Abdullah Gül’den Ekonomi Üzerinden İktidara Eleştiriler

AK Partinin kurucularından, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “En çok hayret ettiğim şey enflasyonun bu kadar hafife alınması. Enflasyonla çok kararlı, rasyonel, güçlü bir şekilde mücadele etmek için artık son vakit” dedi.

Karar gazetesinden Mehmet Ocaktan’a konuşan Gül, “Enflasyonun ne olduğunu, enflasyonun nasıl büyük bir bela, kötülük, ahlaksızlık, hastalık olduğu ve bir kamu hırsızlığı olduğu gerçekten idrak edilmezse enflasyonla amansızca bir mücadele içerisine girilemez” ifadelerini kullandı.

“Bunun farkında olunmadığını gördüğünü” söyleyen Gül, “iktidar için bir seçim mağlubiyeti söz konusu olursa bunun en büyük sebebinin enflasyonu hafife almak olacağını” vurguladı.

Gül, bundan 2 ay kadar önce açıklanan son milli gelir tabloları, ücret, maaş ve sabit gelirlilerin toplam milli gelirdeki paylarının ne kadar ciddi bir şekilde düştüğünü gösterdiğini” söylerken, “Bunun ötesinde karların, rantların, faizlerin, bunların da nasıl arttığını. Bu çok dehşet verici bir şey. Bu orta sınıfın nasıl gerilediğini, bu gelir dağılımının nasıl bozulduğunu, tablolarla, matematiksel şekilde ortaya koyuyor. Bunun bütün müsebbibi enflasyon” diye devam etti.

Abdullah Gül, “özellikle dini değerleri önemseyen iktidarların ekonomi politikalarında sadece faizi düşük seviyede tutmak amacıyla değil, diğer kötülüklerden de halkı koruyabilmeleri için enflasyonu birinci öncelik olarak gözaltında tutmaları gerektiğini” vurguladı.

Gül “Dünyada enflasyonun % 6-7 olduğu ülkelerde olağanüstü seferberlik varken Türkiye’nin daha büyük bir mücadele içerisine girmesi gerektiğine inanıyorum. Birinci şart bununla mücadele edecek kadronun, yani ekonomi ve finanstan sorumlu kadroların içeride ve dışarıda kredibilitesinin, güveninin oluşturulması lazım” “dedi.

‘Ağbal ve Elvan dönemi büyük fırsat kaçtı’

Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı, Lütfi Elvan’da Hazine ve Maliye Bakanı olduğu dönem “büyük bir fırsatın kaçırıldığını” vurgulayan Gül “Arkadaşların cumhurbaşkanına sadakatinde bir tereddüt söz konusu değildi. Ama yaptıkları şey rasyonel, test edilmiş, dünyada benzer krizlerde denenmiş ve netice alınmış politikaları kararlılıkla uygulamalarıydı. Bunun neticesi olarak da güven oluşmaya başlamıştı. O hafta Naci Bey’in görevden alınması büyük bir talihsizlik oldu” diye devam etti.

Birinci mesele inandırıcı ve güven verici bir kadronun göreve getirilmesi, ikinci mesele ise tabii ki o ekibin kapsamlı enflasyonla mücadele programını açıklaması ve bunun uygulanacağına dair siyasi iradenin ortaya konmasıdır” diyen Abdullah Gül şöyle devam etti

“Bazen üzülerek görüyorum, hükümetteki bazı arkadaşlar, bize ezberletilen politikalarla Türkiye fasit daireden çıkamaz, zincirlerini kırıp şahlanamaz gibi açıklamalar yapıyorlar, çok yetkili makamlardaki kişiler, çok şaşırıyorum doğrusu. Çarpan cetveli de bize ezberletilmiş ona bakarsanız. Bu tip retorikler bizi felakete götürür. Seçimlere bir sene kalmışken son fırsat, enflasyonla mücadele açısından büyük bir hamle yapmak lazım.”

‘Merkez Bankası bağımsız olmalı’

Abdullah Gül “Merkez Bankası enflasyonla mücadele konusunda hükümete yardımcı oluyor mu?” sorusunu da şöyle yanıtladı.

“Çok üzücü ki tam tersine, yasayla birinci görevi ülkede finans istikrarını sağlamak olan banka, sanki böyle bir yasal sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor. Finans istikrarı enflasyonun en düşük seviyede tutulması demek. Yani ekonomik faaliyetlerde karar alınırken enflasyonun dikkate alınmayacak kadar düşük seviyede olması demek. Merkez Bankası esas sorumluluğunu unutmadan büyüme ve istihdam politikalarına destek verirse o zaman hükümete yardımcı olur ve başarısına katkı sağlayabilir. Doğrusunun yapılabilmesi için siyasi direktiflerden Merkez Bankası’nın bağımsız olması gerekir. Güven ve inandırıcılığın kaybedilmesindeki en büyük faktör bu.”

‘Helal olsun’ dedirtecek ekip kurmak

Abdullah Gül, “Erdoğan’ın yerinde olsa ne yapacağı sorusunu ise “Benim yapacağım iş, finans ve iş çevrelerinin, herkesin ‘Helal olsun çok doğru insanları buldu ve göreve getirdi’ diyebileceği bir ekibi kurmak olur ve bu ekibin de kararlı şekilde çalışması için müsaade eder, yetkiyi veririm” diye yanıtladı.

“Siz bunu deklare edin, inanın enflasyon bugünden düşmeye başlar” diyen Abdullah Gül “Gelecek yılki seçim için popülist politikalar yapılır, yanlış harcamalar içerisine girilir ve ekonomik göstergeler açık gizli çok daha negatif durumlara gelirse, Türkiye’nin gelecek nesillerini etkileyecek bir durum ortaya çıkar. Kim iktidar olursa olsun Türkiye dünyadan daha da kopar ve geriye düşer. Toparlanması da daha zor ve maliyetli olur. Türkiye kaybeder, gelecek nesiller, hepimiz kaybederiz” ifadelerini kullandı.

‘Din herhangi bir şekilde araç olmamalı’

Abdullah Gül, din-siyaset ilişkisi konusundaki soruya da “Kendinizi bir dinin temsilcisi veya partinizi bir din partisi gibi sunmaya başlarsanız bütün bu yanlışlıklar, noksanlıklar sonunda dine atfedilir. Bu çok tehlikeli bir durum. Bu dinin anlatılmasına da, tebliğine de en büyük zararı veren büyük bir sorumsuzluk olur.” dedi.

Din özgürlüğünün önünde hangi engeller varsa kaldırılması gerektiğin söyleyen Gül “Bunun ötesinde dinin herhangi bir şekilde araçsallaştırılmasına asla fırsat vermemek gerekir” dedi.

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu Konuşmalıdır!

Cumhuriyet gazetesi yazarı Emre Kongar, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti’de geçirdiği dönemde yaşanan bazı olaylara dair konuşması gerektiğini söyledi.

Emre Kongar, bugünkü köşe yazısında Davutoğlu’nun AK Partili bazı isimler ile son günlerde yaşadığı tartışmaları anımsattı.

Cumhuriyet yazarı, yazısının devamında Davutoğlu’na 5 konuda konuşma çağrısı yaptı:

1) Bugün artık yanlışlığı iyice anlaşılmış olan Türkiye’nin “Ilımlı (Amerikancı) İslam Devleti” modeli olarak kullanılması ve Suriye’ye saldırı politikası.

2) Siyasette ahlakı sağlamaya yönelik olan “şeffaflık” yasasını kimin, kimlerin nasıl engellediği.

3) 7 Haziran seçimlerinde AKP tek başına hükümeti kuramayınca, Kılıçdaroğlu’na görev verilmesinin engellenmesindeki rolü.

4) 7 Haziran 2015 seçimleri ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki beş ayda gerçekleşen terör olaylarının arkasındaki ihmaller, sorumlular ve Gar Katliamı sonrasında ilan edilen akıllara ziyan “Kokteyl Terör” kavramının nasıl üretildiği.

5) Kendisinin hangi gruplar, kimler tarafından ayağının kaydırıldığı ve kendisinden sonra ortaya çıkan yönetimin sapmaları.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti Döneminde 62,7 Milyar Dolarlık Özelleştirme

Kamuya ait varlıkların satışlarına ilişkin kararlar Resmi Gazete’de yayımlanırken, özelleştirme rakamları tekrar gündeme geldi. CHP’nin raporuna göre ülke tarihindeki 70,8 milyar dolarlık özelleştirmenin 62,7 milyar dolarlık kısmında AK Parti yer aldı.

AK Parti iktidarı kamuya ait varlıkları özelleştirme yoluyla devrederken, milyonlarca liralık satışlar Resmi Gazete’de düzenli olarak yayımlanmaya devam ediyor. Son olarak dünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla özelleştirme ve plan değişikliği kararları yayımlanırken, pek çok arazi ederinin altındaki fiyatlarla elden çıkarıldı.

Yaklaşık 100 bin metrekarelik kamu taşınmazları 853 milyon TL’ye satıldı. Satılan-işletme hakkı devredilen taşınmazlardan 988,3 milyon TL gelir elde edilecek

BirGün’de yer alan habere göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu’nun şubat ayında hazırladığı rapor da özelleştirme politikalarını gözler önüne serdi. Raporda, AK Parti’nin 2021 yılında 413 milyon dolarlık özelleştirme yaptığı vurgulandı. Rapora göre, geçen yıl yapılan özelleştirmelerin 187,2 milyon dolarla en büyük bölümünü taşınmaz (arsa, arazi vb.) satışları oluşturdu. 175 milyon dolarlık kısmı da işletme/tesis satışlarından kaynaklandı.

2021 sonu itibarıyla Türkiye’de 70,8 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirildi. Bu özelleştirmenin de 62,7 milyar dolarlık kısmı AK Parti tarafından yapıldı. Bir başka açıdan bakıldığında; devletin 62,7 milyar dolarlık (bugünkü kurlarla 846 milyar TL) varlığının azaldığına işaret edildi.

Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Gölköy Mahallesi’ndeki turistik Cennet Koy’da koruma altında olan 678 bin metrekarelik Hazine’ye ait arazinin Mehmet Cengiz tarafından 278 milyon TL’ye alınarak turistik tesis, villa, rezidans ve marina inşaatına başlanacağının ortaya çıkmıştı.

Cengiz İnşaat’ın özelleştirme yolu ile elde ettiği bölgede özelleştirme ihalesi Danıştay tarafından iptal edilmişti. Türkiye’nin pek çok bölgesinde rant ve talan projelerine imza atan ve AK Parti döneminde dev kamu ihaleleri alan, kamuoyunda “beşli çete” olarak anılan şirketlerden Cengiz Holding, Danıştay kararının kendilerine ait mülkiyet haklarını etkilemediğini öne sürmüştü. Şirketten yapılan açıklamada “Hukuken şirketimizin parseldeki mülkiyet hakkını etkilememektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın

AK Parti’nin Seçim Planı: CHP’li Belediyeler

AK Parti, CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının 2019 yerel seçimler öncesinde neleri vaat ettiği ve bunlardan ne kadarını hayata geçirdiğine dair rapor hazırlayacak. Daha sonra hazırlanan rapor, kamuoyuna sunulacak.

AK Parti CHP’li büyükşehir belediyelerinin performansını ölçmek için harekete geçiyor. Bu kapsamdaki yapılacak çalışmaların ilki 25 Temmuz’da İzmir’de gerçekleştirilecek.

İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Aydın, Eskişehir, Mersin, Muğla, Tekirdağ, Hatay büyükşehir belediye meclislerinin AK Parti grup başkanvekilleri, AK Parti Genel Merkezi’nde geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenlemişti.

Türkiye gazetesinden Ebru Karatosun’un haberine göre toplantının ardından yapılan açıklamada, Esenler Belediye Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Tevfik Göksu, CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının, seçilmelerinin dördüncü yılına girmelerine rağmen kamuoyunun karşısına icraatları ve projeleri ile çıkmak yerine, ‘mazeret ve acziyet deklarasyonları’ yayınladıklarını öne sürmüştü.

Bu çerçevede Ankara’da yapılan genel toplantının ardından iktidar partisi CHP’li 11 büyükşehir belediye ile ilgili bir çalışma gerçekleştirecek.

AK Parti kurmayları, İzmir’e giderek 2019 yerel seçimler öncesinde mevcuttaki belediye başkanının neleri vaat ettiğini ve bunlardan ne kadarını hayata geçirdiği konusunda değerlendirmeler yapacak. Ayrıca, belediyelere bugüne kadar vatandaşların en çok şikâyet ettiği konularla ilgili ne gibi çalışmalar yapıldığı ve hangi adımların atıldığına da bakılacak. Daha sonra hazırlanan rapor, kamuoyuna sunulacak.

Paylaşın

AK Partili Külünk’ten Ekonomi Yönetimine Sert Eleştiriler

AK Parti’nin en yetkili organı olan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olan Metin Külünk, ekonomi yönetimine sert eleştiriler getirdi. Külünk, ekonomi yönetiminin sokaktaki vatandaşların halinden haberdar olmadığını belirtti.

Sürekli büyüme rakamı açıklamanın bir anlamı olmadığını, bunun sokağa yansımadığını belirten Külünk, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda “betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmediğini” vurguladı.

“Halkın refahı bürokratların ilgisini çekmiyor”

Külünk’ün ifadeleri şöyle:

Kalkınma göstergelerinin en önemlileri halkın mutluluğu ve refah seviyesidir. Özellikle dar gelir grubu ve orta sınıfın refahı ekonomi yönetiminde temele oturtulmalıdır. Ekonomi bürokratlarının ne hikmetse ilgisini çekmeyen bu alana acilen dokunulmalıdır.

“En çok kazanan ile en az kazanan arasındaki fark 23 kat”

Türkiye’de en az kazanan ile en çok kazanan arasındaki fark 23 kattır. En tepedeki yüzde 10’luk nüfus toplam gelirin yaklaşık yüzde 55’ine sahipken, en alt yüzde 50’lik nüfusun toplam gelirden aldığı pay yüzde 12’lerdedir.

“Ekonomi yönetimi bu tabloyu okumuyor mu?”

En üstteki yüzde 10’luk kesim toplam servetin yüzde 67’sine sahipken, en alttaki yüzde 50’lik nüfus toplam servetin sadece yüzde 4’üne sahiptir. Acaba ekonomi yönetimi bu tabloyu okuyor mu? Bürokratlar bu tablodan haberdar mı?

“Mevcut politika yüzde 10’u mutlu ediyor”

Sürekli büyüme rakamı açıklayarak sokağın gönlünü almak mümkün mü? Çünkü sokağa indiğinizde büyümeyi hissedenlerin çoğunun yüzde 10’luk dilime sahip kesim olduğunu görüyoruz. Mevcut politika ve tercihler alt ve orta gelir grubundan daha çok yüzde 10’u mutlu ediyor.

“15 Temmuz’da sokağa inenlerin kaçı yüzde 10’luk gruptaydı”

Burada dikkat. 15 Temmuzda sokağa inenlerden kaç tanesi yüzde 10’luk gruptaydı? Ak Parti iktidarlarını 20 yıl boyunca omuzunda taşıyan daha çok hangi gruplardı? Büyüme rakamları açıklandığında sokak neden tepkili?

“İnşaat sektörüne kaynak aktarımı minimize edilmeli”

Kamu bankaları acilen asli vazifelerine odaklanmalıdır. Esnaf, sanatkar, KOBİ, çiftçi, öğrenci, işçi, memur gibi kesimlerin ihtiyaçları için kurulmuş olan Kamu bankaları milli kaynakları millet lehine kullandırmalıdır. İnşaat sektörüne kaynak aktarımı minimize edilmelidir.

“Betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmüyor”

Betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmüyor. Yüzde 10’luk kesime verilen krediler yüzde 50’lik kesimin refahını artırmıyor. Dar bir elit kesim servetine servet katıyor. Bu düzeni baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Sokağı duymayan, sokağı görmeyen teknokrat akıl sorgulanmalıdır.

“Halkın refahına odaklanılmalı”

2023 yolunda ilerlerken en kritik alan olan ekonomide kaynakların betona, holdinglere ve büyük şirketlere akıtılmasının önüne geçilmeli ve halkın refahına odaklanılmalıdır. Türkiye’nin büyüme sorunu yok diyerek bu işin içinden çıkılamaz.

“Geç olmadan…”

Odak noktası halkın sofrası ve geçimi olacak bir politikayı benimsemek ve geç olmadan acilen bunu duyurmak ve uygulamak mecburiyetindeyiz. Unutmayın elit kesimler her devirde yolunu bulur.

“Omurga ne kadar sağlamsa…”

Ancak tabanın büyük kısmını oluşturan dar ve orta gelir grubu Türkiyemizin Sayın CB’mızın Liderliğinde verdiği büyük mücadelenin omurgasıdır. 15 Temmuz mitinglerinde bu omurga dimdik ayakta elitler ise perde arkalarında idiler. Omurga ne kadar sağlam ve sağlıklıysa beden de o kadar sağlam ve sağlıklı olur. Omurgayı ihmal eden teknokratik aklı sorgulamak ve ülkenin kredi kaynaklarını dar ve orta gelir grubuna kanalize edecek düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz.

Paylaşın

AK Parti’nin Umudu Kan Kaybının Durdurulmasında

BirGün yazarı Yaşar Aydın, Erdoğan’ın konuşmalarından yola çıkarak AK Parti’nin seçim politikasını değerlendirdi. Halkın yaşadığı sorunlara AK Parti’nin çözüm bulamadığını belirten Aydın, “AKP, yenilgiyi iliklerine kadar hissetmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Yaşar Aydın, “Artık kaybedecek çok şeyi olan kim?” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını ve AKP’nin seçimde izleyeceği politikaları aktardı.

“AKP, yenilgiyi iliklerine kadar hissetmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Kaybedecek çok şeyimiz var’ diyerek örgütü toparlamaya çalışsa da açlıkla boğuşan milyonlar için bu söz bir şey ifade etmiyor” diyen Aydın, Erdoğan’ın son iki konuşmasında milletten sabır istediğini kaydetti.

“Erdoğan son birkaç aydır sürekli sabır isteyen konuşmalar yaptı. Her seferinde uzattığı iyileşme takvimini yine revize etti. Bu sefer ki tarihi 2023 Şubat-Mart” diyen Yaşar Aydın yazısını şöyle sürdürdü:

“Çok kafadan attığını söyleyemeyiz. 2021 Aralık enflasyonu 13,58; 2022 Ocak 11,1; 2022 Şubat 4,8 olarak gerçekleşmişti. Aslında ülke batmayacaksa daha doğrusu hiper enflasyona doğru ilerlemeyecekse Erdoğan’ın haklı çıkma ihtimali çok yüksek. Aralık ve Ocak aylarına geldiğimizde yıllık olarak aşağıya düşmeye başlayacak. Tabi bu şubat ayı ile birlikte daha net görülecek.

Erdoğan’ın bu sözleri zamanında yapılacak bir seçimde iktidarın stratejisini de ortaya koyuyor aslında. Küçük iyileşmeler abartılacak yeniden yükselişin başladığı muştalanacak ve oyların yeniden evine dönmesi beklenecek.”

Erdoğan mesaisini parti içindeki kopuşları engellemekle geçirecek

Erdoğan’ın ilk iş olarak partideki kan kaybını durdurmayı hedefe koyduğunu belirten Aydın, partiden kopuşların Erdoğan’ı fazlasıyla endişeye sevk ettiğini belirtti. BirGün yazarı, parti içinden aldığı bilgileri ise şöyle aktardı:

“Kulislerden aldığımız bilgilere göre neredeyse tüm yazı, Hayatı Yazıcı ile birlikte örgütün tamiriyle geçirecek.

Başta ağır toplar olmak üzere örgüte verilecek ilk mesajı konuşmasında verdi. Erdoğan iktidarları boyunca neredeyse tüm kamu kaynakları AKP’li isimlere aktı. İş dünyasında olanlara ihale yağdı. Öyle ki en küçük ilçeye kadar genişleyen AKP’li ihale şebekeleri oluştu. İş dünyası dışındakiler kamuda birer ikişer maaşlarla, lojman ve araçlarla ayrıcalıklı hayat yaşadı. Sadece kendileri değil. Bu ayrıcalık 20 yıl boyunca babadan çocuklara geçti.”

“Çare bulamayacaklarını iktidar cephesi de kabul etti”

AKP’nin dış politika hamlelerini de değerlendiren Yaşar Aydın, yazısını şöyle sürdürdü:

“Yurttaşın içinde yaşadığı ekonomik krize kısa sürede çare bulamayacaklarını iktidar cephesi de kabul etti. O yüzden halkın dikkatini sürekli ülke sınırlarının dışında tutmaya gayreti var. NATO, Suriye, Rusya derken yeni fırsatlar edebiyatına geçti bile. Dünya konjonktürünün de yardım etmesini bekliyor. İşin aslı iki eliyle Biden’le Putin’in ipine sarılmış durumda. Birini çok yakına bırakacak ve seçim siyasetini iki elle sarıldığı projenin üzerine yılacak.

Yurttaşa gelince. Dışarda anlatacağı “başarı” içeride ekonomide rakamsal iyileşmeye eşlik edecek aralık asgari ücret zammı, EYT gibi bir düzenleme ile toparlayabileceğini düşünüyor.

AKP artık iliklerine kadar yenilgiyi hissediyor. O yüzden Erdoğan sadece muhalif olanları değil kendi taraftarlarını da korkutarak hizada tutmaya çalışıyor. Kaybedecek çok şeyi olanlar son ana kadar Erdoğan’ı terk etmeyecektir. Kim bunlar?

•Erdoğan’la zenginleşenler

•Erdoğan’la bürokrasiye yerleşenler

•Erdoğan’la büyüyen cemaatler

Ama bunların toplamı iktidarda kalmaya yetmiyor. Çünkü ülkenin yüzde 80’inin zincirinden başka kaybedecek bir şeyleri kalmadı.”

Paylaşın

AK Parti Çekirdek Seçmeni De Kaybediyor

AK Partili çekirdek seçmende çözülme olduğunu dile getiren SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü Özçelebi, “Kararsızlar dağıtıldıktan sonra artık çok daha az yüzde 30’un üzerinde sonuçlarla karşılaşıyoruz. Çekirdek seçmende bir çözülme var, bu açık. AK Parti ile birlikte elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemeyen, daha çok muhafazakâr ve dindar olan bu grup, kaybetmekten korktuklarını muhalefetin de verebileceğini gördükçe, buna ikna oldukça, yani iktidara güven ve inandırıcılığını kaybettikçe bu kopuş hızlanacaktır” dedi.

Saray ittifakının neden olduğu krizler ve izlediği politikaların ortaya çıkardığı tablonun sonuçları seçim anketlerine yansımaya devam ediyor. AK Parti, yayımlanan son anket sonuçlarında ikinci parti konumuna düştü. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da haziran ayının sonunu işaret ederek, “AK Parti yüzde 30’un altında. Haziran sonunda tüm yoklamalarda CHP’nin AKP’yi geçeceğini göreceksiniz” açıklamasında bulunmuştu.

Piar Araştırma’nın son seçin anketinde “Bu pazar genel seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 29,6’sı “CHP” yanıtını verdi. AK Parti ise yüzde 27,8’le ikinci sırada yer aldı. Anket sonuçlarında ayrıca HDP 11,2 ile üçüncü parti konumunda yer alırken sırasıyla bu partileri yüzde 11 ile İYİ Parti ve yüzde 7,3 ile MHP izledi. Anket sonuçlarında CHP, AK Partinin 1,8 puan puan önünde yer aldı. Şu ana kadar yapılan anketlerde ilk defa CHP’nin bu denli bir farkla birinci parti konumuna yerleştiği görüldü. Piar Araştırma Genel Müdürü Berna Can, bu tabloyu “Anketin elbette başka ayrıntıları mevcut ancak AK Parti için psikolojik eşik dediğimiz yüzde 30 kırılmış görünmekte” sözleriyle yorumladı.

Yöneylem Araştırma’da da benzer bir sonuç ortaya çıktı. Yöneylem’in son yayımladığı anket sonuçlarında AK Parti ikinci parti konumuna düşerken şirketin diğer anket sonuçlarına kıyasla ilk defa CHP birinci parti konumuna yükseldi. Karasızlar dağıtıldıktan sonra çıkan tabloda CHP yüzde 27,7 puanla birinci parti olurken onu yüzde 27,1’le AK Parti, yüzde 13,3’le İYİ Parti, yüzde 8,7’yle HDP ve yüzde 6,8’le MHP izliyor. Ayrıca ankete katılan seçmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayına yüzde 54,2 oy verirken Erdoğan yüzde 30,9 oy alıyor.

2018’deki seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında AKP ve MHP’nin oylarında büyük bir erime yaşandığı görülüyor. CHP ve İYİ Parti ivmeyi yukarı taşırken, HDP’nin seçmen desteğini önemli ölçüde koruduğu anlaşılıyor. Seçim sonuçlarında AK Parti oyların yüzde 42,6’sını alırken CHP 22,6’sını almıştı. İki partiyi HDP yüzde 11,7 ile izlerken MHP’nin oy oranı yüzde 11,1’di. İYİ Parti ise yüzde 10’da kalmıştı.

Diğer taraftan anketlerde uzun süredir Cumhur İttifakı’nın önünde yer alan Millet İttifakı, aradaki farkı açmaya devam ediyor. ORC Araştırma’nın yayımladığı son anket sonuçlarında Millet İttifakı’nın Cumhur İttifakı’na yüzde 18’lik bir fark attığı görüldü. Buna göre Millet İttifakı kazanır diyenlerin oranı yüzde 54,7’ye yükselirken Cumhur İttifakı kazanır diyenler oranı ise yüzde 36,6’da kaldı. Yüzde 8,7’lik kesimse “fikrim yok” dedi.

MetroPOLL Araştırma’nın yayımladığı son verilerde ise kararsızlar dağıtıldıktan sonra Millet İttifakı’nın oyu yüzde 40,2 olurken, Cumhur İttifakı’nın oyunun yüzde 38,1’de kaldığı görüldü.

Sonuçlara temkinli yaklaşılmalı

SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü Suat Özçelebi, yayımlanan son anket sonuçlarını BirGün’den Umut Serdaroğlu’na değerlendirdi . Anket sonuçlara temkinli yaklaşılması gerektiğini aktaran Özçelebi, “Bazı anketlerde CHP önde çıksa da buradaki farkların hata payı içinde olduğunu düşünerek temkinli yaklaşılması gerekli. Maalesef anket şirketleri de Türkiye’deki kutuplaşmadan payını almış durumda. Hatta öyle tutumlar görüyoruz ki elindeki anket verilerini bir nevi sopa gibi kullanarak siyaseti dizayn etmeye çalışanlar da var” dedi.

Anket şirketleri arasındaki yayımlanan farkların bundan dolayı olduğunu dile getiren Özçelebi, “Anketler arasında öylesine farklar var ki sanki başka ülkelerde yapılmış gibi duruyor. Aynı ay içerisinde CHP’yi yüzde 29’da görüyoruz yüzde 23’te. İYİ Parti’yi yüzde 21 gösteren bir anketin hemen ardından ertesi ay yüzde 11 gösteren başka bir anketle de karşılaşabiliyoruz. Yüzde 10 puan bir ayda nasıl düştü sorusuna da yanıt yok bu yüzden böyle bir anket bolluğu içinde belli bir trendi takip eden, düzenli yapılan anketleri iyi ayırt etmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Psikolojik sınırın altına düştü

Yine de anketlerden AK Partinin yüzde 30’luk psikolojik sınırın kırıldığının çıkarılabileceğini aktaran Özçelebi, “CHP’nin sanılanın aksine AK Parti’den oy aldığını ancak İttifak Partilerinin de birbirlerine seçmen kaptırdıklarını görüyoruz. AK Parti hatta Cumhur İttifakı oy kaybını azalttı ama durduramadı. Bunu AK Parti’ye çalışan anket şirketlerinde de görmek mümkün. Yüzde 30 luk baraj aşağıya inmiş duruyor” dedi.

AK Partili çekirdek seçmende çözülme olduğunu dile getiren Özçelebi, “Kararsızlar dağıtıldıktan sonra artık çok daha az yüzde 30’un üzerinde sonuçlarla karşılaşıyoruz. Çekirdek seçmende bir çözülme var, bu açık. AK Parti ile birlikte elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemeyen, daha çok muhafazakâr ve dindar olan bu grup, kaybetmekten korktuklarını muhalefetin de verebileceğini gördükçe, buna ikna oldukça, yani iktidara güven ve inandırıcılığını kaybettikçe bu kopuş hızlanacaktır” İfadelerini kullandı. AK Partinin bu denli oy kaybındaki temel nedenin ekonomi olduğunu dile getiren Özçelebi, “Ancak bunun zemininde AK Parti ve Cumhurbaşkanı’nın hikâyesini kaybetmiş, yeni hikâye konusunda yeterli kadro, vaat ve güven veren bir yapıya sahip olamayışı yatıyor. Artık tek adamın vizyonu, gittikçe tartışmalı hale gelen nitelikleri ve yarattığı büyük ekonomik buhranla kalması zor görünüyor” dedi.

Muhalefet rehavete kapılmamalı

Ancak muhalefetin rehavete kapılmaması gerektiğinin altını çizen Özçelebi, “AK Parti’nin gidişindeki en büyük anahtar hala muhalefette. Topluma ‘ben çözebilirim’ güvenini vermezse, bunu temsil edecek yeterlilikte bir aday ve kadro kuramazsa, henüz muhalefete tamamen geçmemiş görünen ‘kararsızlar’, ‘z kuşağı’ diye adlandırılan genç grupları bambaşka tepkiler verebilirler. Kimse ‘AK Parti eriyor, bu iş tamam’ rehavetine kapılmasın.

Genç seçmen belirleyici olacak

Genç seçmen iktidarda değişiklik talebinde ancak muhalefetin iş durumu, okul ve ifade özgürlüğü gibi konularda iyileştirme yapabileceğine dair de şüpheci davranıyor. Reuters’ın yayımladığı analize göre, Haziran 2023’te yapılacak seçimde genç seçmen, Erdoğan ve AK Parti iktidarının değişip değişmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Genç seçmen, toplam oy oranının yüzde 12’sine sahip. MAK Danışmanlık firması başkanı Mehmet Ali Kulat, 18-29 yaş arasındaki seçmen üzerinden yaptıkları araştırmaların sonucunda, yüzde 70’inin muhalefeti desteklediğini belirterek “Gençler değişim istiyor” dedi. Anket raporlarına göre; seçimde genç seçmenin oyu, seçimin öngörülemez olmasını sağlıyor. Genç seçmenin oyunu ise altılı masanın Erdoğan’ın karşısına çıkaracağı aday belirleyecek.

Paylaşın

‘Dezenformasyon Yasası’ Yine Ertelendi

AK Parti ve MHP’nin sansüre yol açacak yasa teklifi, genel kurul görüşmeleri, kamuoyundaki tepkiler ve AK Parti milletvekilleri arasında da bazı rahatsızlıklara neden olması sebebiyle ertelenmişti.

Kısa Dalga’dan Mahmut Aydın’ın haberine göre, ek bütçe nedeniyle bu haftaya kaldığı belirtilen teklifin yeni yasama dönemine ertelenmesine karar verildiği öğrenildi.

Basın yasası ile dijital medyaya dair bazı değişiklikler içeren teklifle ilgili, AK Parti ve CHP Grup Başkanvekillerinin iki gündür sürdürdükleri görüşme sonucu bu karar alındı. Teklifin ekim ayında başlayacak yeni yasama dönemine bırakılmasına karara verildi.

AK Partili kaynaklar, Meclisin 7 Temmuz’da kapanacağını belirterek gündemdeki acil yasaların öncelikle görüşüleceğini, basın yasasına zaman kalmayacağını söyledi.

Söz konusu maddeyle “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” olarak tanımlanacak suç kapsamında üç yıl hapis cezası öngörülüyor. “Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde” denilerek cezasının yarı oranında artırılmasına yönelik ibare ise eleştirilerin ardından Adalet Komisyonunda değişmişti.

Bunun haberi yapanın mı yoksa haber kaynağının mı gizlenmesi anlamına geldiğinin belirsiz olduğu eleştirileri karşısında, bilgiyi paylaşanın kimliğini gizlemesinin tarif edilmesine yönelik teknik bir düzeltme yapılmıştı.

Paylaşın

Kulis: Erdoğan, Bülent Arınç’ın İhracına Karşı Çıktı

Gazeteci Barış Yarkadaş, Erdoğan’ın AK Parti kurmaylarına, ‘kral çıplak’ eleştirisi yapan Bülent Arınç için “İhraca gerek yok. Küskün sayısını artırmayın” talimatını verdiğini yazdı. Yarkadaş, Erdoğan’ın verdiği bu cevabın ardından, Arınç’ın dosyasının ‘şimdilik’ rafa kaldırıldığını vurguladı.

Korkusuz gazetesi yazarı ve eski milletvekili Barış Yarkadaş, AK Parti kulislerine dayandırdığı yazısında, parti yönetiminin, eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ihracı talebiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüştüğünü yazdı.

AK Parti kurmaylarının Arınç’ın sözlerini hatırlatarak “İhraç edilmesi gerekir’’ görüşünü ilettiklerini belirten Yarkadaş, “Kurmaylarının görüşlerini dinleyen Erdoğan, ‘İhraca gerek yok. Küskün sayısını artırmayın’ yanıtını verdi” dedi.

Erdoğan’ın verdiği bu cevabın ardından, Arınç’ın dosyasının ‘şimdilik’ rafa kaldırıldığını vurgulayan Yarkadaş, şu kulis bilgisini aktardı:

“Ancak dün konuştuğum AKP’li bir kaynağım, ‘Disiplin Kurulu önümüzdeki günlerde toplanacak. Bu konu muhtemelen orada da gündeme gelecektir’ ifadesini kullandı. Ancak AKP’li kaynağım da Erdoğan’ın ‘Küskün sayısını artırmayın’ talimatının ardından Arınç’ın disipline gönderilmesinin ‘imkansız’ hale geldiğini belirtti.”

Arınç, Türk Demokrasi Vakfı’nın yeniden açılış töreninde yaptığı konuşmada, iktidara eleştirilerde bulunarak, “Kral Çıplak… Bunu söylememiz gerekir’’ demişti.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İktidar, Muhalefeti İki Konuda Tuzağa Çekmeye Çalışıyor

Gazeteci Murat Yetkin, son siyasi gelişmelerin Cumhur İttifakı ortakları AK Parti ve MHP’nin muhalefet partilerini iki konuda tuzağa çekmeye çalıştığını ortaya koyduğunu söyledi. 

“İktidarın muhalefeti çekmeye çalıştığı iki tuzak da yasal konularda; biri orman yangınlarıyla yeniden harlanan idam cezası tartışmaları, diğeriyse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağı üzerine” diyen Yetkin, yetkinreport.com ‘da yayınlanan yazısında sözlerine şöyle devam etti:

“Muhalefet saflarında ise CHP ile İYİ Parti arasında, eğer bir an önce el atılmazsa büyüme eğilimindeki rekabet ve HDP’nin muhalefet kampanyasının odağına yeniden yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarını alması bulunuyor.

Öyle ki aslında bu sorunlar muhalefet partilerinin kendilerine kurduğu tuzak, ya da bindikleri dalı kesme gibi görülebilir.

Gelelim ayrıntılarına.

İktidarın muhalefeti içine çekmeye çalıştığı iki tuzak tartışma da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın çıkışlarıyla yön değiştirdi. Birincisi, Erdoğan’ın 2023’te yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasında sakınca bulunmadığı beyanıydı. Hatta muhalefet konuya yeterince ilgi göstermeyince beyanını tekrarladı.

İdam cezası tartışmaları

Oysa İYİ Partili Aytun Çıray daha Bozdağ’ın bu bahsi açmadan önce, bu tartışmaya girip Erdoğan’ın yeni bir mağduriyet kampanyası başlatmasına yol açmayacaklarını söylemişti. Meral Akşener Erdoğan’ın adaylığının ‘önünü açacaktı’; Altılı Masa Erdoğan’ı sandıkta yenmek istiyordu.

Belli ki Altılı Masanın -Anayasal zeminin el vermesine rağmen- gündeme dahi getirmediği bir konu kaşınmak isteniyordu.

Marmaris’teki orman yangını daha devam ederken MHP lideri Bahçeli ‘idam cezası’ bahsini yeniden açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘Ağza hoş gelmiyor ama’ diyerek tartışılmasına destek vermişti. Topa İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da girdi. Ancak Adalet Bakanı Bozdağ’ın da tartışmaya yeşil ışık yakması adeta muhalefeti orman yangınları ve sonraki adımda cinsel cinayetler ve terörizm üzerinden istemediği tartışmalara çekmeyi amaçlıyordu. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYINIZ

Paylaşın