Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye Ve İran’a ‘Mülteci’ Tepkisi

Uluslararası Af Örgütü yayımladığı açıklama ile İran ve Türkiye güçlerinin, güvenlik arayışıyla sınırlarını geçmeye çalışan Afganistanlıları defalarca geri ittiğini ve bunun için erkeklerin, kadınların ve çocukların üzerine hukuka aykırı biçimde ateş açmak dahil çeşitli yollara başvurduğunu açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü, “Bizi insan yerine koymuyorlar: Afganistanlıların Türkiye ve İran’dan hukuka aykırı olarak geri gönderilmeleri” başlıklı yeni raporda, çoğunlukla İran sınırında olmak üzere güvenlik güçlerinin, duvarlara tırmanan veya çitlerin altından sürünerek geçmeye çalışan insanların üzerine doğrudan ateş açtığı çok sayıda vakayı belgeledi.

İran ya da Türkiye’ye girmeyi başarabilen Afganistanlı, rutin olarak keyfi şekilde alıkonuldu ve hukuka aykırı olarak ve zorla geri gönderilmeden önce işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı.

Afganistanlıların tanıklıkları

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a gitti ve Herat şehri ile İslam Kale sınır kasabasında görüşmeler gerçekleştirdi. Araştırmacılar, İran ve Türkiye’den geri itilen 74 Afganistanlıyla konuştu.

Bu kişilerin 48’i, sınırları geçmeye çalışırken ateş altında kaldıklarını bildirdi. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü kişilerden hiçbiri, Türkiye veya İran’da sığınma başvurusunda bulunamamıştı ve çoğu, uluslararası hukuk ihlal edilerek Afganistan’a geri gönderilmişti.

“Faillerden hesap sorulmalı”

Uluslararası Af Örgütü Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Marie Forestier konu hakkındaki açıklamasında, şöyle dedi:

“Afganistan’dan havayoluyla gerçekleştirilen tahliyelerin sonra ermesinden bir yıl sonra, geride bırakılan birçok kişi ülkeden çıkmak için hayatını tehlikeye atıyor.

“Son bir yıl içinde, güvenlik arayışıyla İran ve Türkiye sınırlarına giden Afganistanlılar, güvenliğe erişebilmek bir yana ateş altında zorla geri gönderildi. İran güçlerinin geçen yılın Ağustos ayından beri, tıklım tıklım dolu arabalara defalarca ateş açma yoluyla da dahil olmak üzere onlarca Afgan hukuka aykırı şekilde öldürdüğünü ve yaraladığını belgeledik.

“Türkiye sınır koruma görevlileri de insanları püskürtmek için havaya ateş açmak ve bazı vakalarda doğrudan üzerlerine ateş etmek dahil Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak atış mühimmatı kullandı.

“Tehlikeler sınırlarda sona ermiyor. Konuştuğumuz birçok Afganistanlı Türkiye’de ya da İran’da keyfi olarak alıkonulmuş, bu süre içinde işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakılmış ve ardından hukuka aykırı olarak geri gönderilmişti.

“Türkiye ve İran yetkililerini, Afganistanlılara yönelik her türlü geri itme ve sınır dışı işlemini acilen durdurmaya, işkence ve diğer türde kötü muameleye son vermeye ve koruma arayan tüm Afganistanlıların güvenli geçişini ve sığınma prosedürlerine erişimini sağlamaya çağırıyoruz.

“Güvenlik güçleri sınırlarda Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak ateşli silah kullanmaya derhal son vermeli ve hukuka aykırı öldürme ve işkenceyi de kapsayan insan hakları ihlallerinin faillerinden hesap sorulmalıdır.”

Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü, uluslararası toplumu İran ve Türkiye dahil yüksek sayıda Afganistanlıya ev sahipliği yapan ülkelere mali ve diğer türde maddi yardım sağlamaya çağırdı.

Uluslararası toplum, sağlanan fonların insan hakları ihlallerine katkıda bulunmamasını güvence altına almalı.

Avrupa Birliği halihazırda Türkiye’nin yeni sınır duvarı ve Uluslararası Af Örgütü’nün Afganistanlıların alıkonulduğunu belgelediği çok sayıda ‘geri gönderme merkezinin’ inşaatı için fon sağladığından bu nokta kritik önemde.

Uzun ve riskli bir yolculuk

Taliban’ın Ağustos 2021’de Afganistan’ı kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yüz binlerce Afganistanlı ülkeden kaçtı. Afganistan’a komşu ülkeler sınırlarını seyahat belgesi olmayan Afganistanlıya kapatarak, birçok kişiye düzensiz şekilde seyahat etmek dışında bir seçenek bırakmadı.

Bu da Afganistanistan’ın Herat Vilayeti’ndeki resmi sınır kapısı yakınındaki çitin altından sürünerek geçmek veya Nimruz Vilayeti’nde iki metre yüksekliğindeki bir duvara tırmanmak gibi resmi olmayan sınır geçişleri üzerinden İran’a girmek anlamına geliyor.

İran sınır muhafızları tarafından anında gözetim altına alınmayanlar sonrasında İran’ın çeşitli şehirlerine ya da Afganistan sınırından 2 bin kilometre uzakta, İran’ın kuzeybatısındaki Türkiye sınırına yolculuk ediyor. Hem Afganistanlı-İran hem de Türkiye-İran sınırlarında Afganistanlılar, İran’dan Afganistan veya Türkiye’den İran’a şiddetle ve hukuka aykırı olarak geri itiliyor.

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a ve Mayıs 2022’de Türkiye’ye gitti.

Araştırmacılar; doktorlar, sivil toplum örgütü çalışanları ve Afganistanlı yetkililerin yanı sıra Türkiye’ye veya İran’a girmeye teşebbüs eden 74 Afganistanlıyla görüştü.

Bazı kişiler birden çok kez sınırdan geçmeyi denemiş, bazıları gruplar halinde yolculuk yapmıştı. Uluslararası Af Örgütü, aktarılan tanıklıklara dayanarak, Mart 2021 ile Mayıs 2022 arasında toplam 255 hukuka aykırı geri gönderme vakasını belgeledi.

İran’a girmeye çalışırken öldürülenler

Uluslararası Af Örgütü, Nisan 2021 ile Ocak 2022 arasında İran’a girmeye çalışırken İran güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı erkek ve 16 yaşındaki bir erkek çocuğun yakınlarıyla görüştü ve İran güvenlik güçleri tarafından 11 öldürme vakasını belgeledi. Ancak gerçek ölüm sayısının çok daha yüksek olması muhtemel.

Kapsamlı raporlama prosedürlerinin olmaması, az sayıda kamuya açık istatistiğin mevcut olduğu anlamına geliyor; fakat insani yardım çalışanları ve Afganistanlı doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, yalnızca Ağustos-Aralık 2021 döneminde en az 59 ölüm ve 31 yaralanma kaydettiklerini belirtti.

Gulam*, 19 yaşındaki yeğeninin Ağustos 2021’de nasıl vurularak öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Sınırdaki duvara gitti, tırmandı ve başını yukarı kaldırdı. O an onu kafasından, sol şakağından vurdular. Sınırın [Afganistanlı] tarafına öylece düşüp kaldı.”

Belgelenen ateş açma vakalarının bazıları İran topraklarında meydana geldi. 35 yaşındaki Sakine, İran sınırını geçip ilerlemeye başlamalarından sonra 16 yaşındaki oğlunun açılan ateş sonucu nasıl öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Oğlumun çığlık çığlığa bana seslendiğini duydum. İki kurşunla kaburgalarından vurulmuştu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, […] bayılmışım. Kendime geldiğimde Afganistan’daydım, oğlumun öldüğünü gördüm. Bir takside cesedinin yanı başındaydım.”

Türkiye güvenlik güçlerinin ateş açma vakaları

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’ye girmeyi deneyen 35 kişiyle görüştü. Bu kişilerin 23’ü ateş altında kaldıklarını bildirdi. Araştırmacıların görüştüğü bir Afganistanlı erkek, üç ergen erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne tanık olduğunu söyledi. Diğer tanıklar, altı erkeğin ve üç erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından yaralandığını anlattı ve Uluslararası Af Örgütü, Türkiye sınırında ateşli silahlarla yaralanan iki erkekle konuştu.

Taliban’dan ölüm tehditleri almasının ardından kaçan eski bir Afganistanlı istihbarat görevlisi olan Arif, üç küçük çocuğun Türkiye güvenlik güçlerince yaralandığına tanık olduğunu söyledi ve şunları anlattı:

“Havaya değil, doğrudan üzerimize ateş ettiler. […] Bir kadınla iki çocuğun yaralandığını gördüm. 2 yaşında bir çocuk böbreğinden, altı yaşındaki bir başkası da elinden vurulmuştu. Çok korkmuştum.”

Görünüşe göre, öldürülenlerin veya yaralananların hiçbiri güvenlik güçlerine veya başkalarına karşı -değil bir ölüm veya ağır yaralama tehdidi- herhangi bir yakın tehdit dahi oluşturmuyordu. Bu da ateşli silah kullanımının hukuka aykırı ve keyfi olabileceği anlamına geliyor.

Bazı vakalarda, İran güvenlik güçlerinin, ateşli silahları öldürme niyetini gösterecek şekilde kullandığı anlaşılıyor. Kısa mesafeden doğrudan kişilerin üzerine ateş açılması buna örnektir.

Marie Forestier, “Ateşli silahların, devlet görevlileri tarafından kasten ve hukuka aykırı şekilde kullanılması sonucunda meydana gelen tüm ölümler, olası yargısız infaz vakaları olarak soruşturulmalıdır” dedi.

İran’da geniş çapta tekrarlayan işkence, yargısız infazlar ve diğer hukuka aykırı öldürmelere yönelik sistemsel cezasızlık krizi hâlâ oldukça yaygın.

Bu nedenle, Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, ileride yargılamaların yapılabilmesi için, geri itmeler bağlamında Afganistanlılara karşı işlenen suçlar dahil olmak üzere, İran’da işlenen uluslararası hukuk uyarınca en ciddi suçlara ilişkin kanıtları toplamak ve incelemek üzere bağımsız bir soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizması kurmaya çağırıyor.

Alıkoyma ve işkence

İran’a veya Türkiye’ye girdikten sonra durdurulan ancak anında geri itilmeyen görüşmecilerin neredeyse hepsi keyfi olarak alıkonuldu. Alıkonulma süresi bir-iki gün ile iki buçuk ay arasında değişiyordu.

23 kişi İran’da, 21 kişi ise Türkiye’de gözetimde tutuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muamele kapsamına girebilecek muameleyi tarif etti.

