevduat garantileri ve yoğun Merkez Bankası müdahaleleri ile daha fazla destek bulan Türk Lirası şimdi de Ukrayna’daki savaştan ötürü darbe alıyor. Erdoğan’ın sakin bir yaz ve milyarlarca dolarlık turizm geliri üzerinden umut ettiği ekonomik iyileşme, Ukrayna’daki Rus füzeleri ile darmadağın olmuş durumda.

Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığa doğru kullanmak istediği rüzgar 2019’da başladı. CHP ve esas ortağı İYİ Parti yerel seçimlerde Türkiye’nin en büyük altı şehrinin beşinde (İstanbul da dahil) AKP’ye karşı üstünlük sağladı. Muhalefet ittifakını birleştiren Kılıçdaroğlu bu başarıda büyük bir rol oynadı.

Paylaşın

CHP’li 11 Büyükşehir Belediye Başkanından Ortak Açıklama

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 büyükşehir belediye başkanından akaryakıt fiyatlarıyla ilgili ortak açıklama geldi. Yapılan açıklamaya İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

İBB Başkanı İmamoğlu, söz konusu açıklamayı, “11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak açıklamamızı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız” paylaştı. Açıklamada, art arda gelen akaryakıt zamlarına karşı toplu ulaşımda ÖTV alınmaması önerilerinin defalarca merkezi idare tarafından duymazdan gelindiği belirtildi.

11 belediye başkanının imzasıyla yapılan ortak açıklamada, “Toplu ulaşım ücretlerine yakın zamanda ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız.” denildi.

Açıklama şöyle:

“Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği zor süreçte, ekonomik öngörülebilirlik yerini ne yazık ki günlük fiyat artışları ve istikrarsız süreçlere bırakmıştır. Yeni koşullar vatandaşlarımızı olduğu gibi yerel yönetimlerimizi de ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bir süre öncesine kadar dövizdeki hızlı yükseliş nedeniyle akaryakıt fiyatlarında hızlı yükselmeler olmuştur. Bu yükselişler devam etmekte olup, tarihte ilk kez ülkemizde art arda 7 gün boyunca akaryakıt fiyatları zamlanmıştır.

Öyle ki, sadece yılbaşından bu yana geçen 70 günde akaryakıt ücretleri yüzde 94’ten daha fazla artış göstermiştir. Benzer artış, enerji fiyatları için de geçerlidir. Bu sıra dışı artışlar bir süre önce toplu taşımada gerçekleşen fiyat artışlarını artık kadük hale getirmiş hatta durumu öncekinden bile zorlaştırmıştır.

Büyükşehirlerimizde sağlıklı ve sürdürülebilir toplu taşıma hizmeti belediyelerimizin en önemli vazifelerindendir. Toplu taşımada kullanılan akaryakıt ve elektrik gibi artan personel maliyetleri, yurt dışı yedek parça kaynaklı bakım onarım maliyetleri de artık belediyeler tarafından kaldırılamayacak kadar zamlanmıştır. Ne yazık ki daha önce defalarca talep ettiğimiz, toplu taşımada kullanılan akaryakıttan en azından ÖTV alınmasın önerimiz de merkezi idare tarafından duymazdan gelinmiştir.

Tüm bu süreçleri ele aldığımızda toplu taşıma ücretlerinde yakın zamanda çok ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız. Ayrıca, yasa gereği ve Meclis kararları çerçevesinde toplu taşımayı ücretsiz kullanan çok sayıda vatandaşımız vardır.

Vatandaşlarımızın sağlıklı hizmet alması adına, 2016 yılında yayınlanan yönetmelikle, belediyelerin şehir içi toplu taşıma yetkisi verdiği özel şahıslara ait araçlara ödenen 1.000 TL’lik destek ise aradan geçen yıllara rağmen artırılmamıştır. Bu durum, kimi zaman taşımacılarla, toplu ulaşımı ücretsiz kullanan vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmektedir. Hükümetin, bu destek uygulamasında da fiyat artışına giderek, toplu taşımada yaşanan tatsızlıkların önüne geçmesi çok kolaydır.”

Paylaşın

Akaryakıtta Verginin Kaldırılması İçin Kanun Teklifi

HDP ve CHP’li vekiller bugün ayrı ayrı akaryakıtla ilgili kanun teklifleri verdi. HDP Ekonomi Komisyonu verdiği teklifte akaryakıttan alınan verginin kaldırılmasını isterken, CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan toplu ulaşımda kullanılan akaryakıttan KDV ve ÖTV’nin alınmamasını istedi.

HDP’li Vekiller Garo Paylan, Necdet İpekyüz, Erol Katırcıoğlu ve Serpil Kemalbay söz konusu kanun tekliflerini şöyle gerekçelendirdi:

Benzin ve mazota gelen fahiş zamlar yurttaşlarımızın belini bükmüştür. İktidar, Rusya-Ukrayna savaşını bahane ederek, neredeyse her gün akaryakıta zam yağdırmaktadır. Petrol küresel piyasalarda son altı ayda yaklaşık yüzde 60 yükselirken, ülkemizde bu dönemde benzine yüzde 160, mazota yüzde 220 zam yapılmıştır.

Benzin ve mazota yağdırılan zamlar sonucunda dar gelirli yurttaşlarımız için kontak çevirmek iyice imkânsız hale gelmiştir.  Son yapılan zamlarla, benzinin litre fiyatı 20 TL’yi, motorinin litre fiyatı 23 TL’yi geçmiştir. Başta çiftçiler olmak üzere; kamyon, otobüs, minibüs, taksi esnafı akaryakıt maliyetlerine isyan etmektedir. Çiftçi tarlasını süremez, kamyon esnafı yük taşıyamaz haldedir. Fiyatların bu seviyede kalması, gıda krizinin ve ekonomik krizin derinleşmesine neden olacaktır.

Akaryakıt zamları, iğneden ipliğe bütün ürünlerin zamlanmasına neden olmaktadır. Akaryakıta yapılan fahiş zamlar yurttaşlara yüksek enflasyon, düşük alım gücü olarak yansıyacaktır. TÜİK’e göre bile yüzde 50’yi aşan enflasyon, zamlar geri alınmazsa önümüzdeki aylarda kontrolden çıkacaktır. Bu duruma karşı TBMM mutlaka sorumluluk almalıdır.

HDP Ekonomi Komisyonu olarak hazırladığımız yasa teklifiyle, akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin sıfırlanmasını öneriyoruz. Bu sayede benzin ve mazot fiyatları yaklaşık 6’şar TL düşecektir. Teklifimizin yasalaşması, dar gelirli yurttaşlarımıza bir nebze nefes aldıracaktır.

CHP toplu taşıma için teklif verdi

CHP’li Murat Bakan da verdiği kanun teklifinde Katma Değer Vergisi Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılarak toplu ulaşımda kullanılan akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin kaldırılmasını önerdi.

Bakan, teklifinin gerekçesinde “Vatandaşlarımız öylesine yoksullaşmıştır ki, Anayasa ile de güvence altına alınmış gıda dahil en temel insani ihtiyaçlarını karşılayamaz noktaya gelmiş, işe gitmek okula gitmek gibi en zorunlu seyahat haklarını dahi kullanamaz hale gelmiştir” dedi.

Bakan, toplu ulaşımda kullanılan akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin kaldırılmasının hem toplu taşıma hizmetinin fahiş akaryakıt fiyatları nedeniyle içinde bulunduğu krizden kurtulmasına önemli bir katkı sağlanacağını hem de yurttaşların toplu taşımayı daha ucuza kullanabileceğini vurguladı.

Yüzde 24’ü vergi

Bugün her benzin ve motorinden yüzde 24 oranında vergi (ÖTV + KDV) alıyor. 20,35 TL’lik benzine tüketici 5,63 TL vergi ödüyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Aday Alacak Mısınız’ Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da kendisine yöneltilen “Aday olacak mısınız” sorusuna “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” şeklinde yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti yakından takip edildi. Kılıçdaroğlu, Diyarbakır programının ilk gününde (10 Mart) 11 kadınla kahvaltıda bir araya geldi.

Medyascope’tan Ferit Aslan’ın haberine göre; görüşmeye, 28 Kasım 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi avukat Türkan Elçi, yerine kayyum atanan ve 22 Ekim 2019’dan bu yana cezaevinde tutulan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın eşi emekli öğretmen Zeynep Mızraklı, 13 Ocak 1993’te faili meçhul cinayet sonucu öldürülen öğretmen Zübeyir Akkoç’un eşi KAMER Vakfı Başkanı Nebahat Akkoç, “çocuklar ölmesin” dediği için cezaevinde yatan öğretmen Ayşe Çelik, Diyarbakır Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi kurucusu avukat Remziye Tanrıkulu, önceki dönem Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı avukat Zülal Erdoğan, önceki dönem DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve avukat Feride Laçin, Sanayi Odası Kadın Meclisi Başkanı sanayici Nevin İl, Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği Başkanı eczacı Rojda Kaya, arkeolog, araştırmacı ve yazar Nevin Soyukaya, avukat ve Artı Gerçek yazarı Nurcan Kaya katıldı.

“Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil”

Görüşmede Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağını da soruldu. Kılıçdaroğlu bu soruyu, “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” diye yanıtladı.

Katılımcılar, altı muhalefet partisi liderinin buluştuğu masada neden HDP ve başka Kürt partilerin olmadığını sordu ve Kürtler olmadan başarılı olamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu HDP ile bir sorunları olmadığını, HDP Eş Başkanı Mithat Sancar ile gerektiğinde görüştüklerini söyledi.

“Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da serbest bırakacağız”

Kemal Kılıçdaroğlu, programları dahilinde gençlerle basına kapalı bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, öğrencilerden gelen 50 soruyu tek tek cevapladı. Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş sorusuna, “Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de, ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız” dedi.

2016 yılında bir anayasa değişikliği geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Diyelim ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıracağız. Getirirler Meclis’e, Meclis’te yarıdan fazlası el kaldırsa otomatikman dokunulmazlık kalkar. Dolayısıyla Selahattin Bey’in içeride tutulmasının temel nedeni şu, hiçbir suçu yok. Hiçbir günahı yok. Zaten yargı da bunu kabul etti. ‘Cumhurbaşkanı adayı bile olabilirsiniz’ dedi. ‘Ben seni başkan yaptırmayacağım’ dedi. Madem öyle söyledin. Ben de seni içeride tuttururum dedi. Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız. Selahattin Demirtaş ile en fazla görüşen milletvekilleri de CHP’li vekillerdir. Onu da bilmenizi isterim” dedi.

“PKK bir terör örgütüdür”

Bir gencin ‘PKK terör örgütü müdür?’ sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, “Bizim partimizin düşüncesine göre, PKK bir terör örgütüdür. Sadece bizim partimize göre değil, pek çok ülkede de terör örgütü olarak geçmektedir. Bir arkadaşımız ‘bir HDP’li vekilin dokunulmazlığı kaldırıldı, neden CHP’li vekiller el kaldırdı’ dedi. Bir milletvekilinin elinde uzun namlulu silahlarla fotoğraf çektirmesi doğru değil. Ben de yapsam suçtur.

Siz de yapsanız suçtur. Dolayısıyla böyle bir tablo hukukun üstünlüğünün tartışıldığı bir yerde kabul edilemez. Suriye ile ilişkilerimizi kesinlikle düzelteceğiz. Türkiye’de yaklaşık 6 milyon 300 bin civarında Suriyeli kardeşimiz var. Kendi özgür iradeleriyle ülkelerine göndereceğiz. Ülkelerine gidecekler. Bunun alt yapısını oluşturduk. En son Gara operasyonuna karşı çıktık. Ama ülkemize karşı da bir tehdit varsa buna da karşı çıkacağız. Benim de, partimizin de düşüncesi bu” diye konuştu.

“Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik”

12 yıldır Diyarbakır’a gelmediniz sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında birkaç sefer Diyarbakır’a gelmiştim. Ama demek ki o zaman ortam çok müsait değildi. Benim açımdan müsait değildi. Belki Diyarbakırlılar açısından müsait değildi. Bir dönem biz göğsümüze CHP rozetini takıp değil Diyarbakır’a, Sivas’ın bu tarafına bile geçemiyorduk. Son 10 yılda değişimi yaşayan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik. Bir milletvekilimiz bile yok. Kabahat bizim. Nur arkadaşımız, ‘6 parti var.

HDP’yi neden çağırmadınız?’ dedi. Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması içinde HDP yoktu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin çalışması yaklaşık 3-4 aydır devam ediyor. 6 partinin genel başkan yardımcıları vardı, HDP yoktu. HDP’nin katkı vermediği, çalışmasında bulunmadığı bir masaya HDP’yi nasıl çağıralım. HDP diyecek ki, ben hiç bakmadım, görmedim. HDP şimdi üçüncü ittifakı kuruyor. Üçüncü ittifakı kurmasını isteriz. İki ayrı toplantı yaptılar. Biz HDP ile bütün siyasi partilerle görüşen tek partiyiz. HDP ile de görüşürüz. HDP’nin kapatılmasına, kayyum atanmasına karşıyız. Seçimle gelen seçimle gider dedik.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Kürt Sorunu’ Açıklaması

Diyarbakır’da “Kanaat Önderleri, Muhtarlar ve STK Buluşmaları”na katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorununun herkesin ortak sorunu olduğunu belirterek, “O zaman var olan sorunları nasıl çözeriz? Bunun anahtarı demokrasidir. Oturup konuşmalıyız. Oturup, konuşurken sağlıklı bir zeminde tartışmamız lazım. Sadece benim dediklerim doğrudur dersek o zaman sorunları çözemeyiz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, “Kimlikler bizim şerefimizdir, onurumuzdur. Kimlikleri siyasete bulaştırmak doğru değildir. Öyle bir noktaya getirdiler ki her birimiz komşumuzu sorgulamaya başladık. 6 siyasi partinin genel başkanı bunları bir tarafa bırakacak ülkenin temel sorunlarına odaklanarak sorunları aşmak istiyoruz. Yapacağımız birliktelik Türkiye’yi aydınlığa çıkarabilir, kucaklaştırabilirsek emin olun sadece Türkiye için değil dünyada siyaset tarihini yazan bütün kitaplara bu konu girecektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında ekonomideki gidişat ve kentin ekonomik durumu üzerine durdu. Bölge kentlerine yatırımın az yapıldığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, Helalleşmeden söz ettim. toplum olarak helalleşmek zorundayız. Sıkıntılarımız var. Diyarbakır çok yaşadı. Bu bölge büyük sıkıntılar yaşadı. Diyarbakır Hapishanesi’ndeki acılar unutuldu mu? Unutulmadı. Oradaki insanlarla helalleşmemiz lazım. Bunu yapmazsak barışamayız. Haksızlığa uğrayan kişiyle helalleşmemiz lazım. Diyarbakır Hapishanesinin insan hakları müzesine dönüştürülmesi lazım” diye kaydetti.

Kılıçdaroğlu, “Pek çok haksızlık görüyoruz. Özgürce tartışamazsak sorunları çözemeyiz. Sorun yoktur. ‘Kürt sorunu yoktur (Erdoğan’a) diyor. Ona göre yok. Vatandaşa sor bakalım. Var mı yok mu? Sorunu yaşayan biliyorsa, onu dinleyeceksin. Çözeceksin. Sorunu yaşayanı dinlemezseniz sorunu çözemezsiniz.” açıklamasında bulundu. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, kayyım atamalarına da değinerek, “Seçimle gelen seçimle gider. Bunu yasal güvenceye bağlamışsanız, bir başka yönetici gelip, belediye başkanını yerine kayyum atayamazsınız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da muhtarlar, kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Efendim güzel bir kentte, tarihi derinliği olan kadim bir kentte, dostlarla, kanaat önderleriyle buluşmak benim için onur ve şeref. Önce bunun altını özenle çizmek isterim. Kanaat önderleriyle beraberiz, muhtarlarımızla beraberiz, saygıdeğer siyasi partilerimizin temsilcileri var burada, hep birlikteyiz, muhtarlarımız burada. Güzel bir sohbet yapacağız. Türkiye’nin içinde bulunduğu sorun sadece benim sorunum değil hepimizin ortak sorunu. O zaman var olan sorunları nasıl çözebiliriz, var olan sorunları nasıl aşabiliriz? Elbette ki, bunun anahtarı demokrasidir. Demokratik yollarla aşmamız lazım, oturup konuşmamız lazım. Oturup konuşurken de elbette ki, sağlıklı bir zeminde tartışmamızda lazım. Sadece benim dediğim doğrudur, diğerlerinin tümünün dediği yanlıştır dersek farklı bir pencereden bakarsak o zaman sorunları çözemeyiz.

Bakın, biz 6 partinin Genel Başkanı olarak bir araya geldik. Ne için geldik? Demokrasi için geldik, insan hakları için geldik, ekmek için geldik, aş için geldik, işsizliği nasıl çözeriz onun için geldik. Var olan derin yoksulluğu nasıl giderebiliriz onun için geldik. Sıkıntılar var mı? Evet var. Dert var mı? Evet var. Esnafı geziyorsun var, çiftçiye bakıyorsun var, sanayiciye bakıyorsun var. Meydanlar? Meydanlarda işsizlerle dolu. Diyarbakır’da bile küçük bir esnaf ziyareti yaptım cebim kağıt doldu evlatlarım işsiz diye. Ne olacak peki? Buna bir çözüm bulmamız lazım. Çözümü kim bulacak? Çözümü siyaset kurumu bulacak başka bir yer değil.

Yani devleti yönetmeye talip olanların çözüm üretmeleri gerekiyor. Ama biz öyle bir noktada mıyız? Hayır öyle bir noktada değiliz. Öyle bir noktaya bizi getirmediler. Tam tersine beraber olmamız gereken bir atmosferde bizi ayrıştırdılar, farklı kamplara böldüler. Efendim kimliğin ne, inancın ne, yaşam tarzınız ne? Sana ne kardeşim insanın kimliğinden, sana ne kardeşim insanın inancından, sana ne kardeşim insanın yaşam tarzından. Kişinin kimliği siyasete malzeme olabilir mi? Kim anne, babasını seçme özgürlüğüne sahip? O zaman hepimiz belli bir kimliğin, belli bir değerin içinde doğarız. Kimlikler bizim şerefimizdir, onurumuzdur. Kimlikleri siyasete malzeme etmek asla doğru değildir. İnancımız, kimin yüce Yaradan’a yakın olup olmadığını kim bilebilir yüce Yaradan’dan gayrı. Öyle bir noktaya taşındık ki, öyle bir noktaya getirdiler ki, her birimiz komşumuzu sorgulamaya başladık, komşumuzun inancı ne, kimliği ne bunu sorgulamaya başladık.

6 siyasi partinin Genel Başkanı bunları bir tarafa bırakarak ülkenin temel sorunlarına odaklanıp sorunları aşmak istiyoruz, beraber aşmak istiyoruz, birlikte aşmak istiyoruz. Ve yapacağımız birliktelik Türkiye’yi aydınlığa çıkarabilirsek, Türkiye’yi kucaklaştırabilirsek, Türkiye’de yeni bir atmosferi beraber yaratabilirsek emin olun sadece Türkiye için değil dünyada siyaset tarihini yazan bütün kitaplara bu konu girecektir. Dünyada siyaset tarihini kim yazıyorsa, dünyanın neresinde yazılıyorsa o siyaset kitabına girecektir bu. Üniversitelerde ders olarak okutulacaktır. Ben bundan eminim. Dolayısıyla bu çerçevede olaya bakıp değerlendirmek istiyorum.

Diyarbakır evet tarihi bir kent, kadim bir kent. Sokaklarını gezerken, caddelerini gezerken, insanlarla karşılaşırken zaten kadim bir kent olduğunu biliyorsunuz. Mezopotamya, buğdayın keşfedildiği yer. Herkesin karnının doyması gerekirken açların yoğun olduğu bir yer. Nasıl olurda bereketli topraklar nasıl bereketsiz bir atmosfere dönüşebilir, nasıl böyle bir tablo çıkabilir ortaya? Tabloyu ortaya çıkaranlar kim? Bu kadar acımasız bir gerçeği toplumun önüne koyanlar kim her birimizin tek tek düşünmesi lazım.

Kanaat önderleriyle toplantı yapıyoruz, muhtarlarımızla toplantı yapıyoruz, sivil toplum kuruluşlarının önderleriyle, liderleriyle toplantı yapıyoruz. Sizlerle yaptığımız toplantı sıradan bir toplantı değil en azından ben öyle görüyorum. Çünkü kanaat önderi olmak, ben kanaat önderiyim diye ortaya çıktığınızda olmazsınız. Sizi kanaat önderi yapan toplumun kendisidir. Başı sıkışan, bir dertle karşılaşan kişi gelir size sorar benim böyle bir derdim var nasıl çözeceğim diye. O nedenle sizinle yapacağımız görüşme, sizinle yapacağımız toplantı benim için son derece önemlidir. Beraber, birlikte eğer varsa bir sorun bu sorunu çözmemiz lazım. Demokratik yollarla çözmemiz lazım.

Mezopotamya gayet güzel, Dicle’si, Fırat’ı var gayet güzel. Bereketli toprakları var gayet güzel. Surlarınız var, bahçeleriniz var gayet güzel. Peki bakalım bu Mezopotamya toprağında Diyarbakır’da ne oldu acaba? 2002 yılında çiftçi sayısı 50 bin 81 kişi. Tam rakamı veriyorum size çiftçi sayısı 50 bin 81 kişi çiftçilikle uğraşıyor. 2021 yılında 50 binden sayı 33 bin 163 kişiye düşmüş niçin? En temel sorun değerli arkadaşlarım. 16 bin 918 çiftçi üretim yapmaktan vazgeçmiş toprağı ekmiyor. Devleti yönetenlerin düşünmesi gerekmez mi ya ne oldu da 19 bin kişi yaklaşık 20 bin kişi topraktan elini ayağını çekti ne oldu da, niye böyle oldu diye bunu düşünmesi gerekmez mi? Düşünmesi gerekir. Bunun olması gerekir.

Başka bir şey daha. 2004 yılında işlenen tarım alanı. 7 milyon 981 bin dekar. 2004’ten 2021 yılına 7 milyon dekarlık tarım alanı 5 milyon dekara düşüyor. Tam rakamı veriyim, 2 milyon 248 bin dekar alan ekilmiyor. Diyoruz memlekette yoksulluk var. Diyoruz ki yağ yok, diyoruz ki buğday dışarıdan geliyor, nohut dışarıdan geliyor, arpa dışarıdan geliyor, et dışarıdan geliyor, canlı hayvan dışarıdan geliyor. Ne oluyor da dışardan geliyor insan mı yok? Var. Toprak mı yok? Var. Güneş mi yok? Var. Hava mı yok, su mu yok? Var. Niye dışarıdan geliyor, hangi gerekçeyle dışarıdan geliyor? Ben bu soruları soruyorum kendi vicdanıma sizin de sormanız lazım. Benim sorumluluğum var ben bunun farkındayım ama kanaat önderleri olarak, muhtarlar olarak, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri olarak sizin de sorumluluğunuz var. Her birimizin düşünmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, güzel bir haberde vereyim ipek kozasının yüzde 56’sını sadece Kulp üretiyor. Olağanüstü güzel bir şey. Diyarbakır’ın karpuzu vardı değil mi? Karpuz eksildi, dışarıdan karpuz ithal ediyoruz. Benim Diyarbakırlılara sözümdür bir tarafa yazın lütfen. Diyarbakırlılara sözümdür, Diyarbakır’ın karpuzu piyasaya çıkmadığı sürece bu memlekete bir tek karpuz bile ithal etmeyeceğiz. Karpuz var dünyanın en mükemmel karpuzu var.

Kardeşim getiriyorsun başka yerden karpuzu mağdur olan kim? Diyarbakırlı çiftçi. Niye mağdur olsun, hangi gerekçeyle mağdur olsun? Sen kendi vatandaşının hakkını hukukunu mu koruyacaksın başka birisinin hakkını hukukunu mu koruyacaksın? Vatanseverlik? Evet vatanseverlik budur. Benim ülkemde karpuzu eken kazanmalı, buğdayı eken kazanmalı, herkes kazanmalı. Çiftçi zarar eder mi? Bakın tarım sektörü dünyanın bütün ülkelerinde stratejik sektördür. Eviniz, buzdolabınız olmayabilir ama günde iki sefer, üç sefer yemek yemek zorundasınız, karnımızı doyurmak zorundayız. Dolayısıyla tarıma değer, tarıma önem vermemiz lazım. İşin özeti budur değerli arkadaşlarım.

Şimdi sanayiye girmeyim onu daha sonra yarın bir başka toplantıda aktarıyım sizlere. Şanlıurfa’ya gittim, Şanlıurfa’da da çiftçilerle buluştuk, onlarında pek çok sıkıntıları vardı. Zaten Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak aşağı yukarı aynı coğrafyada aynı sorunlarla karşı karşıya olan illerimiz. Şanlıurfa’da bir konuşma yaptım ve dedim ki onlara, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığını bize verin Şanlıurfa’daki bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz dedim.

Bakın ne oldu şimdi izleyelim hep beraber bakalım ne oldu? CHP Genel Başkanı geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa’ya gitti ve dedi ki, çiftçiye elektriği bedava vereceğiz dedi. Şimdi aynı şeyi sadece Şanlıurfa için demiyorum 6 il saydık orada. Şanlıurfa’dan, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak bunların hepsini saydık 6 il. 6 ile güneş enerjisi yapacağız. Güneşe para veriyor musunuz? Vermiyorsunuz. Paneller üretiliyor mu? Evet üretiliyor. Hesabını yaptım, bu 6 ile çiftçiye elektriği bedava vermek ve artan elektriği de satmak kaydıyla 5 bin megavatlık bir yatırım yapmak mümkün. Yatırımın maliyeti 3 milyar dolar.

Bunlar kalktılar Ruslarla işbirliği yaptılar Mersin’de Akkuyu nükleer santralini kurdular. Güzel nükleer teknolojiyi de bize vermiyor Ruslar. Sadece fabrikayı kurdular bize elektriği satacaklar garanti vermişiz elektriği de satın alacağız. Nükleer santralin maliyeti ne kadar? 20 milyar dolar bugünkü daha henüz tamamlanmadan 20 milyar dolar. Biz kaça yapacağız? 3 milyar dolar. 20 milyar dolarlık yatırım yapıyorlar nükleer santrale 13,35 centten kilovatsaatini satacaklar. Dünyanın en pahalı elektriği. Güneş tarlaları var mı? Var. Boş arazi var mı? Var. Binlerce dönüm var mı? Var. Binlerce dönüm üzerinde bunları kurmak mümkün mü? Mümkün. 3 milyar dolar? Evet 3 milyar dolar. Çiftçiye bedava mı? Evet bu 6 ilde çiftçiye bedava. Artan? Artan enerjiden de dünyanın parasını kazanacağız.

Bakın değerli arkadaşlar, 10 yılda bu yatırım kendisini amorti edecek. 2 yılı ödemesiz 10 yılda kendisini amorti edecek. Dolaylı veya doğrudan 665 bin kişiye istihdam sağlayacak. İşsizlik yok mu? Var. 6 ilde 665 bin kişiye doğrudan veya dolaylı istihdam sağlayacak. Erdoğan diyor ya elini tutan mı var? Elimi tutan sensin. Eğer delikanlıysan, Diyarbakır’da söylüyorum, Diyarbakırlıların huzurunda söylüyorum, eğer sen delikanlıysan, benim elimi tutmazsan bana bizim kuracağımız şirkete, bizim belediyelerimizin kuracağı şirkete arazi tahsis edeceksin 6 ilde. Diyeceksin ki burası taşlık arazidir, burayı kullanmıyoruz… Sen demiyor muydun şu kadar elektrik üreteceğim diye. Gel kardeşim tahsis et. Güzel birinci adım. İkincisi, teşvik açısından burası 6. bölge. Burada hangi teşvikler sanayi için uygulanıyorsa aynı teşvikleri bize de vereceksin kardeşim.

Üç, gerekli üretim ve dağıtım işleri için istediğim lisansı diğer şirketlere hangi lisansı verdiysen aynı lisansı bize de vereceksin. Biz bunu yapacağız görecek o. Onlar 20 milyar dolara yapıyorlar, biz 3 milyar dolara yapacağız, onlar 13 küsur centten satacaklar biz çiftçimize bedava vereceğiz. Ayrıca paramızı kazanacağız. Ayrıca çok kazanacağız. Bütün bunların hepsinin çalışmaları yapıldı. Bütün bu çalışmalar yapılırken bu konuda dünyada yatırım yapan büyük firmaların tamamıyla görüşüldü hepsiyle tek tek. Bu yapılır mı? Evet yapılır. Diyarbakır’ı, Mardin’i, Şanlıurfa’yı bir üretim üssüne dönüştüreceğiz.

Bakın şimdi, yatırımlar nereye yapılıyor? İstanbul’a, Ankara’ya, Bursa’ya, İzmir’e, Denizli’ye. Diyarbakır’ı yok mu bu ülkeni, bu ülkenin Tunceli’si yok mu, bu ülkenin Elazığ’ı yok mu, bu ülkenin Sivas’ı yok mu, bu ülkenin Kayseri’si yok mu? Büyük yerlere oralara gidiyor ve bu bölgelerde yatırım yapılmıyor. Büyük sıkıntı var. İşsizlik? Sizin evlatlarınız büyükşehirlerin varoşlarında asgari ücretle nasıl iş bulabilirim diye çalışıyorlar, uğraşıyorlar ve acaba asgari ücretle bir iş bulabilir miyim diye büyük kentlerin varoşlarında hayatlarını sürdürüyorlar. Bir daha ifade edeyim, Diyarbakır’dan Erdoğan’a gayet açık, gayet net herkesin anlayacağı dille söylüyorum, elimi tutan sensin, delikanlıysan benim istediklerimin tamamını verirsin ilk yatırımı geleceğiz Şanlıurfa ve Diyarbakır’da yapacağız hepiniz göreceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, eğer üretirse bir toplum mutlu olur. Eğer alın terinin karşılığını alırsa bir toplum mutlu olur. Eğer evlatlarımız iş bulursa, çalışırsa, evlerine helal ekmek getirebilirlerse o toplum mutlu olur, o toplumda huzur olur, bereket olur, mutfaklarda bereket olur, evlerde bereket olur, sokaklarında bereket olur. Esnafa gidiyorsun alışveriş daha henüz yapan siftah yapmadık diyor. İyi de siftah yapacak vatandaşın cebinde para yok ki. Para olacak ki gidip alışveriş yapsın. Yatırım kadar, üretim kadar değerli bir şey yoktur. Bütün bunlar yapılabilir mi? Hepsi yapılabilir. Maliyeti kuruşuna kadar hesaplandı hepsi mümkün.

Hatta biz elimizi, cebimize atmadan bunların tamamını yapmak mümkün. Tamamını götürürsünüz gelir firma bunun tamamını yapar bu garantileri yeter ki verin siz. O zaman çiftçi ne Urfa’nın çiftçisi, ne Diyarbakır’ın, ne Mardin’in çiftçisi yok kuyudan elektrik çektim, elektrik fiyatı şudur, elektrik çok pahalı diye sokaklara dökülmez, meydanlara dökülmez. Elektriği alacak istediği kadar kullanacak tamamı da bedava olacak. Artan kısım doğrudan doğruya entegre sistemle enterkonnekte sistem içinde dağıtılacak yani Türkiye’ye dağıtılacak oradan da ayrıca para kazanılacak. İyi para kazanılacak onun da altını çiziyim.

Değerli arkadaşlarım, bir parantez açmak isterim. İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. Derler ya Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin diye. İşiniz varsa böyle bir pozisyonla karşılaşmazsınız. Dolayısıyla istihdam önemlidir, çalışmak önemlidir. Ama bir de işi olanlarında huzur içinde çalışması lazım. İşim var ama huzur içinde çalışmalıyım, rahat çalışmalıyım. Doktorları kastediyorum. Her birimiz hastalandığımızda ilk başvurduğumuz kişi doktorlardır, sağlık çalışanlarıdır. Pandemi döneminde caddelere çıktık, sokaklara çıktık doktorlarımızı alkışladık, onlara teşekkür ettik, onlara dedik ki iyi ki varsınız dedik. Onlara dedik ki, senin çalışma koşullarını düzelteceğiz dedik. Söz verdik size daha iyi aylıklar, daha iyi mali imkanlar sağlayacağız diye.

Ama bunların hiçbirisi olmadı değerli arkadaşlar, yapılmadı. Ve dendi ki doktorlara, madem yurtdışına gitmek istiyorsunuz çekin gidin dediler. Bir doktor, iyi yetişmiş bir doktor nasıl olur da bir siyasi iktidarın yarattığı atmosfer içinde geleceğini Türkiye’de değil de geleceğini yurtdışında arar? Hepimizin düşünmesi lazım. Sıradan bir meslek değil doktorluk. Ama nasıl bir atmosfer yaratıyorsunuz ki, o kişi burayı değil yurtdışını tercih ediyor ve o kişi doktor oluncaya kadar da bütün masraflarını yani maliyetini ailesi çekiyor, toplum çekiyor. Yurtdışına gittiği zaman o ülke o doktor için 1 lira bile harcamış değildir. Ama hazır doktor gelmiştir ve çalışıyordur. Böyle bakmak lazım.

Bu bağlamda 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla üç noktada yine siyasi iktidarın dikkatini çekmek isterim. Birincisi, sağlık çalışanlarına şiddet uygulanıyor düzenleme sağlık çalışanlarının istediği gibi olsun siyasetçilerin istediği gibi olmasın. Çağıracaksınız doktorları, ebeleri, hemşireleri nasıl bir şey istiyorsanız biz öyle bir düzenleme yapalım diyeceksiniz. İkincisi, doktorların ve sağlık çalışanlarının özlük haklarını iyileştireceğim sözü verdiniz sözünüzü tutunuz ve gereğini yapınız. Üçüncüsü, hakimlere verilen güvencenin hekimlere de verilmesi lazım. 1915’te o dönemin tıp fakültesinde öğrenciler savaşa gittiler Çanakkale’ye ve 1921 yılında mektebi tıbbiye mezun vermedi arkadaşlar hepsi şehit oldukları için. Dolayısıyla doktorluk mesleği aynı zamanda bu kadar değerli bir meslektir. Bunun üzerinde de hepimizin durması lazım.

Şimdi geleyim başka bir konuya. Helalleşmeden söz ettim. Toplum olarak helalleşmek zorundasınız. Sıkıntılarımız var mı var evet. Diyarbakır yaşadı mı evet Diyarbakır çok yaşadı. Bu bölge yaşadı mı büyük sıkıntılar evet bu bölge büyük sıkıntılar yaşadı. Diyarbakır hapishanesindeki işkenceler unutuldu mu unutulmadı. Oradaki insanlarla bizim helalleşmemiz lazım mı evet helalleşmemiz lazım. Bunu yapmazsak barışamayız arkadaşlar. Haksızlığa uğrayan bir kişiyle bizim helalleşmemiz lazım. Diyarbakır hapishanesinin de insan hakları müzesine dönüştürülmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, Roboski de öldürülen gencecik evlatlarımız vardı o ailelerle de helalleşmek lazım. Helalleşmek yüzleşmektir. Haksızlıkla yüzleşmektir helalleşmek. Eğer siz bir karar almış bir kişinin hakkını, hukukunu ihlal etmişseniz sizin onunla helalleşmeniz lazım. Af çıkarmak değil helalleşmeniz lazım. Bu şu anlama gelmesin bazen soruyorlar bana efendim işte bilmem geldi bir sürü devleti soydu falan ben onunla helalleşecek miyim veya gitti 5 kişiyi öldürdü helalleşecek miyim? Yok kardeşim o ayrı o hukukun işidir. Benim söylediğim yönetenlerin yaptığı haksızlıklarla onların yüzleşmesidir.

O zaman biz bu ülkede barışı, huzuru sağlayabiliriz, beraber olabiliriz, birlikte olabiliriz ve birisi haksızlığa uğradığı zamanda hep birlikte daha güçlü bir ses çıkarabiliriz. Helalleşme aynı zamanda adalettir arkadaşlar, adaleti sağlamaktır. Ne diyoruz? Devletin dini adalettir. Devletin dini adaletse adaletin üzerine hepimizin titremesi lazım. Yine önemli bir bilgin diyor ki, adalet kutup yıldızı gibidir yerinde sabit durur ama bütün kainat onun etrafında döner. Demek ki yüce yaradan kainatı da adalet üzerine inşa etmiştir. Peki ülkede adalet var mı? Kanaat önderleri olarak, muhtarlar olarak, sivil toplum örgütlerinin başkanları olarak sormamız gerekiyor ülkede gerçekten adalet var mı? Adaleti inşa edeceğiz. Adaleti inşa etmenin anahtarı demokrasiden geçer.

Düşünce özgürlüğümüz olması lazım. Ben düşündüğümü ifade etmeliyim, sizlerde düşündüğünüzü ifade etmelisiniz ama siz düşündüğünüzü ifade ettiniz diye sizi benim hapse atmamam lazım, tutuklamamam lazım, gözaltına almamam lazım. Eğer bu olursa o zaman demokrasi yoktur, o zaman adalette yoktur. Bu bağlamda düşündüğünüz zaman pek çok haksızlık, pek çok hukuksuzluğu görüyoruz ve bunun da tanığı oluyoruz. Bunu bilmenizi isterim.

Değerli arkadaşlarım, özgürce tartışamazsak sorunları çözemeyiz. Efendim sorun yoktur mesela deniyor. Kürt sorunu yoktur diyor Sayın Erdoğan. Ona göre yoktur. Vatandaşa sor bakalım var mı yok mu? Var diyorsa kardeşim sen mi bileceksin sorunu yaşayan mı bilecek? Sorunu yaşayan biliyorsa ve böyle bir haksızlıkla karşı karşıyaysa onu dinleyeceksin kardeşim bu kadar açık. Nedir yaşadığın sorun ve çözeceksin. Çözme makamında olanların ilk yapacakları iş sorunu yaşayanı dinlemektir. Sorunu yaşayanı dinlemezseniz sorunu çözemezsiniz. Hatta soruna vakıf bile olamazsınız. Önce sorunu yaşayanı dinlememiz lazım.

Güçlendirilmiş parlamenter sistemi açıkladık. 6 Genel Başkan olarak bir araya geldik açıkladık. Demokrasi bütün haksızlıkları ortaya çıkarmanın ve haksızlığa uğramış kişilerin hakkını teslim etmenin anahtarıdır demokrasi. Yani milli iradeye saygı duymamız gereken kural demokrasidir. Milli irade demokraside tecelli eder, yeri bellidir TBMM’dir. Şimdi biz 6 lider olarak güçlendirilmiş parlamenter sistemin bize göre ilkelerini belirledik.

Eskiye dönme anlamında değil. Eskinin de çok hataları, kusurları vardı. Yeni güçlendirilmiş bir parlamenter sistem. Millet iradesinin üzerinde vesayetin olmadığı bir sistemi oluşturuyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz ve bunun için çalışacağız. Seçimle gelen seçimle gider doğru mu? Evet doğru. Seçimle gelen seçimle gidiyorsa ve bunu siz bir yasal güvenceye bağlamışsanız bir başka yönetici gelip belediye başkanını alıp yerine kayyum atayamaz. Çünkü neden? Seçimle gelen seçimle gider ilkesini vardır. Böyle olması lazım.

Değerli arkadaşlarım, seçim barajı yüzde 10 dünyada hiç yok örneği. Biz 6 lider oturduk anlaştık yüzde 3 olsun dedik. Yüzde 3 oy alan partinin temsilcisi de TBMM’ye gelsin o da çıksın kürsüden derdi varsa derdini anlatsın ne olacak yani. Dışarıda konuşacağına mademki yüzde 3 civarında bir oy almış gelsin meclise Genel Başkanı gelsin meclise veya herhangi birisi gelsin meclise otursun konuşsun, derdini anlatsın.

Değerli arkadaşlarım, insan hakları ve eşitlik kurumu kuracağız. Bu konuda da 6 siyasi parti olarak anlaştık ve orada da gereğini büyük ölçüde yerine getireceğiz. Bizim haksızlıklar konusunda ve demokrasinin yeniden inşası konusunda yaptığımız mücadelede sizlerin desteğini istiyoruz. Sizlerin desteği önemlidir, milletin desteği önemlidir. Desteğinizi verdiğiniz takdirde bütün bunların gerçekleşmesi mümkündür.

Önümüze sandık gelecek, önümüze nasıl olsa seçimler gelecek oturacağız, düşüneceğiz, tartışacağız ve bu sorunu bir şekliyle çözmüş olacağız.

Değerli arkadaşlarım, aramızda muhtar kardeşlerimde var. Muhtar kardeşlerime şunu söyleyeyim, gittiğim her yerde derim ki, muhtarlar demokrasinin temel taşıdır. Neden biliyor musunuz? Bu topraklarda yapılan ilk seçim Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde yapılan bir muhtarlık seçimidir. Yani milletvekilliğinden çok çok daha önce bu memlekette bu topraklarda muhtarlık seçimi yapılmıştır. Muhtarlık kurumu ne kadar güçlü olursa demokrasi de o kadar güçlü olur. Muhtarlık kurumu ne kadar güçlü olursa toplumla muhtar arasındaki dayanışma ilişkisi o kadar artmış olur. Muhtarlık ne kadar güçlü olursa demokrasiden olan beklentilerimiz, sorunların bir şekliyle yukarıya yansıması veya aşağıda çözülmesi de o kadar kuvvetli olur.

Değerli arkadaşlarım, muhtarlık kurumuna gerekli önem veriliyor mu? Hayır. Zorlamamamla sizin biraz aylıklarınız artırıldı. En son dediler ki, asgari ücret kadar vereceğiz onu da vermediler. Ama takipçisiyim asgari ücret kadar en az aylık alacaksınız onun takipçisiyim unutmayın bunu. İki, birleşik oy pusulası sizde yok. Niye yok sizde? Muhtarlarda niye birleşik oy pusulası yok? Diğer partilerde var. Giriyorsunuz kabine beğenmediğiniz bir muhtar varsa onun oy pusulasını alıp cebinize koyuyorsunuz giren kişi oy pusulasını da bulamıyor. Bunları kaldıracağız. Birleşik oy pusulası olacak milletvekilleri gibi, diğerleri gibi olacak ve dolayısıyla vatandaş hangi muhtarı seçiyorsa gidecek oyunu, mührünü basacak ve muhtarı seçecek.

Muhtarlık bütçesi, ben muhtarlara aylık demiştim kıyameti koparmışlardı sonunda oldu. Her muhtarlığın bütçesinin olması lazım özellikle kentlerde. Diyeceksiniz ki, muhtarlık bütçesi ne kadar güzel söylüyorsun da parayı nereden bulacaksın? Bu kardeşiniz 27,5 yılını maliyeye verdi. Para nasıl toplanır, vergi nasıl toplanır, bütçe nasıl yapılır, kaynaklar nasıl tahsis edilir 27,5 yılım böyle geçti. Diyarbakır’ın bir mahallesini Bağlar semtini alalım gayet güzel, muhtarlarımız var o da gayet güzel. Oradakiler emlak vergisi ödüyor mu? Ödüyorlar. Kim alıyor? Belediye alıyor. Belediye aldığı emlak vergisinden yüzde 1’i muhtarlara verse ne olur kıyamet mi kopar? Hayır. Belediye başkanı da hizmet ediyor, muhtarda hizmet ediyor. Muhtar hizmet ediyor ama belediye başkanına vatandaş ulaşamaz ama en rahat ulaşacağı kişi mahallenin muhtarıdır rahat ulaşır ona.

Şimdi muhtar olarak fakir bir kadın geldiğinde size, çocuğum imtihanı kazandı Adana’ya gidecek otobüs parası bulamıyoruz dediği zaman çıkaracaksınız otobüs biletini alacaksınız göndereceksiniz gelecek. Kadın memnun mu? Kadın memnun. Siz? Sizde memnunsunuz. Devletin size tahsis ettiği ödenek hakça harcandı mı? Evet hakça harcandı. Bu kötü bir şey mi? Hayır son derece iyi bir şey. Bekle ki vatandaş belediye başkanına ulaşacak, milletvekiline ulaşacak. Ulaşma şansı yok.

Başka bir şey daha, sosyal yardımlar. Sosyal yardımların muhtarlar aracılığıyla dağıtılması lazım. Bir mahallede kim fakirdir, kim zengindir iki kişi bilir. Bir mahallenin bakkalı, iki mahallenin muhtarı. Tek tek sayarlar. Dolayısıyla eğer sosyal yardım yapılacaksa sosyal yardımlarında muhtarlar aracılığıyla dağıtılması lazım.

Değerli arkadaşlarım, birazdan yerime oturacağım sizler soru soracaksınız. Bir sefer şunu düşünün, zaman zaman televizyonlarda veya başka yerlerde izlemiş olabilirsiniz, izlerken de içinizden geçmiş olabilir ya şu Genel Başkan bir yanımda olsaydı da şu soruyu da ben sorsaydım bakalım nasıl cevap verecek. Şimdi buradayım bana istediğiniz soruyu sorun. Şundan da emin olun öyle promter falanda yok yani istediğiniz soruyu rahatlıkla sorun. İki, ya acaba bu soruda Genel Başkana sorulur mu? Düşünmeyin rahatlıkla sorabilirsiniz.

Çünkü eğer biz bu memleketin yönetimine talipsek vatandaşın bize yönelttiği eleştirileri de bizim ufkumuz açılsın diye önerdiği önerileri de dinlemek zorundayız. Aksi halde biz memleketi iyi yönetemeyiz. Sizler soracaksınız ben cevabını vereceğim. Şundan da emin olmanızı isterim. Öyle acaba bu soruyu nasıl atlatabilirim alttan, üstten, yukarıdan yok öyle bir şey. Açık ve net cevabını vereceğim samimi olacağız. Ben samimi olacağım ve sizlerde diyeceksiniz ki evet bu insan samimi. Benim verdiğim cevabı beğenmeyebilirsiniz o ayrı bir şey veya bu cevap yetersizdir diye düşünebilirsiniz ama verdiğim her cevabın samimi olduğuna da inanmanızı isterim. Hepinize en içten sevgiler, saygılar sunuyorum, sağolun, var olun diyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Devlet Bahçeli’ye ‘Emoji’li Tepki

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Diyarbakır ziyareti için kendisini “Dış bağlantılı siyasi bir operasyondur” sözleriyle eleştiren MHP Lideri Bahçeli’ye sosyal medya hesabı üzerinden ’emoji’li tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugünkü Diyarbakır ziyaretini değerlendirdi.

MHP Lideri Bahçeli paylaşımında, “Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti, Antalya Diplomasi Forumu’nda bir araya gelen Rusya Dışişleri Bakanı ile Ukrayna Dışişleri Bakanı’nın ateşkes ve barış arayışını kundaklama girişimidir ve dış bağlantılı siyasi bir operasyondur” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli’nin bu paylaşımını alıntılayan Kemal Kılıçdaroğlu, ’emoji’ paylaşımıyla tepki gösterdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, iki günlük bir dizi ziyarette bulunmak için Diyarbakır’a gitti. İlk olarak Öğretmenvi’nde, HDP önünde oturma eylemi yapan annelerle görüştü. Bugün kahvaltıda aralarında öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, faili meçhul cinayet sonucu öldürülen Zübeyir Akkoç’un eşi Nebahat Akkoç, yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın eşi Zeynep Mızraklı ve “çocuklar ölmesin” dediği için cezaevine giren öğretmen Ayşe Çelik’in de bulunduğu kadınlarla bir araya geldi.

Ardından da Sur’da esnafı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinde esnafın iktidara tepkisi vardı. Kılıçdaroğlu, esnafın tepkilerine karşılık, “İnşallah seçimle bunları göndereceğiz, sorunlarımızı halledeceğiz” yanıtını verdi.

“İmkanlar vatandaşların hayrına kullanılmıyor”

Kılıçdaroğlu esnaf ziyaretinin ardından da Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde partiye yeni katılan üyeler için düzenlenen törene katıldı. Burada bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu “Yaşadığınız sıkıntıları biliyorum. Bu ülkeye barışı mutlaka getireceğim. Huzuru mutlaka getireceğim. Kardeşliği mutlaka getireceğim. Bedeli ne olursa olsun bu memleketin huzura, beraber yaşamaya, kucaklaşmaya ve helalleşmeye ihtiyacı var. Bunu yapacağım. Birlikte yapacağız” dedi.

Programa katılanlara “Büyük acılar çektiniz” diye seslenen Kılıçdaroğlu, “Dertleriniz var, hepsinin farkındayım. İşsizlik var, hepsinin farkındayım. Evlerde yoksulluk var, onların da farkındayım, hepsinin farkındayım. Bu ülke çok zengin bir ülke. İmkanlarımız var. Ama bu imkanlar doğru yerde kullanılmıyor. Bu imkanlarımız vatandaşlarımızın hayrına kullanılmıyor. Başka yerlerde kullanılıyor, savurganca kullanılıyor” diye konuştu.

“Hata bizde, gelmedik, dert dinlemedik”

“Sosyal devlet” vurgusu yaptı. “CHP bu bölgeye fazla gelmedi, onun farkındayım” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti.

“CHP’nin, Diyarbakır’da fazla oyu yok onun da farkındayım. Ama bunun kabahati Diyarbakırlılarda değil, bunun kabahati bizde. Gelmedik, oturmadık, konuşmadık. Çayınızı kahvenizi içmedik, sofranızda oturmadık. Ankara’da oturduk, güzel güzel laflar ettik, ‘Niye bize oy vermiyorlar.’ Oy istiyorsan gideceksin, vatandaşın derdini dinleyeceksin. Ondan sonra diyeceksin ki, ‘Ben sizin dertlerini çözmeye talibim.’ Buraya geldim. Sizin dertlerinize talibim, dertlerinizi çözeceğim, beraber çözeceğiz. Birlikte çözeceğiz, huzur içinde bütün bunları sağlayacağız.

“Gençler size de iki lafım var. Ülkenin kaderini değiştirecek olanlar sizlersiniz. 6 milyon 300 bin genç ilk kez sandığa gidecek ve oy kullanacak. 6 milyon 300 bin genç Türkiye’nin kaderini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç işsizlikten yakınıyorsa, oyunun rengini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç bu memlekette huzur istiyorsa, oyunun rengini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç, evlerde huzur olsun istiyorsa, oyunu rengini değiştirecek. Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan 6 milyon 300 bin genç. İlk kez sandığa gidecekler ve ilk kez bir siyasi partiye oy verecekler. Benim umudum ve beklentim, gençlerden; demokrasinin gerçek güvencesi sizler olacaksınız.

“Huzur olsun istiyoruz”

“Alacaksınız Türkiye’yi 21. yüzyılın güçlü ülkesi haline getireceksiniz. Sadece burada mı? Hayır. Bütün bölgede huzuru sağlayacağız. Bütün komşularımızla huzur içinde yaşayacağız. Çatışmadan kaçınacağız. Beraber bütün bölge olarak, Orta Doğu’yu kastediyorum, bütün bölge olarak hep beraber huzur içinde yaşayacağız. O bölgelerde de huzur olsun istiyoruz. Oralarda yaşayan insanlar da huzur içinde yaşasın istiyoruz. Bütün komşularımızla barış içinde, huzur içinde yaşamak istiyoruz.

“Rahmetli Ecevit ne diyordu, ‘Ne ezen ne ezilen. İnsanca hakça bir düzen.’ Aynısını yapacağız. Ne ezen olacak ne ezilen olacak. İnsanca, hakça bir düzeni beraber yapacağız. Beraber hayata geçireceğiz.”

Temaslar devam edecek 

Kılıçdaroğlu, akşam saatlerinde de 1980 darbesinde Diyarbakır Cezaevinde işkence gören 4 kişiyle görüşecek. Yarın da Dicle Toplumsal Araştırmaları’nın (DİTAM) düzenlediği “Tigris Diyalogları” toplantısına katılacak. Kentteki sivil toplum örgütleriyle bir araya gelecek.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Seçimle Bunları Göndereceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iki günlük bir dizi ziyarette bulunmak için Diyarbakır’a gitti. Dün akşam kente gelen Kılıçdaroğlu, ilk olarak Öğretmenvi’nde, HDP önünde oturma eylemi yapan annelerle görüştü. 

Bugün kahvaltıda aralarında öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, faili meçhul cinayet sonucu öldürülen Zübeyir Akkoç’un eşi Nebahat Akkoç, yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın eşi Zeynep Mızraklı ve “çocuklar ölmesin” dediği için cezaevine giren öğretmen Ayşe Çelik’in de bulunduğu kadınlarla bir araya geldi.

Ardından da Sur’da esnafı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinde esnafın iktidara tepkisi vardı. Kılıçdaroğlu, esnafın tepkilerine karşılık, “İnşallah seçimle bunları göndereceğiz, sorunlarımızı halledeceğiz” yanıtını verdi.

“İmkanlar vatandaşların hayrına kullanılmıyor”

Kılıçdaroğlu esnaf ziyaretinin ardından da Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde partiye yeni katılan üyeler için düzenlenen törene katıldı. Burada bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu “Yaşadığınız sıkıntıları biliyorum. Bu ülkeye barışı mutlaka getireceğim. Huzuru mutlaka getireceğim. Kardeşliği mutlaka getireceğim. Bedeli ne olursa olsun bu memleketin huzura, beraber yaşamaya, kucaklaşmaya ve helalleşmeye ihtiyacı var. Bunu yapacağım. Birlikte yapacağız” dedi.

Programa katılanlara “Büyük acılar çektiniz” diye seslenen Kılıçdaroğlu, “Dertleriniz var, hepsinin farkındayım. İşsizlik var, hepsinin farkındayım. Evlerde yoksulluk var, onların da farkındayım, hepsinin farkındayım. Bu ülke çok zengin bir ülke. İmkanlarımız var. Ama bu imkanlar doğru yerde kullanılmıyor. Bu imkanlarımız vatandaşlarımızın hayrına kullanılmıyor. Başka yerlerde kullanılıyor, savurganca kullanılıyor” diye konuştu.

“Hata bizde, gelmedik, dert dinlemedik”

“Sosyal devlet” vurgusu yaptı. “CHP bu bölgeye fazla gelmedi, onun farkındayım” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti.

“CHP’nin, Diyarbakır’da fazla oyu yok onun da farkındayım. Ama bunun kabahati Diyarbakırlılarda değil, bunun kabahati bizde. Gelmedik, oturmadık, konuşmadık. Çayınızı kahvenizi içmedik, sofranızda oturmadık. Ankara’da oturduk, güzel güzel laflar ettik, ‘Niye bize oy vermiyorlar.’ Oy istiyorsan gideceksin, vatandaşın derdini dinleyeceksin. Ondan sonra diyeceksin ki, ‘Ben sizin dertlerini çözmeye talibim.’ Buraya geldim. Sizin dertlerinize talibim, dertlerinizi çözeceğim, beraber çözeceğiz. Birlikte çözeceğiz, huzur içinde bütün bunları sağlayacağız.

“Gençler size de iki lafım var. Ülkenin kaderini değiştirecek olanlar sizlersiniz. 6 milyon 300 bin genç ilk kez sandığa gidecek ve oy kullanacak. 6 milyon 300 bin genç Türkiye’nin kaderini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç işsizlikten yakınıyorsa, oyunun rengini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç bu memlekette huzur istiyorsa, oyunun rengini değiştirecek. 6 milyon 300 bin genç, evlerde huzur olsun istiyorsa, oyunu rengini değiştirecek. Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan 6 milyon 300 bin genç. İlk kez sandığa gidecekler ve ilk kez bir siyasi partiye oy verecekler. Benim umudum ve beklentim, gençlerden; demokrasinin gerçek güvencesi sizler olacaksınız.

“Huzur olsun istiyoruz”

“Alacaksınız Türkiye’yi 21. yüzyılın güçlü ülkesi haline getireceksiniz. Sadece burada mı? Hayır. Bütün bölgede huzuru sağlayacağız. Bütün komşularımızla huzur içinde yaşayacağız. Çatışmadan kaçınacağız. Beraber bütün bölge olarak, Orta Doğu’yu kastediyorum, bütün bölge olarak hep beraber huzur içinde yaşayacağız. O bölgelerde de huzur olsun istiyoruz. Oralarda yaşayan insanlar da huzur içinde yaşasın istiyoruz. Bütün komşularımızla barış içinde, huzur içinde yaşamak istiyoruz.

“Rahmetli Ecevit ne diyordu, ‘Ne ezen ne ezilen. İnsanca hakça bir düzen.’ Aynısını yapacağız. Ne ezen olacak ne ezilen olacak. İnsanca, hakça bir düzeni beraber yapacağız. Beraber hayata geçireceğiz.”

Temaslar devam edecek 

Kılıçdaroğlu, akşam saatlerinde de 1980 darbesinde Diyarbakır Cezaevinde işkence gören 4 kişiyle görüşecek. Yarın da Dicle Toplumsal Araştırmaları’nın (DİTAM) düzenlediği “Tigris Diyalogları” toplantısına katılacak. Kentteki sivil toplum örgütleriyle bir araya gelecek.

Paylaşın

CHP, Kürt Seçmeni Kazanabilecek Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iki kez ertelenen ziyaretini gerçekleştirmek üzere Diyarbakır’a geliyor. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun programına göre kentte miting yapılmayacak. Ancak CHP liderini yoğun bir program bekliyor.

Perşembe günü kanaat önderleri ve kadınlarla kahvaltı programında buluşacak olan Kılıçdaroğlu, daha sonra Sur ilçesinde esnaf ziyareti yapacak. Üye katılım törenine katılacak olan Kılıçdaroğlu, STK temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleri ile buluşmasında bir konuşma yapacak.

Bin 200 kişilik bir yemek programı ve özel bir ziyaret de gerçekleştirecek olan Kılıçdaroğlu, gençlik buluşmaları toplantısına katılacak. Cuma günü Yamaç Aşireti ile biraraya gelecek olan Kılıçdaroğlu, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği Tigris Söyleşileri Toplantısı’na da katılacak. Kılıçdaroğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde üye katılım törenine katıldıktan sonra uçakla İstanbul’a gidecek.

Ziyaret heyecan yaratmadı

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti öncesinde CHP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda hummalı çalışmalar var. Kentte bazı yerlere Kılıçdaroğlu’nun ziyareti ile ilgili afişler asıldı, bazı CHP milletvekilleri de hazırlıkları takip etmek üzere Diyarbakır’a geldi.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun ziyareti HDP’nin son yıllarda her seçimi açık ara farkla kazandığı iki milyon nüfuslu kentte pek heyecan yaratmadı. CHP liderinin miting yapmaması buna sebep gösterilirken Kürt seçmenin CHP’ye mesafeli duruşuna dikkat çekenler de var.

Kürtler neden CHP’ye mesafeli?

Bölgedeki Kürt seçmenin CHP ile mesafeli ilişkisi herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bunun en temel gerekçeleri arasında cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Said, Seyid Rıza gibi Kürt önderlerinin idamı, Kürt diline karşı geliştirilen yasaklar, CHP’nin geçmişte Kürt varlığını reddetmesi veya yok sayması gibi bazı argümanlar yer alıyor. Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olan Kürt meselesinin çözümsüz bırakılmasında da geçmişteki CHP kadrolarının rolü olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Dindar Kürtlerin ise ek olarak bazı dini gerekçeleri de bulunuyor.

DW Türkçe’den Felat Bozarslan’a açıklamada bulunan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Başkanı Mehmet Vural, 100 yıllık bir sorunu artık CHP’nin de görmezden gelme şansı olmadığını söylüyor:

“Cumhuriyet’in başından beri CHP Kürtlere mesafe koydu. CHP Kürt seçmeni bir türlü kabullenemedi, Kürt halkının varlığını kabullenemedi. Eğer Kürt meselesi bugün bu çıkmazdaysa CHP’nin büyük bir rolü var. CHP kadroları isterse bu olumsuzlukları elinin tersiyle itebilir ve yeni bir kapı açabilir. Eğer böyle yaparsa başta kendisi için en hayırlı olanı yapar. Çünkü CHP’nin geçmişi çok da Kürtlerle barışık değildir.”

“Kürt seçmeninin desteği belirleyici olacak”

Kürt siyasi hareketinin partileşmeden önce kurduğu ittifaklar dışında Kürt seçmenler genellikle CHP’ye mesafeli durdu. Mart 2019’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde ise Kürt seçmenler ile CHP arasındaki buzlar erimeye başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Tarafsız kalın” mesajına rağmen İstanbul’da yaşayan Kürtler, Ekrem İmamoğlu’na oy verdi. Bölgede, İmamoğlu’nun seçimi Kürt oyları sayesinde kazandığına ilişkin de yaygın bir kanaat var.

Peki CHP bundan sonra atacağı adımlarla Kürt seçmeni kazanabilecek mi?

Dicle Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun’a göre, Kılıçdaroğlu tam da bu sebeple uzun süredir CHP’nin ilişki kuramadığı toplumsal kesimlerle ilişki kurmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyaretini de buna bağlayan Coşkun, gelecek seçimlerde Kürt seçmenin seçimi kazanacak olanı belirleyecek bir konumda olduğunu belirtiyor:

“Parlamento seçiminde Kürt seçmenin büyük kısmının HDP’ye oy verdiği belli. Bu tercihlerini şu aşamada değiştirebilecek bir işaret görünmüyor. CHP’ye bölgede ilginin arttığı da belli. Ama bu ilginin kısa vedede bir seçmen desteğine dönüşmesi zor. CHP açısından önemli olan ise Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayına Kürt seçmenin desteğini sağlamak. Kürt seçmeninin Cumhurbaşkanlığı adaylarından birisine vereceği destek, o adayın seçimi kazanması konusunda çok büyük bir olanak sağlayacak.”

Kentin gündemi ekonomi

Diyarbakır’ın en işlek yeri olarak bilinen Sur ilçesindeki Gazi Caddesi’nde herkesin gündemi ekonomi. İşsizlik, kötüleşen ekonomik koşullar, hayat pahalılığı ve enerjiye yapılan zamlar, siyasetten daha çok konuşuluyor.

Felat Bozarslan’ın konuştuğu çoğu kişi, olası bir iktidar değişikliğinin kötü gidişatı durduracağı görüşünde. Ancak, alternatifin hangi parti olacağı konusunda kimsenin bir fikri veya inandığı bir siyasi hareket yok gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu’ndan umutlu olanlar da var. Ancak çoğu kişi oy tercihini HDP’nin göstereceği adaydan yana kullanacağını söylüyor.

HDP’nin ittifaka dâhil edilmemesi nasıl bir etki yaratacak?

Kılıçdaroğlu’nun Ocak ayında yaptığı, “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” açıklaması bölgede memnuniyet yaratmıştı. Ancak, altı muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin imzaladığı mutabakata HDP’nin dâhil edilmemesi bir nebze de olsa hayal kırıklığı yarattı. CHP liderinin bu tartışmanın gölgesinde yapacağı Diyarbakır ziyaretinde vereceği mesajlar ise merakla bekleniyor.

Doç. Dr. Vahap Coşkun, parlamento seçimlerinde herhangi bir ittifaka girmeye ihtiyacı olmadığını ifade ediyor. HDP seçmeninin ittifak konusuna realist yaklaştığını belirten Coşkun’a göre, Kürt seçmen canlarını daha fazla yakan sorunlar konusunda bu partilerin nasıl tavır alacaklarını görmek isteyecek. Mutabakat metninin Kürtlerin bütün sorunlarını karşılayan bir metin olmamasına rağmen bir tartışma zemini yarattığına dikkat çeken Coşkun, HDP’nin de altılı ittifaktan beklentileri olduğunu belirtiyor:

“İki konuda beklentileri var. Geçiş döneminin planlanmasında HDP’nin görüşlerinin dikkate alınması ve özellikle Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi, eğer bu ortak bir aday olacaksa burada da HDP ile istişare edilmesi. Önümüzdeki dönemlerde bu yönde atılacak adımlar HDP ile bu ittifak arasındaki ilişkeleri de sıklaştırabilir veya gerginleştirebilir.”

“En çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler”

DİTAM Başkanı Mehmet Vural ise Kürt seçmenin de kendine göre bir hesabı olduğunu belirtiyor. Kürt toplumunun beklentisinin öncelikle kimliğinin tanınması olduğunu ifade eden Vural’a göre yüzleşme veya helalleşme olacaksa Kürtlerle helalleşmek en doğru seçim olacak:

“Umarım yüzleşilirse Kürtler de bir bütün olarak bu ülkede varlığını kendi kimlekleri ile sürdürürse herkes için güzel olur. Türkiye’nen dörtte biri Kürt. Bunu reddedemezsiniz. Bütün bunların kimliğiyle, varlığıyla kabul edilmesi lazım. Kürtler bunu bekler. Bunu herkesten bekler ve en çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler.”

Kürt seçmenin CHP’den beklentileri

Doç. Dr. Vahap Coşkun, CHP ile Kürt seçmen arasında derin ve yapısal sorunlar olduğunu ifade ediyor. HDP seçmeninin kısa sürede kendisine CHP’yi adres olarak belirlemesinin mümkün görünmediğine dikkat çeken Coşkun’a göre, CHP ve Kürt seçmen arasında açılan mesafenin daraltılması için ciddi bir çaba sarf edilmeli. Bunun kısa vadede atılacak birkaç sembolik adımla gerçekleşemeyeceğini belirten Coşkun, CHP’nin bu yapısal sorunları çözmek için bazı girişimlerde bulunduğunu vurguluyor. Bunların olumlu adımlar olduğuna, ancak kısa sürede CHP’yi bölgede ağırlık merkezi haline getiremeyeceğine dikkat çeken Coşkun, Kürt seçmenin de beklentileri olduğunu ifade ediyor:

“İlk etapta bütün seçmenler gibi Kürt seçmenlerin de asıl beklentisi bir normalleşmenin olması ve asıl meseleleri konuşabileceğimiz bir toplumsal zeminin oluşturulması. Ondan sonra Kürt meselesinin çeşitli konu başlıkları var. Bunlar Kürtlerin her daim talep ettiği hususlar. Ama asıl şu andaki önemli beklenti bir normalleşme, sorunları konuşabileceğimiz bir hukuk zeminin inşaası.”

Paylaşın

CHP’li Başevirgen: Her 100 Aileden 17’si İcralık

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Türkiye’de insanların ekonomik zorluklar nedeniyle borçla yaşamaya çalıştıklarını belirten bir açıklama yaptı. Özellikle düşük gelir grubundaki kişilerin, gelir ve gider dengesini sağlayamadıklarını söyleyen Başevirgen, ödenemeyen borçlar nedeniyle her 100 aileden 17’sinin icralık olduğunu söyledi.

Vatandaşların sadece bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının 1 trilyon 33 milyar liraya ulaştığını ifade eden Başevirgen şöyle devam etti:

“Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekiler de dahil bir haftada 4,7 milyar lira daha artarak 1 trilyon 34 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 812,2 milyar lirası bireysel kredilerden, 221 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor.

“Son hafta tüketici kredilerinde 2 milyar, kredi kartı borçlarında ise 2,7 milyar liralık artış yaşandı. Cebinde parası olmayan vatandaş mecburen yüksek faizli kredi kartlarını ve varsa kredili mevduat hesaplarını kullanmak zorunda kalıyor. Günü kurtarayım derken de yüksek bir faiz yükü altına daha giriyor.

“Bankalar tarafından son beş yılda kara listede olduğu için takibe alınan ve 2021 yılı sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişiye ulaştı. Türkiye’de yaklaşık 24 milyon aile bulunduğu dikkate alındığında her 100 aileden yaklaşık 17’sinin icralık olduğu söylenebilir.”

“4 Milyon 122 bin kişi bankalara borcunu ödeyemiyor”

Bekir Başevirgen, 2021 verilerini de hatırlatarak, “Geçen yıl 1 milyon 354 bin kişi tüketici kredisi, 732 bin kişi de kredi kartı borcunu süresinde ödeyemediği için icra takibine alınmıştı. Bankalar tarafından son beş yılda takibe alınan ve 2021 sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişi oldu. Birden fazla bankaya hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcunu ödeyemediği için takibe alınanlar tek kişi sayıldığında ise 2021’de toplam 1 milyon 704 bin 412 vatandaş bankalar tarafından icraya verildi.” dedi.

“Açlık sınırı asgari ücretin 300 TL üzerinde”

Türk-İş verilerine göre, Şubat 2022’de açlık sınırının, asgari ücretin 300 TL üzerine çıkarak 4 bin 552 TL’ye yükseldiğini söyleyen Bekir Başevirgen şöyle devam etti:

“Şubat’ta yoksulluk sınırı 15 bin lirayı aştı. Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırı verileri, açlık sınırının yılın daha ikinci ayında asgari ücreti geçtiğini ortaya koydu. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı şu an 4 bin 552,56 TL. Bir ailenin aylık gıda harcamasının yanı sıra kira, faturalar, ulaşım, eğitim gibi tüm aylık harcamalarını kapsayan yoksulluk sınırı ise Şubat’ta 15 bin 139 TL’ye çıktı.

Türk-İş, mutfak enflasyonundaki artışın aylık yüzde 7,12, son 12 ayda ise yüzde 66,38 olduğunu açıkladı. Bu tabloda karını doyurup evini geçindiremez halde olan vatandaşın, bankalara olan borçlarını ödeyebilmeleri de imkansız. Korkarım ki önümüzdeki günlerde borcundan dolayı kara listeye alınan ve evine haciz gönderilen vatandaşlarımızın sayısında büyük bir artış yaşanacak. İcralar yoluyla vatandaşın elinde ne var ne yoksa alınacak.”

Paylaşın