Beynin “Mavi Noktası” Alzheimer’ın Erken Teşhisi İçin Anahtar Olabilir

Beynin locus coeruleus adı verilen küçük ama önemli bir bölümü, bazı kişilerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin neden daha yüksek olabileceğini anlamaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Cornell Üniversitesi’nde yapılan ve Neurobiology of Aging dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bir kişinin yaşamı boyunca beynindeki bu küçük bölgede meydana gelen değişikliklerin bilişsel sağlıkla bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Beyin sapının derinliklerinde bulunan locus coeruleus, beynin “mavi noktası” olarak bilinir, locus coeruleus, kendisine mavi rengini veren nöromelanin adı verilen bir pigment içerir.

Araştırmada, 19 ila 86 yaşları arasındaki 134 katılımcının beyinlerindeki mavi rengin yoğunluğu ölçüldü.

Katılımcıların, yaşamları boyunca, nöromelanin seviyeleri ters U şeklinde bir eğri izledi. Bu, nöromelaninin orta yaşın sonlarında biriktiği ve zirveye ulaştığı, ancak 60 yaşından sonra keskin bir şekilde azaldığı anlamına gelir.

60 yaşından sonra daha fazla nöromelanin koruyan katılımcıların bilişsel testlerde daha iyi performans gösterdikleri görüldü.

Prof. Adam Anderson, araştırma sonuçlarının bir kişinin sağlıklı bir yaşlanma yolunda olup olmadığını veya bilişsel gerileme riski altında olup olmadığını tespit etmeye yardımcı olabileceğini söyledi.

Alzheimer hastalığı, genellikle yaşlılarda görülen, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Beyin hücrelerinin ölümüyle sonuçlanan bu durum, hafıza kaybı, bilişsel işlevlerde azalma ve davranış değişiklikleriyle karakterizedir.

Alzheimer’ın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik faktörler (ör. APOE geni), beta-amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikimi, beyin iltihabı ve çevresel faktörler rol oynar.

Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon kişi demansla yaşıyor; Alzheimer, demansın yüzde 60-70’ini oluşturuyor.

Paylaşın

Alkol, Bunama Riskini İki Katına Çıkarıyor

Yeni yayınlanan bir araştırma, her hafta sekiz kadehten daha fazla alkol tüketenlerin, alkol tüketmeyenlere oranla bunama gibi beyin hasarı riskinin iki katına çıktığını öne sürüyor.

Haber Merkezi / Araştırmada yer alan bilim insanları, her hafta sekiz kadeh veya daha fazla alkollü içecek içenlerin hafıza ve düşünme sorunlarıyla ilişkili beyin lezyonları riskinin arttığını söylüyor.

Sao Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı araştırma Neurology dergisinde yayımlandı.

Araştırma, haftada sekiz veya daha fazla alkollü içecek tüketen kişilerde, beyinde hyalüin arterioloskleroz adı verilen lezyonların (küçük kan damarlarının kalınlaşması ve sertleşmesiyle oluşan hasar alanları) riskinin arttığını ortaya koydu. Bu lezyonlar, bellek ve düşünme problemleriyle ilişkilendirilen beyin hasarının bir göstergesidir.

Araştırmada, bin 781 kişinin (ortalama ölüm yaşı 75) beyin otopsileri incelendi ve alkol tüketim alışkanlıklarına göre dört gruba ayrıldı: hiç içmeyenler (965 kişi), haftada yedi veya daha az içen ılımlı içiciler (319 kişi), haftada sekiz veya daha fazla içen ağır içiciler (129 kişi) ve eski ağır içiciler (368 kişi).

Bulgular, ağır içicilerde ve eski ağır içicilerde beyin lezyonlarının daha yaygın olduğunu gösterdi; örneğin, eski ağır içicilerde bu lezyonların görülme olasılığı hiç içmeyenlere kıyasla %89 daha yüksek bulundu. Ayrıca, ağır içicilerin, hiç içmeyenlere göre ortalama 13 yıl daha erken öldüğü tespit edildi.

Araştırmanın yazarı Dr. Alberto Fernando Oliveira Justo, “Ağır alkol tüketimi, artan sağlık sorunları ve ölümle bağlantılı büyük bir küresel sağlık sorunudur. Araştırmamız, ağır alkol tüketiminin beyne zarar verdiğini ve bunun uzun vadede bellek ile düşünme yeteneklerini etkileyebilecek hasarlara yol açtığını gösteriyor” dedi.

Paylaşın

Depresyon İlaçları Beyne Zarar Verebilir Mi?

Doktorlar, depresyon sorunu olanlara genellikle benzodiazepin adı verilen ilaçlar tavsiye ederler. Bu ilaçlar kısa vadede oldukça etkili olsa da, uzun süre kullanıldıklarında farklı sorunlara neden olabilirler.

Haber Merkezi / Yakın zamana kadar, benzodiazepinlerin neden olduğu sorunlar iyi anlaşılamamıştı. Ancak, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden araştırmacılar, soruna ışık tutan önemli bir keşifte bulundular.

Araştırmacılar, anksiyete ve uyku bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının sinaps kaybına yol açabileceğini keşfettiler. Beyin, sinir hücreleri arasında karmaşık bir bağlantı ağı gibi çalışır ve bu bağlantılara sinaps denir.

Benzodiazepin uzun süre alındığında, mikroglia adı verilen ve beyin hücrelerinde bulunan bir proteine ​​bağlanır. Bu proteine ​​translokatör protein veya TSPO denir. İlaç TSPO’ya bağlandığında, mikrogliayı aktive eder.

Mikroglia, bir kez aktive edildiğinde, sinapsları parçalamaya ve temizlemeye başlar, bu da sinir hücreleri arasındaki bağlantı sayısını azaltır. Sinaps kaybı özellikle yaşlı yetişkinlerde, hafıza sorunlarına yol açabilir ve bunama gibi rahatsızlıkların riskini artırabilir.

Araştırmacılar, enzodiazepinlerin beyni nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için fareler üzerinde bir deney gerçekleştirdiler. Farelere birkaç hafta boyunca diazepam (genellikle valium olarak bilinir) adı verilen bir benzodiazepin ilacını verdiler. Araştırmacılar, bu süre zarfında farelerin beyinlerindeki değişiklikleri izlediler.

Araştırmacılar, farelerin sinapslarını kaybetmeye başladıkça hafıza sorunları belirtileri göstermeye başladıklarını fark ettiler. Araştırmacılar ayrıca, ilacı bırakmanın bu etkilerden bazılarını tersine çevirmeye yardımcı olabileceğini buldular.

Araştırma ne anlama geliyor?

Araştırma, benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının, özellikle yaşlı yetişkinler için neden zararlı olabileceğine dair daha net bir açıklama sağlaması bakımından önemlidir. Ancak bu, benzodiazepinler kötü olduğu anlamına gelmez. Benzodiazepinler, doğru ve kısa süreli kullanıldığında anksiyete ve uyku bozuklukları gibi depresyon sorunlarının tedavisinde oldukça etkilidir.

Paylaşın

Koşullar Beyninizi Nasıl Değiştirir?

Yaşlandıkça vücudunuz fark edilir şekilde değişikliğe uğrar. Saçlarınız grileşir, cildiniz kırışır ve elastikiyetini kaybeder. Daha az belirgin olan ise beyninizde meydana gelen değişikliklerdir.

Haber Merkezi / Normal yaşlanma süreci bilişsel yeteneklerde ince değişikliklere neden olurken, travmatik bir şey yaşadığınızda, beyniniz “kaç ya da savaş” tepkisini tetikler. Çoğu durumda beyin travma ile başa çıkar, ama bazı durumlarda travmaya bağlı bilişsel bozukluklar yaşanabilir.

Depresyon: Depresyon sadece ruh halinizi etkilemez, bozukluk beyninizi de değiştirebilir. Uzmanlar, depresyonun beyinin bazı bölgelerindeki aktiviteyi azalttığını söylüyor.

Bir araştırma, on yıldan uzun süre depresyonda olan kişilerin yaklaşık yüzde 30 daha fazla beyin iltihabına sahip olduğunu ortaya koydu. Bu durum, beyin hücresi kaybına yol açabilir, bu da hafıza sorunları ve bunama olasılığını artırabilir.

Felç: Felç, beyninizin bir kısmına giden kan akışı durduğunda meydana gelir. Bu durum, kalıcı beyin hasarına neden olur ve ölüme ve sakatlığa yol açabilir.

Alkol bozukluğu: Alkol, bulanık görüşe, peltek konuşmaya ve hafıza kaybına neden olabilir. Bunun nedeni alkolün beyin hücrelerini öldürmesidir. Araştırmalar, alkol tüketiminin beynin belirli kısımlarını da küçültebileceğini ortaya koyuyor.

Şizofreni: Şizofreni hastalarının beyinleri, bu bozukluğu olmayanlardan farklıdır. Taramalar, beyni oluşturan yağlı madde olan gri ve beyaz maddeyi kaybettiklerini göstermektedir. Beyaz madde, bilginin taşındığı beynin derinliklerinde yer alır. Gri madde onu çevreler ve beynin bilgiyi işlemesine yardımcı olur.

Alzheimer: Beyinde nöron adı verilen hücreler bulunur. Bunlar kimyasal ve elektriksel sinyaller aracılığıyla birbirleriyle “konuşur” ve vücudunuzun geri kalanına mesajlar gönderir. Alzheimer, bu iletişimi bozar. Bozulmanın iki proteinin, amiloid ve taunun birikmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Migren: Migreni olan kişilerin beyinlerindeki bazı sinirler stres veya parlak ışık gibi tetikleyicilere aşırı tepki verir. Bu, kimyasalların beyindeki kan damarlarını daraltmasına neden olan bir aktivite dalgası başlatır. Bu da baş ağrısına ve diğer semptomlara neden olur. Zamanla, kronik migren, beyindeki gri ve beyaz madde kaybına neden olabilir.

Beyin Anevrizması: Beyin anevrizması, bir kan damarındaki zayıf noktadır. Bu nokta veya noktalar şişer veya dışarı doğru çıkıntı yapar. Zamanla yırtılır ve kan sızdırır. Bu, beyinde veya beyin ile astarı arasındaki bölgede kanamaya neden olur. Bunlar hemorajik inmelerdir. Bu durum, baş ağrısına, mide bulantısına, nöbetlere ve hatta ölüme yol açabilir.

Beyin sarsıntısı: Birçok talihsizlik beyin sarsıntısına neden olabilir. Beyin sarsıntıları beyindeki kimyasalların dengesini bozarak sinir hücresi işlevine zarar verir ve iltihaplanmaya neden olur.

Multipl skleroz: Multipl skleroz durumunda, bağışıklık sistemi beyindeki ve omurilikteki sinirlere saldırır. Vücut, sinirlerin etrafındaki yalıtım tabakası olan miyeline zarar vermek için beyaz kan hücreleri gönderir. Bu, sinir hasarına neden olur ve beyne giden ve beyinden gelen bilgi akışını bozar.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu: Uzmanlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi DEHB semptomlarının beyin farklılıklarından kaynaklandığını düşünüyor. Araştırmalar, DEHB’li kişilerde daha az gri ve beyaz madde olduğunu gösteriyor.

Paylaşın

Beyin, Hayatın Ritmine Uyum Sağlamak İçin Zamanı Büküyor

Yaşamın ritmi, doğası gereği öngörülemez; yaşam hızla geçip gidiyormuş gibi görünen anlar ile ağır adımlarla ilerleyen anlar arasında gidip geliyor. Beyin, zamanı ihtiyaçlara göre uyarlar.

Haber Merkezi / İnsanlar, ister bir konuşmanın ritmini ister yoğun bir kalabalığın temposunu yakalamak olsun, bu zamansal değişimlere uyum sağlama konusunda dikkate değer bir yetenek ortaya koyuyor.

Beynin bu ayarlamaları nasıl düzenlediği gizemi ise bilim insanlarını çok uzun süredir şaşırtıyor.

Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan Profesör Arkarup Banerjee ve ekibi, konuya ilişkin dikkat çeken bir araştırmaya imza attı.

Araştırmada, beynin zamanı nasıl işlediğini anlama konusunda ilerleme kaydeden bilim insanları, sinirsel esneklik ve bilişsel işlevler hakkındaki anlatıyı yeniden yazdı.

Arkarup Banerjee ve ekibi, araştırmada, Kosta Rika’ya özgü ve insan tarafından algılanabilen seslendirmeleriyle bilinen, Alston’ın şarkı söyleyen faresi adlı özel bir türü inceledi.

Bu fareler, uzunluğu ve temposu değişen şarkılar aracılığıyla iletişim kuruyor; bu da onları zamanın esnekliğini nasıl yönetebileceğini araştırmak için ideal canlılar haline getiriyor.

Banerjee ve ekibi, bu farelerdeki orofasiyal motor kortekste (OMC) meydana gelen aktiviteleri analiz ederek, “zamansal ölçeklendirme” adını verdikleri bir olguyu gözlemlediler.

OMC nöronları, mutlak zamanı ölçen bir saatin aksine, zamanı kodluyor gibi görünüyor. 

“Nöronlar, aslında zaman aralığını yavaşlatıyorlar veya hızlandırıyorlar” diyen Arkarup Banerjee, “Aynı eylemi farklı hızlarda yapmamız gereken birçok durum var. Asıl soru, beynin bunu nasıl yaptığıdır?” ifadelerini kullandı.

Araştırma, beynin değişen koşullara uyum sağlamak için zaman algısını nasıl bükebildiğine dair ilginç bilgiler sunuyor.

Araştırma, Nature Neuroscience dergisinde yayınlandı.

Paylaşın

Hakarete Uğramanın Beyinde ‘Tokat Etkisi Yarattığı’ Keşfedildi

Yapılan yeni bir araştırma, hakarete uğramanın yarattığı şokun güzel gözler karşısında duyulan mutluluktan neden daha etkili olduğunu açıklığa kavuşturdu. Buna göre hakaret içerikli sözlere maruz kalmak beyinde daha fazla aktiviteye neden oluyor.

Hollandalı dil araştırmacısı Marijn Struiksma ve meslektaşlarının yürüttüğü çalışmada beynin hakaretlere, iltifatlara veya nötr sözlere nasıl tepki verdiğine odaklanıldı.

İlk olarak, araştırmaya kaydolan 79 kadın gönüllünün kafa derisine elektrotlar yerleştirildi. Sonra katılımcılar, hayali bir erkek tarafından hakaretlere maruz bırakıldı.

Hakaret içerikli sözlerin katılımcıların zihinleri üzerindeki etkisi, beyindeki elektriksel aktivitenin ölçülmesiyle değerlendirildi.

Benzer şekilde, katılımcıların iltifatlar karşısındaki beyin aktivitesi de elektrotlar aracılığıyla ölçüldü.

Bilimsel dergi Frontiers in Communication’da yayımlanan bulgular, hakaretlerin beyin aktivitesinde iltifatlardan daha büyük bir hareketlilik yarattığını ortaya koydu.

Hakaret karşısında beyin aktiviteleri son derece hızlı ortaya çıktığından, araştırmacılar ağır sözlerin beyinde “tokat etkisi yarattığını” ifade etti.

Dahası hakaretin kime yöneltildiği de dinleyicilerin beyninin ön kısmında meydana gelen bu aktivitede değişikliğe neden olmadı.

Ayrıca saldırgan ifadeler, ne sıklıkla duyulduklarına bakılmaksızın, deney boyunca beynin dikkatini çekmeye devam etti.

Araştırma ekibi, beynin iltifatlara da en azından elektriksel düzeyde istikrarlı bir tepki verdiğini tespit etti.

Deneyde olumlu ifadeler, daha küçük beyin dalgalarını aktifleştirdi. Ancak araştırmacıların beklediğinin aksine bunlar zamanla azalmadı ve bir çeşit doygunluğa ulaştı.

Bulgular, beynin olumsuz olaylara, olumlu deneyimlerden daha fazla odaklanmasının en önemli nedenlerinden birini gözler önüne seriyor.

Öte yandan araştırma ekibi, deneyin çok küçük bir kitle üzerinde yapıldığını ve katılımcıların tamamının kadınlardan oluştuğunu vurguladı. Bu da elde edilen sonuçların ileri araştırmalarla desteklenmesi gerektiği anlamına geliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Beynin Elektrikle Uyarılması Hafızayı Güçlendiriyor

Yeni bir araştırmaya göre, beynin dört gün boyunca günde 20 dakika süreyle zayıf elektrik akımı ile uyarılması, yaşlanmayla birlikte gelen hafızadaki çalışma ve uzun süreli düşüşü tersine çeviriyor.

Diğer bir elektrikli beyin stimülasyonu, hafızayı geliştiriyor.

Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan araştırma, beyne normal sinirsel aktiviteyi taklit eden zayıf elektrik akımı verilmesinin ileri yaşlı, sağlıklı yetişkinlerde kısa vadede hafızayı güçlendirebileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma kapsamında ileri yaşlı 150 kişiye, dört gün boyunca peş peşe boneye benzer şapka bir giydirildi ve beyinlerinin bazı bölümlerinin düşük dozda elektrik darbeleriyle uyarılması sağlandı.

Deneklere, yapılan 20 dakikalık seanslar (nöromodülasyon) sırasında, her biri 20 kelimeden oluşan beşer liste verildi ve bunları hatırlamaları istendi.

Bazılarında titreşimler, beynin kısa süreli hafızayla ilgili olduğu bilinen ve yeni öğrenilen bir telefon numarasının depolandığı bir bölgeye yönlendirildi.

Bu kişiler, yakın zamanda kendilerine söylenen kelimelerden kaç tanesini hatırladıklarını görmek için test edildi.

Diğerlerinde ise titreşim daha ileriye, anıların daha uzun süreli depolandığı bilinen bölgeye yönlendirildi.

Onlar açısından da test, bilmeseler de, eski kelimelerden kaçını hatırladıklarını görmekti.

Tedaviden sonra, katılımcıların neredeyse tamamı hafıza testlerinden ve daha önce yapılan kontrollerden daha iyi performans sergiledi.

Başlangıçta daha kötü puan alan denekler ise seansların sonunda en fazla iyileşmeyi gösteren kişiler oldu.

Etki bir ay sonra da görüldü

Boston Üniversitesi öncülüğünde yürütülen araştırmaya göre, beyni zayıf akımlı elektrik darbeleriyle uyarmanın hafızaya faydaları, testlerin bitmesinden bir ay sonra da devam etti.

Bulgular ve araştırma sonuçları her ne kadar henüz başlangıç aşamada olsa da, söz konusu teknolojinin uzun vadeli etkilerinin oldukça büyük olduğu belirtiliyor.

Araştırmacı psikolog Robert Reinhart, “Beynin hassas bölgelerine birbirinden farklı frekanslarda alternatif akım uygulayarak hafızayı kısa ya da uzun süreli olarak ayrı ayrı geliştirebildik.” ifadesini kullandı.

Bilim çevrelerine göre bulgular, transkraniyal alternatif akım stimülasyonu ya da tACS olarak adlandırılan ve yaşlandıkça bozulma eğilimi gösteren zihinsel işlevlerin artırılması için potansiyel bir araç olarak en güçlü destek yöntemlerinden bazılarını sağlıyor.

Ancak tACS’nin potansiyel bir terapi haline gelebilmesi için hala birçok engelin bulunduğu belirtiliyor.

Analistlere göre güvenli olduğunu kanıtlamak, etkilerin ne kadar kalıcı olduğunu anlamak ve deneyde kullanılan yapay kelime hatırlama görevinin gerçek dünyada faydaya dönüşüp dönüşmediğini görmek için uzun süreli çalışmalar gerekecek.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Yoğun Zihinsel Faaliyetler Neden Yorgunluğu Tetikliyor?

Yoğun çalışmayla geçen bir haftanın ardından keyifli zaman geçirip, sosyalleşmek için bile haliniz kalmıyorsa,  ne giyeceğinizi, cüzdanınızı nereye koyduğunuzu, anahtarları alıp almadığınızı düşünmekten bitap düşüyosanız ve bütün planlarınızdan vazgeçip sadece koltuğa serilmek size daha cazip geliyorsa, bunun sebebi zihinsel faaliyetlerin yoğunluğuna bağlı olabilir.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları sürekli yoğun zihinsel faaliyette bulunmanın, tıpkı yoğun fiziksel faaliyet gibi yorabildiğini ve beyinde zehirli sinir taşıyıcıların birikimine neden olabildiğini ortaya koydu.

Paris’teki Beyin ve Omurilik Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmaya göre, sıkı çalışmak ve gün boyunca vazgeçme hissine rağmen çalışmaya devam etmek beyni aşırı yorabiliyor. Tıpkı fiziksel egzersiz sonucu kaslarda laktik asit birikimi ile oluşan ağrı ve yorgunluk hissi gibi, beyin de benzer bir durumla acı çekebiliyor.

Beyin zehirli birikimi önlemek için yavaşlıyor

Current Biology dergisinde yayımlanan çalışmada sürekli zihinsel faaliyetlerin, beynin ön korteksinde potansiyel olarak zehirli sinir taşıyıcıların birikimine neden olabildiği anlaşıldı.

Ön korteks karar verme ve bilişsel (kognitif) kontrolü yöneten bölge olarak görev yapıyor. Bu faaliyetler beynin bir dürtüyü bastırma ya da cazip gelen bir şeye karşı direnme halinde devreye giriyor. Araştırmacılara göre beyin bu birikimi yönetebilmek için yavaşlamaya başlıyor. Bu da kendimizi neden yorgun hissettiğimizi açıklıyor.

“Kaşınmak bile beynin bilişsel (kognitif) kontrolü gayrete geçirmesini gerektiriyor” diyen araştırmacılar bilişsel kontrol işlevi üzerinde tekrar eden taleplerin yorgunluğa sebep olduğunu belirtiyor.

Araştırmada zor görevler daha fazla glutumat birikimine neden oldu

40 katılımcının beyin kimyasının incelendiği araştırmada katılımcılardan bilgisayarda tekrar eden görevleri yerine getirmesi istendi. İki gruba ayrılan katılımcılardan biri zor, diğer daha kolay görevleri altı saat boyunca yapması istendi.

Görevlerde beynin sürekli olarak daha az zahmetli işlere karşı direnmesini gerektiren düşünme faaliyetlerine yer verildi. Bu sırada ön korteksteki sinir taşıyıcı sayısını ölçen bilim insanları, daha zorlu görevler verilen katılımcılarda  daha fazla glutamat birikimi olduğunu tespit etti.

Bilim insanları bilişsel kontrolün daha fazla glutamat birikimine neden olduğu ve sinir hücrelerini fazla heyecanlandırdığı için zararlı düzeye erişebildiği sonucuna ulaştı. Araştırmacılar, beynin buna karşı bir temizleme mekanizması olarak faaliyetlerini yavaşlattığını düşünüyor.

Öte yandan yorgunluk hissinin hem zorlu hem de kolay görev üstlenen gruplarda da aşağı yukarı aynı olduğunu belirten araştırmacılar, bunu yorgunluk ve zorluk hissinin öznel algılanmasına ve diğer kişilere verilen görevlerin daha zor ya da kolay olduğunu bilmemelerine bağlıyor.

Çalışmanın yalnızca bir sinir taşıyıcısı ile sınırlı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu çalışmanın daha kapsamlı başka çalışmalara öncü olabileceğini dile getiriyor.

Paylaşın

Beyindeki Bağımlılık Ağı Haritalandı: Yeni Tür Tedaviler Yolda

Bilim insanları beyin lezyonları geçirdikten sonra aniden sigarayı bırakan uzun süreli içicileri inceleyerek beyindeki bağımlılıkla bağlantılı ağı haritaladıklarını açıkladı. Araştırmanın, madde bağımlılığı ile mücadelenin geleceğindeki tedavilerde yeni imkanlar ve yöntemler sağlayacağı umuluyor. 

Bağımlılığın beyinde nerede olduğunu bulmak için araştırmacılar, beyin lezyonları olduğu döneme kadar her gün sigara içen 129 hasta üzerinde çalıştı.

Nature Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, yarıdan fazlası lezyon oluştuktan sonra normal şekilde sigara içmeye devam ederken, dörtte biri herhangi bir sorun yaşamadan hemen sigarayı bıraktı. Hata bu kişiler “canlarının sigara çekmediğini” de bildirdi.

Sigarayı bırakanların lezyonları beynin belirli bir bölgesinde bulunmazken, olanlar da bir dizi alanda haritalandılar. Buna “bağımlılık remisyon ağı” denildi.

Birinin bağımlılıktan vazgeçmesine neden olacak lezyonun, muhtemelen beynin dorsal singulat, lateral prefrontal korteks ve insula gibi kısımlarını etkileyeceğini ancak medial prefrontal korteksi etkilemeyeceğini buldular.

Önceki araştırmalar, insulayı etkileyen lezyonların bağımlılığı azalttığını göstermişti. Bulgularını doğrulamak için araştırmacılar, alkol risk değerlendirmesini tamamlayan toplanmda 186 lezyon hastasını inceledi.

Çalışma, hastaların bağımlılık remisyon ağındaki lezyonların alkolizm riskini de azalttığını ve bunun maddeler arasında ortak bir bağımlılık ağına işaret ettiğini gösterdi.

Finlandiya Turku Üniversitesi’nde nörolog ve çalışmanın yazarı olan Juho Joutsa, AFP’ye verdiği demeçte “tanımlanan ağ, tedavi çabaları için bizlere test edilebilir bir hedef sağlıyor” dedi.

Ameliyat gerektirmeyen yöntemleri güçlendirebilir

Bulgulara göre bu bağımlılık ağının bazı merkezleri, ameliyat gerektirmeyen nöromodülasyon (bir dizi rahatsızlığı tedavi etmek için sinirleri uyarma) teknikleriyle bile hedeflenebilecek kortekste bulunuyor.

Böyle bir teknik, geçen ay ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından obsesif-kompulsif bozukluk için transkraniyal manyetik stimülasyonun (TMS) onaylanması ile kullanılmıştı.

Araştırmalar devam etmeli

Joutsa, araştırmasının bağımlılığı hedefleyen bir TMS tedavisine katkıda bulunacağını umduğunu söyledi ve ekledi:

“Ancak, bu ağı modüle etmenin en iyi yolunun ne olduğunu bulmamız ve ağı hedeflemenin klinik olarak faydalı olup olmadığını test etmek için dikkatlice tasarlanmış, rastgeler, kontrollü denemeler yürütmemiz gerekiyor.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Hangi Tür Müziğin Beyin Performansını Geliştirdiği Bulundu

Japonya’daki Tsukuba Üniversitesi’nden bilim insanlarının yürüttüğü bir araştırmada “groove” müziğin beynin performansını artırdığı keşfedildi. Zaman zaman “groovy” diye de anılan bu müzik tarzı genellikle dans müziğiyle eşleştirilse de aslında ritmik şarkıların çoğunu kapsıyor.

1960 ve 1970’li yıllarda ABD’li genç dinleyicilerin ortaya attığı, “harika” anlamına gelen bu niteleme dinleyicinin farkında olmadan ritim tuttuğu tüm hareketli şarkılar için kullanılabiliyor.

Hakemli bilimsel dergi Scientific Reports’ta yayımlanan yeni araştırmada ABBA’dan Be Gees’e kadar birçok ünlü müzisyenin parçalarını içeren bu müzik türünün, dinleyicinin “yürütücü işlevini” geliştirdiği ortaya kondu.

Beyinde yürütücü işlev, insanların günlük görevlerini başarıyla tamamlaması için planlama, odaklanma ve çoklu görevleri yerine getirme gibi bilişsel süreçlerin kontrolünden sorumlu.

Araştırmada beynin yürütücü işlevden sorumlu bölgesi “sol dorsolateral prefrontal korteks”teki aktivite ve müziğin bu bölge üzerindeki etkisi incelendi.

Araştırma ekibi, Apple’ın müzik üretme uygulaması Garage Band’i kullanarak groove diye nitelenebilecek, 120 BPM’lik (saniyede iki vuruş) ritme sahip, tempolu bir parça oluşturdu.

Söz konusu parçanın dinletildiği 58 katılımcının beyni fonksiyonel yakın kızılötesi spektroskopisi (fNIRS) adı verilen bir beyin görüntüleme tekniğiyle incelendi.

Bunun yanı sıra, katılımcıların müziğe yönelik bireysel tepkileri de ölçüldü ve öznel müzik dinleme deneyimlerine yönelik anketler yapıldı.

Bu anketlerin amacı, katılımcıların “ritimle senkronize olmakta güçlük çekip çekmediğini” belirlemek ve söz konusu parçadan ne kadar etkilendiklerini tespit etmekti.

Parçayı dinledikten sonra olumlu görüş bildiren ve parçadaki hissi alabildiğini söyleyen katılımcıların beynindeki yürütücü işlev aktivitesinin arttığı saptandı.

Bu da aslında bireylerin groove müziğin faydalarını deneyimleyebilmesi için o müzik türüne yatkın olması gerektiği anlamına geliyor.

Ekibe liderlik eden Profesör Hideaki Soya, “Sonuçlar şaşırtıcıydı” diye konuştu:

Katılımcılarda groove ritmin, sol dorsolateral prefrontal korteksteki yürütücü işlevi ve faaliyeti geliştirdiğini gördük. Diğer yandan groove ritmin insan bilişsel performansı üzerindeki etkileri, yatkınlıktan da etkilenebilir.

Araştırmacılara göre bulgular, sayısız insana fayda sağlama potansiyeline sahip.

Örneğin, zihinsel açıdan zinde kalmak veya bunama hastalığından kurtulmak isteyen yaşlıların bilişsel performanslarını iyileştirmeyi umut eden çalışmalara önayak olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın