Munis Faik Ozansoy Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Nisan 1911 yılında Midilli’de dünyaya gelen Munis Faik Ozansoy, 31 Mart 1975 yılında Paris’te hayatını kaybetti. Amcası da Servet-i Fünûn’un tanınmış şairlerinden Süleyman Nazif’tir. Şişli’deki École Moderne’de ilköğrenimine başladı, orta ve lise öğrenimini Galatasaray’da tamamladı (1932). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra (1935) İş Bankası müfettiş muavinliği, Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Şubesinde müdür muavini, müdür, müfettiş, teftiş heyet başkanı olarak çalıştı.

Haber Merkezi / Sanatın çeşitli dallarıyla ilgilenen Ozansoy Ankara Sanatsevenler Kulübü’nü kurdu (1950). Memuriyet hayatına Dış Ticaret Dairesi Başkanı, müsteşar, Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürü ve nihayet Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak devam etti. 1960 İhtilali sonrası Balmumcu’da nezaret altında tutulduktan sonra tahliye edildi. T.C. Merkez Bankası Umum Müdürlük müşaviri ve Ankara Sanayi Odası genel sekreteri oldu. Ankara Öğretim Derneği ve Galatasaray Kültür Merkezi’ni kurdu. 1965’te Başbakanlık Müsteşarı, 1971’de Dışişleri Bakanlığı UNESCO Daimi Temsilcisi ve Paris büyükelçisi olarak görev yaptı.

Küçük yaşlarından itibaren babasından dinlediği Abdülhak Hamid’in, Tevfik Fikret’in şiirlerini ezberleyen Ozansoy, henüz alfabeyi öğrenmeden aruzla beyitler düşünmeye başlamıştır. İlk şiirleriyle birlikte edebî yazılarını da Galatasaray’da öğrenciyken, kurucuları arasında yer aldığı ve 15 Ekim 1931 tarihinden sonra Galatasaray adını alan Akademi dergisinde yayımlamış, babası Faik Ali Ozansoy ile birlikte Marmara’yı çıkarmıştır (15 Nisan 1936). İlk şiir kitabı, Abdülhak Hamid’e ithaf ettiği şiirle de aynı adı taşıyan Büyük Mâbedin Eşiğinde (1938)’dir. 1948’de yayımlanan şiir kitabı Hayâl Ettiğim Gibi, Marmara ve Çığır dergilerinde yayımlanmış şiirlerinden oluşmuştur. Gerek yurt içi gerekse yurt dışında pek çok dernekle bağlantısı olan sanatçının üyesi olduğu dernekler arasında AICA (Association Internationale des Arts Critiqués) da vardır.

16 Mart 1950’de yayın hayatına başlayan Hisar dergisini İlhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Yahya Benekay, Gültekin Sâmanoğlu, Mustafa Necati Karaer, Fikret Sezgin, Hasan İzzet Arolat ve Osman Fehmi Özçelik ile birlikte çıkarır. Dergide “Düşündüğüm Gibi” genel başlığı altında edebiyatla ilgili pek çok konu üzerindeki düşüncelerini, yorumlarını deneme-eleştiri türü ile vermiş ve bu yazılarını yine aynı isimle 1957’de kitap olarak yayımlamıştır. 1959 yılında Bir Daha ve hece vezniyle yazılmış şiirlerden oluşan Yakarış adlı şiir kitapları basılır. Aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosu Küçük Sahne’de, Halit Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı eserinden uyarlanan Kâbus sahnelenir. Tiyatroya olan ilgisiyle Türk edebiyatına 1963’te, Fransızcadan çevirdiği iki eser kazandırır: Medea ve Andromak. Kitaplarına ön söz yazma âdetinde olmayan Ozansoy, 1965’te yayımlanan Zaman Saati’nde zaman ve şiirle ilgili düşüncelerinden bahsetme ihtiyacı duyarak ön söze yer vermiştir.

1968’de yayımlanan Yakınma, büyük hayranlık beslediği Tevfik Fikret’e ithaf edilmiştir. 1970 yılında geçirdiği trafik kazasında başından ağır şekilde yaralanan ve uzun süren tedaviler sonucu iyileşen Munis Faik Ozansoy’un bu olay sonrasında gerek memuriyet gerekse edebiyat hayatı eskisi kadar hareketli ve verimli olmaz. 1971 yılında son şiir kitabı Kaybolan Dünya’yı yayımlanan sanatçıya 8 Mayıs 1971’de de Türkiye’nin Fransa Büyükelçiliğinde düzenlenen bir törenle Türkiye-Fransa Derneği başkanı Pierre Lyautey tarafından Fransız edebiyatına gösterdiği ilgi ve Fransızcadan Türkçeye yapmış olduğu tercümelerden dolayı Dostluk ve Nezaket nişanı verilir.

Munis Faik Ozansoy, Türk edebiyatında daha çok şair kimliğiyle tanınmasına rağmen dil, edebiyat ve diğer güzel sanatlar konusunda aktüeli takip eden bir sanatçı olarak yazdığı çok sayıdaki makalesiyle de dikkate alınması gereken bir isimdir. Türkiye İktisat Gazetesi, Standard, Türk Ekonomisi, Türkiye İktisat Mecmuası, işiyle ilgili az sayıdaki yazıları yayımladığı yayın organlarıdır.

Kurucuları arasında yer aldığı Hisar dergisinde (1950) şiirlerinin yanı sıra çok sayıda makalesi yer alır. Çığır, Millet, Şadırvan, Seçilmiş Hikâyeler, Devlet Tiyatrosu, Kalkınan Köylü yazılarının yayımlandığı diğer dergilerdir. Deneme, eleştiri, inceleme şeklinde kaleme aldığı yazılarında genel olarak edebiyat ve sanata dair görüşlerinden (şiirde şekil, konu, dil, gelenekten yararlanma, yeni şiir, nesir, millî edebiyat, tenkit, resim, müzik, tiyatro, Divan şiiri, Tanzimat sonrası Türk edebiyatı, Servet-i Fünûn şiiri, Meşrutiyet dönemi edebiyatı, Cumhuriyet dönemi edebiyatı, bu edebiyat devirlerinin öne çıkan şair ve yazarları, Batı edebiyatı, vb.) bahsetmiştir.

Babasından gelen etkiyle de şiiri hayatının merkezine koyan Ozansoy, döneminde eski şiiri ve aruzu bilen ustalardan biri olarak kabul edilmiştir. Yahya Kemal estetiğine bağlı olan şair aruzun yanı sıra az sayıda hece vezniyle de şiir yazmıştır. Yahya Kemal etkisi, gazelleri ve bestelenen şiirlerinde de sezilmektedir. Şiirlerinde karamsar, bu dünyadan beklentisi olmayan, hasretle bu dünyadan ayrılacağı günün gelmesini bekleyen, kaybettiği her yakınında ölüm acısını daha derinden hisseden bir şair vardır.

Tabiat, aşk ve sevgili, hayal/rüya, yalnızlık, karamsarlık/bezginlik, öte duygusu/kaçış arzusu, maziye özlem, zaman, inanç, ölüm gibi ferdî temaların yanı sıra, insan sevgisi, memleket sevgisi/tarih bilinci gibi sosyal temaları da şiirlerinde işlemiştir. Divan şiiri nazım şekillerinden gazel, mesnevi, müstezad ve şarkı; halk edebiyatından koşma, tekke edebiyatından da ilahi tarzında şiirler yazan Ozansoy, Batı edebiyatından aldığı şekilleri de değiştirerek şiir örnekleri vermiştir. Yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirlerin büyük kısmı daha önce çeşitli dergilerde çıkan şiirlerdir ve şiirde kolaya kaçma taraftarı olmayan Ozansoy, bu tarz şiirlerinde değişiklikler yaparak onları kitap hâline getirmeyi tercih etmiştir.

Şiirlerinde özellikle Divan şiiri etkisinde kalan Ozansoy, kültürün çıkış yeri olarak Grek ve Latin eserlerini gördüğü için Türk edebiyatının özellikle tiyatro alanında bu kaynaklara yönelerek gelişmesi gerektiğine inanmış ve bu düşünceye bağlı olarak Euripides’in Medea, Racine’in Andromaque adlı eserlerini Fransızcadan Türkçeye çevirerek uyarlamasını yapmıştır. Diğer tiyatro uyarlaması ise kitap olarak basılmayan Halit Ziya Uşaklıgil’in Kâbus adlı eseridir. Özellikle Hisar dergisi çevresinde gençlere örnek olan, onlara yol gösteren Munis Faik Ozansoy şiir anlayışında Abdülhak Hamid Tarhan, Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı ve babası Faik Ali Ozansoy’un etkisi altındadır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Muhsin İlyas Subaşı Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Temmuz 1942 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesinde dünyaya gelen Muhsin İlyas Subaşı, ilköğrenimini 1955’te, Şarkışla’nın Yapıaltı (Gümüştepe) İlkokulunda tamamlamıştır. 1964’te Kayseri İmam-Hatip Lisesinden, 1972’de Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünden mezun olmuştur.

Haber Merkezi / Subaşı, lise yıllarında Kayseri Ekspres gazetesinin yayın müdürlüğünü yapmış, 1966’da Hâkimiyet gazetesinin iki yıl sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yürütmüş, beş yıl Yeni Sabah gazetesinde çalışmıştır. Öğretmen olarak 1973’te Malatya’ya, 1974’te Kayseri’ye tayin olmuştur. Haziran 1979-Mayıs 1981 arasında 24 sayılık Küçük Dergi’yi çıkarmıştır. 1995’te öğretmenlikten emekli olmuştur. 1995–1997 yıllarında Elif TV’nin Genel Müdürlüğünü; 1995-2002 yıllarında İhlas Haber Ajansı Bölge Müdürlüğünü sürdürmüştür. TYB ve İLESAM üyesidir.

Muhsin İlyas Subaşı; 1981’de Kayseri Sanatçılar Derneği Şiir Armağanına, 1976 ve 1984’te araştırma dalında Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü basın ödüllerine, yine araştırma dalında Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’nin 1984 ve 1985 yılları basın ödüllerine layık görülmüştür. 2001’de Aydınlar Ocağı’nın yılın romanı ödülünü, 2012’de Türkiye Yazarlar Birliği roman ödülü, 2013’te ESKADER Yılın Monografisi Ödülü ve Yeni Ufuklar Derneği Türk Kültürüne Hizmet Ödülü almıştır.

Subaşı’nın çok sayıda şiiri Zekai Tunca, İsmail Ötenkaya ve Mustafa Demirci tarafından bestelenmiş, TRT repertuarına alınmıştır. Şiirlerinin birçoğunu Katharine Branning İngilizceye; Dr. Cengiz Ketene Arapçaya çevirmiştir. Muhsin İlyas Subaşı; şiir, roman, tiyatro, biyografi ve inceleme türlerinde eserler kaleme almıştır. Subaşı’nın “Uyan” adlı ilk şiiri 1962’de İslam dergisinde yayımlanmıştır.

Muhsin İlyas Subaşı, şiiri insan hayatının başından sonuna kadar her durağında başvurduğu bir sığınma yeri olarak görmektedir. Ona göre şairin misyonu, toplumun milli duygularına tercüman olabilmesi ve milletin ortak şahsiyetini samimi, kalıcı biçimde aktarabilmesidir. Şair, şiiri ile vermek istediği felsefi disiplin ya da dünya görüşünü bütün şiirlerine yayarak vermelidir. Bunu şiirin şekline değil de iç sesine yerleştirebilirse amacına ulaşmış olacaktır. Subaşı’nın şiiri, geçmiş ve gelecek arasında köprü vazifesi görmeyi ve geleceği beslemeyi amaçlamaktadır. Yani şiir aynı zamanda toplumda şuuru besleyici bir hizmet görmelidir.

Şiirlerinde genellikle toplumu, geleneği, kültürü, inancı, milliyeti merkeze alan bir bakış açısı yakalamaya çalışmaktadır. Şiirlerindeki hâkim temaları: aşk, vuslat, ölüm, toplumsal meseleler, aile, anne ve çocuk, savaşlar, gelecek ve tarihi meseleler oluşturmaktadır. Subaşı, romanlarını gelecek nesillere tarih, kültür, benlik ve din bilinci aşılamanın yollarından biri olarak görmektedir. İnceleme ve biyografi türündeki eserlerinde de yazar gençliğe ve geleceğe bu yönde mesajlar vermek amacındadır.

Paylaşın

Muammer Karadaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Aralık 1960 yılında Kastamonu’nun Tosya ilçesine bağlı Aşağıkayı Köyü’nde dünyaya gelen Muammer Karadaş, ilkokulu burada bitirdi. İlkokulu bitirdiği yıl (1973), bütün köy bir yangınla ortadan kalktı. Ortaokula, bir yıl gecikmeyle Tosya’da başladı.

Haber Merkezi / Ortaokul ikinci sınıfta ‘parasız yatılı’ sınavını kazanarak öğrenimini Kastamonu’da sürdürdü.  Liseyi Ankara’da Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi’nde bitirdi(1977). Liseyi bitirir bitirmez Rize’ye Kadastro fen memuru olarak atandı. Burada bir yıl çalıştıktan sonra G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandı (1981). Okumak için memurluktan istifa etti ve bu okulu büyük ekonomik ve psikolojik zorluklar içinde 1987’de bitirdi. Öğretmen olarak ilk ataması Diyarbakır’a yapıldı.

Burada iki yıl kadar görev yaptıktan sonra, öğretmenlikten ayrıldı. Ertesi yıl askere gitti. Askerliğini Çaycuma’da asker öğretme olarak tamamladı. Ardından, İstanbul’da 20 yıl kadar sürecek özel dershane serüveni başladı. 2011’de yeniden devlet hizmetine döndü. Üç yıl İnegöl’de çalıştı. İstanbul’da beş yıl Gülten Özaydın Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde çalıştıktan sonra, Çeşme (İzmir) Hacı Murat Hatice Özsoy Anadolu Lisesi’nde (2019 – 2020) Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğini sürdürmektedir.

Şiir yazmaya ortaokul birinci sınıfta başladı. İlkokuldayken babasının tozlu raflarda duran, uyaklı ama ölçü bilinci olmadan yazılmış çok lirik destanlarıyla karşılaştı. İlkokul öğretmeni ise iyi bir şiirseverdi (İsmet Kaya). Hemen her gün derslerde şiirler okurdu. Buna kendi içedönüklüğü ve kitaplara duyduğu büyük ilgiyi de eklersek tam anlamıyla bir şiirsel atmosfer içinde yetiştiği söylenebilir.

Ortaokul 1. Sınıfı Tosya Ortaokulu’nda okurken. Türkçe Öğretmeni Namsel Uslu ondaki şiir yeteneğini sezdi ve önünü açacak birtakım adımlar attı. Sonraki yıllarda şiir yazmayı sürdürdü; ancak onun bu hevesi politik çabalarının gölgesinde kaldı. Ta ki üniversite yıllarına kadar. İlk şiiri 1983’te Yarın Dergisi’nde yayımlandı. Ardından değişik dergilerde şiirler yayımladı. Varlık’ta «Şiire Armağan» genel başlığı altında denemeler de yazmıştır.

1984’de Yeni Türkü Yayınları Şiir Yarışması’nda «övgüye değer şair» olarak değerlendirildi. 1986’da Ankara Tabipler Odası’nın düzenlediği “Barış” konulu şiir yarışmasında «ikincilik», 1987’de Akademi Kitabevi «Şiir Başarı Ödülü» verildi.

Eserleri;

Şiir;

Aşkta Sakınmak Olmaz
Bir Tetik Boşluğunda
Bütün Zamanların Yabancısı
Issızlıklar, Yalnızlıklar, Umarsızlıklar
Uzun Bir Siyah
Toplu Şiirler

Roman;

Gibi Yaşamak

İnceleme;

Ama Öğretmenim Bu Yanlış/Zalim Terbiye (Gülsün Özakın (Kaya)’la birlikte)

Paylaşın

Muammer Hacıoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Eylül 1945 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Muammer Hacıoğlu, 5 Nisan 1992 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Yugoslavya’dan İkinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye’ye göç eden bir ailenin tek erkek çocuğudur.

Haber Merkezi / Bakırköy Lisesi mezunudur. İçinde yetiştiği ortamın ekonomik sıkıntılar içerisinde olması dolayısıyla zor geçen bir çocukluğu oldu. Öğrenimini tamamlayabilmek için gazete satıcılığından iskele hamallığına kadar pek çok işte çalıştı. Ancak liseden sonra öğrenimine devam etmedi. Siyasi otoriteye karşı aldığı tavırdan ve yazdıklarından dolayı 1980 öncesinde pek çok kez gözaltına alındı.

Askerliğinin ardından 1972 yılında Beyoğlu Sanat Galerisi’nde ilk resimli şiir sergisini açtı. Yalnızca şiir türünde eserler yazdı. Şiirleri döneminin önemli dergileri olan Varlık, Soyut, Yansıma, Hâkimiyet, Sanat, Ozanca, Çağdaş Türk Şiiri dergilerinde yer aldı. “Doğmamış Çocuklara” adlı şiiri Yılmaz Güney’in “Arkadaş” filminde kullanıldı. “Öfke Kında Durmaz” adlı şiiri Kadir İnanır tarafından “Kan” filminde okundu.

1970’li yıllarda şiirleri TRT Radyosu’nda Nedret Selçuker ve Neval Tuncer tarafından birçok kere seslendirildi. İnsanın acılarını önceleyen ve umut vaat eden lirik şiirler yazdı. Kendi yaşantısının acı taraflarından şiirlerinde çok bahsetti; şiirlerini bu acı yaşantının izleriyle ördü. Toplumcu gerçekçi çizgide şiirler yazdı. Anadolu coğrafyasındaki insanın izlerini sürdü. Yalnızca Türkiye’deki problemleri değil, Vietnam ve Küba gibi ülkelerin problemlerinden de bahsetti.

Şiirlerinde siyasi göndermelere geniş yer verdi. Kitaplarında gecekondusu yıkılan insanları, grev yapan işçileri, kırsaldan kente göçen insanları görmek mümkündür. Burjuvaziyi sert bir dille eleştiren şiirler de yazdı. Pek çok şiiri bestelendi (“Çilli Kız”, “Doğmamış Çocuklara”, “Suç” vs.). Şiirini özgün bir yapıya oturttu ancak bu yapıyı olgunlaştıramadan hayata veda etti.

Paylaşın

Muallim Naci Kimdir? Hayatı, Eserleri

1850 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Muallim Naci, 13 Nisan 1893 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Dilin yalınlaştırılmasını savunan Tanzimat Dönemi’nin önemli şair ve yazarlarından Muallim Naci’nin asıl adı Ömer’dir. 7 yaşındayken babasını kaybetti. Varna’ya dayısının yanına gönderildi. Orada medrese öğrenimi gördü. Bir yandan da Arapça, Farsça, Fransızca ve hat öğrendi. “Hulusî” mahlasıyla yazılar yazdı.

Haber Merkezi / Bir süre Varna Rüştiyesi’nde öğretmenlik yaptı. Sait Paşa’nın özel katibi olarak Rumeli ve Anadolu’nun birçok kentini dolaştı. İlk şiirlerini “Nacî” mahlasıyla 1867’den başlayarak yazdı. İstanbul’a geldi. Memuriyetten ayrıldı. 1883’te Ahmed Mithad Efendi’nin önerisiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmeye başladı. “Mesud-ı Harabî” takma adıyla yayınladığı aruzla yazılmış gazelleriyle ün yaptı. 1994’te Ahmed Mithad’ın kızıyla evlendi. Kayınpederi tarafından Tercüman-ı Hakikat’i eski edebiyat yanlılarının sözcüsü durumuna getirmekle suçlanınca istifa etti.

Yazılarını, Saadet, Tarik, Mürüvvet, Mirsad, İmdadü’l Midad gazeteleriyle, kendi çıkardığı Mecmua-i Muallim dergisinde sürdürdü. Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat dersleri verdi. Aruzla ve divan edebiyatının hemen her türünde yazdığı şiirler yüzünden eski edebiyatın temsilcisi sayıldı. Ama yeni edebiyata karşı çıkan, eskiyi savunan bir yazar olmadı, divan şiiri kurallarını da tam olarak uygulamadı. Eleştirilerini dilbilgisi ve aruz kurallarına bağlı kalınması noktasında yoğunlaştırdı.

Recaizade Mahmut Ekrem ve çevresindeki genç şairlerle giriştiği tartışmalar, döneminde Türk edebiyatına yeni bir soluk getirdi. Servet-i Fünun yazarlarını önemli ölçüde etkiledi. Eedebiyat tarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekti. Victor Hugo, S. Prudhomme, Alphonse de Musset ve Emile Zola’dan Türkçe’ye çeviriler yaptı.