Hamid, alıkonuldukları süre içinde Türkiye güvenlik güçlerinin kendisini ve arkadaşını nasıl dövdüğünü şöyle anlattı:

“Polislerden birisi arkadaşıma silahının kabzasıyla vurdu, sonra bir başka polis onun üzerine, sanki bir sandalyeye oturuyormuş gibi oturdu. Öylece üzerine oturup sigarasını yaktı. Daha sonra benim de bacaklarıma silahıyla vurdu.”

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü birçok kişi, ateşli silahlarla yaralandıktan sonra İran’da alıkonulmuştu.

Amir, Türkiye güvenlik güçleri tarafından sıkılan ve başını sıyırıp geçen bir kurşunla yaralandı. İran’a geri itildikten sonra İran güvenlik güçleri Amir’i alıkoydu ve başına vurdular. Amir yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Doğrudan yaramın olduğu yere vurdular ve yaram tekrar kanamaya başladı… Bir keresinde ‘Lütfen başıma vurmayın’ dedim. [Alıkoyma merkezindeki] bir güvenlik görevlisi bana ‘Neresi?’ diye sordu. Ona neresi olduğunu gösterdiğimde, tam gösterdiğim yere vurdu.”

Türkiye yetkililerinin hukuka aykırı olarak geri gönderdiği 11 Afganistanlı, Türkiye’de, inşaatı kısmen AB tarafından fonlanan altı geri gönderme merkezinden birinde alıkonulmuştu.

Uluslararası koruma sağlanmadı

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü Afganistanlının hiçbiri ne İran’da ne de Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunabildi. Görüşmeciler, yetkililere, Afganistan’a geri gönderilmeleri halinde insan hakları ihlallerine maruz kalma konusunda ciddi risk altında olacaklarını anlatmaya çalışsalar da korkularının göz ardı edildiğini belirttiler.

İran güvenlik güçleri, alıkonulan kişileri otobüsle Afganistan sınırına naklederken, Türkiye güvenlik güçleri de onları genellikle resmi olmayan sınır kapılarından İran’a nakletti.

Türkiye’den sınır dışı edilenlerden 10 kişi uçakla doğrudan Afganistan’a geri gönderildi. Türkiye, Ocak 2022 sonunda Afganistan’a charter uçuşları yeniden başlattı. Nisan sonunda, Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı resmi internet sayfasında 6 bin 805 Afganistan vatandaşının charter seferlerle ülkelerine geri gönderildiğini açıkladı.

Geri gönderilen görüşmecilerin hepsi, Türkiye ve İran yetkililerinin onlara gitmeleri için baskı yaptığını belirtti. Uluslararası Af Örgütü, alıkonulan kişilerin, Afganistan’a geri gönderileceklerini duyduklarında hıçkırıklara boğulduğunu ve bayıldığını, bir erkeğin ise bir pencereden atlayarak intihar girişimde bulunduğunu öğrendi.

Alıkonulan ve sonrasında Türkiye’den charter seferlerle sınır dışı edilen sekiz kişi, Türkiye yetkilerinin onlara gönüllü geri döndüklerini belirten belgeleri imzalamaları için baskı yaptığını ifade etti. Bir erkek şunları söyledi:

“[Güvenlik güçlerine] Afganistan’da tehdit altında olduğumu söyledim. Umurlarında olmadı. Beni dövüp, duvara ittiler. Yere düştüm. İki adam bacaklarımı tuttu, birisi de göğsüme oturdu. Diğer iki kişi de parmaklarımı tutarak kâğıda parmak bastırdı.”

Anlatılanlar, Uluslararası Af Örgütü’nün daha önce Türkiye’den “gönüllü” geri dönüşlerle ilgili yaptığı araştırmanın bulgularıyla örtüşüyor.

“Uluslararası hukukun bir parçası olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, devletler herhangi bir kişiyi zulüm ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olacakları bir yere geri gönderemez. Türkiye ve İran yetkililerini bu yükümlülüğe riayet etmeye ve insanları Afganistan’daki tehlikeli ortama zorla geri göndermeyi sonlandırmaya çağırıyoruz” diyen Marie Forestier sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Uluslararası toplum da risk altındaki Afganistanlıların güvenli çıkış ve tahliyelerini sağlamalı ve Afganistanlı mültecilere ev sahipliği yapılması sorumluluğunun paylaşılması için ortak ve koordineli bir çözüm geliştirme çabalarını hızlandırmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Reuters: ABD, Taliban’la Görüşmelere Devam Edecek

Taliban’ın ayak sürümesine ve öldürülen El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaşayabilmesine rağmen ABD’nin, dondurulan varlıkların serbest bırakılması için görüşmelere devam edeceği öne sürüldü.

Reuters’ın konu hakkında bilgisi olan ve adı açıklanmayan kaynaklara dayandırdığı haberde bu kararın, ülkede giderek büyüyen insani krize dair Washington’da artan endişeleri gösterdiği yazıldı.

Taliban’ın geçen sene yönetimi ele geçirmesinden sonra Washington, Kabil’in 7 milyar dolarını ABD’de dondurmuştu. Şubat ayında Beyaz Saray, 3,5 milyar doların 11 Eylül kurbanlarının halen devam eden hukuki süreçleri ve tazminat talepleri için ayrılmasına karar vermişti. Paranın diğer yarısının da insani yardım temelinde doğrudan Afgan halkına aktarılacağı açıklanmıştı. Bunun için ABD’nin müttefikleriyle birlikte İsviçre merkezli uluslararası bir fon oluşturması bekleniyor.

Kimliğinin gizli tutulması koşuluyla konuşan iki kaynağa göre ABD’nin Dışişleri ve Hazine bakanlıklarından yetkililer, bağımsız analistlere 11 Ağustos’ta verilen brifingde, yavaş olmasına rağmen görüşmeleri sürdüreceklerini söyledi.

ABD’li bir yetkilinin, Taliban ve Afganistan Merkez Bankası’nın “hızlı hareket etmediğini söylediği” öne sürüldü.

Haber ajansı, Dışişleri Bakanlığı’nın brifing hakkında yorum yapmaktan kaçındığını ancak bir kaynağın bunu doğruladığını yazdı.

Söz konusu paradan Afganistan Merkez Bankası’nın yeniden sermayelendirilmesinde, Afgani’nin değerinin artırılmasında ve enflasyonda mücadelede de hedefleniyordu.

Ancak El Kaide lideri ez-Zevahiri’nin Kabil’de öldürülmesinin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı, merkez bankasının yeniden sermayelendirilmesini “kısa vadeli bir seçenek olarak görmemeye” başladı. Zira paranın, terör örgütlerine aktarılabileceği endişesi arttı.

Habere göre ABD’li yetkililer brifingde, görüşmelerin Taliban’ın uluslararası camianın ortak olduğu taleplere direnmesi yüzünden de zorlaştığını söyledi.

Bu talepler arasında Afganistan Merkez Bankası’nın başına deneyimli profesyonellerin getirilmesi var. Ayrıca kara para aklanmaması için bağımsız bir kurul oluşturulmasının prensipte kabul edilmesine rağmen resmiyete dökülmediği de iddia edildi.

Taliban’ın ayrıca, uluslararası yardım fonlarını Birleşmiş Milletler aracılığıyla Kabil’deki insani yardım kuruluşlarına dağıtılmasını kabul etmediği öne sürüldü.

ABD “Alternatif yollar arıyoruz” açıklamasını yapmıştı

Joe Biden yönetimi, dondurulmuş 3,5 milyar doları Afganistan Merkez Bankası’na yakın zamanda iade etmeyeceğini iki hafta önce açıklamıştı.

ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Thomas West, The Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada “Afganistan Merkez Bankası’nın yeniden sermayelendirilmesini kısa vadeli bir seçenek olarak görmüyoruz” demişti.

Aylardır Afganistan Merkez Bankası’yla görüşmelerin sürdürüldüğünü ifade eden West, 3,5 milyar doların teröristlerin eline geçmeyeceğine inanmaları için yeterli güvencenin verilmediğini vurgulamıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price da milyonlarca kişinin açlıkla boğuştuğu ülkenin parasını Afganlar için kullanmak üzere alternatif yollar aradıklarını Washington’da gazetecilere ifade etmişti.

Taliban’ın kadınlara yönelik baskısıyla dikkat çeken demokrasi karşıtı tutumları, Batı’nın tepkisini topluyor. El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin başkent Kabil’in merkezindeki bir evde yaşayabilmesi de bu tepkiyi büyüttü.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 11 Eylül saldırılarının da aralarında bulunduğu pek çok eylemden sorumlu bu önemli ismin Kabil’de yaşamasının, iki ülke arasındaki çekilme anlaşmasının ihlali anlamına geldiğini söylemişti. Ancak Taliban, Zevahiri’den haberdar olmadığını öne sürüyor.

Paylaşın

Afganistan’ı Sel Vurdu: En Az 20 Can Kaybı

Afganistan’ın başkenti Kabil yakınlarındaki Logar vilayetinde yaşanan sel felaketinde son 48 saatte en az 20 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yetkililer ülke genelinde son bir ayda yaşanan sel felaketlerinde en 165 kişinin öldüğünü belirtti. 

Taliban yönetiminin Afet Yönetimi Devlet Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Nesim Hakkani pazartesi günü yaptığı açıklamada, son 48 saatte en 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 35 kişininse yaralandığını söyledi.

Logar Valisi Mevlevi İnayatullah Şuca önceki gün, sel felaketine cumartesi günü sabah saatlerinde başlayan şiddetli yağışın neden olduğunu açıklamıştı. Şuca, sel nedeniyle 3 binden fazla evin de hasar gördüğünü bildirmişti.

Yetkililer ülke genelinde son bir ayda yaşanan sel felaketlerinde en 165 kişinin öldüğünü belirtti. Deprem ve sel gibi doğal afetlerle mücadelede zorlanan Taliban hükümeti, uluslararası toplumdan yardım çağrısı yapıyor.

Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid sosyal medyada yayınlanan bir videoda, “Uluslararası toplumdan, özellikle de İslam devletleri ve insani yardım kuruluşlarından kurbanlara acilen yardım edilmesini talep ediyoruz.” ifadelerini kullanmıştı.

Taliban’ın yönetimi ele geçirdiği 2021 ağustos ayından bu yana Afganistan, kuraklık, sel ve deprem gibi doğal afetlerle mücadele ediyor. Haziran ayında meydana gelen depremde en az bin kişinin hayatını kaybettiği bildirilmişti.

Paylaşın

Afganistan’da Yeni İç Savaş Tehlikesi

Geçen hafta Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaklaşık 40 kadın, Eğitim Bakanlığı’nın önünde gösteri yaptı. Talepleri “ekmek, iş ve özgürlük”tü. Taliban’ın bu eyleme tepkisi sert oldu. Silahlı muhâfızlar, kalabalığın üzerine rastgele ateş açtı, kaçan kadınları tüfek dipçikleriyle dövdü.

Muhafızların şiddetinden olay yerinde haber yapan gazeteciler de nasibini fazlasıyla aldı. Afganistan’da bir yıl önce Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından ülkedeki kadınların durumu dramatik bir şekilde kötüleşti.

“Batı’nın oyuncağı kadınlar”

Gazeteci ve etnolog Shikiba Babori bu duruma şaşırmıyor.

Babori, DW’ye verdiği mülakatta “Afganistan’daki pek çok erkek, muhatabını ikna etmek için argüman kullanmak yerine hedeflerine ulaşmada silahlı güç kullanmaktan başka bir şey öğrenmemiş” diyor ve ekliyor: Seslerini yükselten kadınlar korkutuluyor, tehdit ediliyor veya öldürülüyor.

Babori, kısa süre önce çıkan “Afgan Kadınları: Siyasetin Oyuncağı” adlı kitabında da dikkat çektiği gibi,Batı’nın da Afgan kadınları oyuncak ve piyon olarak kullandığını savunuyor. Bunun en bariz örneğinin 2001 yılında Afganistan’ın işgalinden önce yaşandığını belirten Babori, “Dönemin ABD hükümeti, yürüttüğü savaş kampanyasında Afgan kadınlarını özgürleştirmek istediğini iddia etmiş, Amerikalı feministler de bunu alkışlamıştı” diyor.

Batı’nın 2021’de Kâbil’den alelacele çekilmesinin ardından bu “kurtuluşun” boş bir vaat olduğunun ortaya çıktığını ve Afganistan’daki kadınların yine kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakıldığını vurgulayan Babori, daha önce işgali alkışlayan ABD’deki feministlerin, Afgan hemcinslerinin dramı konusunda sessiz kaldığını ifade ediyor.

Afganistan’ın çalkantılı tarihi

Sessiz kalmayan az sayıdaki Batılı politikacıdan biri ise Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock. Geçtiğimiz günlerde Taliban yönetimi altında kadınların ve kız çocuklarının durumunun dayanılmaz olduğunu dile getiren Baerbock, kız çocukları ve kadınların eğitime erişim haklarının engellendiğini ve erkek akrabaları olmadan özgürce hareket edemedikleri için “hapishanede gibi bir hayat” sürdüklerini vurguladı.

Shikiba Babori, Alman Dışişleri Bakanı’nın “acı gerçek” olarak adlandırdığı bu durumun, son 20 yılda pek çok Afgan kadını için “gayet normal” olduğunu söylüyor: Afganistan’ın 34 vilayetinin yarısından fazlasında kadınların güvencesiz olma durumu zaten hiç değişmemişti.

Almanya’ya 1970’li yıllarda göç etmiş olan Kâbil doğumlu Babori, kitabında 1920’lerden bu yana Afganistan’ın tarihsel gelişimine dair aydınlatıcı bir genel bakış sunuyor ve şehirler ile kırsal bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekiyor: Büyük şehirlerin dışında yaşayan Afgan kadınlarının makus talihine bakarsanız, son 20 yılda sunulan birkaç fırsattan gerçekten yararlanabilen kadın sayısının ne kadar az olduğunu görürsünüz.

Yeni iç savaş tehlikesi

Afgan kökenli DW editörü Waslat Hasrat-Nazimi ise “Afganistan’ın Dişi Aslanları” adlı kitabında, bu fırsatlardan yararlanabilen kadınların bile kendilerini Batı tarafından ortada bırakılmış hissettiğini belirtiyor. Genç yazara göre kadınlar, kendilerine verilen özgürlük sözünün tutulmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradı.

Diğer yandan bazıları da savaşın şimdilik sona ermiş olmasından dolayı rahatlamış durumda. Ancak Hasrat-Nazimi bu sükunetin muhtemelen uzun sürmeyeceğini söylüyor: İşlerin daha da kötüye gideceğini, farklı Taliban grupları arasındaki silahlı çatışmaların artacağını ve IŞİD’in yeniden güç kazanacağını tahmin ediyorum.

Bu öngörtyü destekleyen Shikiba Babori, Afganistan’daki en büyük korkunun, Batı’nın ülkeye olan ilgisini kaybedip başka yönlere odaklanması olduğunu kaydediyor. Tıpkı 1989’da Sovyetler Birliği’nin çekilmesinden sonra olduğu gibi. Bilindiği gibi Sovyet işgalini, Afganistan’da vahim bir iç savaş izlemişti.

Feminist dış politika

Babori’ye göre Annalena Baerbock’un feminist dış politika yaklaşımı bir umut ışığı. Babori, NATO ülkelerinin Afgan halkına karşı, özellikle de ülkedeki felaket boyutundaki insanî kriz noktasında sorumlu olduğunu hatırlatıyor:

“Kadınlar kapıdan dışarı çıkamıyor, kızların okula gitmesine izin verilmiyor. İnsanlar para kazanmak için organlarını satıyor. Ebeveynler çocuklarını satıyor. Evde bir boğaz eksilsin diye çocuklarından vazgeçiyorlar. Batı bu konuları sadece belirli olayların yıldönümlerinde gündeme getirmemeli.”

Afganistan’da aileler çocuklarını neden satıyor?

Hem Babori hem de Hasrat-Nazimi, toplumda hak ettikleri değeri görmek için mücadele eden güçlü Afgan kadınlarına umut bağlıyor. Kitabında, Batı dış politikasının hatalarını açıkça betimleyen ama aynı zamanda cesaret veren Hasrat-Nazimi, mücadeleden vazgeçmeyen aktivistleri ve Afganistan tarihindeki kadın ve insan hakları için ilham veren öncüleri yakından tanıtıyor.

Genç yazar, tüm olumsuzluklara rağmen neden umutlu olduğunu şöyle anlatıyor: Afganistan’da kadınlarla konuştuğumda hemen hepsi ağız birliği yapıyor: Şimdi durum farklı olmak zorunda; şimdi bunu kendimiz başarmak zorundayız.

Paylaşın

Taliban’dan Diğer Ülkelerle İlişkilere ‘Şeriat’ Şartı

Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçen ve özellikle ekonomik kriz nedeniyle küresel çapta tanınma arayışında olan Taliban’dan dünyayla ilişkilerine ‘şeriat şartı’ geldi.

Taliban’ın dini lideri Hibatullah Ahundzade, uluslararası ilişkilerini “şeriata uygun şekilde” yürüteceklerini söyledi. Ahundzade, yaklaşık 3 bin aşiret lideri, yetkili ve din görevlisinin güneydeki Kandahar kentindeki buluşmasında dünya ile ilişkilerde şeriat vurgusu yaptı.

Taliban’ın kurduğu geçici hükümetin Enformasyon Bakanlığı’nın basına dağıttığı konuşmada Ahundzade, “Bu toplantı, mücahitlerin kanı sayesinde, Allah’ın izniyle ulaştığımız özgürlük üzerine kafa yormak için yapılıyor. Uluslararası toplumla İslami Şeriat’a göre ilişki kuracağız… Eğer Şeriat uygun görmezse, herhangi bir başka ülkeyle ilişki kurmayacağız” dedi.

Afganistan’da yönetimi geçen yıl ABD ile NATO’nun çekilmesiyle eş zamanlı olarak 15 Ağustos’ta ele geçiren Taliban’ın kurduğu geçici hükümet, henüz herhangi bir başka ülke tarafından tanınmış değil. Ülkedeki ekonomik kriz bu süreçte, hem uluslararası yaptırımlar hem de kalkınma yardımlarının kesilmesi nedeniyle daha da derinleşmiş durumda.

Yönetiminin ilk günlerinde uluslararası tanınma ve yaptırımların hafifletilmesi karşılığında hak ve özgürlükler açısından daha ılımlı bir çizgi benimseyeceğini savunan Taliban ise bu sözünde durmuş görünmüyor. Afganistan’da son bir yılda özellikle kadın haklarında ciddi gerileme yaşandı; lise çağındaki kız çocukların okula gitmesine izin verilmezken, üniversitelerde de harem-selamlık uygulaması geri getirildi.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Kabil’de Camiye Bombalı saldırı: Onlarca ölü

Afganistan’ın başkenti Kabil’in Hayırhane semtinde yer alan Sıddıki Camii’ne akşam namazı sırasında bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda kişinin öldü ve yaralandığı bilgisi paylaşıldı.

Haber Merkezi/ Saldırı sonrası açıklamada bulunan Kabil Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Halid Zadran, olay yerine çok sayıda güvenlik ve ilk yardım ekibinin sevk edildiğini söyledi.

AP ajansı, görgü tanıklarına dayandırdığı haberinde, aralarında önde gelen din adamı Molla Emir Muhammed Kabuli’nin de bulunduğu en az 10 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi. Ayrıca AP, saldırının bir intihar eylemcisi tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Reuters’a konuşan bir Taliban yetkilisi, en az 35 kişinin yaralandığını ve bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin de olabileceğini söyledi.

Öte yandan Katar merkezli Al Jazeera, olayda yaklaşık 20 kişinin yaşamını yitirdiğini aktardı.

Saldırının düzenlendiği Khair Khana bölgesindeki Kabil Acil Hastanesi de ilk aşamada 27 yaralının hastaneye tedavi için getirildiğini duyurdu. Yaralılar arasında biri 7 yaşında olmak üzere beş çocuk da var.

Saldırıyı henüz üstlenen hiçbir grup olmadı. Ancak bu saldırı, Taliban’ı destekleyen bir din adamının Kabil’de canlı bombayla hedef alınıp öldürüldüğü saldırıdan bir hafta sonra gerçekleşiyor. Geçen hafta yapılan saldırıyı IŞİD üstlenmişti.

Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kayıplara ilişkin bilgi vermezken olayı kınadı. Mücahid, faillerin en kısa süre içerisinde bulunacağını iddia etti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Taliban, Üniversitelerde Zorunlu Din Derslerinin Sayısını Artırdı

15 Ağustos’ta iktidardaki birinci yılını deviren Taliban, üniversitelerdeki zorunlu din derslerinin artırıldığını duyurdu. Yüksek Öğretim Bakanı Abdülbaki Hakkani dün yaptığı açıklamada “Mevcut 8 din dersine 5 tane daha ekliyoruz” dedi.

Hakkani, derslerin İslam tarihi, siyaseti ve yönetimini içerdiğini söyledi. Zorunlu din dersi sayısının haftada bir saatten üç saate yükseltileceğini duyuran Bakan Hakkani, müfredattan hiçbir konunun çıkarılmadığını savundu.

Ancak AFP, bazı üniversitelerin müzik ve heykel gibi Taliban’ın katı tutum izlediği dersleri değiştirdiğini yazdı.

Ayrıca ülkeyi terk eden akademisyenler yüzünden bazı dersler artık verilemiyor.

Yetkilikler, 7-12. sınıflara eğitim veren kız okullarının açılacağını söylese ve kapanmanın nedeni olarak teknik ve mali sıkıntıları gösterse de bu kurumlar hâlâ kapalı.

Eğitim Bakanlığı’nın üst düze yetkililerinden Abdülhalik Sadık, okulların açılıp açılmayacağıyla ilgili gelen bir soruya verdiği cevapta kırsal kesimdeki ailelerin kızlarını okula göndermek için ikna edilmesi gerektiğini savundu: Kırsal kesimdekilerin de ikna olması için liderlerimizle koordineli bir şekilde sağlam bir politika hazırlamaya çalışıyoruz.

Ülkede lise diploması olmayan kız öğrenciler üniversite sınavlarına giremeyecek.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Afganistan: Taliban Yönetiminde Şiddetle Geçen Bir Yıl

15 Ağustos 2022. Taliban’ın 20 senenin ardından Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçirmesinin birinci yılı. Uluslararası Af Örgütü de bu bağlamda Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananları ele alan bir brifing yayınladı.

Af Örgütü, bugün yayınladığı brifingde, “Taliban’ın insan haklarına planlı saldırılarını artırarak azınlık gruplara zulmettiğini, barışçıl protestoları şiddetle bastırdığını, kadın haklarını baskı altına aldığını ve korku yaymak için yargısız infazlara ve zorla kaybetmelere başvurduğunu” kaydetti.

Son bir yılda işlenen hak ihlallerini belgeleyen “Taliban Yönetimi: Şiddet, Cezasızlık ve Boş Vaatlerle Geçen Bir Yıl” brifingi, başta kadın hakları ve basın özgürlüğünü korumaya ve hükümet yetkilileri için af çıkarmaya söz veren Taliban’ın, muhaliflerine yönelik işkence, intikam cinayetleri ve zorla tahliyeler gibi suçlara ilişkin yaygın cezasızlığı ortaya koydu.

“Tüm değişim ihtimalleri hızla buharlaştı”

Brifingde paylaşılan verileri değerlendiren Af Örgütü Güney Asya Bölgesel Direktörü Yamini Mishra, konuyla ilgili açıklamasında şöyle dedi:

“Taliban bir yıl önce, insan haklarını koruma ve geliştirme sözü veren açıklamalar yapmıştı. Buna karşın, 20 yıllık insan hakları kazanımlarını ortadan kaldırma hızları baş döndürücü oldu.

Taliban’ın tam bir cezasızlıkla işleyen, şiddetli baskılar aracılığıyla yönetmeye çalışması sonucunda tüm değişim ihtimalleri hızla buharlaştı.

Keyfi gözaltılar, işkence, kaybetmeler ve hukuk dışı infazlar günlük sorunlar olarak geri döndü. Kadınlar ve kız çocuklar haklarından yoksun bırakıldı ve belirsiz bir gelecekle karşı karşıyalar. Eğitimden ve kamusal hayata katılma imkanından mahrum ediliyorlar.”

Taliban’a “ağır insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukuk suçlarına acilen son verme” çağrısı yapan Uluslararası Af Örgütü de konuyla ilgili yazılı açıklamasında “Taliban, Afganistan’ın fiili yöneticisi olarak Afgan halkının haklarını acilen geri vermeli, korumalı ve geliştirmelidir” dedi.

Mishra ise “Afganistan’daki insan hakları krizinin daha da sarpa sarmasını engellemek için uluslararası toplum bu suçlardan ötürü Taliban’dan hesap sormak üzere somut adımlar atmalı” çağrısında bulundu.

Af Örgütü’nün brifinginden öne çıkanlar özetle şöyle:

İfade ve toplanma özgürlüğü

  • Çok sayıda büyük şehirde, güvenlik güçleri, silahsız protestocuları döverek ve üzerlerine ateş açarak barışçıl protestoları dağıttı.
  • Taliban’ın ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları, insan hakları savunucuları ve sivil toplum aktivistlerini hedef aldı. Bu kişilerin çoğu insan hakları çalışmaları nedeniyle taciz ve tehdit edildi, gözaltına alındı ve hatta öldürüldü.
  • Basın özgürlüğü de saldırı altındaydı. 19 Eylül 2021’de, Devlet Medya ve Bilgi Merkezi, gazetecilerin ‘İslam’a aykırı’ veya ‘ulusal kişilere hakaret eden’ haberler yapmasını yasaklayan, muğlak tanımlar içeren bir kararname yayımladı.
  • Geçen yıl boyunca 80’den fazla gazeteci, barışçıl protestoları haber yaptığı için gözaltına alındı ve işkenceye maruz bırakıldı.

Keyfi gözaltı, işkence, kötü muamele

  • Ağustos 2021’den beri, Taliban askerlerinin, Taliban’ın fermanlarına uymadığı düşünülen veya önceki hükümetle çalışmakla suçlanan kişilere şiddet uyguladığına ve işkenceye maruz bıraktığına ilişkin yaygın ihbarlar yapılıyor.
  • Yüzlerce sivil hukuka aykırı olarak gözaltına alındı. Birçoğu, gözaltı sırasında dipçiklerle dövüldü veya kırbaçlandı.

