Yüksek Tansiyon, Kemiklerin Zayıflamasına Nasıl Neden Olabilir?

Yüksek tansiyonun kalp hastalığı ve felç için bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen, son araştırmalar başka bir potansiyel riski daha ortaya çıkardı: Kemik zayıflaması.

Haber Merkezi / Osteoporoz, kemiklerin kırılgan hale geldiği ve kırılma olasılığının daha yüksek olduğu bir durumdur ve genellikle yaşlılıkla ilişkilendirilir. Bilim insanları, hipertansiyonun da kemiklerin zayıflamasında rol oynayabileceğini ortaya koydular.

Bilim insanları, yüksek tansiyon ile kemik yoğunluğu kaybı arasındaki ilişkinin hipertansiyonun kan damarlarını nasıl etkilediğiyle ilgili olduğuna inanıyor.

Journal of Bone and Mineral Research dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yüksek tansiyonu olan kişilerde özellikle kalça ve alt omurgada düşük kemik yoğunluğu ve osteoporoz riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Bu bağlantının bir nedeni yüksek tansiyonun neden olduğu iltihaplanmadır. Tansiyon yüksek olduğunda, kan damarlarında küçük yaralanmalar oluşturur ve iltihaplanmaya yol açar. Bu iltihaplanma yalnızca kalbi ve kan damarlarını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kemiklere de ulaşır.

İltihaplanma, vücutta osteoblast adı verilen kemik oluşturan hücreleri ve osteoklast adı verilen kemik kıran hücreleri bozabilecek belirli kimyasallar salgılar. Bu dengesizlik, yeniden inşa edilenden daha fazla kemiğin parçalanmasına ve bunun sonucunda daha zayıf kemiklere yol açar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen başka bir araştırma, yüksek tansiyonun idrar yoluyla kalsiyum atılımını artırabileceğini bulunmuştur. Kalsiyum, güçlü kemikler oluşturmak ve korumak için gereklidir.

Kan basıncı yüksek olduğunda böbrekler çok fazla kalsiyumu filtreleyebilir ve kemik sağlığını desteklemek için kullanılabilecek kalsiyum miktarını azaltabilir. Zamanla, bu kalsiyum kaybı kemik yoğunluğunda azalmaya yol açabilir, kemikleri daha kırılgan ve kırılmaya yatkın hale getirebilir.

Bazı tansiyon ilaçları da kemik yoğunluğu üzerinde de etkili olabilir. Örneğin diüretikler, vücuttaki fazla tuzu ve suyu atarak tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Ancak, bu ilaçlar vücudun kalsiyum kaybetmesine de neden olabilirler.

Osteoporosis International dergisinde yayınlanan bir araştırmada, uzun süre belirli tipte diüretik kullanan kişilerin kemik yoğunluğunun, diğer tansiyon ilaçları kullanan kişilere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur.

Ancak, tüm tansiyon ilaçları bu etkiye sahip değildir. Kan damarlarını gevşetmek için kullanılan kalsiyum kanal blokerleri, kemik yoğunluğunu etkilemiyor gibi görünüyor.

İlginçtir ki, yüksek tansiyon ve kemik kaybı da benzer risk faktörlerini paylaşır. Örneğin, tuz oranı yüksek bir beslenmenin tansiyonu yükselttiği bilinir, ancak bu beslenme modeli vücuttaki kalsiyum emilimini de azaltabilir.

Ayrıca, hareketsiz bir yaşam tarzı sürdüren veya yeterli egzersiz yapmayan kişilerde hem yüksek tansiyon hem de osteoporoz riski daha yüksektir. Bu, daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin her iki duruma karşı da aynı anda korunmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.

Hem yüksek tansiyon hem de kemik yoğunluğu kaybı riskini azaltmanın yolları var. Yürüme, ağırlık antrenmanı veya yoga gibi düzenli egzersizler kemikleri korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

The American Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, haftada birkaç kez yapılan orta düzeyde egzersizin bile yaşlılarda hem kan basıncını hem de kemik yoğunluğunu iyileştirmeye yardımcı olduğunu göstermiştir.