Eserleri;

Şiir:

Terkib-i Bend-i Muallim Naci
Ateşpare (1883)
Şerâre (1884)
Fürûzan (1885)
Sümbüle (1889)
Yadigâr-ı Naci

Eleştiri:

Muallim (1886)
Demdeme (1886)

Anı:

Medrese Hatıraları (1885)
Ömer’in Çocukluğu (1890-1969)

Sözlük:

Lügat-ı Naci (1891-1978)

Araştırma:

Osmanlı Şairleri (1890-1986)
İstilahât-ı Edebiyye (1890-1984)
Esâmi (1890)

Mektup:

Muhaberat ve Muhaverat (1884)
Şöyle Böyle (1884)
Mektuplarım (1886)

Oyun:

Heder (ölümünden sonra, 1908)

(Kaynak: bilgiyelpazesi.com)

Paylaşın

Mithat Cemal Kuntay Kimdir? Hayatı, Eserleri

1885 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mithat Cemal Kuntay,  30 Mart 1956’da vefat etmiştir. Mithat Cemal Kuntay, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. İlk ve orta öğrenimini Aksaray’daki Mekteb-i Osmânî’de, lise eğitimini ise Galata’da Saint Joseph ve Vefa İdâdîsi’nde tamamlamıştır. Yüksek öğrenimine Mekteb-i Hukuk’da devam eden Kuntay, 1908 yılında Türkiye’de bu alandaki ilk hukuk doktoru unvanını almıştır.

Haber Merkezi / Meslek hayatına Adliye Nezâreti Hususi Kalemi’nde umumi kâtip olarak başlamış, müdür yardımcısı olarak terfi etmiş, daha sonra Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinde bulunmuştur. 1923’de kendi isteğiyle Beyoğlu 4. Noterliği’ne geçmiş ve ölünceye kadar bu mesleği icra etmiştir. Bu noterlik aynı zamanda, devrin önemli edebiyatçılarının gelip gittiği bir edebiyat mahfili özelliği kazanmıştır. Evliliğini Eski Şûarâ-yı Devlet âzâsından Nuh Bey’in kızı Nâile Hanım ile gerçekleştirmiştir.

Roman, şiir, biyografi, tiyatro, antoloji, inceleme gibi farklı alanlarda çeşitli eserler ortaya koyan Mithat Cemal’in edebiyata olan ilgisi annesinin çocukken kendisine okuduğu Nâmık Kemal’in Cezmi romanıyla başlamış daha sonra ise bu ilgi, şiire yönelmiştir. Yazarın edebiyatımızda tanınması ise 1908’den sonra kaleme aldığı şiirlerle olmuştur. Özellikle Mehmet Âkif’le birlikte yazdıkları “Acem Şâhı” ve tek başına yazdığı “Elhamra” adlı şiirler, Mithat Cemal’e ilk şöhreti getirmiştir. Mithat Cemal’in sanatında, Mehmet Âkif, Abdülhak Hâmit ve Namık Kemal’in büyük etkileri vardır. Bu etkiyi eserlerinde dâima hissederiz. İşlediği konular ve kullandığı üslûp bakımından bu sanatçıları hatırlatır. Özellikle onun için hem arkadaş, hem öğretmen konumunda olan Mehmet Âkif’in, hayatında ayrı bir yeri vardır. Âkif’e sonsuz hayranlık duyan Mithat Cemal, gençliğinde onun çevresinde yetişmiştir.

Yazar bunun bir sonucu olarak, Sırât-ı Müstakîm ve Tercümân-ı Hakîkat gibi dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarla adını duyurmaya başlamış, daha çok kahramanlık ve vatan sevgisi temalarını işleyen şiirleriyle tanınmıştır. Aruz veznini kullanan ve aruzun son temsilcilerinden sayılan Mithat Cemal’in tarihî ve içtimaî konulu şiirlerinde Mehmed Âkif ile Yahya Kemal’in, epik şiirlerinde ise Abdülhak Hâmid’in etkisi görülür. Tarih sevgisi, geçmişin büyüklüğü ve güzel tarafları onun konuları arasında ilk sırada yer alır.

Türk edebiyatında daha çok ilk ve tek romanı olan Üç İstanbul adlı eseriyle tanınan Mithat Cemal, bu eseriyle Türk romanı incelemelerinde sıklıkla kendisinden söz ettirmiştir. Kabaca Osmanlı Devleti’nin son devrini kapsayan Abdülhamid, İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde geçen eserde, bu üç ayrı dönemin sosyolojik ve kültürel özelliklerine ayna tutulduğu görülmektedir. Özellikle roman kişilerinin sözü edilen dönemlerdeki yaşam biçimleri ve bu yaşam biçimlerinin zaman ve mekâna göre gösterdikleri değişimler, Üç İstanbul’un dikkate değer özelliklerinden biri olmuştur.

Mithat Cemal Üç İstanbul’da, dengelerin alt üst olduğu, sefahat ve sefalet sahnelerinin yaygınlaştığı çöküş dönemi şartlarında zamansız bir çıkış yaparak sınıf değiştirmek isteyen tipik bir Osmanlı aydınının yükselişini ve düşüşünü anlatır. Aynı zamanda Meşrutiyet ülkücülüğünün küçük çıkar hesapları karşısında nasıl yok olduğunu da çarpıcı sahnelerle gözler önüne serer. Yazıldığı dönemde olumlu olumsuz pek çok eleştiriyi yüklenen roman, Şair Raif, Dağıstanlı Hoca, Hidayet gibi pek çok örneği görülen ve tip düzeyinde kalan kişileri yanında, Adnan, Belkıs gibi karakterleriyle de dikkatleri üzerine çeker.

Türk nesrinin ustalarından sayılan Mithat Cemal’in Resimli Kitab, Güneş, Çınaraltı, Servet-i Fünûn, Harb Mecmuası gibi dergilerde yazı ve şiirleri, Son Posta gazetesinde de ölümünden bir hafta öncesine kadar “Köşe Penceresi” başlığıyla her gün yazdığı köşesinde, günlük fıkraları ve makaleleri bulunmaktadır. Yazarın bu eserlerinin yanı sıra, edebiyat tarihimiz açısından önem taşıyan monografi çalışmaları söz konusudur. Mehmet Âkif, Namık Kemal ve Ali Suâvî hakkında yazılmış bu eserlerin dışında, Tevfik Fikret hakkında bir çalışma yapmak istemiş, fakat belgelerini topladığı halde, yazmaya ömrü yetmemiştir. Bu belgeler, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tanzim ettirilerek, edebiyatımıza kazandırılmıştır. Aynırıca Sâdullah Paşa’nın hayatını yazmak için belgeleri toplamış, fakat bu kitabı yazmamıştır.

Mithat Cemâl’in aynı zamanda, adapte tiyatro çevirileri dışında, iki adet telif tiyatro eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilki I. Meşrutiyet ve II. Abdülhamit döneminin konu edildiği Kemal, diğeri ise Çanakkale Savaşı hakkında yazılmış olan Yirmisekiz Kânûn-ı Evvel adlı eserdir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Mitat Çelik Kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında Gaziantep’in İslahiye İlçesinde dünyaya gelen Mitat Çelik, İslahiye Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu’ndaki öğrenimini tamamlamadan bıraktı. Beş yıl kitapçılık yaptı. Beş yıl süreyle Şiirin adlı şiir ve poetika dergisi çıkardı.

Haber Merkezi / Zamandükkanı ve Operadaki Hayalet isimli fanzinleri Mersin’de çıkardı, periyotsuz olarak çıkarmaya devam etmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yer aldı. Hâlen Mersin’de yaşamakta ve yazı çalışmalarını bu şehirde sürdürmektedir.

Mitat Çelik’in şiir ve yazıları Akatalpa, Andız, Aydınlık Kitap, Bireylikler, Düş(v)eYaz, Eliz Edebiyat, Islık, İmlasız, Radikal Kitap, Şiirin, Ücra ve Yaratım gibi süreli yayınlarda yer almıştır. İlk şiir kitabı Serpene adıyla 2007 yılında yayımlanmıştır. Şair, kitabın tanıtım yazısında “Mitat Çelik, şiir adına çekilen çilenin hasını bilenlerden. Mersin’de, alçakgönüllü bir tavırla, sabırla şiire duranlardan Mitat. Bir dizenin dünyada kıpırdattığı, etkilediği gerçek alanını bilenlerden. Okuyucu onun adını daha çok duyacak.” cümleleriyle değerlendirilmiştir.

Çelik’in Şiirden Yayınlarından çıkan ikinci şiir kitabı Yengeç Avı (2018), “Yengeç Avı”, “Ücralıklar” ve “Kış Düğünü” olmak üzere üç bölüm ve toplam otuz sekiz şiirden oluşmaktadır.

Şair, eserin içeriğini şu cümlelerle dile getirmiştir: “Poetik çalışmaları saymazsak Serpene’den sonra ikinci şiir kitabımın raflarda yerini alması 10 yılı buldu. Az yazan bir insan olarak handikaplarımı biliyorum, fakat Mersin’de opera figüranlığı gibi uzun renkli yıllar araya girdi. Sahnede olmak şiirin bir başka türeviymiş bunu anladım. Bu yıllara halen inanamıyorum; Saraydan Kız Kaçırma, La Traviata, Damdaki Kemancı, Aşk İkisi, vs. Operada keşfedilecek pek çok dünya var. Yani bunca yıl bir başka şiirin içinde kaldım diyebilirim. Bu kitapta, işte böylesine yapılmış şiirlerin bazıları yer aldı.” Şairin üçüncü şiir kitabı Taş ve Zambak adıyla 2019 yılında yayımlanmıştır.

Paylaşın

Mine Hoşcan Bilge Kimdir? Hayatı, Eserleri

1968 yılında Ankara’da dünyaya gelen Mine Hoşcan Bilge, ilkokulu Ahmet Vefik Paşa İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Çankaya Lisesi’nde bitirdi. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde Prof. Dr. Talat Sait Halman’dan “İmgebilim” başlığı altında çeşitli dersler almış olup, “Metinlerde İmgelerin Tespiti” konusunda ayrıntılı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitimin Kültürel Temelleri Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Sedat Sever’den yüksek lisans programında “Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü” ve “Çocuk Edebiyatı Eleştirisi’ konularında dersler almıştır.Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Anabilim Dalı’nda, İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi danışmanlığında “Yaşar Kemal’in Kimsecik Üçlemesinde İnsan Hakları” başlıklı tez çalışması ile yüksek lisans tezini tamamlamıştır.

Halen Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü İnsan Hakları Programı’nda özel öğrenci olarak doktora çalışmalarına devam etmektedir.  Ayrıca metin çözümlemede varolan bazı kuram ve söylemleri, yeni terminolojiyle bir çatı altında toplayarak adlandırdığı “Arayüz Kuramı” üzerinde çalışmakta ve “Metinleri Arayüzü ile Okumak” başlığı altında yayıma hazırlamaktadır.Metinlere dair araştırma, inceleme, eleştiri ve metin çözümleme konularında, deneme ve makaleler yazmakta olup, yazıları, ayrıca şiir ve öyküleri, Türk Dili, Beşparmak, Yom Sanat, Budala, Erciyes, Akatalpa, Ardıç Kuşu, Kum, Düşe Yazma, Bahçe, Öykü Şiir, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Patika, İle, Eşik Cini ve Berfin Bahar, Dil Dergisi, Hece Öykü vb. gibi edebiyat ve çeşitli akademi dergilerinde yayımlanmıştır.

Uzun bir dönem Öykü Teknesi Dergisi Ortak Çalışma Grubu’nda çalışmalarına devam etmiş olup, halen edebiyat ve akademi dergilerinde dosya konusu yazarların kitapları da dâhil olmak üzere, metinlere dair inceleme, araştırma ve eleştiri yazıları yazmakta ve yazarlarla söyleşilerini sürdürerek yayımlamaktadır. “Adı Sen Olsun” (1998. Art Yayınları, Ankara) ve “Unutmuşum Senin Yüreğin Yoktu” (2002. Sal Yayıncılık, Ankara) isimli kitapları bulunmaktadır. Ayrıca “Öykü Teknesi Dergisi Ortak Kitap 1” (2009. Kanguru Yayınları, Ankara) isimli ortak kitapta da öyküleri yer almaktadır. Bu çalışmalarının yanı sıra, redaktörlük, editörlük ve lektörlük yapmakta ve metin çözümleme ve inceleme konularında dersler vermektedir.  Eczacılık mesleğini de sürdürmekte olan Bilge, evli ve iki çocuk annesidir.

Paylaşın

Mevlüt Kaplan Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Haziran 1930 yılında Konya’nın Akşehir İlçesine bağlı Ökes Köyünde dünyaya gelen Mevlüt Kaplan, 1948’de Ereğli İvriz Köy Enstitüsü’nü bitirdi. 1955’de Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim Bölümünden mezun oldu. Almanya ve İngiltere’de çocuk edebiyatı üzerine öğrenim gören Kaplan, 1962’de Marylebone Dil Koleji’ni bitirdi.

Haber Merkezi / Bir yıl Londra BBC Radyosu’nda çalıştı. Konya ve Akşehir’de öğretmenlik, Mersin ve Antalya’da ilköğretim müfettişliği, İzmir’de eğitim uzmanlığı yaptı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucuları arasından yer aldı. 1964’te İzmir’de Özgür Eğitim Yayınevi’ni kurdu. 1953’te Eşeğimiz ve Ben adlı kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile yargılandı ve aklandı.

1997’den sonra adına edebiyat ödülü (Mevlüt Kaplan Edebiyat Ödülü) düzenlendi. 1996-2000 yılları arasında Kültür Bakanlığı danışmanlığı yaptı. 1981’de emekliye ayrıldı. 1958’de öğretmen Ayten Kaplan’la evlenen yazarın Özlem ve Özgür adında iki çocuğu vardır. Eşi Ayten Hanım 22 Şubat 2019 tarihinde vefat etti.

Mevlüt Kaplan’ın ilk şiiri “Yaylada”, 1946’da Samsun’da çıkan Yayla dergisinde yayımlandı. Daha sonra şiir ve yazıları Ülkü, Erciyes, Edebiyat Dünyası, Kaynak, Fikirler, Sultandağı, İvris, Köy Postası, Sabah Postası, Demokrat İzmir, Cumhuriyet, Demet, Yücel, Köy ve Eğitim, İmece, Yeni Ufuklar, 20. Asır gibi dergi ve gazetelerde okuyucularla buluştu.

Eğitimciler Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Mevlüt Kaplan, çocuk edebiyatı alanında çeşitli dernek ve örgütlerden çok sayıda ödül aldı. İlk ödülü, şiir dalında 1947’de Bursa Nilüfer dergisinden aldığı üçüncülüktür. 2009’da edebiyata hizmeti nedeniyle İzmir/Konak Belediyesi tarafından yaşadığı sokağa Mevlüt Kaplan adı verildi.

Öğretmenlik, eğitim uzmanlığı, ilköğretim müfettişliği, Kültür Bakanlığı Seçici Kurul Üyeliği ve yayın danışmanlığı görevlerinde bulundu. Masal, şiir, öykü yazarlığının yanında ilköğretim öğrencileri için ders ve eğitim kitapları da yazdı. Yayımlanan kitap sayısı 600’ü aştı. Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı kurularında yer aldı. İzmir’de ilk kez Türkiye İlköğretim Müfettişleri Sendikasını (TİM-DER) kurdu.

CHP örgütlerinde delege, merkez ilçe yöneticiliği, halkla ilişkiler koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. Eğitimciler Derneği, Tüm İlköğretim Müfettişleri Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Kıbrıs-Avrasya-Balkanlar Türk Edebiyatları Kurumu Derneği, Türk Dil Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Yaşamını İzmir’de sürdürmektedir.

Yazın yaşamı, 1945 yılında Konya Ereğli İvriz Köy Enstitüsü’nde iken başlayan ve çocuk edebiyatı sahasında oldukça üretken bir isim olan Mevlüt Kaplan, eserlerinde eğitimci kimliğini ön planda tutmuştur. 600’den fazla eser kaleme alan yazar, Anadolu’nun mekân olarak kullanıldığı gerçekçi eserlerinde çocukları bilgilendirmeyi de ihmal etmemiştir. Düş yüklü masallar yerine gerçeklere odaklanan Kaplan, anlatım olarak da halk diline yakın sade bir üslubu tercih etmiştir. Toplumcu gerçekçi çizgide çocuklar için yazdığı eserlerinde onlara öğütler vermeyi ihmal etmemiştir.

Mevlüt Kaplan, eğitimci kimliğinin gerektirdiği sorumlulukla çocuklara yönelik masallar, şiirler, romanlar, öylüler kaleme almış; derlemeler yapmıştır. Nasrettin Hoca’dan Keloğlan’a, Anadolu Masalları’ndan Kurtuluş Savaşı öykülerine, bilmecelerden tekerlemelere kadar pek çok alanda derlemeler yapan Kaplan, bu yolla çocukları eğlendirirken bilgilendirmeyi amaçlamıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Metin Üstündağ Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1965 yılında Erzincan’da dünyaya gelen Metin Üstündağ, ilkokulu üçüncü sınıfa kadar doğduğu köyde okudu. Sekiz yaşından beri İstanbul’da yaşayan Üstündağ, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Kasımpaşa Lisesini bitirdikten sonra başladığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Görüntü Sanatları Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bir süre Çarşaf ve Gırgır gibi mizah dergilerinde çalıştı. Arkadaşlarıyla Limon dergisini kurdu, Nankör ve Deli dergilerini çıkaranlar arasında bulundu. Adı Leman olarak değiştirlen Limon dergisine tekrar döndü. Ardından Öküz ve Penguen dergilerini çıkardı. Hayvan ve Ot ve dergilerinde de çalışan Üstündağ, ayrıca 2015 yılında Yumuşak G isimli bir dergi çıkardı. 2014 Kabataşlılar Derneği Nehar Tüblek Karikatürist Onur Ödülü verilen Üstündağ, İstanbul’da yaşamakta ve yazı çalışmalarını burada sürdürmektedir. TYS ve Türkiye PEN üyesidir.

Metin Üstündağ, gerek çalıştığı gerekse çıkardığı dergilerde karikatür, şiir ve yazılarını yayımlamış böylece edebiyat dünyasında adını duyurmuştur. Şiir, roman ve deneme kitapları bulunan Üstündağ, mizah edebiyatımızda daha çok karikatürist kimliğiyle ön plana çıkmış ve bu alanda dikkat çeken yazarlardan biri olmuştur. Özellikle üç kitaplık seri hâlinde yayımladığı Pazar Sevişgenleri ve Şiyir Sevişgenleri mizah edebiyatımızda okurlar tarafından yoğun ilgiyle karşılanmıştır.

Yazar, bu eserlerin içeriğini ve karakterlerin özelliklerini şöyle dile getirmiştir: “Pazar Sevişgenleri içgüdüleriyle Şiyir Sevişgenleri akıllarını kullanmaya çalışarak sürüyorlar hayatlarını. Pazar Sevişgenleri, sadece yaşıyor, Şiyir Sevişgenleri’yse yaşadıkları üzerine oturup tartışıyorlar. Aşk içgüdüsel ilişki planlı gelişiyor sanki. İnsanlar madde bağımlısı olabildiği gibi aşk ve ilişki bağımlısı da olabiliyor. Bıkmadan, usanmadan, gücüm yettiğince, keyifle irdeleyebileceğim, bir alan olarak görünüyor banaaşk ve meşk durumları.”

Metin Celâl, Üstündağ’ı Langadank (1989)’tan itibaren çizdiği, birkaç sözcükten oluşan kısa cümleli ve aforizmasal nitelikteki karikatürleriyle mizah türünde üstat olarak değerlendirmiştir. “Sokak, şiir, felsefe, gündelik hayat ve tüm sanat ürünleri bilmeden kendiliğinden besliyor… Aşk ve tutkudur belki de tek ilham kaynağı… Neye aşk ve tutkuyla bağlanırsanız ortaya iyi bir şey çıkar…” cümleleriyle sanatındaki ilham kaynaklarını dile getiren Metin Üstündağ şiir kitapları ve romanlar da yayımlamıştır.

Ergülen’e göre Metin Üstündağ şiirde hınzırlık geleneğinin en hakikatli üyelerindendir: “Met Üst’ün şiirleri galiba şiir ve hakikat ilişkisine, çağımızda verilecek en sıkı cevaplardan.” Üstündağ ilk romanı Üniversiteli’nin Çırpınışı (2002)’nda, içimizden biri olan bir üniversitelinin, bir mühendisin, hayatından bir kesiti anlatmaktadır. Bocalama ve umutsuzluk içerisinde bile ülkesi, insanları için güzel şeyler hayal edebilmekte, hatta elinden geldiğince uygulamaktadır.

Özellikle okumuş insanın içine düştüğü durumu sergilemekte; okumayı, özellikle üniversiteyi düşünenlere yol göstermekte, ileride başlarına gelebilecekler hakkında uyarmakta, onlara sabır ve direnme gücü aşılamaya çalışmaktadır. Geçmişe dönüp kendisiyle hesaplaşmakta, geçen yıllarının muhasebesini yapmakta, bir pencere açıp son elli, hatta yüzyılın bir tahlilini yapmakta, kendi görüş açısından değerlendirme yapıp, doğruları ve yanlışları irdelemektedir.

Üstündağ’ın ikinci romanı Kabusa Uyanış (2009); Anadolu’nun ücra bir köşesinde göreve başlayıp, tatlı bir sürgün sonucu İstanbul’da yaşam savaşı vermeye çalışan çilekeş öğretmenlerden birinin dramını içermektedir. Metin Üstündağ, şiir, roman ve mizah türünde yayımladığı kitaplarıyla üretken bir isim olmuş ve mizah edebiyatımızda eleştirmenlerce adı sık sık zikredilmiştir.

Paylaşın