Yargısız infaz ve zorla kaybetmeler

  • Taliban’ın iktidarı ele geçirdiğinden bu yana direniş savaşçıları olduğu varsayılan kişilere karşı işlendiği iddia edilen intikam cinayetleri, hukuk dışı infazlar ve diğer suçlar savaş suçu kapsamına girebilir.
  • Yüzlerce yargısız infaz vakası yaşandı. Ölen kişilerin vücudunda ateşli silah yaralanması ve işkence izleri bulundu. Onlarca kişi, önceki hükümetteki görevleri nedeniyle veya Taliban’a karşı direnişe katıldıklarından kuşkulanıldığı için kaybedildi ve nerede tutuldukları halen bilinmiyor.

Etnik ve dini azınlıklara zulüm

  • İktidarı ele geçirmesinden sonraki haftalarda Taliban’ın, taraftarlarını, başta Hazaralar, Türkmenler ve Özbekler olmak üzere diğer gruplardan alınan topraklarla ödüllendirmek için Peştun olmayan Afganları evlerinden ve çiftliklerinden zorla çıkarttığı yönünde ihbarlar yapıldı.
  • Belh, Helmend, Daykundi, Kandahar ve Uruzgan vilayetleri dahil ülkenin dört bir yanında tahliyeler bildirildi ve halihazırda çok yüksek olan ülke içinde yerinden edilen kişi sayısı daha da arttı. Haziran 2022 itibariyle, Birleşmiş Milletler, ülke içinde yerinden edilen Afganların sayısının 820 bini aştığı tahmininde bulundu.

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik kısıtlamalar

  • Taliban, iktidara el koyduğundan beri kadınları gitgide daha fazla şiddete maruz bırakıyor. Zaman zaman, bunu kadınların aile üyelerini cezalandırmanın bir yolu olarak yapıyor.
  • Onlarca kadın, onları özgürlüklerinden yoksun bırakan kısıtlamalar artarken haklarını talep etmek için barışçıl protestolara katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alındı ve işkenceye maruz bırakıldı.
  • Taliban, eğitim hakkını engelleyerek milyonlarca Afgan kız çocuğun umutlarını boşa çıkardı. Ortaokul ve liseler 17 Eylül 2021’de yeniden açıldığında, altıncı sınıfın üzerindeki kız çocukların okula gitmesini yasakladı. Bunun geçici bir durum olduğunu öne süren Taliban, daha fazla kadın öğretmen istihdam edilene ve cinsiyet ayrımına dayalı eğitim için ‘uygun’ koşullar sağlanana kadar süreceğini savundu. Fakat bugüne kadar bu planların hiçbiri uygulanmadı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Taliban’dan ‘Ekmek, İş Ve Özgürlük’ İsteyen Kadın Protestoculara Şiddet

Afganistan’ın başkenti Kabil’de düzenlenen bir protesto gösterisinde Taliban güçlerinin kadınları dövdüğü ve havaya ateş açarak göstericileri zorbalıkla dağıttığı bildirildi. “Adalet, adalet. Cehaletten bıktık” sloganları atan kadınların büyük çoğunluğunun yüzlerini peçeyle örtmediği görüldü.

AFP haber ajansının aktardığına göre “Ekmek, iş ve özgürlük” sloganları atan yaklaşık 40 kadın Eğitim Bakanlığı binasının önüne yürüdü.

Taliban’ın ülkede yönetime el koymasının birinci yıl dönümü olan 15 Ağustos’u “kara gün” ilan eden protestocu kadınlar çalışma ve siyasete katılma hakkı talep etti. “Adalet, adalet. Cehaletten bıktık” sloganları atan kadınların büyük çoğunluğunun yüzlerini peçeyle örtmediği görüldü.

Taliban güçleri havaya ateş açarak göstericileri dağıtmaya çalıştı, ardından yakınlardaki dükkanlara sığınan protestocuları takip ederek kadınları dipçikleriyle dövdü. Aylar sonra yapılan ilk kadın protestosunu takip eden bazı gazeteciler de Taliban tarafından dayak yedi.

Kadın hakları geriliyor

Afganistan’da kadın hakları, Taliban’ın geçen yıl 15 Ağustos’ta ülkede kontrolü ele geçirmesinden bu yana büyük gerileme içerisinde. Kadınlar 20 yıldır Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahalesi sırasında kazandıkları bazı sınırlı hak kazanımlarını da kaybetti.

Taliban, geçen yıl yönetimi ele geçirmesinin ardından, 1996-2001 yıllarına kıyasla İslami kuralları daha gevşeterek uygulama ve kadın haklarını tanıma konusunda uluslararası tanınma ve ülkenin dondurulan servetinin serbest bırakılması talebiyle taahhütte bulunmuştu.

Ancak o tarihten bu yana kadınlara yönelik birçok kısıtlama hayata geçirildi. On binlerce kız çocuğu orta okul eğitiminden mahrum edildi, kamuda göveli kadınların işlerine geri dönmesi engellendi. İşi bilen, eğitimli personel eksikliği dolayısıyla işten atamadıkları kadınlar için de yerlerine erkek akrabalarını önermeleri istendi.

Kadınların uzun seyahatlerde ve uçakta tek başına yolculuk yapması yasaklandı. Ayrıca kadınların halka açık park ve bahçelerde erkeklerden ayrı şekilde yalnızca kendilerine ayrılan yerlerde dolaşmasına izin veriliyor.

Mayıs ayından itibaren kadınlara burka zorunluluğu getiren yönetimin televizyon spikerlerinin de yüzlerini örtmesi şartı getirmesi tepki toplamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın