Kılıçdaroğlu: Ekonomi Açısından Büyük Sıkıntılarımız Var

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde muhtarlarla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, muhtarların kendine ait bir bütçesi olması gerektiği görüşünü bir kez daha dile getirerek, “Bana bütçeyi nereden bulacaksınız? diye soruyorlar. Bu kardeşinize güvenin, 27,5 yılımı kamuda geçirdim” dedi.

Haber Merkezi / “Seçim Kanunu’nda muhtarlık için birleşik oy pusulası önergesi verin dedim” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Sandığa gidiyorsunuz kabine giriyorsunuz kabinde bakıyorsunuz oy vereceğiniz muhtarın pusulası yok. Biri almış götürmüş. Niye sizin birleşik oy pusulanız olmasın? Diğerleri var olan sizin için niye yok. Bu muhtarlığa verdiğimiz değer, göstermesi için de önemlidir” ifadelerini kullandı.

“Ekonomi açısından büyük sıkıntılarımız var. Toplumun her kesimi sıkıntı içinde. Türkiye kendi kendine yeten bir ülkeydi. Şimdi nohuttan, mercimeğe, canlı hayvandan ete her şey dışardan geliyor. Kim yaptı? Sizin sorgulamanız lazım. Neden gidip yalvarıyoruz? El avuç açıyoruz? Buradan Türkiye’yi çıkarmak zorundayız” diyen Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Ben muhtarların sorunlarını değil, nasıl sorunları çözeceğimi anlatacağım. Muhtarların haklarını savunmak önce muhtarların sonra bizlerin görevi. Siyasette eleştiri olur, eleştirinin dozu biraz sert olur anlarım ama siyasette iftira, haksızlık olmaması lazım. Mansur başkanı aday gösterdiğimizde ‘Seçerseniz bütün sosyal yardımlar kesilir’ diyorlardı. Kesilmedi. ‘Oy verirseniz faturalarını teröristler toplayacak’ diyorlardı. Beni sevindiren olay Ankaralıların Mansur beye duydukları güven.

Bu topraklarda yapılan ilk seçim 1833 yılında Kastamonu Taşköprü’de yapılan bir muhtarlık seçimidir. O nedenle biz muhtarları demokrasinin temel taşı olarak tanımlıyoruz. Bugün geldiğimiz nokta muhtarlara hak ettikleri yetkileri teslim ettik mi? Hayır. 82 kanunda ‘muhtar’ adı geçer. Bir ‘Muhtarlık Yasası’na ihtiyacımız var. Bu konuda bir çalışma yaptık. TBMM’ye sunduk. Çıkmadı, reddedildi ama sizlerin oylarıyla iktidara geldiğimizde bu kanunu çıkaracağız.

Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılıyor. Muhtarlar için ‘Birleşik Oy Pusulası’ önergesi verin dedim. Diğerleri için var olan sizin için neden yok? Muhtarlık Evi’ni söylediğim zaman çok sayıda itiraz geldi. Bizim belediye başkanlarımızın büyük bir kısmı bağımsız konutlar yaptılar muhtarlıklar için. Bunu normalde iktidarın yapması gerekiyor. Köy Tüzel Kişiliklerinin yeniden iade edilmesi lazım. Muhtarların bir bütçesi olsun dedim buna da itiraz ettiler. Vatandaş en rahat muhtara ulaşır. Vatandaşın derdini anlatacağı ilk kişi muhtardır.

Muhtarlık bir kamu kurumu olarak kabul edilmemiştir. Kamu kurumu olarak kabul edilmediğiniz için belediye başkanı sizlerle özel proje geliştiremez. Bu kanunun da değişmesi lazım. Sizin ödenekleriniz yani aylıklarını var. İzin aldığınızda kesilir. Niye size aylık verilirken kesiliyor? Size maaş ödenmesi lazım. Kadın muhtarlar doğum yaptıklarında kesilir, izin verilmesi lazım. Türkiye Muhtarlar Birliği’nin kurulması lazım. Bunlar muhtarlarla ilgili söylediklerim.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu biliyoruz. Devlet adamı kimliği… Hakkı teslim etme, insanı incitmeme, üretiyorsa destekleme. Biz şu anda neredeyiz? Ayrışan bir topluma dönüştük. Daha düne kadar komşumuzun kimliğini sorgulamazdık şimdi inancını, kimliğini, yaşam tarzını sorgulamaya başladık. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Kimlik sorgulanır mı? Ben anne babamı seçme özgürlüğüne sahip miyim? Hayır. İki konu CHP açısından kırmızı çizgidir. Biri bayrak diğeri vatan. Onun dışında hepimiz kardeşiz.

‘Ekonomi açısından büyük sıkıntılarımız var’

Ekonomi açısından büyük sıkıntılarımız var. Toplumun her kesimi sıkıntı içinde. Türkiye kendi kendine yeten bir ülkeydi. Şimdi nohuttan, mercimeğe, canlı hayvandan ete her şey dışardan geliyor. Kim yaptı? Sizin sorgulamanız lazım. Neden gidip yalvarıyoruz? El avuç açıyoruz? Buradan Türkiye’yi çıkarmak zorundayız.

Düne kadar gitmeyen evlatlarımız niye bugün gitmek istiyor? Yanlış yönetim var, hatalar var. Bunları saymayacağım. Bir örnek vereceğim. Pandemide esnaf büyük sıkıntılar çekti. Yardım yaptılar. Şimdi diyorlar ki bu yardımlar vergiye tabi, bunun vergisini ödeyeceksiniz. Hadi diyelim kanun öyle vergiye tabi tuttun. Arkadan Kur Korumalı Mevduat getirdiler. Tefeciye faiz vereceksin vergiye tabi tutmayacaksın, esnafa yardım vereceksin vergiye tabi tutacaksın. 14 milyarı tutmuyorsun, 4 milyarı vergiye tutuyorsun. Devlet böyle mi yönetilir? Devlet böyle yönetilmez. Devletin omurgasını bürokrasi oluşturur. Siz devleti yönetirken liyakatle ve adaletle yöneteceksiniz. İşi ehline teslim etmezseniz böyle olaylar çıkar karşına. Asla umutsuz değilim. Ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Bu milletin vicdanı var. Eğriyi, doğruyu oturup tartacak. Kararını sandığa gidince vermiş olacak.

Zamlar. Henüz işin baharındasınız. Bir yıl önce ‘gıda kriziyle karşılaşacağız’ dediğimde nasıl biliyordum? Rakamlara bakıyorsunuz, bu iş böyle yürümez diyorsunuz ama bakmıyorlar. Bir devlet günlük yaşamaz arkadaşlar. Devletler planlar yapar. Biz de bu kalktı, o nedenle bugün bu haldeyiz. Bu halden hep beraber çıkacağız. Millet İttifakı olarak çıkacağız.

Bazen, ‘6 benzemez bir araya geldi’ diye kızıyorlar. 6’mız da demokrasi konusunda birbirimize benziyoruz. Hepimizde memleket sevgisi, yurt sevgisi var. Türkiye’yi içinde bulunduğu badireden çıkarmamız lazım. Türkiye’nin ikinci yüzyılına giriyoruz. Ankara büyük bir köye dönüştü. Ankara başkenttir, bir yıldız gibi parlaması lazım.”

“İktidarın o amirallere teşekkür etmesi lazım”

Kılıçdaroğlu, muhtarlarla bir araya gelmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Emekli amirallerin Montrö konusunda yaptıkları açıklamaların ne kadar doğru, ne kadar gerçekçi ve öngörülebilir olduğunu Ukrayna- Rusya savaşı bize gösterdi. Amirallere tek tek ulaşıp o bildiriyi yayımladıkları için teşekkür edilmesi gerekiyor. Bir gerçeği iktidardan çok daha önce gördüler ve toplumun önüne koydular.

İktidarın da o amirallere teşekkür etmesi lazım. Yargı aşamasının bitmesi ve hepsinin beraat etmesi lazım. Açılan dava zaten yersiz bir davaydı. Amirallerin zaten temel görevi budur. Montrö antlaşmasının ne kadar önemli olduğunu, Türkiye açısından, Rusya açısından, Akdeniz, Karadeniz açısından ne kadar önemli olduğunu.

Onlar zaten bütün hayatlarını bu işe veriyorlar, bu konularda araştırma yapıyorlar. Onlar kalkıp ‘Boğazdan başka gemiler geçecek, kanaldan başka gemiler geçecek’ diye konuşurken, amiraller büyük bir tehlikeye dikkati çektiler. Bugün onlar tamamen haklılar. Onlara yürekten teşekkür ederim.”

Paylaşın

CHP, Seçim Hazırlıklarını Masaya Yatırıyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında düzenlenen “Büyük Örgüt Buluşması”yla seçim hazırlıklarını masaya yatırıyor. Antalya’nın Belek ilçesindeki bir otelde bugün başlayan ve yarın da Kılıçdaroğlu’nun konuşması ile devam edecek buluşmaya Parti Meclisi üyeleri, il ve ilçe başkanları ile il kadın ve gençlik kolları başkanları katılıyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP yetkilileri, yaklaşık bin 300 parti üyesinin katılım gösterdiği buluşmanın CHP tarihinde ilk olduğuna dikkat çekiyor. Parti yetkilileri, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Seçim Yasası teklifiyle ittifakların durumu tartışmaya açılırken, örgüt buluşmasının daha önemli hale geldiğini ve seçim hazırlığına yön vereceğini vurguluyor.

Kılıçdaroğlu, uyarılarda bulunacak

Antalya Büyükşehir Belediyesi Muhittin Böcek’in ev sahipliğini yapacağı iki günlük etkinlikte Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun tüm örgüte, “Seçime hazır olun ve vatandaşla sık sık bir araya gelerek dertlerini dinleyin, CHP’nin çözüm önerilerini anlatın” talimatı vermesi bekleniyor. Kılıçdaroğlu ayrıca seçim yasası değişiklik teklifinin ardından diğer partilerle yapılacak iş birliklerinin daha önemli olduğunu belirterek, parti üyelerinden yerel siyasette daha dikkatli olmalarını isteyecek.

Genel başkan yardımcıları sunum yapacak

Toplantılarda ayrıca genel başkan yardımcılarının da örgüte sunum yapması bekleniyor. Bu kapsamda Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı’nın, seçim hazırlıklarının yanı sıra ittifak üyesi partilerin teşkilatlarıyla yapılacak iş birliklerinin kapsamına dair sunum yapacağı belirtiliyor. Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel de, sunumunda seçim güvenliğine yönelik yapılan hazırlıklara ve örgütün dikkat etmesi gereken noktalara değinecek.

Sosyal medya kullanımı masaya yatırılacak

Adıgüzel, yapacağı sunumda örgüt üyelerinin sosyal medya kullanımı ve parti politikalarının sosyal medya üzerinden aktarımına ilişkin bilgiler de verecek. Bunun yanı sıra, sunumda sandık görevlisi, mahalle sorumlusu, okul sorumlusu gibi atamalarda örgüt üyelerinin dikkat etmeleri gereken noktalar üzerinde de durulacak. Parti üyelerine Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin de bilgi verilecek. Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek’in yapacağı sunumda 6 partinin hazırlamış olduğu ortak metinle ilgili detaylar anlatılırken, parti üyelerinin merak ettiği sorular da yanıtlanacak. Ayrıca hazırlanan kitapçık parti üyelerine dağıtılacak.

Sürpriz konuk Hacer Foggo

Antalya’daki buluşmanın bir de sürpriz katılımcısı olacak. Yoksulluk üzerine önemli araştırmalar yürüten Derin Yoksulluk Ağı’nın Kurucusu Hacer Foggo, Antalya’daki toplantılarda örgüte kapsamlı bir sunum yapacak. Sunumda, yoksul mahallelerdeki seçim çalışmalarının önemine ve yoksul vatandaşların oy verme eğilimlerine değinilecek.

Paylaşın

DİB: Yarının Türkiye’si Halkçı Seçeneği Yaratarak Kurulabilir

Demokrasi İçin Birlik (DİB), CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin Meclis’te yaptığı görüşmelerin ardından üzerinde uzlaştığı “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni”ni ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

DİB söz konuş metni “Tek adam rejiminin ekonomik, toplumsal, kurumsal, ekolojik yıkımı karşısında medyayı ve her türlü devlet gücünü elinde tutan iktidarın provokasyonlarına rağmen partilerin bir araya gelmesi, bu mutabakat metnini oluşturulabilmesi, tek adam rejimine karşı mücadelede önemli bir adım” sözleriyle değerlendirdi.

Metnin bir seçim ittifakı kurmak, seçimi kazanarak iktidarı değiştirmek bakımından da önemli olduğunu vurgulayan DİB, “Ancak yeni bir Türkiye’nin inşası için başka bir yaklaşım gerekli. Demokrasinin asgari koşullarını yaşama geçiren bir rejim, bir kolektif halk iradesinin ortaya çıkmasına olanak sağlayabilir” dedi.

DİB, önsözünde “Yarının Türkiye’si”ni inşa etmek iddiasını taşıyan metnin şu sorulara verilecek yanıtlarla değerlendirilmesi gerektiğini savundu:

  • Ortaya konulduğu tarihsel-toplumsal konjonktürde, ülkenin birikmiş ve yakıcı sorunlarını nasıl bir bakış açısıyla, hangi önceliklerle ele alacak?
  • Önerdiği politikaların toplumun geniş/emekçi kesimlerinin ivedi ve temel ihtiyaçlarını ne denli karşılayabilecek?
  • Bu sorunlara adil, etkili ve kalıcı çözümler üretebilecek mi?

“Toplumsal muhalefet masanın dışında”

DİB’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Altılı masa, siyasi liderler mutabakatına dayanıyor, yani arayış içinde, kendini bütün baskı koşullarına rağmen ifade eden toplumsal muhalefetle herhangi bir organik bağ kurma amaçlanmıyor. Gıda kuyruklarında bekleyenlerin, taksitle ayçiçeği yağı almaya uğraşanların, elektrik faturasını ödeyemeyenlerin, kışı soğukta geçirenlerin, yarınlarına endişeyle bakanların, eşitlik isteyenlerin derdine masada deva yok.

“Ülkenin ekonomik durumunun altılı masanın iddia ettiği gibi parlamenter sisteme dönüş, yolsuzlukların önlenmesi, beşli çeteye ağzının payının verilmesiyle iyileşmeyeceğini, tam tersine sermayenin dizginlenmesini, gelir ve bölüşüm adaletini, demokratik planlı bir ekonomiyi, kamulaştırmayı önceleyen bir sistemsel değişikliğin zorunlu olduğunu toplumun büyük çoğunluğu derinden hissediyor. Ancak bu dönüşüm talebini temsil edecek bir siyasi özne henüz ortada yok.

“Ezilen ve ayrımcılığa uğrayan kesimler dışarıda”

Demokrasi İçin Birlik, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları sıralayarak ortaya konulan toplumsal mutabakat önerisinin, toplumun ezilen ve ayrımcılığa uğrayan kesimlerini dışarıda bıraktığını birkaç örnekle aktardı:

  • Kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yönelik şiddetin önlenmesinde hayati önem taşıyan İstanbul Sözleşmesi’nin metinde adı geçmiyor.
  • İktidarın din ve inançlar arasında eşitsizlik, ayrımcılık ve dini istismar aygıtı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, siyasetteki merkezi yeri, bütçesi, yalnızca Sünni kesime hizmet etmesiyle bütün ülke için temel bir sorunken, bu konuya değinilmemiş. Yalnızca din ve inanç özgürlüğünün garantisi olarak metinde geçiştirilen laiklik ise, temel hak ve özgürlüklerin, çoğulcu demokrasinin ve eşit yurttaşlığın da güvencesi.
  • Kürt sorununda adil ve barışçı çözümü sağlayacak eşit yurttaşlık, anadilinde yaşam, yerel demokrasi gibi evrensel haklar metinde yer almıyor.
  • AİHM tarafından da eleştirilen zorunlu din dersi konusuna değinilmiyor.
  • Sosyal hakların hak temelli bir yükümlülük olarak güçlendirileceği gibi yuvarlak, hiçbir taahhüt içermeyen söylemlere yer verilmiş.
  • Emekçilerin sorunlarına, sendikalaşma, toplu sözleşme, grev haklarına hiç değinilmiyor.
  • Emperyalist güçlerin oyuncağı olmayan, onurlu, bağımsız bir dış politika belgede yer almıyor.

“Bilinen parlamenter sisteme dönüş reformları”

Metinde altı çizilmesi gereken önemli noktalar ise şöyle sıralandı:

  • Normal işleyen bir parlamenter sisteme dönüş
  • Erkler ayrılığının temsili demokrasi koşullarına uygun bir biçimde yeniden inşa edilmesi
  • Aslında tümüyle kaldırılması gereken seçim barajının yüzde 3’e indirilmesi
  • Siyasetin finansmanına saydamlık getirilmesi
  • Torba kanun uygulanmasına son verilmesi
  • Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığına ilişkin reformlar
  • Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasının önlenmesi
  • YÖK’ün kaldırılması
  • HSK’nın yargıçlar ve savcılar için iki ayrı kuruldan oluşması
  • Adalet Bakanı ve müsteşarının Yargıçlar Kurulu’na üye olmaması
  • AYM’nin ve AİHM’in kararlarının uygulanması
  • Siyasal Partiler Yasası’nı ve Meclis İç Tüzüğü’nü demokratikleştiren, bütçe hakkını Meclis’e iade eden, yüksek mahkemelerin rolünü yeniden güçlendiren maddeler
  • Basın, ifade ve örgütlenme özgürlüklerine ilişkin taahhütler

Açıklama şöyle devam etti:

“Ancak Terörle Mücadele Yasası başta olmak üzere Ceza Yasası yeniden düzenlenmeden, güvenlik güçlerine cezasızlık politikaları ortadan kaldırılmadan adil ve bağımsız yargıdan söz edilebilir mi?

“Zaten anayasa güvencesi altındaki uluslararası sözleşmelere uyumun altı çiziliyor. Öte yandan Türkiye’nin çekince koyduğu Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gibi uluslararası sözleşmelere ilişkin bir taahhütte bulunulmuyor.

“Batılı anayasalarda özel meclis komisyonlarının denetimindeki ticari sır ve devlet sırrı konusunun gündeme getirilmesi önemli. Ancak halka karşı suç işleyen, devlet içinde yuvalanmış, devlet tarafında korunan, mafyayla işbirliği halindeki çeteler dağıtılıp, devletin kendisi saydam ve denetlenebilir hale gelmedikçe, ‘Narko devlet’ unvanını almaya ramak kalan devlet mekanizmasıyla demokrasi sözcüğü yan yana konulabilir mi?

“Halkın katılımı ve denetimi belgede yer almıyor”

“Mutabakat metni, ittifakı, bir liderler anlaşmasına döndürdüğü gibi halkın katılımını da seçimlerle sınırlıyor.

“Merkezin yerel üzerindeki baskı ve kontrolünün olağanüstü boyutlarda olduğu, aşırı merkeziyetçi kamu yönetim modeli geçerliyken, yerel demokrasinin koşulu olan mali ve idari özerklik ise, mali ve idari yetkilerin artırılmasıyla geçiştirilmiş ki, bu da katılımcılık açısından büyük bir sorun teşkil ediyor.

“Yeni ambalaj içinde eski model”

“Sorulması gereken soru şu: Bir dönemin sona erdiği yeni bir dönemin başlayacağı, yeninin inşa edilme fırsatının doğduğu bir sırada, halka tek sunulacak seçenek yeni bir ambalaj içindeki eski model mi olmalı? Gerçek bir demokrasinin, yeni bir sistemin, yeni bir toplumun inşasını öngören başka seçenekler hayal edemez miyiz?

“Halka sunulacak yeni bir seçenek, toplumun içinden doğan, ezilenleri örgütleyecek eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir hareket olmalı. Bu yatay örgütlenme, halkla birlikte kendi demokrasi modelini hazırlamalı.

“Altı siyasal partinin hazırladığı ortak metin, bir seçim ittifakı kurmak, seçimi kazanarak iktidarı değiştirmek bakımından önemli. Ama yeni bir Türkiye’nin inşası için başka bir yaklaşım gerekli. Demokrasinin asgari koşullarını yaşama geçiren bir rejim, bir kolektif halk iradesinin ortaya çıkmasına olanak sağlayabilir.”

“Çözüm halkçı seçenek”

DİB açıklamasının son kısmında “Demokrasinin korunması ve faşizmin engellenmesi, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşle kendiliğinden olmuyor. Demokrasinin var olabilmesi için halka adil ve onurlu bir yaşamı, güvenceli bir geleceği, etkin ve örgütlü kişiler olarak toplumsal yaşama katılma imkân ve kapasitesini kazandırılabilmesi gerekiyor. Bu da ancak halkın katılımına dayalı bir halkçı seçeneğin, ayçiçeği yağı kuyruğundakilere, otobüse bile zor binenlere umut ve güven verecek bir seçeneğin yaratılmasıyla mümkün” dedi ve halkın iradesinin damga vuracağı bir hareketin şu hedeflerle mümkün olduğunu söyledi:

  • İktidarın işlediği suçlardan adil yargılamayla hesap sorulması
  • OHAL/KHK’larının tüm sonuçlarıyla iptal edilmesi
  • İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönülmesi
  • Zeytinlik ve SİT alanlarındaki maden ruhsatlarının iptal edilmesi
  • Nükleer enerjiden vazgeçilmesi
  • Hasta tutsaklar başta olmak üzere adaletsiz yargılamalar sonucu içerde tutulan binlerce siyasi tutuklunun derhal serbest bırakılması
  • Kürt sorununda adil ve demokratik çözümü, emek haklarını, mülteci ve göçmenlerin insani ihtiyaçlarına çözüm üretilmesi
  • Laik, anadilinde nitelikli parasız eğitim
  • Engelsiz bir yaşam
  • İnsanların piyasanın eline terk edilmediği insani bir sağlık sisteminin hedeflenmesi
  • Temel ihtiyaçları üreten stratejik sektörlerin acilen kamulaştırılması
  • Kurumlar vergisi düzenlemeleriyle ve rant vergisiyle vergi ve gelir adaletinin sağlanması.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP’den ‘Parmak Boyası’ Önerisi

Cumhur İttifakı tarafından hazırlanan seçim kanunu teklifi bugün görüşülecek. Teklife ilişkin CHP’nin yol haritasını anlatan İstanbul Milletvekili Kaboğlu, parmak boyasının yeniden getirilmesi de talep edeceklerini söyledi.

