AK Parti Sözcüsü Çelik’ten “Cumhur İttifakı” Açıklaması: Sorun Yok

“Cumhur İttifakı” içinde anlaşmazlık olduğuna dair iddialara açıklık getiren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhur İttifakında hiçbir sorun yok. Cumhur ittifakı yerel seçimlere hazırlanmaya devam ediyor” dedi.

CHP lideri Özgür Özel’in ”Türkiye’de herkes eşittir fakat Kürtler daha az eşittir” sözlerine ilişkin ise Ömer Çelik, “CHP’nin demek ki Kürt seçmeni istismar sezonu seçimler yaklaşırken başlamış. Yeni bir şey daha çıktı; en son gördük ki bu son seçimlerde imzaladıkları protokollerle aslında Kürt seçmene nasıl yalan söylemişler” ifadelerini kullandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.

“Cumhur İttifakı” içinde anlaşmazlık olduğuna dair iddialara açıklık getiren Ömer Çelik, “Cumhur İttifakında hiçbir sorun yok. Cumhur ittifakı yerel seçimlere hazırlanmaya devam ediyor. Herhangi bir sorun yok. Sayın Cumhurbaşkanımızla sayın Bahçeli ihtiyaç duyduklarında görüşmeye devam ediyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa… Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla ‘En fazla oyu alan aday seçilir’ denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 açıklamasının ardından Cumhur İttifakı’nda kriz olduğu gündeme gelmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Erdoğan’ın 50+1 çıkışına ilişkin, “Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50+1’dir. Milletvekili seçmiyoruz, cumhurbaşkanı seçiyoruz” değerlendirmesini yapmıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in ”Türkiye’de herkes eşittir fakat Kürtler daha az eşittir” sözlerine ilişkin Çelik, “CHP’nin demek ki Kürt seçmeni istismar sezonu seçimler yaklaşırken başlamış. Yeni bir şey daha çıktı; en son gördük ki bu son seçimlerde imzaladıkları protokollerle aslında Kürt seçmene nasıl yalan söylemişler” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti’de İstanbul Gerilimi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinden seçimlere yönelik çalışmaları hız kazandı. AK Parti’de gözler belediye başkan adaylarının belirlenmesindeki önemli kriterlerden biri olan temayül yoklamasına çevrildi.

Yaklaşık 150 bin partilinin online oy kullanacağı seçim bugün yapılıyor. Temayül yoklaması tüm il ve ilçeler için yapılacak ama en çok merak edilen İstanbul adayları olacak. Partililer ne diyecek bilinmez ama birçok adayın konuşulduğu kentte son günlerde konuşulan isimler ikiye indi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Yarışın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile eski Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı, İstanbul Milletvekili Murat Kurum arasında olduğu belirtiliyor. Yerlikaya’nın aday yapılması gerektiğini söyleyenler, “İstanbul’u mutlaka almalıyız, diyorsak hata yapma lüksümüz yok. Ali Yerlikaya İstanbul’u iyi biliyor. Bize oy vermeyen seçmen açısından da kamuoyu algısı çok iyi, karşılığı var. İcraat, hizmet odaklı kampanya açısından da avantajlı bir isim” diyor.

Eski Bakan Murat Kurum’un aday olması gerektiğini savunanlar ise Kurum’un genç ve icradan gelmiş bir siyasetçi olmasının avantajlarına dikkat çekiyor. Hatta Kurum’un İstanbul’da yaptığı çalışmalara dikkat çekenler, “Bakana git, çalış denilmiş, bir hazırlık yapıldığı ortada” diyor. Siyaset her zaman sürprizlere açık ancak bu iki ismin dışında birinin adaylığı şu anda ‘sürpriz’ olarak görülüyor.

AK Parti’de aday belirleme sürecinde temayül yoklamasının yanı sıra anketler de etkili olacak. Adayın önümüzdeki iki hafta içinde netleşmesi bekleniyor.

İstanbul adaylığı için AK Parti’ye 6 başvuru

Öte yandan AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, yerel seçimlere yönelik AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen temayül yoklamasına başkanlık etti. Şahin, “İstanbul’umuzun 39 ilçesinde 255 ilçe belediye başkan aday adayımız ve büyükşehrimiz için de 6 aday adayımız müracaatlarını gerçekleştirdiler. Genel merkez olarak illerimiz, ilçelerimiz ve bütün yönetim kademelerimizde 31 Mart seçimlerinde en güzel, en parlak başarıyı elde etmek için çok titiz ve hassas bir çalışmayı yürütüyoruz” dedi.

Bugün Türkiye’nin 81 ilinde düzenlenen temayül yoklamasını yapma amaçlarının, teşkilat mensuplarının görüşlerini, düşüncelerini, eğilimlerini tespit ederek adayların belirlenmesi sürecinde bu görüş ve önerilerden istifade etmek olduğunu söyleyen Şahin, son birkaç seçimdir temayül yoklamalarının elektronik ortamda gerçekleştirildiğine işaret etti.

Şahin, “Bugün İstanbul’umuzda yaklaşık 9 bin teşkilat üyemiz burada oylarını kullanacaklar ve 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilecek olan mahalli idareler seçiminde yarışa girecek olan 39 ilçe ve bir büyükşehir belediye başkan adayımızın tespitinde bizlere yol gösterecekler. İstanbul’umuzun 39 ilçesinde 255 ilçe belediye başkan aday adayımız ve büyükşehrimiz için de 6 aday adayımız müracaatlarını gerçekleştirdiler. Genel Merkez olarak illerimiz, ilçelerimiz ve bütün yönetim kademelerimizde 31 Mart seçimlerinde en güzel, en parlak başarıyı elde etmek için çok titiz ve hassas bir çalışmayı yürütüyoruz” dedi.

Geçen mayıs ayında yapılan parlamento seçimlerinde aday adaylığına başvuranların AFAD’a bağış yaptıklarını hatırlatan Şahin, “Yerel seçimlere müracaat sürecinde de partimize aidat yerine Filistinli kardeşlerimize ulaştırılmak üzere, onların ihtiyaçlarını gidermek üzere ve onlarla dayanışma duygumuzu ifade etmek üzere aday adaylarımızdan AFAD’a bağış aldık ve halen devam etmekte olan belediye meclis üyesi aday adaylarımızdan da bu bağışı almaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

“Erdoğan’ın ’50+1′ Çıkışı AK Parti’yi İkiye Böldü” İddiası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “50+1” çıkışı gündemdeki yerini koruyor. AK Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor.

“Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AK Partililer, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.” Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya dönüşü “değişmesi isabetli olur” dediği “50+1” çıkışı parti içinde bölünmeye neden olduğu iddia edildi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre, AKP’de Bahçeli’nin açıklamalarının masaya yatırıldığı ve iki liderin bugün bir araya gelerek, birlikte değerlendirme yapacakları ileri sürülürken yüzde 50+1 tartışması AKP’yi de “ikiye böldü.”

Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor. “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AKP’liler, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.”

Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor. Ayrıca partide “AKP’nin yeni ve sivil bir anayasa için MHP’nin de desteğine ihtiyaç bulunduğu” ifade ediliyor.

MHP Lideri Bahçeli ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “50+1 hususunda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. MHP olarak dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz” ifadelerini kullanmıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önerisine karşı çıkmıştı.

Destici, “yüzde 50 artı 1” ile ilgili değerlendirmesinde, “Açıkça ifade edelim ki ‘yüzde 50+1’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yani başkanlık sisteminin temel taşıdır. Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker” demişti.

“Binaenaleyh bu husus tartışmaya kapalı olmalıdır” diyen Destici, şöyle devam etmişti: “Yapılacak olan ya da tartışılacak olan nedir? Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu ivedilikle demokratikleştirilmelidir. Siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilmelidir. Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılan Hazine ve seçim yardımı mutlaka kaldırılmalıdır.”

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal da şu ifadeleri kullanmıştı: “Yeni anayasal sistem, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının kuracağı kabine eliyle, devletin yönetimini esas almış ve devlet işleyişi buna göre planlanmışken, eğer bu görev en çok oy alan adayla deruhte edilirse, bu bizi yüzde 20 ile seçilen bir cumhurbaşkanının yüzde 80 çoğunluğun hilafında bir yönetim dayatmasına götürür. Bunun sonu kaos olur. Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirilmesi gereken hususları bugünün meselesi haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “‘yüzde 50+1’ sisteminin değiştirilmesini istediğini söylemişti.

Erdoğan, şunları kaydetmişti: “50+1 şartının değişmesi konusunda aynı fikirdeyim, isabetli olur. Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez.

Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa… Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla ‘en fazla oyu alan aday seçilir’ denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır.”

Paylaşın

AK Parti’den ‘Mini Anayasa’ Değişikliği Hazırlığı: 50 Artı 1 İçin 2 Seçenek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 çıkışının ardından mini anayasa değişikliği paketi hazırladığı belirtilen AK Parti’nin 50+1 yerine, “40+1” ya da “en çok oyu alan seçilsin” seçenekleri üzerinde durduğu belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı adaylığında iki dönem kuralıyla ilgili herhangi bir değişikliğin olmayacağı kaydedilen söz konusu pakette, aile ve başörtüsü düzenlemelerinin de yer alacağı öğrenildi. AK Parti’nin bu konuda partileri ziyaret edeceği, özellikle İYİ Parti ile uzlaşı arayacağı ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Almanya dönüşü 50+1’in değişip değişmeyeceği yolundaki bir soru üzerine değişmesinin isabetli olacağını belirterek, “Çoğunluğu alanın seçilmesi halinde cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz, yanlış yollara sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa” yanıtını vermesiyle ilgili tartışmalar devam ediyor.

Hürriyet’ten Ebru Karatosun’un haberine göre yeni anayasa için gerekli sayısal çoğunluk konusunda uzlaşı havasının oluşmaması rotayı mini bir anayasa değişiklik paketine yöneltti. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bu amaçla partileri ziyaret edip görüşmüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda kurulan Anayasa Bilim Komisyonu da yaklaşık 130 maddelik yeni bir anayasa taslağı hazırlamıştı. AK Partili hukukçu kurmaylar da, yeni anayasa çalışmalarının süreceğini ancak referandum için gerekli 360 oyun şu anda Meclis’te bulunmasının zor olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle mini bir değişiklik paketiyle sürecin daha kolay yürütülebileceği görüşünü savunuyor.

Bu kapsamda, mini Anayasa değişikliği paketinde 50+1 yerine, “40+1” ya da “en çok oyu alan seçilsin” seçenekleri üzerinde durulduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanı adaylığında iki dönem kuralıyla ilgili herhangi bir değişikliğin olmayacağı kaydedilen söz konusu pakette, aile ve başörtüsü düzenlemelerinin de yer alacağı öğrenildi. AK Parti’nin bu konuda partileri ziyaret edeceği, özellikle İYİ Parti ile uzlaşı arayacağı ifade edildi.

Paylaşın

AK Parti Ve MHP’de Yerel Seçimler Hazırlığı: Sürprizlere Hazır Olun

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin MHP’de “Sürprizlere hazır olun” denilirken AK Parti’de de çalışmanın belediye başkan adaylarının YSK’ya bildirileceği güne kadar devam edeceği belirtilerek, “Şubat’ın ikinci hafta sonuna kadar her şey olabilir” deniliyor.

İki parti heyetlerinin bu ay sonuna kadar hazırladıkları ön çalışmayı tamamlaması, daha sonra bunun liderlere sunulması bekleniyor. Liderlerin görüşmesinin ardından da heyetler çalışmaya devam edecek.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde iş birliği yapan AK Parti ile MHP, yaklaşık 4.5 ay sonra gerçekleşecek seçimler için de ortak çalışmaya başladı. AK Parti ve MHP heyetleri son iki haftada bir dizi toplantı yaptı.

MHP’li yetkililer, “Çok büyük bir uyum ve zarafet içinde” görüşmelerin sürdüğünü söylerken AK Partili yetkililer de “çok olumlu bir çalışma” içinde olduklarını ifade ediyor. Ancak 2019 seçimlerinde 30’u büyükşehir olmak üzere toplam 51 ilde iş birliğine giden iki partinin bu seçimde nasıl bir formülle yol alacağı bilinmiyor.

Kulislerde iki partinin 2019 yerel seçimlerinde yapılan iş birliğini büyük ölçüde koruyacağı ifade edilirken bazı şehirlerde değişiklikler olabileceği konuşuluyor. MHP’de “Sürprizlere hazır olun” denilirken AK Parti’de de çalışmanın belediye başkan adaylarının YSK’ya bildirileceği güne kadar devam edeceği belirtilerek, “Şubat’ın ikinci hafta sonuna kadar her şey olabilir” deniliyor.

İki parti heyetlerinin bu ay sonuna kadar hazırladıkları ön çalışmayı tamamlaması, daha sonra bunun liderlere sunulması bekleniyor. Liderlerin görüşmesinin ardından da heyetler çalışmaya devam edecek.

Paylaşın

Erdoğan: İsrail, İnsanlık Tarihinin En Kalleş Saldırılarını Düzenliyor

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail yönetimi, Gazzeli çocuklara, kadınlara ve sivillere karşı, insanlık tarihinin en kalleş saldırılarını düzenliyor. Gazze’de 40 gündür şahit olduklarımızı anlatmak için ‘savaş’ dâhil, tüm kavramlar yetersiz kalmaktadır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü savaşın da bir ahlakı vardır; adabı, hukuku ve sınırı vardır. Savaş hukukunun ilk kuralı ise çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve hastalara dokunmamaktır. Kuvözdeki, kundaktaki bebekleri katledenler, evlerinden kovdukları masumların tepesine bomba yağdıranlar, insanların suyunu, gıdasını, yakıtını keserek ölüme mahkûm edenler, 2 milyonu aşkın sivili atom bombasıyla yok etmekten bahsedenler…”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Buradan şimdi Netanyahu’ya sesleniyorum; sende atom bombası var mı yok mu? Sıkıysa açıkla ama açıklayamazsın. Ey İsrail sende atom bombası, nükleer bomba var ve bununla tehdit ediyorsun. Bunu da biz biliyoruz ve artık ecelin geliyor.  İster nükleer bombaya sahip ol neye sahip olursan ol ama gidicisin. Ezcümle ahlak, vicdan, onur namına ne varsa hepsini kaybedenler insan değil; ancak ‘belhüm adal’ olabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AK Parti Grup Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.

Sınırların güvenliği, terörle mücadele, insanların huzuru, ekonomideki sıkıntıların çözümü, 6 Şubat depremleriyle yıkılan şehirlerin inşasının gündemlerinin değişmez ve en öncelikli başlıkları olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’ye yönelik İsrail vahşetinin de, 7 Ekim’den beri gündemlerinin en üst sırasında yer aldığını ifade etti.

Amerika’nın ve Batılı ülkelerin sınırsız desteğini alan İsrail hükûmetinin, katliamlarına tam 40 gündür aralıksız bir şekilde devam ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, pazar yerlerini, binaları, sokakları kasıtlı olarak hedef alan İsrail, bir şehri içindeki insanlarıyla topyekûn yok etme stratejisi uyguluyor” dedi.

İsrail yönetiminin evlerini terk etmeye zorladığı sivilleri yolda kasıtlı olarak bombalayan bir canilikle, kelimenin tam anlamıyla bir devlet terörü estirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar İsrail tarafından katledilen 12 bine yakın Gazzeli’nin üçte ikisini çocuklar ve kadınların oluşturduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “İsrail yönetimi, Gazzeli çocuklara, kadınlara ve sivillere karşı, insanlık tarihinin en kalleş saldırılarını düzenliyor. Gazze’de 40 gündür şahit olduklarımızı anlatmak için ‘savaş’ dâhil, tüm kavramlar yetersiz kalmaktadır.

“Savaşın da bir ahlakı vardır; adabı, hukuku ve sınırı vardır”

Çünkü savaşın da bir ahlakı vardır; adabı, hukuku ve sınırı vardır. Savaş hukukunun ilk kuralı ise çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve hastalara dokunmamaktır. Kuvözdeki, kundaktaki bebekleri katledenler, evlerinden kovdukları masumların tepesine bomba yağdıranlar, insanların suyunu, gıdasını, yakıtını keserek ölüme mahkûm edenler, 2 milyonu aşkın sivili atom bombasıyla yok etmekten bahsedenler…

Buradan şimdi Netanyahu’ya sesleniyorum; sende atom bombası var mı yok mu? Sıkıysa açıkla ama açıklayamazsın. Ey İsrail sende atom bombası, nükleer bomba var ve bununla tehdit ediyorsun. Bunu da biz biliyoruz ve artık ecelin geliyor.  İster nükleer bombaya sahip ol neye sahip olursan ol ama gidicisin. Ezcümle ahlak, vicdan, onur namına ne varsa hepsini kaybedenler insan değil; ancak ‘belhüm adal’ olabilir.”

‘İnsanım’ diyen hiç kimsenin Gazze’de yaşananları onaylamayacağını, mazur ve meşru göremeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail yönetimini lanetlerken; bu katliamlara aleni destek verenleri, meşrulaştırmak için kırk dereden su getirenleri de unutmadıklarını belirterek, “İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ses çıkarmayanlar, en az failler kadar, bu suçlara ortaktır” değerlendirmesinde bulundu.

“Gazze’de öldürülen yavruların kanı, İsrail yönetimine silah, mühimmat ve istihbarat desteği sağlayanların alınlarına, utanç lekesi olarak yapışmıştır” sözleriyle devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:

“Düşünebiliyor musunuz? Her gün yüzlerce çocuk bombaların altında can veriyor; Avrupa Birliği’nden Amerika’sına sürekli insan hak ve hürriyetlerinden dem vuranların hiçbiri çıkıp, tek kelime etmiyor, edemiyor. Gazze’deki vahşeti dünyaya duyuran gazetecileri, aileleriyle birlikte İsrail katlediyor; uluslararası basın kuruluşları tek bir açıklama dahi yapmıyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bırakın Gazzeli sivillerin hayatını korumayı, Teşkilat’ın kendi çalışanlarına dahi sahip çıkamıyor. Birleşmiş Milletler üyesi ‘121’ ülkenin Genel Kurul’da sergilediği irade, Güvenlik Konseyi’ndeki bir-iki ülke tarafından resmen gasp ediliyor.”

Paylaşın

HEDEP’li Vekilden AK Partili Vekile: Terörist Senin Babandır

HEDEP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, kendisine yönelik ‘terör seviciliği’ ifadesini kullanan AK Parti Milletvekili İsmail Erdem’e tepki göstererek,  “Terörist senin babandır. Sensin! Bize terörist diyenlerin alnını karışlarım” dedi ve ekledi:

“Terörist sizsiniz! Kim ‘Terörist’ diyorsa onlar teröristtir. Oradan ‘terörist’ diyeceksiniz, biz dinleyeceğiz öyle mi? Dinleyeceksin kuzu kuzu. Terör sevici de kendileridir. Onlar seviyor terörü. Terör üzerinden beka devşiriyorsunuz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkan Vekili ve Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, bugün grubu adına söz alarak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yıllardır avukatları ve ailesi ile görüştürülmemesinin hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu belirterek “Bu, ben çete yöntemleriyle bu ülkeyi yönetiyorum demektir” dedi.

Beştaş şunları söyledi: “İmralı Adası bu ülkenin cezaevi değil mi? Ceza İnfaz Kanununa tabi değil mi? Ceza almış diye insanları ailesiyle, avukatlarıyla görüştürmemek hukuk devleti değilim, ben kabile devletiyim, ben çete yöntemleriyle bu ülkeyi yönetiyorum demektir. Eğer hukuka burada uyulmayacaksa, uyulmasını istemeyeceksek nerede isteyeceğiz?” sözlerini kullandı.

Beştaş, ayrıca; 8 HEDEP milletvekilinin pasaportlarına İçişleri Bakanlığı tarafından tahdit konulduğu için yurt dışına çıkamadıklarını bunun da “hukuk tanımazlığa” başka bir örnek olduğunu söyledi.

Bu sırada AK Partili İsmail Erdem, “Terör seviciliği” ifadesini kullandı. Bunun üzerine Meral Danış Beştaş, Erdem’e dönerek, “Terörist senin babandır. Sensin! Bize terörist diyenlerin alnını karışlarım. Terörist sizsiniz! Kim ‘Terörist’ diyorsa onlar teröristtir. Oradan ‘terörist’ diyeceksiniz, biz dinleyeceğiz öyle mi? Dinleyeceksin kuzu kuzu. Terör sevici de kendileridir. Onlar seviyor terörü. Terör üzerinden beka devşiriyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Ömer Çelik’ten Özgür Özel’e ‘Darbe’ Yanıtı: Yassıada Zihniyeti

CHP Lideri Özgür Özel’in AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması kararına ilişkin yaptığı “darbe” değerlendirmesine yanıt veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Onlar demokratik kültüre alışkın olmadıkları için Türkiye’de demokratik hayatta çözülmesi gereken mesele çıktığında, bunu sürekli olarak hemen bir ‘darbe girişimi’ olarak sunmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Türkiye’deki en büyük meselelerden biri, demokratik hayat içindeki olağan birtakım tartışmaları CHP’nin öteden beri bir rejim tartışması haline getirmesidir. İktidara geldiğimiz zamandan beri herhangi bir konuda sistem üzerinde bir iyileştirme, reform yapmaya çalıştığımızda CHP bunu rejim tartışması haline getirirdi. Türkiye’de rejimimiz üzerinde mutabakat tamdır, rejim ile ilgili Türkiye’nin bir problemi yoktur.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisince düzenlenen çalışma kampının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Birgün’ün aktardığına göre; Yargıtay’ın, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili seçilen Gezi Parkı davası sanığı Can Atalay’a ilişkin kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması kararına ilişkin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “darbe” ifadesini kullanmasına yönelik değerlendirmesi sorulan Çelik, şunları söyledi:

“Bu çıktığı zaman bu uyumun sağlanması görevi Cumhurbaşkanlığı makamına verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da ‘Hakem pozisyondayız, üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz’ dedi. Eğer bu uyumun sağlanması bakımından yasal ve anayasal boşluklar varsa bunların giderilmesi TBMM’nin görevidir.”

Özel’in açıklamalarını, “Yassıada zihniyeti” olarak nitelendirdiğini vurgulayan Çelik, şunları söyledi: “Onlar demokratik kültüre alışkın olmadıkları için Türkiye’de demokratik hayatta çözülmesi gereken mesele çıktığında, bunu sürekli olarak hemen bir ‘darbe girişimi’ olarak sunmaya çalışıyorlar.

Türkiye’deki en büyük meselelerden biri, demokratik hayat içindeki olağan birtakım tartışmaları CHP’nin öteden beri bir rejim tartışması haline getirmesidir. İktidara geldiğimiz zamandan beri herhangi bir konuda sistem üzerinde bir iyileştirme, reform yapmaya çalıştığımızda CHP bunu rejim tartışması haline getirirdi. Türkiye’de rejimimiz üzerinde mutabakat tamdır, rejim ile ilgili Türkiye’nin bir problemi yoktur.”

“CHP’de herhangi bir siyasi yazılım değişimi olmamıştır”

Çelik, CHP Genel Başkanı Özel’in seçilir seçilmez “Cumhurbaşkanlığı makamının meşruiyetine saldırdığını” iddia ederek şu açıklamalarda bulundu: “Bunlar ‘değişim’ diye ortaya çıktılar ancak bu, şunu gösterdi ki aslında CHP’de herhangi bir siyasi yazılım değişimi olmamıştır. Onlar sadece biyografiyi değiştirmişler. CHP Genel Başkanı’nın biyografisi değiştiği zaman bunu siyasi değişim zannediyorlar. Siyasi değişim, siyasi fikirlerin, demokratik sisteme yaklaşımın, demokratik sistem içindeki tartışmalara yaklaşımın ele alınmasıyla ilgili bir değişimdir.

Özel’in ilk ortaya koyduğu açıklamalar, Kemal Kılıçdaroğlu döneminden bile daha geri açıklamalardır. Kemal Kılıçdaroğlu demokratik bir üslubu sürdürmeyi öğrenememişti ama en azından öğrenmiş gibi yapıyordu. Bütün bunlar olmadığı zaman ne oldu? Şimdi hemen bir tartışmayı darbe olarak nitelendirip Sayın Cumhurbaşkanı’mızın siyasal meşruluğuna saldırmak sadece Yassıada zihniyetinden beri alışkın olduğumuz demokrasiyi, siyasi sistemi zehirleme faaliyetinin bir devamıdır.”

“CHP Genel Başkanı Özel’in, partisinin ön seçimle yerel seçim adayı belirlemesine yönelik bir hafta içinde iki farklı değerlendirmesinin olduğu” yönündeki söylemlere ilişkin düşüncesi sorulan Çelik, şunları kaydetti:

“Seçim zamanında bunları gördük, önceki Genel Başkan da ‘demokrasi, çoğulculuk’ demişti, kendileri gibi düşünmeyenleri tehdit etmeye, demokrasiyi zehirleyecek şekilde terör örgütlerine alan oluşturmaya başladılar. Şimdiki de geldi ‘ön seçimle belirleyeceğiz’ dedi, sonra ‘ön seçim için yeterli takvim yok’ diyor.

Onun için diyoruz ki bu bir siyasal değişim değil, bu bir biyografi değişimidir. CHP aynı CHP’dir. Göreceksiniz öncekinden daha otoriter birtakım yaklaşımların ortaya çıktığı görülecek. Kemal Kılıçdaroğlu hiç yoktan ‘demokrat’ gibi yapıyordu, şimdikinin ilk vazgeçtiği şey kendi sözü oldu. Bir siyasi partinin kendi içindeki çelişkileri yönetemezken devlet hayatı hakkında bu kadar iddialı cümleler kurması bir garabettir.”

Paylaşın

AK Partili Yavuz’dan “İstanbul Ve Ankara” Açıklaması: Geri Alacağız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, “Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var” dedi ve ekledi:

“O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.”

Ali İhsan Yavuz, açıklamasının devamında, “İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel’in sorularını yanıtladı. Yavuz’un  yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şu şekilde:

“‘Yargı krizi’ denilen husus şu anda herkesin gündemine girmiş gibi duruyor. Aslında bu ve benzeri hadiseler bundan önce de oldu. Bütün mesele bu olayların karşısında kimin ne yaptığı… CHP’ye bakıyorsunuz; bir kalkışmadan darbe girişimi diye bahsediyor. Bir yandan da Meclis’te eylem yapıyor. Ana muhalefet partisi, gerçek darbecilere darbeci demedi bugüne kadar; gerçek teröristlere terörist demedi.

Gerçek teröristlerle arasına mesafe koymadı. Ama böyle bir hadiseyi bahane ederek, Cumhurbaşkanımıza, Cumhur İttifakı’na ve AK Parti’ye yükleniyor. Burada yüklenecek ne var? Zaten Cumhurbaşkanımız bu ve benzeri konularda en fazla bedel ödemiş insanların başında geliyor. Bu meseleyi çözüme kavuşturmak için çözüm önerisi sunmak varken; Meclis’i kilitlemeye çalışıyorsun.

Can Atalay, biliyorsunuz Gezi sanıklarından birisi. Aslında kendisine atfedilen suç da ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya engellemeye yönelik bir girişimden’ ötürü dava açılıyor 2022 yılında 18 yıla mahkûm ediliyor. Dosya Yargıtay’a gittiği aşamada ise milletvekili seçiliyor.

Milletvekili seçilir seçilmez de Anayasa’nın 83. Maddesine göre bu kapsamda değerlendirilerek tutuklanmasına son verilmesi; yargılamanın durdurulması isteniyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne müracaat ediliyor ve reddediliyor. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne gidiliyor ve Anayasa Mahkemesi yeni bir karar veriyor.

İki yargının arasındaki çelişki ortadayken CHP bütün vebali hükümete yüklüyor. Eleştirilecek birçok yanını bulabilirsiniz ama burada en az eleştireceğiniz kişi iktidardır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı sanki iktidar vermiş gibi ‘Darbe yapıyorsunuz’ diyor. Anayasa Mahkemesi, elbet böyle bir karar verebilir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin de söyleyecekleri olabilir. Orası adli dosyaların son temyiz yeri.

Bunu eleştirebilirsiniz ama iktidara bağlayamazsınız. Acaba PKK’nın ele başlarından herhangi birisi aynı duruma düşse 14’üncü maddeyi uygulayacak mısın? Türkiye’de darbeye kalkışanlar mesela FETÖ ele başlı aynı şekilde milletvekilliğine kalkışsa ve bir şekilde seçilse aynı şekilde onu yok mu sayacaksın?

Biz şimdi hukukun üstünlüğünü mü, üstünlerin hukukunu mu savunacağız? Kim üstün burada? Hukukun üstünlüğünü savunacaksak, Anayasal zeminde çerçeve çok net oluşturulmuş ama bu oluşturulan çerçeve anlaşılmıyorsa birileri bu çerçevenin dışına çıkıyorsa sorumlu olan biziz. CHP’dir, AK Parti’dir.

Grubu bulunan partilerdir. Sınırı aşan bir yer varsa yeniden çerçeveyi oluşturacak bir öneri getir ama CHP bunu yapmıyor, sadece konuşuyor ve eylem yapıyor. Türkiye’nin ikinci partisi sadece iktidarı suçluyor. Çözüm yeri olarak TBMM’yi asla görmüyor. CHP, Atatürk’ün kurguladığı zeminden çok öteye düştü. CHP değişmedi, başkalaştı. CHP’nin değişmediğini ikinci gün anladık.

Yerel seçimler: Biz son derece ilkelerini netleştirmiş, yol haritasını belirlemiş ve bununla yol alarak sürece doğru hızlı bir şekilde ilerleyen bir partiyiz. Anket çalışmaları yapıyoruz, birimler çalışıyor, pazar günü temayül yoklamasından sonra Cumhurbaşkanı’mızın ön gördüğü bir anda toplantılara başlayacağız. Adayları ne geç açıklamak doğrudur ne de erken açıklamak. En uygun anı yakalamak gereklidir. Geçen sene ocak ayının sonlarına doğru açıkladık. Kasım ayının sonları, aralık ve ocak ayları hep adayların belirlendiği ve adayların açıklanmaya başlandığı ay olacak.

Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var. O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.

İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti, İstanbul İçin Kürt Oylarının Peşinde

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçim stratejileri netleşiyor. AK Parti, 2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı’na kaybettiği İstanbul’da yeniden kazanmak için Kürt oylarının peşinde.

Kürtlerin oyunu almak için HEDEP (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) ile iş birliğine sıcak bakılmayan AK Parti’de, “Kürtlerin oyu kazanılacaksa hizmet siyaseti ile kazanılmalı” görüşü öne çıkıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’nin son MYK toplantılarında da İstanbul seçim stratejisine ilişkin pek çok öneri sunuldu. İstanbul’daki Kürt nüfusun seçim sonucundaki etkisine dikkat çeken bazı MYK üyeleri, Kürtlerin oyunu almadan İstanbul’un kazanılmasının zor olduğunu belirtti.

Kürt seçmenin oyunu almak için Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelere daha çok hizmet götürülmesi gerektiğini kaydeden AK Partili yöneticiler, Kürtlerin oyunu almak için HEDEP ile iş birliğine sıcak bakmadıklarını belirtti ve “Kürtlerin oyu kazanılacaksa hizmet siyaseti ile kazanılmalı” görüşünü aktardı.

Öte yandan son genel seçimlerde yüzde 52 oyla yeniden Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel oyunun partisinin çok üzerinde olduğu bir kez daha görüldü. Ancak Erdoğan’ın bir siyasi aktör olarak tek başına varlığı birçok seçimin sonucunda etkili olsa da yerel seçimlerde bunun tam çalışmadığı da görülmüş durumda.

2019 seçimlerinde uzun yıllardır siyaset sahnesinde yer alan Binali Yıldırım, İstanbul’da aday gösterilmiş ve Ekrem İmamoğlu karşısında yarışı hem de iki kere kaybetmişti. AK Partili siyasetçiler şimdi, “Yerel seçimlerde sadece Erdoğan’ın yetmediğini görüyoruz. Adayın memleketi, donanımı, o ildeki karşılığı, icra yeteneği olmadan olmuyor.

Aday belirlerken de tüm bunlara bakılacak” diyor. İstanbul için aday arayışı da sürüyor. AK Parti kulislerinde İstanbul için en çok konuşulan isim eski Çevre Bakanı Murat Kurum. Ama sürecin sürprizlere de gebe olabileceği kaydediliyor.

Paylaşın