Ana Öğünlerden Sonra Neden Meyve Yememeliyiz?

Ana öğünden hemen sonra, genellikle şeker (fruktoz) içeriği yüksek ve hızlı sindirilen besinler içeren meyvelerle ilgili görüş, meyvelerin sindirim sürecine olan etkisinden kaynaklanmaktadır.

Haber Merkezi / Ana öğünde tüketilen besinler genelde sindirimi daha uzun süren protein, yağ ve kompleks karbonhidratlar içerir.

Meyveler, bu yavaş sindirilen besinlerin üzerine tüketilirse, mide ve bağırsaklarda fermantasyon başlayabilir. Çünkü meyvedeki şekerler, diğer besinlerin sindirimi tamamlanana kadar beklemek zorunda kalır ve bu sırada mayalanarak gaz, şişkinlik gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

Meyve, sindirim sisteminin rahatça işleyebilmesi için aç karnına ya da hafif bir öğünden sonra tüketildiğinde daha iyi tolere edilir:

Kahvaltıdan önce veya sonra: Sabah uyanır uyanmaz aç karnına meyve tüketmek, hızlı bir enerji artışı sağlar ve meyve daha kolayca eritilir. Eğer kahvaltıda hafif bir şeyler yiyorsanız (örneğin yulaf, yoğurt gibi), sonrasında meyve tüketebilirsiniz. Ancak ağır bir kahvaltı (yumurta, peynir, sucuk gibi) yaptıysanız, meyveyi 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz.

Öğle yemeğinden sonra: Eğer öğle yemeğinde hafif bir şeyler yediyseniz (salata, çorba gibi), hemen sonrasında meyve yiyebilirsin. Ama et, makarna, pilav gibi ağır bir yemek yediyseniz, meyveyi sindirimin tamamlanması için yine 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz. Öğle yemeğinden önce ara öğün olarak meyve tüketebilirsiniz.

Akşam yemeğinden sonra: Akşam yemeği genelde ağır olduğu için (özellikle protein ve yağ içeriği yüksekse), meyveyi yemekten hemen sonra yemek yerine yatmadan birkaç saat önce hafif bir atıştırmalık olarak tercih edebilirsin.

Genel olarak, meyveyi ana öğünden 30 dakika önce ya da 2 saat sonra yemek, sindirim sistemini yormamak için ideal dönemdir.

Paylaşın

NiMe Diyeti: Kalori Saymadan Kilo Verin

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

Haber Merkezi /Kalori açığı ile kilo vermek, yani harcadığınızdan daha az kalori tüketerek, kilo vermenin kanıtlanmış yöntemidir. Ancak kalori saymayı denediyseniz bunun ne kadar yorucu ve motivasyon bozucu olabileceğini biliyorsunuzdur.

Peki her lokmayı sayma stresi yaşamadan kilo vermek mümkün mü? Yeni keşfedilen NiMe diyeti sayesinde bunun mümkün olabileceği ortaya çıktı.

NiMe, Non-industrialized Microbiome Restore’un kısaltmasıdır ve bağırsak mikrobiyomu üzerine yapılan araştırmalardan esinlenerek oluşturulmuş bir diyettir.

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

NiMe diyetinin özü, bitki bazlı beslenmeye dayanır. Sebzeler, baklagiller (mercimek, nohut gibi), lif açısından zengin gıdalar ve az miktarda hayvansal protein içeren bir beslenme modelini teşvik eder. İşlenmiş gıdalar, rafine şekerler ve endüstriyel ürünlerden uzak durmayı savunur.

NiMe diyeti, bağırsak florasını yenileyerek kronik hastalıkların (diyabet, kalp hastalıkları gibi) riskini azaltmayı ve vücudun doğal dengesini geri kazanmayı vadeder.

Diyetin savunucuları, bilimsel çalışmalarla bağırsak mikrobiyomunun sağlık üzerindeki etkisinin kanıtlandığını öne sürer. Örneğin, Cork Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, NiMe diyetini uygulayan küçük bir grubun bağırsak sağlığında iyileşme gösterdiğini ortaya koymuştur.

Ancak bu diyet, özünde bitki bazlı beslenmenin bilinen faydalarını farklı bir isimle sunuyor gibi göründüğü için bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır.

NiMe diyeti uygulamak isteyenler için genel öneriler şunlar olabilir: Bol miktarda taze sebze ve lifli gıdalar tüketin, hayvansal ürünleri minimumda tutun ve işlenmiş gıdalardan tamamen vazgeçin.

Yine de bu diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, bireysel ihtiyaçlara uygunluğunu değerlendirmek açısından önemlidir.

Kısacası NiMe, bağırsak sağlığına odaklanan, doğaya dönüşü vurgulayan bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Kalori Açığı Nedir Ve Doğru Şekilde Nasıl Hesaplanır?

Kalori açığı, bir kişinin vücudunun harcadığından daha az kalori alması durumudur. Bu, kilo verme diyetlerinin temelinde yatan prensiptir. Kilo kaybının sağlıklı ve güvenli olabilmesi için bu açığın doğru hesaplanması önemlidir.

Haber Merkezi / Kalori, yiyeceklerden alınan enerji birimidir, vücut bu kalorileri yaşamı sürdürmek, fiziksel aktivite ve diğer ihtiyaçlar için kullanır. Harcanılan kaloriden daha azı tüketildiğinde, vücut enerji için depolanmış yağ rezervlerini kullanmaya başlar, bu süreç kilo kaybına yol açar.

Kalori açığını doğru hesaplayabilmek için günlük kalori ihtiyacını bilmek gerekir. Bu ihtiyacı belirlemenin birkaç yolu vardır ancak en yaygın olanı Mifflin-St Jeor formülünü kullanmaktır.

Mifflin-St Jeor formülü

Erkekler için: (10 x kg cinsinden ağırlık) + (6,25 x cm cinsinden boy) – (5 x yıl cinsinden yaş) + 5
Kadınlar için: (10 x kg cinsinden ağırlık) + (6,25 x cm cinsinden boy) – (5 x yıl cinsinden yaş) – 161

Ortaya çıkan sayı, vücudun dinlenme halindeyken işlevini sürdürmesi için gereken kalori miktarı olan bazal metabolizma hızıdır (BMR).

Daha sonra fiziksel aktivite seviyesi göz önünde bulundurulması gerekir. Bunun için BMR uygun katsayı ile çarpılır:

Düşük aktivite (hareketsiz çalışma, egzersiz yok): BMR x 1.2
Orta aktivite (haftada 1-3 kez hafif egzersiz): BMR x 1.375
Yüksek aktivite (haftada 3-5 kez yoğun egzersiz): BMR x 1.55
Çok aktif (günlük yoğun fiziksel egzersiz): BMR x 1.725

Ortaya çıkan sayı, mevcut kiloyu korumak için günlük kalori ihtiyacıdır.

Kalori açığı oluşturmak için bu gereksinimden yüzde 10-20 oranında bir miktar çıkarılması gerekir. Yavaş yavaş ve güvenli bir şekilde kilo kaybını sağlamak için genellikle günlük 500 kaloriyi geçmeyecek bir kalori açığı oluşturulması önerilir.

Kalori açığınızı hesaplamak yaş, cinsiyet, aktivite seviyesi, sağlık durumu gibi birçok faktöre bağlı olan bireysel bir işlemdir. Diyete başlamadan önce mutlaka doktora veya beslenme uzmanına danışılmalı.

Sadece kalori açığı yaratmak değil, aynı zamanda doğru beslenmek, gerekli tüm besinleri almak da önemlidir. Kalori açığı kilo vermenin etkili bir yoludur; ancak bunun için doğru hesaplanması ve dengeli beslenmek gerekir.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilecek İçecekler

Yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyonu yönetmek, kalp hastalığı ve felç gibi sağlık sorunları riskini azaltmak için oldukça önemlidir. Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur.

Haber Merkezi / Sağlıklı beslenmenin yanı sıra bazı içeceklerin de yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaya yardımcı olduğu tespit edilmiş durumda. Yüksek tansiyonu yönetmek için bilimsel kanıtlarla da desteklenen en iyi içeceklerden bazılarını sizler için araştırdık.

Kalp sağlığı için en bilinen içeceklerden biri yeşil çaydır. Kan damarlarını gevşeten yeşil çay, kan akışını iyileştiren kateşinler adı verilen antioksidanlarla doludur.

Circulation dergisinde yayınlanan bir araştırma, düzenli bir şekilde yeşil çay tüketiminin hem sistolik (en üst sayı) hem de diyastolik (en alt sayı) kan basıncında bir azalmaya neden olduğunu ortaya koydu. Günde iki ila üç fincan yeşil çay, sağlıklı kan basıncı seviyesini desteklemenin basit ve keyifli bir yolu olabilir.

Pancar suyu, kan basıncını düşürücü etkileri nedeniyle ilgi gören bir diğer içecektir. Pancar, vücudun nitrik okside dönüştürdüğü nitratlar açısından zengindir. Nitrik oksit, kan damarlarının gevşemesine yardımcı olarak kanın daha kolay akmasını ve kan basıncının düşmesini sağlar.

Hypertension dergisinde yayınlanan bir araştırma da dahil olmak üzere yapılan araştırmalar, pancar suyunun kan basıncını önemli ölçüde düşürebileceğini göstermiştir.

Ebegümeci çayı, keskin bir tada ve parlak kırmızı bir renge sahip bitkisel bir içecektir. Bazı tansiyon ilaçlarına benzer şekilde ACE inhibitörleri gibi davranan doğal bileşikler içerir. Journal of Nutrition dergisinde yayınlanan bir araştırma, ebegümeci çayının sistolik kan basıncını önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu.

Genellikle günde üç fincan ebegümeci çayı önerilir, ancak tansiyon ilacı kullanıyorsanız etkileşimlerden kaçınmak için doktorunuza danışmanız en iyisidir.

Az yağlı veya yağsız süt, düşünülmesi gereken bir diğer içecektir. Süt ürünleri, sağlıklı kan basıncını korumada önemli rol oynayan kalsiyum ve potasyumun iyi bir kaynağıdır. Kalsiyum kan damarlarının gevşemesine yardımcı olurken, potasyum ise kan basıncını yükseltebilen sodyumun etkilerini dengeler.

Araştırmalar, daha az yağlı süt ürünleri tüketen kişilerin daha düşük kan basıncına sahip olma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Dengeli bir beslenmenin parçası olarak günde bir ila iki porsiyon az yağlı süt veya yoğurt tüketmeyi hedefleyin.

Meyve sularını sevenler için nar suyu harika bir seçimdir. Nar, özellikle polifenoller olmak üzere antioksidanlar açısından zengindir ve bu da kan damarı fonksiyonunu iyileştirmeye ve iltihabı azaltmaya yardımcı olur.

Plant Foods for Human Nutrition’da yayınlanan bir araştırma, hipertansiyonu olan katılımcılarda günlük bir bardak nar suyunun sistolik kan basıncını düşürdüğünü buldu.

Son olarak, su genellikle göz ardı edilir ancak kan basıncı yönetimi için en önemli içeceklerden biridir. Su, kalbin kanı daha verimli bir şekilde pompalamasına yardımcı olur ve kan damarlarını zorlayabilecek dehidratasyonu önler.

Su tek başına doğrudan kan basıncını düşürmese de kalp ve böbrek sağlığını destekler ve bu da suyu sağlıklı bir yaşam tarzının önemli bir parçası haline getirir.

Yeşil çay, pancar suyu, ebegümeci çayı, yağsız süt ve nar suyu gibi içecekleri tercih ederek ve bol su içerek yüksek tansiyonunuzu doğal yollarla kontrol altına alabilirsiniz. Bu içecekler, meyve, sebze, tam tahıllar ve yağsız proteinleri içeren daha geniş bir kalp sağlığı beslenmenin parçası olarak en iyi şekilde fayda verir.

Özellikle ilaç kullanıyorsanız, beslenmenizde önemli değişiklikler yapmadan önce daima doktorunuza danışın. Bu sağlıklı içeceklerin tadını çıkarmak gibi küçük günlük alışkanlıklar, kan basıncınızda ve genel sağlığınızda büyük iyileşmelere yol açabilir.

Paylaşın

Ebegümeci Çayının Beş Önemli Faydası

Ebegümecinin sadece bir bahçe çiçeği olduğunu mu düşünüyorsunuz? Belki de tekrar düşünmenin zamanı geldi. Tropikal bir çiçek çalısı olan Ebegümeci Sabdariffa’nın da bazı faydaları olabilir.

Haber Merkezi / Ebegümecinin tohumları, yaprakları, taç yaprakları ve sapları uzun yıllardır geleneksel tıpta ve yemek hazırlamada kullanılmaktadır. Ebegümeci, çay için ideal olan tatlı, ekşi bir tada sahiptir.

İşte ebegümeci çayının sağlıklı bir yaşamı desteklemesinin birkaç yolu:

Kalbi güçlendirir: Araştırmalar, ebegümeci çayı ve ebegümeci takviyelerinin hem yüksek tansiyonlu hem de yüksek tansiyonu olmayan kişilerde kan basıncını düşürdüğünü ortaya koymuştur.

Kolesterolü düşürür: Günümüzde yüksek kolesterol, en büyük sağlık sorunlarından biridir. Eğer bu sizin de sorununuzsa, ebegümeci çayını tercih edebilirsiniz.

Genç kalmanızı sağlar: Serbest radikaller, özellikle ciltte yaşlanma sürecini hızlandırmada önemli bir rol oynar.

Antioksidanlar açısından zengin olan ebegümeci çayını düzenli olarak içmek, vücudunuza serbest radikallerle savaşmak ve oksidatif stresi ve hasarı azaltmak için ihtiyaç duyduğu mühimmatı sağlamaya yardımcı olabilir.

Diyabeti önler: Araştırmalar, ebegümeci çayının yüksek kan şekeri seviyesini önemli ölçüde düşürebileceğini göstermektedir. Bu nedenle, şekersiz ebegümeci çayı diyabet, prediyabet veya yüksek kan şekeri olan kişiler için harika bir içecektir.

Kilo kaybına yardımcı olur: Araştırmalar, ebegümeci çayının kilo vermeye ve obeziteyi önlemeye yardımcı olabileceğini ortaya koymuştur.

Paylaşın

Kış Aylarının Vazgeçilmezi Hurma Yemek İçin Beş Neden

Trabzon hurması, cennet hurması ve cennet elması gibi isimlerle bilinen hurma, vitamin, mineral ve lif açısından oldukça zengindir, düzenli tüketildiğinde genel sağlık için oldukça faydalıdır. 

Haber Merkezi / Bağışıklık sistemini güçlendiren, sindirim sistemine fayda sağlayan ve kalp sağlığını destekleyen hurma, sağlıklı yaşam için ideal bir seçimdir.

İşte, beslenmenize hurma eklemek için 5 neden:

Zengin besin değeri: Hurma vitamin ve mineraller açısından oldukça zengindir. Hurma, özellikle C vitamini, A vitamini, potasyum ve lif içeriğiyle bağışıklık sistemini güçlendirir ve sağlıklı ciltler için faydalıdır.

Antioksidan özellikleri: Yüksek miktarda antioksidan içeren hurma, vücuttaki serbest radikalleri nötralize ederek hücreleri korur ve yaşlanma karşıtı bir etkiye sahiptir.

Sindirim sistemi: Lif açısından oldukça zengin olan hurma, sindirim sistemini destekler, kabızlığı ortadan kaldırır ve bağırsakların düzgün çalışmasına yardımcı olur.

Kalp sağlığını destekler: Hurma, içerdiği potasyum ve lif nedeniyle kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenler ve kalp hastalıkları riskini azaltır.

Düşük kalori ve yüksek tat: Düşük kalorili bir meyve olan hurma, tatlı isteğinizi gidermek için sağlıklı bir alternatiftir. Hurma, kolayca beslenme rutinine dahil edilebilir.

Paylaşın

Bu 8 Gıda İle Kırışıklıklara Veda Edin

Kırışıklıklar birçok kadını endişelendiren kaçınılmaz bir yaşlanma sürecidir. Ancak gençliğin sırrı sadece pahalı kozmetiklerde değil aynı zamanda doğru beslenmede de gizlidir.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, 40 yaşına gelindiğinde insan vücudundaki bağ dokusundaki kolajenin yaklaşık dörtte biri kayboluyor.

Uzmanlar, “Vücut, amino asitlerden kolajen üretiyor ancak bu özellik 20 yaşından sonra giderek azalıyor. Bu nedenle belirli bir beslenme rejimini takip etmek önemlidir” diyor.

Genelde, cildin güzelliğini korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini sunan uzmanlar, özellikle kolajen oluşumunda “C” vitamininin önemini vurguluyorlar. Uzmanlar, bunun için vitamin zenginliği nedeniyle lahana turşusunu en uygun besin olarak kabul ediyorlar.

Karaciğer, yumurta sarısı ve tereyağı, kollajen üretimi ve kıkırdak, bağ ve tendonların sağlığının korunması için önemli olan K2 vitamininin ana kaynaklarıdır.

Çinko ve bakır, cildin elastikiyetini korumaya ve cildin iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olan minerallerdir. Çinko içeriği açısından deniz salyangozları, kırmızı et ve karaciğer önde geliyor.

Uzmanlar, “Cilt güzelliğinin ve sağlığının anahtarı proteindir. Bu bağlamda sığır eti özellikle tavsiye edilir” diye ekliyorlar.

Paylaşın

Aşırı İşlenmiş Gıdalar Daha Hızlı Yaşlanmaya Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesinin, beslenmedeki diğer faktörlerden bağımsız olarak, insanların gerçek yaşlarından daha yaşlı olmalarına neden olabileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / LUM Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırmada, aşırı işlenmiş gıdaların yaşlanma üzerindeki etkisini araştırmak için 22 binden fazla katılımcının verileri analiz edildi.

Araştırma, The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlandı.

Aşırı işlenmiş gıdalar, evde yemek pişirme sırasında genellikle kullanılmayan bazı yağlar, tatlandırıcılar, koruyucu maddeler ve katkı maddeleri gibi malzemelerle yapılan ürünlerdir.

Bu yiyecekler arasında paketlenmiş atıştırmalıklar, şekerli içecekler, bazı yoğurtlar, kahvaltılık gevrekler ve hatta bazı et ikameleri gibi ürünler yer alır.

Bu yiyecekler, yüksek miktarda şeker, tuz ve sağlıksız yağlar içerir ve yoğun endüstriyel işlemlerden geçer.

Araştırmada, bir kişinin yaşından ziyade organ ve dokuların sağlığı da dahil olmak üzere vücudun durumunu yansıtan yaşa bakıldı. Bilim insanları, her katılımcının biyolojik yaşını belirlemek için 30’dan fazla kan biyobelirteci kullandı.

Bilim insanları, daha sonra bu yaş ölçümlerini, katılımcıların ayrıntılı beslenme anketlerine dayanarak tahmin edilen aşırı işlenmiş gıda tüketimleriyle karşılaştırdılar.

Araştırmanın sonuçları, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketimi ile daha hızlı yaşlanma arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Araştırmada yer alan Simona Esposito, aşırı işlenmiş gıdaların genel sağlığa zarar vermekten daha fazlasını yaptığını, hatta yaşlanmayı hızlandırdığını söyledi.

Marialaura Bonaccio ise, ultra işlenmiş gıdaların gıdanın doğal yapısını bozan işlemlerden geçtiğini belirterek, bu bozulmanın glikoz metabolizması ve bağırsak sağlığı gibi bedensel süreçlere zarar verebileceğini vurguladı.

Araştırmayı yapan ekibin lideri Licia Iacoviello, mevcut beslenme kurallarının yeniden gözden geçirilmesinin önemi olduğunu belirtti.

Araştırma, çok fazla işlenmiş gıda tüketmenin potansiyel risklerini vurguluyor ve gıda kalitesi, sağlık ve yaşlanma arasındaki bağlantının daha geniş bir şekilde anlaşılması çağrısında bulunuyor.

Paylaşın

Enerji İçecekleri Kalbiniz İçin Güvenli Mi?

Çoğu enerji içeceği yüksek kafein ve şeker içeriği nedeniyle vücut üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Peki kahveye alternatif olarak popülerlik kazanan enerji içecekleri, kalbiniz için güvenli mi?

Haber Merkezi / Rochester Tıp Üniversitesi’nden kardiyak elektrofizyolog Mehmet Aktaş, enerji içecekleri sık sık veya aşırı miktarda tüketildiğinde hayır yanıtını veriyor. Aktaş, “Kafein vücudu uyarır ve adrenalin salgılanmasına neden olur, bu da çarpıntı, yüksek tansiyon ve uyku bozukluklarına yol açabilir” diyor.

Uzmanlar, “Hangisi daha sağlıklı: kahve mi, enerji içeceği mi?” sorusuna genellikle kahve yanıtını veriyorlar. Ortalama 200 gramlık bir fincan kahvede genellikle yaklaşık 80 mg kafein bulunurken, aynı boyuttaki bir enerji içeceği 100 – 150 mg kafein içerebilir.

Mehmet Aktaş, “Uyanmanıza yardımcı olacak ufak bir enerji arıyorsanız, bir fincan kahve, enerji içeceklerinde bulunan tüm katkı maddelerini içermeyen kafeini sağlar” diyor.

Enerji içeceklerindeki içeriklerin neden olabileceği sorunlardan bazıları:

Taşikardi: İstirahat halinde kalp atış hızının artması
Aritmi: Düzensiz kalp atışı
Hipertansiyon: Yüksek tansiyon
Kalp krizi ve diğer damar hastalıklarına yol açabilen atardamar spazmları

Aktas, “Gençlerde kalp krizi nadirdir” diyor ve ekliyor: “Ancak son araştırmalar, enerji içeceklerinin bu riski artırabileceğini gösteriyor, özellikle de kalp rahatsızlıklarına genetik yatkınlığı olanlarda.”

Genetik kalp rahatsızlığı olan kalp krizi geçirenler üzerinde yapılan son bir araştırma, bu kişilerin yüzde 5’inin enerji içeceği içtikten sonra kalp krizi geçirdiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Kuru Üzümün Dokuz Şaşırtıcı Faydası

Kuru üzüm, zengin bir temel vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı, besin açısından yoğun ve çok yönlü bir atıştırmalık olarak öne çıkar. Bu nedenle, kuru üzümü günlük beslenme rutininize dahil etmek genel sağlığınızı korumaya katkıda bulunabilir.

Haber Merkezi / İşte kuru üzümün dokuz şaşırtıcı faydası:

Hipertansiyonu kontrol edebilir: Hipertansiyon, yüksek tansiyon ve yüksek LDL veya kötü kolesterol nedeniyle oluşan metabolik bir hastalıktır. Araştırmalar, kuru üzüm tüketmenin kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bağırsak sağlığını destekler: Bir porsiyon kuru üzüm, hem çözünür hem de çözünmez olmak üzere 2 gram lif içerir. Beslenme lifi içeriği, düzenli bağırsak hareketlerine yardımcı olarak sindirim sağlığını destekler. Ayrıca, çözünür lifler, bağırsak bakterilerinin gelişmesi için istenen bir ortam sunarak bağırsak sağlığının korunmasına yardımcı olur.

Mükemmel antioksidan kaynağı: Kuru üzümlerin kuersetin, kateşinler ve flavonoidler gibi çok çeşitli faydalı antioksidanlar içerdiği bilinmektedir. Bu bileşikler, vücutta oksidatif stres, dejeneratif hastalıklar ve inflamasyona neden olan reaktif oksijen türlerini nötralize etmeye yardımcı olur.

Anemiyi önler: Kuru üzüm, kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin oluşumu için önemli bir mineral olan demirin iyi bir kaynağıdır. Bu molekül, kırmızı kan hücrelerinin hücrelere oksijen taşıması için anahtardır. Bu nedenle, yeterli demir içeriği, normal metabolik işlevleri yerine getirmek için gerekli olan hücrelere oksijen transferini dolaylı olarak düzenler, böylece yorgunluğu ve anemi adı verilen bir demir eksikliği hastalığını önler.

Kemikleri güçlendirir: Araştırmalar, incir, hurma, kuru üzüm veya yaban mersini gibi tam gıdaları tükettikten sonra kemik kaybının geri kazanıldığını göstermiştir. Bunun nedeni, kuru üzümlerde kemik sağlığını destekleyen kalsiyum ve bor gibi minerallerin bulunmasıdır. Yeterli kalsiyum alımı, güçlü kemikleri korumak ve osteoporoz gibi durumları önlemek için önemlidir.

Kardiyovasküler sağlığı korur: Kuru üzüm, kan basıncını düzenlemede önemli rol oynayan bir mineral olan potasyum içerir.

Diş sağlığını iyileştirir: Kuru üzümlerde bulunan oleanolik asit ve diğer fitokimyasallar gibi bileşikler, etkili antimikrobiyal özellikler sunarak ağız bakterilerinin büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir.

Kilo yönetimine yardımcı olur: Beslenmenize orta miktarda kuru üzüm eklemek, açlığı azaltarak ve temel besinleri sağlayarak kilo yönetimine yardımcı olabilir. Özellikle yüksek doğal şekerleri ayrıca hızlı bir şekilde enerji sağlar ve bu da onları kilo verme diyetinize uygun ve lezzetli bir katkı haline getirir

Egzersiz sonrası: Kuru üzümdeki glikoz ve fruktoz gibi doğal şeker, hızlı ve kolay sindirilebilir bir enerji kaynağı sağlar. Bu, kuru üzümü özellikle fiziksel aktiviteler sırasında veya egzersiz sonrası atıştırmalık olarak hızlı bir enerji artışı için ideal bir atıştırmalık yapar.

Paylaşın