AK Parti ve MHP’nin ortak hazırladığı 15 maddelik seçim kanunu teklifi bugün Meclis Anayasa Komisyonu’nda görüşülecek. Seçim barajının düşürülmesi, milletvekili seçiminde ittifak oy hesabında değişiklik ve il-ilçe seçim kurulu oluşumu başta olmak üzere birçok konuda değişiklik içeren teklife CHP’nin ise 3 temel itirazı olacak.

15 maddeden oluşan kendi önerilerini sunacak olan CHP seçim güvenliği için 2008 yılında kaldırılan parmak boyasının da yeniden getirilmesini isteyecek.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’ya konuşan CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu seçim kanunu teklifini değerlendirdi. “Bu seçim sandığına vurulan kilit, siyasetin sonu” diyen Kaboğlu, OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi ile üniversitedeki görevinden ihraç edilen bir akademisyen olmasına karşın bu kadar zincirleme tuzaklar içeren düzenlemeler koyacaklarını düşünemediğini belirterek, “Benim öngörümün ötesine geçen düzenlemeler. Ama biz ne olursa olsun sandıktan çıkacağız” ifadesini kullandı.

CHP olarak getirilen kanun teklifinde birçok düzenlemeye itiraz edeceklerini ama 3 temel noktanın olduğunu anlatan Kaboğlu bu itirazları ve gerekçelerini şöyle sıraladı:

“Düzenlemeyle Cumhurbaşkanı seçim yasağından bağışık tutuluyor. Buna tuzak, hatta tuzağın ötesinde bu öneriye konulmuş bomba diyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı devlet başkanı, Varlık Fonu başkanı, başkomutan… Sayamayacağım kadar “baş” sıfatı var. Siz Cumhurbaşkanı’na seçim yasağı uygulamazsanız iki taraf olur: Devlet ve diğerleri. İttifaklardan söz etmeden iki büyük partiyi dikkate aldığınızda Erdoğan ve Kılıçdaroğlu aynı düzeyde yarışmıyor olacak. Siyasal partiler eşit şartlarda yarışmayacak. Bu Anayasa’da düzenlenen siyasal partilerin serbest yarışması ile ilgili özgürlük ilkelerinin geçerli olmayacağı anlamına gelir. Anayasa’nın serbest ve eşit oy ilkesi tümüyle ihlal edilmiş olacak. Bu büyük bir sorun, tuzaktır. Fiilen böyleydi denilebilir ama fiilen böyle olması başka, sizin bunu açıkça yasaya koymanız başka. Bu kabul edilemez bir durum. Yüzde 10 barajının yarattığı eşitsizlikten çok daha vahim bir durumdur. Çünkü serbest yarışmayı ortadan kaldırıyor.

“Önerimiz barajın sıfırlanması”

Yüzde 10 baraj konusunda bizim önerimiz barajın sıfırlanması. 2017’de hükümeti kaldıran Anayasa değişikliği sonrası “yönetimde istikrar” kavramının anlamı kalmadı. Çünkü Meclis’ten çıkan hükümet yok. Hükümetin olmadığı yerde siz neyin siyasal istikrarından söz edeceksiniz. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Parlamento önünde sorumlu değilsiniz, siyasi sorumluluk yok, denge denetleme düzenekleri yok. Neyin istikrarı! Barajın anlamı yok. 6 partinin mutabakat metninde yüzde 3 denildi ama bu parlamenter sisteme dönüş için önerildi.

Seçim kurullarına dokunuluyor. Açıkça seçim kurulları “istediğim gibi oluşturacağım, yönlendirebileceğim seçim kurulu olacak” yaklaşımı… Kura deniyor ama kurayı kim nasıl düzenleyecek? Noter huzurunda mı, siyasi parti temsilcileri huzurunda mı olacak? Katılmak istemeyen dilekçe verecek deniliyor. Kulağa mı fısıldanacak bunlar. Yıllarca uygulanan nesnel ölçütten, kuraldan ayrıldığınızda doğru yolu bulmanız mümkün değil. Ocak ayında seçim kurulları başkanları belli oldu. Oluşmuş olan kurulu nasıl lağvedersiniz?

Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi Kaboğlu milletvekili seçiminde ittifak oylarının etkisini ortadan kaldırıp her partinin aldığı oya göre milletvekili çıkarmasını düzenleyen maddeyi de eleştirdi. Kaboğlu, bu madde görüşmelerinde iktidarı “2018’de getirdiğinizi neden değiştiriyorsunuz?” diye sorgulayacaklarını söyledi.

Ek madde önergesi sunulacak

Seçim teklifinin görüşmelerinde CHP’li üyeler eleştiri ve itirazlarının yanı sıra önerilerini de dile getirecek. Teklifte Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edilen Cumhurbaşkanı’nın seçim yasaklarından bağışık olması ve seçim kurulları ile ilgili maddelerin teklif metninden çıkarılması istenirken 15 başlıkta değişiklik ve ek madde önergesi sunulacak.

Kaboğlu, CHP grubu olarak verecekleri 15 önerge içinde ilkinin 2008 yılında kaldırılan parmak boyasının yeniden getirilmesi olacağını  söyledi. “Bizim için önemli olan seçim güvenliği” diyen Kaboğlu, “Cumhurbaşkanı’nın seçim yasaklarından bağışık tutulması, il-ilçe seçim kurullarında değişiklik gibi saydığım hususlar seçim güvenliğini sorgulatan düzenlemeler. Çifte oy kullanılmasının önlenmesi için parmak boyasının yeniden getirilmesi talebi makul” değerlendirmesinde bulundu.

Kaboğlu, Komisyon’da gündeme getirecekleri diğer önerileri ise, “Mühürsüz oy pusulası zarflarının kabul edilmemesi, engellilerin tek başına oy kullanabilmesi için her türlü araç gerecin sandıkta bulundurulması ve teknik alt yapının hazırlanması, Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi pusulalarının ayrı zarflara konulması, yurt dışı seçim çevresi oluşturulması, yüzde 1 oy almış partilere Hazine yardımı yapılması” olarak sıraladı.

CHP Milletvekili Kaboğlu teklifin itirazlara rağmen bu haliyle yasalaşması durumunda hiç beklemeden hızla Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını da sözlerine ekledi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İktidara Çağrı: Seçim Sandığını Getirin

Şehit Aileleri ve Gaziler Buluşması’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, iktidara çağrıda bulunarak, “Bu ülke için bizim de bir çabamız olsun’ diyorlarsa bir an önce seçim sandığını getirsinler” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın bir avuç kişiye çalıştığını ve Londra’daki tefecilerle kur korumalı mevduat hesabı ile kaynakların aktarıldığını diğer taraftan vatandaşı net kuyruğunda beklediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, asgari ücretin 6. ayda yeniden belirlenmesine yönelik tartışmalar hakkındaki soru üzerine de,” Orada da çok karışık şeyler söyleniyor. Güncellenmesi lazım zaten. Asgari ücret asgari ücret olmaktan çıktı. Açlık sınırının altında asgari ücret mi olur? Bari açlık sınır ücreti desinler, onun bile altına düştü. Hemen güncellenmesi lazım. Normali de bu” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakan Nureddin Nebati’nin “Türk Lirası en düşük seviyede vatandaş rahat olsun” şeklindeki açıklaması sorulan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Matematiği galiba iyi değil. En düşük seviyede diyor. TL o seviyenin de altına inecek.  Görmüyor mu o kişi? Ekonomiden bu kadar kopuk, gerçeklerden bu kadar kopuk bir kişiyi hiç düşünemiyorum ama maalesef bunlar söylendiği zaman gülüp geçiyorum. Bunlar gerçekten de devleti yönetemiyorlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ayrıca, ‘Şehit Aileleri ve Gaziler Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun burada yaptığı açıklamalarından öne çıkan bölümler ise şöyle;

“Şehitlerimiz ve aileleri için acaba siyaset kurumu bana göre elinden geleni yapmadı. Yapılması lazım. Şehidimiz elbette ki baş tacımızdır. Devlet töreni ile uğurluyoruz ama geride bir aile, evlatlar kalıyor. Aileye, evlatlara gerekli özeni gösteriyor muyuz? Bu konuda başarılı değiliz. Sorun, siyaset kurumunun olayları biraz sıcaklık geçtikten sonra zamana terk etmesi. Çok sayıda şehit ailemiz var. Zaman zaman yasalar çıkarıyoruz. Gazilerimiz var aynı şekilde. Yaşıyorlar ama bedenlerinden bir parça veriyorlar. Onların haklarını, hukuklarını gerçekten teslim ediyor muyuz?

Bir başka acı tablo daha. Şehit şehittir aralarında ayrımcılık olmaz. Gazi gazidir ayrımcılık olmaz. Bütün bunların tamamının belli bir çerçeve içinde ele alınıp sorunun çözülmesi lazım. Biz bunu yapabilirsek görevimizi yerine getirmiş oluruz. Ankara’da oturup kanun teklifi vermekle bu sorun çözülmez. Önce sorunu yaşayanı dinlemeniz lazım. Bugüne kadar pek çok kanun çıktı ama söylediğim yöntem izlenmediği için her seferinde çıkan kanunda bir eksiklik, yanlışlık oldu. Her çıkan kanun bir grubun sorununu çözerken diğer grupları mağdur etti. Bu konuda biz çaba harcadık. Hazırladığımız kanun teklifini bütün derneklere gönderdik. Kanun teklifimiz kabul etmedi ama arkasını bırakmış değiliz.

Şehitler ve gaziler için 8 maddelik çözüm paketi

Şehit aileleri, gaziler yakınıyor biliyorum. Şimdi size 8 maddeden oluşan bir çözüm paketi sunacağım. Bizim devlette bir muhatabımız yok diyorlar. Bizim bir merkezimin olması lazım diyorlar. Bunun için Şehit Yakınları ve Gaziler Yüksek Kurulu’nun kurulması lazım. O kurul görüşecek ve size cevap yazacak. Birinci nokta önce devletin içinde bağımsız çalışan bir kurumun oluşturulmasıdır.

İkincisi şehit yakınları ve gaziler arasında ayrımcılık var. Bunun kalkması lazım. Kore gazileri var. Kore’ye gittiler, bu ülke için. Üçüncü sınıf evlat muamelesi görüyoruz diyorlar. Ayrımcılık yaparsanız toplumu ayrıştırırsınız. Ayrımcılığa son veren kanun teklifini hazırladık. Parlamentoda reddedildi. Benim boynuma borçtur ben bunu yapacağım.

Alınan aylıklar var. 121 lira mı ne bir aylık veriyorlar bir polis şehidimizin ailesine verilen aylık. İnanır gibi değil. Anne ve babalara bağlanan aylıkların en düşük memur aylığına eşitlenmesi lazım. Bunun kural olarak uygulanması lazım. 18 yaşından büyük olan ve öğrenci olmayan şehit evlatları var. Şehidimiz, gazimiz var. Onların evlatları var. İşsiz ve biz onlara sahip çıkmıyoruz devlet olarak. Bu devletin ayıbıdır. Niye 1-2 kişi? Milyonlarca çalışan var devlette. Şehidimizin, gazilerimizin evlatları varsa ve işsizse devletin alıp istihdam etmesi lazım. Bu insanlar bu ülkenin bekası için mücadele ettiler.

Eğitim konusunda da, eğer 18 yaşından küçük çocuk okuyorsa eğitimin bütün süreçlerinde şehit yakınlarının ve gazilerin evlatlarının masraflarının devlet tarafından karşılanması lazım. Eğitim masrafı dediğiniz milyarlarca para değil. Gaziye bir protez vermişler bir süre sonra bozuluyor. Yenisini alacak 50 dereden su getiriyorlar. Bu insan gazi ya, sıradan bir insan değil. Bu ülkenin bayrağı, vatanı için mücadele etti. Bir devlet bu kadar çaresiz olamaz. O zaman devletin, ‘En iyi sağlık imkanlarını milletvekiline sağlanıyor aynı imkanı şehit yakınları ve gazilere de sağlamamız lazım’ demesi lazım. Benim sizden ricam bunları talep edin.

Başka bir acı olay daha var. Malul sayılmayan gaziler. Birine ‘tırnağında bir şey olursa gazi yapacağım’ diyorsunuz, öbürü vücudunda mermi taşıyor ‘Hayır sen gazi değilsin’ diyorlar. Niye değil? Bu işin objektif kuralını koymamız lazım.

Siyaset kurumunun günahı çok. Beşiktaş’ta terör saldırısı oldu 39’u polis 47 şehidimiz vardı. Kampanya açıldı paralar toplandı. Bir süre sonra bunlar unutuldu. Bu kardeşiniz unutmadı. Bir baktık paralar ödenmemiş. Bu siyaset kurumunun en büyük ayıplarından birisidir. Aynı şekilde 15 Temmuz gazileri için de paralar toplandı, vakıflar kuruldu. Vakfı bulamadık önce. Paralar nerede diye sorduk, hala paraların ne kadar olduğunu kimse bilmiyor. Siz dertlisiniz biliyorum ama ben de dertliyim. Çözeceğiz inşallah, birlikte çözeceğiz.

Ben helalleşmeden söz ettim. Artık kutuplaşmanın, kavga etmenin hiçbir faydası yok. Bu güzel ülkede hepimiz barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Kavga etmeden, ayrıştırmadan yapabiliriz. Herkesin huzur içinde yaşayabileceği bir Türkiye’yi inşa edebiliriz. Az önce masada sitem de dinledim. ‘CHP bugüne kadar bize yeterli ilgiyi göstermedi’ dediler. Haklılar. Her insanın hatası olduğu gibi her kurumun da hatası olabilir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Haklısın, Biz Ali Cengiz Oyunlarını Bilmeyiz…

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin bugünkü grup toplantısında yaptığı konuşmanın bir bölümünü içeren videoyu “Haklısın, Biz Ali Cengiz Oyunlarını Bilmeyiz…” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı.

Haber Merkezi / Paylaşılan videoda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yap-işlet-devret modeliyle yapılan projelerle ilgili geçmiş yıllarda ve geçtiğimiz gün yaptığı konuşmalar karşılaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmiş yıllardaki konuşmalarında, devletin tek kuruş ödemeden yap-işlet-devret projelerine imza attığı ifadeleri yer alırken, 1915 Çanakkale Köprüsü açılışı sırasında ise Erdoğan’ın, “Eğer buradan aldığı aylık ve yıllık bedel, yüklenici firmanın aleyhineyse, farkı kim ödeyecek; onu devletin kasasından biz ödeyeceğiz” sözleri yer aldı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun paylaştığı videodaki konuşması ise şöyle:

Yıllar yılı bu millete yalan söyleyip, oy devşirip, yıllar geçtikten sonra benim söylediğim noktaya gelip, ‘evet biz bunu devletin kasasından ödeyeceğiz’ deyip itiraf eden adamın o koltukta bir saniye dahi oturmaması lazım. Efendim diyor ki ‘Bay Kemal’in kafası bu işlere basmaz’ diyor. Vallahi basmaz. Biz böyle Ali Cengiz oyunlarını nereden bilelim? Şeytana pabucu ters giydiriyorlar.

Sormak benim hakkım değil mi?

Yalan söylemek; devletin en tepesinde oturan kişinin yıllar yılı, ‘devletin cebinden beş kuruş çıkmayacak, milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak’ diye yalan söylemesi ve hala dönüp o koltukta oturması ve en sonunda da ‘arada faiz çıkarsa onu da devletin bütçesinden biz ödeyeceğiz’ demesi, ‘niye oturuyorsun arkadaş sen orada’ diye sormak benim hakkım değil mi? Bu milletin hakkını hukukunu savunmak varken, milletin cebinden parayı alıp da götürüp bir avuç beşli çeteye tahsis etmek; hangi hukukta, hangi ahlakta, hangi edepte vardır?

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan Ve Bahçeli’ye Sert Sözler

Partisini TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Lideri Bahçeli’yi sert sözlerle eleştirerek, “İktidar ülkeye huzur getirmedi, zengin olan Türkiye’nin bütün kaynaklarını ağırlıklı olarak başta Londra’daki bir avuç tefeciye arından içerideki tefecilere tahsis etti” dedi.

Haber Merkezi / Yap-işlet-devret modeliyle yapılan projelerin maliyetleri üzerinden konuşan Kılıçdaroğlu, “Bu kadar büyük paralar sadece beşli çeteye bırakılacak para değil. Buradan nasiplenenler var. Size sözüm söz o nasiplenenlerin tamamını çıkaracağım ortaya. Paralarını Londra’ya götürdüler o oligarklar o paraların da tamamını getireceğim buraya. Beşli çetenin hamisi ve pazarlamacısının adı Recep Tayyip Erdoğan’dır, kimse kusura bakmasın” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, Alpaslan Kuytul’un kurucusu olduğu kapatılan Furkan Vakfı’nın destekçilerinin polis tarafından darp edilmesine tepki göstererek, “Furkan Vakfı’nı seversiniz sevmezsiniz, onlar da yürüyüş yapmak istiyor. Orantısız güç kullanıldı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez başörtülü kadınlar bu kadar ağır zulme maruz kaldı” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin tepki çeken, “Bir problem mi yaşadınız? Rahat olun. Bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun” ifadesi üzerinden de Bahçeli’ye seslenen CHP lideri Kılıçdaroğlu, “E yarın Nebati diyecek ki ‘Biz Bahçeli’yi de alaşağı edeceğiz’ diyecek. Ne diyeceksin peki sen?” diye sordu. Kılıçdaroğlu, “Devletin omurgası bürokrasidir değerli arkadaşlarım” ifadelerini kullandı.

Öte yandan CHP lideri konuşmasında dün görülen Boğaziçi Üniversitesi davasına da değindi. 14 öğrencinin yargılandığı davada öğrencilerin avukatının salondan çıkarılmak istenmesini, hâkimin salonu terk etmesini “garabet” olarak değerlendirdi; Boğaziçi Üniversitesi yönetimine ve iktidara şöyle seslendi:

“Tepeden inme hukuksuz bir şekilde üniversitedeki bütün demokratik atmosferi yok ediyorsanız ve öğretim üyeleri 21. yy.’da biz bu yönetimi istemiyoruz diye aylardır gösteriyorlarsa bütün yeni açtıkları fakülteleri, programları iktidara geldiğimizde tamamıyla kapatacağız. Boğaziçi Üniversitesi gerçek anlamda Boğaziçi Üniversitesi olacak. Haksız hukuksuz bir şekilde belli makamlara gelenlerin de görevlerine son vereceğiz kardeşim. Eski yerlerinize  tıpış tıpış gideceksiniz. Burası sıradan bir okul değil burası Türkiye’nin göz nuru Boğaziçi Üniversitesi diyeceğiz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“”Bu kez hiçbir ayrım yapmadan CHP grubunda bulunan bütün vatandaşlarla birlikte televizyonları başında sosyal medyada bizi dinleyen bütün vatandaşlara sevgimizi saygımızı gönderiyoruz. Barışa, huzura, beraber yaşamaya ihtiyacımız var. Bu güzel coğrafyada kucaklaşmaya, yani Nevruz’un gereğini yapmaya ihtiyacımız var.

Beni sever sevmez CHP’ye oy verir vermez ama bütün vatandaşların bu ülkede huzur içinde yaşamaları için çaba göstermek benim boynumun borcudur. Beraber yapacağız kucaklaşacağız helalleşeceğin güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Eğer orman yangınını söndürmeyi dahi beceremiyorsanız e sizin herhalde vicdanınızın sızlaması lazım.

Haksız hukuksuz bir şekilde avukatlar çıkarıldı öğrenciler çıkarıldı hakim terk etti tam bir garabet yalandı. Başarılı öğrencilerin yurt dışına gitmesi lazım. Yurt dışındaki bazı özel üniversitelerden bunlar kabul edilmişler onların yurt dışı yasakları da halen devam ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin bütün yönetimine ve iktidara seslenmek isterim tepeden inme hukuksuz bir şekilde üniversitedeki bütün demokratik atmosferi yok ediyorsanız ve öğretim üyeleri 21. yy.’da biz bu yönetimi istemiyoruz diye aylardır gösteriyorlarsa bütün yeni açtıkları fakülteleri , programları iktidara geldiğimizde tamamıyla kapatacağız.

Boğaziçi Üniversitesi gerçek anlamda Boğaziçi Üniversitesi olacak. Haksız hukuksuz bir şekilde belli makamlara gelenlerin de görevlerine son vereceğiz kardeşim. Eski yerlerinize tıpış tıpış gideceksiniz. Burası sıradan bir okul değil burası Türkiye’nin göz nuru Boğaziçi Üniversitesi diyeceğiz.

Furkan Vakfı’nı seversiniz sevmezsiniz yürüyüş yapmak istiyorlar. Orantısız güç kullanıldı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez başörtülü kadınlar bu kadar ağır bir zulümle karşı karşıya kaldılar. Buradan onlara da söz veriyorum. İktidarımızda göreceksiniz herkesin düşüncesine, inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygı göstereceğiz.

Geçen hafta çöküşten söz etmiştim. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların hiç de iyi olmadığını örnekler vererek açıklamaya çalışmıştım. Orada ‘Uyuşturucu baronları, bakın dedim küçük adamların hepsi hapislerden baronlardan kimse yok’ demiştim. Hemen İçişleri Bakanlığı açıklama yapmış. Bunu söylemek polislerin emeğini görmezlikten gelmektir diye bir açıklama yaptılar ve beni kınadılar. Ya benim dediğimi anlamıyor yukarıdaki zat.

Arkadaş benim söylediğim şu. Uyuşturucu baronlarını yakalayan kim? Polis. Savcılığa teslime den polis. Yargılayan kim, hakim. Hapse atan kim, hakim. Serbest bırakan kim, hakim. Peki sen niye alınıyorsun kardeşim? Polis üzerinden bizim üzerimize gelmek istiyor. Polis kardeşlerim beni de çok iyi bilirler Soylu’yu da çok iyi bilirler benim de karakterimi çok iyi bilirler, onun da karakterini bilirler. Benim uyuşturucu konusunda ne kadar hassas olduğunu bütün herkes bilir o zat da bilir. Polis üzerinden sözce bizi eleştirecekler.

Bir yönetmelikleri çıktı polis kardeşlerimizin son derece rahatsızlar. Sürekli bunlar yer değiştirecekler. İki seferdi şimdi 4’e çıkarıyorlar, aile düzenleri bozuluyor. Eşi özel sektörde çalışıyorsa kendi gidecek eşi ne olacak? Çoluk çocuğu var okula gidiyor, bu çocuğun hakkı hukuku yok mu? Güzel bir atasözü öndermişler polis kardeşlerim üç taşınma bir yangına bedeldir. Bunlar üç değil defalarca taşınacaklar. bir yangına değil yangınlara bedeldir. Polis kardeşlerime söz verdim bunları düzelteceğiz.

“Hep beraber ödüyoruz”

İktidar ülkeye huzur getirmedi, zengin olan Türkiye’nin bütün kaynaklarını ağırlıklı olarak başta Londra’daki bir avuç tefeciye arından içerideki tefecilere tahsis etti. O kadar büyük faiz ödüyoruz ki defalarca söyledim. Sonra dayanamadı biz faizi indireceğiz dedi. Faizi indirdi ama öbür taraftan vatandaşın sırtına daha ağır faiz bindirdi. Hiçbir banka faiz indirmedi. Buyurun gidin herhangi bir bankaya bir kredi çek bakalım sana faiz kaç uygulayacaklar. Yüzde 14 ise çok güzel. Kim ödüyor faizi? Hep beraber ödüyoruz.

Bu kadar bürokrasi emniyet de dahil olmak üzere bu kadar bürokrasi eleştirilirken, alaşağı edeceğiz diyorlar. E yarın Nebati diyecek ki ‘Biz Bahçeli’yi de alaşağı edeceğiz’ diyecek. Ne diyeceksin peki sen? Devletin omurgası bürokrasidir değerli arkadaşlarım. Dünyada bürokrasi olmayan bir devlet olur mu. Hiç bakmayın istediğimizi yaparız diyor. Akıl alacak şey değil. Yabancı ona rağmen niye gelmiyor? Yalvarıyor yakarıyor. Ona rağmen gelmiyor. Çünkü sizin ülkenizde can mal güvenliği yok kardeşim. Sizin istediğiniz gibi mevzuatı değiştiririz diyorsan yarın ir başkası gelir sen hiç meraklanma ben o mevzuatı da değiştiririm dersin. Önce istikrar olması lazım.

Yıllar yılı bu millete yalan söyleyip oy devşirip yıllar geçtikten sonra benim söylediği noktaya gelip evet biz bunu devletin kasasından ödeyeceğiz deyip itiraf eden adamın o koltukta bir saniye dahi oturmaması lazım. Vallahi benim kafam bu işlere basmaz biz böyle alicengiz oyunlarını nereden bilelim. Şeytana pabucunu ters giydiriyorlar!

“TC devletinde 84 milyon bir avuç kişinin sömürü alanı haline getirilemez”

AKP veya MHP’ye oy vermiş kardeşlerim ellerini vicdanların a koyup beni dinlesinler. Şehir hastaneleri güzel. Kaça mal ettiniz, yükümlülükler nedir bilmiyoruz. Yapım maliyeti 10 milyar 200 milyon lira. Taahhüt edilen para 82 milyar 500 milyon lira. 10 milyara yapıyor 80 milyar ödeyeceğiz. Altına da imza atmışlar yetkili olarak da Londra mahkemeleri diyorlar iktidar değişirse bize dokunmasın kimse. Bir de gidip sigorta yapmışlar Onların tamamını alacağız. TC devletinde 84 milyon bir avuç kişinin sömürü alanı haline getirilemez.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü, yağım maliyeti 3 milyar 300 milyon lira Hazine garantisi 9 milyar lira! Erdoğan’ın baştan dediği neydi? Devletin kesesinden bir kuruş çıkmayacak. Şimdi 9 milyar lira çıkacak! Bunlar sıradan rakamlar değil. Ve bunlar sadece beşli çeteye bırakılacak kadar da küçük rakamlar değil. Eğer önümüzdeki seçimlerde hâlâ ben gidip de AK Parti’ye MHP’ye oy vereceğiz diyorsanız bu soygunun tarafı olursunuz hiç kusura bakmayın.

Bakın dedim ya bu kadar büyük para sadece beşli çeteye bırakılacak para değil. Buradan nasiplenenler var. Size sözüm söz o nasiplenenlerin tamamını çıkaracağım ortaya. Paralarını Londra’ya götürdüler o oligarklar o paraların da tamamını getireceğim buraya. Beşli çetenin hamisi ve pazarlamacısının adı Recep Tayyip Erdoğan’dır, kimse kusura bakmasın. Keşke mahkemeye verse götürüp de kendi imzaladığı yazılarla onaylarla her birisini hakimin önüne koyacağım. Nasıl ihalesiz verdiklerini hepsini koyacağım.

“Sen barajı geçemeyince nereye yüzeceksin?”

Erdoğan, ‘Suriyelileri göndermeyeceğim’ diyor, bu ne demek, ben onlara vatandaşlık vereceğim, benim için oy kullanacaklar demek. Devleti tek başına yöneten bir kişi kendi halkının iradesine değil de Suriyelilerin iradesine güvenip koltuğunu koruyorsa bilin ki artık onun bu memlekete vereceği hiçbir şey yoktur. Bahçeli bugünkü grup toplantısında, ‘Eğer köprüden geçmem diyorsanız buyurun denize atlayıp yüze yüze karşıdan karşıya gidip gelebilirsiniz’ demiş. Tek bir sorum olacak sen barajı geçemeyince nereye yüzeceksin?”

Paylaşın

Müzik Yasağı Meclis Gündeminde: Kovid Bahane

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Özcan Purçu, TBMM Genel Kurulu’na, Kovid 19 tedbirleri kapsamındaki maske, HES Kodu gibi bir çok konudaki kısıtlamaların kaldırılmasına rağmen, gece 12’den sonra müzik yasağının devam etmesinin yol açtığı sorunlara ilişkin araştırma önergesi sundu.

Bianet’te yer alan habere göre; Meclis’te temsil ettiği grup olan Romanların yoğunlukta olduğu müzisyenlik meslek grubunun sorunlarına ilişkin yasama çalışmalarıyla öne çıkan CHP’li Purçu, şöyle dedi:

“Kovid-19 pandemi sürecinde birçok iş kolu olumsuz etkilenirken, belki de ilk sırayı eğlence dünyası aldı. Ne zaman sona ereceği belli olmayan kısıtlamalar sonucu müzisyenler enstrümanlarını satmak, eğlence mekanları işyerlerine kilit vurmak zorunda kaldı. Hatta bu zorlu süreçte müzisyen intiharları gündeme geldi. Buna rağmen halen bir adım atılmıyor!

Yasağın devam etmesi, pandeminin olumsuz etkilerini en çok hisseden eğlence sektörü emekçilerini zor durumda bırakmaya devam etmektedir” diyen Purçu, şöyle devam etti:

Müzisyenlerin birçoğu, geçimlerini gündelik kazançla sağlamakta, kayıtsız bir şekilde, güvencesiz koşullarda çalışmaktadırlar. Son yıllarda pandemi gerekçesiyle artan yasaklar, geçim kaynaklarını kaybetmelerine, dolayısıyla yoksullaşmalarına neden olmaktadır. Giderlerini karşılayamadığı için zarar eden birçok işyeri sahibi de zor durumdadır.”

2020 Mayıs ayında Türkiye’de yayımlanan genelge ile uygulanmaya başlayan gece 12.00’dan sonra müzik yasağına ilişkin olarak da konuşan Purçu şöyle dedi:

“Artık anlamını yitirmekle birlikte, sektörler arasında eşitsizlik yaratmıştır. Ayrıca, pandemi tedbirleri kapsamında alınan yasaklama kararlarının, yaşam tarzına müdahale sınırını aşmamasına özen gösterilmelidir. Bu nedenle, söz konusu müzik yasağının kaldırılması konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması şart olmuştur.”

Paylaşın

CHP’den Asgari Ücret Teklifi: 6 Ayda Bir Belirlensin

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinde, yılda bir kez belirlenen asgari ücret tutarının, 6 aylık periyotlarla belirlenmesini önerdi.

CHP’li Gürer, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin etkilerinin her geçen gün artarak devam ettiğini ve krizin etkisinin azaltılmasına yönelik yapılan ekonomik hamlelerin ise bir yarar sağlamadığını, yaşanan çözümsüzlük halinin krizi daha derinleştirdiği belirtti.

Ekonomik krizin paraya değer kaybettirdiğini ve enflasyon rakamlarının süreç içinde artış eğilimi göstermesine neden olduğunu anlatan Gürer, “Düşük ve sürdürülebilir bir enflasyon düzeyine ulaşmak ve ekonomik birimlerin geleceğe yönelik daha sağlıklı karar almasını sağlamak tüm ülkelerin başlıca hedefleri arasında yer almakla beraber bu konuda çeşitli politikalar geliştirilerek uygulamaya konulmaktadır” ifadelerini kullandı.

TÜİK’e göre yüzde 54, ENAG’a göre yüzde 123

TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına göre Tüketici Fiyat Endeksinin (TÜFE) Şubat’ta bir önceki aya göre yüzde 4,81 arttığını, yıllık artışın ise yüzde 54,44 olarak kaydedildiğini ifade eden Gürer, “Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) de yıllık yüzde 105,1, aylık ise yüzde 7,22 arttı. Ancak halk tarafından kriz daha derinden hissedilirken çarşı, pazar ve marketlerde temel gıda ürünlerine dahi her gün zam gelmesi ve halkın alım gücünün açıklanan enflasyon rakamlarından daha yüksek hissedilmesi TÜİK’in rakamlarına olan güvenin de her geçen gün azalmasına neden olmuştur. Bu konuda ENAG tarafından açıklanan verilerde ise Tüketici Fiyat Endeksi Şubat’ta bir önceki aya göre yüzde 5,44 artarken yıllık artış ise yüzde 123,80 olarak ölçüldü” değerlendirmesinde bulundu.

Asgari ücretlinin aldığı zam ilk aydan itibaren eriyor

Ekonomik krizlerin her kesimi olumsuz yönde etkilediğini ancak asgari ücretle geçinmek zorunda kalanların daha çok etkilendiğini belirten Gürer, “2022 yılı asgari ücret rakamlarının belirlenmesinin üstünden geçen süreçte artan enflasyon ve neticesinde gelen hayat pahalılığı asgari ücretle çalışan işçinin aldığı zammı kısa bir sürede erimesine neden oldu. Her ay enflasyon rakamlarından yaşanan artış neticesinde geçim sıkıntısı çeken asgari ücretle çalışan kesimin maaşlarının enflasyona ezdirilmemesi için asgari ücretin altı aylık periyotlar halinde belirlenmesi, asgari ücretle hayatını idame ettirme çabasında olan vatandaşların enflasyona karşı dirençlerinin artırılması noktasında son derece önem taşımaktadır” dedi.

Gürer, enflasyon rakamlarının artışının engellenememesi sonucunda, asgari ücret tutarının her geçen gün değer kaybetmesinin önüne geçilmesi amacıyla asgari ücret miktarının altı aylık periyotlar halinde belirlenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Saray, Bu Ülkenin Bereketini Kaçırdı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Toplumun tüm kesimlerini dinlemeye devam ediyorum. Minibüs esnafının dertleri de ortada. Saray bu ülkenin bereketini kaçırdı, biz ise o bereketi yeniden sağlamaya talibiz. Yapacağız bunu.” notuyla yeni bir video paylaştı.

Haber Merkezi / Videoda minibüs esnafının sorunlarını dile getiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı;

“Esnaf öyle bir hale geldi ki, umutları kayboldu, sorunları çoğaldı. Mazotunu alamaz, parçasını alamaz hale geldi. Bankalara borcunu ödeyemez hale geldi.

2017 yılında biliyorsunuz, kendi minibüsümüzü kendimiz yapalım dedik. Bir minibüsü 140 bin liraya mal ediyorduk. O minibüs bugün 950 bin lira oldu. O zamanlar biz 600-700 lira para kazanırken, bugün 200 lira, 250 lira para kazanıyoruz. Soruyorum size, biz 100 yıl çalışsak bu minibüsü yenileyebilir miyiz?

Şu anda depolar dolmuyor. Şoförler çalışmıyorlar. Arabaların arkasında satılık yazıyor, kimse almıyor…Öyle bir duruma geldik.

1982’den beri bu işi yapıyorum. 40 yılımı bitirdim. Ama şu iki senedir yaşadığımız akıl tutulması… Arkadaşlar hep dile getirdiler. Eskiden hakikaten dörtte biri bile mazot olmazdı. Ama bugün dörtte üçü mazot oldu. KDV’siz, ÖTV’siz araç alımı temin etsinler. Bugün aldığımız aracın üzerinde 150 bin lira vergi var. Aldığımız mazotun yarısı vergi.

4.45’de kalkıyorum ben. Sabahın köründe kalkıyorum. Ne için kalkıyorum? Para kazanmak için kalkıyorum. Ama para kaybediyorum. Bize yüzde 36 zam verildi. Zam verildiği gün 1 lira 30 kuruş olan yakıta zam geldi. Ben Temmuz ayında 6,37’den yakıt alıyordum, şimdi 23 lira oldu. Yani biz bu minibüsleri çeksek İstanbul duracak aslında. Ama biz yine hizmet vermeye çalışıyoruz.

Benim bu millete sözüm var. Bu milletin bütün dertlerini, bütün sıkıntılarını çözeceğim. Bu memlekete barışı, huzuru, herkesin evine ekmeğini, alın terinin hakkını vereceğim.”

Paylaşın