Ayrıca kemik sağlığı için kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak, tuz alımını azaltmak da kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, araştırmalar yüksek tansiyonun kemik yoğunluğunda kayba ve osteoporoz riskinde artışa katkıda bulunabileceğini göstermiştir. Bu, iltihaplanma, kalsiyum kaybı ve bazı ilaçların etkileri yoluyla gerçekleşmektedir.

Sağlıklı bir yaşam tarzı benimseyerek hem kalbinizi hem de kemiklerinizi koruyabilirsiniz: Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uygun kan basıncı yönetimi…

Paylaşın

Vücudunuzdan Toksinleri Atmak Mı İstiyorsunuz? Bu Detoks Suyunu Deneyin

Gün boyu tükettiğiniz gıdaların vücudunuzda bıraktığı toksinleri temizlemek için salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu detoks suyunu tercih edebilirsiniz.

Haber Merkezi / Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu suyu sabah aç karnına içmek vücudu toksinlerden tamamen temizleyecektir.

Detoks suyu nasıl yapılır: Salatalık ve limonu dilimler halinde doğrayın, nanenin yapraklarını ayırın bir gece suda bekletin. Sabah uyandığınızda suyu süzüp aç karnına için.

Faydaları:

Sindirimi iyileştirir: Bu detoks suyu yavaş sindirim sürecini hızlandırır ve midenizi kolayca temizler.

Kilo vermeye yardımcı olur: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, metabolizmayı hızlandırır. Bu sayede vücut yağ ve kalorileri daha hızlı yakmaya başlar. Bu da kilo vermeyi kolaylaştırır.

Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur: Bu detoks suyu içildiğinde vücutta bulunan kötü maddeler atılır. Bu, cildi iyileştirir ve sivilce ve akne sorununu da ortadan kaldırır.

Vücudu nemli tutar: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, gün boyu susuz kalmayı önler. Salatalık ve nane, midedeki ısıyı yatıştıran soğutucu maddeler olarak işlev görür. Limonun asidik özellikleri de sindirimi iyileştirir.

Antioksidan ve C vitamini açısından zengindir: Bu detoks suyu aynı zamanda bağışıklığı güçlendirir ve vücudu serbest radikallerden korur.

Paylaşın

Her Gün “1 Yumurta” Tüketerek Demans Riskini Önleyebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, her gün bir yumurta tüketenlerin “demans” geliştirme riskinin, haftalık veya aylık bir yumurta tüketenlere göre daha düşük olduğunu öne sürüyor.

Haber Merkezi / Nutrients dergisinde yayınlanan araştırmada, iki yıl boyunca Çin’deki 233 yetişkinin yeme alışkanlıklarına ilişkin veriler incelendi.

Sonuçlar, haftada bir yumurta tüketen kişilerde demans ve özellikle Alzheimer hastalığı olasılığının, günde bir yumurta tüketen kişilere göre 1,76 kat daha yüksek olduğunu gösterdi.

Bilim insanlarına göre; yumurta iyi bir kolin, folat, D vitamini, iyot, B vitaminleri ve yüksek kaliteli protein kaynağıdır.

Ayrıca, yumurtada bulunan doymamış yağ asitlerinin tamamı da demansa karşı koruyucu rol oynarlar.

Tam bir protein kaynağı olan yumurta, vücudun kendi başına üretemediği 9 temel amino asidin tamamını içerir.

Bilim insanları, daha önce yumurta sarısındaki yüksek kolesterol nedeniyle yumurtanın kalp sağlığına zararlı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyordu.

Bu düşünce zamanla büyük ölçüde değişti ve son zamanlarda yapılan araştırmalar, günde bir yumurta tüketmenin sağlık için önemli olduğunu ortaya koydu.

Paylaşın

Düz Bir Karın İçin 10 Etkili Meyve

Dengeli beslenmede önemli bir role sahip olan meyveler, genel sağlığı artırmaya da yardımcı olan temel besinlerle doludurlar. Peki meyvelerin kilo vermenize de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz?

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, meyvelerde bulunan çeşitli enzimler kilo vermeye ve yağ yakmaya yardımcı olabiliyor.

Meyve yemenin doğru yolu: Meyve suyu içmenin kilo vermenize yardımcı olabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Uzmanlara göre, yüksek lif içeriğinden dolayı meyvelerden maksimum faydayı alabilmek için doğrudan tüketmek çok önemli.

Üzümsü meyveler: Uzmanlara göre, kalori oranı düşük, antioksidan oranı yüksek yaban mersini, çilek ve ahududu gibi üzümsü meyveler, metabolizmayı hızlandırmaya ve göbek yağını azaltmaya yardımcı olabilir.

Greyfurt: Araştırmalara göre, greyfurt insülin seviyesini düşürerek kilo vermeye yardımcı olabilir.

Ananas: Ananasın sindirime yardımcı olan ve şişkinliği azaltan bromelain enzimini içerdiği bilinmektedir. Bu meyvenin yüksek lif ve su içeriğinin kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Karpuz: Kalorisi düşük, su içeriği yüksek olan karpuz, kilo vermeye yardımcı olabilir.

Avokado: Kalori oranı yüksek olan avokado, kilo vermeye yardımcı olan sağlıklı yağlar ve lif açısından zengindir.

Kivi: Bu meyve sindirime, kan şekerinin düzenlenmesine ve kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif bakımından oldukça zengindir.

Elma: Lif ve su açısından zengin olan elmanın, daha uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Armut: Armut, uzun süre tokluk hissi veren lif açısından oldukça zengindir. Armut, bu özelliğiyle kilo vermeye yardımcı olabilir.

Portakal: Bu meyve, kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif açısından zengindir.

Papaya: Papaya, sindirime yardımcı olabilen, şişkinliği ve kilo kaybını azaltan enzimler açısından oldukça zengindir.

Paylaşın

Sonbaharda Bu Vitaminle Sağlıklı Kalın

D vitamini esas olarak güneş ışığı yoluyla elde edilir; Ancak yılın ikinci yarısında güneş ışığına erişiminiz azaldığı için D vitamini eksikliğiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Haber Merkezi / D vitamini, kemik sağlığı ve bağışıklık da dahil olmak üzere vücudun düzgün işleyişinde önemli bir rol oynar. Hatta depresyon, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve multipl skleroz gibi birçok kronik hastalığa karşı korunmaya bile yardımcı olur.

Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile soğuk algınlığı, bronşit ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra hepatit, grip, covid-19 ve AIDS gibi çeşitli viral hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Sonbahar ve kış aylarında D vitamini almanın üç önemli nedeni:

Kemik sağlığı: D vitamini vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan tek vitamindir. Yeterli miktarda kalsiyum olsa bile, yeterli miktarda D vitamini alınmadan vücut bu özelliğini kullanamaz. Bu nedenle D vitamini eksikliği kemiklerin zayıflamasına (osteomalazi) ve daha ciddi vakalarda osteoporoza neden olabilir.

İnflamatuar hastalık riskinin azalması: D vitamini eksikliği kronik inflamasyon riskini artırır ve bazı kanser, kalp krizi vb. gibi ciddi hastalıklar riskini artırır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek: Sonbahar ve kış aylarında pek çok kişi grip ve soğuk algınlığı virüslerinden dolayı hastalanıyor. Bağışıklık sisteminin aktivasyonu için gerekli olan D vitamini, akciğerleri ve solunum sistemini güçlendirerek bağışıklık sisteminin fonksiyonlarını iyileştirir ve soğuk algınlığı, bronşit, grip ve yaygın görülen solunum yolu enfeksiyonlarını uzak tutar.

D vitamini eksikliğinin yaygın belirtileri:

Yorgunluk: Aşırı yorgunluk, D vitamini eksikliğinin bariz belirtilerinden biridir.
Kemik ve sırt ağrısı: Kemik ve sırt ağrıları D vitamini eksikliğinin belirtileri arasındadır.
Anksiyete ve depresyon: D vitamini eksikliği özellikle yaşlılarda anksiyete ve depresyonla ilişkilidir.
Yaraların yavaş iyileşmesi: Yaraların yavaş iyileşmesi D vitamini eksikliğinin belirtilerinden biridir.

Osteoporoz: D vitamini eksikliği osteoporoz ve sarkopeni (kas erimesi) gibi kemik hastalıkları riskini artırabilir.
Saç dökülmesi: Araştırmalar saç dökülmesinin D vitamini de dahil olmak üzere besin eksikliğinden kaynaklanabileceğini gösteriyor.
Kilo alımı: Obezite, D vitamini eksikliği için bir risk faktörüdür. Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile karın yağlanması ve kilo alımı arasında olası bağlantılar ortaya koymuştur.

Paylaşın

Güvenli Hamilelik İçin Uyulması Gereken Beş Şey

Hamilelik her kadın için heyecan verici bir yolculuktur ve herkes sağlıklı bir hamilelik geçirmek ister. Yaşam tarzınız, beslenmeniz, egzersiziniz vb. hamileliğinizi ve bebeğinizin sağlığını önemli ölçüde etkileyebilir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, hamileliğinizi sağlıklı ve keyifli hale getirmek için belirli şeylere uymanız önemlidir. İşte daha güvenli bir hamilelik için yapılması ve yapılmaması gerekenler:

Dengeli beslenin: Vitaminler, mineraller ve önemli miktarda besinle dolu bir beslenme, hem annenin hem de bebeğin sağlığı için çok önemlidir. Beslenmenize yapraklı sebzeler, meyveler, tam tahıllar, yağsız proteinler ve süt ürünleri ekleyin. Ayrıca, gün boyunca bol su için.

Doğum öncesi vitaminleri alın: Doğum öncesi vitaminler, bir bebeğin gelişimi için uygun besinleri içerecek şekilde tasarlanmıştır. Genellikle doğum öncesi vitaminler, doğum kusurlarını önlemek ve bebeğin büyümesini ve gelişimini desteklemek için folik asit, DHA ve demir içerir.

Düzenli kontroller yaptırın: Doğum öncesi kontroller bebeğin sağlıklı gelişimini garanti altına alma ve annenin de sağlıklı kalması için çok önemli. Doktorunuzun tavsiyelerine uyun ve planlanan tüm randevulara katılmaya çalışın.

Fiziksel olarak aktif kalın: Yürüyüş gibi hafif egzersizler, vücut ağırlığınızı düzenler, sizi stresten uzak tutar ve vücudunuzu doğum için güçlendirir. Ancak, herhangi bir egzersiz rutinine başlamadan önce doktorunuza danışın.

Zihinsel sağlığınıza odaklanın: Hamilelikte gereksiz stresten kaçınmak ve pozitif kalmaya çalışmak çok işe yarayacaktır.

Güvenli bir gebelik için 5 yapılmaması gerekenler

Sigara veya alkol içmeyin: Sigara ve alkol kullanımı, doğmamış bebeğin sağlığı ve gelişimi için ciddi tehditlerdir, doğum kusurları, erken doğum ve düşük doğum risklerini artırır.

Pastörize edilmemiş veya çiğ gıdalar tüketmeyin: Gıda kaynaklı hastalık riskini en aza indirmek için pastörize edilmemiş süt, yumuşak peynirler, çiğ yumurtalar, suşi ve az pişmiş etlerden kaçınılmalıdır.

Doktorunuza danışmadan ilaç almayın: Hamilelik sırasında güvenli olduklarından emin olmak için herhangi bir ilaç, takviye veya bitkisel preparat almadan önce daima doktorunuza danışın.

Kafeini aşırı kullanmayın: Yüksek kafein seviyesi düşük yapma riskini artırır. Kafein alımınızı günde 200 mg ile sınırlayın.

Vücudunuzun sinyallerini göz ardı etmeyin: Şiddetli ağrılarınız, kanamanız, baş dönmeniz veya olağandışı bir şey varsa, asla çok geç olana kadar beklemeyin; sadece doktorunuzu veya sağlık uzmanınızı arayın. Bu erken müdahale her şeyi değiştirebilir.

Paylaşın

Kolajen Kaybına Ne Sebep Olur?

Vücudumuzdaki proteinlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan kolajenin lif benzeri yapısı bağ dokusunun oluşumuna yardımcı olur ve cilt, kemikler, kaslar, kıkırdak ve tendonların önemli bir bileşenidir.

Haber Merkezi / Dokularımızı güçlendirmeye yardımcı olan kolajen, cildimize güç ve elastikiyet verir, ölü deri hücrelerinin yenilenmesinde rol oynar, yeni hücrelerin büyümesine yardımcı olur, eklem sağlığına katkıda bulunur ve organlarımız için koruyucu bir tabaka oluşturur.

İnsan vücudunda 28 çeşit kolajen vardır ve bunların yüzde 90’ından fazlası tip I kolajendir. Yara dokusunda, tendonlarda, bağlarda, kemiklerde, dermiste, dentin ve organ kapsüllerinde bulunur.

Tip II kolajen, eklem desteği sağlayan elastik kıkırdakta bulunur. Tip III kolajen, büyük kan damarlarında, rahimde ve bağırsakta önemli bir yapısal bileşendir.

Kolajen kaybına ne sebep olur?

Yaşlandıkça vücudumuz giderek daha az kolajen üretmeye başlar, ancak aşırı güneşe maruz kalma, sigara ve alkol, uyku ve egzersiz eksikliği, çok fazla şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi gibi dış etkenler kolajen seviyesinin daha hızlı düşmesine neden olur.

Güneş ışığına uzun süre maruz kalmak, kolajenin hızla parçalanmasına ve üretiminin azalmasına neden olur.

Sigara içmek, onarım mekanizmalarına zarar veren ve kolajen ile elastin sentezini azaltan serbest radikallerin oluşmasına neden olarak cildin erken yaşlanmasına yol açar.

Düzenli alkol tüketimi cildin antioksidan savunma sistemini azaltır, cildi kurutur (bu da kırışıklıkların oluşmasına neden olur), yüzdeki kılcal damarların genişlemesine neden olur, bu da cildin kızarmasına yol açar.

Uyku, bağışıklık sisteminin onarılmasında hayati bir rol oynar ve bağışıklık tepkisindeki değişiklikler kolajen üretimini etkileyebilir; aslında, uzun süreli uyku eksikliği cilt bariyerinin işlevini bozar.

Şeker, iki kolajen lifini çapraz bağlayarak cildin yaşlanmasına neden olur ve bu da ikisinin de kolayca onarılamaz hale gelmesine yol açar.

Glikasyon, bir karbonhidratın protein, lipit veya DNA gibi başka bir biyomoleküle eklenmesidir. Glikasyon ve ileri glikasyon son ürünleri (AGE’ler) ilk olarak diyabet bağlamında tanımlanmıştır.

Ancak çalışmalar, insan dokusunda AGE’lerin birikmesinin, mekanik strese karşı direncin azalması, daha yavaş yara iyileşmesi ve bozulmuş dermal damarlanma gibi cilt yaşlanmasıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Paylaşın

Daha Sağlıklı Saçlar İçin 10 İpucu

Sağlam bir saç bakım rutini, görünümünüzde ve hislerinizde önemli bir fark oluşturabilir. Amacınız ister sade görünmek ister profesyonel bir imaj oluşturmak olsun, uygun saç bakımına olan ihtiyacınız yadsınamaz.

Haber Merkezi / Peki, vücudunuzun ışıltısıyla uyumlu, gür ve sağlıklı saçlara nasıl kavuşabilirsiniz? İşte saç rutininizi dönüştürmenize yardımcı olacak 10 ipucu:

Doğru şampuan ve saç kremini seçin: Temel saç bakımı ipuçlarından biri doğru şampuan ve saç kremini seçmektir. Saç tipinize uygun ürünler kullanın; yağlı, kuru veya herhangi bir kombinasyon. Daha sağlıklı saçlar için paraben ve sülfat içermeyen seçenekleri tercih edin.

Saçınızı düzenli olarak yıkayın: Saçınızı düzenli yıkamak, kir ve yağdan arınmasına yardımcı olur. Ancak aşırı yıkama, saçınız için hayati öneme sahip yağların yok olmasına neden olabilir. Saçınızı haftada iki ila üç kez yıkamaya çalışın.

Ilık su kullanın: Sıcak su hoş olsa da saçınıza zarar verebilir. Saçınızı kurutur ve kırılgan hale getirir, doğal yağları yok eder. Bunun yerine saçınızı ılık suyla yıkamaya çalışın.

Isıyla şekillendirme aletlerinden kaçının: Saç kurutma makineleri, düzleştiriciler ve maşaların aşırı kullanımı, saçınıza ciddi şekilde zarar verebilir. Bunları kullanmanız gerekiyorsa, önce ısı koruyucu sprey sıkarak hasarı en aza indirin. Saçınızı sağlıklı tutmak için, mümkün olduğunca kendi kendine kurumasına izin verin.

Düzenli saç kesimi: Saçınızın düzgün ve sağlıklı görünmesi için düzenli saç kesimi yaptırmak önemlidir. Sık sık saç kesimi yaptırmak, kırık uçlardan kurtulmanıza ve daha fazla hasarı önlemenize yardımcı olur.

Dengeli beslenin: Beslenmeniz saçınızın durumu üzerinde doğrudan etkilidir. Vitamin ve mineraller açısından zengin dengeli bir beslenme saç büyümesini ve gücünü destekler.

Su içmeye devam edin: Sağlıklı saçlara sahip olmak nemlendirmeyi gerektirir. Yeterli su almak saç derinizi sağlıklı tutar ve saçlarınızın güçlü ve parlak görünmesini sağlar. Saçınızın sağlığına içeriden dışarıya yardımcı olmak için her gün yeterli su içmeyi hedefleyin.

Saç derinize masaj yapın: Saç derinize düzenli olarak masaj yapmak saçlarınızın çok daha sağlıklı olmasına yardımcı olur. Saç derinize masaj yapmak saç köklerine kan akışını teşvik eder, saç büyümesini ve köklerin güçlenmesini destekler.

Haftada birkaç kez, beş ila on dakika boyunca parmak uçlarınızla dairesel hareketlerle saç derinize yumuşak bir şekilde masaj yapın. Masaj sırasında, nane veya biberiye gibi uçucu yağlar kullanabilirsiniz.

Saç yağı veya serumu kullanın: Özellikle saçlarınız kuru veya kıvırcıksa, saç bakım rutininize saç yağı veya serumu eklemek büyük bir etki yaratabilir.

Saç spa tedavisini düşünün: Saç spası bakımı saçınızın en doğal şekilde görünmesini sağlayacaktır. Saçınızın durumunu korumak için her ay kendinize bir saç spası yaptırın.

Paylaşın

Diyabet İle Beslenme: Sağlıklı Bir Beslenme İçin 7 Kural

Diyabetin (tip 1 veya tip 2) yönetiminde sağlıklı beslenme çok önemlidir. Bunun nedeni, ister parlak, kırmızı bir elma, ister bir çatal dolusu makarna veya peynir olsun, yediğiniz her lokmanın kan dolaşımınıza farklı seviyelerde şeker salmasıdır.

Haber Merkezi / Vücudunuza giren şeker miktarını azaltmak, diyabet semptomlarını yönetmenize, muhtemelen hipoglisemi ve hiperglisemiyi önlemenize ve böbrekleriniz, kalbiniz, gözleriniz, ayaklarınız ve daha fazlasında diyabetin ciddi komplikasyonlarından korumanıza yardımcı olabilir.

Diyabeti yönetmek için sağlıklı beslenmede aklınızda bulundurmanız gerekenler:

Gerekirse kilo verin: Uzmanlar, fazla kiloları vermenin insülin duyarlılığınızı artırabileceğini ve diyabetle ilgili komplikasyon riskinizi azaltabileceğini ifade ediyor. Bu, sizin için sağlıklı olan yemekleri seçmenin yanı sıra porsiyon boyutlarını da izlemeniz gerektiği anlamına geliyor.

Karbonhidratlara dikkat edin: Karbonhidratlar sağlıklı bir beslenmenin kritik bir parçasıdır (ve onları yemeyi bırakmanız gerekmez) ancak belirli bir öğünde veya atıştırmalıkta ne kadar tükettiğinizi izlemek istersiniz. Bu, her kişi için yaşa, kiloya, aktivite seviyesine ve hangi ilaçları aldıklarına bağlı olarak değişmektedir.

Öğün atlamayın: Öğün atlamak, kalorileri azaltmanın ve kilo vermenin basit bir yolu gibi görünüyor, ancak diyabetle başa çıkmak için akıllıca bir strateji değil.

Tabağınızı dengeleyin: Doymuş yağ, kalori ve karbonhidratları yönetmek, tabağın içeriğini dinsel bir şekilde incelemek anlamına gelmez. Tabağın yarısı meyve ve sebzeler, dörtte biri tam tahıllar ve kalan dörtte biri balık gibi yağsız proteinler gibi.

Daha fazla lif tüketin: Lifin tok hissetmenize, kan şekeri yönetimine ve kilo vermeye yardımcı olmak gibi birçok faydası vardır. Lifi tam tahıllar, fasulye, sebzeler ve meyveler gibi yiyeceklerde bulabilirsiniz.

Belirli yiyecekleri azaltın: Bunlara soda, şekerli meyve suları, yüksek tuzlu yiyecekler ve kızarmış yiyecekler dahildir.

Kendinize ölçülü davranın: Evet, diyabet hastaları kesinlikle tatlı yiyebilirler, ancak bunu planlamalılar. Örneğin, yemekten sonra kek olacağını biliyorsanız, akşam yemeğinde yediğiniz karbonhidratları (pirinç veya ekmeği) azaltın.

Paylaşın

Her Sabah Aç Karnına Fesleğen Yemenin Beş Faydası

Ballıbabagiller familyasından olan ve genellikle ılıman bölgelerde yetişen fesleğen, A, C ve K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum gibi mineraller içerir.

Haber Merkezi / Fesleğen ayrıca, önemli miktarda protein ve lif içerir. İşte her sabah aç karnına fesleğen tüketmenin beş faydası:

Bağışıklığı güçlendirir: Fesleğen yaprakları bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan antioksidanlar ve uçucu yağlar açısından zengindir. Bunları aç karnına tüketmek vücudun savunma mekanizmalarını güçlendirerek enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Fesleğenin antimikrobiyal özellikleri ayrıca zararlı bakteri ve virüslerle savaşmaya yardımcı olur.

Sindirime yardımcı olur: Fesleğen yaprakları sindirim sistemini uyarır, sindirimi kolaylaştırır ve şişkinlik, hazımsızlık ve gaz gibi yaygın sindirim sorunlarını önler. Yapraklar, yiyeceklerin daha verimli bir şekilde parçalanmasına yardımcı olan sindirim enzimlerinin üretimini teşvik ederek daha iyi besin emilimine yol açar.

Stresi ve kaygıyı azaltır: Fesleğen, vücudun strese uyum sağlamasına yardımcı olan bir adaptojen olarak bilinir. Sabahleyin fesleğen yaprakları tüketmek, stres hormonu olan kortizol seviyesini düzenlemeye yardımcı olur, böylece kaygıyı azaltır ve zihinsel berraklığı destekler.

Vücudu detoksifiye eder: Fesleğen yaprakları, vücudu toksinlerden arındırmaya yardımcı olan detoks edici özelliklere sahiptir. Fesleğen, aç karnına alındığında karaciğeri uyarır ve kandaki atık ürünleri ve toksinleri temizleme yeteneğini artırır.

Solunum sağlığını iyileştirir: Fesleğen yaprakları solunum sağlığına fayda sağlayan güçlü anti-inflamatuar, anti-bakteriyel ve anti-viral özelliklere sahiptir. Bunları günlük olarak tüketmek soğuk algınlığı, öksürük ve astım gibi solunum yolu rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olabilir. Fesleğen ayrıca doğal bir balgam söktürücü olarak etki ederek hava yollarından mukusu temizlemeye ve akciğer fonksiyonunu iyileştirmeye yardımcı olur.

Fesleğen yaprakları tüketmenin yolları:

Taze yaprakları çiğneyin: Birkaç taze fesleğen yaprağını koparın, iyice yıkayın ve sabahları doğrudan çiğneyin.

Fesleğe çayı: Bitkisel çay yapmak için birkaç fesleğen yaprağını 5-10 dakika suda kaynatın. Ekstra lezzet için biraz bal veya limon ekleyebilirsiniz.

Fesleğen Suyu: Fesleğen yapraklarını bir bardak suyun içinde bir gece bekletin ve sabah aç karnına bu suyu için.

Fesleğen tozu: Fesleğen yapraklar yoksa, fesleğen tozu kullanabilirsiniz. Yarım çay kaşığı tozu bir bardak ılık suya karıştırın ve sabahın ilk saatlerinde için.

Paylaşın