BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Gıda Krizi Sürerken Tahıl Şirketleri Rekor Gelir Elde Etti

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve kuraklık yüzünden dünyanın dört bir yanında gıda krizi yaşanırken, önde gelen tahıl şirketlerinin gelirlerini katlayarak artırması “vurgun ve spekülasyon” tartışmalarına yol açıyor.

Dünyanın dört bir yanında fakir ülkelerde gıda güvenliği konusunda riskler her geçen gün artarken, gelirlerini katlayan önde gelen tahıl şirketlerine olağanüstü vergiler dayatılması da tartışılan öneriler arasında.

İngiliz The Guardian gazetesinin araştırmasına göre, dünya tahıl piyasasını yıllardır kontrol eden 4 büyük şirket, gelirlerinde son dönemde rekor artış sağladı.

En az 2024 yılına kadar talebin arzı geçmesini öngören bu şirketler, önümüzdeki iki yıl içinde daha da yüksek satışlara ve gelirler elde etmeyi planlıyor.

BM’nin Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), bu yıl içinde gıda fiyatlarında yüzde 20 artış öngörürken, Dünya Gıda Programına göre dünyada 345 milyon kişi gıda güvenliğinden yoksun yaşıyor.

Dünya Gıda Programı, Covid-19 salgını öncesi bu rakamı 135 milyon kişi olarak açıklamıştı.

Uluslararası Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uzmanlar Paneli Eş-Başkanı ve aynı zamanda BM yoksullukla mücadele özel raportörü olan Olivier De Schutter, küresel tahıl şirketlerine yönelik sert eleştirilerini şu şekilde dile getirdi: “Açlığın bu kadar arttığı bir dönemde küresel emtia devlerinin rekor karlar elde etmesi açıkça adaletsiz bir durum. Bu gıda sistemlerimizin korkunç bir suçu. Daha da kötüsü, bu şirketler ilk etapta açlık krizini önlemek için daha fazlasını yapabilirdi.”

Küresel tahıl piyasasını kim elinde tutuyor?

The Archer-Daniels, Midland Company, Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus isimli şirketler küresel tahıl ticaretinin yüzde 70 ila 90’ını kontrol ediyor.

Bu şirketleri suçlamayı sürdüren De Schutter, “Küresel tahıl piyasaları, enerji piyasalarından bile daha yoğun ve daha az şeffaf. Bu nedenle sektörde büyük bir vurgunculuk riski bulunuyor.” ifadesini kullandı.

Bu yılki gıda fiyatlarındaki artışın, küresel tahıl rezervlerinin bol olduğu tahmin edilmesine rağmen gerçekleştiğini, ancak şirketlerin ne kadar tahıl bulundurduklarını göstermek için yeterli şeffaflık olmadığını, bu şirketleri zamanında stoklarını boşaltmaya zorlamanın hiçbir yolu bulunmadığına dikkat çeken De Schutter, “Tahıl devlerinin ne yaptığına bakmalıyız. Krizi önlemek için ne yaptıklarını ve şimdi ne yapabilecekleri konusunda onları sorgulamalıyız.” dedi.

Küresel tahıl şirketleri krizde ne kazandı?

Cargill, 31 Mayıs’ta sona eren yıl için gelirlerinde yüzde 23 artırarak, 165 milyar dolara çıkardı. Archer-Daniels-Midland şirketi, yılın ikinci çeyreğinde tarihinin en yüksek karına ulaştı. Sales, Bunge şirketi, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın ikinci çeyreğine oranla gelirlerini yüzde 17 artırdı. Louis Dreyfus ise 2021 yılında bir önceki yıla oranla karını yüzde 80 artırdığını açıkladı.

Derecelendirme kuruluşu Moody’s şirketinde analizci olarak çalışan John Rogers, arz kısıtlamalarının ve talebin yeniden canlanmasının gıda fiyatlarını artırmasının ve daha yüksek karlara yol açmasının şaşırtıcı olmadığını belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Aşırı büyüklükteki karlar için bu şirketlerin gizlice anlaştıklarını düşünmüyorum. Çok daha fazla şirket küresel tahıl pazarlarından artan oranda bir pay alıyor. Ben bu şirketlerin ahlaksız davrandıkları inancında değilim. Onlar kasıtlı olarak fiyatları artırmıyor.”

Tahıl şirketlerinin karlarının genel olarak arttığını, ancak marjlarının yüzde olarak belirgin bir şekilde artmadığını kaydeden Rogers, “Bu nispeten verimli bir pazar, bu insanların fiyatları artırabileceğini düşünmüyorum.” dedi.

Bununla birlikte yayınlanmamış Sivil Toplum Kuruluşu (STK) raporlarına atıfta bulunan The Guardian, bu şirketlerin kar marjlarını da artırdığını yazdı.

Bu raporlara göre, Archers,Daniels, Midland şirketleri yılın ilk çeyreğinde kar marjlarını, geçen yılın ilik çeyreğine oranla yüzde 3,36’dan yüzde 4,46’ya çıkardı. Cargill ise kar marjını yüzde 2,5’tan yüzde 3,2’ye yükseltti.

Tahıl şirketlerine küresel vergi uygulanmalı mı?

Uluslararası hayır kuruluşu Bond’un politika müdürü Sandra Martinsone, fakirlere daha iyi yardım edebilmek ve gıda pazarındaki dengesizliği giderebilmek için küresel tahıl şirketlerine vergi konulmasını gerektiğini bildirdi.

Sandra Martinsone, ”Büyük tarımsal gıda şirketleri, emtia ticaretinde, azalan arz ve artan talepten açıkça yararlanıyor. Arz, talepten önemli ölçüde düşük olduğunda, fiyat artışı için alan imkan sağlıyor. Buğday ve diğer emtialar borsalarda işlem gördüğü ve bu nedenle fiyatlar dalgalandığından spekülatif borsalarda bu durum daha da kötüleşiyor.” diyerek endişelerini dile getirdi.

Uluslararası hayır kuruluşu Oxfam; yine tahıl şirketlerine kazandıkları yüksek karlar yüzünden vergi kesilmesini isteyen kurumlar arasında yer alıyor.

Oxfam danışmanı Alex Maitland, “Spekülasyonun gıda fiyatlarındaki artışlarda bir itici güç olabileceğine dair endişeler var. Bence açlığa ve açlığa neden olan her şey ahlak dışı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Aşırı kazanç elde ettiği düşünülen şirketlere vergi koyulmasını destekleyen İngiltere’deki Yeşil Parti temsilcisi Natalie Bennett, “Kısa vadeli bir önlem olarak, gıda tekelini elinde bulunduranlara bu vergiyi koymak için ortada güçlü gerekçeler var.” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı: En Az 972 Çocuk Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell, 24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşta hayatını kaybeden çocuklara ilişkin bir açıklama yaptı.

Russell, dün (22 Ağustos) yayınlanan yazılı açıklamasında, yaklaşık 6 aydır devam eden savaşta bine yakın çocuğun öldürüldüğünü ya da yaralandığını kaydetti. Russell, “barışa olan acil ihtiyacı” vurguladı.

“Tüm savaşlarda olduğu gibi, yetişkinlerin pervasız kararları bir kez daha çocukları büyük bir riske atıyor” diyen Russell, “Çocukların zarar görmesi ile sonuçlanmayan bu türde hiçbir silahlı operasyon yoktur” dedi.

Savaşın başından bu yana hayatını kaybeden çocuklar ile ilgili verilere de değinen UNICEF İcra Direktörü, bu süreçte en az 972 çocuğun öldürüldüğü ya da yaralandığını kaydetti. Bu, günde beşten fazla çocuğun savaş kaynaklı şiddet sebebiyle ölmesi ya da yaralanması demek.

Öte yandan, Russell’ın da altını çizdiği üzere, gerçek sayısının doğrulanmış bu sayıdan “çok daha yüksek olduğuna inanılıyor.”

“Her 10 okuldan biri zarar gördü”

Russell ayrıca hayatını kaybeden veya yaralanan çocukların çoğunun patlayıcı silah kullanımı sebebiyle zarar gördüğünü kaydetti.

UNICEF, bunların yanı sıra Ukrayna’daki hemen her çocuğun “derinden acı verici olaylara maruz kaldığını” belirtti:

“Şiddetten kaçanlar, ailelerinin dağılması, istismar, cinsel sömürü, diğer saldırılar ve insan kaçakçılığı riski ile karşı karşıya.”

Ukrayna’da tırmanan şiddet ve çatışmaların eğitim sistemine de büyük zarar verdiğini kaydeden UNICEF, ülkedeki her 10 okuldan birinin zarar gördüğünü veya tamamen yok olduğunu açıkladı: “Okullar çatışmanın taraflarınca hedef alındı ve kullanıldı; bu da ailelerin çocuklarını okula göderme konusunda güvende hissetmedikleri anlamına geliyor.”

6 ayda 5 binin üzerinde sivil ölümü

Öte yandan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) verilerine göre, 21 Ağustos itibariyle Rusya-Ukrayna savaşında 5 bin 587 sivil hayatını kaybetti, 7 bin 890 sivil yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Rusya, Zaporijya Nükleer Santrali’nin Denetlenmesine İzin Verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine Zaporijya nükleer santralini ziyaret etme ve denetleme izni verileceğini açıkladı. Kremlin açıklamayı, Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki telefon görüşmesinin ardından yaptı.

Bu haber, tesisin yakınında çatışmaların devam ettiği ve Rus bombardımanı sonucu dört sivilin yaralandığı iddialarının ardından geldi.

Öte yandan, ABD Cuma günü Ukrayna’ya daha fazla silah ve mühimmat gönderme sözü verdi.

Fransız ve Rus liderler arasındaki telefon görüşmesinin ardından yapılan açıklamada Kremlin, Putin’in BM denetçilerine Zaporijya nükleer santraline erişmek için “gerekli yardımı” sağlamayı kabul ettiğini kaydetti.

Tesis, Mart ayının başından beri Rus işgali altında bulunuyor, ancak tesisi Ukraynalı teknisyenler Rus yönetimi altında işletiyor.

Kremlin’in açıklamasında, “her iki liderin de” sahadaki durumun değerlendirilmesi için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) uzmanlarının tesise gönderilmesinin önemini vurguladığı belirtildi.

BM’ye bağlı IAEA direktörü, Putin’in açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve santrali bizzat ziyaret etmeyi istediğini söyledi.

Rafael Grossi, “Bu son derece değişken ve kırılgan durumda, dünyanın en büyük nükleer santrallerinden birinin güvenliğini daha fazla tehlikeye atabilecek yeni bir adım atılmaması hayati önem taşımaktadır” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, günlük konuşmasında teftiş olasılığını memnuniyetle karşıladı, ancak detayların üzerinde hâlâ çalışıldığını söyledi.

Zelenskiy, “Rusya’nın radyasyonla şantajı devam ederse çeşitli Avrupa ülkelerinin tarihine bu yaz, tüm zamanların en trajik yazlarından biri olarak geçebilir” dedi.

Kiev, Rusya’nın tesisi bir askeri üsse dönüştürdüğünü ve tesise askeri teçhizat, silah ve tesisi Dinyeper Nehri kıyısındaki kasabalara saldırmak için kalkan olarak kullanan yaklaşık 500 asker yerleştirdiğini savunuyor.

Son haftalarda, Kiev ve Moskova saldırılardan birbirlerini sorumlu tutarken, tesisin etrafındaki alan ağır topçu ateşi altında kaldı.

Ukraynalı yetkililer, Rusya’nın santrali çevreleyen alana yönelik bombardımanının Cuma günü de devam ettiğini iddia etti ve Moskova güçlerini tesisle arasından nehir geçen Marhanets kentinde dört sivili yaralamakla suçladı.

Bölge valisi Valentin Rezniçenko Telegram’daki açıklamasında, bölgede beş evin de hasar gördüğünü iddia etti.

Rusya: Ukrayna tesiste küçük bir kazaya yol açmak istiyor

Denetçilere erişim izni verme konusunda bir miktar isteklilik göstermelerine rağmen, Rus yetkililer siteyi askerden arındırma yönündeki uluslararası talepleri açıkça reddetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın basın bürosu müdür yardımcısı Ivan Neçayev Cuma günü yaptığı açıklamada, böyle bir adımın tesisi “daha da savunmasız” bırakacağını savundu.

Bu arada Rusya, Ukrayna’nın Zaporijya nükleer santraline yönelik “provokasyonlarını” detaylandıran bir mektubu BM Güvenlik Konseyi’ne sundu.

Moskova Ukraynalıların, Rusya’yı “nükleer terörizm” ile suçlayabilmek için, radyasyon sızıntısını da içeren “küçük bir kaza” olacağına inandıkları bir duruma yol açmak istediklerini iddia etti.

Mektup, Rus birliklerinin bölgede silah depoladığı iddiasını yalanladı, Ukraynalıların tesisi bombaladığı iddiasını yineledi.

ABD’den Ukrayna’ya ek yardım

Öte yandan Washington, Ukrayna için yeni bir 775 milyon dolarlık savunma ekipmanı paketi açıkladı.

Finansman, Himars roketatar sistemi, topçu mühimmatı, insansız hava araçları ve tanksavar füzeleri için harcanacak.

Reuters’ın haberine göre üst düzey bir ABD savunma yetkilisi, pakette ilk kez mayına dayanıklı araçların da bulunacağını aktardı.

Ukrayna Rus işgaline karşı savaşında büyük ölçüde Batılı müttefiklerinden silah tedarikine ihtiyaç duyuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Batı’nın Ukrayna’yı İşgal Eden Rusya’ya Karşı Eylemleri Zayıflıyor Mu?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden 4 ay sonra, Afrika, Orta Doğu, Güney Amerika ve Asya ülkelerinden onlarca Birleşmiş Milletler büyükelçisi haziran ayında Rusya’nın Bağımsızlık Günü’nü kutlamak için Rusya’nın New York’taki BM ofisinde verilen resepsiyona katıldı. 

Bu ülkelerin büyükelçileri, Batılı diplomatların Rusya’yı uluslararası alanda yalnız bırakmak için gösterdiği çaba karşısında zorluklar yaşıyor.

Bazı ülkeler, BM’nin 6 aydır dünyanın ana gündem maddesi olan Ukrayna’daki savaşı bitirmek için yetersiz kaldığını düşünürken Batılı diplomatlar Rusya’yı daha fazla hedef alabilecek eylemlerin sınırlı olduğunu kabul ediyor.

“Rusya’ya karşı durmak akıllıca mı?”

Reuters için değerlendirme yapan Uluslararası Kriz Grubu BM Direktörü Richard Gowan, “Savaş uzadıkça Rusya’yı cezalandırmanın anlamlı yollarını bulmak daha da zorlaştı” şeklinde konuşuyor.

Diplomatlar, BM içerisinde çekimser oyların artmasıyla Rusya’ya karşı yetersiz destek bulmaktan korkan Batılı ülkeler bazı önlemleri oylamaya dahi sunmuyor.

Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın Cenevre Ofisi Direktörü Olaf Wientzek, “Ülkeler ‘Rusya’ya karşı duranlar arasında olmak gerçekten akıllıca mı?’ diye soruyor” değerlendirmesini yapıyor.

Rusya’nın BM Cenevre ofisi, “Batılı ülkelerin hepsi küresel bir güç olan Rusya’yı izole etmenin imkansız olduğunu çok iyi biliyor” diyor.

Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olarak kendisine karşı yaptırımları veto etme gücüne sahip.

BM Genel Kurulu nisan ayında Rusya’nın İnsan Hakları Konseyi’nden çıkarılmasına yönelik oylama yaptı. Rusya bu oylama öncesinde “evet” oyu kullananların ya da çekimser kalanların bu davranışının “düşmanca” görüleceğini söyleyerek Rusya ile ilişkileri açısından sonuçları olacağı uyarısında bulundu. Yine de oylama sonucunda 93 “evet” oyuyla İnsan Hakları Konseyinden çıkarıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Rusya’nın gıda krizinden Batı’nın yaptırımlarını sorumlu tuttuğu “yanlış anlatıların” karşılık bulduğunu ancak bunun Rusya’ya karşı desteği artırmadığını belirtiyor.

Kırmızı çizgi nükleer silahların kullanılması olabilir

Rus işgalinin başladığı 24 Şubat haftasında BM Genel Kurul üyelerinin dörtte üçü Rusya’yı kınama ve birliklerini çekmesini talep etme yönünde oy kullandı. İşgalin 3. haftasındaysa Rusya ezici bir çoğunlukla “korkunç” bir insani durum yaratmakla suçlandı.

Asyalı bir diplomat mart ayında yapılan eylemlerin en üst nokta olduğunu ve bundan sonra Batı kanadına desteğin azalacağına inanıyor ve ekliyor: “Kırmızı çizgi aşılmadığı sürece daha fazla eylem için istek olmayacaktır”.

Bazı diplomatlara göre bu kırmızı çizgiler kimyasal ya da nükleer bir saldırı, sivil ölümlerinin büyük boyutlara ulaşması veya Ukrayna’nın ilhakı olabilir.

Afrikalı bir diplomat, “Bizi en çok şaşırtan Batı’nın Ukrayna’ya silah sağlayarak ve çatışmayı bitirmek için  gerçek barışçıl görüşmeler yapmayarak böyle bir çatışmayı süresiz olarak devam ettirmeyi teşvik ettiği fikri” şeklinde konuşuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Somali’yi Kuraklık Vurdu: Bir Milyon Kişi Evini Terk Etti

Doğu Afrika ülkesi Somali, son on yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM) ve Norveç Mülteci Konseyi (NRC), Somali’de kuraklık yüzünden 2021 yılı ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Somali’de sadece, bu yıl içinde ülke içinde evini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 750 bine ulaştı. Gelecek aylarda bu ülkede açlık tehlikesi yaşayanların sayısının ise 7 milyona ulaşması bekleniyor.

NRC Somali Temsilcisi Muhammed Abdi, evini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir milyona ulaşmasını “alarm verici işaret” olarak yorumlayarak, “Şu anda bütün ülkede kıtlık çekiliyor. Gittikçe daha fazla ailenin köylerinde su ve yiyecek olmadığı için her şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyoruz. Çok geç olmadan bu ülkeye mali yardımı artırmak için acil bir plana ihtiyaç var” dedi.

2021 ve 2022’de son 40 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali’de küresel ısınma ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte artan gıda fiyatları, açlık sorununu daha fazla körüklüyor.

Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) geçen hafta yaptığı açıklamada, ülkedeki 8 bölgede eylül ayından bu yana kıtlık yaşandığı uyarasında bulundu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Somali Temsilcisi Magatte Guisse, haziran ayında yaptığı açıklamada Somali, Kenya ve Etiyopya’da kuraklık yüzünden evlerini terk ekmek zorunda kalan 1.5 milyon kişi için acilen 42,6 milyon dolara ihtiyaç olduğunu bildirmişti.

Somali’de ülkenin neredeyse yüzde 90’ını kapsayan kuraklığın 4.5 milyon kişinin hayatını etkilediği düşünülüyor. En büyük nehir olan Juba Nehri’nin ise neredeyse tamamen kurumuş durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Kırsal bölgelerde köyler ve kasabalar terk ediliyor. Köylüler, hızla artan su ve gıda fiyatları yüzünden kentlere göç etmeye başlıyor.

Çok sayıda insan normal şartlarda gelir kaynakları olan hayvanlarıyla birlikte yola çıkıyor ama hayvanların birçoğu yolda ölüyor. Köylerde ise hareket edecek durumda olmayan yaşlılar yağmuru bekliyor veya gençlerin su getirmesini umuyor.

Kuraklık sadece Somali’yi değil, Afrika Boynuzu’nun tamamını ve kıtanın geri kalanının birçok bölgesini etkiliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Afrika’da insanların yaklaşık yüzde 25’inin gıda güvenliği krizi yaşadığını bildiriyor.

Uzmanlar ise krizin Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden gölgelendiğini, tüm desteğin Ukrayna’ya yöneldiği ve Afrikalıların unutulduğunu söylüyor.

Afrika’da çalışan insani yardım kuruluşları, bölgedeki destek faaliyetlerinin çok ciddi bir finansman krizinden etkilendiğini ve gerekli bütçenin yalnızca yüzde 3’üne ulaşabildiklerini ifade ediyor.

Kuraklık, çok sayıda ailenin bölünmesine neden oluyor. Erkekler kentsel alanlarda iş ararken kadınlar ve çocuklar yardım bulunan bölgelere yöneliyor.

İnsani yardım kuruluşları bu bölgelere yardım göndermek için çalışmalarına devam ediyor, ancak yeterli maddi desteğe ulaşamadıkları durumda önümüzdeki haftalarda devam edemeyeceklerini söylüyor.

Paylaşın

BM, Ukraynalı Savaş Esirlerinin Ölümünü Araştıracak

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, Ukrayna’nın doğusunda Rusya’nın işgali altındaki bölgede bir hapishaneye gerçekleştirilen ve en az 50 Ukraynalı savaş esirinin hayatını kaybettiği olayı soruşturmak için bir araştırma misyonu kurduklarını açıkladı.

The Guardian gazetesinin haberine göre, konuyla ilgili basına konuşan Guterres, BM’nin “cezai soruşturma yetkisinin bulunmadığını, fakat araştırma misyonları oluşturabildiklerini” söyledi. Guterres, Ukrayna ve Rusya hükümetleri için referans şartları hazırlandığını da kaydetti.

Rusya’nın Ukrayna’yı 24 Şubat’ta işgaliyle başlayan savaşta esir alınan Ukraynalı askerlerin tutulduğu Olenivka hapishanesine 29 Temmuz’da bir saldırı gerçekleştirilmiş, Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’in yaklaşık 16 kilometre güneyinde, cepheye yakın bir bölgede bulunan hapishaneye yönelik saldırı için Ukrayna ve Rusya birbirini suçlamıştı.

BM Genel Sekreteri Guterres’in açıklamasına göre, söz konusu araştırma misyonu Rusya ve Ukrayna’dan gelen talepler üzerine kuruldu.

Rusya ve Ukrayna’dan karşılıklı suçlamalar

Saldırının ardından konuyla ilgili açıklama yapan Rusyalı yetkililer, “Ukrayna ordusunun Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sağladığı roketatarlar ile hapishaneye saldırdığını” söylemişti. Bölgedeki Rusya yanlısı ayrılıkçıların ve Rusyalı yetkililerin açıklamalarına göre, saldırıda 53 Ukraynalı savaş esiri hayatını kaybetmiş, 75 savaş esiri ise yaralanmıştı.

Ukrayna ordusu, bu iddialar karşısında Olenivka’ya roket veya füze ile herhangi bir saldırı düzenlemediklerini belirtti.

Deutsche Welle’nin (DW) haberine göre, Ukrayna ordusu “Rusya’nın hapishanedeki Ukraynalıları maruz bıraktığı işkence ve infazların üzerini örtmek için hapishaneyi bombardımana tuttuğunu” söyledi.

BM’nin araştırma misyonu hakkında konuşan Genel Sekreter Guterres de hem Ukrayna hem Rusya’nın saldırının araştırılması talebinde bulunduğunu hatırlatarak bu talepleri “çok ciddiye aldıklarını” kaydetti.

“Her iki ülkeyle de referans şartları konusunda anlaşma umudunu” dile getiren Guterres, araştırma misyonunda görev almak üzere “yetkin ve bağımsız kişiler aradıklarını” da sözlerine ekledi.

BM Genel Sekreteri, hapishanede “ne olduğu ile ilgili gerçeği açıklığa kavuşturmak için” savaşın tarafı olan ülkelerin misyonun erişimini kolaylaştırmasını ve gerekli verileri sağlamasını umduğunu söyledi.

Mariupol’de teslim olanlar da hapishanedeydi

The Guardian’ın haberine göre, Olenivka hapishanesinde uzun süre Ukrayna’nın güneyindeki liman kenti Mariupol’de Rusya ablukasında kaldıktan sonra teslim olan birliklerden de kişiler vardı.

2 bin 400’den fazla Ukrayna askeri Mayıs ayında Ukrayna ordusunun emriyle teslim olmuştu. Bunun ardından pek çok Ukraynalı asker Rusya’nın kontrolünde bulunan bölgelerdeki hapishanelere götürülmüştü. Bazı askerler Rusya ve Ukrayna arasındaki esir değişimleri sonrası ülkelerine dönebilse de diğer Ukraynalı savaş esirlerinin akıbeti net değil.

Ukrayna Savunma Bakanlığı da Olenivka hapishanesine ilişkin dünkü açıklamasında saldırının gerçekleştiği hapishanede tutulan savaş esirlerinin “zorbalık, fiziksel küçük düşürme ve moral bozma” gibi durumlarla karşı karşıya bırakıldığını, bunların esirleri “Rusya yanlısı propaganda videolarında oynamaya zorlamak için yapıldığını” söylemişti.

Bakanlık, saldırının işkenceye işaret eden ve sonrasında uluslararası yargı süreçlerinde kullanılabilecek bulguları ortadan kaldırmak için yapıldığını söylese de bu değerlendirmeye nasıl varıldığını açıklamadı.

Paylaşın

BM, Petrol Ve Doğalgaz Şirketlerini ‘Açgözlülükle’ Suçladı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, enerji krizi sırasında dünyanın en fakir insanları üzerinden rekor gelir elde eden petrol ve doğal gaz şirketlerini “anlamsız açgözlülükle” suçladı.

Guterres, yılın ilk çeyreğinde en büyük enerji şirketlerinin toplam 100 milyar dolara yakın kar elde etmesinin “ahlaksızlık” olduğunu söyledi.

Bütün hükümetlerin elde edilen bu aşırı gelirleri vergilendirmesini isteyen Guterres, bu vergilerden elde edilecek fonların zor zamanlarda savunmasız insanları korumak için kullanılması çağrısında bulundu.

Dünyanın her yerinde insanların fosil yakıt sanayisi temsilcilerine mesajlar göndermesini isteyen Guterres, “anlamsız açgözlülük bizim sahip olduğumuz tek evi (dünya) tahrip ederken, en fakir ve en savunmasızları cezalandırıyor.” dedi.

Gıda, enerji ve finans gibi birbirleriyle bağlantılı krizlerle mücadele için kendi kurduğu Küresel Kriz Müdahale Grubu’nun hazırladığı raporun tanıtımı dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Guterres, doğal gaz ve petrol sanayi temsilcilerine sert eleştiriler yöneltti.

Daha önce gıda ve finans sektöründeki sorunlarla ilgili raporlar yayımlayan Küresel Kriz Müdahale Grubu, son çalışmasında enerji sektöründe yaşanan sıkıntılarla ilgili önemli saptamalarda bulundu.

Guterres, bu grubun çalışmaları sayesinde küresel gıda sorununun aşılmasında önemli adımlar atıldığını kaydetti.

Konuşmasında İstanbul’da kendisinin de katıldığı toplantı sonucunda varılan tahıl sevkiyatı anlaşmasına atıfta bulunan BM Genel Sekreteri, Ukrayna tahılının Karadeniz’deki Rus ablukası altındaki limanlardan gıda tedarikine ihtiyaç duyan dünya pazarlarına sevk edilmesini sağlamak için ilk olarak Rusya ve Ukrayna cumhurbaşkanlarına önerilen tahıl anlaşmasının eşdeğerini gerçekleştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine değinen Guterres konuşmasında, piller için depolama dahil yeni teknolojilerin “kamu malı haline gelmesi gerektiğini” ve hükümetlerin ham madde ve yenilenebilir enerji teknolojileri için tedarik zincirlerini büyütmesi ve çeşitlendirmesi gerektiğini savundu.

Küresel Kriz Müdahale Grubu’nun diğer önemli önerileri arasında, daha zengin gelişmiş ülkeleri özellikle enerji tasarrufu yapmak, toplu taşımayı ve doğaya dayalı çözümleri teşvik etmek yer alıyor.

Grubun raporunda, “yeşil enerji geçişi” için özel ve çok taraflı finansmanın artırılması da tavsiye ediliyor.

Raporda ayrıca, Uluslararası Enerji Ajansı’nın insan kaynaklı iklim değişikliğini engellemeye yardımcı olmak için 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını “net sıfıra” düşürme amacı hatırlatılarak, buna ulaşmak için yenilenebilir enerjiye yatırımlarını yedi kat artırma hedefine güçlü bir destek veriliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’dan Kaçanların Sayısı 10 Milyonu Aştı

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre 24 Şubat’ta Rusya’nın işgalinden bu yana başka ülkelere sığınmak için Ukrayna sınırlarından çıkış yapanların sayısı 10 milyonu geçti.

İşgalin başlamasıyla artan silahlı çatışmaların sivillerin ölümüne ve sivil altyapının zarar görmesine neden olmasının halkı emniyet, güvenlik ve yardım arayışına ittiği belirtilen yeni veriler, bu amaçla ülkeden ayrılan mülteci sayısının 10 milyon 107 bin 957 olduğunu gösterdi.

Dün açıklanan BM verilerine göre, Avrupa’da bireysel olarak kayıtlı mülteci sayısının 6 milyon 162 bini geçti.  Avrupa’da Geçici Koruma ya da benzer bir ulusal koruma programına kayıtlı mülteci sayısının ise 3 milyon 745 bine yaklaştı.

Derlenen verlier, en fazla mülteci alan ülkenin Polonya olduğunu gösteriyor. 26 Temmuz’da açıklanan verilere göre şimdiye kadar 5 milyona yakın kişi Ukrayna’dan sınırı geçerek Polonya’ya ulaştı.

Macaristan, Romanya, Slovakya ve Moldova da en fazla sınır geçişinin yapıldığı ülkeler. Öte yandan Rusya’ya 1 milyon 857 ve Belarus’a da 16 binden fazla kişinin geçtiği bildirildi.

BM’nin rakamlarına göre Türkiye’de bireysel olarak kayıtlı Ukraynalı mülteci sayısı 145 bin.

Verilere göre 28 Şubat’tan bu yana 4 milyon 200 bin kişi de Ukrayna sınırından giriş yaptı. İşgalin başlamasından bu yana milyonlarca kişi de ülke içinde göç etti.

BM Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü’nüm 30 Haziran 2020 verilerine göre Ukrayna diasporasının sayısı dünya çapında 6,1 milyon, Avrupa’da ise 5 milyondu.

Ukrayna’daki sivil kayıplarda son durum

Öte yandan Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı işgalden bu yana aylık olarak Ukrayna’da yaşanan sivil ölümleri rapor eden BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği temmuz ayının rakamlarını açıkladı.

Buna göre 1-31 Temmuz tarihleri arasında 355 sivil hayatını kaybetti, bin 100 kişi yaralandı.Ölümlerin büyük çoğunluğunun patlayıcı silahlar, az bir kısmının da mayınlar ve cephane kalıntıları nedeniyle yaşandığı bildirdi.

İşgalin başlangıcından bu yana yaşanan toplam sivil can kaybı 5 bin 327 olarak açıklandı. Sivil yaralı sayısı ise 7 bini geçti.

24 Şubat – 31 Temmuz arasında yaşanan sivil kayıplar arasında erkekler, kadınlar, çocuklar, kimliği ya da cinsiyeti tespit edilemeyenler bulunuyor.

En ağır kayıplar savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü Donbas bölgesinde yaşandı. Ukrayna’nın Rus işgali altında olmayan bölgelerinde ise can kaybı 2 bini, yaralı sayısı ise 3 bini geçti.

Paylaşın